Köşe YazılarıYazarlar

Bir halk sağlığı sorunu olarak orman yangınları

Kış mevsiminin gelmesi; yağışların başlaması ile birlikte kuzey yarımkürede orman yangınları gündemin arka sıralarına düştü. Oysa geçtiğimiz yaz mevsimi boyunca ülkemizin de içinde yer aldığı ılıman kuşakta bulunan çok sayıda ülke orman yangınları ile boğuşmuştu. Hatta bazı ülkelerde yangınlar; haftalarca tüm söndürme çabalarına karşın sürmüştü. Bu durumun tek istisnası ise kuzeyde; karlarla kaplı Sibirya’da çıkan ve büyük oranda orman alanın yok olmasına neden olan yangınlardı.

Gezegenimiz için günümüzde alınan her türlü yangın mücadele önlemine karşın orman yangınlarından kurtuluş yok; kuzey yarımkürede azalan yangınlar; güney yarımkürede yaz mevsiminin daha ilk günlerini bile beklemeden gündemin ilk sıralarına oturdu. Avusturalya’da kasım ayının içinde başlayan yangınla, dönümlerce ormanı yok ederken üç kişi ve nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan 400’ê yakın kaola öldü şu ana kadar… Bölgede şimdiden hava sıcaklığı 40ºC’yi geçti ve irili ufaklı yetmişten fazla orman yangını çıktı. Ülkenin başkenti Canberra ve Sydney kenti gibi iki büyük kentinin yer aldığı bölgede 2013’ten bu yana ilk kez acil durum ilan edilirken, 600’ü aşkın okul tatil edildi, Sydney kentinde gökyüzünü duman ve sis kapladı. Kelimenin tam anlamı ile kent duman altı oldu.

Her geçen yıl özellikle küresel iklim değişikliğinin de etkisi ile daha kolay tutuşabilir hale gelen ormanlar ister insan hatalarının neden olduğu kazalarla, ister doğal nedenlerle isterse kötü amaçlı çıkarılan yangınlar sonucu olsun, büyük zarar görüyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) 2015 yılında yayınladığı rapora göre, gezegenimizde 3999 milyon hektar orman alanı bulunuyor. Örgüte göre son 25 yıllık döneme bakıldığında, 1990 yılında gezegenimizdeki karasal alanının %31.6’i orman alanı iken, 2015 yılında orman alanı oranı %30.6 düşmüş. Bu azalmayı küçük bir oran olarak görebilirsiniz. Ancak bu, Güney Afrika kadar bir alana karşılık geliyor. Sadece yangınlar sonucu değil, nüfus artışı nedeniyle de günden güne kişi başı düşen orman miktarı azalıyor. Orman kayıplarının nedenleri arasında doğal veya kaza nedeni ile çıkan yangınların yanı sıra besin gereksinimi ve tüketimin artması, yeni yerleşim yeri ya da madencilik gibi çeşitli nedenler için arazi açmak için yapılan kesimler ve çıkarılan kasıtlı yangınlar gibi kötü amaçlı olanları da var…

Günden güne artan bu yangınlar ve bunun sonucunda ortaya çıkan orman kayıpları giderek büyüyen bir halk sağlığı sorununa dönüşüyor Temel olarak ormanlar okyanuslardan sonra sera gazları için önemli bir yutak alanı. Ormanların başta yangınlarla yok edilmesi atmosferdeki karbonu tutan bir yutak alanını yok ettiği gibi orman örtüsünün yanması daha önce bu örtü tarafından tutulan karbonun tekrar atmosfere karışmasını sonucunu da doğuruyor. Bu durum atmosferdeki sera konsantrasyonları azaltarak küresel iklim değişikliğini durdurma çabalarına önemli ölçüde darbe vuruyor.

Yangınlar sadece orman örgütlerine bırakılamaz

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Hükümetlerarası Paneli‘nin bir raporu için hazırlanan bir çalışmada ise mevcut ormanlara ek olarak bir trilyon ve üstü sayıda ağaç dikilirse gelecek birkaç on yıl içerisinde 830 milyar tonluk karbondioksitin atmosferden bu ağaçlar tarafından emilebileceği iddia ediliyor. Bu iddianın ne kadar bilimsel ve gerçekçi olduğu tartışıladursun bu yangınlar mevcut alanların bile korunamadığının adeta bir ispatı… Üstelik dikilmesi istenen bu bir trilyon ağaç insanoğlunun sadece son 25 yılda atmosfere salınmasına neden olduğu karbondioksiti ifade ediyor sadece…

Orman yangınlarının küresel iklim değişikliği dışında da halk sağlığı açısından ciddi sonuçları var. Yangınlar yerleşim alanlarını etkiliyor, konutlar da yanıyor. Ciddi bir bölgesel göçe neden olabiliyor. Halen Avusturalya’da süren ve orman itfaiyesinin tüm müdahalelerine rağmen durdurulamayan yangınlar şu ana kadar 1000 hektarlık ormanı yok ederken 200’den fazla konutu da kullanılmaz hale getirdi. Yine gerek insanlar gerekse diğer canlılar üzerinde yapılan çok sayıda bilimsel çalışma bu yangınların neden olduğu yoğun hava kirliliğinin kalp ve solunum sistemi hastalıklarını tetiklediğini, hastanelere bu hastalıklardan başvuruları artırdığını ve hatta bu hastalıklardan ölümler görülmesine neden olduğunu göstermiş. Johnston ve arkadaşları 2012’de Environmental Health Perspectives adlı dergide yayımladıkları bir araştırmalarında orman yangınları sonucu yıllık can kaybını özellikle pm 2.5 µm hava kirliliğine bağlı olarak yıllık 339.000 kişi olduğunu; bunun da 157.000’nin sahra-altı Afrika ülkelerinde gerçekleştiğini ifade etmişlerdi.

Sonuç olarak orman yangınları sadece ülkelerin orman örgütlerine bırakılacak bir konu değil… Yangınlar üzerinde multidisipliner olarak düşünülüp ortak ve küresel çözümleri bir an önce üretilmesi gereken bir noktaya yıllar önce vardı. Yeryüzünde yangınlar nedeniyle orman alanlarının giderek azalması ve her yıl orman örgütlerinin aldığı önlemlere rağmen çok sayıda ülkede daha çok yangın çıkması bunun en büyük ispatı… Halk sağlığı yaklaşımı ile konuya bakarsak ormanlar için temel korunma esas; bu da ormanların küresel iklim değişikliği nedeni ile kolay yanabilir bir durumdan kurtarılması ve küresel ısınma nedeni ile uzayan yangın mevsimlerinin tekrar eski doğal haline dönmesinden geçiyor. Yani temel olarak küresel iklim değişikliğinin önlenmesinden… Tabii bunun bugünden yarına gerçekleştirilmesi zor. Bu nedenle yine halk sağlığı bakışı ile birincil korunma önlemlerini tartışmak gerek… Bunun başında ise yangına dirençli ağaç ve bitki türlerine ağırlık verilmesi, orman köylülerinin eğitilmesi, yerleşim yerlerinin orman sınırına doğru büyümelerinin önlenmesi ve orman ve makilik alanların yıllık temizlik ve bakım çalışmalarının düzenli olarak yapılması geliyor. İkincil önlemler yangınların büyümeden önlenmesi, zararlarının en aza indirilmesi, yeni orman alanlarının yaratılmasından; üçüncül önlemler ise yangınların ormanlara ve ekosistemlere, insan sağlığına verdiği zararların en aza indirilmesinden geçiyor.

Ancak bu güne kadar ki uygulamaların gösterdiği gibi yangınların önlenmesi ve orman alanlarının korunması temel ve birincil önlemlerden geçiyor. Bunun için ise artık bu konuyu daha fazla ülkelerin orman teşkilatlarının almaya çalıştığı ‘söndürme’ önlemleri ile sınırlı bırakmamak ve bir an önce multidisipliner olarak küresel ölçekte gerçek çözümleri ortaya koyabilmektir. Aksi halde bu yıl Amazon yağmur ormanlarında çıkan yangınlarının da hatırlattığı gibi gezegenimiz önemli bir yutak alanını; akciğerlerini kaybediyor; hem de her yıl artan bir hızla…