Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

2070’de 3.6 milyar iklim mültecisi

Uzun bir yazının özeti ile başlayayım: Ülkemizde ve dünyada bilim gazeteciliğine acilen ihtiyacımız var. Aksi halde kendisini bilimsel hissettiren iyi veya kötü niyetli birçok yazı ve haber ile boğuşarak doğruyu yanlıştan ayırmaya çalışacağız. Özellikle de iyi niyetle yapılmış haberlerin bilimsel içeriği çok daha iyi anlamalarına gerek var. 

Geçtiğimiz hafta saygın bilimsel dergilerden Proceedings of the National Academy of Science’da bir makale yayımlandı. Temelde bu makalenin konusu çoğu haber kanalının dikkatini çekecek biçimdeydi: Eğer böyle gidersek, 2070 yılında 3,5 milyar insan iklim açısından yaşamaya uygun koşullara sahip olmayan yerlerde yaşamak zorunda kalacak. Çoğu haber kanalı da bu makaleyi benzer şekilde duyurdu, çünkü bugünkü dünya nüfusunun yaklaşık yarısı 50 yıl içerisinde yaşanmaz hale gelecek yerlerde yaşayacaksa, bunun haber değeri vardır.

Yalnız bu haber bu biçimde sunulduğunda hemen tepkiler de gelmeye başlar, özellikle de iklim değişikliği karşıtlarından: “Gene abartıyorsunuz”, “50 yıl içerisinde dünyanın yarısının yaşanmaz hale gelmesi komik bir iddia”, “Olası senaryolar arasında en kötüsünü seçiyorsunuz, halbuki makalede çok daha olumlu iki senaryo daha var, onların sonuçlarını neden kullanmıyorsunuz?” v.b.

Konuya uzak ve olayı sadece basından takip eden biriyseniz bu yorumlarda hemfikir olmanız da gayet kolay. Doğal olarak en kötüyü düşünmek istemiyoruz, çoğumuz “yok mu bunun bir orta yolu?” diyenlerdeniz. İşte tam da bu nedenle bilimin anlaşılır bir dille ve doğru olarak anlatılması son derece kıymetli.

Afrika’nın Asya’nın nüfusunu yakalaması bekleniyor

Şimdi gelelim konumuz olan makaleye. Öncelikle, dünya nüfusunun nasıl ve nerede artacağına dair ortaya atılmış görüşler var.  Bu görüşleri değişik başlıklar altında sınıflandırmak mümkün, bilim insanları da son senelerde gelecekle ilgili öngörüleri bu şekilde sınıflandırıyorlar. Ekonominin hızlı gelişmesi, yavaş gelişmesi, küreselleşme, kaynak kullanımı, eğitim gibi değişik unsurları hesaba katarak bugünden 2100 yılına kadar toplum yapısının nasıl değişeceğini ortaya koymaya çalışıyorlar. Bu öngörülere göre insan nüfusu da  2070 yılına kadar hiç artmayacak olsa 7,8 milyar olacak, böyle artmaya devam ederse de 11,14 milyarı bulacak. Olası artışın da en başta Afrika’da gerçekleşmesi bekleniyor. Yani Afrika’nın nüfusunun bu yüzyılın sonuna dek Asya’nın nüfusunu yakalaması bekleniyor.

İkinci önemli konu ise insanların hangi sıcaklıkları sevdikleri ile ilgili. Bu makalede yapılan çalışma bundan 6 bin sene önce insan yoğunluğunun hangi iklim koşullarında yaşadığını, 500 sene önce nerede yaşadığını ve günümüzde nerede yaşadığını hesaplıyor. Bu hesaba göre de insanlar senelik ortalamanın 11-15 derece arasında olduğu bölgeleri tercih ediyorlar. Bu sayının biyoloji ya da fizyolojiyle bir alakası yok. Sadece, bizim yetiştirdiğimiz bitki ve hayvanlar ile biz  bu sıcaklıkları tercih ediyoruz.

Doğal olarak, insan nüfusunda ciddi artış beklediğimiz tropik bölgelerin ortalama sıcaklığı 11-15 derece aralığının çok daha üzerinde. Yani, hiç küresel ısınma olmasa bile, dünyadaki insan nüfusunun giderek artan bir oranı 11-15 derece aralığından daha sıcak bölgelerde yaşamaya başlayacak, çünkü nüfus oralarda daha fazla artıyor.

İklim modellerinin önemi

Bir de bu problemin üzerine iklim krizi biniyor. Dünyanın her bölgesinde sıcaklık rejimi değişiyor. Dolayısıyla, bugün 11-15 derece aralığında olan yerler bile gelecekte daha yüksek sıcaklıklara kayıyor. Ama sıcaklığın gelecekte ne kadar artacağını nasıl öngörebiliriz? Bunun için iklim modelleri kullanıyoruz. İklim modellerinin de en temel girdisi gelecekte atmosferde olmasını beklediğimiz karbondioksit oranı.

Gelecekte atmosferde ne kadar karbondioksit olacağını tahmin edebilmek çok zor bir problem olsa da gelecekte ne kadar karbondioksit olacağını söyleyecek olursak, atmosferin ortalama sıcaklığını hesaplayabilmek fazla zor değil. 1896 yılında bir İsveçli bilim insanı Svante Arrhenius ilk defa bu hesabı yapmış, bugün de gelişmiş teknikler, bilgisayarlar ve hesaplama yöntemleri kullandığımızda da aynı sonuca ulaşıyoruz. Yani bilim bu konuda yeterli bilgiye sahip. Atmosferde yaklaşık 550-600 ppm oranında karbondioksit olursa, atmosfer 1750 yılına göre 5-6 derece ısınır.

Bugün atmosferdeki karbondioksit oranı 418 ppm ve bu değer düzenli bir biçimde her sene 2 – 3 ppm artıyor. Bu artışın engellenmesi için uluslararası anlaşmalar yapılıyor. Bunların en yenisi olan Paris Anlaşması’na tüm devletler tamamen uysalar bile küresel ortalama sıcaklığın 3,0 – 3,5 derece arasında artması bekleniyor. Yani herkes kurallara uyacak olsa karbondioksit salımlarının ne kadar azalacağını biliyoruz. Buradan 2070 yılında atmosferde ne kadar karbondioksit olacağını hesaplayabiliriz, bu değeri kullanarak da sıcaklığın ne kadar yükseleceğini anlarız. Bilim insanlarının “Her Şey Şimdiki Gibi Devam Ederse…” (Business as Usual) dedikleri senaryo, yaklaşık olarak buna yakın bir değer veriyor bize. Bu senaryoya göre 2070 yılında ortalama sıcaklığın 3,2 derece artacağı düşünülüyor.

Tüm bu verileri topladığımızda da 2070 yılında 2,7 – 3,6 milyar insanın yukarıda söylediğimiz 11-15 derecelik sıcaklık aralığında yaşayamayacağını görebiliyoruz. Burada da belirsizlik toplam insan nüfusu tahmininden kaynaklanıyor, en alt değer olan 8,2 milyarı alırsak 2,7 milyar insanın, en üst değer olan 11,14 milyarı alırsak da 3,6 milyar insanın 11-15 derece arasındaki sıcaklık bandının dışında yaşamak zorunda kalacağını görüyoruz. Bugün bile bakacak olsak, bu sınırlar arasında yaşayan insan sayısının 1 milyarın üzerinde olduğunu söyleyebiliriz. Hem o bölgelerdeki aşırı nüfus artışı, hem de iklim krizi eklendiğinde 3,6 milyar insanın hayatının çok zorlaşacağını görebilmek pek de zor değil.

Biliyorum sizleri çokça sayıya boğdum ve çoğumuz sayılardan fazla hoşlanmıyoruz. Ama ne yazık ki bilim için sayılar çoğunlukla vazgeçilmez. Ancak bu sayıları kullanarak gelecekte mücadele etmemiz gerekecek olan problemleri görebiliriz. İklim kuşakları kutuplara doğru kaydığında bugün 11-15 derece kuşağında olmayan çok sayıda bölge artık bu aralığa girmeye başlayacak. Bu da beraberinde göç sorununu gündeme getirecek. Özellikle de bu bölgelerdeki nüfusun azalma trendinde olduğu düşünülecek olursa çözümler de kolayca görülmeye başlanabilir. Yeter ki biz sorunlara değil çözümlere odaklanmaya başlayalım.

Kategori: Hafta Sonu