Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Sürü kudurmuşluğuna karşı ÖZGÜRLÜK -2

Umulmadık zamanlarda ve umulmadık yerlerde umulmadık şeylerle karşılaşmak olanaklı. Çalışma aralarında zihnimi dinlendirmek için izlediğim kısa Amerikan polisiye dizilerinden birinde karşıma çıkan şu replik de sözünü ettiğim umulmadık şeylerdendi benim için:

“Bir bölgeyi hâkimiyetin altına almak istiyorsan, önce o bölgenin ruhunu kırmalısın.”

Sanki çok uzun süredir bu ülkede ‘özgürlüğüne tutkun’ insanlarının ruhu kırılmaya çalışılıyor. Üstelik bu, rastlantısal gelişen bir süreç değil de planlı programlı bir eylem gibi.

İnsan tipleri

İnsanlar değişik bakış açılarına göre ‘tiplere’ ayrılabilir. Ten rengi, milliyet, cinsiyet, meslek, inanç, yaş… Bu liste uzar gider. Özellikle ‘tip’ sözcüğünü kullanmayı seçtim; Yunanca ‘typos’ mühür, damga anlamına gelmektedir. Tipler, niteledikleri gruplara damga vurur. Bu açıdan ben insanları yukarıdaki klişeler yerine ‘özgür ruhlu’ olanlar ve ‘itaatkâr ruhlu’ olanlar diye ayırırım, mesela. İtaatkârlar kendilerine bir yol gösterilmesini sever. Çoğunlukla, sorgusuz sualsiz o yolda mutlulukla yürürler. Bir de yürüyeceği yolu kendi seçenler, gösterilen yolları akıl süzgecinden geçirmeden kabullenmeyenler vardır. Özgür ruhlu olanlar bu tiptendir.

İtaatkârlar yönetenlerin en sevdiği tiptir. Zaten, hemen bütün dünyada itaatkârlar çoğunluktadır. Sürü kudurmuşluğu bütün gücünü buradan alır. Ne var ki özgür ruhlular azınlıkta olmasına karşın, kısa vadede olmasa da uzun vadede toplumlara yön verirler. Siyasi tarih ve bilim tarihi bunun sayısız örneklerini açıkça gösterir. Çünkü hemen bütün insanların içinde, çok derinlerde bir yerde de olsa iyilik yatar. Özgür ruhlular o iyi özü, etrafına örülmüş kültürel kabukları kazıya kazıya açığa çıkarırlar. İtaatkârlar kültürel parmaklıklar arasında kıvranıp dururken, dünyanın bir yerinde özgür ruh emeğin sömürüsüne, bir başka yerinde kadının sömürüsüne, daha başka bir yerinde de doğanın sömürüsüne başkaldırır. Bazı özgür ruhlular ‘savaşa hayır’ der itaatkârlar savaş çığlıkları atarken, bazıları da ‘adaletsizliğe’. Özgür ruhlu bir beyaz tenli gidip bir siyah tenliye, bir Müslüman bir Yahudi’ye sarılınca güneş doğar toplumların üzerinde. Tutucu bir çevrede yetişmiş özgür ruhlu bir erkek cinsel tercihi nedeniyle dışlanıp aşağılanan mahalle arkadaşının gözlerinin içine bakarak “seni olduğun gibi kabul ediyor ve seviyorum” dediğinde, emin olun o tutucu çevrenin değişmekten başka bir seçeneği kalmaz. Biraz zaman alır belki, kabul, ama tek bir özgür ruh toplumu ışığa doğru götürmek için yeter de artar bile. Çünkü iyilik bulaşıcıdır ve iyilik özgür ruhlardan doğar.

Dedim ya, yönetenler itaatkârları çok severler. Aynı ölçüde özgür ruhlulardan korkarlar. Onlar için özgür ruh kırılmalı, yok edilmeli; ne olursa olsun susturulmalıdır. Çünkü susturulmayan bir özgür ruh yönetenin tekerine er ya da geç çomak sokacaktır. Buna pek çok örnek vermek olanaklı günümüz Türkiye’sinden. İlk aklıma gelen yahut bu sıralar aklıma en çok takılan Boğaziçi Üniversitesi olayında özgür ruhlu öğrencilere reva görülenler. Yöneten, Gezi’deki gibi kitlesel bir tepkinin geldiğinin çabuk farkına vardı ve ‘yılanın başını’ küçükken ezmeye karar verdi. ‘Yılanın başı’ tabirini ben kullanmadım. Hatırlayacaksınız iktidarın küçük mü yoksa büyük mü ortağı olduğu tam anlaşılamayan MHP’nin genel başkanı kullanmıştı bu tabiri evlatlarımız için. Ezdiler mi? Olanaksız. Neden ezmek istiyorlar? Çünkü tek olmak, sorgulanmamak istiyorlar. Bunun karşısındaki en büyük tehlike olarak da kırılması gereken özgür ruhu görüyorlar.

Özgür ruhu korumak

Bazen kendinizi çaresiz hissedebilirsiniz. Ülkenizde ve dünyada yaşanan olaylar sizi Stefan Zweig’ın yaşadığı gibi bir umutsuzluğa sürükleyebilir. Olanlar karşısında elinizden hiçbir şey gelmiyormuş hissine kapılabilir, suçluluk duyabilirsiniz. Bu durumda ilk yapmanız gereken içinizdeki özgür ruhu korumak olacaktır. İyi ama nasıl, dediğinizi duyar gibiyim. Çok kolay olmasa da bu olanaklı. Birkaç tavsiyeyi özetlemeye çalışacağım. Ancak bunların uzman tavsiyesi olarak değerlendirilmesi yanlış olur. Çünkü benim böyle bir uzmanlığım yok. Tavsiyelerimi, kendimde deneyip yararını gördüğüm uygulamalar olarak alırsanız daha doğru olur.

Öncelikle sevdiklerinizle mümkün olan her temas fırsatını değerlendirin. Eşiniz, sevgiliniz, çocuklarınız, anne-babanız, arkadaşlarınız… En sevdiklerinizi hep yakınınızda tutun koşullar ölçüsünde. Tam tersine, sürekli umutsuzluk aşılayan, boş vermişliği salık veren, böyle gelmiş böyle gider diyenlerden uzak durun.

Doğa ile temasınızı sıklaştırın ve güçlendirin. İlla bir dağın tepesine çıkmanız veya bir ormanın derinliklerine girmeniz şart değil. Olsa ne âlâ, fakat koşullar buna elvermiyor diye vazgeçmeyin. Bir semt parkında bir ağaca sırtınızı verip gözlerinizi kapatarak, insan ve teknoloji gürültüsünün arasında kaybolur gibi olan kuş seslerini duymaya çalışın örneğin. Çimlere yalın ayak basın, çiçeklere bakın, koklayın onları, kumda yürüyün, bir ağaca sarılın… Göreceksiniz içiniz nasıl coşacak ve umutla dolacak, özgür ruh nasıl canlanacak.

Tarih kitapları okuyun. Geçmişte yaşananları öğrenin. Okudukça, içinde bulunduğunuz koşullardan çok daha zor şartlarda özgür ruhlu insanların neleri başardıklarını, dünyayı daha güzel, daha yaşanılır bir yer yapmak için nasıl mücadele ettiklerini göreceksiniz. Ve yıkılmaz sanılan zorbalıkların, kendinden geçmiş güç sarhoşluklarının bir anda iskambil kâğıtlarından yapılmış bir ev gibi nasıl yerle bir olduklarını hatırlayacaksınız. Tarih aklının onları nereye, özgür ruhlu güzel insanları nereye koyduğunu görüp moral bulacaksınız.

Sanata zaman ayırın. Sanat yapmak zorunda değilsiniz. Fakat sanattan uzak kalmamalısınız. Okumak mı olur dans etmek mi, dinlemek mi olur izlemek mi bilemem. Yaşamınızda sanata kocaman bir yer ayırın. Sanatla geçiren zaman sizi daha da özgürleştirecektir, inanın.

Kalbinizde asla nefret duygusuna yer ayırmayın. Ne kadar farklı olurlarsa olsunlar, ne kadar farklı düşünüp davranırlarsa davransınlar; hatta o ya da bu nedenle sizi boğmaya çalışan bu düzenin destekleyicisi, uygulayıcısı bile olsalar insanlarda sevecek yanlar bulmaya çalışın. Unutmayın, nefret zorbalığı sevgi özgürlüğü besler. Ve unutmayın, diğerini sevemeyen aslında kendini de sevemez.

Son olarak, yazın. Yazmak düşüncelerinizi ve duygularınızı arındıracak, kendinizi daha iyi tanımanıza yol açacaktır. Kendinizi tanıdıkça dünyayı tanırsınız. Kendinizi tanıdıkça yaşamı seversiniz. Ve kendinizi tanıdıkça özgürleşirsiniz.

Özgürleşen ve özgürleştikçe güzelleşen bir dünya dileğiyle…

Kategori: Hafta Sonu