Ana Sayfa Blog Sayfa 613

TÜRK-İŞ: Açlık sınırı, yılın ilk ayında asgari ücreti geçti

Henüz girdiğimiz 2023’ün ocak ayında, çalışanlar ilk zamlı asgari ücretini  almamışken açlık sınırı 8 bin 864 TL’ye yükseldi, yoksulluk sınırı 28 bin 875 TL oldu.

Bir ailenin aylık kira, ulaşım, fatura, eğitim, sağlık, giyim gibi tüm harcamalarını kapsayan yoksulluk sınırı ise 28 bin 875 TL’ye yükseldi.

Gıda enflasyonu yüzde 108

Araştırmaya göre, bekar bir çalışanın aylık yaşam maliyeti ise 11 bin 557 TL oldu.

Dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre yüzde 9,02 oranında gerçekleşti.

TÜRK-İŞ’ten yapılan açıklamada, şöyle denildi:

Cumhuriyetin 100. yılının ilk ayında yıllık gıda enflasyonu yüzde 108’e, dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı olan ‘açlık sınırı’ ile ‘asgari ücret’ arasındaki açık şimdiden 360 TL’ye gelmiş oldu. Net asgari ücret işveren ve hükümet oy çokluğuyla aylık net 8 bin 506 TL olurken yıllık temelde yüzde 100’lük bir artış yapılmış oldu. Ancak açlık sınırı bu süreçte yüzde 108’lik bir artış gösterdi ve aslında bu zam 2022 yılı içinde aylarca sürmüş olan alım gücü kayıplarını ortadan kaldırmış olmadı. İçerisinde olduğumuz yeni yıl yeni alım gücü kayıpları ile başlamış oldu.”

Hiranur Vakfı’nda çocuğa cinsel istismar davasında ilk duruşma: Bu dava yüz binlerce kız çocuğunun çığlığı

İsmailağa Cemaati‘ne bağlı Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel‘in altı yaşındaki kızını imam nikahıyla “evlendirmesi” ve çocuğun yıllarca cinsel istismara uğramasına ilişkin yıllar sonra açılan davada ilk duruşma bugün sabah 10.30’da görülmeye başlandı. Kartal’daki Anadolu Adalet Sarayı’nda, 2. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen duruşmanın başında basın mensuplarının içeri alınması engellendi, ardından yaşanan arbedenin akabinde basın mensupları salona girebildi.

BirGün’den Havva Gümüşkaya’nın aktardığına göre; sanık Yusuf Ziya Gümüşel ve çocuğun imam nikahıyla evlendirildiği Kadir İstekli duruşma salonunda hazır bulunurken sanık Fatma Gümüşel ise mazeret bildirerek sağlık sorunları gerekçesiyle duruşmaya katılmadı. Duruşma, 2. Ağır Ceza salonunun küçük olması nedeniyle yine adliye binasındaki Şehit Hakan Kılıç Konferans Salonu‘nda görülüyor.

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede H.K.G.’nin 6 yaşındayken evlendirildiği Kadir İstekli hakkında ‘çocuğun cinsel istismarı’ ve ‘nitelikli cinsel saldırı’ suçlarından 67 yıl 10 ay 15 gün, baba Yusuf Ziya Gümüşel ve anne Fatma Gümüşel hakkında ‘çocuğun nitelikli cinsel istismarı’ suçlamasıyla 22 yıl 6 ay hapis cezası isteniyor.

‘Duruşma usule aykırı başladı’

Duruşmada avukat Ömer Kavili duruşmada söz alarak duruşmanın usule aykırı başlatıldığına dikkat çekti. Adil bir yargılama yapılmadığını kaydeden avukatlar, iddianame okunmadan ve SEGBİS kaydı açılmadan taleplerin alınmasına itiraz etti.

Avukatların tepkilerinin ardından mahkeme başkanı SEGBİS kaydının açılmasına izin verdi.

Avukatlar, duruşma tutanağının ilk sayfasının gösterilmesini talep etti ancak mahkeme başkanı bu taleplere de yanıt vermedi.

istismar

Barolardan müdahillik talebi

İddianamenin okunmaya başlanmasının ardından avukatların davaya mühahillik talepleri alındı. Taleplerin sayısı 40’ın üzerine çıkmış durumda.

Öte yandan Adana Barosu‘ndan avukatlar, mahkeme heyeti hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.

Avukat beyanlarının sürdüğü duruşmada, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkan Yardımcısı Sibel Suiçmez, ‘Duruşmanın başlangıcından beri hukuka usule aykırı yapılan işlerin SEGBİS’e geçmesi için bir kez daha tekrarlıyorum. Duruşmanın yasal anlamda başlanması için gereken usulü yerine getirmediniz. Duruşmaya bir iki saat geç başlanıldı. Katılma taleplerimizi tekrar tekrar dile getiriyoruz. Bu tarihi davalardan biri. Bu sadece o kişinin değil binlerce çocuğun ve kadının sesi olacak bir davadır. O nedenle bizler Türkiye’nin her yerinden gelen barolar katılmak istiyoruz. Heyet duruşmayı kapalı yapma niyetindeyse bunun doğru olmadığının altını çizmek istiyorum. En azından kısmi kapalılık değerlendirmesi yapmanızı talep ediyoruz” dedi.

istismar

Duruşma öncesi adliye önünde açıklama

Duruşma öncesinde siyasi parti temsilcileri, çocuk ve kadın örgütleri adliye önünde açıklamalarda bulundu.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Kadınlar Birlikte Güçlü, Sol Femisint Hareket, Bodrum Kadın Dayanışma Derneği, Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros ve EMEP‘li kadınlar davanın takibi için adliye önüne geldi.

‘Bu dava yüz binlerce kız çocuğunun çığlığı’

Sol Feminist Hareket adına yapılan açıklamayı okuyan Seda Balmumcu, “Üzerimize çöreklenen tarikatlarınızı, bizi karanlığa mahkum etmeye çalışan kararlarınızı, İstanbul Sözleşmesi’nin iptalini tanımıyoruz. Cumhuriyet’in ilerici değerlerini ve laikliği tasfiye ederek kurduğunuz bu düzeni reddediyoruz. Kadınları, çocukları nefessiz bırakan tarikatlarınızla hesaplaşacağız. Halka ait kaynakların peşkeş çekilmesi ile bir saltanat kuran şeyhlerinizle hesaplaşacağız” dedi ve ekledi:

“Adına evlilik diyerek 6 yaşındaki çocuğun istismarını meşrulaştırmaya çalışanlar, bugün H.K.G’nin şikayetini ve davasını karalamaya devam ediyor. H.K.G’nin beyanına, ses kayıtlarına ve fotoğraflara rağmen failleri koruma gücünü kendilerinde görmekten çekinmiyorlar. Tarikatın karanlık kuşatması sürerken H.K.G.’nin yaşadıklarıyla ilgili iddianameyi yazan savcının görev yerinin değiştirilmesi kimlerin korunmak istendiğini göstermektedir.

20 yıldır her olayda faili aklayan AKP yine failleri aklamaya devam ediyor. Son Anayasa tasarısı ile bir kez daha çocuk istismarının önünü açan yasalar Meclis’e getiriliyor. H.K.G’nin yaşadığı bu karanlık münferit değil. Son açıklanan verilerle 1,5 milyonu aşkın kız çocuğu okullarda değil.Memleketin her yerinde kız çocukları sessiz çığlıklarıyla haykırıyor.H.K.G’nin sesi, cesareti, bu dava yüz binlerce kız çocuğunun çığlığı, yüz binlerce kız çocuğu için bir umut.”

Cemaatçiler adliye önünde toplandı

Öte yandan adliye önüne 6 yaşında imam nikahıyla evlendirilen çocuğun babası Yusuf Ziya Gümüşel için toplananlar olduğu da görüldü. Cemaatçi topluluk “28 Şubat’ı tekrar istemiyoruz” yazılı dövizler taşıdı.

 

Millet İttifakı, Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ni açıkladı

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi‘nden oluşan Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ni açıkladı.

Ankara’da Congresium Kongre ve Sergi Merkezi’nde yapılan açıklamaya CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak katıldı.

Metinde yer alan dokuz ana madde şöyle:

  • Hukuk, Adalet ve Yargı
  • Kamu Yönetimi
  • Yolsuzlukla Mücadele, Şeffaflık ve Denetim
  • Ekonomi, Finans ve İstihdam
  • Bilim, Ar-Ge, Yenilikçilik, Girişimcilik ve Dijital Dönüşüm
  • Sektörel Politikalar
  • Eğitim ve Öğretim
  • Sosyal Politikalar
  • Dış Politika, Savunma, Güvenlik ve Göç Politikaları

MUTABAKAT METNİ’NİN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

Tek kullanımlık plastiğe son, Yeşil dönüşüm fonu ve çevre mahkemeleri kurulacak

Millet İttifakının ‘yeşil’ politikalarını Gelecek Partisi’nden Feridun Bilgin açıkladı. Politika metninde, kalıcı yaz saati uygulamasına son verilmesi, Kanal İstanbul’un göreve başlandığı gün iptal edileceği, Yeşil Dönüşüm‘ü destekleyecek bağımsız bir finansman kuruluşu olarak İklim Bankası kurulacağı, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın “Tarım ve Gıda Güvenliği Bakanlığı” olarak yeniden yapılandırılacağı, Şehircilik ve Afet Yönetimi Bakanlığı kurulacağı yer alıyor. 

Yeni termik santral kurulmayacak

Bilgin şunları söyledi:

Yeni bir İklim, Çevre ve Orman Bakanlığı kuracağız. Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum sağlamak için, Yeşil Ekonomiye Geçiş Programı’nı yürürlüğe koyacağız. Yurt içinde kuracağımız karbon fiyatlama sistemlerinden elde edilecek gelirlerle, sektörlerin dönüşümünü finanse edecek ”Yeşil Dönüşüm Fonu”nu kuracağız. Çevre İhtisas Mahkemeleri kuracak, Türk Ceza Kanunu’ndaki çevre suçlarının kapsamını genişletip, cezalarını artıracağız. Tek kullanımlık plastikleri, kademeli olarak hayatımızdan çıkartacağız. Siyanür, sülfürik asit, silika gibi zehirli toksik kimyasal maddelerin kullanımını içeren ayrıştırma tekniklerini yasaklayacağız. Yeni termik santral yapmayacağız. Cumhurbaşkanı’na ormanlık alanın vasfını değiştirme yetkisi veren Orman Kanunundaki maddeyi yürürlükten kaldıracağız.

Ormanlar ve sulak alanlara tesise izin yok

Orman köylülerinin gelirini artıracak alternatif geçim kaynakları oluşturacak, gerekli destek ve teşvikleri sağlayacağız. Ormanlar ile nitelikli doğa, tarım, korunan ve sulak alanlarda, çevreye zarar veren tesislere izin vermeyeceğiz. Yanan orman alanlarına verilen yasaya aykırı imar izinlerini iptal edeceğiz. Su havzalarını, sulak alanları ve su varlığımızı koruyacak, herkesin ücretsiz, güvenilir suya erişim hakkını yasal güvenceye kavuşturacak bir Su Kanunu çıkaracağız.

Sanayi başta olmak üzere her alanda, “Su Ayak İzi” hesaplamalarını dikkate alan projeleri destekleyeceğiz. Göl ve nehirlerimiz için risk haritaları oluşturacak, çölleşmekte olan göl ve nehirlerimiz için acil eylem planlarını uygulamaya koyacağız.”

Akkuyu Nükleer Santral Projesi gözden geçirilecek, maden aranmasına hız verilecek’

Akkuyu Nükleer Santral Projesi’nin mevcut durumunu ve sözleşme detaylarını, anlaşma dışında verilmiş olan hakları ve üstlenilen yükümlülükleri, gözden geçireceklerini belirten Feridun Bilgin, “Türkiye’nin sahip olduğu maden kaynaklarının aranmasına hız verecek, sektörün milli gelirdeki payını artıracağız. Üretilen madenleri yarı mamul veya mamul ürün haline getirecek yatırımları teşvik edecek, Türkiye’yi hammadde ihraç edip, yarı mamul ve mamul ürün ithal eden ülke olmaktan kurtaracağız” diye konuştu.

Bilgin, Atatürk Havalimanı’nı da yeniden uçuşa uygun hale getireceklerini bildirdi.

Ortak metinde İstanbul Sözleşmesi ve LGBTİ+ hakları üzerine ise herhangi bir ifade bulunmuyor. 

240 sayfadan oluşan metinin ön sözünde “Temel hedefimiz, Türkiye’yi herkesin insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdüğü ve sosyal refah standartlarına ulaştığı, kadınların, çocukların, gençlerin ve tüm vatandaşların geleceğe umutla baktığı, toplumsal barış ve huzurun tesis edildiği mutlu bir ülke haline getirmektir” denildi.

Kuvvetler ayrılığına dayalı, adil parlamenter sistem

Toplantının açış konuşmasını yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Faik Öztrak, “Millet İttifakı kuvvetler ayrılığını tesis eden, özgürlükçü, adil parlamenter sistem; etkin, katılımcı yasama, istikrarlı, şeffaf, hesap verir yürütme, bağımsız ve tarafsız yargı diyor. Yasama reformuyla Meclis’in faaliyetlerine çoğulculuğu sağlayacak, yeni bir Meclis iç tüzüğü hazırlayacağız” dedi.

Öztrak özetle şunları kaydetti:

  • Kanun yapım süreçlerini demokratikleştireceğiz. Meclis’te istişare ve müzakereyi etkisizleştiren torba kanun uygulamasına son vereceğiz. Milletlerarası sözleşmesinden çekilme yetkisini sadece TBMM’de olmasını anayasal güvence altına alacağız. Meclis’in yürütme organını millet adına denetleme yetkisini güçlendireceğiz.
  • Bütçe hakkı TBMM’nin devredilmez bir yetkisi ve denetim aracı olacak. Meclis’te Kesin Hesap Komisyonu’nu kuracağız. Komisyon başkanı ana muhalefet milletvekilleri arasından seçilecek.

Cumhurbaşkanı yedi yıl için, bir kez seçilecek

  • Yürütme reformuyla cumhurbaşkanını 7 yıl için sadece bir dönem seçilmesi kuralı getirerek tarafsızlığını güvence altına alacağız. Cumhurbaşkanı, 85 milyonun cumhurbaşkanı olacak.
  • Başbakanı, bakanları yönetimde etkin hale getireceğiz. OHAL yasasından kaynaklanan tüm işlem ve eylemlerin yargı denetimine tabi olmasını sağlayacağız.
  • Yargı reformuyla bağımsız ve tarafsız yargı için Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nu kaldıracağız, yerine Hâkimler Kurulu ve Savcılar Kurulu şeklinde iki kurul kuracağız. Adalet Bakanı ve müsteşarı Hâkimler Kurulu’nda yer almayacak.
  • Hâkimler idari görevleri bakımından Adalet Bakanlığı’na bağlı olmayacak. Özel yargılama usüllerine ve özel yetkili mahkemelere son vereceğiz. Tutuklamanın istisna olması ilkesinin titizlikle uygulanması için gerekli tedbirleri alacağız. Savunma mesleğini anayasal güvenceye kavuşturacağız.
  • Ceza yargılamalarında, duruşma salonlarında iddia ve savunmanın fiziki olarak eşit konumda olmasını sağlayacağız. Kadınlar için adli yardımın ve zorunlu müdafiliğin kapsamını genişleteceğiz.
  • AYM üyeliklerine hülle yöntemiyle atama yapılmasını önleyeceğiz. Seçim ve siyasi partiler mevzuatında millet iradesinin TBMM’ye en geniş, en demokratik biçimde yansımasını sağlayacak düzenlemeleri yapacağız.

Parti kapatma zorlaştırılacak, seçim barajı yüzde 3

  • Seçim barajını yüzde 3’e düşüreceğiz. Siyasi partilere kapatma davası açılması için TBMM’nin iznini zorunlu hale getireceğiz.
  • Basın özgürlüğünü sağlayacağız. İnternet mevzuatını ifade özgürlüğünü kısıtlamayacak ve kişilik haklarını ihlal  etmeyecek şekilde yeniden düzenleyeceğiz.
  • Kamu yönetimini, hukuka uygunluk, şeffaflık, tarafsızlık, liyakat ilkelerine göre yeniden düzenleyeceğiz. Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki kurulları ve ofisleri lağvedeceğiz.

Bakanlıklara düzenleme

  • Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nı Kadın, Aile ve Çocuk Bakanlığı olarak; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nı İklim, Çevre ve Orman Bakanlığı olarak; Ticaret Bakanlığı’nı Esnaf ve Ticaret Bakanlığı olarak yapılandıracağız. Hazineyi Maliye Bakanlığı’ndan ayıracak ve ayrı bir bakanlık şeklinde yeniden yapılandıracağız. Şehircilik ve Afet Yönetimi, Bilişim ve Yenilikçilik Bakanlıklarını kuracağız. Bakan yardımcılıklarını kaldırıp liyakate dayalı müsteşarlık sistemini kuracağız. Yerel yönetimler reformunu hayata geçireceğiz. Merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki vesayetine son vereceğiz.
  • Seçimle gelenin seçimle gitmesini güvence altına alacağız. Belediyelerin aldığı payları artıracağız  Muhtarlık temel kanununu çıkaracağız. Kamuya personel alımında mülakat uygulamasına son vereceğiz. Üst düzey görevlerdeki kadın yöneticilerin sayısını artıracağız. Kamu çalışanaları arasında maaş adaletini sağlayacağız. TBMM’de Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’nu kuracağız.”

Çanakçı: Cumhurbaşkanlığını Çankaya Köşkü’ne taşıyacağız

Deva Partisi’nden İbrahim Çanakçı,  enflasyonu iki yıl içinde kalıcı olarak tek haneye indireceklerini, aşırı yoksulluğu sıfırlayacaklarını, Merkez Bankası’na fiyat ve finansal istikrarı sağlama dışında sorumluluk yüklemeyeceklerini ve “arka kapı döviz satışlarındaki” hukuksuzlukları takip edeceklerini söyledi.

Kur korumalı mevduatta yeni hesap açmayacaklarını belirten Çanakçı, “Cumhurbaşkanlığı’nı Çankaya Köşkü’ne taşıyacağız. Cumhurbaşkanı’na tahsisli saray ve köşkleri halkın kullanımına açacağız. Cumhurbaşkanlığı envanterindeki uçakları satıp yerine orman yangını söndürme uçakları alacağız.  Kamu görevlilerinin birden fazla yerden maaş almasına son vereceğiz” diye konuştu.

Şahinalp: Eğitim yeniden yapılandırılacak

Demokrat Parti’den Bülent Şahinalp ise , “Uygulayacağımız bilim politikası ile Türk bilim dünyasının kaybettirilen ulusal yetkinliğini ve uluslararası saygınlığını cumhuriyetimizin kuruluşundaki bilimsel atılım felsefesine uygun şekilde yeniden tesis edecek, Türkiye’yi bilimsel ve teknolojik cazibe merkezi haline getireceğiz” dedi.

Tüm Türkiye’yi “teknopark” yapacaklarını kaydeden Şahinalp, 6-25 yaş arasındaki tüm öğrencilere ve gençlere aylık 5 GB internete bedava erişim hizmeti sağlayacaklarını belirtti: Meydanlar, kütüphaneler gibi ortak kullanım alanlarında kesintisiz ve ücretsiz internet hizmetini vereceğiz. Eğitimi yeniden yapılandıracağız. Devlet okullarındaki öğrencilerimize ücretsiz süt, su ve öğlen yemeği vereceğiz. Sınav güvenliğini kamu vicdanında hiçbir tereddüt oluşturmayacak şekilde mutlaka sağlayacağız. Orta öğrenime geçişlerde sınav odaklı değil süreç odaklı bir sistemi geliştireceğiz.”

Şahinalp, LGS’yi süreç içinde tamamen kaldıracaklarını ve üniversiteye girişte yılda bir kere yapılan  sınav yerine çoklu sınav imkanı sunacakarını; YÖK’ü kaldıracaklarını, zorunlu eğitimi ise  1+5+4+3 şeklinde uygulayacaklarını bildirdi.

Bilgin: Tarımda indirimli elektrik tarifesi

Gelecek Partisi’nden Feridun Bilgin de Altılı Masa’nın tarım politikalarını anlattı:  “Tarımda indirimli elektrik tarifesi uygulayacak, sulama ve elektrik faturalarının hasattan sonra tahsil edilmesini sağlayacağız.  Tarım ürünlerinde taban fiyatları; maliyet, kur, enflasyon ve insan onuruna yaraşır gelir sağlayacak şekilde belirleyeceğiz.  Parite uygulaması getirerek, süt ve et üreticilerini yem fiyatlarındaki artışlara karşı koruyacağız.

Mazot, gübre, yem ve tohum gibi girdi desteklerini; çiftçi tarlasını sürmeden, süt sağılmadan, besi hayvanı kesime gitmeden önce verecek, diğer destek ödemelerini, üretim sonrası 90 gün içinde ödeyeceğiz.”

Ziraat Bankası’nı tekrar çiftçinin bankası yapacaklarını söyleyen Bilgin, “Zirai ilaç ve gübre kullanımının takibini kontrol altına alarak, kalıntı oranını uluslararası normların altına düşüreceğiz” dedi.

Yeni bir Turizm Kanunu çıkaracaklarını anlatan Bilgin, ayrıca sanatçıların bir araya geleceği, konaklama, sağlık ve bakım hizmetlerinin verileceği, Sanatçı Dayanışma Merkezleri kuracaklarını söyledi.

Özlale: Yoksulluk ve barınma sorunu çözülecek

İyi Partili Ümit Özlale de şunları kaydetti:

  • Yoksul ailelere başta süt ve bebek maması olmak üzere gıda ve hijyen desteği vereceğiz. Ulusal ebeveynlik programını hayata geçireceğiz. Nasıl çocuk yetiştirileceğini bütün vatandaşlarımıza anlatacağız. Çocukların şiddet, cinsel istismar ve sömrüsüne karşı her türlü tedbiri alacağız. Sokakta yaşamak zorunda bırakılan, çalıştırılan, dilendirilen bütün yavrularımızı koruma altına alacağız.
  • Vatandaşla hak temelli ilişki kuracağız. Geliri belirli bir düzeyin altındaki ailelere insan onuruna yakışır bir yaşam desteği sağlayacağız.
  • Daha uzun süre çalışanın daha fazla emekli aylığı almasını sağlayarak hakkaniyet ilkesini gözeteceğiz. Emekli aylıklarının artışında sadece enflasyonu değil büyümeden kaynaklı refah artışını da hesaba katacağız.
  • İsteğe bağlı sigorta ile emeklilik hakkı bulunan ev kadınlarının borçlanma hususunda iyileştirme sağlayacağız.
  • Artık ülkemizde kaçak yabancı işçi çalışmayacak. Türkiye’yi yol geçen hanına dönüştüren vize rejimini yeniden düzelteceğiz. Çocuk işçi çalıştırılmasına kesinlikle müsaade etmeyeceğiz. Çocuk sömürüsüne dur diyeceğiz.
  • Asgari ücret tespitinde ILO Sözleşmesi’ni onaylayacağız. Ülkemizin konut sorununu da çözeceğiz. TOKİ asıl görevine geri dönüp sadece sosyal konut ödeyecek. Dar gelirli ailelere peşin para vermeden kira öder gibi konut sahibi olacak.
  • Üniversite öğrencilerimizin barınma sorununu çözeceğiz. Öğrencilerimiz modern ve üniversitesine yakın devlet yurtlarında kalacak.
  • Yabancıların gayrimenkul alarak vatandaş olmalarının önüne geçeceğiz. Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı doktorlarına giderse gitsinler demeyecek. Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı sağlık çalışanlarını ülkemize nasıl döndürürüm diye endişe edecek. İlaç krizine son vereceğiz.

Melek Mosso’ya Musa Orhan’a hakaretten dava açıldı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Batman’da intihar eden İpek Er’e cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla yargılanan Musa Orhan’a hakaret ettiği gerekçesiyle sanatçı Melek Mosso hakkında dava açtı.

T24‘ten Asuman Aranca‘nın aktardığına göre, iddianamede Mosso’nun Twitter hesabından Orhan aleyhinde, “Tecavüzcüleri koruyan bu sisteme yazıklar olsun” şeklinde paylaşımda bulunduğu belirtilerek, iki yıl dört aya kadar hapsi istendi.

‣ Musa Orhan dosyası karara bağlandı: Bana bir şey olmaz demişti, gerçekten de öyle oldu
‣ Cinsel saldırı zanlısı Musa Orhan’a ‘indirimli’ 10 yıl hapis cezası verilip serbest bırakıldı

“Tecavüzcüleri koruyan bu sisteme yazıklar olsun”

Melek Mosso, oyuncu Ezgi Mola’nın, Batman’da silahla yaşamına son veren İpek Er’in bıraktığı mektubunda kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu iddia ettiği Musa Orhan’a, “tecavüzcü şerefsiz” diyerek hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davada mahkum edilmesine sosyal medya hesabından tepki gösterdi.

Ezgi Mola yalnız değildir” etiketiyle paylaşım yapan Mosso, “Tecavüzcüleri koruyan bu sisteme yazıklar olsun” dedi.

Bunun üzerine Orhan’ın avukatı Mehmet Erkan Akkuş, Mosso hakkında suç duyurusunda bulundu. Şikayet üzerine başlatılan soruşturmada taraflar uzlaşamayınca Ankara Başsavcılığı, Mosso hakkında, “sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile alenen hakaret” suçundan iddianame düzenledi.

‣ Ezgi Mola’ya ‘Musa Orhan’a hakaret’ten para cezası: Onur, şeref ve saygınlığını rencide etti
‣ Cinsel saldırı sanığı Musa Orhan, oyuncu Ezgi Mola’ya hakaret davası açtı

2 yıl 4 aya kadar hapis istemi

İddianamede savunmasına yer verilen Mosso, duyarlı bir sanatçı olarak her Türk vatandaşı gibi olaya duyarsız kalmasının mümkün olmadığını, yaptığı paylaşımın genel bir paylaşım olduğunu belirtti.

Mosso, şikâyetçi Orhan’ı doğrudan hedef almadığını söyledi. İddianamede, paylaşımının, Orhan’a yönelik hakaret niteliğinde olduğu kaydedilen Mosso’nun iki yıl dört aya kadar hapsi istendi.

Ankara Başsavcılığı, daha önce de Ezgi Mola, Farah Zeynep Abdullah ve Hazal Kaya hakkında Musa Orhan’a hakaret ettikleri gerekçesiyle dava açmıştı.

İran’da depremin bilançosu: En az üç ölü, yüzlerce yaralı

İran‘ın Hoy kentinde 28 Ocak Cumartesi akşamı meydana gelen 5,9 büyüklüğündeki depremde üç kişi hayatını kaybederken 800’den fazla insan da yaralandı.

İran’ın İçişleri Bakanı, depremin meydana geldiği Batı Azerbaycan eyaletine giderken, arama kurtarma ekiplerinin çok sayıda binanın yıkıldığı Hoy şehrindeki çalışmaları da sürüyor.

Deprem Türkiye‘nin Van kentinin yanı sıra, Irak, Ermenistan ve Azerbaycan’da da hissedildi.

Fotoğraf: Reuters
‣ İran’da deprem Türkiye’de can kaybı
‣ İran depreminde en az 227 ölü
‣ İran’deprem. 8 kişi hayatını kaybetti

Acil durum ekiplerinden bir yetkilinin aktardığına göre, elektrik kesintileri ve kar yağışı çalışmaları olumsuz etkiliyor.

En büyüğü 4.2 büyüklüğünde olmak üzere 40’tan fazla artçı deprem de yaşanırken, yerel halk evlerini terk etti.

Yükselen deniz seviyeleri tahminlerden 2,4 kat daha çok alanı sular altında bırakacak

Buz örtüsü ve buzullar eridikçe ve okyanusların sıcaklıkları arttıkça, deniz seviyeleri yükseliyor.

Mevcut modeller, en geniş alanı kaplayan sel ve kıyı erozyonunun, deniz seviyelerinin birkaç metre yükselmesinden sonra gerçekleşeceğini tahmin ediyor. Bu, başta uzak bir senaryo gibi görünüyor.

Ancak Earth’s Future dergisinde yayımlanan endişe verici yeni bir araştırma, deniz seviyesinin ilk bir ila iki metre yükselmesinin ardından, daha önce düşünülenden iki kat daha fazla karanın su altında olabileceğine işaret ediyor.

‣ Avrupa’da yükselen deniz seviyesine bilim insanlarından farklı çözümler
‣ İklim krizi araştırması: Son 20 yılda Akdeniz’de deniz seviyesi 6 santimetre yükseldi
Fotoğraf: Selman Aksünger / AA

Araştırmacılar, “Birçok bölgede sele karşı hazırlanmak için kalan süre, bugüne kadar varsayılandan çok daha az olabilir” diye yazıyor.

Şu anda yaklaşık 110 milyon insan, genellikle duvarlar ve diğer kıyı savunmalarıyla korunarak, deniz seviyesinden daha alçaktaki alanlarda yaşıyor.

Çalışma, deniz seviyesinin iki metre yükselmesinden sonra bu sayıya 240 milyon kişi daha ekleneceğini tahmin ediyor. Gelgit seviyesinden alçaktaki alanlar, yıkıcı sellere karşı son derece savunmasız kalıyor.

Neden yanlış hesaplanıyordu?

Çalışma, eski verilerde alçak kıyı alanlarının kapsamının daha az olarak tahmin edildiğini ortaya koyuyor.

Hollandalı araştırma firması Data‘daki uzmanlar, bazı toplulukların deniz seviyesinin aslında ne kadar üzerinde olduğuna yönelik bir çalışma başlattı.

Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) ICESat-2 lidar uydusundan alınan yüksek çözünürlüklü ölçümleri kullanan araştırmacılar, kıyının çoğunun önceki tahminlerden çok daha alçakta olduğunu saptadı.

Fotoğraf: Selman Aksünger / AA

Baş araştırmacı Ronald Vernimmen, “Radar [eski ölçüm yöntemi] bitki örtüsüne tam olarak nüfuz edemiyor ve bu nedenle yüzey yüksekliğini gerçektekinden fazla tahmin ediyor” dedi.

Bu, deniz seviyesinin yükselmesine bağlı olarak gerçekleşecek en ciddi etkilerin, düşünülenden daha erken meydana geleceği anlamına geliyor.

Örneğin, deniz seviyesindeki iki metrelik bir yükselme, Tayland’ın başkenti Bangkok‘un çoğunu ve kentin 10 milyon sakinini deniz seviyesinin altında bırakabilir. Daha eski veriler ise, deniz seviyelerindeki iki metrelik bir yükselme senaryosunda Bangkok’un hâlâ büyük ölçüde güvenli olacağını gösteriyordu.

Bu durumun etkileri çok geniş bir coğrafyada gözlemlenebilir. Deniz seviyesindeki iki metrelik bir artış, daha önce radar bazlı yükseklik modellerinin tahmin ettiğinden 2,4 kat daha fazla kara alanını kapsıyor olabilir.

‣ NASA: Deniz seviyesi 23 yılda 8 cm yükseldi
‣ Endonezya’da yükselen deniz seviyesi, ‘takımada’ statüsünü tehdit ediyor

Deniz seviyesi ne kadar hızla yükseliyor?

Denizlerin ne kadar hızlı yükseleceği, küresel ekonomiyi karbondan ne hızda arındıracağımıza bağlı.

Küresel ısınmanın sanayi öncesi seviyelerin dört derece üzerinde olduğu yüksek emisyon senaryosunda, dünya okyanusları 2100 yılına kadar 1,3 metre yükselebilir ve 2300 yılına kadar beş metre yüksekliğe ulaşabilir.

Emisyonlar, ısınmayı 2°C’nin oldukça altına çekecek şekilde azaltılırsa, küresel ortalama deniz seviyesi 2100 yılına kadar muhtemelen 0,3-0,6 metre yükselecek.

Ülkeler mevcut çevre politikalarında belirtilen hedeflere ulaşırsa, 2100 yılına kadar yaklaşık 2,7 derecelik bir ısınma söz konusu olacak.

Erken uyum, kritik bir öneme sahip. Setler, bentler ve pompa istasyonları bazı bölgeleri yükselen denizlerden koruyabilir. Amsterdam ve New Orleans kentleri, bunun modern örnekleri arasında yer alıyor.

Araştırmacılar, “Yükseltiye dair daha iyi veriler, tedbirlerin zamanında alınmasına yardımcı olacak” diye umuyor.

Doç. Dr. Gündoğdu: Plastik felaketinin çözümü geri dönüşüm değil

Plastik: Mucize mi Felaket mi? adlı kitabı geçtiğimiz günlerde yayımlanan Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, plastik kirliliği sorununu ele aldığı bir söyleşi etkinliğinde okuyucularıyla bir araya geldi.

Yeşil Düşünce Derneği‘nin 29 Ocak Pazar günü düzenlediği etkinliğe, ekoloji grupları ve STK’ların temsilcileri, eğitimciler, öğrenciler ve plastik sorununu ele alan çevreciler katılım gösterdi. Derneğin yer aldığı Yeşil Ev‘de düzenlenen etkinlikte plastik kirliliğine kafa yoran çevreciler, aklındaki soruları bir uzmana yöneltme fırsatını değerlendirdi.

Gündoğdu, plastiğin neden olduğu çevresel kirlilik ve bunun biyoçeşitlilik, deniz ve kara ekosistemleri, insan sağlığı gibi farklı alanlarda yol açtığı diğer olumsuz sonuçlar konusunda katılımcıları bilgilendirdi.

Katılımcıların fikirlerini paylaştığı ve Gündoğdu’ya sorularını yönelttiği söyleşide, plastiğin yol açtığı çevresel felaketin yanı sıra olası çözümler de ele alındı.

Plastiğin canlılar üzerindeki etkisinden geri dönüşüme, plastikle mücadeledeki yeni umutlardan gerçek çözümlere varan pek çok konunun değerlendirildiği etkinliğin sonunda Gündoğdu, okuyucuların kitaplarını imzaladığı kısa bir imza günü etkinliği de gerçekleştirdi.

‣ Doç. Dr. Gündoğdu’yla plastik kirliliği söyleşisi: Mucize mi, Felaket mi?
‣ Şişli Kent Konseyi, mikroplastik tehlikesini Doç. Sedat Gündoğdu ile konuşacak

‘Mucizelere bel bağlamamalıyız’

Gündoğdu, hemen her yıl insanlığın plastik kirliliğine karşı verdiği savaşta etkili olabilecek bir “mucize” ortaya atıldığına değindi. Son yıllarda plastik yiyen tırtıl, yumurta akı ve belirli enzimlerin plastik kirliliğinin önüne geçmek için birer mucize olarak görüldüğünü aktaran Gündoğdu, bu tür iddiaların insanlarda yanlış algı uyandırdığını ve plastikle mücadeleyi baltaladığını ifade etti.

İnsanlar nasıl olsa teknoloji gelişiyor, bir şeyler bulunur diye düşünerek çözümü erteleyebiliyor diyerek bu tür çözüm iddialarından ötürü insanların plastik kullanımını azaltmak yerine yanlış umutlara kapıldığını vurguladı.

Öte yandan söz konusu tırtılların işe yaramadığını aktaran Gündoğdu, enzimlerin ise sadece belirli plastik türlerinde etkili olduğunu, ancak kapasitelerinin çok düşük olması, biyolojik zorluklar bulunması gibi nedenlerle mutlak bir çözüm olmadığını açıkladı.

‣ ‘Sofra tuzlarında mikroplastik’ araştırmasını gerçekleştiren Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, Açık Radyo’da
‣ Sedat Gündoğdu, Bilim Müzesi’nde yapacağı sergi teklifini reddetti: ‘Güzel fırsattı, kirlettiler’

‘Midesinde plastik olmayan balina yok’

İnsanlığın doğada bıraktığı izlerin mağara duvarlarındaki ellerden başlayarak balinaların midelerinden çıkan plastiklere doğru evrildiğini belirten Gündoğdu, milattan önce 7,000’li yıllarda Arjantin’de yaşayan insanların “Eller Mağarası” adlı mağaranın duvarlarındaki el izleri ile insanlığa ait ilk izlerinden birini bıraktığını belirtti.

Dokuz bin yıl sonra, aynı yerde, Arjantin’de kıyıya vuran balinanın midesinden yedi kilograma yakın plastik çıktı. Biz o kadar ciddi bir müdahale yaptık ki doğaya, artık istisnasız bütün balinaların midesinden mutlaka plastik çıkıyor. Midesinde plastik olmayan balina yok.

Gündoğdu, dinleyicilere bu durumun evrimsel açıklamasını aktardı:

“Balinaların beslenme davranışının evrimsel gelişiminde ortamdaki mikroplastik ya da makroplastik miktarı arttı. Başka opsiyonları kalmadığı için, açlık süresi uzunsa, plastikler fazlaysa direkt onu bünyelerine almak zorunda kalıyorlar. Bugün beş bin farklı tür canlı, plastiklerden etkileniyor.”

Denizlerdeki fok, kaplumbağa gibi türlerin de plastik kirliliğine karşı yaşamsal bir mücadele verdiklerini ve bu kirlilikten ötürü birçoğunun hayatını kaybettiğini aktaran Gündoğdu, sadece deniz değil, karada yaşayan canlıların da plastik atıklar nedeniyle hayati tehlikelerle karşılaştığını ve hayatını kaybedebildiğini dile getirdi:

Afrika’da bir çalışmada, develerin önemli bir kısmının midelerindeki plastikten dolayı öldüğünü ortaya koydu. Hatta Moritanya, çiftlik hayvanları bunları yiyor diye plastik poşeti yasakladı. Kenya’da yine benzer bir problem var; özellikle su maymunları plastiklerden kaynaklı ciddi bir problem yaşıyor çünkü yaşam alanları plastiklerle işgal edilmiş.

Denizden çöp toplamak canlı ekosistemlerine zarar veriyor

Gündoğdu, geliştirilen denizden plastik toplama girişimlerinin önünde bazı zorluklar olduğunu açıkladı. Test aşamasındaki projelerin deneme süreçlerinde kontrol altındaki koşullardan ötürü başarı gösterebildiğini ancak gerçekte uygulamaya gelince yeterince etkili olmadığını aktardı.

Bu tür girişimlerden en yaygın olarak bilinenlerden birine değinen Gündoğdu, ekiplerin denizlere bilinçli olarak plastik çöp boşaltıp daha sonra bunları topladıklarına dair güçlü şüphelerin olduğundan bahsetti. Toplanan çöplerde hiçbir deniz canlısına rastlanmamasının ve bu tür girişimlerin çalışmalarına dair verilerini paylaşmamasının da iyi niyetli girişimler olmayabileceklerine işaret ettiğini söyledi.

“Öte yandan, deniz biyologlarının çoğu denizden plastik toplanmasına karşı çıkıyor” diye ekleyen uzman, deniz ve okyanus yüzeylerindeki plastiklerin bir ekosistem gibi davranabildiğini, birçok canlı türü için bir habitat haline geldiğini, bu plastiklerin toplanmasının bu canlıların da yok edilmesi anlamına geldiğini, bu nedenle önemli bir ikilem yarattığını vurguladı:

Plastik, suyun içerisinde karıştığı zaman üzerine önce besin elementleri konuyor, sonra mikroorganizmalar doluşuyor. Sonra daha yüksek organizmalar, canlılar ya da daha yüksek taksonomik gruplar yerleşiyor. Bir ekosistem oluşuyor orada. O ekosistem oluşunca plastik aslında bir canlılık taşıyıcısı haline geliyor. Dolayısıyla fırsatçı türler geliyor, bunun üzerine yerleşiyor. O sırada bu plastiğin üzerine konmuş canlıları yemek üzere gelen diğer organizmaları avlıyorlar. Böyle bir ilişki kuruluyor. O yüzden plastik yapay bir ekosistem olarak davranabiliyor denizde ve biz buna ‘plastisfer’ diyoruz.

Gündoğdu, hem deniz hem de karada yaşayan birçok canlının aç kaldığında plastik nesneleri gıda olarak tükettiğini açıkladı. Bu durumun, sokaklarda yaşayan birçok hayvanın da hayatına mal olduğunu bildirdi.

Katılımcıların, bunlar göz önüne alındığında denizlerdeki plastik sorununun nasıl çözüleceği sorusunu yöneltmesi üzerine Gündoğdu, üç aşamadan oluşan bir çözüm önerisi sundu.

Buna göre, ilk yapılması gerekenin, plastik üretimine son vererek atıkların oluşmasını engellemek olduğunu aktaran Gündoğdu, sonraki adımda nehirlere ulaşmış olan atıkların denizlere ulaşmasının önüne geçilmesi gerektiğini belirtti. Son adımda ise, denizlerdeki plastik atıkların kıyılara vurmasını beklemenin iyi olacağını, zira kıyıya vuran plastiklerin üzerinde canlı yaşamı kalmadığını ifade etti.

‘Geri dönüşüm çözüm değil’

Gündoğdu, geri dönüşümün çevreci bir çözüm olmadığına vurgu yaptı. Plastik malzemelerin geri dönüşümünün önemli bir kısmının malzemenin kalitesinin düşmesiyle sonuçlanan “aşağı dönüşüm” şeklinde gerçekleştiğini, bu nedenle geri dönüşüm sürecinin bir noktadan sonra durduğunu ve artık materyallerin geri dönüştürülemez hale geldiklerini kaydetti:

Plastiğin geri dönüşümünün yüzde 90’ı genelde aşağı yönlü olur. Birebir, muadil materyal elde edemiyorsunuz. Hem kimyasal olarak hem de fiziksel olarak çok mümkün değil.

Bunun yanı sıra geri dönüşüm işlemleri sırasında önemli miktarlarda su kullanıldığına ve karbon emisyonuna yol açıldığına da dikkati çekti.

Gündoğdu, yakma veya gömme seçeneklerinin plastik kirliliğiyle mücadelede en yaygın başvurulan seçenekler olduğunu aktararak, plastiklerin yakılması ile enerji elde edilebildiğini ancak ortaya çıkan kül için her zaman bir kullanım alanı olmayabileceğini ve depolanmasının da yine bir kirlilik sorununa yol açabildiğini belirtti.

Çözüm: Hayatımıza akan plastik musluğunu kapatmak

Plastik kirliliği ile mücadelede en iyi çözüm yolunun ne olacağına dair bir soru yöneltilmesi üzerine Gündoğdu, sorunun kaynağında çözülmesi, yani plastik üretiminin sonlandırılması gerektiğini savundu.

Dünyadaki plastik felaketini bir su baskını analojisiyle anlatan Gündoğdu, musluk kapatılmadan bir evdeki su baskınının küçük çabalarla durdurulamayacağı gibi, plastik üretimini durdurmadığımız sürece, çevresel felaketin önüne geçilemeyeceğini belirtti.

Gündoğdu, öncelikli olarak tek kullanımlık plastik ürünlerin bırakılması gerektiğini belirtti. Pet şişelerin ve plastik poşetlerin bu tür ürünlerin başında geldiğine değinen yazar, plastik kirliliğinin büyük bir kısmının bu tür tek kullanımlık ürünlerden meydana geldiğini açıkladı.

Plastiğin tarihinden geleceğine bakış

2009 yılından beri Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nde deniz biyolojisi ve mikroplastik kirliliği üzerine çalışmalar yürüten Gündoğdu, plastiğin yol açtığı çevresel felaketi yeni kitabında mercek altına aldı.

Yeni İnsan Yayınevi‘nden çıkan Plastik: Mucize mi Felaket mi? adlı eser, literatürdeki pek çok önemli çalışmadaki bulgulara yer vererek plastiğin tarihine kısa bir göz atış ile başlıyor.

Plastiğin çeşitleri, bunların yapıları ve üretim süreçlerini ele alan kitapta, farklı plastik çeşitlerinin kullanım alanları ve çevre üzerindeki etkilerine değiniliyor.

Eser, plastiğin havada, karada ve denizde yol açtığı kirlilik sorununu derinlemesine ele alıyor ve plastik kirliliği ile iklim krizi ve seller gibi afetler arasındaki ilişkiye açıklık getiriyor.

‣ Adana’daki çöp aldatmacası bitmiyor: Ne temizlendi ne de temizleme yetiyor
‣ Çöplerin yolculuğu: Akıntılarla binlerce kilometre yol alıyorlar
‣ Konserve balık ambalajında mikroplastik bulundu

Gezegenimizdeki plastik kirliliğinin yol açtığı önemli sorunlardan biri olan sofra tuzu, içme suları, midye dolmalar ve deniz ile çiftlik balıkları gibi gıdalarda rastlanan mikroplastik sorununa da yer veren eser, plastik kirliliğinin birçok hayvan için teşkil ettiği yaşamsal risklerin altını çiziyor.

Özellikle son yıllarda fikir ayrılıklarının yaşandığı geri dönüşüm ve plastik çöp ticareti gibi konuları derinlemesine ele alan kitap, ucuzluk ve pratikliği nedeniyle modern hayatta vazgeçilmesi zor bir materyal haline gelen plastik kullanımının nasıl bırakılacağı ve alternatifleri konusuna da ışık tutuyor.

BÜMED tahliye ediliyor: Cebren gidiyoruz, hukuken döneceğiz

Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği (BÜMED) sosyal tesislerinin kira sözleşmesini yenilememesini duyurmasından haftalar sonra BÜMED tesislerinin tahliyesi başladı.

Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü 7 Ocak 2023’te “Üniversitemizin Eğitim ve Yaşam Alanları Gelişmeye Devam Ediyor” başlığıyla BÜMED sosyal tesislerinin kira sözleşmesinin yenilenmeyeceği bildirmişti. Buna karşılık olarak BÜMED’in sosyal medya hesabından yapılan açıklamada “4144 mezunun 2,5 milyon dolarlık bağışı ile inşa edilmiş 30 yıllık sosyal tesisinin kira sözleşmesini yenilemeyerek mezunları kampüsten uzaklaştırma kararı aldı” denilmişti. Bugün yapılan tahliye sonrası BÜMED’den yapılan açıklamada “Cebren gidiyoruz, hukuken döneceğiz” ifadeleri kullanıldı.

BÜMED yönetimi 7 Ocak’ta yapılan Rektörlük duyurusunun ardından hukuki sürece başvurmuştu. Sarıyer Kaymakamlığı’nın hukuki süreç devam etmesine karşın BÜMED Yönetim Kurulu’na gönderdiği yazıda, tesislerin 30 Ocak Pazartesi günü saat 08.30’a kadar boş olarak teslim edilmesini tebliğ etti.

Tebliğde, karara uyulmaması durumunda ise tahliyenin cebren yapılacağını bildirmesi üzerine BÜMED Yönetim Kurulu, tüm Boğaziçi Üniversitesi mezunlarını bugün tesis önüne gelerek destek vermeye çağırdı.

 

Yürütmenin durdurulması isteğiyle hukuki sürece başvuran BÜMED, mezunlarına açık bir imza kampanyası başlatmıştı. Bir haftada 10 bine yakın mezun “Mezunlar yuvasından, Boğaziçi Üniversitesi Kampusu’ndan Çıkarılamaz” isimli kampanyaya imza attı.

Bugün sabah saatlerinde yapılan tahliyeye karşı BÜMED yönetimi şu açıklamada bulundu:

“BÜMED tesislerinin tahliyesine şahitlik etmek isteyen Boğaziçi Üniversitesi mezunları içeri alınmıyor.

Bugün rektörlük ‘güvenlik’ gerekçesiyle tüm mezunların girişini yasakladı.

Sadece derneğin saymanı cep telefonunun kapalı olması şartıyla içeri alındı.”

Lale Orta, MHK’nin ilk kadın başkanı oldu

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), Merkez Hakem Kurulu‘nun (MHK) yeni başkanının Lale Orta olduğunu açıkladı.

Orta başkanlığındaki MHK’nin üyeleri Tolga Özkalfa, Ahmet İbanoğlu, Cemalettin Ali Konak, Prof. Dr. Ali Kızılet, Süleyman Abay, Sadettin Güler, Aynur Asun Akar ve Hamza Mısır oldu.

TFF tarafından Orta’nın başkanlığına ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu bugün gerçekleştirdiği toplantıda aldığı kararla; Merkez Hakem Kurulu Başkanlığı‘na Prof. Dr. Lale Orta’yı getirmiştir.

Türkiye’nin ilk kadın futbol antrenörü, ilk kadın futbol hakemi ve FIFA kokartlı ilk kadın hakemlerden biri olan Prof. Dr. Lale Orta başkanlığında göreve başlayacak olan MHK’nın; futbola değer katarak Türk futbolunu uluslararası alanda daha yüksek seviyelere getirmek için üzerine düşen sorumlulukları yerine getireceğine inanıyor, yeni MHK Başkanı ve üyelerine görevlerinde başarılar diliyoruz.”

Orta: Dünyadaki FIFA kokartlı ilk kadın hakemlerden biri…

1 Ocak 1960’da İstanbul’da dünyaya gelen Lale Orta, Türkiye’nin ilk kadın futbol antrenörü ve ilk kadın futbol hakemidir.

Futbolcu, futbol antrenörü, futbol hakemi ve akademisyen olan Orta, erkek liginde yirmi yıl hakemlik yapmış ve bin beş yüzün üzerinde maç yönetmiştir.

2000’de tamamladığı doktora tezi ile ülkenin ilk kadın futbol doktoru unvanını alan Lale Orta, dünyadaki FIFA kokartlı ilk kadın hakemlerden biri olarak biliniyor.

60 uluslararası maç yönetmiş olan Orta, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda çalışmaları ile de biliniyor.

İstanbul’da hava kirliliği geçen yıl yüzde dokuz arttı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Hava Kalite Ölçüm istasyonu verilerine göre; İstanbul’da hava kirliliği, 2022’de bir önceki yıla göre yüzde dokuz artış gösterdi.

İstanbul’da partikül madde hava kirliliğinin en fazla ölçüldüğü istasyon 97,6 µg/m3 ile Göztepe olurken, onu sırasıyla 95,4 ile Sultangazi 3, 63,6 ile Sultangazi 2, 59,3 µg/m3 ile Esenyurt istasyonları takip etti.

Hava Kalite Ölçüm istasyonu verilere göre; İstanbul’da 2021’de ortalama partikül madde (PM10) hava kirliliği konsantrasyonu 38,2 µg/m3 (mikrogram bölü metreküp) ölçüldü. 2022’de 41,5 µg/m3 olan hava kirliliği önceki yıla göre yüzde 9 arttı.

‣Dünya Sağlık Örgütü, hava kirliliği kılavuz değerlerini güncelledi
‣Hava kirliliği azalmıyor
‣DSÖ’nün yeni kriterlerine göre, İstanbul’da hava kirliliği limitlerin 3.4, Ankara’da 3.8 kat üzerinde 
‣Türkiye’de ailelerin yüzde 87,4’ü çocuklarının sağlığı açısından hava kirliliğinden endişeli 

2022’de hava kirliliğinin en az ölçüldüğü istasyon 13,1 µg/m3 ile Kandilli 1 olurken, partikül madde hava kirliliği Büyükada istasyonunda 15,8, Sarıyer istasyonunda 24,4, Şile istasyonunda 25,1 µg/m3 olarak belirlendi.

AA’nın aktardığına göre; İstanbul’da hava kirlilik oranı, 2022’de önceki yıla göre 25 istasyonda artarken dokuz istasyonda azaldı.

2022’de, 2021’e oranla hava kirliliğinin en fazla arttığı istasyonlar arasında ilk sırada yüzde 99,9 değişimle Kumköy yer aldı. Kumköy’ü sırasıyla yüzde 57,5 ile Göztepe, yüzde 49,1 ile Çatladıkapı, yüzde 36,5 ile Selimiye, yüzde 36,4 ile Sancaktepe istasyonları takip etti.

Aynı dönemde ortalama hava kirliliğinin en fazla azaldığı istasyon yüzde 40 değişimle Kandilli 1 oldu. Kandilli’yi yüzde 19,7 ile Başakşehir, yüzde 14,5 ile Sarıyer, yüzde 13,5 ile Bağcılar, yüzde 12 ile Yenibosna istasyonları izledi.