Ana Sayfa Blog Sayfa 800

Sağlık Hizmetleri Sendikası, yetersiz ek ödeme yönetmeliğini yargıya taşıyor

12 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayımlanan Sağlık Bakanlığı Ek Ödeme Yönetmeliği, sağlık çalışanlarından tepki topluyor.

Sağlık Hizmetleri Sendikası (SAHİM-SEN) Genel Başkanı Özlem Akarken, yönetmeliğinin talepleri karşılamadığını ve sağlık çalışanları arasında ayrım yaptığını belirterek bazı maddelerinin iptali için yargıya gideceklerini söyledi:

“Ek ödeme yönetmeliği bakanlığa bağlı hastanelerde çalışanlara 12 günlük yıllık izin ve hastalık durumunda kesilmeyecek ek taban ödeme ile bir nebze iyileştirme sağlamış durumda. Fakat bunda da başta hekimler arasında olmak üzere sağlık kurum çalışanlarında ciddi bir ayrım yapılmıştır. Halk Sağlığı, İSM, 112 komuta ve aile hekimleri başta olmak üzere sağlık kurum çalışanları, eczacılar, temel bilimlerde çalışan mikrobiyoloji ve biyokimya hekimleri; TSK, Emniyet, Adalet Bakanlığı’na bağlı kurum hekimleri ve bu kurumlarda çalışan sağlık kurum çalışanları kapsam dışı ya da düşük katsayılara maruz kalmıştır.”

Her ne kadar yönetmelik çıkacak dense de aile hekimleri, eczacılar, üniversite hastanelerinde çalışan hekimler ve sağlık kurum çalışanları mağdur edilmiş durumda. Bu kabul edilemez.

Maaş talebimiz karşılanmadı

Akarken, hekim dışı sağlık personelinin taban ek ödemesinin çok düşük tutulmasının adil olmadığını belirtti:

“Biz hep tek kalem maaş derken şimdi maaş-eski, sabit-yeni, taban ek ödeme-yeni, teşvik ek ödeme-nöbet/ek mesai ile beş kaleme bölünmüş durumda. Bu ödemelerin  artacağı söylense de tek kalem emekliliğe yansıyan maaş talebimiz karşılanmadı.

Bazı hekim gruplarına havuç gösterildi

Akarken, “Kısacası bazı hekim gruplarına sahanın isteğine aykırı biçimde yine eski performans sistemine benzer şekilde tabiri caizse havuç gösterilmiş durumdadır, kim yakalarsa artık o havucu, koştur koştur…” ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti:

‘’Klinik hekimleri ve sağlık kurum çalışanları olarak yönetmeliği yetersiz ve adaletsiz bulduk. Bu yönetmeliğin en iyi yanı ise bütün büyük hastanelerin yükünü sırtlayan klinik asistan hekimlerinin katsayılarının yüksek tutulması oldu.”

Ek ödeme yönetmeliğinde geçen  harp cerrahisi kısmına dair de Akarken şunları söyledi:

“Asker Hastaneleri kapandıktan sonra bu alanda kaç kişi kaldı düşünmemiz lazım. Harp cerrahisi esasları bilinmeden tabloya eklenmiş durumda. Zamanında harp cerrahisi yapan hekimler, şimdi eğitim araştırma hastanelerinde hekim olarak görev yapmakta ve ek ödeme alamamakta. Ek Ödeme Yönetmeliği’nin diğer acı reçetesi ise devlet mecburi hizmet yükümlülüğü kapsamında TSK, Emniyet Adalet Bakanlığı’na bağlı kurumların kadrosuna atanan başta hekimler olmak üzere sağlık çalışanlarına oldu. Asker Hastanelerin kapanmasıyla TSK da kalan sağlık çalışanları bile toplu sözleşmedeki düzenlemelerden sonra bir kez daha hüsrana uğradılar.

İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı’ na bağlı kurumlarda görev yapan hekimlere ise yıllardır bir düzenleme yapılmadı

Adınız sağlık çalışanı fakat ek ödeme yönetmeliğinde adınız geçmediği gibi, özlük haklarında bir düzenleme bu kurumda çalışan sağlık çalışanlarına maalesef yok.

Bakanımız ‘beyaz reform’ dese bile bu ek ödeme yönetmeliği gönül kırgınlığı olmuştur. SAHİM-SEN olarak bazı maddelerin iptali için yargıya gideceğiz.’

 

Kumluca Belediyesi boğaları güreştirecek: Şiddet ve işkence ‘şenliğini’ iptal edin

ANTALYA- CHP yönetimindeki Antalya Kumluca Belediyesi’nin 20 ve 21 Ağustos tarihlerinde düzenlemeyi planladığı Karagöl Yayla Şenlikleri kapsamında boğaların güreştirileceği duyuruldu.

Antalya Barosu Hayvan Hakları Kurulu, girişimleri sonucu kanunen gerekli izinlerin de alınmadığını öğrendi. Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) de, “şiddet içermeyen folklorik amaçlı gösterilere izin verilebileceğini” belirten kanun maddesine dayanılarak bir hayvan dövüşünün şiddet içermemesi mümkünmüş gibi alınacak herhangi bir izni de zaten kabul etmeyeceklerini açıkladı.

Baro ve HAKİM, yaptıkları açıklamada  “bu şiddet ve işkence “şenliği”ni düzenleyenlere, Antalya Kumluca Balediyesi’ne, Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve “şenlik”te sahne alacağı söylenen Ferhat Göçer’e bu çağdışı zulümden vazgeçilmesi için” çağrıda bulunuyor.

Ayrıca etkinliğin gerçekleşmemesine yönelik baskı yapılması için kamuoyundan belediyenin sosyal medya hesaplarına yorumlar atılması, belediyenin aranarak dövüşlerin iptal edilmesi yönünde talepte bulunması için de destek isteniyor.

Hayvan dövüşünün şiddet içermemesi mümkün olamaz

Hayvanları Koruma Kanunu’nda 2021 yılında yapılan değişikliğe göre, hayvan dövüştürmek suç kapsamına alındıysa da folklorik amaca yönelik ve “şiddet içermediği”ne kanaat getirilen gösteriler halen izin alınmak suretiyle düzenlenebiliyor.

Hayvan hakları savunucuları, hayvan dövüşünün şiddet içermemesinin mümkün olmadığını, hayvan dövüşlerinin tamamen yasaklanması gerektiğini ve seyir zevki için hiçbir türe yönelik zulmün kabul edilemeyeceğini
belirterek, hâlen yaygın olan hayvan dövüşlerinin sonlandırılmasını talep ediyor.

Sıcaklar yalnızca karada değil, denizde de etkili: Akdeniz’de deniz yaşamı tehlikede

Avrupa‘da ve Akdeniz çevresindeki diğer ülkelerde aşırı sıcaklar bu yaz en büyük gündemdi, ancak yükselen deniz sıcaklığı büyük ölçüde gözden uzak kaldı.

Global Change Biology dergisinde yayınlanan araştırma, 2015 ve 2019 yılları arasında Akdeniz’deki ısı dalgaları deniz türlerinde “büyük ölümlere” yol açtığını söylüyor. Binlerce kilometrelik Akdeniz kıyılarında mercanlar, süngerler ve deniz yosunu dahil yaklaşık 50 tür sıcaklardan etkilendi.

Barselona’dan Tel Aviv‘e, yılın bu zamanı için 3 santigrat derece ile 5 santigrat derece arasında değişen olağanüstü sıcaklık artışları yaşandı. Su sıcaklıkları düzenli olarak 30 dereceyi aştı. 

Deniz ısı dalgaları, ılık su alanları oluşturan okyanus akıntılarından kaynaklanır. Hava sistemleri ve atmosferdeki ısı da suyun sıcaklığına göre dereceler üzerine yığılabilir. Ve tıpkı karadaki benzerleri gibi, denizdeki ısı dalgaları da insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle daha uzun, daha sık ve daha yoğun.

Barselona Deniz Bilimleri Enstitüsü‘nden araştırmacı Joaquim Garrabou, durumun “çok endişe verici” olduğunu belirtiyor:

“Sistemi çok fazla zorluyoruz. İklim sorunları konusunda bir an önce harekete geçmeliyiz.”

Garrabou, denizlerin kömür, petrol ve gaz üretimiyle atmosfere salınan fazla ısının yüzde 90’ını ve  karbondioksitin yüzde 30’unu emerek gezegene gezegeni daha da sert iklim etkilerinden koruduğunu hatırlatıyor.

“Ancak bu, okyanusların ve denizlerin sağlıklı durumda olmasıyla mümkün.Ama şimdi okyanusu sağlıksız ve işlevsiz bir duruma getirdik.”

‣ Karbondioksit seviyeleri her yıl rekor kırarken neden her yıl bir öncekinden daha sıcak olmuyor?
‣ 2021’de tarihin en yüksek okyanus sıcaklıkları kaydedildi: Art arda altıncı rekor

Doğu Akdeniz suyu artık 31 derecenin üzerinde

Rapora göre Doğu Akdeniz havzasındaki durum özellikle vahim.

İsrail Oşinografi ve Limnolojik Araştırma Enstitüsü‘nde deniz biyoloğu Gil Rilov, Kıbrıs, Lübnan ve Suriye açıklarındaki suların Akdeniz’deki en sıcak noktalar olduğunu belirtiyor.

Buna göre buralarda yaz aylarında ortalama deniz sıcaklıkları artık sürekli olarak 31 derecenin üzerinde.

Isınan denizler birçok yerli türü uçurumun eşiğine getiriyor, çünkü her yaz optimum sıcaklıkları aşılıyor.

Araştırmacılar bu biyoçeşitlilik kaybının önümüzdeki yıllarda Akdeniz’in daha batısına, Yunanistan, İtalya ve İspanya‘ya doğru genişlemesini bekliyor.

‣ Atmosferdeki karbondioksit seviyesi, sanayi öncesi döneme göre yüzde 50 daha yüksek
‣ Aşırı yüzey sıcaklığı okyanusların yeni ‘normal’i

Politika yapıcılar büyük ölçüde habersiz

Deniz ısınmasının azaltılması için dünyanın sera gazı emisyonlarının büyük ölçüde azaltılması gerekecek olsa da, okyanus bilimciler, özellikle deniz alanlarının yüzde 30’unun balık tutma gibi insan faaliyetlerinden korunmasını ve böylece türlere bir şans verilmesi için  garanti etmeleri için yetkililere çağrı yapıyor.

Akdeniz bölgesinin şu anda yaklaşık yüzde 8’i korunuyor. Garrabou ve Rilov, politika yapıcıların Akdeniz’in ısınmasından ve etkisinden büyük ölçüde habersiz olduklarını belirtiyor:

“Bilim insanları olarak bizim işimiz, bunun hakkında düşünebilmeleri için bunları dikkatlerine sunmak.”

Denizlerdeki bozulma 500 milyondan fazla kişiyi etkileyebilir

Sıcak dalgaları, özellikle sıcak havanın yağmur veya az rüzgar olmadan belirli sayıda gün boyunca devam etmesi durumunda ortaya çıkar. Kara ısı dalgaları, deniz ısı dalgalarına neden olur ve ikisi, kısır, ısınma döngüsünde birbirini besleme eğilimindedir.

Orman yangınları, kuraklıklar, mahsul kayıpları ve dayanılmaz derecede yüksek sıcaklıklar gibi dramatik yan etkileri olan kara ısı dalgaları, Akdeniz çevresindeki birçok ülkede olağan hale geldi.

Ancak bilim insanları, denizdeki ısı dalgalarının Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler ve orada yaşayan 500 milyondan fazla insan için de ciddi sonuçlar doğurabileceğini söylüyor. Yıkıcı fırtınalar karada daha yaygın hale gelebileceğinden, balık stokları tükenecek ve turizm de olumsuz etkilenecek.

79 kuruluştan ortak açıklama: Zeytinliklere yönelik tehdit tekrarlanıyor, tedirginiz

MUĞLA – Aralarında zeytin ve zeytinyağı üreticileri, sivil toplum kuruluşları ve yurttaş örgütlenmelerinin bulunduğu kurumların yaptığı açıklamada, zeytinlikleri madenciliğe açan 1 Mart tarihli yönetmelik değişikliği hakkında verilen yürütmenin durdurulması kararının kaldırılmasına tepki gösterildi.

Zeytinliklerin maden için kesilmesinin önünü açan değişikliğe karşı yüzlerce dava açılmış, Milas‘taki Akbelen Ormanı‘nı YK Enerji‘nin kömür madenine vermemek için bir yıldır mücadelesini sürdüren İkizköy Çevre Komitesi‘nin de dahil açılan davaların pek çoğunda yönetmelik hakkında yürütmeyi durdurma kararı verilmişti. 

Ancak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘nın itirazı üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (DİDDK), 31 Temmuz’da ‘müşterek bir karar verilmesi gerektiğini’ söyleyerek bazı davalarda verilen yürütmeyi durdurma kararını iptal etti.

Yönetmelik hala açıkça hukuksuz

Bugün yapılan açıklamada kuruluşlar, zeytinlikleri madenciliğe karşı yeniden savunmasız bırakan bu yeni kararın kabul edilemez olduğu vurguladı ve yönetmelik değişikliğinin esastan iptalini talep etti.

TEMA Vakfı, WWF-Türkiye, Yeşil Düşünce Derneği, Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi, Greenpeace Akdeniz, Kuzey Ormanları Savunması, Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) gibi pek çok kuruluşun imzası bulunan açıklamada yönetmelik değişikliğinin hala açıkça hukuka aykırı olduğu vurgulandı:

“83 yıldır yasalarla korunan Anadolu’nun zeytinlikleri, birçok kez madencilik faaliyetlerine, imara, enerji projelerine açılmak istendi. Ancak zeytin üreticileri, yaşam savunucuları, sivil toplum örgütleri ve sendikaların mücadelesi sonucu zeytin ağaçları bugüne kadar korunabildi.”

1 Mart 2022’de ise ülkenin ‘‘elektrik ihtiyacı’’ öne sürülerek zeytinlikler kanunlara ve uluslararası sözleşmelere uygun olmayan bir yönetmelik değişikliğiyle madenciliğe açıldı.

1939 yılında yürürlüğe giren 3573 Sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanunu‘nun 202inci  maddesi şöyle: Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez. Bu alanlarda yapılacak zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri yapımı ve işletilmesi Tarım ve Köyişleri Bakanlığının iznine bağlıdır.”

Zeytinlikleri faaliyete açan 1 Mart tarihli kararda ise şöyle denmişti: Maden Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik 115’inci Maddesi: “Ülkenin elektrik ihtiyacını karşılamak üzere yürütülen madencilik faaliyetlerinin tapuda zeytinlik olarak kayıtlı olan alanlara denk gelmesi ve faaliyetlerin başka alanlarda yürütülmesinin mümkün olmaması durumunda madencilik faaliyeti yürütecek kişinin faaliyetlerin bitiminde sahayı rehabilite ederek eski hale getireceğini taahhüt etmesi şartıyla Genel Müdürlük tarafından belirlenen çalışma takvimi içerisinde zeytin sahasının madencilik faaliyeti yürütülecek kısmının taşınmasına, sahada madencilik faaliyetleri yürütülmesine ve bu faaliyetlere ilişkin geçici tesisler inşa edilmesine kamu yararı dikkate alınarak Bakanlıkça izin verilebilir.”

Değil tek bir zeytin tanesini kaybetmek, binlerce yıllık üretimi artırmamız gerekiyor

Açıklamada, zeytin ve zeytinciliğin önemi de şu ifadelerle anlatıldı:

“Türkiye zeytin üretiminde dünyada 5’inci, zeytin ihracatında ise 4’üncü sırada yer alıyor. ‘‘Elektrik ihtiyacı’’ gerekçesiyle ülkemizin dış ticaret dengesinin sağlanmasında zeytin ihracatının payı görmezden gelinerek zeytinle ülke ekonomisine daha fazla katkı sağlanması engelleniyor.

Öte yandan, gerek Muğla Akbelen ve Yatağan’da gerekse Denizli Avdan’da kömür madenciliğine karşı ormanı ve zeytinlikleri için mücadele eden yurttaşlar yürütmeyi durdurma kararının kaldırılmasından dolayı kaygılı.

‣ Kara çalınan bir ormanın mücadelesi: İkizköy’ün nöbeti
‣ İkizköy’de üçüncü bilirkişi keşfi: Akbelen’in korunmasına yönelik bir rapor bekliyoruz

Akbelen’de bu yönetmelik değişikliğinden hareketle zeytinliklere girilmiş, 17 zeytin ağacı sökülmüştü. Şimdi yürütmenin durdurulması kararının kaldırılması ile Muğla Akbelen, Yatağan ve Denizli Avdan başta olmak üzere tüm zeytinliklere yönelik tehdidin tekrarlanmasından tedirginiz.

Unutulmamalı ki, soframızdan eksik etmediğimiz zeytinimiz, binbir çeşit börtü böceğin yaşam alanı olmasının yanında yerel toplulukların da geçim kaynağı. Değil tek bir zeytin tanesini kaybetmek, bu toprakların binlerce yıllık zeytin üretimini daha da artırmamız gerekiyor.

İklim krizi ve gıda krizi göz önünde bulundurularak, Türkiye için hayati önemdeki zeytinliklerinden, enerji üretimi gerekçe gösterilerek vazgeçilme girişiminin hukuka ve bilime uygun olmadığını bir kez daha ifade ediyor, zeytinliklerin koşulsuz korunmasını talep ediyoruz.

 

İklim krizi yaban arılarının kanatlarını değiştirdi: 21’inci yüzyılda zor zamanlar geçirecekler

Imperial College London ve Natural History Museum‘dan bilim insanları Birleşik Krallık yaban (bombus) arısı popülasyonlarını analiz eden iki eşzamanlı makale yayınladı.

Journal of Animal Ecology‘de yayınlanan çalışmada bilim insanları, korunmuş yaban arısı örneklerinin ve yıllar boyunca iklim koşullarını incelediğinde  daha sıcak ve yağışlı yıllarda arıların kanatlarının dah asimetrik olduğunu buldu.

Arılar, gelişim sırasında stres altında olduğunda asimetrik kanatlar geliştirir. Yüksek asimetri (çok farklı şekilli sağ ve sol kanatlar), arıların gelişim sırasında stres yaşadıklarını, normal büyümelerini etkileyen bir dış faktör olduğunu gösteriyor.

İlki 1900 yılına kadar uzanan arı örneklerinin morfolojisini (vücut şekilleri) araştıran grup, önce dijital görüntüleri kullanarak, stres göstergesi olarak yaban arısı kanatlarındaki asimetriyi araştırdı.

Birleşik Krallık‘taki dört yaban arısı türünü inceleyen araştırmada, yüzyılın 1925 civarındaki en düşük noktasından ilerledikçe stresin arttığına dair kanıtlar buldu. Daha fazla analiz, her bir arı türünün yüzyılın ikinci yarısında sürekli olarak daha yüksek bir stres göstergesi sergilediğini gösterdi.

Geleceği tahmin etmek için geçmişten ders almak

Araştırmanı yazarlarından Imperial College Yaşam Bilimleri Bölümü’nden (Silwood Park) Aoife Cantwell-Jones, “Arının dış anatomisinde görülebilen ve sadece günler veya haftalar önce gelişim sırasındaki stresin neden olduğu bir stres göstergesi kullanarak tarihsel zaman ve mekan boyunca popülasyonları baskı altına sokan faktörleri daha doğru bir şekilde takip edebiliriz.” diyor.

Suffolk Üniversitesi‘nden Dr. Andres Arce, amaçlarının belirli çevresel faktörlere verilen tepkileri daha iyi anlamak ve geleceği tahmin etmek için geçmişten ders çıkarmak olduğunu belirtiyor:

Yaban arılarının en çok nerede ve ne zaman risk altında olacağını tahmin edebilmeyi ve buna yönelik etkili koruma eylemini geliştirmeyi umuyoruz.

Silwood Park’tan kıdemli yazar Dr. Richard Gill de şöyle diyor:

“Daha sıcak ve daha yağışlı koşulların yaban arılarını daha yüksek stres altına sokacağı tahmin edildiğinde ve bu koşulların iklim değişikliği altında daha sık hale geleceği gerçeği göz önüne alındığında; yaban arıları 21’inci yüzyılda zor zamanlar geçirecek.”

Fransa’da kuraklık futbolu vurdu: ‘Savana benzeyen sahada nasıl oynayacaklar?’

Avrupa‘daki pek çok ülkede rekor seviyelerde yaşanan aşırı sıcaklar ve yağış eksikliği nedeniyle acil önlemler alınıyor.

Fransa‘da kuraklık nedeniyle yönetimin sulama yasağı getirdiği Villeperdue kentinde futbol sahalarının kuruması, pek çok maçın iptaline sebep olabilir.

Fransa’nın kuzeybatısındaki Indre-et-Loire bölgesinde 11 Ağustos’ta duyurulan kuraklık ve kısıtlamalar, 15 Ağustos itibariyle kesin yasaklara dönüşmüştü. Bu alarm seviyesinde, bahçelerin, spor alanlarının sulanması büyük ölçüde yasaklanmış, sadece bazı profesyonel kulüpler muaf tutulmuştu.

Kentin futbol kulübü, kuraklık zamanlarında su tasarrufuna yönelik bu kararı “anlıyor”, ancak endişeli.

‣ İtalya’da tarihi kuraklık: Acil durum ilan edildi
‣ Fransa ormanları kül oluyor: Yangın her dakika 10 futbol sahası alana yayılıyor

Futbol kulübü SC Villeperdue ‘nün başkanı Patrice Croquet, çimleri kuruyan ve karşılaşmaya elverişsiz hale gelen sahalarda oyuncularının yaralanma riskinden endişe ediyor:

“Bir kaleci hayal edin, sanki asfalta düşüyormuş gibi olacak. Bu koşullarda oynamayı düşünmeye gerek yok, tabii baldırdan uyluğa kadar derinizi yırtmak istemiyorsanız.”

Fotoğraf: Louise Thomann / Radio France
‣ Avrupa yanıyor: Ancak iklim krizine karşı harekete geçmek için hala umut var

Sert bir yüzeyde koşmanın, dizler, ayak bilekleri ve sırt için kötü olduğunu belirten Croquet, yasağı doğru bulduğunu da ekliyor: “Her şeye rağmen su içip, duş alabilmek toprağı sulamaktan daha önemli, burada tartışılacak bir şey yok.”

Croquet, bir sonraki hafta başında yağacağı belirtilen yağmurun, Coupe de France‘ın ikinci turu ve 28 Ağustos’ta Saint-Amand-Longpré‘nin resepsiyonu öncesinde çimleri yeşillendirmesi için dua ediyor.

Villeperdue Belediye Başkanı Frederic Dupey,  Fransa’nın en büyük futbol ligi Coupe de France’a hazırlanan futbolcular için bir çözüm aradıklarını belirtiyor. Uygun futbol sahalarının tamamen kuruyup  ve sarardığını söyleyen Dupey, sentetik çimin çok maliyetli olduğunu ve maçın diğer kentlerde oynanmaasına kulübün sıcak bakmadığını söylüyor.

Norveç’te öldürülen Freya’nın heykeli dikilecek

Mors Freya’nın Norveç’in Oslo Fiyordu’nda insanlar için risk oluşturduğu gerekçesiyle öldürülmesine tepkiler dinmiyor. Ülke halkı, çevre örgütleri ve hayvan hakları savunucuları bu “gereksiz ve hızlı” katliama karşı öfkelerini sosyal medya üzerinden belirtmeye devam ederken, hayvanın heykelini öldürüldüğü yere dikmek amacıyla da bir bağış kampanyası başlatıldı. 

Kampanyayı organize edenler, Freya’nın öldürülmesinin Norveç’te ve özellikle Oslo’da vahşi hayvanlara yaşam alanı sağlanamadığına dair güçlü olumsuz bir etki yarattığını belirtti.Grubun paylaşımında şunlar denildi: “Heykelini dikerek, kendimize ve gelecek nesillere, ‘ayak altında’ olunca doğal hayatı öldürmememiz ya da ortadan kaldırmamamız gerekmediğini ve kaldıramayacağımızı daima hatırlatacağız.”

Grup dün itibarıyla kampanya için 16 bin 143 dolar topladı. Organizatörler, heykel için gerekeni toplayamazlarsa parayı Dünya Doğayı Koruma Vakfı’na aktaracak.

Tepkiler dinmiyor

Oslo Fiyordu’nda yaşayan ve insanlar için risk oluşturduğu düşünülen Freya adlı dev mors 14 Ağustos’ta öldürülmüştü. Norveç Balıkçılık Direktörlüğü’nün açıklamasında, değerlendirmeler neticesinde ‘insanlar için tehlike oluşturduğu’ gerekçesiyle 600 kilogram ağırlığındaki dişi hayvanın hayatına son verildiği kaydedilmişti: “Geçen hafta yapılan gözlemlerde, Freya’nın zararlı olduğu ve mesafenin korunmasına yönelik uyarıların göz ardı edildiği belirlendi. Halka potansiyel riski yüksekti.”

Oslo’da insanların aşırı ilgisine maruz kalan mors Freya, Norveç yetkilileri tarafından öldürüldü

Kararı aceleyle alınmış ve gereksiz bulan aktivistler ve Oslo halkı ise, izni veren kurumlara öfkeli.

Binlerce üyesi bulunan “Deniz aygırı Freya – O şimdi nerede?’ adlı Facebook sayfası, pazar gününden bu yana üzgün ve kızgın yorumlar ile taziyelerle doldu taştı.

Oslo’da çocuk tiyatrosu işleten 62 yaşındaki Trine Tandberg, Freya’yla ilgili haberleri yakından takip ettiğini belirterek, “Kimseye bir şey yapmadı. Birçoğumuzu kızdıran şey de bu” dedi.

Norveç’te Dünya Doğayı Koruma Vakfı’na bağlı bir deniz biyoloğu olan Fredrik Myhre de “Öldürme kararının alınma hızına hayran kaldım” ifadeleriyle tepkisini ortaya koydu.

Uzmanlar ise deniz aygırının hayatının bu şekilde sona ermesine inanamadıklarını söylüyor. Deniz memelilerini kurtarma örgütü British Divers Marine Life Rescue Direktörü Bay Jarvis, bu tür vahşi hayvanların insanlara oluşturduğu tehdidi kabul ederken, bunun Freya’yı öldürmek için yeterli bir sebep olmadığını söyledi.

 

Türkiye tarihinde ilk kez Ermeni toplumundan bir vatandaş, kaymakam olarak atandı

Türkiye Ermeni toplumundan bir isim, Cumhuriyet tarihinde ilk kez resmi görev alacak.

Geçen yıl kaymakamlık sınavını kazanan 27 yaşındaki Berk AcarDenizli‘nin Babadağ ilçesinin yeni kaymakamı oldu.

Agos Gazetesi‘nin aktardığına göre, Acar, girdiği sözlü mülakatta da başarılı olmuştu.

Mülakatta da başarı listesine girdi

1995’te İstanbul’da dünyaya gelen Berk Acar, Özel Sahakyan Nunyan Ermeni Ortaokulu ve Işık Lisesi’ne gitti. 2020 yılında Bilgi Üniversitesi Hukuk Bölümü’nden mezun oldu. Avukatlık stajını Şişli’deki hukuk bürosunda yaptı.

Daha sonra 110’uncu Dönem Kaymakamlık sınavlarına girdi. 2021 Temmuz ayında Ankara’da yapılan yazılı sınavı, 13 bin 374 kişi arasından 72’nci sırada tamamladı. Mülakata 475 kişi çağırıldı. Berk Acar, mülakat sonucu açıklandığında da yine başarı listesine girdi.

Berk Acar görevinden resmen ayrılarak ilçeye veda eden Babadağ Kaymakamı Adem Karataş’ın yerine ilçeye atandı. Acar’ın gelecek günlerde göreve başlamasıyla Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa bir Ermeni vatandaş, kaymakam olarak atanmış olacak.

RTÜK yine ceza yağdırdı: Netflix, LGBTİQ+ sahnesi olduğu için bir animasyonu kaldırmaya zorlandı

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyesi Okan Konuralp,  RTÜK’ün Halk TV, HaberTürk, TELE1 ve Netflix’e ceza verdiğini duyurdu.

Konuralp’in açıklamasına göre TELE1’e verilen cezanın gerekçesi Konya‘da görev sırasında vurularak öldürülen ve ardından tüm Türkiye’deki sağlık çalışanlarının iki gün iş bıraktığı Doktor Ekrem Karakaya’ya dair haberlere ilişkin yayın yasağına uyulmaması oldu.

Habertürk‘te ‘Teke Tek’ programında Prof. Dr. Celal Şengör’ün Hz. İbrahim ve Hz. Musa için, “Masal bunlar. İbrahim diye birinin yaşadığı malum değil. Söylenen bu kişiler tarihte yok” sözlerine “Diyanet’in Türkiye’nin köklü ilahiyat birikimiyle tezat’ gerkçesiyle ceza uygulandı.

Halk Tv‘ye verilen cezanın sebebi ise Medya Mahallesi programındaki değerlendirmelerin ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı küçük düşürmesi’ oldu.

https://twitter.com/okonuralp/status/1559876222791852032?s=20&t=vJxcEcsiaJOfN4RjCwb48g

Netflix’e dünyaca ünlü animasyonı yayınladığı için ceza kesildi

 

Ücretli dijital yayın platformu Netflix’e ise dünyaca ünlü ‘Jurassic World: Kretase Kampı‘ isimli animasyon dizisini katalogdan çıkarma cezası verildi.

X Men ve Thor gibi yapımların da yaratıcısı Zack Stentz yapımı, tüm dünyada popüler olan dijital dizi, 29 Temmuz’da RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin tarafından hedef gösterilmiş ve aynı gün pek çok medya organı ‘Çocuklara LGBTİQ sahneleri gösteriliyor’ şeklinde haberler yayımlamıştı.

Gençlerin bir macera kampında dinozorlarla yaşadığı mücadeleyi konu eden dizinin 5’inci sezonunda, Sammy ve Yaz karakterlerinin birbirine aşık olması, LGBTİQ+ karşıtı nefret söylemlerin odağına yerleşti.

Netflix Türkiye’de +18 ibaresiyle yayımlanan diziye dair Şahin, “Çocuklarımızı olumsuz etkileyecek, değerlerimizi hiçe sayan içeriklere müsaade etmemeye kararlıyız” demiş ve yayın hakkında soruşturma başlatılmıştı.

 

Portekiz’deki orman yangınları AİHM gündeminde: Bu bir insan hakları sorunu

Portekizli altı genç iklim aktivistinin, ülkelerinde yaşanan dev orman yangınları ve iklim değişikliğine bağlı aşırı sıcaklardan sorumlu tuttuğu; aralarında Türkiye’nin bulunduğu 32 Avrupa ülkesine açtığı iklim davası, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin (AİHM) Büyük Dairesi önüne gitmeye hazırlanıyor.

Gençler, yaşadıklarını bir “insan hakları ihlali” olarak değerlendiriyor.

Birleşik Krallık‘taki 10 avukattan oluşan bir ekip tarafından temsil eden altı Portekizli davacının şikayet ettiği ülkelerse şöyle: Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Almanya, Yunanistan, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, Macaristan, İrlanda, İtalya, Litvanya, Lüksemburg, Letonya, Malta, Hollanda, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya, Slovakya, Slovenya, İspanya, İsveç, İsviçre, Birleşik Krallık ve Türkiye.

Ülke tarihindeki en ölümcül yangınlardan

Bu yaz Portekiz’in merkezindeki Leiria bölgesinde yer alan Pedrogão plajı civarında yaşanan yangın, aşırı sıcakların etkisiyle ülke tarihindeki en ölümcül yangınlardan biri olarak kayıtlara geçti.

Bir önceki dev yangınlar ise 2017 yılında çıkmıştı. Bu yangınlar Lizbon’un dört katı büyüklüğünde bir alanı harap etmiş; 66 kişinin ölümüne, 250’den fazla insanın yaralanmasına yol açmıştı. O yıl, 20.000 hektardan fazla ormanlık alan yok oldu.

Artan küresel sıcaklıkların etkisi ve ülkelerin sera gazı emisyonlarını engellemelerine karşı harekete geçme kararı veren, 23 yaşındaki hemşire  Claudia Agostinho, kardeşleri ve kuzenleriyle birlikte ilk davayı açmıştı.

Grup, 2017’den beri her yıl Portekiz’de meydana gelen orman yangınlarının küresel ısınmanın doğrudan bir sonucu olduğunu , bu yangınların insan sağlığı için bir risk oluşturduğunu ve şimdiden uyku düzenlerinde bozulma, alerji ve bunun sonucunda da sıcak havanın daha da ağırlaştırdığı solunum sorunları yaşadıklarını belirtiyor. Ayrıca iklim değişikliğinin kışın çok güçlü fırtınalara neden olduğunu, Lizbon’da denize yakın olan evlerinin fırtınalardan zarar görme riski altında olduğunu da savunuyorlar.

Her yıl aynı manzara

Beş yıl sonra yaşadıkları bölgede ve ülke genelinde bir kez daha aynı manzara yaşanırken, Portekiz’in iklim politikalarının yetersiz olduğunu savunan ve 32 Avrupa ülkesine karşı açılan bu dava, sonbaharda Büyük Daire tarafından görülecek. 

Agostinho ve ailesini destekleyen Global Legal Action Network‘ten (Glan) Gearóid Ó Cuinn “Mahkeme, bu davada … sorunu iklim değişikliği olarak değerlendiriyor” dedi.

Agostinho davası, AİHM Büyük Dairesi’ni gitmesi nedeniyle, daha önce açılan diğer iklim davalarına eklenecek. Örneğin, Fransız belediye başkanı Damien Carême, hükümetinin iklim kriziyle mücadele etmedeki başarısızlığına karşı harekete geçti. Kuzey Fransa’daki Grande-Synthe’in belediye başkanı olan Carême, deniz seviyesinin yükselmesi durumunda kasabasının uzun vadeli bir su altında kalma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu söylüyor. Başka bir iklim vakası, İsviçre İklimini Koruyan Kadınlar adlı bir grup kadının, yeterli bir iklim koruma politikasını benimsemediği için İsviçre hükümetine karşı açtığı dava.

Agostinho, açtığı davayla ilgili şunları söyledi: “Yapmamız gereken tek şey. bir şey yapmamak. Beş yıl sonra şimdi yine burada sıcaktan dolayı acı çekiyoruz ve kendi kendime, ‘Onlar için iyi bir gelecek yoksa bu dünyaya çocuk getirmek ister miyim?’ diye düşünüyorum. Bir şeyler yapılması gerekiyor, yaşadığımız şey sürdürülebilir değil.”

İklim aktivisti gençler de davaya destek veriyor. Kitle fonlaması yoluyla dava masraflarını karşılamaya çalışan aktivistler, iklim krizinin yaşam haklarına, özel ve aile yaşamlarına saygı haklarına ve ayrımcılığa uğramama haklarına müdahale ettiğini savunuyor ve Büyük Daire’nin bir an önce duruşma tarihi vermesini bekliyor:

Diğer bir davacı olan Sofia Oliveira, “Bu yaz Portekiz’de geçen yıla kıyasla çok daha endişe verici ve boğucu aşırı sıcaklar yaşıyoruz, bu nedenle mahkemenin davamızı önemli bulduğunu duymak bize cesaret verici bir umut veriyor.

Davada Büyük Daire’de görev yapan 17 yargıç karar verecek. Şimdi bu yargıçların davamıza en kısa sürede bakmasını ve Avrupa hükümetlerinin bizi korumak için gerekli acil önlemleri almasını sağlamasını umuyoruz” dedi.

Davacı gençler başarılı olursa,  hükümetler yasal olarak emisyon kesintilerini hızlandırmakla yükümlü olacak. Aynı zamanda çok uluslu şirketlerinin dünya çapındaki emisyonları da dahil olmak üzere iklim krizine denizaşırı katkılarıyla da mücadele edecekler.

10 günde 17 bin hektarlık alan yandı

Son bir aydır orman yangınlarıyla mücadele eden ve 1 Ocak ile 31 Temmuz tarihleri arasında 58 bin 354 hektarlık ormanlık alanın zarar gördüğü Portekiz’de 14 yerde yangınlar devam ediyor.

Yanan ormanlık alanın son 10 yılın ortalamasından yüzde 59 daha fazla olduğu belirtildi.

Serra da Estrela bölgesinde günlerdir süren orman yangınlarında 17 bin hektarlık alan yandı.

Ulusal Sivil Koruma Kurumu Müdürü Andre Fernandes, 10’uncu gününe giren dağlık bölgedeki yangına ilişkin “Yangın farklı noktalarda devam ediyor ve halen aktif. Bulunduğu yer, kuraklık, sıcak hava ve rüzgardan dolayı mücadele etmesi oldukça zor” dedi.

Mevcut durumda 1100 görevlinin yangın söndürme çalışmalarına katıldığını, karadan 356 makine, havadan da 13 uçağın destek verdiğini aktaran Fernandes, 3’ü ağır 19 itfaiyecinin yaralandığını kaydetti. 45 aile ise evlerinden tahliye edildi.

İçişleri Bakanı Jose Luis Carneiro 14 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, orman yangınlarının çıkmasına neden oldukları iddiasıyla bu yıl 119 kişinin gözaltına alındığını duyurmuştu.