Günün ManşetiHafta SonuKöşe YazılarıYazarlar

İklim felaketi

‘Problemin büyüklüğünü anlayacak olursak kazara, bir şeyler yapmadan durmak mümkün olamayacak. Çünkü çocukların dediği gibi, evimiz yanıyor ve sizler farkında değilsiniz.’

Sonunda anladım! Artık bilim insanları da dahil olmak üzere akıl sahibi insanların iklim değişikliği konusunda neden ciddi adımlar atmadıklarını biliyorum. Bunu anlamam için 5,8 büyüklükte bir deprem gerekti, ama olsun. Artık biliyorum.

Bu insanlar iklim değişikliğinin büyüklüğünü kavrayamıyorlar. İnsanın düşünce yapısı böylesi büyük bir değişikliği kavramaya müsait değil. Depremde olduğu gibi en anladığını düşünenimiz bile gerçeklerden uzak kalabiliyor. “7,3 büyüklükteki bir deprem 5,8 büyüklükteki bir depremden 32 kat daha şiddetlidir” dedikten sonra bir öğrenci, “Yani buradan kalkıp merdivenlere gitmeyelim” diyebiliyor. “Bırakın merdivene gitmeyi, olduğunuz yerden ancak sürünerek uzaklaşabilirsiniz o sallantıda” deyince de “Nasıl yani?” diyorlar. Depremin vereceği hasarı anlattığımda ise “Peki köprüde trafik çok kötü mü olur?” sorusu gelebiliyor. Kısacası, aklımız almıyor öylesi kötü bir durumu, aklımız almadığında da hazırlıklı olmamız imkansızlaşıyor ve bir süre sonra da aklımızın ermediği bu durumu tamamen aklımızdan çıkartıyoruz.

50 derecelik İstanbul

İklim değişikliği de böyle bir durum. “RCP 8.5 senaryosuna göre ülkemizdeki ortalama sıcaklık yüzyılın sonunda 6-7 derece artabilir (ve sıcaklık dağılımının standart sapması da buna bağlı olarak artar)” denildiğinde anlar şekilde kafa sallayan insanlar, “Bu ısınma bu yüzyılın sonunda İstanbul’da 50 derecenin üzerinde sıcaklıkların görülmesi anlamına gelir” denilince “ama canım sen de abartıyorsun, 50 derece görülmüş sıcaklık mı?” eleştirisi geliyor. İşte tüm problem burada, beynimiz anlayamadığı bu değişimi, anladığı şeyler cinsinden açıklamaya çalışıyor. Ama ne yazık ki iklim değişikliğinin gelecekteki boyutu beynimizin bildiği şeylerle kıyaslayarak anlayabileceği bir seviyenin çok üzerinde. “Küresel ısınma” deyince çok sıcak bir günde 37 derece olan sıcaklığın 39-40 dereceye çıkacağını hayal ediyor insanlar. 37 dereceden 39-40 dereceye çıkan hava sıcaklığı için de hayat düzenlerini fazla değiştirmek zorunda olmadıklarını düşünüyorlar. Oysa problem bu kadar basit değil. Bugün İstanbul’da “çok sıcak” dediğimiz 37 derece torunlarımızın çağında normal bir sıcaklık olacak. Hatta çok sıcak bile olmayabilir. Bunu kafamız bir türlü almıyor. 50 derece sıcaklık nasıl bir şey ki?

2007’den bu yana yazılarımı Son Buzul Erimeden isimli blogda topluyorum. Geçenlerde bir soru geldi, “Peki son buzul erirse ne olur?” diye. Bu dünya açısından aslında o kadar da alışılmadık bir durum değil. Dinozorların yaşadığı dönemde ortalama sıcaklık bugünkünden yaklaşık 10-12 derece fazla olduğundan dünyada buz olan bir bölge yoktu. Dünya bu yüzyılın sonuna kadar 5-6 derece ısınacak olursa, tüm buzullar erime yoluna girer. Bu buzullar kısa sürede erimez ama biliyoruz ki bundan 5-6 derece sıcak bir dünyada, yeteri kadar süre verirsek, tüm buzullar eriyecektir. Bu buzullar eridiğinde de deniz seviyesi 70-80 metre yükselecektir. Buraya kadar tamam, ama sonrasını aklımız almıyor. “Nasıl yani, Taksim ada mı olacak? Olmaz öyle şey” diyerek reddetmeye girişiyoruz.

Evimiz yanıyor ve farkında değilsiniz!

Son IPCC raporu buzulların erimesine bağlı olarak deniz seviyesinde olması beklenebilecek artışla ilgili görüşünü biraz değiştirdi. Bir önceki raporda yüzyılın sonuna kadar “50-80 cm yükselme beklenebilir” denilirken, son raporda “deniz seviyesinde 2 metrelik bir artış olabileceği gerçeği göz ardı edilemez” deniliyor artık. Deniz seviyesinde 2 metrelik bir artış İstanbul’da Eminönü, Karaköy, Kadıköy, Beşiktaş, Bebek, Üsküdar ve Beykoz’un sular altında kalması anlamına gelir.

Yani kısacası, beynimizin algılamakta zorlandığı büyük değişiklikler artık günlük yaşantımıza girmeye başlayacak. Bir sabah kalkacağız ki Kadıköy metrosunu su basmış ve araçlar sadece Ayrılık Çeşmesi’ne kadar çalışıyor. O zaman da “Canım bu bir kerelik bir olay, böylesi kırk yılda bir olur” diyeceğiz. Ayamama Deresi taştığında da aynen öyle demiştik. Bu olaylar yüz yılda bir olurdu. Ama nedense bu taşkınlar durmadı. Durmayan taşkınlara yorumumuz da “Tabii her tarafı betonla doldurduk, su akacak yer bulamıyor” oldu.

Beynimiz problemin büyüklüğünü anlamamamız için elinden geleni yapıyor aslında. Çünkü problemin büyüklüğünü anlayacak olursak kazara, bir şeyler yapmadan durmak mümkün olamayacak, çünkü çocukların dediği gibi, evimiz yanıyor ve sizler farkında değilsiniz. Farkında değilsiniz, çünkü değişikliğin azar azar oluşan bir şey olduğunu ve hayatınızı kökten değiştirmeyeceğini düşünüyorsunuz. Oysa iklim değişikliği hayatı temelinden değiştirecek. O yüzden belki artık iklim krizi bile değil, iklim felaketi dememizin vakti geldi. Yoksa beynimiz durumun ciddiyetini anlamamaya devam edecek.

(Yeşil Gazete)