Ana Sayfa Blog Sayfa 641

CHP’li Aygun’dan Bakan Kurum’a soru önergesi: Denizi katleden Ceyport’a yaptırım uygulanacak mı?

CHP Tekirdağ Milletvekili Dr. İlhami Özcan Aygun, Ceyport Tekirdağ Uluslararası Liman İşletmeciliği A.Ş’nin mahkeme kararlarına uymayarak, çevre, sahil ve denizi kirleten faaliyetleri üzerine TBMM Başkanlığı’na soru önergesi verdi. Aygun, “Denizi; bu kazıklı temellerden ve dolgu malzemelerinden temizleyecek çalışmaları ne zaman başlatacaksınız? Ceyport A.Ş.’nin mahkeme kararına uymayan faaliyetleri için sert yaptırımlar uygulayacak mısınız?” diye sordu.

Aygun, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum tarafından yanıtlanması istemiyle verdiği soru önergesinde, Ceyport Tekirdağ Uluslararası Liman İşletmeciliği A.Ş tarafından yapılması planlanan “Liman Kapasite Artışı Projesi”ne, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 10 Eylül 2021 tarihinde “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu kararı” verildiği için TMMOB tarafından dava açıldığını anımsattı.

‣ Tekirdağ’da Ceyport Limanı’na verilen ÇED kararının yürütmesi durduruldu: Telafisi imkansız zararlar verecek
‣ Ceyport Limanı projesine suç duyurusu: Mahkeme kararına rağmen faaliyetler sürüyor
‣ Ceyport Limanı’na verilen ÇED kararı iptal edildi: Ölçümler eksik, zararı belli değil…

Fotoğraf: Ceyport A.Ş.

Aygun, ÇED Olumlu kararının iptalini isteyen TMMOB’un; Liman Kapasite Artışı Projesi’nin Marmara Denizi Koruma Eylem Planı’na açıkça aykırı olduğunu, sahil ve çevresinin büyük tahribata uğrayacağını, Süleymanpaşa sahilinin tamamen kapanacağını, şehrin siluetinin bozulacağını, proje alanına girecek gemiler ile su altı ve kıyı kumlarının yapısının değişeceğini, gemi kazaları sintine suları, petrol sızıntıları vb. olayların çevre ve deniz kirliliğine yol açacağını, proje alanının 1. derece yüksek tehlikeli deprem bölgesi olduğunu, proje sonrası kimyasal atıkların oluşması nedeniyle halkın ve balıkçıların kıyıdan yararlanamayacağını, deniz kirliliğinin nasıl önleneceğinin ortaya konulmadığını kaydetti.

Tekirdağ 1. İdare Mahkemesi’nin; 2022/1110 Nolu Kararı’nda Liman Kapasite Artış Projesi’ne yönelik ÇED Olumlu Kararı’nı hukuka ve mevzuata uygun bulmadığı için iptal ettiğini söyleyen Aygun, mahkeme kararına işaret etti.
Aygun, mahkeme kararındaki şu ifadelere yer verdi:

  • “Liman kapasite artış projesindeki katı atık ve sıvı atık miktarları ile bunların bertarafının gürültü–titreşim, toz ve gaz emisyon salımları konusunda kümülatif hesaplamaların yapılmadığı, dava konusu alana ilişkin Detaylı Zemin Etüt Raporları bulunmadığı,
  • Liman Kapasite Artışı kapsamında yapılması planlanan kazıklı temellerin hesap detayları hakkında bilgi–belge ve proje olmadığı, bu durumun proje kapsamında yapılacak kazıklı temel tasarımının deprem mühendisliği açısından değerlendirilmesinde eksiklikler olduğu,
  • liman gerisinde bulunan Resmi Kurum Alanları, Sağlık Tesis Alanları, Eğitim Tesis Alanları, Spor Tesis Alanları, Toptan Ticaret Tesisleri gibi ulaşım talebi oluşturacak ve trafik hacmi yaratacak faaliyetler ile birlikte kümülatif değerlendirmeler içermediği,
  • Sağlık Koruma Bandı mesafelerinin belirlenmediği, bu açıdan yerleşim alanları etkisi bağlamında eksik işlem niteliğinde olduğu ortaya konulmuştur.”

Aygun, bu karar çerçevesinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nce 07 Kasım 2022 tarihinde limanda gerçekleştirilen denetim ile liman kapasite artışına esas ÇED Olumlu kararına dayalı tüm dolgu ve inşaat faaliyetlerinin durdurulduğunu anımsatarak şöyle devam etti:

“Ancak durdurulan faaliyetlerin gizlice sürdürüldüğü ortaya çıkmıştır. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Mahkeme kararının tebliğ edildiği tarih itibarıyla tarafından yeni denetimler gerçekleştirmiştir. Bu denetimlerde, Ceyport A.Ş’nin Liman Kapasite Artış Projesi’ne devam ettiği görülerek, faaliyetleri tekrar durdurulmuştur. Valilik, bu gelişmenin ardından Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştur. Valilik; Mahkeme kararıyla iptal edilen ÇED kararına esas olan dolgu ve inşaat faaliyetlerinin yapılıp yapılmadığını 22 Aralık 2022 tarihinden itibaren günlük olarak denetlediğini açıklamıştır.”

Aygun, bu kapsamda şu sorulara yanıt verilmesini istedi:

  • Mahkeme kararına uymayan Ceyport Tekirdağ Uluslararası Liman İşletmeciliği A.Ş.’nin, Liman Kapasite Artışı Projesi’ne devam ederek, kazıklı temel tasarımı yaparken, denizi doldurmaya devam ettiği görülmektedir. Denizin içindeki ekolojik dengeyi bozan ve büyük çevre kirliliği yaratan bu kazıkların sökülmesini ve dolgu malzemelerinin kaldırılmasını sağlayacak mısınız?
  • Denizi; bu kazıklı temellerden ve dolgu malzemelerinden temizleyecek çalışmaları ne zaman başlatacaksınız?
  • Tekirdağ Valiliği’nce Ceyport A.Ş. hakkında Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuştur. Bu konuda yeni gelişmeler yaşanmış mıdır? Ceyport A.Ş.’nin çevreye yönelik zararları tazmin edilecek midir?
  • Mahkemenin kararına karşın deniz doldurma ve kazıklı temel çalışması yapan Ceyport A.Ş.’ye neden bugüne kadar göz yumulmuştur?
  • Ceyport A.Ş.’nin mahkeme kararına uymayan faaliyetleri için sert yaptırımlar uygulayacak mısınız?
  • Mahkeme kararlarını tanımayan Ceyport A.Ş, bu gücü nereden almaktadır?

Ne olmuştu?

Ceynak Grubu‘nun projesini mahkeme, çevre ve insan sağlığı üzerinde oluşacak zararların belirsiz olması ve depremsellik riski nedeniyle durdurmuştu.

Tekirdağ 1. İdare Mahkemesi, 21 Ekim’de Ceyport Limanı Kapasite Artış Projesi’ne verilen ÇED olumlu kararının hukuka ve mevzuata uygun olmadığına hükmetti. Mahkeme, proje kapsamında yapılacak işlemlerin çevreye, telafisi güç ve imkansız zararlar vereceğini belirerek, itiraz yolu kapalı olmak üzere dava sonuna kadar yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Ancak yürütmeyi durdurma kararı verilmesine rağmen, mühürlenen alanda dolgu faaliyetlerinin sürdürülmesi nedeniyle yeniden, altıncı kez suç duyurusunda bulunuldu.

Tekirdağ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürü Kaan Sinan Tohumcu, mahkeme kararına ilişkin mühürlenen alanlarda çalışma yapılması durumunda, gerekli işlemlerin yapılacağını belirtmişti. 

Ceyport yetkilileri ise konuya dair sosyal medyada sponsorlu reklam vererek şunları söylemişti:

“Şirketimiz, mahkemenin verdiği gerekçeli kararında belirtilen eksik hesaplamalar ile ilgili çalışmaları hızla tamamlayarak, ÇED başvurusunu tekrardan yapacaktır. Bu aşamada bahse konu bölgede herhangi bir deniz dolgu faaliyeti, yapılmayacak olup, ÇED Olumlu Kararı’nın alınmasına müteakip işletme sözleşmesinde yer alan zorunlu yatırımlar kapsamında yarım kalan Feribot/Yolcu İskelesi ve Araç Park Sahasını tamamlayarak Tekirdağ ve bölge halkının kullanımına sunacaktır.”

Koruma altına alınan mercanlar ‘avlanarak’ akvaryumlara satılıyor

Koruma altına alınan İstanbul mercanlarının başı ‘avcılarla’ dertte. Türk Deniz Araştırmaları Vakfı‘nın (TÜDAV) çalışmalarının ardından koruma altına alınan mercanlar, dekorasyon amacıyla sergilenmek ve satılmak için yerlerinden çıkarılıyor. 400’ün üzerinde canlıya ev sahipliği yapan ve deniz biyoçeşitliliği bakımından önemli  mercanlar, iklim değişikliği tehditi de altında.

Deniz biyolojisi profesörü, İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı başkanı ve TÜDAV Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, biyolojik çeşitlilik için önemli olan mercanların avcılar tarafından akvaryumcular için toplandığını duyurdu:

“Son 35 yıldır Türkiye’de görülen deniz suyundaki sıcaklık artışları var. Sıcaklık artışları, 2 dereceye kadar ulaşabiliyor. Dolayısıyla en son sıcaklık artışı özellikle endemik mercan türlerinin beyazlamasına sebep oluyor. Yasal olarak artık mercan türleri Türkiye’de bu yıl koruma altına alındı ama tehditler devam ediyor. Birinci tehdit anormal sıcaklık artışıyla birlikte iklim değişikliği, ikinci derece balıkçılık, üçüncü derece ise akvaryumcular. Bu mercan türlerini alıyorlar akvaryumların içine koyuyorlar. Bu kaçak olarak yapılıyor.”

İstanbul’daki  bazı akvaryumcuların kaçak olarak avlanan taş mercanlarını satın alarak akvaryumlara koyduğunu bildiklerini ve izlediklerini belirten Öztür; “Ağustos’tan itibaren yasal olarak koruma altında olan bu türler için elimizde daha büyük bir koz var. Birkaç kişi gidip, bunları çıkartıyor, araçlarının arkasına koyarak İstanbul’daki büyük akvaryumlara veriliyor” dedi.

Bir mercan 400’ün üzerinde canlıya ev sahipliği yapıyor

Prof. Dr. Bayram Öztürk, mercanlarla ilgili yapılan son araştırmayı da açıkladı: “Özellikle sert mercan 400’ün üzerinde canlı türüne ev sahipliği yapıyor. En son yaptığımız çalışmalar bunu gösteriyor. Balıkçılıkta ise ağlar mercanların üzerine atıldığı zaman yerlerinden oynatılıyor, çıkarılıyor ve mercanlar ölüyor. Balıkçılarımızın da bu konuya dikkat göstermelerini bekliyoruz. Taş mercanların beyazlaşması halinde, içerisinde yaşayan 400’ün üzerindeki tür ölecektir. Bu biyolojik çeşitlilik için büyük bir kayıp.”

İklim değişikliğine karşı ‘sıfır maliyet’ olarak alınacak başta gelen önlemin deniz çayırlarını korumak olduğuna dikkat çeken Öztürk şöyle konuştu:

“İklim değişikliğine karşı ne yapabiliriz? Bu küresel bir sorun. Akdeniz‘de 2 derecenin üzerindeki sıcaklık artışı daha şimdiden var. Bunun için küresel boyutta işbirliği gerekiyor. İklim değişikliğine karşı sıfır maliyet ile denizde ne yapılması gerektiğinin cevabını bulmalıyız. Bunun için ekolojik dengeyi koruyan deniz çayırlarının korunması lazım. Aslında koruma altındalar ancak birçok nedenle sahile ve kıyıya vuruyorlar. Özellikle gemilerin çapa atmaları sonucunda sahillere vuruyorlar. Düzenek sistemlerinin iyi geliştirilmesi lazım. Deniz çayırlarının öldürülmemesi için deniz çayırlarının olduğu alana yatların, gemilerin, balıkçıların çayırların üzerine değil belirlenmiş yerlere demir atmaları gerek.”

‘2022’de 381, son 15 yılda 4 bin 86 kadın öldürüldü!’

Verilere göre; iller bazında en çok cinayet, İstanbul’da yaşandı. İstanbul’da 69 kadın, erkekler tarafından öldürüldü. İstanbul’u 23 kadın cinayeti ile İzmir, 21 kadın cinayeti ile Ankara takip etti. 2021’de ise İstanbul’da 57, İzmir’de 19 ve Ankara’da dokuz kadın öldürülmüştü. 2021’de kadın cinayetinde üçüncü sırada Antalya yer alıyordu. Antalya’da geçen yıl 19 kadın öldürülürken, bu yıl sayı 15’e düştü.

2021’de öldürülen kadınlardan 148’i evli, 133’ü bekar, 14’ü dini nikâhlıydı. 2022’de erkeklerin öldürdüğü kadınların çoğunun evli olduğu görüldü. Bu yıl öldürülen kadınların 182’si evli, 118’i bekar, 15’i dini nikâhlı. Öldürülen kadınların yaş ortalaması 35,5 olarak hesaplandı. Erkek cinayetine kurban gidenlerin en küçüğü 3 yaşında ve en büyüğü de 81 yaşındaydı.

Verilere göre, kadınların 137’si birlikte ilişki yaşadığı erkek, 42’si ayrılma aşamasında olduğu erkek, 44’ü aile içinden erkek, 37’si ayrıldığı erkek, 16’sı tanıdığı erkek, sekizi kızının-kardeşinin veya annesinin bağlantılı olduğu erkek ve beşi de tanımadığı erkek tarafından öldürüldü. 88 kadın ölümü ise şüpheli bulundu. Şüpheli kadın ölümleri 2021’e göre arttı. 2021’de şüpheli kadın ölümü 71’di.

Verilere göre, 2008- 2022 arasında 4 bin 86 kadın öldürüldü ve 421 kadın cinayeti ile en çok ölüm 2019’da oldu.

Yıl sonu enflasyonu ENAG’a göre yüzde 137, TÜİK’e göre yüzde 64

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) bugün açıkladığı verilere göre Aralık ayında Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) bir önceki aya göre yüzde1,18; bir önceki yıla göre yüzde 64,27 arttı. Enflasyon Araştırma Grubu verilerine göre ise Aralık’ta aylık bazda yüzde 5,18artış kaydedilirken yıllık enflasyon ise yüzde137,55 oldu; enflasyon son altı ayda yüzde 38,57 oranında arttı.

TÜİK verilerine göre; bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup yüzde 79,83 ile konut olurken onu yüzde 77,87 ile gıda ve alkolsüz içecekler takip etti. Ev eşyalarında ise yıllık enflasyon yüzde 73,02 oldu.

2022 yılı Aralık ayında aylık bazda artışın en yüksek olduğu gruplar sırasıyla yüzde 5,91 ile sağlık, yüzde 4,56 ile ev eşyası ve yüzde 2,84 ile konut oldu.

ENAG: Enflasyon bir yılda yüzde 137,55 arttı

Enflasyon Araştırma Grubu verilerine göre ise ekimde aylık bazda yüzde 5,18 artış kaydedilirken yıllık enflasyon ise yüzde 137,55 oldu; enflasyon son altı ayda yüzde 38,57 oranında arttı.

ENAG verilerine göre ana harcama grupları arasında aylık bazda en yüksek artış yüzde 19,72 ile çeşitli mal ve hizmetler grubunda gerçekleşti. TÜİK bu veriyi yüzde 2,41 olarak açıkladı.

ENAG verilerine göre bunu yüzde 10,75 ile eğlence ve kültür, onu da yüzde 9,35 ile sağlık takip etti.

TÜİK’in aylık bazda yüzde 1,86 olarak açıkladığı gıda ve alkolsüz içecekler enflasyonu ENAG’a göre yüzde 3,73 oldu.

Yılların atığı, Küçükçekmece Gölü’nde: 1. derece sit ilan edilmeli, halk sağlığı için tehlikeli

Küçükçekmece ve Avcılar arasındaki Küçükçekmece Gölü‘nün temizlenmesi ve kaybedilen biyolojik çeşitliliğin yeniden kazandırılması için ‘Küçükçekmece Lagününün Su Kalitesinin İzlenmesi‘ projesi başlatıldı. Haziran ayına kadar çalışmaların devam edeceği proje kapsamında, etkin ve sürdürülebilir bir restorasyon tekniği uygulanarak, şehrin ortasında yer alan gölün eski sağlığına kavuşturulması planlanıyor.

İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi ile Avcılar Belediyesi iş birliğiyle gerçekleştirilecek projeyi yöneten Deniz ve İçsu Kaynakları Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meriç Albay, “Lagünün MR’ını çekmeye çalışıyoruz. Burada havalandırma, dip çamurunun uzaklaştırılması, belki de bir biyomanipülasyonla bunların arka arkaya uygulanabilecek teknikler uygulanabilir. Öncelikle dip çamuruyla ilgili ön plan yapmakta fayda var. Dipte büyük bir atık yükü bizi bekliyor” ifadelerini kullandı.

‣Yıllardır atık deposu haline getirilen Küçükçekmece için tam koruma talebi
Küçükçekmece Gölü’nün etrafında 240 futbol sahası büyüklüğündeki alan imara açıldı
Küçükçekmece Gölü afet yeri gibi: Ölü balıklar kıyıyı kapladı
Küçükçekmece Gölü
Fotoğraf: DHA

DHA‘nın aktardığına göre; Prof. Dr. Meriç Albay, Küçükçekmece Gölü’nün İstanbul’un ortasında çok önemli bir su kaynağı olduğunu belirterek, “Zamanla sanayinin ve yeni yerleşimin oluşmasıyla milyonların üzerinde insanın durduğu bir yer. Sanayi atıklarını, evsel atıkları vererek kirletmişiz. Şehrin ortasında bir yer ve titizlikle izlenmesi gereken bir alan. Avcılar Belediyesi birlikte çalışma önerisinde bulundu. Su kalitesinin izlenmesi amacıyla bir proje başlattık. Lagünün MR’ını çekmeye çalışıyoruz. Şu anda sıkıntı nedir? Dipte hangi sorunlar var? Çevrede hangi sorunlar var? Bunları anlamaya çalışıyoruz. Aşağı yukarı 40-50 parametre ölçüyoruz” dedi.

Her yıl balıklar ölüyor

Sorunun gittikçe büyüdüğünü ifade eden Prof. Dr. Albay, “Düzelme anlamında çok fazla bir şey yok. Biz bu sorunu 1990’lardan beri yaşıyoruz. Her yıl düzenli aralıklarla balık ölümleri oluyor. En son iki yıl önce Mersin balığı bile öldü. Şehrin ortasındaki bu alanın detaylı bir çalışmayla topluma kazandırılması elzem haline geldi. Restorasyon çalışmasına başlamadan önce, mevcut su kalitesini ortaya koyup bunu Avcılar Belediyesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı’na, ilgili birimlere iletmek istiyoruz. Şehrin ortasında böyle bir alanın bulunması, böyle bir alanın çevresinde bu alandan faydalanmadan sadece bir su kitlesi olarak bakması insana dokunuyor” ifadelerini kullandı.

‘O sudaki canlıları, ekosistemi yeniden kurabiliriz’

Prof. Dr. Albay, “Buranın şehre kazandırılması lazım. Burası B sınıfı bir sulak alan. Kuşlar, balıklar vardı, bunlar yok olmaya başladı. Bunu tekrar düzeltip, şehre kazandırıp, su kültürünü yaratarak her şeyi geriye çağırabiliriz. O sudaki canlıları, ekosistemi yeniden kurabiliriz. Bu anlamda iyi bir restorasyon projesi olmadan, bu lagün düzelmeyecek gibi görülüyor” dedi ve ekledi:

“Daha önceki tespitlerimize baktığımız zaman su kalitesi oldukça sıkıntılı. Çözülmüş oksijen miktarından pestisit kirleticilerine, petrol atıklarına kadar yok yok. Ağır metal kirliliğine kadar her şey var. Bir kısmı dipte birikmiş. Dipte 10 yılların atıkları birikmiş. Bunların gerçekten elden geçirilip, topluma ve doğaya kazandırılması gerekiyor. Dünyada bunun çok örneği var, kolay değil ama yapabiliriz.”

Küçükçekmece Gölü
Fotoğraf: DHA

Bazı balıklar burayı göç yolu, bazılarının da üreme alanı olarak kullandığını ifade eden Prof. Dr. Albay, “Şehrin ortasındaki bu canlı müzeyi amacına uygun olarak kullanamadığımız için berbat hale getirmişiz. 1950’lerin sonunda 60’ların sonuna kadar, 20 ton balık avlanıyormuş. 27 türün üzerinde balık varmış. Şu anda 2-3 türden bahsediyoruz. Kaya ve kefal balıkları var. Balıkçılığın yapılmaması lazım. Su kalitesi oldukça kötü. Mikrobiyolojik bakımdan balıkçılığın kesinlikle engellenmesi lazım. Kontrol edildiğini düşünüyorum ama, daha dikkatli olmak lazım. Halk sağlığı önem arz ediyor. Burası aslında 20-30 türün barınıp üreyebileceği bir alan ama, kirleticilerden dolayı artık barınma şansı yok” ifadelerini kullandı.

‘Mikrobiyolojik olarak insanlarda birçok sağlık problemi yaratabilir’

Prof. Dr. Albay, gölde yüzmenin engellenmesi gerektiğini vurguladı. “Biz çok sık olmasa da yüzen insanlar görüyoruz. Burada kesinlikle bunun engellenmesi lazım, su oldukça kötü” diyen Albay, şöyle konuştu:

“Mikrobiyolojik olarak insanlarda birçok sağlık problemi yaratabilir. Şehrin ortasında bir yer, insanları kontrol etmek de çok zor. O yüzden bir an önce restore edilip, İstanbul’a kazandırılması lazım. Lagün üzerinde Sazlıdere Barajı yapıldı. En büyük tatlı su kaynağıydı, biraz su girdisi azaldı. İyi bir etkin su kalitesi yönetimiyle, ben 10 yıla kadar lagünün kendine gelebileceğini düşünüyorum. Etkin, sürdürülebilir bir restorasyon tekniği uygulamak lazım. Bazen bir bazen birkaç teknik uygulayarak şehre kazandırabiliriz.”

Küçükçekmece Gölü
Fotoğraf: DHA

Lagünün dibinde büyük sıkıntı yaşandığını dile getiren Prof. Dr. Albay, “Bu dipteki atıkların alınması gerekiyor. Ciddi bir atık ve ağır metal yükü bizi rahatsız ediyor. Beş metreden sonra oksijen iyice azalıyor. Burada havalandırma, dip çamurunun uzaklaştırılması, belki de bir biyomanipülasyonla bunların arka arkaya uygulanabilecek teknikler uygulanabilir. Öncelikle dip çamuruyla ilgili ön plan yapmakta fayda var. Dipte büyük bir atık yükü bizi bekliyor. Oradan o yük alınmadan gölü sağlığına, eski haline kavuşturmak biraz zor gözüküyor” ifadelerini kullandı.

Küçükçekmece Gölü
Fotoğraf: DHA

‘Lagüne kaçan topa bile dokunulmaması lazım’

Prof. Dr. Albay, “Şehrin ortasında bir çocuğun topu lagüne kaçırsa bile, bana göre elini o suya değdirmemesi lazım. Lagün mikrobiyolojik bakımdan sıkıntılı bir yer. Gizli de olsa, orada balık tutuluyor. Bunlar insanlar tükettiği zaman, halk sağlığını tehlikeye atacağız” dedi ve ekledi:

“Biyolojik çeşitliliği kaybediyoruz. Orası kuş göçü yolu üzerinde, b sınıfı sulak alan. Bir sulak alanı kaybetmek, ülkemiz için hoş bir şey değil. Dünya biyolojik rezervleri için de büyük kayıp olur. Şu an kalan yeşil alanların 1. derece sit alanı ilan edilmesi lazım. Yapılaşmanın kesinlikle durdurulması lazım. Yoksa biz bu alanı kaybedecek gibi gözüküyoruz. Kaybettik de, kazanma şansımız var. Örneklemeye devam edeceğiz. Sonuçlar çıktıktan sonra hem belediye hem de bakanlıklarla paylaşacağız. Restorasyon tekniğini tartışıp, sonuca varacağız diye düşünüyorum.”

Danıştay’ın nihai kararı: İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek hukuka uygun

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK), İstanbul Sözleşmesi‘nden çekilme kararını hukuka uygun buldu. Türkiye, 20 Mart 2021’de kadına şiddetle mücadele konusunda önemli bir metin olan İstanbul Sözleşmesi’nden cumhurbaşkanı kararı ile çıkmıştı. Sözleşmenin feshi kararı çok tartışıldı. sivil toplum kuruluşları ve muhalefet partileri, “çekilme kararının iptali” istemiyle Danıştay’da çok sayıda dava açtı.

Kadınlar dördüncü kez Danıştay’da: İstanbul Sözleşmesi’nden, hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz
İstanbul Sözleşmesi’ni savunan kadınlar sordu: Hiç ‘Çocuk niye ağlıyor’ denilerek tokat yediniz mi?
İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak için binlerce kadın ikinci defa Ankara’da

Dört ayrı duruşma yapan Danıştay 10. Dairesi, iptal istemini 19 Temmuz’da reddetti. Kararda İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesine dair cumhurbaşkanı kararının hukuka uygun olduğu belirtildi. “Dava konusu cumhurbaşkanı kararında yetki ve şekil unsurları yönünden hukuka aykırılık görülmemiştir” denildi. Anayasa’nın 104. maddesine göre, uluslararası antlaşmaları onaylama ve fesih yetkisinin cumhurbaşkanına ait olduğu vurgulandı.

Habertürk‘ten Fevzi Çakmak‘ın aktardığına göre; davacılar bir bir kararı temyiz etti. Dosya son karar mercii olan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na taşındı.

https://twitter.com/deniz1_00_/status/1610046594598014976?s=61&t=LIEPozItmhbJhfhwRmyw3Q

İDDK müzakereler sonunda oy çokluğuyla temyiz itirazlarının reddine karar verdi. Sözleşmeden çekilmeye ilişkin cumhurbaşkanı kararının iptal istemini reddeden Danıştay 10. Dairesi’nin kararı onandı. Kararın gerekçesi gelecek günlerde açıklanacak.

İDDK’nin çekilme kararını hukuka uygun bulması, tepkiyle karşılandı.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını ‘hukuka uygun’ buldu. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı verenleri göndereceğiz; İstanbul Sözleşmesi’ni uygulatarak kadın cinayetlerini durduracağız!”

Ne olmuştu?

20 Mart 2021 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptali için kadın örgütleri, barolar, meslek örgütleri, sendikalar, siyasi partiler ve gerçek kişiler tarafından 220’den fazla dava açılmış; 28 Nisan, 714 ve 23 Haziran 2022 tarihlerinde bu davalardan bir kısmı için duruşmalar yapılmıştı.

Danıştay 10. Dairesi 2’ye karşı 3 hâkimin oyu ile davaları reddetmiş, çekilme kararını “hukuka uygun” bulmuştu. EŞİK Platformu’nun çağrısı ile kimi dosyalara 1000’in üzerinde kadın avukatın yetki belgeleri sunulmuş; yüzlerce kadın ve hukukçunun katıldığı duruşmaların ardından çıkma kararı ‘hukuka uygun’ bulunmuştu.

 

Rishi Sunak’a meydan okuma: Bir milyon sterlin versek, bir aylığına vegan olur musun?

Birleşik Krallık Başbakanı Rishi Sunak‘a 1 milyon sterlin (yaklaşık 22 milyon 606 bin TL) bağış karşılığında bir aylığına vegan olması teklifi yapıldı.

Para, zararlı sera gazı salımlarının başat nedenin endüstriyel hayvancılık olduğunu savunan bir vegan kuruluşa bağış yapan ve adını açıklamayan bir kişiden geliyor. Bağışçı ve Generation Vegan, ülkenin “insan kaynaklı salımlarının en az yüzde 16,5’ini” oluşturan et ve süt ürünleri tüketimini büyük ölçüde azaltmadan net sıfır hedefine ulaşamayacağını belirtiyor.

The Independent’ten Jane Dalton‘un aktardığına göre, bugünden itibaren Westminster metro istasyonundaki tüm dev reklam panoları; platformlar, trenler, yürüyen merdivenler ve turnikelerdeki reklamlarla Sunak’a yapılan meydan okumayı duyuracak.

Sunak’a hitaben bir açık mektup yayımlayan tam sayfa ilanlar da cumartesi gününden itibaren yeni yılın ilk 10 gününde ulusal gazetelerde yer alacak.

Generation Vegan’ın CEO’su Naomi Hallum, Başbakanlık konutuna gönderdiği mektupta, “Bir ay boyunca bitki bazlı bir diyet uygulamanız karşılığında seçtiğiniz bir hayır kurumuna 1 milyon sterlin bağışlamak istiyoruz” yazdı.

Reklam

Reklamda et ve süt ürünleri şirketlerinin en büyük fosil yakıt devlerinden daha fazla CO2 ürettiği yazıyor (Generation Vegan)

Geçen yıl eski ABD Başkanı Donald Trump‘ın “beyin hücrelerini kaybetmekten korktuğunu” iddia ederek benzer bir teklifi reddettiği öne sürülmüştü. Aynı teklife Papa da yanıt vermemişti ama kampanyayı kutsamış ve daha sonra gençleri daha az et yemeye çağırmıştı.

Papa’ya çağrı: Emisyonların azalması için Katoliklerin ‘etsiz cumalar’ını geri getir

Vegan aktivistler başbakana, Birleşik Krallık’taki tarım arazilerinin çoğunun hayvancılık için kullanılmasına karşın hayvancılığın, alınan kalorinin sadece üçte birini ve tüketilen tüm proteinin yarısından azını sağladığını iletti. Mektupta, “Bitki bazlı diyetle aynı sayıda kişiyi beslemek için arazinin sadece 6’da biri yeterli. Bu da 14,5 milyon hektar alanı, karbon tutma girişimleri kapsamında doğanın onarımı ve habitatların yeniden yabanlaştırılması gibi alternatif kullanımlara uygun hale getiriyor” denildi.

Bitki bazlı diyetlerin halihazırda daha hayvansız tarıma geçmeye çalışan çiftçileri desteklerken, ülkenin iklim hedeflerini karşılama taahhüdünü yerine getirmesine yardımcı olduğuna da dikkat çekildi.

Hakem incelemesinden geçmiş 2021 tarihli bir çalışmaya göre, hayvancılık insan kaynaklı sera gazı salımlarının en az yüzde 16,5’inden sorumlu ve eğer harekete geçilmezse 2030’da 1,5 santigrat derece hedefinin öngördüğü salım miktarının yüzde 49’unu karşılayacak.

Sunak’tan veya sözcülerinden henüz herhangi bir yanıt gelmedi, ancak Exeter Belediye Meclisi, iç etkinliklerde yalnızca bitki bazlı yiyecekler sunmayı planlıyor. Oxfordshire Belediye Meclisi de etkinliklerinde yalnızca vegan yiyecekler servis edeceğini duyurmuştu.

 

‘NewsLabTurkey Kuluçka Programı’ başvuruları başladı

NewsLabTurkey’in düzenlediği ve medya profesyonellerinin projelerini hayata geçirmeleri için gerekli hibe ve uzman desteği sunan Kuluçka programı için başvurular başladı.

Kariyerinin başında veya alanda hâlihazırda çalışmakta olan medya profesyonellerinin başvurabileceği program, medya ve gazetecilik alanında yeni fikirleri desteklemeyi ve bu fikirlere dayalı projelerin gelişimine katkı sunmayı amaçlıyor.

Türkiye genelinden toplamda 24 katılımcının kabul edileceği programa başvurular 6 Şubat günü saat 23.59’a kadar devam edecek.

İçeriğinde neler olacak?

Programa kabul edilen katılımcılar içerik üretiminden iş ve gelir modellerine kadar birçok alanda konunun uzmanlarından beş hafta boyunca eğitim alma fırsatı bulacak.

Nisan ayında bir hafta sürecek olan ve katılması zorunlu olacak eğitim kampı yüz yüze ve bir sınıf ortamında düzenlenecek.  Zorunlu dersleri takip eden dört haftalık süreçte, program katılımcılarının ihtiyaçlarına göre belirlenecek olan seçmeli dersler yüz yüze ya da çevrimiçi olarak gerçekleşecek.

Katılımcılar uzmanlardan alacakları birebir mentörlük oturumlarıyla projelerini geliştirebilecek. Ek olarak her katılımcı fikirlerini hayata geçirirken gerekli olan harcamaları karşılayabilmek adına 900 pound değerinde bir finansal desteğe ulaşacak.

Kimler katılabilir?

Geçtiğimiz yıllarda İstanbul ve İstanbul dışı katılımcılar için iki ayrı etapta düzenlenen Kuluçka Programı, 2023 yılında Türkiye’nin her yerinden başvuruya açık olacak:

  • Yeni mezun veya kariyerinin başındaki medya profesyoneli, serbest çalışan gazeteci ve medya girişimcisi olmak,
  • Medya alanında bir boşluğu dolduracak ve sosyal bir sorumluluğa sahip olan bir proje fikri geliştirmek,
  • Hâlihazırda bir projesi olup onu geliştirmeyi veya dönüştürmeyi amaçlamak,
  • Nisan ayından başlayarak 6 hafta sürecek, ilk haftası yüz yüze gerçekleştirilecek derslere katılım sağlayabilecek olmak.

Nasıl başvuruluyor?

Programa başvurmak için NewsLabTurkey’in websitesinden ulaşılabilecek olan başvuru formunun eksiksiz bir biçimde doldurulması gerekiyor. Programla ilgili daha detaylı bilgilere ve başvuru rehberine ise NewsLabTurkey Kuluçka sayfasından ulaşmak mümkün.

6 Şubat günü saat 23.59’a kadar açık kalacak başvurular jüri tarafından değerlendirilecek. Başvurusu olumlu veya olumsuz sonuçlanacak bütün adaylarla 14 Mart tarihine kadar iletişime geçilecek.

 

Konya’da köpeği kürekle öldüren ve sürükleyen failler tahliye edildi

Konya Büyükşehir Belediyesine ait ‘rehabilitasyon’ merkezinde tutulan köpeklerin kürekle vurularak ve başka şekillerde katledildiği şiddet dolu görüntülerin ardından açılan davanın ilk duruşması bugün (2 Ocak) görüldü. Köpeği öldüren ve hayvanı sürükleyerek götüren zanlıların tahliyesine karar verildi.
Duruşma 20 Ocak tarihine ertelendi.

Kürekle köpeğe vurarak öldüren ve haklarında altışar yıla kadar hapis cezası istenen sağlık teknisyeni Murat Bacak ile hayvanı sürükleyerek götüren Sefa Çakmak‘ın yargılanmalarına başlandı. Duruşmada savunma yapan Bacak, köpeğin kendisine saldırdığını iddia ederek, “Olaydan önce, iki arkadaşımızı köpek ısırdı. Videonun öncesinde bir kere vurdum. Öncesi olmayınca gözükmüyor. Hayvanları sevdiğim için veterinerlik lisesini seçtim” dedi.

‣ Cinayet mahalli barınakta nöbet: Yollar kapatıldı, köpeklerin akıbeti bilinmiyor
‣ Cehennem…

DHA’nın aktardığına göre; Hayvan ‘Rehabilitasyon’ Merkezi’nde sağlık teknisyeni olarak görev alan Murat Bacak‘ın köpeğe kürekle vurup öldürmesi ve Sefa Çakmak’ın da hayvanı sürükleyerek götürmesine ait görüntüler, 24 Kasım’da sosyal medyada paylaşılmış ve 16 Kasım’da yaşandığı belirtilen olayın görüntüleri, kamuoyunu ayağa kaldırmıştı.

Konya Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturma kapsamında Murat Bacak ve Sefa Çakmak, ‘bir ev hayvanı veya evcil hayvanı kasten öldürme‘ suçundan tutuklandı.

‣ Konya’daki cinayete İstanbul’da protesto: Hayvan haklarını savunduğumuz için ters kelepçeyle gözaltına alındık
‣ Sokakta yaşayan hayvanlara yönelik şiddeti durdurmak için rekor destek
‣ Hayvan hakları için tek yürek oldular: Sahipsiz değiller!
Konya'da köpeklere işkence edilen 'rehabilitasyon'
Konya’da köpeklere işkence edilen ‘rehabilitasyon’

Şüpheliler hakkında savcılıkça hazırlanan iddianame tamamlandı. 14’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’ne sunulan iddianamede, olayın nasıl yaşandığına ilişkin ifadelere yer verildi:

“Hayvan barınağında gerçekleştiği tespit edilen olaya ilişkin 11 saniyelik görüntüde işçi olarak çalışan şüpheli Murat Bacak’ın, elinde bulanan kürekle üç defa sert şekilde köpeğe vurduğu, yine aynı yerde çalışan diğer şüpheli Sefa Çakmak’ın, köpeği yakalama aparatıyla tuttuğu ve hayvanın kaçmasına engel olduğu, Murat Bacak’ın köpeğe üç defa kürekle vurduktan sonra, köpeğin hareketsiz şekilde yere yığıldığı, Sefa Çakmak’ın hareketsiz kalan köpeği sürükleyerek kenara doğru çektiği görüntülerde köpek tarafından yapılan bir saldırı olmadığı tespit edilmiştir.”

Murat Bacak ise ifadesinde; kendisine saldırdığı için köpeğe kürekle vurduğunu, Sefa Çakmak’ın yakalama aparatıyla yakaladığını ancak köpeğin yaşadığını iddia etti.

Sefa Çakmak’ın savunmasında ise Murat Bacak’ın, köpeğin saldırması üzerine kürekle köpeğe vurduğunu, kendisinin de aparatla köpeği yakaladığını, aşısını yaptıklarını ve köpeğin yaşadığını söylediği kaydedildi.

İddianamede ‘can dostumuz’ vurgusu

Öldürülen köpek için ‘can dostumuz‘ vurgusu yapılan iddianamede, “Can dostumuz köpeklerin olay günü parazit aşıları yapılmak üzere kafes dışına çıkarıldığı, aşılamalar yapıldığı sırada küpe numarası tespit edilemeyen can dostumuz köpeği şüpheli Sefa Çakmak’ın aparat vasıtasıyla boynundan yakaladığı, diğer şüpheli Murat Bacak’ın da elindeki kürekle defalarca vurmak suretiyle can dostumuz köpeğe işkence edip, acımasız ve zalimce muamelede bulunarak ağır yaraladıkları, bilirkişi raporu ve Konya Büyükşehir Belediyesi Sahipsiz Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi veterinerlerince düzenlenen tutanağa göre; zalimce işkenceye maruz bırakılan can dostumuz köpeğin olay tarihinden 1 gün sonra öldüğü tespit edilen Y1765 kulak küpeli olduğu belirlenmiştir” denildi.

İki şüpheli hakkında da ‘Bir ev hayvanına veya evcil hayvanı kasten öldürme’ suçundan altışar aydan dörder yıla kadar hapis cezası istendi.

Bu cezanın Hayvan Hakları Kanunu’nun ‘suçların veteriner hekim, veteriner sağlık teknisyeni, hayvan koruma gönüllüsü, hayvan koruma derneği üyeleri, hayvan koruma vakfı üyeleri veya hayvanlara bakmak yahut onları korumakla görevlendirilen kişiler tarafından işlenmesi durumunda verilecek ceza yarı oranında artırılır’ maddesi gereğince yarı oranında artırılarak, altışar yıla çıkartılması talep edildi.

14’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya; tutuklu sanıklar SEGBİS aracılığıyla katılırken, başta Konya Barosu olmak üzere bazı baroların Hayvan Hakları Komisyonu‘nda görevli avukatlar da hazır bulundu.

Köpeğe kürekle vuran Bacak: 10 yıldır bu işi yapıyorum

Murat Bacak, köpeğe kendisine saldırdığı için vurduğunu öne sürerek kendini savundu:

“10 yıldır bu işi yapıyorum. İlaçlamayı makineyle yapıyoruz. Diğer arkadaşların elinde sopa ve demir vardı. Benim elim boş olunca, köpek bana saldırdı. Direk yüzüme doğru saldırdı. Sefa tutmaya çalıştı. Sonra da olay gerçekleşti. Küreğin uzunluğu nedeniyle bana yaklaşmasını engellemek için vurdum. Kafasına vurmak istemedim. Olaydan önce, iki arkadaşımızı köpek ısırdı. Videonun öncesinde bir kere vurdum. Öncesi olmayınca gözükmüyor. Hayvanları sevdiğim için veterinerlik lisesini seçtim. Hayvan bayıldıktan sonra enjeksiyona gitti. Baygındı ve birkaç dakika sonra kendine geldi. Sonra Sefa bana getirdi, ilacını yaptım. Köpek koşarak ayrıldı. Ertesi gün köpeği de gördüm, yaşıyordu. Olayın ardından belimdeki rahatsız nedeniyle 3-4 gün rapor aldım. Keşke köpek beni ısırsaydı da böyle bir olay yaşanmasaydı.”

Köpeği sürükleyen, köpeğe vuranı savundu…

Köpeği sürükleyen Sefa Çakmak da savunmasında 14 Eylül’de hayvan bakım elemanı olarak barınaktaki görevine başladığını belirtti.

Çakmak, “Kafesteki köpekleri aşılayıp, tekrar kafeslere koyuyorum. Köpeği kafesten çıkardıktan sonra Murat’a saldırdı. Normalde köpekleri öyle sürüklemiyoruz. Köpek kendisi geliyor. Köpek saldırınca Murat elinde bir şey olmayınca yanındaki kürekle vurdu. Bir kez vurdu. Köpek sersemleyince, o sırada yakaladım. Murat sanırım korkudan kürekli vurdu. Hiç kimse tepki göstermedi.  İşe iki ay oldu başlayalı ve ilk kez böyle bir olay gördüm. Veterinerler de bizleri gördü ama bir şey söylemediler. Elinde sopa veya buna benzer bir şey olanlara köpekler saldırmıyor. Köpek bayıldıktan sonra 2-3 metre götürdüm. Sonra müdahale edildi. Köpeği ilaçladıktan sonra bıraktım. Pişmanım. Nasıl olduğunu bende bilmiyorum.  Çevremizdekiler o an şokla bir şey söylediler mi? Bilmiyorum” dedi.

Ne olmuştu?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Konya’daki vahşetin öncesinde sokakta yaşayan köpeklerle ilgili “Belediyeler, barınaklar inşa ederek sahipsiz, başıboş sokak hayvanlarını toplamalı” demişti.

Ülkede zaten hat safhada olan sokak hayvanlarına yönelik tehdit ve nefret de bu açıklamanın ardından pekiştirilmiş oldu. Konya ve Ankara’da hayvanlara yönelik şiddet görüntüleri ortaya çıktı.

Olayın ardından Konya’daki barınakta, köpeğe kürekle defalarca vurarak öldüren çalışanla ona yardımcı olan kişi tutuklandı. Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı Hayvan Sağlığı Şube Müdürü ise görevden alındı.

AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, sosyal medyada yaptığı açıklamada, vahşetin onların da vicdanını yaraladığını ve derinden üzdüğünü, hayvanlara yapılan zulüme asla müsamaha göstermeyeceklerini bildirdi.

Çelik, Erdoğan’ın “sokakta köpek olmaz, onların yeri barınak” sözlerini sahiplenerek şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanımızın açıkladığı gibi hem sokak hayvanlarına sahip çıkacak hem de insanımızın bu tür sorunlarla karşılaşmamasını sağlayacak tavrımızı daha etkili şekilde uygulayacağız. Yetkililer bu doğrultuda gerekli tedbirleri almak üzere talimatlandırılmıştır.”

‘İklim krizi için yüksek teknolojili çözümlere güvenmek, ırkçılığı artırıyor’

Birleşmiş Milletler‘in (BM)  görevini devretmek üzere olan “ırkçılık raportörü” Tendayi Achiume, dünyanın iklim ve ekolojik krizlere yönelik yüksek teknolojili kapitalist çözümlere bel bağlamasının ırkçılığı devam ettirdiğini söyledi. 

Guardian‘a konuşan Achiume, elektrikli otomobiller, yenilenebilir enerji ve geniş arazilerin yeniden vahşileştirilmesi gibi yeşil çözümlerin, ırksal ve etnik olarak marjinalize edilmiş gruplar ve yerli halklar pahasına uygulandığı uyarısında bulundu.  Irkçılıkla mücadele edilmeden ekolojik kriz için anlamlı çözümlerin mümkün olmadığını belirten Achiume, şunları söyledi:

Sorun hiyerarşisi uyarısı

“İklim krizini çözüp sonra da ırksal adalet veya ırk ayrımcılığına eğilmeyi düşünemezsiniz. Anlamanız gereken şey, ekolojik krizle (çevresel, iklim ve diğerleri) ilgili olarak hayata geçirilen her eylemin ırksal adalet çıkarımları olduğu ve bu nedenle her eylemin ırksal boyun eğdirmeyi ortadan kaldırması gereken bir alan haline geldiğidir.”

Los Angeles‘taki Kaliforniya Üniversitesi’nde hukuk profesörü olan Achiume, ırkçılığın, ırk ayrımcılığının, yabancı düşmanlığının ve ırksal hoşgörüsüzlüğün çağdaş biçimleriyle ilgili çalışmak üzere, 2017’de Güney Afrika‘dan ilk kadın ve ilk özel raportör olarak BM nezdinde atanmıştı.

Raporlarında, doğal kaynakların çıkarılmasının, ortaya çıkan dijital teknolojilerin ve hatta küresel kalkınma çerçevelerinin ırksal adaletsizlikleri ve kölelik ve sömürgecilik için tazminat ihtiyacını nasıl körüklediğini ana hatlarıyla açıklayan Achiume, ekim ayında BM Genel Kurulu’na sunduğu son raporunda, ırkçılık ile iklim ve ekolojik krizler arasındaki ilişkiyi ele almıştı:   

 “Küresel ekolojik kriz aynı anda bir ırk adaleti krizidir. Ekolojik krizin yıkıcı etkileri orantısız bir şekilde ırksal, etnik ve ulusal olarak marjinalize edilmiş gruplar tarafından karşılanıyor… Uluslar genelinde, bu gruplar ezici bir çoğunlukla kirlilikten, biyolojik çeşitlilik kaybından ve iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgelerin sakinlerinden oluşuyor.”

İklim adaleti, ırkçılık karşıtı çözümler getirmeli

İklim adaleti odaklı bakış açısının ırkçılık karşıtı çözümler gerektirdiğini belirten Achiume’ye göre, “ırksal eşitsizlik ve adaletsizliğin ikiye katlanmasına” yol açan çevresel krizi çözmek için ırksal eşitsizlikler yaratan aynı yapılara bel bağlanılıyor. Elektrikli arabalar ve yenilenebilir enerji de dahil olmak üzere fosil yakıtlara karşı sürdürülebilir alternatiflere yöneliş,  “yeşil fedakarlık bölgeleri” olarak tanımladığı, halihazırda marjinalize edilmiş grupların yeşil teknoloji için gerekli minerallerin çıkarılmasından kaynaklanan çevresel zararlara maruz kaldığı bölgeleri yaratıyor.

Örneğin, elektrikli arabalara geçişin, “elektrikli araçların çevresel etkilerini hesaba katmadan ve elektrikli araçları üretmek için gereken tüm malzemelerin nereden geldiğini hesaba katmadan” araçların bire bir ikamesini ima ettiğini söyleyen Achiume, “Yerli ve ırksal olarak marjinalize edilmiş topluluklar, bizi temiz enerjiye götürmesi gereken yeniliklerle yerlerinden ediliyor. Ve orada, yeşil bir geçişin, açıkça ırksal adaleti merkeze almadığı takdirde, bu tür ırksal adaletsizlikler pahasına nasıl ortaya çıkabileceğini ve yeniden üretilebileceğini görüyorsunuz” dedi.

Achiume, bu sorunlara, çevre krizine çözümün “küresel kapitalist çerçevenin daha uyumlu bir uygulaması” olabileceğini düşünen bir yaklaşımdan kaynaklandığını belirtti: “Bu, servetlerini çevrenin yok edilmesinden ve ırksal adaletsizliklerden inşa eden şirketlere artık hasarı tersine çevirmek için güvenildiği anlamına geliyor. Krizden kâr elde etmenin sürdürülebilir olduğunu düşünen bir yaklaşıma rağmen çıkış yolu bulmaya çalışıyoruz.”

Tendayi Achiume Mısır’da düzenlenen COP27 Zirvesi’nde üzerinde uzlaşılan kayıp-hasar fonuyla ilgili de “bunun olumlu bir adım olduğunu ve hatta “tazminatlarla bazı anlaşmaları zorlamanın bir yolu” olduğunu söyledi, ancak şunları da ekledi:

“Bu fonun kurulma şeklinin, bir kayıp-hasar çerçevesi için bastıran ülkeler için gerçekten gerekli olan ve talep edilenleri baltalamaya yarayacağından endişe ediyorum. Yani geçmişte gördüklerimizi görebiliriz: Bir kazanç elde edilecek ve daha sonra bu kazanç, ilerlemek yerine bizi sorunun içinde kapana kıstıran mekanizmaları ikiye katlama alanı haline gelecek gibi…”