Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

[2021’in ardından] Hayvan deneyleri yapanlara bir mektup

2017 yılından beri Yeşil Gazete’de hayvan deneylerini konu alan 40 yazı yazmışım. Yılın son ve benim de 41. yazımın ne olacağı konusunda epey düşündüm, farklı konularda birkaç taslak denemesi de yaptım ama sonunda hep gıyabında yazdığım hayvanlar üzerinde çalışmalar yapan bilim insanlarına bu sefer de hitaben yazmaya karar verdim…

*

Sevgili bilim insanları: Hayvan deneyi yapan akademisyen/araştırmacılar,

Primum non nocere ilkenize rağmen hayvan deneyleri konusundaki göreci tutumunuz, şüphesiz ki sizleri toplumun gözünde birer cani veya katil yapmaz çünkü siz hayat kurtaran, insanın yaşam süresini uzatmaya çalışan muteber bir meslek grubuna mensupsunuz. İnsan dışı hayvanlara deney laboratuvarlarında yapılanlar, dâhil olduğunuz grubun bir imtiyazı olarak çok uzun bir süre ve istisnasız şekilde tenkitten muaf ve şüpheden uzak tutularak erkinliğini devam ettirdi. Hayvan deneylerinin eleştirilmeye başlandığı zamanlarda -hatta günümüzde- bile bir “sade vatandaş” gerçekleştirdiğinde hayvana karşı şiddet olarak nitelenen ve lânetlenen eylemler, tarafınızdan gerçekleştirildiğinde, hayvanlara saygıyla yaklaşacağınız ve onların refahını korumaya yönelik makul adımları atacağınız yönündeki toplumsal beklenti ve bu eylemlerin hukuka aykırı olmaması sebebiyle anlayışla karşılanıyor olabilir. Aksi hallerde ise bu eylemlerin hizmet ettiği amaçlara (ki bu kısmı ihtilaflıdır) göndermeden ibaret tortulaşmış yanıtlar duyarız.

‘Hızlı ölüm’ alicenaplığı

Hayvan deneyleri konusunda sıklıkla gönderme yapılan hukuki-rasyonel meşruiyet, bu uygulamaların hayvan aleyhine sonuçlarının mesuliyetinden muaf tutulmayı sağlayacak gibi görünebilir ve hatta insan eylemlerinin sınırlandırılmasıyla hayvanlar için adaletin garantilendiği düşünülebilir, ancak; hayvanların dışlandığı insan toplulukları tarafından inşa edilen insan merkezci bir sistemde, bir hukuk ve ahlak öznesi olarak kabul edilmeyen hayvanların genel çıkar ve haklarının tam olarak -ya da en kötü ihtimalle, azamî ölçüde- gözetildiğine inanmak saflık olur.

Hayvanlara gereksiz yere acı çektirmenin doğru olmadığını söyleyen de gerekli acı-gereksiz acı kriterlerini belirleyen de aynı taraftır: İnsan. Alınan hiçbir “etik kurul izni”, 3R-4R-6R ya da 8R- mülkiyet onamı niteliğinin ötesine geçemeyen hiçbir yönerge, tehdit dolu bir mektuba benzeyen hiçbir yasal metin, öz farkındalık seviyesini hafife aldığınız hayvanların birer maktul olduğu gerçeğini değiştiremez. Sıklıkla adını (dahi yanlış şekilde) andığınız ve hayvanlar için gökyüzüne bırakılan bir dilek balonunu andıran Hayvan Refahı Evrensel Bildirgesi de dâhil olmak üzere tüm bu metinler, yaşamalarına izin verildiği zaman diliminde hayvanlara belirli büyüklükteki yaşam alanlarını sağlayarak, öldürürken mümkün olan en hızlı ve acısız yöntemin kullanılarak aslında hayvanlara karşı ne kadar cömert olunduğunu kanıtlamaya çalışır. Bu âlicenaplığın ürünü “hayvan refahı” kavramı ise hayvanların öldürüldüğü gerçeğinin görmezden gelinmesi dışında pek bir şey hedeflemez.

‘Bizim ikna etmemiz değil, sizin açıklama yapmanız gerekir’

Biz hayvan hakları savunucuları olarak; hayvan deneylerinin yanlışlığına dair argümanlar sunmak ya da sizleri “hayvanlara acı çektirmemeye” ikna etmek zorunda değiliz, aksine sizler, aynı biz insanlar gibi hissedebilir-duyarlı canlıların bedeni, ruhu, iradesi, kısacası mutlak varlığı üzerindeki tahakküm geleneğine dair ısrarın geçerli sebeplerini, ahlaki failler olarak bize sıralamak zorundasınız-ikna olmayacağımızı bildiğinizde bile. Sırf kendi türümüzden geldiği için bu iddiaları destekleme gibi bir yükümlülüğümüz olmadığını da eklemeliyim elbette.

Hayvan deneyleriyle ilgili tartışmalarda tezata düşme pahasına sarf edilen “o halde tıbbın sunduklarından faydalanmamayı seçebilirsiniz” (elbette burada kibar bir versiyonunu yazıyorum) ve benzeri basmakalıp cümleler, çözüme dair herhangi bir şey içermediği gibi sorunu manipüle etmenin nahoş bir göstergesidir zira hayvanlar sadece ilaç, aşı çalışmalarında kullanılmıyor. Tartışmaya “o halde sizler de tıbba kendi bedenlerinizi sunmaya ne dersiniz?” gibi kinayeli sorularla devam edildiği bir senaryoda nihaî cümle “biz de hayvanları incitmekten yana değiliz ama başka seçenek yok” olur ancak bu, ormanın ortasında bir leoparla karşılaşıp size saldırdığında (tesadüfen) yanınızda olan silahla onu vurmak zorunda kaldığınızda söylenebilecek türden bir cümledir.

Farklılıkları kendi lehine yorumlamak…

Deney karşıtı mücadeleyi insan ölümsüzlüğünün karşısındaki engellerden biri ya da şefkat ve sempatiye dayalı cahilâne istekler bütünü gibi görmek (ve göstermek) hayli elverişli durabilir ancak bu durumda da yüzyıllardır bu konu üzerine çalışan felsefecilere, hayvan hakları teorisyenlerine ve hepsinden önemlisi hayvanları laboratuvarların dışında tutacak modern ve güvenilir yöntemleri geliştiren meslektaşlarınıza haksızlık etmiş olursunuz. Hem mağdur hem de faile sempati duyuyor olmak kaotik gözükebilir ama değil; elbette herkes kadar bizler de tıbbın ve bu alanda emek verenlerin yaşama kattıklarını takdir ediyor, herkes gibi bunlardan faydalanmak ve sevdiklerimizin de faydalanmasını istiyoruz lakin birilerinin incitildiği durumlarda yöntemlerinizi eleştirme özgürlüğümüzün baki olduğu kabul edilmeli.

Farklılıkları kendi lehimize yorumlayarak duyarlı-hissedebilir hayvanların biricik yaşamı üzerine yaptığımız varsayımsal genelleme veya çıkarımlarla yapılan triyaj sorunludur. Laboratuvarda sadece önemsiz maddî değeri olan bir araç gibi gördüğünüz bir farenin yaşamı size göre manasız, basit ve kıymetsiz olabilir; neticede makaleler yazmıyor, çocuğunun üniversite mezuniyetinde gururlanamıyor, sosyal sorumluluk projelerinde yer almıyor ya da plak koleksiyonları yok. Ancak bir fare için fare olarak yaşamanın nasıl olduğunu, yaşamının içindeki zenginlikleri ve o yaşamın onun için ne kadar kıymetli olduğunu bilmeniz mümkün değil, çünkü fare değilsiniz. Yukarıda saydıklarımı (ya da yaşamın zenginliği için kriter kabul ettiğiniz her ne varsa) bulamayacağınız milyonlarca insan var ve bu, ne o insanların yaşamının sizinkinden daha az kıymetli olduğunu ne de yaşamdan aldıkları zevkin sizin aldığınızdan daha az olduğunu gösterir. Yaşadığımız gezegen, gökyüzü, doğa res nullius’tur ve evet, ağaçlar kuşlar tarafından yuva yapmak için kullanılabilirken, insanlar da onların meyvesi ya da gölgesinden faydalanabilir ancak hayvanların bedenleri sadece ve sadece hayvanlara aittir.

Pek çok olumsuzlukla mücadele ettiğimiz bir yılı bitiriyor ve yeni bir yıla giriyoruz. Bu yeni yılda -hangi meslekten olursa olsun- hayvanların yaşama iradesine hürmet eden ve haklarına uyum sağlayan kişilerin günbegün artmasını diliyorum.

İyi seneler… #DeneyeHayır #HavaiFişekYasaklansın

Kategori: Hafta Sonu