Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Orman diye diye (4): Fidan mı orman mı, ağaç mı ekosistem mi?

Mevsim fidan dikimi için uygun muydu değil miydi, dikilen fidanlar yaşar mı yaşamaz mı tartışmaları arasında 11 milyon fidan toprakla buluşturuldu. Geçen yazıda bu konuya değinmiş ve özetle şunu söylemiştim: Fidan dikmek, ağaçlandırma yapmak kutsal bir iştir. Dikilen her fidan sayısız yarar sağlar, hem topluma hem doğaya. Türkiye uzun yıllardır başarılı ağaçlandırmalar yapan bir ülkedir. Ancak Türk ormancılığının temel sorunlarının, özellikle doğal ormanlara verilen çok yönlü zararların ağaçlandırmalar yoluyla telafi edilmesi mümkün değil. Yapılan ağaçlandırmaları ülkede ilk kez yapılıyormuş gibi göstermeye çalışmak, ülke ormancılığının asli sorunlarını bu yolla perdelemeye çalışarak halkı yanlış bilgilendirmek, on yıllardır kutlanan 21 Mart tarihi dururken yeni bir ağaç bayramı tarihi yaratmaya çalışmak ve hele hele ormanı ağaç sayısına indirgeyen bilimsel geçerliliği olmayan yöntemlerle algı yaratmaya uğraşmak doğru değil.

Kamuoyunda çokça tartışılan mevsim konusuna gelince; Kasım ayında elbette fidan dikilebilir. Genel olarak ilkbahar ve sonbahar mevsimi fidan dikimi açısından uygun mevsimler olarak kabul edilir. Çünkü bu mevsimlerde hem hava sıcaklıkları hem de yağış açısından fidan dikmek için uygun koşulların olacağı varsayılır. Ancak doğa bizim kullandığımız kavramları kullanmaz. Doğanın takvimi yoktur. Her sene kasım ayı ılık ve yağışlı geçmez. Tıpkı bu sene olduğu gibi son derece sıcak ve yağışsız da olabilir. Bu durumda akılcı olan uygun koşullar oluşana kadar fidan dikmeyi ertelemektir. Veya uygun koşullar daha erken oluşursa kasım ayını beklemeden de fidan dikebilirsiniz. Üstüne üstlük Türkiye, örneğin Hollanda gibi ülkenin tamamında aynı ekolojik koşulların bulunduğu bir ülke değil. Antalya ile Kars, Diyarbakır ile Edirne bambaşka ekolojik koşullara sahip. O nedenle ülkenin her yerinde aynı gün ağaçlandırma yapmanın hiçbir akılcı yanı yok. Antalya ile Kars’ta, değil aynı günde aynı ayda bile ağaçlandırma yapamazsınız. Elbette amacınız dikilen fidanların doğaya ve topluma yarar sağlaması ise bu akılcı kararları alırsınız. Ama amacınız toplumda yanıltıcı bir algı yaratmaksa bu tür gösterişli işler biçilmiş kaftan olur. Hele bizim gibi sorgusuz sualsiz kabul etmeyi alışkanlık haline getirmiş toplumlarda…

‘Sulama seferberliği’

Her neyse, o ya da bu şekilde 11 milyon, hatta daha fazla fidanın dikildiği söyleniyor. Ayrıca mevsim ve yağışsızlıkla ilgili eleştiriler duyulmuş olmalı ki Orman Bölge Müdürlükleri fidan dikilen alanların sulanması için seferber olmuş durumda. Oysa zaman planlaması doğru yapılsa sulama derdi hiç olmayacak, sulama için kaynak (araç-gereç, emek, zaman ve para) tahsis edilmeyecekti. Çünkü ormancılıkta sulama diye bir şey, fidanlıklar hariç söz konusu olmaz. Yine de umudumuz odur ki dikilen fidanların tamamı yaşayıp ormanlara dönüşsün. Yukarıda açıklananın dışında iyi niyetle bu etkinliğe emek ve gönül veren herkese teşekkür etmek de boynumuzun borcu. Peki, ya şimdi ne olacak?

Olacak olan şu; zarar gören, tahrip olan, madene, enerjiye, yola, havaalanına, çöpe, turizme, özetle aklınıza gelecek hemen her türlü kullanıma tahsis edilen ormanlar nedeniyle ormanlarımız kan kaybetmeye devam ederken, orman endüstrisinin daha fazla odun hammaddesi talebiyle Orman Genel Müdürlüğü yerleşik ormancılık tekniği kurallarını hiçe sayarak nereden ne kadar fazla kesebilirim arayışlarına devam edecek. Bu sırada birileri, hepsi gelişip orman olsa bile topu topu 4 bin 400 hektar yapacak 11 milyonun ninnisiyle tatlı rüyalar görürken, bizler sesimizin çıktığınca bozulan yüzbinlerce ve hatta milyonlarca hektar ormanın sesi, çağrısı olmaya devam edeceğiz.

Tarım ve Orman Bakanlığı, diğer hükümet paydaşları ve onlar ne derse “copy-paste” yöntemiyle tekrarlayan basın-yayın kuruluşları ve sosyal medya cengaverleri sürekli olarak yapılan ağaçlandırmalarla ilgili istatistikleri, bunlara ilişkin görselleri paylaşırken her nedense başka tür kullanımlara tahsis edilerek orman niteliğini yitiren alanları gözden kaçırmaya çalışıyorlar. Oysa sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için resme bütüncül bakmak gerekiyor. Aşağıdaki tablo bu bütüncül bakışın sonuçlarından biri[1]:

Bu tabloda Doğanay Tolunay Hocam’ın ormanlaştırma dediği şey aslında ağaçlandırma. Orman Genel Müdürlüğü, sağ olsun yapılan ağaçlandırmaların ne kadarının orman içi açıklık ya da bozuk ormanlarda ne kadarının orman olmayan alanlarda yapıldığını açıklamadığı için (eskiden bunlar ayrı ayrı açıklanırdı) yapılan her bir hektar ağaçlandırmanın var olan ormanlara yeni ormanlar eklediğini, bunun böyle olmadığını bile bile varsayıyoruz. Üstelik yapılan her ağaçlandırma çalışmasının orman ekosistemine dönüşmesi ne kadar sürer ve hepsi ormanlaşır mı konusuna da hiç girmeden. Öyleyken bile, tablodan da görüldüğü üzere yapılan ağaçlandırma çalışmalarıyla tahsisler yoluyla gerçekleşen ormansızlaşma özellikle son yıllarda kafa kafaya ve hatta 2014, 2015 ve 2017 yıllarında ormansızlaşma daha yüksek miktarlara ulaşmış. Üstelik bir orman alanında 100 hektar alanı, örneğin madenciliğe tahsis ettiğinizde yalnızca 100 hektar ormanı kaybetmiyorsunuz. Ekosistem parçalanması ve işletmeciliğin diğer etkileri (yollar vb.) nedeniyle çok daha fazla orman alanını kaybetmiş oluyoruz.

Ormanların başka tür kullanımlara tahsisi öyle devasa boyutlara ulaştı ki 2018 yılı sonu itibariyle 676 bin 582 hektara ulaştı[2]. Bu tahsislerin 246 bin 258 hektarı son yedi yılda, yani 2012-2018 yılları arasında yapılmış. Bu dönemde yapılan orman tahsislerinin sektörlere göre dağılımına baktığımızda enerji ve madenciliği ön plana çıktığını rahatlıkla görebiliyoruz.

Şunu açık açık söyleyebiliriz; bu alanlar her ne kadar belirli sürelerle bu işletmelere tahsis edilmiş olsa da çok büyük çoğunluğunun yeniden orman niteliği kazanması mümkün olmayacaktır. Yani çevrelerinde etkiledikleri ekosistemle birlikte fiilen kaybedilmiş ormanlardır. Hemen akla şu soru gelebilir. Bu tür tahsisler hiç mi yapılmamalıdır? Elbette hayır! Elbette bazı işletmelerin ya da tesislerin ormanda yapılmasına izin verilmelidir. Ancak burada karar kriterleri söz konusu tesis ya da işletmenin ormanın orman olarak kalmasından daha yüksek bir kamu yararı yaratıyor olabilmesi ve o alanda yapılmasının zorunlu olması, yani başka bir yerde yapılamayacak karaktere sahip olmasıdır. Özellikle son 10-15 yılda verilen tahsisler gözden geçirildiğinde (Kazdağları Altın madenleri, Kuzey Marmara Otoyolu, İstanbul Havalimanı örneklerinde görüldüğü üzere) çoğunlukla bu kriterler açısından yanlış kararlar verilmiş olduğu rahatlıkla görülebilecektir.

Bu eleştirileri yaptığımızda bir kesim ben ve benim gibileri ülkenin kalkınmasını istememekle itham ediyor. Ciddiye alınmayacak bazıları da bizlerin bir merkezden emir alan kişiler olduğumuz saçmalığını dile getiriyor. Oysa bu yapıcı eleştirinin ülkenin kalkınmasını istememekle uzaktan yakından ilgisi bulunmuyor. Bu eleştirel bakış açısı sadece ve sadece bir tercihin sonucu: O tercih yaşamla para arasında yapılan bir tercihten başka bir şey değil!

[1] Bu tablo Orman Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan resmi istatistiklere dayanarak Prof. Dr. Doğanay Tolunay tarafından hazırlanmıştır.

[2] Bu alan içerisinde özel ağaçlandırma amacıyla özel kişi ve kurumlara tahsis edilen orman alanları ile 2b uygulaması ile orman sınırları dışarısına çıkarılan alanlar yer almamaktadır.

Kategori: Hafta Sonu