Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Ağaçlar ayaklanıyor

Hilal Alkan/ Sezai Ozan Zeybek

Ağaçların hareketi -kendi ölçeklerinde- gerçekten korku verecek kadar hızlanmış durumda. Paleontologların yaptıkları çalışmalar, ağaçların en son buz çağının sonunda bu derece müthiş bir hızla ilerlediklerini gösteriyor

Sezai Ozan Zeybek: İklim kriziyle birlikte ağaçların hızlı bir şekilde yer değiştirdiğinden bahsediliyor. Ağaçların göçünden bahsedelim mi bugün?

Hilâl Alkan: Olur. Göç eden ağaçlar çok heyecan verici bir mesele. Hele de ağaçları hep kökleriyle yere bağlı, dolayısıyla hareketsiz canlılar olarak tasavvur ettiğimiz düşünülünce. Elbette ki ağaç göçü derken kastettiğimiz köklerini şöyle bir silkeleyip kuzeye, serin topraklara doğru yola koyulan ağaçlar değil. Daha ziyade nesillere yayılan bir hareket var.

SOZ: Tek tek ağaçların değil, ama ormanların hareketinden bahsediyoruz yani öyle mi?

HA: Evet. Bitkilere ve dağlara bakmayı seven amatör ve profesyonel pek çok gözlemcinin fark ettiği bir durum bu. Bu hareketin en iyi gözlemlendiği yerler de dağlar.

SOZ: Nasıl?

HA: Dağlarda ormanların bittiği ve artık ağaçların yaşamadığı bir sınır olur. Buna orman sınırı denir. O yüksekliğin üstüne çıktığınızda artık sadece çalılar ve çayırlarla, yani yaylayla karşılaşırsınız. Hemen her dağ için bu orman sınırının uzaktan çekilmiş pek çok fotoğrafı bulunuyor. Bazı dağlar için neredeyse yüz yıl önce çekilmiş fotoğraf albümleri mevcut. Bu fotoğraflara baktığımızda orman sınırının her sene daha yukarı çekildiğini, yani ağaçların düpedüz dağın zirvesine doğru ilerlediğini görüyoruz. Bitkibilimcilerin buna getirdikleri açıklama ağaçların sıcaktan kaçtıkları şeklinde. Bu geçtiğimiz yirmi yılda artık net olarak biliniyor.

SOZ: Ağaçlar topluca kutuplara doğru da ilerliyorlar ama, değil mi? Benim aklıma ilk o gelmişti.

 HA:Evet. Ağaçlar bizim yarım küremizde kuzeye doğru ilerliyorlar. Üstelik de epeyce hızlılar. Biz daha küresel ısınma var mı yok mu, yalan mı gerçek mi derken onlar senede ortalama bir kilometre hızla kuzeye doğru yol almaya başlayalı epey bir zaman oluyor. Ancak yeni araştırmalar gösteriyor ki tüm ağaçlar istisnasız bir şekilde kuzeye gitmiyorlar.

SOZ: Sıcağı tercih edenler de mi var?

HA: Şimdilik bildiğimiz kadarıyla sıcağı değil, ama nemi tercih edenler var. Amerika Birleşik Devletleri’nin kuzeydoğu eyaletlerindeki ağaçların bazılarının kuzeye değil de batıya doğru ilerledikleri uzun bir süredir biliniyor; ancak gizemi şimdiye kadar çözülememişti. Geçtiğimiz sene sonuçları yayınlanan bir araştırma bu göçün nedenine dair tahminlerde bulunuyor. Federal Orman İdaresi’nin 1980-2015 yılları arasından çektiği hava fotoğraflarına bakılarak yapılmış olan bir çalışma, ağaçların sadece serinliğin peşinde olmadığını gösteriyor. Geniş yapraklı ağaçlar, örneğin meşeler, huşlar ve dişbudaklar batıya doğru ilerlerken, iğne yapraklı ağaçlar onların yerine doğu sahiline yerleşiyor. Ormanbilimciler bu farklı göç hareketlerinin yağışlarla alakalı olabileceğini düşünüyor. Orta batı eyaletlerinin aldığı yağış miktarı düzenli bir şekilde artarken doğu kıyıları ise yavaş yavaş kuraklaşıyor. Ancak işin ilginç tarafı doğu kıyıları ağaçların yöneldiği orta batıdan henüz daha kurak değil.

SOZ: Bu ne demek yani?

HA: Kulağa çılgınca geliyor; ama ağaçlar da belli bir yağış projeksiyonuyla hareket ediyor olabilirler. Geleceğe dair onların da tahminleri var.

SOZ: Etki-tepkiden daha fazlası var bu anlattığında. Belli bir amaca yönelme, gelmekte olanı tasavvur edebilme… Çok ilginç bu dediğin.

HA: Kesinlikle. Bu arada, ağaçların hareketi (kendi ölçeklerinde) gerçekten korku verecek kadar hızlanmış durumda. Paleontologların yaptıkları çalışmalar, ağaçların en son buz çağının sonunda bu derece müthiş bir hızla ilerlediklerini gösteriyor. Ağaç dağılımını anlamak için fosilleşmiş polen birikimine bakıyorlar. Bu yolla vardıkları sonuçlar her türün kendisi için uygun koşulları aradığı ve farklı hızlarla ilerlediği şeklinde. Bu esnada önüne çıkan engelleri aşamayanlar ise yok oluyor. O dönemde engellerden kastımız büyük su kütleleri. Bir ağacın polenlerini çok uzaklara gönderme şansı varsa ilerleyebiliyor. Ancak bunu başaramazsa yani rüzgardan, kanatlı hayvanlardan ve suyu aşabilen memelilerden yeterince faydalanamazsa yok oluyor. Bu da geçmişte orman ekosistemlerinde ciddi değişikliklere yol açmış tabii.

SOZ: Günümüzde ağaç göçünün önündeki engeller sadece su birikintileri olmasa gerek. Yerkürenin önemli bir kısmı, devasa şehirler ve ağaçların yerleşmesine asla izin verilmeyen tarlalar ve çiftliklerle kaplı. Ağaçlar bu durumda ne yapacaklar?

 HA: Büyük telaş yaratan soru da bu. Ne kadar dirayetli olurlarsa olsunlar, bugün  pek çok ağaç türünün iklimin hızına yetişemeyip ve önündeki engelleri geçemeyip yok olma ihtimali var. O yüzden şu anda üçüncü bir seçenekten bahsediliyor: Göç desteği; yani insan eliyle bitkilerin taşınması.

Bunun pek çok örneğini gündelik hayatımızdan ve alışkın olduğumuz tabii çevreden biliyoruz aslında. Güney sahillerimizdeki ökaliptusların anavatanının Avustralya olduğu, soframızdaki patatesin, mısırın, biberin ve domatesin Güney Amerika’dan geldiği hepimizin malûmu. İnsan, bitki türlerini yayan en önemli vektörlerden biri. Diğer memelilerden daha etkiliyiz; zira yetiştirmek istediğimiz bitkiler için tabii çevreyi büyük ölçüde değiştirme kabiliyetine sahibiz. Su yoksa su getiriyoruz, toprağın bileşimini değiştiriyoruz, hattâ bitkilerin kendilerini de değiştirip uyum sağlama becerilerini artırıyoruz. Ancak pek tabii ki bu, ne her şeyi anlayabildiğimiz ne de nakil ve yerleştirme süreçleri hakkında mutlak söz sahibi olduğumuz anlamına geliyor. Bitkilerin bizim kolayla aklımıza gelmeyecek kendine has göç yolları, yayılım alanları var.

Almanya’da 2. Dünya Savaşı’nda terk edilen eski bir hastanenin çatısından fışkıran ağaçlar…

İlginç bir örnek Berlin’den. Batı Berlin 50 sene Doğu Almanya’nın içinde bir ada olarak kalınca Batı Berlinli botanikçiler de kısıldıkları yere muazzam bir dikkatle bakmak zorunda kalmışlar. Bu esnada şehrin önemli bir kısmını kaplayan molozların üstünde türlü çeşit bitki yetiştiğini fark etmişler. Savaşın yıkıntılarının üzerinde açan çiçeklerin, büyüyen ağaçların çok güçlü duygusal bir etkisi var. Ancak şaşırtıcı olan bu bitkilerden bazılarının daha önce Berlin’de hiç görülmemiş olması. Molozda çıkanlar, yerleşik yerli rakipleri olmayan ve Berlin’e tam da savaş münasebetiyle gelmiş olan bitkiler. Bu bitkilerin polenleri muhtemelen atılan, ama patlamamış bombalarla, Sovyetlerden gelen askerlerin çizmeleriyle ya da savaşın hemen ardından gelen sivillerin kıyafetlerine ve eşyalarına saklanmış olarak seyahat etmiş. Şu anda Berlin’de hemen her yerde karşımıza çıkıyorlar.

SOZ: Şehrin tarihini göçmen insanlar kadar, göçmen bitkiler yoluyla takip etmek de mümkün o hâlde.

HA: Evet, kesinlikle.

Ağaçların ve tüm bitkilerin yeni habitatlara uyum sağlama becerileri var. Ancak hareket kolektif olduğunda, yani birlikte yaşadıklarıyla beraber hareket ettiklerinde bu uyum çok daha kolay oluyor. Geçtiğimiz 30 yılda, ormanların yerin üstünde görünen kısımdan çok daha büyük olduğunu öğrendik. Yer altındaki kök sistemleri, mantar ağları ve bakteri hareketliliğiyle ağaçların birbirileriyle iletişim kurduklarını, birbirlerine ihtiyaç duydukları besinleri ve ilaçları gönderdiklerini ve tehlikelere karşı birbirlerini uyardıklarını biliyoruz. Şu anda bu ağların ağaç göçündeki etkisi üzerine araştırmalar yürütülüyor. Yine ABD’de Rocky Dağları’nda yapılan bir çalışmada toprak altındaki ağların ağaçlardan çok daha önce yüksek irtifalara doğru kaydığı tespit edilmiş. Yani bu yeraltı sistemleri göçü kolaylaştıracak şekilde hareket ediyorlar. Öncü kuvvet gibi, toprağın muhteviyatını değiştiriyorlar. Anne ağacın yaşadığı toprağın benzerine düşen tohumların, bu sayede hayatta kalma ve büyüme şansı artıyor. Bu da ağaç göçünü hızlandırıyor.

Bu araştırmayı yürüten bilim insanları, hareket hâlindeki bu habitatlara eldeki bilgiler ışığında nasıl göç desteği verebileceklerini bulmaya çalışıyorlar. Acaba toprağı bakteri, mantar ve minerallerle önceden hazırlarsak, ağaçları daha hızlı hareket etmeye ikna edebilir miyiz? Zira ağaçların hareket hızı ne kadar fazla olsa da iklim değişikliğinin hızına yetişememeleri tehlikesi var. Üstelik geçiş yollarının insanlar tarafından kesildiğini düşündüğümüzde risk daha da artıyor.

 SOZ: Ağaçları göçe teşvik etme fikri bana Yüzüklerin Efendisi’ni hatırlattı nedense. Entlerle konuşan Hobitler…

HA: Gerçekten öyle… J.R.R Tolkien, Yüzüklerin Efendisi’nde dünyanın bir devrinin bitişini anlatır. Bazı türlerin son günlerini yaşadığı, insan cinsinin devrinin başladığı o kritik noktada dünyanın karanlıkla bir imtihanı vardır. Yaşamın ölüm karşısında verdiği bu büyük savaşın son anında düğümü çözen ise ne bütün planları, orduları, becerileriyle insanlar ne aletleriyle, zenginlikleriyle cüceler ne de iyilikleri ve güzellikleriyle elflerdir. Yaşamın ölüme galip gelmesi ağaçların harekete geçmesiyle mümkün olur.

Tolkien’in ağaçların düşünmesini, istişaresini ve sonunda harekete geçmesini anlattığı bölümlerde roman yavaşlar da yavaşlar. Ağaçların hızını hissettirir bize Tolkien. Hafızalarının dipsizliğini, ışıkla ve havayla beslenerek edindikleri kuvveti fark ettirir. Ağaçların dilleri vardır; akılları, bildikleri ve bunlar uyarınca harekete geçecek iradeleri.

Şimdi biz de (kurguyu hakikatin parçası sayacak olursak bir kez daha) ağaçlardan medet umuyoruz. İklim değişikliğinin yarattığı hepsi birbirinden ürkütücü bin bir bilinmezliğin karşısında ağaçlardan yardım istiyoruz. Tabii yine türümüze yakışır bir acelecilik ve körlükle… Dünya liderleri bir araya gelip ağaçlandırma sözü veriyorlar. Bir ormanın yan yana dikilmiş ağaçlardan ibaret olmadığından habersizmişçesine otoyol kenarlarına peyzaj usûlü fidan diktiriyorlar. Bunlar şehrin “yeşil” alanından sayılıyor, bu sayede “en yeşil şehir” yarışmaları düzenlenip göz boyanıyor. Çocuklar ağaç dikme seferberliklerine katılıyor. Gerçek orman alanları ise giderek azalıyor: Amazonlar ve Sibirya ormanları aynı anda yanıyor.

SOZ: O zaman umarım ağaçların ayaklanması başarıya ulaşır.

(Yeşil Gazete)

Kategori: Hafta Sonu