Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Dünya balıkçılığının durumu -1

Gıda ve Tarım Organizasyonu FAO’nun her yıl yayınladığı dünya balıkçılığının durum raporu, 2020 yılı için de yayımlandı. Rapor, balığa dayalı beslenme ve bunun yarattığı etki konusunda bize önemli fikirler veriyor. Raporda tüm dünya ülkelerinin balık üretimi, tüketimi ve bunun yarattığı ekonomik değer başta olmak üzere, meydana gelen değişimlerin olası nedenleri ve bazı öneriler de yer alıyor. Rapor oldukça geniş kapsamlı olduğu için tek bir yazıya sığdırmak pek de olanaklı değil. O sebeple birkaç yazı halinde değerlendirmek faydalı olacak.  

Avcılıkla üretilen balık miktarı

Raporda ilk göze çarpan nokta, balık üretimindeki artış. Üstelik bu artış hem yetiştiricilikten hem de avcılıktan geliyor. Toplam balık üretim miktarı 2017’deki değeri olan 172 milyon tondan, 2018 yılında 179 milyon tona yükselmiş. Bu üretim içerisinde avcılıktan gelen miktar 2017 yılındaki 92.5 milyon tondan, 2018 yılında 96.4 milyon tona yükselmiş durumda. Yani avcılıkta 3.9 milyon tonluk bir artıştan bahsediyoruz. Türkiye’nin 2017 yılındaki toplam balık üretiminin neredeyse altı katı. Avcılıkla elde ettiğinin ise neredeyse 13 katı. Bu kıyaslamayı yapmamın nedeni artışın boyutunu anlatmak!

Avcılığa dayalı toplam üretimin %50’si Çin, Endonezya, Peru, Hindistan, Rusya, ABD ve Vietnam tarafından gerçekleştirilmiş. Bu ülkeler içinde ise en yüksek pay sahibi olan Çin! Bu ülke, dünya balık avcılığındaki üretimin 12 milyon tonunu tek başına gerçekleştirmiş. Çin’in nasıl bir ülke olduğunu anlamak açısından önemli bir bilgi aslında!

Avcılığa dayalı balık üretiminin %12.6’sı iç sulardan kaynaklanıyorken, %87.4’ü deniz balıkçılığından geliyor. Burada Türkiye için özel bir parantez açmakta fayda var. Çünkü Türkiye’de avcılıktan elde edilen üretimin iki ana türü mevcut. İç sular için İnci kefali, deniz balıkçılığı için de hamsi! Dünya balıkçılığı açısından Peru hamsisi ne demekse Türkiye balıkçılığı için de Karadeniz hamsisi o demek. 2018 yılında dünya genelinde artan deniz balıkçılığı avcılığına karşın Türkiye’de önemli bir azalma meydana gelmiş. Yaklaşık 40 bin ton! Bunun da temel nedeni hamsi avı miktarındaki azalış. 2017 yılında 158 bin ton civarında avlanan hami 2018 yılında ise 96 bin ton civarında avlanmış.  İç su balıkları üretiminde başı çeken inci kefali ise son 10 yıldır 9-11 bin ton civarlarında seyrediyor.  

Rapora göre denizel kaynaklardan elde edilen toplam balık miktarı 2017’deki miktarı olan 81.2 milyon tondan 84.4 milyon tona ulaşmış. Ancak bu miktar hala 1996’da elde edilen 86.4 milyon tonluk üretimin altında. Bu artışın altında yatan en önemli nedenlerden biri Peru ve Şili tarafından yakalanan Peru hamsisi miktarındaki artış. Çünkü El Nino olayları bu türün yakalanmasında önemli dalgalanmalara neden olabiliyor. Bunun yanında bu tür küçük ve su kolonunda yaşayan balıkların stokları, üzerlerindeki av baskısından kaynaklı olarak zaman zaman ciddi azalış ve artışlar sergileyebiliyor.

Nitekim tarihsel sürece bakıldığında gerek Peru hamsisinde gerekse de Karadeniz hamsisinde ciddi miktarda azalış ve artışların meydana geldiği görülecektir. Tabii burada bazı özel faktörlerin yarattığı stok çöküşlerini ayrı bir yere koymakta fayda var. İşte Peru hamsisinde meydana gelen dalgalanma 2018 yılında pozitif yönde seyrettiği için toplam balık üretimine de artış olarak yansımış. Bu artışa rağmen balıkçılıktan gelen üretimin son 20 yıldır 78-81 milyon ton arasında gerçekleştiğini not etmekte fayda var.

Bu durum balıkçılıkla geçinen insan sayısı için de geçerli. Son 20 yıldır balıkçılıkla geçinen insan sayısı 35 milyon ile 39 milyon kişi arasında değişiyor. Kadınların balıkçılık iş gücüne katılımı ise 13 milyonu geçemiyor. İlginçtir balık avcılığı iş gücüne katılımda kadınların payının en az olduğu bölge Avrupa, en yüksek katılım ise Amerika’da. Avrupa’da %3-4’ler civarında bir kadın işgücü katılımı söz konusuyken bu oran Amerika’da %30’lara kadar çıkıyor. Kalıpların dışında gibi görünse de kol gücüne dayalı mesleklerde erkek egemenliğinin baskınlığı, balıkçılıkta da kendini oldukça fazla düzeyde hissettiriyor.

Kalıpların dışında dememin nedeni ise kadın erkek eşitliği meselesinin dünya genelindeki karşılığının her alanda farklı olabilmesi. Tercih meselesi de olabilir ancak ortada bir erkek egemenliği olduğu gerçeği yadsınamaz. Bu durumun aslında balıkçılık sektörünün denize olan yaklaşımını anlamak açısından da faydalı olduğunu düşünüyorum. Daha önce de defalarca belirttiğimiz gibi, erkeklerin egemen olduğu balık avcılığı sektörü denize adeta düşman gözüyle yaklaşıyor. Belki bu yaklaşım cinsiyet oranıyla da ilişkilidir. Araştırmaya değer bir konu.

Türkiye’deki kadın balıkçıların durumuyla ilgili daha detaylı bilgi isteyenler ise bu konuda düzenli paylaşımlar yapan Kadın Balıkçıları Derneği’nin Twitter hesabını takip edebilirler.

‘Stoklar’ sürdürülemez halde

Denizel avcılıkta meydana gelen artışa karşılık balıkçılık filosunda meydana gelen %2.8’lik azalış (yaklaşık 127.000 tekne) ise dikkat çekici. Burada Çin’in önemli bir payı olduğu söylenebilir. Çin toplam balıkçı filosunda son beş yılda %20 bir küçülmeye gitmiş.  Buna rağmen toplam balıkçı filosu içerisinde Çin’in filo büyüklüğü %20’ye yakın bir yer kaplıyor. Dünya genelinde filoları azaltma gibi bir eğilim olduğunu söylemekte fayda var. Örneğin Avrupa Birliği ülkeleri 2000 yılında beri filolarını azaltıyor. Ülkemizde de 2012 yılından itibaren toplamda dört defa olmak üzere balıkçı gemisi geri alım programı uygulandı. Ancak yapılan çalışmalar bu programın istenilen başarıyı sergileyemediğini ortaya koydu. Bu uygulamanın başarılı olabilmesi için balıkçılık dışı bırakılan tekne ve ruhsat sayısının kayda değer bir sayıda olması gerekiyor.

Dünyadaki toplam balıkçı filosu içerisinde Çin’in filo büyüklüğü %20’ye yakın bir yer kaplıyor.

Peki, avcılıkla ilgili bu duruma karşılık balık stokları ne durumda? Raporda buna dair de bilgiler mevcut. FAO’nun değerlendirmesine göre, biyolojik olarak sürdürülebilir seviyelerdeki balık stoklarının oranı 1974’te %90’dan 2017 yılında %65,8’e gerilemiş. Bunun yanında, biyolojik olarak sürdürülemez seviyelerde avlanan stokların yüzdesi, 1974’teki oranı olan %10’dan 2017’de %34,2’ye yükselmiş. Burada karaya çıkarılan balıkların %8,7’sinin biyolojik olarak sürdürülebilir stoklardan geldiğini de eklemiş rapor. Bu sayıların hepsi bize şunu anlatıyor:  

Aşırı avlanan stokların sayısı gün geçtikçe artarken, beraberinde sürdürülebilir düzeyde var olan balık stoklarının sayısı da giderek azalıyor. İşte tam da burada balık yetiştiricilerinin sıklıkla kullandığı bir argüman ortaya çıkıyor: “Stoklar azalıyor o sebeple avcılıktan ziyade yetiştiriciliğe ağırlık verilmeli!” Bu, kısmen doğru olan bir önerme olsa da kendi içerisinde de önemli problemler barındırıyor denilebilir. Bu kısmı da bir sonraki yazıda, yetiştiricilik miktarlarına değinirken değerlendirelim.

Kategori: Hafta Sonu