Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Bir bayram yazısı: Zulmün ve acının yerini hoşgörünün ve sevginin yarıştığı bir dünya alabilir mi?

Geçtiğimiz günlerin bana göre en akılda kalıcı fotoğrafı Mescid-i Aksa’da çıkan yangını şarkılarla ve danslarla kutlayan Yahudilerin oluşturduğu görüntüydü. Öyle ki, sosyal medyada bolca paylaşılan o anların videosunu izleyen ve konuyu bilmeyen birisi, sallanan bayraklarla dans eden Yahudilerin başlarındaki kipalar olmasa, görüntülerin bir rock konserine ait olduğunu düşünebilirdi.

Sanırım insanlığın ne zaman ve neden bu hale geldiğini sorgulatacak ve hafızalardan silinmeyecek anlardı. Tıpkı Sivas’ta, Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te yaşanan anlar gibi. O anlardan nasıl hafızamıza hiç silinmeyecek fotoğraflar kazındıysa Mescid-i Aksa olayından da benzer fotoğraflar kazındı.

Acıları yarıştırmak

Hemen herkesin zulümden ve acıdan bahsettiği bir dünyada yaşıyoruz. Sorun şu ki, yine hemen herkes sadece kendine ya da kendinden saydığına yapılan zulmü ve onun acılarını konuşuyor. Solcu, sağcı, dinci, milliyetçi, Kürt, Alevi, Ermeni, Rum, Türk, Yahudi, Müslüman… Herkesin anlatacağı bir zulüm, herkesin gözünü yaşartacak acıları var. Peki, bu acıları birbiriyle yarıştırmaktan başka ne yapıyoruz? Ötekinin acısını anlamaya, kendi acımızı ortaya döküp onunkiyle yarıştırmak yerine ötekinin acısını hafifletmek için bir şeyler yapmaya çalışıyor muyuz? Hiç olmazsa ötekinin acısına saygı gösterebiliyor muyuz? Örneğin her yıl 24 Nisan’da Biden ya da Amerikan başkanı her kim ise onun ağzından “soykırım” sözcüğü çıkacak mı çıkmayacak mı diye kulaklarımızı kabartıp, demezse mutlu olup derse karalar bağlamak yerine “Ermeni kardeşim, yaşadığın acıları paylaşıyorum; senin acın benim acımdır” deyip duygudaşlık yapabiliyor muyuz? Üzülerek söylüyorum ki, bir önceki cümlemi okurken aklından “Ama Ermeni çeteler de şöyle yapmış, böyle etmiş” benzeri düşünceler geçirenler ne demeye çalıştığımı anlamaktan çok ama çok uzaktalar.

Ya insanın doğaya zulmü

Zalim olan dünya mı? Hayır, zalim olan dünya değil insan. Ve ne yazık ki insan hem insana hem de doğaya karşı zalim. İnsan, insanları kendi gibiler ve ötekiler diye sınıflandırıyor. Öyle ki, ötekinin sınırları yalnızca inanç ve etnik köken gibi çok bilinen duvarlarla örülmüyor. Oy verilen partiden tutulan takıma kadar ötekileştirmeyi yaşamın doğal bir parçası haline getirmiş durumdayız. Bundan daha önemlisi insan, öteki kategorisine koyduğu herkese karşı içinde büyük bir nefret ve düşmanlık besliyor. Bu nefret, fırsatını bulduğunda Mescid-i Aksa ya da Madımak benzeri vahim olaylarla irin akıtıyor.

Fakat bana göre bütün bunların kök nedeni insanın doğayı ötekileştirmiş olması. Futbol holiganlığını ya da parti yandaşlığını belki ortadan kaldırabiliriz. Ama çözmemiz gereken asıl sorun, binlerce yıl önce unuttuğumuz doğanın sıradan bir parçası olduğumuz gerçeğini hatırlayabilmemiz. İnançlarımızdan üretim sistemlerimize, sosyal ve siyasal yapılanmalarımızdan sanat ve bilime kadar hemen her şey bize doğanın sahibi, efendisi olduğumuzu; özel olduğumuzu ve geri kalan her şeyin bize hizmet etmek için var olduğunu söyledi yüzyıllarca. Bu da insanın doğayla arasına kocaman, aşılmaz duvarlar örmesine, milyarlarca örnekle kanıtlanabilecek doğa sömürüsüne yol açtı. Ne yazık ki bu süreç halen devam ediyor. Duvar örmeyi, öteki demeyi ve ötekini sömürüp ona zulmetmeyi hak gören insan, zamanla, aklı yettiğince kendine benzemediğini düşündüğü her şeyi ve elbette diğer insanları da öteki sınıfına koydu, kendini diğer hepsinden üstün görmeye başladı.

Hayat bayram olsa

Hayatın bütünüyle bayram (bugünlerde yaşadığımız bayram değil elbette) tadında olması mümkün mü? Zulmün ve acının yerini hoşgörünün ve sevginin yarıştığı bir dünya alabilir mi? Neden olmasın? Aslında hem bu yazımda hem de hemen her yazımda bunun nasıl başarılabileceğini anlatmaya çalışıyorum. Bu bir bayram yazısı, daha fazla uzatmayacağım. Sanırım pek çok okur benim hayalci olduğumu düşünecektir. Hayalci olmadığımı söylemeyeceğim. Ama yazımı son günlerde izlediğim sıradan bir Amerikan dizisinde (For Life) duyup not defterime aktardığım bir sözle bitireceğim: Ömrün içinde çözebileceğin sorunlarla uğraşıyorsan küçük düşünüyorsun demektir.

 

More in Hafta Sonu