Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Yardımsever, empati kuran, gülen sıçanlara hazır mısınız?

Frans De Waal, Empati Çağı adlı kitabında “Pek çok hayvan diğerlerini bertaraf ederek ya da her şeyi kendisine saklayarak hayatta kalma yolunu tercih etmek yerine iş birliği yapar ve paylaşımda bulunur. Bu durum toplu olarak avlanan kurtlarda ya da katil balinalarda, fakat en çok da bizim en yakın akrabalarımız olan primatlarda açık bir şekilde görülür” der.

En yakın akrabalarımızda görülen bu davranışların bize en uzak olarak kabul ettiğimiz, isimlerini anmaktan dahi kaçındığımız fare ve sıçanlarda görülüp görülmeyeceğine dair yüzlerce çalışma yapıldı. Gözümüze daha “hoş” görünen, evin bireyi gibi kabul ettiğimiz ya da doğada yaşantılarını hayranlıkla izlediğimiz “onca tür varken neden fareler-sıçanlarla bu kadar ilgileniyoruz?” sorusunu sormadan edemiyoruz elbette. İşte bu kısım hayli paradoksal: Kendimize en uzak gibi görmek istediğimiz, evlerimize girip yiyeceklerimize ortak olmaya çalışmakla suçladığımız, kurtulmak istediğimiz canlılar anketi yapılsa şüphesiz ilk üçte olabilecek, hastalık ve tiksintiyle eşdeğer olan, onları içimizdeki intikam duygusuna yaraşır şekilde öldürebilmek için zehir, yapışkan tuzak gibi şeyler icat ettiğimiz ve bu “silahları” herhangi bir markette kolaylıkla bulabileceğimiz o canlılar… bize benziyor.

Ve benzedikleri için onları yüzyıllardır insan sağlığına yönelik yapılan deneylerde kullanıyoruz-en azından bize söylenen bu. Ancak bize söylenen bir diğer şey ise bize benzemedikleri. Tüm söylenenleri özetlemek gerekirse: “Bize benzedikleri için güvenli bulup deneylerde kullanıyoruz ve bize benzemedikleri için etik bulup deneylerde kullanabiliyoruz”. Bir çelişki sezdiniz mi?

Benzerlik ve benzemezlik çelişkisi 

İnsandışı primatlarda ise durum farklı: “Bize benzedikleri için deneylerde kullandık ve bize benzedikleri için deneylerde kullanmaya son verdik çünkü etik çekinceler kaçınılmazdı”.

On yıllar boyunca bilimsel araştırmalarda yer aldılar ve hükûmetler birer birer, onları bir deney tüpü olmaktan kurtaracak yasal kısıtlamalar getirmeye başladı. Neredeyse insan olarak görülmelerinin bir sonucu olan bu kısıtlamalar öncesinde -özellikle de 20.yüzyılın ikinci yarısında- dönemin sıçanları primatlar, kozmetik ürünlerden böcek ilaçlarına, hepatit araştırmalarından travma deneylerine, davranış çalışmalarından askerî araştırmalara kadar aklımıza gelebilecek her alanda kullanıldılar.

Sıçanlar yardımseverdir ve başkasının sıkıntılı durumuna karşı toplum yanlısı davranırlar.

Yardım etme, kişinin kendi dezavantajına bakmaksızın bir başkasına, tamamen onun yararına olacak şekilde yardım ettiği toplum yanlısı bir davranıştır. 1950’lerden beri yapılan davranış araştırmaları farklı türde hayvanlarda yardım etme davranışını göstermişti ancak sonuçlar her seferinde bilimsel muhalefetle karşılaştı. Sıçanların birbirini önemsediği tezi kabullenilmesi güç olsa da sonrasında devam eden çalışmalar bir öncekinin sonuçlarını pekiştirmenin yanı sıra yeni bilgiler de verdi: Tutsak bir sıçanı kurtarmak için bir kola basan sıçanlar, başka bir sıçana elektrik şoku verilmesine neden olduğu için labirentte yürümeyi reddeden sıçanlar, işbirliği yapan sıçanlar, fedakarlık yapan sıçanlar, duygudaşlık kurabilen sıçanlar.

Sıçan empatisi o kadar büyük bir şaşkınlık ve şüpheyle karşılandı ki sonraki yıllarda bu çalışmalar giderek azaldı.  York Üniversitesi Hayvan Zihin Araştırmaları Kürsüsü başkanı Kristin Andrews’a göre “Dünya empati kuran sıçanlara gülenlerden daha hazır değildi”. Andrews’in bahsettiği gülen sıçanlar bir metafor değildi: Afektif nörobilim teriminin sahibi, Estonyalı sinirbilimci ve psikobiyolog Jaak Panksepp, 1990’ların sonlarında sıçanların güldüğünü keşfetti. Ve hatta gıdıklandıklarında daha da fazla güldüklerini, kendilerini gıdıklayan insanlara bağlandıklarını ve oyun için sıklıkla o kişiye yaklaştıklarını.

Belirgin empati

Ancak bu da pek kabul görmedi zira eğlenen, gülen, işbirliği yapan, yardımsever ve empati kuran sıçanlar insanlar için bir kâbus anlamına gelebilir; aramızda ne kadar fazla benzerlik açığa çıkarsa (primatlarda olduğu gibi) o kadar yakınlaşırız, ne kadar yakınlaşırsak (kedi ve köpeklerde olduğu gibi) korumaya yönelik hassasiyet o kadar artar. Bu noktada, laboratuvarların dokunulmazlığı hayli önem taşır.

Sıçanların, acı çeken bir sıçana tanık olmaktansa aç kalmayı tercih ettikleri artık kanıtlanmış bir gerçektir.

Amerikalı psikolog Russell M. Church, 1959’da yayınladığı Diğerlerinin Acılarına Karşı Sıçanların Verdiği Duygusal Tepkiler adlı makalesinde, bir kolu kullanarak yiyecek almak için eğitilen sıçanların, kolu kullandıklarında içlerinden birinin canının yandığını fark ettiklerinde bu hareketi yapmayı bıraktıklarını söyler.

Tel Aviv Üniversitesi Psikoloji Bölümü ve Sinirbilim Fakültesi öğretim üyesi Inbal Ben-Ami Bartal’ın laboratuvarı uzun bir süredir toplum yanlısı davranışların nörolojik temelini ve bunun gerçekleşmesini sağlayan moleküler yolu araştırıyor ve sıçan davranışlarını inceliyor. 2011 yılında Bartal ve arkadaşları sıçanlardaki toplum yararına davranışları test etmek için bir araştırma yaptı. Bir alanda özgür bir sıçan ve aynı alanda tutucuya hapsolmuş kafes arkadaşı bulunuyordu “[rat restrainers”, şeffaf plastikten yapılmış, yatay bir koni şeklindeki kutudur, içine konulan hayvan alanın darlığından ötürü tamamen hareketsiz kalır]. Bazı evrelerde alana içi boş ya da yiyecek olan tutucular da yerleştirildi. Birkaç seans sonrasında özgür sıçanlar tutucuyu açarak tutsak sıçanı özgür bırakmayı öğrendiler ancak içi boş veya nesne içeren tutucularla hiç ilgilenmediler.

Ortada biri çikolata olan biri de tutsak sıçan olan iki tutucu olduğunda da dişi sıçanların %100’ü, erkek sıçanların da %70’i önce tutsak arkadaşını çıkarıp sonra birlikte çikolatayı alarak paylaştılar. Çalışmadan çıkan sonuç, sıçanların bir türdeşinin sıkıntısına yanıt olarak toplum yanlısı davrandıkları ve bunun, empati ile motive edilmiş yardım davranışının biyolojik kökenleri için güçlü kanıtlar sağlandığı idi.

Fakat çoğu bilim insanı ikna olmadı ve sıçanların muhtemelen birlikte takılacağı bir arkadaş için, aslında egoistçe hareket ettikleri öne sürüldü. Japonya Kwansei Üniversitesi Psikolojik Bilimler Bölümü’nde bilişsel nörobilim ve hafıza konularında çalışan Nobuya Sato ve arkadaşları işi biraz daha ileriye götürdü: Bu sefer su dolu bir kapta epey sıkıntılı bir deneyim yaşayan sıçan ve bir de kuru alanda olan ama istediğinde arkadaşını kurtarabilecek bir sıçan vardı. Kuru alandaki sıçanlar, bir kapıyı açarak diğer sıçanın güvenli bölgeye geçebilmesini sağladı. Ayrıca, daha önce su deneyimi yaşayan sıçanların diğerlerine yardım etmeyi öğrenme süreçlerinde hiç yaşamayanlara oranla çok daha hızlı davrandıkları görüldü ki bu da boğulma deneyimi yaşayanların diğerlerinin nasıl hissettiğini anladığını gösteriyordu. Ayrıca Sato ve arkadaşları, şüphecilerden gelecek “akrabalık” eleştirilerini de bertaraf etmek için sıçanların benzer genlere sahip olmamalarına da dikkat ettiler. Sonraki aşamada ise, birinde yardım edebilecekleri ve diğerinde de yiyecek alabilecekleri iki kapı vardı ve sıçanlar gene önce yardım etmeyi seçtiler. Hatta içinde bulundukları zor durumdan kaçabildikleri hallerde bile, diğer sıçana yardım ediyorlardı.

Sıçanlar birbirlerini önemsiyor. Sanıyorum bu bazıları için tam bir felaket çünkü birbirini önemseyen, yardım eden, duygudaşlık kurabilen, gülen, oyun oynayan canlıları kuyruklu, beyaz, minik robotlar ya da ucuz ve tek kullanımlık araştırma araçları gibi sunmak eskiden olduğu kadar kolay olmayacak… Ve tüm bu deneylerde hakları ihlâl edilen hayvanların üzücü sonları da buna aracılık etmiş olacak. #DeneyeHayır

‘Seda sayesinde ömrünün son dönemini laboratuvar yerine sevildiği bir evde geçiren fare Rıfat’ın masum, küçük ve beyaz anısına…’

*

KAYNAKLAR:

  • Ben-Ami Bartal I, Decety J, Mason P. Empathy and pro-social behavior in rats. Science. 2011 Dec 9;334(6061):1427-30. Erratum in: Science. 2012 Jan 27;335(6067):401
  • Church R.M. Emotional reactions of rats to the pain of othersJ Comp Physiol Psychol. 1959;52(2):132-134

Kategori: Hafta Sonu