Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Kadının özgürleşmesinde dayanışma ekonomilerinin rolü – Göknur Yumuşak

Yıllar hızla geçiyor. Yine bir 8 Mart haftasındayız. Kadınlar salonlarda ve alanlarda çeşitli etkinliklerde buluşacaklar. Ancak nüfusa oranladığımızda yine az sayıda kadın sokaklarda olacak. Feminist hareket sayesinde önemli kazanımlar sağlanmış olsa da Türkiye’de kadın hareketi toplumsallaşamadı. Bunun en önemli nedenleri arasında genel anlamda örgütlenme sorunu, kadınların büyük bir kesiminin  ekonomik özgürlüğünün olmayışı ve bu yüzden de özgürleşememeleri ile erkek egemen sistemin baskısı sayılabilir.

Çok uluslu şirketlerin politikaları gereği, kırsal kesimde yaşayan nüfus tüm dünyada çok azaldı. Örneğin Türkiye’de Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) verilerine göre köylerin nüfusu % 7.2’ye düştü. Bu oran kırsal nüfusun yok olmak üzere olduğunu gösteriyor. Sözkonusu politikaların amaçlarından biri, kente göç eden yığınların her alanda iyi bir alıcı kitle oluşturması olsa da işsizlik ve yoksulluk, en büyük sorunlardan biri haline geldi. İşsiz (ve yoksul) kesim içinde kadınların oranı ise erkeklere nazaran çok daha fazla. Yine TÜİK verilerine göre 2018 yılında erkeklerin istihdam oranı 65.7 iken kadınlarda bu oran yüzde 29.4. Dolayısıyla milyonlarca kadın üretime katılamıyor, ekonomik bağımsızlıkları olmadığı için özgürleşemiyor; şiddet de görseler, öldürülme riskleri de olsa boşanamıyorlar.

İşsizlik, yoksulluk, şiddet ve adaletsizlikle boğuşan kadınlarda, başta depresyon olmak üzere bir çok ruhsal hastalığa yakalanma oranı da erkeklerle karşılaştırıldığında çok yüksek.  İstatistiklere göre, depresyon hastalığı kadınlarda % 65-70 , erkeklerde ise  % 30-35 oranında görülüyor.

Başka bir iktisat bilimi: Bacılar projesi

Cinsiyet eşitsizliği sorununun çözümlenmesindeki en önemli ayaklardan biri olan “ekonomik özgürlük” konusunda üretilen çözümlerden biri de “dayanışma ekonomileri.” Konuyla ilgili  24-25 Şubat tarihlerinde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi‘nde “Bacılar” adıyla bir Halk Çalıştayı düzenlendi. Çalıştayda, düzenleyiciler Dr. Ferda Dönmez Atbaşı (AÜ SBF Anabilim Dalı Başkanı), Dr. Irene Sotiropoulou (Hull Üniversitesi) ve Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen kadın katılımcılar “halk ekonomisi nedir, halkın ekonomisine dair bilgi nasıl üretilir ve yeni nesillere nasıl aktarılır konularında tartıştı. Katılımcıların tespit edilmesi ve iletişimi konularında destek olduğum çalıştayın amacı; bir çok durumda akademi dışında bulunan ekonomik bilgileri üreten, paylaşan ve konu üzerinde düşünen herkese yer ve zaman sağlamak olarak ifade edildi.

Çalıştaya katılanlar,  ekonomik bilgi(ler)in çok ve çeşitli olduğundan hareketle, “Üniversitelerde öğretilen, genellikle belirli tarihsel noktalarda belirli coğrafi alanlarda, beyaz, erkek, orta sınıf veya daha üst sınıftan olan ve etraflarındaki insanlarla ve ekonomilerle belirli bağlantıları olan insanlar tarafından oluşturulan, belirli bir ekonomik bilgi türü”ne dair eleştirilerini dile getirdi; bu bağlamda ekonominin farklı yaklaşımların çeşitliliğinden yoksun kalmaya devam ettiğini” vurguladı.

Düzenleyicilerden Dr. Sotiropoulou, çalıştayın yaklaşımıyla ilgili şunları söyledi:

Biz bu yaklaşıma farklı adlar veriyoruz: Halk ekonomisi, Grassroots economics, Ριζικά Οικονομικά, veya (iktisadı okuyan) Bacılar. Bacıyan-ı Rum geleneği ve Anadolu’da yaşamış kadınlarının emek ve örgütlenmelerine saygı göstermek amacıyla çalışmamıza böyle bir isim verdik. Biz, kadınların iktisada dair tecrübeleri ve düşüncelerinin çok önemli olduğunu, iklim krizi koşullarında ve her tür adaletsizliğin her ortamda yaşandığı bir çağda, toplumun bilgisini dikkate almayan ve kâr peşinde koşan ‘ekonomik adam’ın modellerinin faydalı olamadığını düşünüyoruz. Kolektif, doğaya ve adalete uygun bir iktisada  olan ihtiyacımız her zamankinden daha yakıcı bir şekilde kendini hissettirmektedir.”

Türkiye’nin her bölgesinden toplam  43 kişinin katıldığı çalıştay çok verimli geçti. Dayanışma ekonomisi ağında ( özellikle ortaklarının  tamamı kadın olan tarımsal kalkınma kooperatifleri ve tüketim kooperatifleri) yer alan kişiler arasında dayanışma ve güç birliğine dair çok güzel ilişkiler gerçekleşti.

Seferihisar örneği

Türkiye’de mevcut iktidar, kadınların çalışma hayatına girmesi ve üretime katılması konusunda sorumluluğunu tam olarak yerine getirmiyor. Bu yüzden yerel yönetimlere çok iş düşüyor.

Bu örneklerden biri de Seferihisar Belediyesi ile dayanışma içerisinde 6 Nisan 2010 yılında kurulan ve ortaklarının tamamı kadın olan Seferihisar Hıdırlık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi. Çok başarılı işler yapıyorlar. Belediye üretim ve pazarlama aşamalarında desteğini esirgemiyor. Bu kooperatifle ilgili 2019 Karaburun Bilim Kongresi’nde sunduğum bildiride, kadınların sosyalleşmesi ve ekonomik özgürlüklerini kazandıkları için duydukları mutluluk, en çok vurgu yaptığım konulardan biriydi.

Tüm dünyada köylülük ve çiftçilik darbe alırken “Başka bir köylülük ve çiftçilik, başka bir yaşam mümkün,” diyerek yola çıkan Seferihisar modeli şimdi de İzmir ölçeğinde uygulanıyor. Büyükşehir Belediyesi, kentin kenar semtlerinde yaşayan dezavantajlı kadınları üretime katmak için yaptığı çalışmalar kapsamında, semt evlerinde kadınları kooperatif çatısı altında bir araya getiriyor. Tarımsal Kalkınma  Kooperatiflerinde üretilen ürünler işlenerek pazara gönderiliyor ya da doğrudan kadınlar tarafından tüketici pazarlarında satılıyor. Bunlardan biri de Kadifekale’de kurulan Pagos Üretici Pazarı. 24 kooperatifin katıldığı pazarda, belediye stant açan yüzlerce kadına, önce hijyen vb. konularında eğitimler veriyor, kentin her semtinden pazara ulaşımı da sağlıyor. Aralarında, 50’li yaşlarında hayatında ilk kez para kazanan kadınların da bulunduğu kooperatif sayesinde sigortalarını yaptırıp primlerini de ödeyebiliyorlar.

Bu tür girişimlerin kadının özgürleşmesine katkısının yanı sıra, tüketicilerin de sağlıklı ürünlere, aracısız ulaşması, market zincirleri dışında bir piyasa oluşması, köy ekonomilerinin kalkınması, işsizlik ve örgütlenme sorunlarına bir ölçüde çözüm bulması gibi katkıları da var.

İklim krizinin çözümüne yerel katkı

Halk Ekonomisi Çalıştayı’nın ikinci gününde, İreni hoca ve Neptun Soyer’in  katıldığı panelde de belirtildiği üzere, sadece Türkiye’de değil, komşumuz Yunanistan’da da olduğu gibi dünyanın pek çok ülkesindeki kadınların üretime katılabilmesi için önemli örneklerden biri; Dayanışma Ekonomisi.

Toplumsal adaletin sağlanması yönünde önemli bir adım olan bu yeni model, özellikle kadınların yüz yüze olduğu ücretsiz emek sömürüsünün önlenmesi açısından kıymetli bir girişim. Kolektif çalışma, rant ekonomisi dışına çıkarak ortakların dayanışması ve güç birliğinin ön planda olduğu bu tür girişimler iklim krizinin önlenmesini çalışmalarına da katkı sağlıyor. Herkes yaşadığı bölgede, küçük çapta tarımsal üretim yaparken, ürünler mümkün olduğunca az fosil yakıt kullanılarak tüketiciye ulaşabiliyor. Enerjilerini sürdürülebilir kaynaklardan sağlıyorlar. (Ortaklarının hepsi kadın olan Zonguldak Devrek Güneşi T.K.K. Kooperatifi, güneş enerjisiyle elektrik üretiyor.) Tarım zehirleri kullanılmadığı ve yerel tohumlarla üretim yaptıkları için ekolojik döngü bozulmuyor. Endüstriyel tarım yerine küçük alanlarda  sürdürülebilir, doğayla uyumlu, agroekolojik tarım yapılıyor. En önemlisi de bin yıllardır olduğu gibi, her bölge kendisine yetecek kadar üretim yapıyor.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun. Dünyada hiçbir kadın ağlamasın.

Kategori: Hafta Sonu