Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Ormanları korumak kalkınma karşıtlığı mıdır-1

Son iki yazımda dünya ormanlarının durumunu ve gidişatını FAO verileriyle ortaya koymaya çalıştım. Tablo hiç de iç açıcı değil, maalesef. Ormanlar hakkında çok yazı yazdım, çok konuşma yaptım. Doğal bu, çünkü ormanlar benim işim. Yazdıklarım ve söylediklerim genelde takdir gördü. Elbette bunlardan hoşlanmayanlar da var. Eleştiriye açığım. Bana en çok yöneltilen eleştiri şu: “Orman orman diyorsunuz ama ülkemizin kalkınmaya da ihtiyacı var, siz kalkınmayı istemiyor musunuz?”

Dün Dünya Çevre Günü’ydü. 1972 yılının 5 Haziran’ında Stockolm’de toplanan BM Dünya Çevre Konferansı’na istinaden her yıl 5 Haziran tarihi Dünya Çevre Günü olarak kutlanıyor. Stocholm’den tam 20 sene sonra BM konferansı bu kez Rio’da toplandı. Ancak adına küçük bir ekleme yapıldı. Rio’da yapılan konferansın adı BM Çevre ve Kalkınma Konferansı idi. Çünkü neredeyse önceki 10 yıl çevre ile kalkınma arasındaki çelişkiyi konuşmakla ve bu çelişkiyi uyumlu hale getirme arayışlarıyla geçmişti. Nitekim 1987 yılında yayımlanan Brundtland Raporu[1] bu çelişkiyi çözmek amacıyla Sürdürülebilir Kalkınma kavramını ortaya atmıştı.

2015 yılında BM, bu sefer, 2030 yılı için sürdürülebilir kalkınma amaçlarını[2] tanımladı. 17 amaç, 169 hedef ve 230 göstergeden meydana gelen ve kısaca SDGs olarak anılan bir eylem planı olan bu çalışma pek çok ulusal ve uluslararası çalışma için kılavuz rolünü üstlendi. Şimdi, gelin biz de bu kılavuzun eşliğinde dünya ormanlarına bir göz atalım.[3] Acaba ormanları korumak kalkınma açısından bir anlam taşıyor mu, ormanlar kalkınmayı destekliyor mu yoksa tam tersine, kalkınmayı baltalıyor mu?

Ormanlar yalnızca bitkilerin ve diğer hayvanların değil insanların da yaşam alanıdır

Tropikal ormanlar ve savanların içinde ya da civarında yaklaşık 820 milyon insan yaşıyor. Üstelik bu insanların 251 milyonu günlük 1,25 dolar gelir limitinin altında. Yani toplumun en yoksul kesimi. Bu durum yalnızca tropikal alanlarda değil dünyanın hemen bütün azgelişmiş bölgelerinde benzer nitelikte. Örneğin Türkiye’de 2018 yılı verileriyle 22 bin 847 orman köyü, yani ormanın içinde ya da bitişiğinde bulunan köy bulunuyor. Bu köylerde yaşayan nüfus ise 6 milyon 827 bin 500. Orman köylüleri sosyo-ekonomik açıdan toplumun en alt düzeyini oluşturuyorlar ve yaşamsal açıdan ormana sıkı sıkıya bağlılar.

Orman işçiliğinden elde edilen gelirler, odunun yapacak ve yakacak olarak kullanımı, odun dışı orman ürünlerinin hem gıda olarak kullanımı hem de toplanıp ticaretinin yapılması, ekoturizm etkinliklerinden elde edilen gelirler (alan kılavuzluğu, hediyelik eşya satışı, konaklama, yeme-içme hizmetleri vb.), karma tarım-ormancılık[4] faaliyetleri gibi pek çok unsur ormanlarda yaşayan insanların ormanla özdeşleşmiş bir kadere sahip olduklarını gösteriyor. 2014 yılında Afrika, Asya ve Latin Amerika’nın tropikal bölgelerindeki 7 bin 978 hanede yapılan bir araştırmaya göre hane gelirlerinin yaklaşık %22’si orman kaynaklarına bağlı. Dolayısıyla ormanları korumak aynı zamanda ormanla kader ortaklığı yapan bu insanları da korumak anlamına geliyor.

Ormanlar dünyanın büyük bir bölümü için hala önemli bir enerji ve gıda kaynağı

Günümüzde dünya çapında ormanlardan elde edilen odunun yaklaşık yarısı (1,8 milyar m3) ısınma, pişirme ya da küçük ölçekli üretim faaliyetleri (tuğla yapımı veya odun kömürü üretimi vb.) için yakacak odun olarak kullanılıyor. Bölgesel olarak bakıldığında ise Afrika’da üretilen odunun %90’ı Asya’da üretilen odunun ise %60’ı hala yakacak olarak, yani asli enerji kaynağı şeklinde kullanılıyor. Türkiye’de bu oran %25 civarında. Bu şu anlama geliyor: Ormanlar olmadığı zaman dünyanın en yoksul insanlarının enerji kaynağı da kalmıyor. Aşağıdaki şekilde dünya toplam enerji tüketiminde biyokütle enerjisinin payı gösteriliyor.

Ormanlar, içinde ya da civarında yaşayan insanlar için gıda açısından da çok büyük anlam taşıyor. Her 7 insandan biri yetersiz beslenme sorunu yaşıyor. 2030 yılında dünya nüfusunun 9,1 milyara çıkacağı ve %70 daha fazla gıdaya ihtiyaç duyulacağı tahmin ediliyor. Ormanlar yalnızca doğrudan bitkisel ve hayvansal gıda kaynağı olarak değil, aynı zamanda tarım alanlarının civarındaki ekolojik dayanıklılığı artırmak ve pişirme için enerji temin etmek yoluyla da gıda güvenliğine katkıda bulunuyor. İklim krizi nedeniyle oluşacak aşırı hava olayları gibi olağan dışı durumlarda ormanların tarım alanlarına göre daha az hassas ve daha dayanıklı olan yapısı, onların gıda güvenliği açısından taşıdıkları önemi bir kat daha artırıyor.

Ormanlar cinsiyet eşitliği açısından önemli fırsatlar sunuyor

Ormanlarla ilgili işlerde kadın istihdamı erkeklere göre çok daha yüksek. Örneğin yakacak odun toplama ve odun kömürü üretimiyle dünya genelinde 850 milyon kişi uğraşıyor ve bunların %83’ü kadın. 135 farklı toplulukta yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre bitkisel gıda toplama işlerinin %79’unu kadınlar yapıyor. Kadınların ormancılık tabanlı işlerde daha fazla rol alması dolaylı olarak onların ekonomik ve politik açıdan da güçlenmelerine, kadın-erkek eşitsizliğinin azalmasına yol açıyor. Elbette yüzde yüz paralel bir ilişki olmasa da kadınlar ürettikçe daha özgür ve daha güçlü hale geliyorlar. Kadınların bu tür işlerde çalışmasının hemen tamamen gelişmekte olan ülkelerde olduğunu düşündüğümüzde, ormanların kadın-erkek eşitliği açısından taşıdığı önem de kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Sanmayın ki hepsi bu. Hayır, bu kadar değil, çok daha fazlası var. Haftaya kaldığım yerden devam edeceğim.

*

[1] Başkanlığını dönemin Norveç Başbakanı Gro Harlem Brundtland yaptığı için Brundtland Komisyonu olarak da anılan Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu tarafından hazırlanan Ortak Geleceğimiz (Our Common Future) adlı rapor.

[2] 25 Eylül 2015 tarihli BM Genel Kurulu’nda kararlaştırılan “Transforming our World: the 2030 agenda for Sustainable Development” adlı eylem planı.

[3] Bundan sonra aktaracağımız bütün veriler yine FAO’nun State of the World’s Forests 2018: Forest Pathways to Sustainable Development adlı raporundan alınmıştır.

[4] Dünyada agroforestry olarak anılan bu faaliyetlere Türkiye’de tarımsal ormancılık denilmektedir. Ne var ki ben bu tabiri yanlış bulduğumdan kullanmıyorum. Tarımsal ormancılık ormancılığın tarım usulleriyle yapılması anlamına gelir. Oysa agroforestry tarımla ormancılığın aynı alanda yapılması anlamını taşımaktadır. Yani, örneğin aynı arazide üstte orman ağaçları varken altta da tarım ürünleri yetiştirilir. Bu nedenle ben karma tarım-ormancılık faaliyetleri demeyi daha doğru buluyorum.

 

More in Hafta Sonu