Ana Sayfa Blog Sayfa 690

Nilüfer Barajı’ndaki doluluk oranı yüzde 1’e düştü

Bursa’nın içme suyunu karşılayan ve Nilüfer Çayı üzerinde kurulan ve 2007 yılından beri hizmet veren, yıllık 60 milyon metreküp su kapasiteli Nilüfer Barajı, son dönemdeki mevsimsel kuraklıktan olumsuz etkilendi. Bölgenin uzun süredir yağış almaması nedeniyle 1,47 kilometrekarelik barajdaki su bitme noktasına ulaştı.

Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin (BUSKİ) sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Nilüfer Barajı’ndaki doluluğun yüzde 1’e düştüğü, kentin diğer içme suyu kaynağı Doğancı Barajı’ndaki doluluğun ise yüzde 50 olduğu belirtildi.

Su tasarrufu çağrısı

AA‘danSinan Balcıkoca’nın aktardığına göre; Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği (DOĞADER) Yönetim Kurulu Üyesi Murat Demir, dünya genelinde iklimle ilgili sorunlar yaşandığını söyledi. Her yılın bir önceki seneye göre kurak geçtiğini ifade eden Demir, “Artık kuraklıkla iç içeyiz. Kuraklık hayatımızın bir parçası oldu. Bursa’da da bunun etkilerini görüyoruz. ‘Yüzde 1’ demek ‘Su yok’ demek. Çekile çekile mil olmuş, mil bile çok az kalmış. Sebebi iklim krizi. İklim krizinin sebebi de biz insanlar” dedi.

İklim krizine karşı topyekun mücadele edilmesi gerektiğini anlatan Demir, gelecek ay yağışa dair umutlarının olduğunu ancak yağış olmazsa büyük sıkıntılar yaşanabileceğini dile getirdi. Demir, suyun hor kullanılmaması, kıymetinin bilinmesi ve tasarruflu olunması çağrısında bulundu.

‣İznik Gölü’nde siyanobakteri istilası
‣Burdur Gölü’nün olağanüstü kirli hikayesi
‣Bilal Erdoğan’ın ‘oyunları’ için İznik Gölü’nün çevresine sabit yapılar inşa ediliyor 

‘Daha önce bu kadar kurak bir mevsim görmedim’

Nilüfer Barajı çevresinde koyunlarını otlatan Sadık Şekerci ise 62 yaşında olduğunu, daha önce bu kadar kurak bir mevsim görmediğini aktardı.

Barajı ilk kez bu kadar suları çekilmiş gördüğünü bildiren Şekerci, “Eylül, ekim, kasım aylarında böyle yağış olmadan bir mevsim görmedim. Yani şu an tam ekim zamanı. Buğday, arpa ekildi. Bu mevsimde kış sebzeleri sulanıyordu. Hayvanlar baraj göletinde bir taraftan diğer tarafa geçiyor şu an. Karşıdan geçmemesi lazım aslında yani su bol olması gerekirdi bu mevsimde” diye konuştu.

Kuraklık Kasım’ı da vurabilir: Hububat ekiminde sorun yaşanabilir
‘Bölgesel kuraklıklar küresel hale geldi’: Dünya alarm veriyor
Kuraklık: Zernek Barajı’nda su seviyesi dibi gördü
Zernek Baraj Gölü, son yılların en düşük seviyesinde
Kuraklık: Van Gölü’ndeki binlerce yıllık mikrobiyalitler yok oluyor

Şekerci, kuraklık nedeniyle hayvanlarına yedirecek ot bulamadıklarını belirtti. Akşamları koyunlara yem verdiklerini kaydeden Şekerci, “Yağış olsaydı, hayvanlar ot yiyecekti, yem vermezdik. Allah yardımcımız olsun. Bundan sonra yağsa bile ot olmaz ama en azından baraja faydası olur, su birikir” ifadesini kullandı.

[COP27] Sekiz gelişmiş ülke, 105 milyon dolarlık yeni bir finansman taahhüt etti

BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 27. Taraflar Konferansı’nda (COP27), iklim krizine karşı en kırılgan durumdaki gelişmekte olan ülkelerin uyum ihtiyaçlarının karşılanması için 105,6 milyon dolarlık ek finansman sözü verildi.

Küresel Çevre Fonu (GEF) ve COP27 Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Danimarka, Finlandiya, Almanya, İrlanda, Slovenya, İsveç, İsviçre ve Belçika’nın Valon Bölgesi, En Az Gelişmiş Ülkeler Fonu (LDCF) ve Özel İklim Değişikliği Fonu (SCCF) için 105,6 milyon dolarlık yeni finansmanı açıklayarak,  düşük gelirli devletlerin acil iklim uyum ihtiyaçlarını hedefleyen fonlara daha fazla destek verilmesi gerektiğini vurguladı.

Belçika, Kanada, Fransa ve ABD’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkeler ile Avrupa Komisyonu ise söz konusu iki fonu politik olarak desteklediklerini, önümüzdeki aylarda bu fonlara katkıda bulunacaklarını söyledi..

Yeni desteği memnuniyetle karşıladıklarını açıklayan LDCF ve SCCF fonlarının alıcı ülkeleri, diğer ülkelere de finansmanlarını en kısa zamanda artırmaları çağrısında bulundu.

Donör ülkeler, geçen yıl Glasgow‘da düzenlenen COP26’da da LDCF’ye 413 milyon dolarlık destekte bulunmuştu.

En çok ihtiyaç duyan ülkelere uyum finansmanı sağlamak da dahil olmak üzere Paris İklim Anlaşması’ndaki vaatlerin yerine getirilmesi, Mısır’daki COP27 zirvesindeki en önemli tartışma konularından birini oluşturuyor.

Gelişmiş ülkelerin Pari Antlaşması çerevesinde 100 milyar dolarlık fon sağlamayı taahhüt ettiği iklim fonunun kapsamındaki LDCF, en az karbon emisyonu üreten ancak küresel ısınmanın yol açtığı risklerin en büyükleriyle karşı karşıya olan 46 En Az Gelişmiş Ülke için özel iklim adaptasyonu finansmanı sağlayan tek kaynak niteliğinde.

SCCF ise gelişmekte olan ülkelerde iklim adaptasyonunun artırılması için yenilikçi yaklaşımları finanse ediyor ve desteğe ihtiyaç duyan gelişmekte olan küçük ada devletleri için özel bir finansman penceresi sağlıyor.

GEF programlama stratejisi, önümüzdeki dört yılda, LDCF’nin, En Az Gelişmiş Ülkeler için 1 milyar ila 1,3 milyar dolar; SCCF’nin ise 200 milyon ila 400 milyon dolar kaynak sağlanmasını öngörüyor.

 

Antalya’da sıcak dalgası yaşanan gün sayısı 2050’ye kadar altı kat artabilir

Antalya’da düzenlenen Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu İklim Diplomasisi Haftası etkinliğine katılan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Coğrafya Bölümü Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Çiçek, iklim değişikliğinin 1850’li yıllarda Sanayi Devrimi sonrası başladığını ifade ederek o zamandan bu yana sıcaklığın küresel anlamda 1,09 santigrat derece arttığını belirtti. Çiçek, karaların denizlere göre daha fazla ısındığını anımsattı.

‣Küresel ısınma uzaydan görülebiliyor
IPCC Raporu: Acil eylem için zaman daralıyor
İklim krizine karşı harekete geçmek için hala umut var 

AA’dan Süleyman Elçin‘in aktardığına göre; küresel anlamda bu artışlarda kutup bölgeleri ile Akdeniz çanağının ön plana çıktığına dikkati çeken Çiçek, “Kutup bölgelerinde buzulların erimesi nedeniyle sıcaklıklar çok fazla artıyor. İkincisi de Akdeniz çanağının bulunduğu alan. Burası da yüksek basıncın etkisi altında. Türkiye ve özellikle Antalya sıcaklık artışından en fazla etkilenecek yerler” dedi.

Çiçek, hiçbir önlem alınmaması halinde bu senaryolara göre 2100 yılına kadar dünya sıcaklığının 3,5 derece artmasının beklendiğini dile getirdi.

‘Akdeniz kuşağındaki ülkelerde sıcaklık 2100’e kadar 6 derecenin üzerinde artabilir’

Akdeniz kuşağındaki ülkelerde ise sıcaklığın 2100 yılında 6 derecenin üzerinde artmasının beklendiğini kaydeden Çiçek, “Atmosfere dost olmazsak Akdeniz çanağındaki ülkeler ile Antalya sıcaklık artışından kötü etkilenebilir. Pek çok sosyal olayda bugün tepki verdiğimiz zaman yarın semeresini alabilirsiniz ama iklimde bu etkiler 100 yıl sonra çıkacak. Atmosfere bugün dost olsak, sıfır emisyonu sağlasak 2100’e kadar bu sıcaklık artışları devam edecek. Bugünden önlem alıp gelecek kuşağı kurtarmamız lazım.” diye konuştu.

‘Çevre için çok olumsuz etkiler oluşturacak’

İhsan Çiçek, Antalya’da 1960’lı yıllardan bu yana genellikle yılda iki gün civarında sıcak dalgası görüldüğüne işaret ederek şunları söyledi:

“Antalya’da sıcak dalgası 2050’lere kadar 13 güne çıkacak, o tarihten sonra da 40 günü bulacak. Önlem alınmazsa yaz periyodunun 40 günü sıcak dalgasına maruz kalacağız. Sıcak dalgasının şiddeti de büyüyecek. Özellikle dezavantajlı grup yaşlılar, kronik hastalık sahibi olanlar ve çocuklar için bu sıcak  dalgası çok tehlikeli olacak. Bu durum aynı zamanda çevre için çok olumsuz etkiler oluşturacak. Ormanyangınlarının artışına ve kurak havalara neden yol açacak. Son 10 yılda yanan orman alanlarının yüzde 65’i, 2021 yılında yandı.”

Ulaşım, tarım ve enerji sektörlerinin adaptasyonu

Çözümün sıfır emisyona doğru gitmek olduğunu anlatan Çiçek, bu konuda mutlaka azaltıma gidilmesi gerektiğini kaydetti.

Karbon emisyonu azaltımının çok zor olduğunu dile getiren Çiçek, sözlerini, “Çünkü ekonomik bir döngüyü gerektirir. Karbon emisyonunu azaltıp ulaşım, tarım ve enerji sektörlerinin buna adapte olması lazım. Bu zor. O zaman bizim doğaya uyumlu yaşamamız lazım. İklim değişikliği etkilerini en az hissedecek duruma geçmemiz gerekiyor. Evin mimarisinden tutun caddelerin, binaların yeşillendirilmesine kadar önlemler alınmalı. Birinci önceliğimiz uyum, ikincisi ise azaltma. Çünkü azaltma şu anda problemli bir durum” diye tamamladı.

Umut hala var!

Bilim insanları iklim krizine karşı harekete geçmek için hala zamanın olduğunu ve iklim eylemleriyle önlenebilecek bir krizin söz konusu olduğunu belirtiyorlar. Politika yapıcıların iklim krizine karşı taahhütlerini yerine getirmeleri için ve fosil yakıtı finanse eden şirketlere karşı harekete geçmek için küresel bir eylemlilik ve baskı da söz konusu. 

Meteorolojiden 39 il için sarı kodlu uyarı: İstanbul’da bazı vapur seferleri iptal edildi

Bugün Marmara, Ege, Batı ve Orta Karadeniz bölgeleri ile İç Anadolu‘nun kuzeyi ve Doğu Karadeniz‘in iç kesimlerinde bugün kuvvetli rüzgar bekleniyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre rüzgarın , Marmara, Ege, Batı ve Orta Karadeniz bölgeleri ile İç Anadolu’nun kuzeyi ve Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinde güney ve güneybatı yönlerden kuvvetli; Marmara ve Kuzey Ege’de zaman zaman kısa süreli fırtına şeklinde eseceği tahmin ediliyor.

Kuvvetli rüzgarın akşam saatlerinden sonra etkisini kaybetmesi bekleniyor. Hava sıcaklıkları ise 17-23 Kasım haftasında ülke genelinde artarak mevsim normalleri üzerinde seyredecek.

Kuvvetli rüzgar nedeniyle sarı kodla uyarılan 39 il şöyle:

Afyonkarahisar, Amasya, Ankara, Balıkesir, Bilecik, Bolu, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Çorum, Edirne, Eskişehir, Giresun, Gümüşhane, İstanbul, İzmir, Kastamonu, Kırklareli, Kocaeli, Kütahya, Manisa, Ordu, Rize, Sakarya, Samsun, Sinop, Sivas, Tekirdağ, Tokat, Trabzon, Uşak, Yozgat, Zonguldak, Bayburt, Kırıkkale, Bartın, Yalova, Karabük.

Ulaşımda aksamalar, çatı uçması, ağaç veya direklerin devrilmesi, soba ve doğal gaz kaynaklı baca gazı zehirlenmesi gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekiyor.

rüzgar fırtına hava

İstanbul ve Ankara’da uyarılar

İstanbul’da hava durumu muhalefetiyle bazı vapur seferleri yapılamayacak.

Şehir Hatları‘nın internet sitesinde yer alan açıklamada, “Avcılar – Bostancı, Avcılar – Bakırköy – Kadıköy, Üsküdar – Aşiyan, Aşiyan – Anadolu Hisarı – Küçüksu (Ring), Bostancı – Karaköy – Kabataş, Bostancı-Moda-Kadıköy-Kabataş” seferlerinin iptal edildiği belirtildi.

Ankara Valiliği bugün için kuvvetli rüzgar uyarısında bulunduğu açıklamasında “17 Kasım Perşembe günü güney ve güneybatı yönlerden kuvvetli esmesi beklenen rüzgarın aynı gün akşam saatlerinden sonra etkisini kaybedeceği tahmin edilmektedir” ifadesine yer verildi.

Açıklamada, şiddetli rüzgar nedeniyle ulaşımda aksamalar, çatı uçması, ağaç ve direk devrilmesi, soba ve doğal gaz kaynaklı baca gazı zehirlenmesi gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması istendi.

[COP27] Uyanın artık: Karbonsuz veya düşük karbonlu fosil yakıt diye bir şey yok

Uluslararası İklim Eylem Ağı’nın (CAN International) koordinasyonu ile sivil toplum örgütlerinin UNFCCC toplantılarında yayınladığı ECO haber bültenininden başlıkları, Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) aracılığı ve Ayşe Bereket’in çevirisi ile paylaşıyoruz.

*

ECO, Tarafların uykusuzluktan dolayı kahve ile karbonu karıştırıp, kafeinsiz kahve üretilebildiği gibi karbonsuz petrol ve gaz üretilebileceğini sanmalarından endişe duyuyor. Uyanın artık!

Karbonsuz veya düşük karbonlu fosil yakıt diye bir şey yok.

Petrol, gaz ve kömürü karbondan arındıramayız. Fosil yakıt bağımlılığı sona erdirerek ekonomiyi karbonsuzlaştırmamız gerekiyor.

Fosil yakıt üreticileri, ürünlerini en temiz kirli enerji olarak satmak için çok uğraşıyor. ECO ve COP’taki diğer birçok kişi de bu oyuna kanmıyor.

COP’u karbondan arındırın

Karbon yakalama ve depolama (CCS), gazı yeşil, petrolü temiz veya kömürü iklim açısından güvenli yapamaz. Karbon yakalama ve depolama bir iklim çözümü değil ve bu yüzden iklim planlarımıza dahil edilmemesi gerekiyor.

Karbon yakalama ve depolamanın ihtiyaç duyduğumuz hızlı emisyon kesintileri için gereksiz olduğunu ve büyük ölçekte işe yararlığının kanıtlanmadığını; ve de fosil yakıt çıkarma faaliyetleri, boru hatları ve karbon yakalama ve depolama altyapılarından etkilenen topluluklar açısından adil olmadığını gösteren çok sayıda kanıt var. En son Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporunun karbon yakalama ve depolamayı, iklim krizinin daha fazla felakete yol açmasının engellenebileceği en kritik dönem olan 2030 yılına kadarki dönemde yapılacak emisyon azaltımları için en yüksek maliyetli ve en az etkili seçeneklerden biri olarak sıralaması hiç de şaşırtıcı değil.

Elbette petrol ve fosil gaz şirketleri tüm bunları biliyor. Onlar karbon yakalama ve depolama ile iklim eylemine katkı sağlamak için ilgilenmiyor. Bu, onlar için fosil yakıt çıkarmaya devam edebilmek ve enerji geçişini geciktirmek için kullandıkları bir yeşil boyama taktiği.

Karbon yakalama ve depolama yaklaşık 50 yıldır var olmasına rağmen küresel emisyonlar üzerinde en küçük bir etkisi olmadı. Karbon yakalama ve depolamayı destekleyenler tarafından vaat edilen ve modellerde yer alan emisyon azaltımları hiçbir zaman gerçekleştirilemedi. Tam aksine, “gelişmiş petrol kazanımı” uygulaması altında daha fazla fosil yakıt çıkarılmasına hizmet etti.

Bunun fosil yakıt endüstrisinin en sevdiği yanlış çözüm olmasına şaşmamak lazım.

Karbon yakalama ve depolamaya yapılan hiçbir yatırım, bizi ihtiyacımız olan fosil yakıtsız geleceğe taşıyamaz. Karbon yakalama ve depolama, tabiatı gereği fosil yakıt bağımlılığı süresini uzatarak, kullanıldığı kirletici tesislerde karbon kilitlenmesine yol açıyor.

ECO, yegane “temiz” petrol, gaz ve kömürün, toprak altında bıraktığımız petrol, gaz ve kömür olduğunu biliyor. Fosil yakıtları iyileştirmek diye bir şey yok, fosil yakıtlardan kurtulmamız gerekiyor.

 Adil geçiş mi yoksa alelade bir geçiş mi?

Sanki bazı Tarafların, Adil Geçiş kavramı hakkında akılları karışık. Bunun için, ECO Sendika STK’larındaki (TUNGO) arkadaşlarımızla birlikte küçük bir tarih dersinin iyi olacağını düşündü.

“Adil geçiş” ifadesi, 2015 yılında Paris Anlaşması’na girdi. Anlaşmanın giriş bölümünde, Tarafların “ulusal düzeyde tanımlanmış kalkınma öncelikleri doğrultusunda, işgücünün adil geçişi ile insana yakışır ve nitelikli işler oluşturmanın gerektirdiği şartları dikkate almayı” kabul ettikleri ifade edildi. Bu, hem iklim politikaları hem de iklim değişikliğinden etkilenen işgücünü temsil eden dünyadaki tüm sendikalar için büyük bir kazanımdı.

“Adil geçiş” terimi, ilk defa 1970’lerde emek ve çevre aktivisti Tony Mazzochi tarafından kullanıldı ve o tarihten beri işçi hareketi ve sendikalar tarafından temel bir kavram olarak kullanılıyor. Meselenin özü, her zaman işçi haklarının ve geçim kaynaklarının güvence altına alınması ve geçiş ekonomisi nedeniyle değişecek gelecekleri hakkında işçi ve sendikalara söz hakkı tanınması oldu.

Taraflar, Paris Anlaşması’nın ardından Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Adil Geçiş Rehberi’nde Adil Geçiş’in tanımını netleştirdiği unuttular mı? ILO, sosyal diyalogun (hükümetler, işgücü ve işverenler arasında), insana yakışır işlerin, işçi haklarının ve sosyal korumanın temel unsurlar olduğu belirterek, Taraflara Paris Anlaşması’nın hayata geçirilmesinde ve adil geçişin bundan sonraki anlaşmalara dahil edilmesinde kullanabilecekleri güçlü bir çerçeve çizmiş oldu.

İlk bakışta, Adil Geçiş konusunda başarı sağlandı gibi görünüyor. Adil geçişten her geçen yıl daha fazla bahsediliyor. Bu yılki COP’ta bir Adil Geçiş Pavyonu kuruldu ve bir Adil Geçiş Günü vardı.

Ancak, bu terimi kullanan Taraf sayısı artıkça sanki terimin kökeni unutuluyor. Bu “jargonlaştırma“, bu terimin yaygınlaşarak anlamını yitirmesine, hatta her şeyi kapsayan bir terime dönüşerek belirli bir Taraf’ın işine gelen bir geçiş türünü tanımlamak için kullanılabilme riskini de beraberinde getiriyor.

ECO, Suudi Arabistan ve karbon yakalama ve depolama planlarını, Birleşmiş Arap Emirlikleri’nin “dekarbonizasyon” planlarını ve Afrika‘yı gaza boğmaya çalışan fosil yakıt lobicilerinizi yakından izliyor.

Bu süreçte, bu terimin kapsamının genişletildiğini, bulanıklaştırıldığını, yeniden tanımlandığını ve kimi zaman da işçi perspektifinin tamamen kapsam dışı bırakıldığını görüyoruz. Bu, uluslararası iklim değişikliği anlaşmalarında haklarının güçlü bir şekilde korunmasına ihtiyaç duyan 210 milyon işçi açısından son derece endişe verici.

Bu nedenlerden dolayı ECO ve TUNGO aşağıdaki noktalar üzerinde önemle duruyor:

İşçiler her zaman adil geçiş anlaşmalarının merkezinde yer aldı ve bundan sonra da yer almalıdır. Adil geçiş teriminin, kimi zaman fosil yakıt lehinde olan gündemlerini kabul ettirmek için kullanmak isteyenler tarafından gasp edilmesine izin veremeyiz. Bu nedenle, ECO ve TUNGO Tarafları nihai sonuç metnini hazırlarken bu tür girişimlere karşı tetikte olmaya davet ediyor.

Adil bir geçiş ancak işçi haklarının güçlendirilmesiyle gerçekleştirilebilir.

Boğaziçi’nde gökkuşağı açmanın davası: Üç yıla kadar ceza talebi

Boğaziçi Üniversitesi’nde Mart 2021’de LGBTİ+ bayrakları taşıdıkları için polis saldırısına uğrayanların yargılandığı davada Savcı mütalaasını açıkladı.

KaosGL‘den Yıldız Tar’ın aktardığına göre; 2911 Sayılı Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten, 12 kişinin üç yıla kadar hapsini isteyen Savcı, “yasaya aykırı yürüyüş” yapıldığını öne sürdü. Savcı, 12 kişinin kanunun 32’nci maddesi uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarını talep etti.

Davanın bir sonraki duruşması 22 Kasım Salı günü saat 9.30’da İstanbul 24. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

Kaynak: Boğaziçi LGBTİA+

‘Bilirkişi raporu gerçeği yansıtmıyor’

Dosyadaki bilirkişi, bir kişinin aynı anda iki farklı yerde olduğunu iddia ediyor.

Avukatlar, davanın 21 Haziran’daki altıncı duruşmasında, bilirkişi raporunun gerçeği yansıtmadığını söyledi.

Avukat İrem Yener, bilirkişi raporuna itiraz ederek müvekkilinin derhal beraatini talep etti.

Yener, bilirkişiden sanıkların görüntüde yer alıp almadığını tespit etmesinin istendiğini ancak bilirkişinin yetki sınırlarını aştığını söyledi:

“Bilirkişi, dosyanın konusu dahi olmayan konularla ilgili belirleme yapmıştır. Trafiğin engellenip engellenmediğinin veya sanıkların ‘görevli memura mukavemet’ gibi dosyanın konusu olmayan başkaca suçlar işleyip işlemediğinin tespitini yapmak bilirkişinin yetki sınırları içerisinde değildir. Müvekkillerimizi hedef göstermeye ve hakim nezdinde olumsuz kanaat oluşturmaya yönelik bu bilirkişi raporu hukuka aykırıdır ve hükme esas alınmamalıdır.”

Avukat Yener, bilirkişinin tek görevi ve yetkisinin dosyadaki görüntülerde sanıkların yer alıp almadığını tespit etmek olduğunu belirterek, “Bunu dahi doğru şekilde yapamamış, sanıklara ilişkin yanlış tespitler yapmıştır” dedi.

Bilirkişi raporunda dosyada sanık olmayan kişilere ilişkin tespitlerin yer alması eleştirildi. Yener, yetki sınırlarını aşmasına ilişkin şikayette bulunacaklarını söyledi.

Kaynak: Boğaziçi LGBTİA+

Ne olmuştu?

Boğaziçi Üniversitesi‘nde rektör Melih Bulu‘ya yönelik protestolar sırasında 25 Mart günü LGBTİ bayrakları taşıdıkları için 12 kişi gözaltına alınmış ve haklarında dava açılmıştı.

24’üncü Asliye Ceza Mahkemesi‘nde 3 Haziran’da ilk duruşma görülmüştü. Öğrencilerin adli kontrol kapsamında uygulanan imza atma zorunluluğu kaldırılmış, yurt dışına çıkış yasaklarının ise sürmesine karar verilmişti.

Davanın ikinci duruşması 28 Haziran’da görülmüştü. Adliye önünde açıklama yapılmış “Gökkuşağı bayrağı taşımayı suç göstermeye çalışan iktidarın LGBTİ+ düşmanlığını toplumun her katmanına yaymaya çalıştığını görüyoruz. Birçok kimlik ve yönelimin sembolü olan bu bayrağın kapsayıcılığından korkanlar, kendi dışlayıcı ve yozlaştırıcı politikalarının kurbanı olmaya mahkumdur” denilmişti.

İddianamede öğrencilere yönelik polis şiddeti yer almazken, 25 Mart’ta öğrencilerin gökkuşağı bayrağı taşımaları şu ifadelerle kriminalize ediliyor:

“Kuzey kampüs önü dış kısım kaldırıma geldiğinde, LGBTİ flamalalarını açıp toplu bir şekilde yürürken kolluk güçlerince durduruldukları, kolluk amirlerince grup ile müzakere edilerek ellerinde bulunan LGBTİ flamalarını kapatmaları…”

[COP27] Lula, 2025’te Amazon COP’u düzenlenmesini istedi: Brezilya geri döndü

Brezilya‘da düzenlenen son seçimlerde aşırı sağcı Jair Bolsonaro‘yu yenerek iktidara gelen solcu Lula da Silva‘nın COP27 ziyareti hareketli geçiyor.

Amazon ormanlarını koruma sözleriyle göreve gelen Lula, sözlerini zirvede de tekrarladı ve gelecekteki BM iklim müzakerelerinden birini ülkesinde düzenlemeyi teklif etti.

Brezilya’nın Amazon eyaletlerinin liderleri ile birlikte yaptığı bir etkinlikteki konuşmasında Lula “Hepinize Brezilya’nın dünyaya geri döndüğünü söylemek için buradayım” dedi.

Brezilya’nın 2025’te COP30’un ev sahibi olmasını istediğini söyleyen Lula zirvenin de ülkenin daha kalabalık kıyı bölgeleri yerine Amazon yağmur ormanlarına yakın bir yerde yapılmasını hedefleyeceğini söyledi.

Brezilya, 2019’daki COP’a ev sahiliği yapacaktı ancak Başkan Jair Bolsonaro devam etmeyi reddetmişti.

Göreve resmen Ocak ayında başlayacak olan Lula, “Toplantının Amazon’da olması önemli. Amazon’u savunanların, iklimi savunanların bölgeyi yakından tanıması önemli” yorumunu yaptı. Bölgedeki topluluklara “çok iyi bakma” sözü veren Lula, Yerli halklardan oluşan bir bakanlığın kurulduğunu duyurdu.

‣ Brezilya’da 2. Lula dönemi: Amazon’da ormansızlaşmaya son verilecek

Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenen 1992 Dünya Zirvesi, iklim değişikliğini önlemeyi amaçlayan ve COP toplantılarının temelini oluşturan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi‘nin imzalanmasından bu yana tüm büyük uluslararası çevre anlaşmalarına zemin hazırlıyor.

Lula’nın geçen ay başkanlığa seçilmesinden bu yana ilk uluslararası ziyaretini COP27 zirvesinde yapmayı tercih etmesinin, Şarm el-Şeyh’teki müzakerelerin canlanmasına yardımcı olduğu yorumları yapıldı.

Etkinlik salonuna toplanan yüzlerce kişi “Lula! Lula!” diye slogan attı. Lula, kalabalığın kenarına doğru yürüdü ve uzatılan elleri sıktı. Lula’ya en yüksek ormansızlaşma oranına sahip Brezilya eyaleti olan Para’nın valisi Helder Barbalho eşlik etti.

Ancak Lula’nın COP27’ye milyoner bir iş insanına ait özel bir jetle gelmesi tepkiyle karşılandı.

Ekibinden Wellingon Dias, Lula’nın aşırı sağcı radikaller tarafından taciz edilme veya saldırıya uğrama ihtimalinin yüksek olması nedeniyle, Lula’nın ticari havayollarında seyahat edemeyeceğine işaret etti ve bu kişilerden bazılarının ‘onu ölü görmek istediğini’  dile getirdi.

Özel jetin sahibinin, Brezilya’nın en ünlü özel sağlık planlarından biri olan Qualicorp’un kurucusu Seripieri Junior olması ise aktivistlerde öfke ve şüphe hissini artırdı.

São Paulo Üniversitesi‘nden iklim bilimcisi Carlos Nobre, “Mevcut başkan (Bolsonaro) COP’lara hiç katılmadığı için  Lula’nın buraya gelecek dönem başkanı olarak gelmesi çok olumlu,” dedi ve Lula’nın Brezilya’nın çevre politikalarını Bolsonaro’nunkinden “180 derece” tersine çevireceğini söyledi.

Jair Bolsonaro döneminde Brezilya’nın Amazon yağmur ormanlarında ormansızlaşma, 15 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Lula, 2003’ten 2010’a kadar hükümeti yönettiği ilk başkanlığında ormansızlaşmayı neredeyse rekor düşük seviyelere indirmişti.

Lula, yeni yönetimdönemi için de Bolsonaro döneminde aşınmış olan çevre yasalarını yeniden uygulamaya koymak ve yeşil istihdam yaratmak için kapsamlı bir plan oluşturma sözü verdi.

Dün erken saatlerde Şarm El-Şeyh’e gelen Lula, ABD İklim Elçisi John Kerry ve Çin‘in baş iklim müzakerecisi Xie Zhenhua ile bir araya geldi. Brezilya heyeti ayrıca Lula’nın Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi ile bir telefon görüşmesi yapacağını belirtmişti.

BrezilyaÇevre danışmanı Izabella Teixeira, Lula’nın diğer ulusların temsilcileriyle 10’dan fazla ikili görüşme daveti aldığını belirterek, güvenlik nedeniyle isimlerinin verilmediğini de sözlerine ekledi:

“Umut var. İnsanlar çok mutlu çünkü Brezilya geri dönecek.”

2 Eylül 2022, Belem, Para eyaleti. Brezilya’da Amazon’dan gelen geleneksel nüfusla yapılan toplantı sırasında Assurini Yerli halkı, Luiz Inacio Lula da Silva’ya bir başlıklarından takarken.

Latin Amerika’da yeni bir siyasi bağlam var

Delegeler, Lula yönetimindeki Brezilya’nın, yüksek sera gazı emisyonları olan zengin ülkeleri, yoksul ülkelere iklime verilen tarihi zarar için ödeme yapmaları için zorlamaya devam etmesinin beklendiğini söyledi.

Kolombiya Çevre Bakanı Susana Muhamad, Lula’nın seçilmesinin, Amazon yağmur ormanı ülkeleri arasında iklim değişikliğine büyük katkıda bulunan ormansızlaşmayla mücadelede yenilenen bölgesel işbirliğine izin vereceğini söyledi.

“Latin Amerika’da yeni bir siyasi bağlam var. Amazon’da ortak bir politika üzerinde çalışmalıyız.”

Lula’nın ekibi ayrıca Pazartesi günü en büyük üç yağmur ormanı ülkesi olan Brezilya, Endonezya ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti arasında imzalanan bir orman koruma ittifakını da ilan etmişti.

 

[COP27] TEMA Vakfı: Türkiye’den beklenen azaltım hedefi gelmedi

TEMA Vakfı da Türkiye’nin 2015 yılında yayımladığı Ulusal Katkı Beyanı’nı, bu yıl Mısır’da gerçekleşen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 27. Taraflar Toplantısı’nda güncellemesine ilişkin eleştirel bir açıklama yayınladı. Vakıf tarafından yapılan açıklamada “Türkiye’den beklenen azaltım hedefi gelmedi” denildi.

Türkiye ilk taahhüdünü 2015’te yüzde 21 azaltım hedefi olarak beyan etmişti. Baz senaryoya göre 2020 yılında öngörülen toplam emisyonun 599 milyon ton CO2e olacağı hesaplanmıştı ve bu sayı Türkiye’nin mevcut gelişim koşullarına göre gerçekçi bulunmamıştı.

[COP27 Liderler Zirvesi-7] Türkiye güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı’nı açıkladı: Emisyon azaltım hedefi yüzde 41 oldu
[COP27] Ümit Şahin: Türkiye’nin açıkladığı, azaltım değil artış hedefi
[Şarm El-Şeyh’ten COP27 Notları-3] Türkiye emisyonlarını daha ne kadar artıracak?
Kaynak: TEMA

‘Burada da bir azaltımdan bahsetmek ne yazık ki olanaklı değil’

TEMA Vakfı’nın açıklamasında Türkiye’nin hedefinin, beklendiği gibi yüzde 35 mutlak emisyon azaltımı değil, yüzde 30’un üzerinde emisyon artışı anlamına geldiğine vurgu yapılarak şunlara yer verildi:

“Azaltım önlemi olmaksızın, TÜİK verilerine göre, 2020 yılında Türkiye’nin toplam emisyonu 524 milyon ton CO2e olarak gerçekleşti. Artıştan azalış hedeflenmiş ve hedef; başarılı azaltım politika ve uygulamalarıyla değil, öngörülen emisyon miktarının yüksek hesaplanması nedeniyle tutturulmuştu. Dün yapılan açıklamada ise Türkiye, 2015’de verilen baz senaryo uyarınca 2030’da 1175 milyon ton CO2e olması beklenen emisyonlardan yüzde 41 azaltım yapacağını taahhüt etti.

2020 yılında 524 milyon ton CO2 emisyonunun 8 yıl içinde 1175 milyon tona yükseleceğini öngörmek ve yüzde 41 azaltım hedefi koymak, 693,25 milyon ton CO2e salım olacağını kabul etmek demektir. Burada da bir azaltımdan bahsetmek ne yazık ki olanaklı değildir.”

Kaynak: TEMA

‘Türkiye’nin önceliği iklim adaleti olmalı’

TEMA Vakfı, en az yüzde 35 mutlak azaltım hedefi ile mevcut durum üzerinden hesaplamaların yapılmasını ve mevcut salımın daha aşağı çekilmesini talep etmişti. Aksi takdirde gezegen sıcaklığındaki artışın durdurulmasına hiçbir katkı sağlanmayacağı da ifade edilmişti.

Türkiye’nin Akdeniz Havzası’nda yer almasından dolayı iklim krizinin etkilerine açık, kırılgan bir ülke konumunda olduğunun hatırlatıldığı açıklama, “İklim krizinin acı sonuçlarını; orman yangınlarıyla, sıcak dalgalarıyla ve sellerle ağır kayıplar vererek yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz. Bu nedenle dirençli kentlerin, enerji güvenliğinin ve insanca yaşam kalitesinin var edilebilmesi için sanayi, enerji, ulaşım politikaları yeniden ele alınmalıdır. Uyum politikaları ile desteklenmiş, toplumun her kesiminin erişebileceği bir iklim adaletinin sağlanması Türkiye için öncelikli olmalıdır” denildi ve şunlar aktarıldı:

İddialı iklim hedefi ve katılımcı bir iklim kanunu talebi

“Durumu, büyüme katsayıları ile açıklamak, böylesi bir krizin yaşandığı dönemde hala ekonomik kaygılarla hareket etmek, iklim krizi ile mücadeleyi daha da zorlaştırmaktadır. Sayın Bakan Kurum’un konuşmasında dediği gibi ‘hiç kimseyi ve hiçbir şeyi geride bırakmamak’ için doğaya ekonomik bir girdi olarak yaklaşılmaması gerekir. Ormanlar, meralar, kıyı ekosistemleri, sulak alanlar ve toprağımız daha iddialı iklim hedefi ve katılımcı bir iklim kanunuyla koruma altına alınmalıdır.

TEMA Vakfı olarak, Türkiye’nin bilimsel gerçekliklere dayanan, iklim aciliyetinin farkında olan daha iddialı bir Ulusal Katkı Beyanı sunmasını ve emisyon azaltım çalışmalarını hızlandırması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.”

Marmara Kültürleri Ağı’ndan dayanışmacı bir kutu oyunu: Marmara

Marmara Denizi’ni kirlilikten ve bozulmadan korumak için çalışmalar yapan Adaları ve Boğazlarıyla Marmara Kültürleri Ağıyeni kutu oyunu ‘Marmara’yı tanıttı.

Sanatçılarla yapılan işbirliği neticesinde ortaya çıkan oyunun lansmanında, oyunun yaratıcıları Aslı Uludağ ve Kerem Ozan Bayraktar, oyun fikrinin oluşumunu, tasarım sürecini anlattı.

Sanatçılar, oyun tasarlanırken görselleştirmeler için yapay zekâdan faydalanıldığını aktardı. Bayraktar süreci anlatırken Marmara Adası‘nda kahvede oyun oynayan kadınları görünce; bir oyun ile ekolojik bilinci geliştirebileceklerini fark ettiklerine değindi:

“Genelde ekolojinin tam kelime anlamıyla değil ama ekolojik düşünmeye odaklı şekilde meselelere yaklaşıyoruz. Bunları nasıl çözümleyebiliriz diye düşünüyoruz. Oyunda bunu yansıtmayı amaçladık.”

Oyunun hazırlık aşamasında özellikle Marmara Kültürleri Ağı web sitesinden yararlandıklarını paylaşan Aslı Uludağ, “Oyunun diğer oyunlardan farkı ve ekoloji için de önemli olan kısmı, oyun haritasının değişken olması. Oyun haritası sürekli dönüşüyor” dedi:

“Kolektif olarak ya kazanılıyor ya kaybedilebiliyor. Bir kahramanın kazanması gibi bir durum söz konusu değil. İnsan merkezli, ben merkezli seçimler yaptığınızı fark ediyorsunuz. Bu noktada oyunu birkaç kez oynamak bu karar verme sistemini kırmanıza yardımcı oluyor.”

Biyoçeşitliliğin yüksek olduğu yerleri oyunun içinde tutmaya çalışmanın doğru bir hedef olacağını düşündüklerini, oynarken de bunu hissettirmeye özen gösterdiklerini belirten sanatçılar, konukları oyun masalarına davet etti. İki masada 8 kişi ve gözlemcileri ile oynanan oyunun kazananları kolektif ve dayanışarak hareket etmeyi başaran davetliler oldu.

Ege ve Karadeniz’i korumanın yolu, Marmara’yı korumak

Lansmanda Türk Deniz Araştırmaları Vakfı başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk yaptığı konuşmada, Marmara Denizi’ni korumanın, Ege ve Karadeniz’i korumanın yolu olduğunu belirtti:

Marmara Denizi’ni bir sistem olarak da hayal edebiliriz. Kalp gibi düşünebiliriz; hem damara, hem ayaklarımıza, hem beynimize, vücudun her tarafına sirayet eden, kan pompalayan ve oksijen üreten bir sistem. Bu yüzden Marmara’yı çok iyi korumalıyız.”

 

[COP27] 20 ülkeden medya organları hükümetlere seslendi: Fosil yakıt şirketlerini vergilendirin

Dünya çapında 30’dan fazla medya kuruluşu, dünya liderlerini, en savunmasız ulusların iklim krizine yanıt vermesine yardımcı olmak için büyük fosil yakıt şirketlerini vergilendirmeye çağıran ortak bir metin yayımladı.

The Guardian‘ın öncülük ettiği yazı, Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde düzenlenen COP27 BM iklim konferansı ile bağlantılı olarak yayınlandı ve Hindistan’da Hindu, Endonezya’da Tempo, Güney’de Afrika’da Mail & Guardian, İsrail’de Haaretz, ABD’de Rolling Stone, Kolombiya’da El Espectador, İtalya’da La Repubblica ve Fransa’da Libération dahil olmak üzere bir dizi uluslararası yayın organında yer aldı:

“Değişim, tüm ulusların işbirliğini gerektiren küresel bir sorundur. Bu nedenle bugün 20’den fazla ülkede 30’dan fazla gazete ve medya kuruluşu, yapılması gerekenler konusunda ortak görüşte. Zaman bitiyor.”

Pek çok zengin ülke, fosil yakıtlardan temiz enerjiye geçmek yerine, petrol ve gaza yeniden yatırım yapıyor, emisyonları yeterince hızlı bir şekilde azaltamıyor ve yoksul ülkelere göndermeye hazır oldukları yardım konusunda pazarlık ediyor. Tüm bunlar olurken gezegen, iklim kaosunun geri döndürülemez hale geldiği, dönüşü olmayan bir noktaya doğru hızla ilerliyor.

Girişime öncülük eden Guardian News and Media‘nın genel yayın yönetmeni Katharine Viner, “COP27 sürerken birçok farklı haber kuruluşunun ve okuyucularımızın iklim krizi hakkında ne kadar güçlü hissettiklerini vurgulayan iddialı bir başyazı yayınlamak istedik. Bu ortak başyazı, dünyanın dört bir yanındaki haber kuruluşlarının kamu yararına işbirliği yapmak için nasıl bir araya gelebileceğinin güçlü bir göstergesidir” açıklamasını yaptı.

 

Küresel ısınmanın halihazırda 1.1 derece olduğunu ve bu durumda bile Pakistan’daki sellerden Avrupa’daki sıcak dalgalarına, Avustralya’daki orman yangınlarından ABD’deki kasırgalara kadar aşırı hava felaketlerinin tüm kıtalarda görüldüğünün altını çizen metinde, “Yenilenebilir enerji norm olsaydı, iklim acil durumu olmazdı” denildi.

Metinde kayıp ve hasar finansmanına da dikkat çekildi:

“Kuraklığın, eriyen buz tabakalarının ve mahsul kıtlığının yol açtığı yıkımın yükünü dünyanın en yoksul insanları çekecek. Bu grupları can ve geçim kaybından korumak için para gerekecek. Etkili bir rapora göre, gelişmekte olan ülkeler sera gazı emisyonlarını azaltmak ve iklim değişikliğiyle başa çıkmak için yılda 2 trilyon dolara ihtiyaç duyuyor.

Zengin ülkeler bugün dünyadaki sekiz kişiden yalnızca birini oluşturuyor, ancak sera gazlarının yarısından sorumlu. Bu ulusların yardım etmek için açık bir ahlaki sorumluluğu var. Gelişmekte olan ülkelere, özellikle küresel bir durgunluk yaklaşırken, yaratmak için çok az şey yaptıkları tehlikeli koşulları aşabilmek için yeterli para verilmelidir.”

Jamaika‘nın önde gelen gazetesi Gleaner‘ın genel yayın yönetmeni ve aynı zamanda girişimin bir parçası olan Andre Wright, “Harekete geçme zamanının geldiğine katılıyoruz. Uzmanlar, zaten varoluşsal bir uçurumda olduğumuza inanıyor; daha fazla erteleme dünyayı uçurumun kenarına itecektir. İklim adaleti, modern zamanların en önemli küresel zorunluluklarından biridir. Fosil yakıtlara yapılan sürdürülemez yatırımlardan suçlu olan büyük ekonomiler hesap vermeli” dedi.

Zengin ülkelerin daha önce taahhüt edilen fonların 2020’den itibaren yılda 100 milyar dolar sözünü yerine getirmesi gerektiğini söyleyen yazıda. “Asgari En büyük petrol ve gaz şirketlerinin birleşik kârlarının yılın ilk üç ayında yaklaşık 100 milyar dolar olduğu na dikkat çekildi ve bu şirketlerin vergilendirilmesi talep edildi:

“Ancak böyle bir vergi sadece başlangıç ​​olacaktır. Yoksul ülkeler aynı zamanda iklimle ilgili felaketlerin ardından toparlanmayı veya kendilerini gelecekteki felaketlerden korumayı imkansız kılan borçlar taşıyor. Alacaklılar, iklim acil durumunun ön saflarında yer alanlar için kredi yazma konusunda cömert olmalıdır.

Bu önlemlerin koordineli uluslararası eylemi beklemesi gerekmez. Ülkeler bunları bölgesel veya ulusal düzeyde uygulayabilir. Bir ülkenin kümülatif emisyonları, harekete geçme sorumluluğunun temeli olmalıdır. Özel finans yardımcı olabilirken, parayı artırma külfeti, tarihsel olarak büyük emisyon yayıcılara düşüyor.”

Kayıtsızlık ya da kendini beğenmişlik zamanı değil; durumun aciliyeti önümüzde

Yazı şu ifadelerle son buldu:

“Aya ulaşmak on yıl içinde başarılı oldu çünkü ona büyük kaynaklar ayrıldı. Şimdi de benzer bir taahhüde ihtiyaç var. Ancak ekonomik kriz, zengin ülkelerin harcama iştahını azalttı ve gezegen, büyük şirketlerin artçı eylemiyle fosil yakıt bağımlılığı tuzağına düşme riskiyle karşı karşıya. Yine de pandemi sırasında, dünyanın dört bir yanındaki merkez bankaları, kendi hükümetlerinin tahvillerini satın alarak eyaletlerin harcamalarını kolaylaştırdı. Ekolojik acil durumla başa çıkmak için gereken trilyonlarca dolar, bu tür radikal bir düşüncenin geri dönüşünü gerektiriyor.

Kayıtsızlık ya da kendini beğenmişlik zamanı değil; anın aciliyeti üzerimizde. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, güç argümanı değil, argümanın gücü hakkında olmalıdır.

Mısır’da fikir birliğini korumanın anahtarı, Ukrayna’daki ticaret ve savaş konusundaki anlaşmazlıkların küresel iklim diplomasisini engellemesine izin vermemek. BM süreci mükemmel olmayabilir. Ancak uluslara, insanlığa yönelik varoluşsal bir riski savuşturmak ve gezegeni sürdürmek için Cop27’de takip edilmesi gereken bir hedef sağladı.