Bu haber Göçmen Kadınlar Anlatıyor projesi ve Yeşil Gazete iş birliği kapsamında yayımlanmaktadır. Gazeteci Şenol Bali ve arkadaşları, Ocak 2023’te yayınlamaya başladıkları Göçmen Kadınlar Anlatıyor video serisi ile Van’da yaşayan Afgan, İranlı ve Suriyeli göçmen kadınların hikayelerine mikrofon uzatıyor. *
Afganistanlı L. M., polis olan eşinin Taliban tarafından öldürülmesi üzerine iki çocuğuyla birlikte Taliban’dan kaçıp Türkiye‘ye geliyor. Yaklaşık dört yıldır Van‘da yaşayan L. M.’nin oğlu intihar ediyor ve kimsesizler mezarlığına gömülüyor.
Yaşadıkları sarsıcı olaylar üzerine L. M.’nin hasta olan küçük kızı psikolojik olarak oldukça zorlanıyor.
“Kocaman bir aile iken şu an sadece iki kişi kaldık” diyen L. M. yaşadıkları trajediyi anlatıyor:
“Burası bizim için sadece dert ve acı. Kendi ülkemizden kaçıp buraya geldik. Burada yapayalnızız, bu çok zor. Şu an tek umudum kızım. Şimdi kızımla birlikte yapayalnızız. Burada yaşamak çok zor.”
Uyarı:İntiharı düşünüyor ve/veya psikolojik olarak zor durumda olduğunuzu düşünüyorsanız veya böyle bir yakınınız varsa bununla tek başınıza mücadele etmek zorunda değilsiniz. Yalnız değilsiniz. Ücretsiz olarak bölgenizdeki aile hekiminden destek alabilir, Ruh Sağlığı Merkezleri’ni veya belediyelerin psikolojik danışmanlık merkezlerini araştırabilir, okulunuzdaki rehberlik ve psikolojik danışmanınızdan destek alabilirsiniz. 112’yi yaşadığınız ruhsal zorluklara karşı yardım almak üzere başvurmak için arayabilirsiniz.
Panama‘da çıkarılan yeni bir yasa, deniz kaplumbağalarının yaşama ve sağlıklı bir ortamda özgürce bulunma haklarını garanti altına alıyor.
Deri sırtlı deniz kaplumbağalarını korumaya yönelik çalışmalar yürüten ve mevzuat için baskı yapan bir grubun kurucusu Callie Veelenturf, “Yasa, her Panama vatandaşının deniz kaplumbağalarının sesi olmasına ve onları yasal olarak savunmasına izin verecek. Hükümetleri, şirketleri ve vatandaşları deniz kaplumbağalarının haklarının ihlal edilmesinden yasal olarak sorumlu tutabileceğiz” diyor.
euronews‘in aktardığına göre uzmanlar, Panama hükümetinin attığı bu adımın, diğer ülkelerde de tehdit altındaki türleri korumak için benzer adımlar atılmasını sağlayacak bir evrimin parçası olacağını umuyor.
Yasanın ardındaki düşünce daha geniş kitlelere yayılsa da yayılmasa da, deri sırtlı deniz kaplumbağaları ve şahin gagalı deniz kaplumbağaları için dünyanın en önemli yuvalama noktalarından bazılarına sahip olan Panama’nın deniz kaplumbağaları için kritik öneme sahip. Ülkede bir plaj alanında yılda yaklaşık 3 bin şahin gagalı kaplumbağa yuvası bulunuyor.
Yeni yasa Panama’daki deniz kaplumbağalarını nasıl koruyor?
Yasa deniz kaplumbağalarının iklim krizi, tesadüfi avlanma, kıyı gelişimi ve düzensiz turizm gibi fiziksel hasara veya sağlık sorunlarına neden olan kirlilikten ve diğer insan etkilerden arınmış bir çevre hakkını tanıyor.
ABD’nin Oregon eyaletinden klinik hukuk profesörü ve Portland‘daki Lewis ve Clark Hukuk Okulu’ndaki Hayvanlar ve Çevre için Küresel Hukuk İttifakı direktörü Erica Lyman, “İklim krizine yönelik hiçbir adım atmayı öngörmeyen yasalar, yok olan türler ve iklim değişikliğine karşı koruma sağlamak için yeterince eyleme geçmiyor. Bu yasa, umut verici yeni bir girişim” ifadelerini kullanıyor.
Lyman, vahşi yaşamı koruma yasalarının genellikle insanlara yönelik bazı algılanan faydalar nedeniyle çıkarıldığını, ancak Panama’da çıkarılan yasanın deniz kaplumbağalarının ihtiyaçlarını ve bu ihtiyaçlara erişimleri için insanlarının davranışlarını kısıtlamaları gerektiğini dikkate aldığını ifade ediyor.
2022’de Ekvador‘un en yüksek mahkemesi, vahşi hayvanların anayasal doğa hakları hükümleri uyarınca hak sahibi olduğuna karar verdi. Şahsi bir evde tutulan bir maymun ile ilgili olan dava, Panama’daki doğal yaşam savunucularını harekete geçirdi.
Lyman, Ekvador’daki bu yasanın, doğa tanımının vahşi hayvanları bölgeye veya yere bağlı olmadan bireysel olarak da içerecek şekilde geliştirilmesinde önemli bir adım olduğunu söylüyor.
2020’de Pakistan’daki bir mahkeme, bir filin ‘hayvanat bahçesi’ndeki esaretine ilişkin bir davada, hayvanların tanınması gereken doğal haklara sahip olduğuna karar verdi. Bu karar, dini doktrinlerden de yararlanarak insanlığın vahşi hayvanlara karşı davranışlarına sert bir eleştiri getirdi.
Eğilim, hayvanlarla da sınırlı kalmıyor. Minnesota‘daki Ojibwe kabilesinin Beyaz Toprak Grubu, yabani pirince yasal haklar tanıyan bir yasayı kabul etti. Pirinç, 2020’de bir petrol boru hattını durdurmak isteyen bir kabile mahkemesi davasında davacı rolündeydi. Dava, yargı gerekçesiyle reddedildi.
2022’de İspanya‘da Avrupa’nın en büyük tuzlu su lagünü olan Mar Menor‘a kişi statüsü verildi.
Panama’daki yasa, uzun süredir vahşi hayvanların var olma ve gelişme haklarını yasal olarak tanıyan ve bu hakların ihlal edilmesi durumunda dava açılmasına izin veren sözde doğa haklarına sahip olması gerektiğini savunan insanlar için zafer niteliği taşıyor.
Hayvan Yasal Savunma Fonu yönetici avukatı Christopher Berry, hayvanların yasal haklara sahip olduğunun kabul edilmesinin mahkemede bu hakların ve koruma çalışmalarının savunulmasına imkan sağlaması açısından bu tür yasalara ihtiyaç olduğunu söylüyor.
Berry, hayvanların hakları ihlallerinde başvurulabilecek bu tür yasaların “yeterince dikkat çekmeyen, gerçekten inanılmaz derecede önemli bir hayvan hukuku konusu” olduğunu belirtiyor.
Berry, şunları kaydediyor:
Bu hayvanların bize faydası olsa da olmasa da var olmaya hakları var. Bize birçok yönden fayda sağlıyorlar. Ama sağlamasalar bile var olmaya hakları var. Ve bir ulusun bu duruşu aldığını görmek iç rahatlatıcı.
Bu arada Ukrayna’nın çatışma bölgesinde inşa edilen ilk rüzgar santrali olan Tyligulska rüzgar enerjisi santralinin ilk bölümünün inşası bitirildi. Santral, Mykolaiv‘in güney bölgesindeki cephe hattından sadece 96 km. uzakta, yaklaşık 200.000 eve güç sağlayacak kadar temiz elektrik üretmeye başladı. 19 türbinin tamamı bittiğinde 114 MW elektrik sağlayacak.
Guardian‘a konuşan İşçi Partisi‘nden Gölge İklim Değişikliği Bakanı Ed Miliband şunları söyledi:
“Bu olağanüstü durum, Başbakan Rishi Sunak‘a ve onun karadaki rüzgar türbini yasağını sona erdirmedeki şaşırtıcı başarısızlığına yönelik korkunç bir suçlama. Hayatta kalmak için savaşan hükümetler bile yaşam maliyeti, enerji güvenliği ve iklim krizlerini Muhafazakar Parti‘nin (Tory) yapabildiğinden daha acil bir şekilde ele almak üzere gereken temiz enerji altyapısını kurabildi ve inşa edebildi.”
Sunak, yasağı kaldırma sözünü tutmadı
Sunak hükümeti, geçen yıl ülkenin ulusal planlama politikası çerçevesindeki planlama kısıtlamalarını sıkılaştırarak 2015 yılında uygulamaya konulan, karadaki rüzgar santrallerine yönelik etkili bir yasağı kaldırma sözü vermişti. Bununla birlikte, hükümet henüz herhangi bir değişiklik yapmadı ve kampanya yürütücüler, Backbench Tory milletvekillerinin isyanının, İngiliz rüzgar santrallerinin piyasaya sürülmesini engellemeye devam edecek şekilde, yalnızca mütevazı değişiklikler yapmaları için bakanlar üzerinde baskı oluşturma tehditi yarattığını düşünüyor.
İngiliz hane halkı, geçen yıl Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin küresel enerji piyasalarında bir artışı tetiklemesinden sonra on yılın sonuna kadar pandemi öncesi seviyelerin üzerinde kalması beklenen enerji faturalarıyla karşı karşıya. Küresel fiyatlar rekor seviyelerden geri çekilmiş olsa da Avrupa ülkeleri Rusya’nın gaz ihracatının yerini alacak alternatif enerji kaynakları arıyor.
Miliband, Muhafazakarların “kara rüzgarına yönelik saçma yasağının” İngiltere’deki her aileye 180 sterline mal olduğunu ve enerji sistemini “Putin gibi fosil yakıt diktatörlerine bağımlı” bıraktığını söyledi.
İşçi Partisi, İngiltere’yi ‘temiz enerji süper gücü’ yapmayı planlıyor
Yeşil ekonomik büyüme için kampanya yürüten Britain Remade‘in kurucusu ve kampanya direktörü Sam Richards da “Ukrayna’nın hayatta kalma mücadelesi verirken İngiltere’den daha fazla karada rüzgar kapasitesi inşa etmesi akıllara durgunluk veriyor. Hükümet, mevcut en ucuz enerji kaynağının kilidini açan bir kalem darbesiyle, İngiltere’deki yeni kara rüzgar çiftlikleri üzerindeki yasağını kaldırarak başlamalı” diye konuştu.
İngiliz İşçi Partisi’nin karadaki rüzgar yasağını sona erdirme ve ülkeyi 2030’a kadar “temiz enerji süper gücü” haline getirme planları bulunuyor.
Ocak ayında İşçi Partisi lideri Keir Starmer, Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu‘nda İşçi Partisi hükümeti altında İngiltere’de yeni petrol ve gaz sahalarına yatırım yapmayacağını söylemişti.
Starmer’ın Kuzey Denizi’ndeki tüm yeni petrol ve gaz ruhsatlarını yasaklama taahhüdü de dahil olmak üzere enerji planlarını önümüzdeki ay açıklaması bekleniyor .
Ukrayna direnişinin simgesi
Ukrayna’nın en büyük özel enerji yatırımcısı DTEK, Tyligulska rüzgar santralinin tamamlandığında doğu Avrupa’nın en büyük kara rüzgar santrali olma yolunda olduğunu söyledi.
DTEK’in CEO’su Maxim Timchenko da çiftliğin “Ukrayna’yı daha yeşil ve temiz bir şekilde yeniden inşa etmeye ve Avrupa’nın enerji geleceğinde önemli bir ortak haline gelmesine” yardımcı olacağını ve “Rusya’nın Ukrayna’yı boyun eğdirmek için tüm girişimlerine karşı ülke direnişinin bir simgesi” olduğunu söyledi.
Kocaeli‘de Safiport Limanı‘na yanaşan gemiden indirilen ve çok zehirli olduğu bilinen alüminyum fosfit, henüz bilinmeyen bir sebeple yandı. Zehirli gazlar şehrin üzerine yayılırken, AFAD, itfaiye ve Kocaeli Valiliği ekipleri gece boyu mücadele etti. Yangın, ekipler tarafından yaklaşık altı saat süren müdahale neticesinde söndürüldü.
Nem ve su ile temas etmesi halinde tutuşabilen alüminyum fosfit, dün gece Derince ilçesindeki limana yanaşan bir gemiden indirildiği sırada alev aldığı öğrenildi.
112 Acil Çağrı Merkezi‘ne yapılan ihbar üzerine Safiport Limanı’na AFAD, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı ile Kocaeli Valiliği Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü ekipleri sevk edildi. Ekipler gaz maskelerini takarak yangına müdahale etti, yanan maddelerin üzerine toprak ile kapattı. Aynı zamanda konu Ulusal Zehir Danışma Merkezi‘ne de bildirildi.
Altı saat sürdü, zehirli gazlar kente yayıldı
Altı saat süren çalışmaların ardından yangın güçlükle kontrol altına alınsa da zehirli maddeden sızan gazlar şehre yayıldı. Yanan madde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZAYDAŞ‘a götürüldü. Kocaeli Valiliği olaya ilişkin inceleme başlattı. Gemide kullanılan alüminyum fosfitin, bertaraf edilmek üzere depolanmak için indirildiği, bu sırada yangının çıktığı öğrenildi.
Ölümcül bir madde
Bulunduğu ortamda tüm canlıları bütün biyolojik dönemlerinde yok edebilmesi ve tarım ürünlerinde kalıntı bırakmaması sebebiyle sık kullanılan fosfit, ölümcül bir gaz olarak biliniyor. Alüminyum fosfit zehirlenmelerinde ölüm oranları alınan doza bağlı yüzde 30 ile yüzde 100 arasında değişiyor.
Tahılların, hayvan yemlerinin ve yaprak halindeki tütünlerin depolanmasında, kemirgen öldürücü (rodentisit) ve böcek öldürücü (insektisit) olarak kullanılıyor. Asya ülkelerinde, özellikle Hindistan’da ucuz ve kolay ulaşılabilir olması sebebiyle bir çok zehirlenmenin de etkeni. Fosfin gazı preparat olarak kile emdirilmiş alüminyum fosfit tabletleri halinde ülkemizde de kullanılıyor. Özgün bir antidotu bulunmayan alüminyum fosfitin zehirlenmelerinde ölüm oranları oldukça yüksek.
İklim aktivisti grubu Extinction Rebellion’ın (kısaca XR/Yokoluş İsyanı) cumartesi günü Hollanda’nın idari başkenti Lahey’de gerçekleştirdiği eylemde bin 500’den fazla gösterici gözaltına alındı.
Extinction Rebellion’ın Lahey’deki A12 otoyolunun parlemento ve bakanlık binalarına yakın bir yerde düzenlediği yedinci protestoya, grubun verilerine göre yaklaşık 7 bin kişi katıldı. Aktivistler, ülkenin fosil yakıt sübvansiyonlarını protesto etmek üzere öğleden sonra otoyolun bir bölümünü trafiğe kapattı.
Pankartlar ve tabelalar taşıyan göstericilerin bazıları, tazyikli su kullanılacağını tahmin ederek otoyoldaki gösteriye mayo giyerek veya şemsiye taşıyarak katıldı.
Fotoğraf: Phil Nijuis / ANP
The Guardian‘ın aktardığına göre polis, şehirdeki önemli ana yollardan birini kapatan eylemcileri dağıtmak için tazyikli su kullandığını, vandalizmi de içeren suçlamalar kapsamında toplam bin 579 kişiyi tutukladığını ve bunlardan 40’ının yargılanacağını ifade etti.
Hollanda haber ajansı ANP, şimdiye kadar bir protestodaki en yüksek tutuklama sayısının bu protestoda kaydedildiğini bildirdi.
‘Protestocuların sayısı her seferinde ikiye katlanıyor’
Protestoculardan 31 yaşındaki yüksek lisans öğrencisi Anne Kerevers, “Bizi buradan ancak sürükleyerek çıkarabilirler” dedi: “İklim değişikliği devam etmekte olan bir kriz ve nedenini biliyoruz. Hâlâ devletimiz tarafından sübvanse ediliyor, ve buna bir son verilmesi gerekiyor.”
“Her ay veya iki ayda bir buraya geri geliyoruz ve her geldiğimizde protestocuların sayısı iki katına çıkmış oluyor. Gerçek iklim eylemi için geniş bir halk desteği var ve insanlar, hükümetin fosil yakıt endüstrisini sübvanse ederek buna aktif olarak karşı çıktığı gerçeğinin yeni yeni farkına varıyor.”
Protestocular arasında Game of Thrones dizisinde canlandırdığı Melisandre rolü ile tanınan Carice van Houten’ın da aralarında bulunduğu birkaç Hollandalı ünlü de yer aldı.
Fotoğraf: Robin van Lonkhuijsen / AFP
Giydiği kırmızı kıyafetler nedeniyle Game of Thrones’da “Kızıl Kadın” olarak tanınan karakteri canlandıran van Houten, sosyal medya platformu Instagram’da kırmızı yağmurluğuyla tazyikli suya direnirken bir video yayımladı.
Van Hauten’in gözaltına alındığı ancak daha sonra serbest bırakıldığı belirtildi. Öte yandan oyuncunun yargılanacak isimler arasında olup olmadığı belirtilmedi.
XR, iklim krizine karşı doğrudan eylem protestolarıyla tanınır hale geldi. Ocak ayında ise, 2023’te camları kırmak ve kendilerini halka açık yerlere yapıştırmak gibi düzeni bozan taktiklere bir süre ara vereceğini duyuran çevre kampanyaları grubu, bu taktikler yerine hükümetin eylemsizliğine karşı muazzam sayılarda insanları iklim için seferber etme sözü vermişti.
Grup, nisan ayında Birleşik Krallık’ın başkenti Londra‘da, binlerce kişiyi İngiltere parlamentosu dışında toplayarak dört günlük bir eylem düzenlemişti.
Mart ayında Hollanda’daki Eindhoven havaalanında düzenlenen protestolar da dahil olmak üzere son aylarda Avrupa‘daki birçok havalimanında da protestolar gerçekleştirmişti.
Geçtiğimiz hafta ise İsviçre’nin Cenevre kentinde Avrupa’nın en büyük özel jet satış fuarına karşı gösteri yapan diğer gösteri gruplarına katılmıştı.
Bazı aktivistler, sergilenen uçaklara kendilerini zincirlemiş ve asfalttaki protestocular nedeniyle hava trafiği kısa süreliğine aksamıştı.
Aydın‘ın Germencik ilçesinde jeotermal santrallerine yakın artezyen kuyulardan alınan suların incelemesinde; çok yüksek oranda bor, demir, alüminyum, çinko ve selenyum, gibi ağır metallere rastlandı.
Germencik Çevre ve Doğa Derneği ‘(GERÇED) Başkanı Halil Çetinkaya, “Sudaki kirlilik değerleri binlerin üzerinde çıktı. Uzmanların bize aktardığına göre su değil, zehir akıyor. Bölgemizde haddinden fazla ve kapasitesinin üzerinde yapılan jeotermal sondajlarının bir an önce durdurulması gerekiyor” dedi.
İl Tarım ve Orman yetkilisi Ahmet Ökten ise bölgedeki yer altı sularında bor oranının yüksek olduğunu, pamuğa zarar vermediğini, ancak incir ve zeytin ağaçlarında zarara yol açabildiğini söyledi.
5 bin 300 kat fazla arsenik
GERÇED üyeleri, jeotermal santraller nedeniyle bölgedeki artezyen kuyulardan çıkan suların kirli olduğunu belirterek, durumu Aydın Vali Yardımcısı Mustafa Hulusi Arat‘a iletmişti. Arat’ın analiz istemesi üzerine Devlet Su İşleri (DSİ) 21. Bölge Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, jeotermal santrallerine yakın Alangüllü ve Hıdırbeyli mahallerindeki dört artezyen kuyudan analiz için su numunesi aldı.
Numunelerin Türkiye Standartları Enstitüsü‘nde (TSE) incelenmesi sonucunda, sularda çok yüksek oranda bor, demir, alüminyum, çinko, selenyum, krom, bakır gibi ağır metallere rastlandı. Demirin 20 bin kat, alüminyumun 7 bin 500 kat, arseniğin 5 bin 300 kat, lityumun 5 bin, molibdenin 4 bin 300, manganın 4 bin 300, kurşunun 2 bin 900, nikelin 1900, kromun 400, baryumun 250, selenyumun, kobaltın 60, çinkonun 15, borun sekiz ve bakırın iki kat fazla çıktığı kaydedildi.
ÇERÇED Başkanı Çetinkaya ile Basın Sözcüsü Metin Aydın,İçişleri BakanlığıBilgi Edinme, İstatistik ve Protokol Daire Başkanlığı‘na müracaat edip sonuçları öğrendiklerini, ancak bu durumun kamuoyundan saklandığını söyledi.
Çetinkaya şunları anlattı:
“Germencik’in çeşitli noktalarındaki sondaj kuyularından analiz için numuneler alındı. Yapılan incelemelerde durumun çok vahim olduğunu gördük. Sudaki kirlilik değerleri binlerin üzerinde çıktı. Uzmanların bize aktardığına göre su değil; zehir akıyor. Bölgemizde haddinden fazla ve kapasitesinin üzerinde yapılan jeotermal sondajlarının bir an önce durdurulması gerekiyor. Bu tesislerin nehirleri, çayları ve yer altı su kaynaklarını kirlettiğini defalarca söyledik. Ancak şu ana kadar hiçbir önlem alınmadı. Aydın’ın toprağı ve bitki örtüsü zehirleniyor” dedi.
Metin Aydın ise yüksek tarım potansiyeline sahip Aydın için suyun vazgeçilmez olduğunu belirtti:
“Büyük Menderes Havzası‘nda tarımsal sulamada kullanılan en önemli şekli artezyen kuyularıdır. 2010 yılında yapılan araştırmalarda; Aydın’da 15 binin üzerine artezyen kuyu olduğu saptandı. Farklı bölgelerde yapılan DSİ ve Adnan Menderes Üniversitesi‘nin çalışmalarında, Aydın’daki artezyen kuyularının bazılarında çok yüksek oranda bor, nitrat, nitrit ve amonyak saptandı. En yüksek nitrit ve nitrat Alangüllü bölgesinde saptandı. İncir ve zeytin bahçelerinde olan bu kuyular, jeotermal santrallerine 200 ila 400 metre yakınında bulunmaktadır.
‘5 yıl geçmesine rağmen ürün alamıyoruz’
Aydın’ın çok ciddi bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu söyleyen Aydın, şöyle konuştu: “Türkiye Standartları Enstitüsü (TSE) tarafından çıkan analiz sonuçları içme suyu yönetmeliğine göre yapılmaktadır. Bu bölgede bir bilim insanının yaptığı çalışmada da jeotermal santrallerine yakın incirlerde yüksek miktarda ağır metal olduğu saptandı. Bu bölgede bir bahçede 500’e yakın incir ve zeytin ağacı kurudu. Beş yıl geçmesine rağmen bu bahçeden halen ürün alınamamaktadır. Bu bölgedeki incir ve zeytin ağaçlarının tek kuruma nedeni ise yer altı sularındaki bor seviyesinin diğer bölgelere göre daha yüksek olmasından kaynaklıdır. Ağır metaller ile kirlenen yer üstü ve yer altı suları, bu topraklarda yetişen tarımsal ürünleri tüketen insanlar dahil, tüm canlılarda ciddi sağlık sorunları yaratma potansiyelindedir.
‘Yer altı sularında bor oranı yüksek çıkıyor’
Aydın İl Tarım ve Orman Müdürü Ahmet Ökten de “O bölgede, yer altı sularında bor oranı yüksek çıkıyor. Tarımsal alanda bir sıkıntı yaşanmıyor. Pamuğa zarar vermiyor. Ancak incir, zeytin ağaçlarında zarara neden olabiliyor. O bölgede yer altı suyuyla sulama yapacak olan kişilerin mutlaka bize gelip, gerekli tahlil analizlerini yaptırması gerekir” dedi.
Bölgedeki jeotermal tesisi yetkilileri ise konuyla ilgili açıklama yapmadı.
Küresel enerji yatırımlarının bu yıl 1,7 trilyon dolarlık kısmının “temiz enerji” teknolojilerine yönelik olacağı ve güneş enerjisi yatırımlarının ilk kez petrol üretimi harcamalarını geride bırakacağı öngörülüyor.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Dünya Enerji Yatırımları raporuna göre, küresel enerji krizinin tetiklediği “enerji güvenliği” endişelerine bağlı olarak temiz enerji yatırımları fosil yakıt harcamalarının önüne geçiyor.
Bu yıl 2,8 trilyon dolara ulaşması beklenen küresel enerji yatırımlarının 1,7 trilyon dolarının yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar, şebeke, depolama, düşük emisyon yakıtlar, verimlilik ve ısı pompaları olmak üzere temiz teknolojilere yönelik gerçekleşeceği öngörülüyor. 1,1 trilyon dolar tutarında da kömür, gaz ve petrol yatırımı yapılacağı tahmin ediliyor.
İki yılda temiz enerjiye yüzde 24, fosil yakıta yüzde 15 yatırım artışı
2021-2023 döneminde yıllık bazda temiz enerji yatırımlarının yüzde 24, fosil yakıt yatırımlarının ise yüzde 15 artış göstereceği hesaplanıyor.
Temiz enerji yatırımlarındaki artışın yüzde 90’ının gelişmiş ekonomiler ve Çin odaklı seyretmesi, bu alanda en büyük yatırım eksikliklerinin ise gelişmekte olan ülkelerde görülmesi temiz enerji dönüşümünün küresel çapta gerçekleşmesi açısından önemli riskler oluşturuyor.
Güneş enerjisinde her gün 1 milyar doların üzerinde yatırım
Bu yıl 1,7 trilyon dolara ulaşması beklenen temiz teknoloji yatırımlarının 650 milyar dolarını geçen yıla göre yüzde 10 artışla yenilenebilir enerjinin oluşturması bekleniyor.
Tüm küresel enerji ve temiz teknoloji yatırımları arasında kaynak bazında en fazla yatırımın her gün bir milyar doların üzerinde, yani bu yıl toplamda 380 milyar dolarla güneş enerjisinde gerçekleşeceği öngörülüyor.
Tüketici harcamalarındaki artışın da etkisiyle elektrikli araçlara olan talebin artması sonucu bu yıl bu alandaki yatırımların 130 milyar dolara ulaşacağı hesaplanıyor. Elektrik sektörünün ise geçen yıla göre yüzde 12 artışla bu yılki toplam enerji yatırımlarının 1,2 trilyon dolarını oluşturacağı tahmin ediliyor.
Petrol ve gaz üretimi yatırımlarında yüzde 7 artış
Öte yandan, petrol ve gaz üreticilerinin geçen yıl elde ettiği net gelirin 4 trilyon dolara ulaşmasının ardından bu alandaki yatırımların da artması bekleniyor.
Büyük ve orta ölçekli petrol, gaz ve kömür şirketlerinin açıkladığı planlara göre, fosil yakıt tedariki harcamalarının bu yıl 2022’ye göre yüzde 6 artışla 950 milyar dolara ulaşacağı öngörülüyor.
Bu harcamanın en büyük kısmını ise petrol ve gaz tedariki yatırımlarının oluşturacağı, söz konusu sektörlerdeki yatırımların yüzde 7 artışla 500 milyar dolara çıkacağı hesaplanıyor.
IEA Başkanı Fatih Birol, rapora ilişkin değerlendirmesinde, temiz enerjinin çoğu insanın düşündüğünden daha hızlı büyüdüğünü belirterek, şunları söyledi: “Bu, yatırımların fosil yakıtlardan çekilerek temiz teknolojilere gittiğine ilişkin eğilimin bir göstergesidir. Fosil yakıtlara harcanan her bir dolara karşılık, temiz enerjiye şu anda 1,7 dolar yatırım yapılıyor. Bey yıl önce bu oran bire birdi. Burada vereceğim en parlak örnek, güneş enerjisi yatırımlarının ilk kez petrol üretim yatırımlarını geride bırakacak olması.”
Fosil yakıt yatırımlarının hala hızla düşmesi gerekiyor
IEA, fosil yakıtlara yapılan yatırımın hala arttığını ve 2050 yılına kadar net sıfır emisyon elde etmek için hızla düşmesi gerektiğini ekliyor.
COVID-19 öncesinde olduğundan daha fazla yatırım yapan birkaç şirket, çoğunlukla Orta Doğu’daki büyük ulusal petrol şirketleri. Birçok fosil yakıt şirketi geçen yıl rekor karlar elde etse de, bu paranın çoğu geleneksel arz yerine temettülere, hisse geri alımlarına ve borç geri ödemelerine gitti.
Ancak fosil yakıt yatırımında beklenen toparlanma, harcamaların 2023’te artacağı anlamına geliyor. IEA’ya göre toplam, 2050’ye kadar net sıfır emisyon elde etmek için 2030’a kadar gereken sınırın iki katına çıkacak. Kömür, geçen yıl tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı ve bu senaryonun gerçekleşmesi için gerekenin yaklaşık altı katı olacak.
Cumhur İttifakı‘nın adayının cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından sosyal medyadan açıklamada bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Umutsuzluğa asla kapılmayın” dedi.
“Kimse endişe etmesin. Her şey yeniden başlıyor. Unutmayın değişmeyen tek şey değişimdir. Her sahada, her ortamda değişim. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuç asla beklemeyeceğiz artık” ifadelerini kullandı.
Kimse endişe etmesin, her şey yeniden başlıyor. Unutmayın; "Değişmeyen tek şey değişimdir." https://t.co/r0fMFhcsuM
Vatandaşları İstanbul‘un fethinin 570’inci yıldönümü dolayısıyla Maltepe Meydanı’nda gerçekleştirilecek etkinliklere davet eden İmamoğlu, şunları aktardı:
“28 Mayıs seçimleri sonuçlandı. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk‘ün izinde bir siyasetçi olarak bu sonuçların milletimize ve güzel ülkemize hayırlar getirmesini elbette temenni ediyorum.
Türkiye‘nin şimdi, hızlıca normalleşmeye ve gerçek sorunlarına çözüm bulmaya acilen ihtiyacı vardır. Bugün büyük hayal kırıklığı yaşayan on milyonların olduğunu farkındayım.
Sevgili çocuklar, sakın ama sakın üzülmeyin. Kıymetli gençler, sakın ama sakın umutsuzluğa asla kapılmayın. Hanımefendiler asla tedirgin olmayın. Beyefendiler, başınız dik yürümeye devam edin. Biz az zamanda çok ve büyük işler başarabilen bir ulusuz. Yine başarırız. Benzer bir hayal kırıklığı bundan beş yıl önce de yaşanmıştı. Ama sadece dokuz ay sonra yerel seçimlerde muazzam sonuçlar elde ettik.
Doğru işler yaptık ve hep birlikte sonuç aldık. Birlikte başardık. Kimse endişe etmesin. Her şey yeniden başlıyor. Unutmayın değişmeyen tek şey değişimdir. Her sahada, her ortamda değişim. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuç asla beklemeyeceğiz artık. Tıpkı 38 yaşındaki Mustafa Kemal Atatürk gibi. Tıpkı 21 yaşındaki Fatih Sultan Mehmet gibi yapacağız.
Bugün 29 Mayıs. Bugün İstanbul‘un fethinin 570. yıl dönümü. Asırlar boyu ne ordular, ne komutanlar İstanbul kapısından eli boş döndü. Ama gün geldi yöntem ve araçlar değiştiren Mehmet fethetti. Fatih oldu. Sadece bu kadim şehri değil, bu şehirde yaşayanların gönlünü de fethetti. Böylece fethi kalıcı kıldı. Biz de gönülleri fethetmek için yola çıktık. Bundan sonra bütün gönülleri kazanmak için mücadeleye devam edeceğiz.”
‘Bana inanın. Yolumuz uzun, gençliğimiz var, inancımız tam’
“Büyük Atatürk diyor ki ‘Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır’. İstanbul’da benim gibi milyonlarca, Türkiye’de on milyonlarca umutlu hem de çok umutlu demokrasi neferleri var.
Bu seçim kampanyasında onların inançlı, dirençli, asla vazgeçmeyen mücadelelerine defalarca tanık oldum. Başta demokrasi neferleri olan sizleri, sevgili çocukları, o canım gençleri, anneleri ve bütün İstanbulluları bugün saat 20.00’da Maltepe Meydanı‘nda düzenlediğimiz 570’inci fetih etkinliklerine davet ediyorum. Bu akşam orada göz göze geleceğiz, yürek yüreğe olacağız. Yapacaklarımızı ve değişimi konuşacağız. Tüm kalpleri fethetmek için nasıl daha hızlı koşacağımızı birlikte paylaşacağız. Bana inanın. Yolumuz uzun, gençliğimiz var, inancımız tam. Ve bana güvenin her şey çok güzel olacak.”
Cumhur İttifakı‘nın LGBTİ+‘ları terörize eden söylemleri ve seçim sürecinde sürekli bir kurummuşçasına ve üyeleri varmışçasına LGBTİ+’lara yönelik olarak kullanılan “LGBT’ci” ifadelerine karşın Recep Tayyip Erdoğan‘ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından LGBTİ+ derneklerinden açıklama geldi. Kaos GL ve 17 Mayıs Derneği tarafından yapılan açıklamada LGBTİ+ vatandaşları ötekileştiren ve nefret söylemlerinde bulunan iktidara karşı şu ifadeler kullanıldı:
“Her seçim döneminde olduğu gibi bu seçim döneminde de LGBTİ+ düşmanlığı ile dolu bir süreci hep beraber izledik. Bizim hakkımızda konuştular. Bizi, yaşamlarımızı hakaretlerle değersizleştirmeye çalıştılar. Ancak yaşamlarımız, irademiz değerlidir, kudretlidir.”
Cumhurbaşkanı seçilen Erdoğan, İstanbul‘da yaptığı konuşmada yine LGBTİ+’lara yönelik nefret dilini sürdürmüş, yine bir örgütmüşçesine “LGBT’ci” ifadesini kullanmıştı. Buna karşılık olarak LGBTİ+ derneklerinden yapılan açıklamada şunlara yer verildi:
“13. Cumhurbaşkanı, İstanbul’da yaptığı konuşmasında yine bizleri hedef gösterdi. Alışmadık, kanıksamadık ancak mücadelemizin bu sözlerden daha büyük olduğunu da unutmadık.”
‘LGBTİ+’ların özgürleşmesi, tüm toplumu özgürleştirecek’
Açıklamada şunlar dile getirildi:
“17 Mayıs ve Kaos GL dernekleri olarak, LGBTİ+ toplumunu güçlendirmeye, LGBTİ+’ların eşitliği ve özgürlüğü için mücadele etmeye devam edeceğiz. Seçimler ve sonrasının gösterdiklerini değerlendirip, yeni dönem için yol haritamızı çıkartacak, LGBTİ+ kamuoyu başta olmak üzere tüm toplumla paylaşacağız.
Lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseksler olarak doğduğumuz andan itibaren başlayan mücadelemizle bu karanlık günleri de aşacağız. Birbirimizden güç almaya devam edeceğiz. Mücadeleyi, dayanışmayı, sevmeyi sürdüreceğiz. Aşklarımıza, yaşamlarımıza ve birbirimize sahip çıkacağız. Bizi kapatmayı vaat olarak sunsalar da; bir kere açıldık, bir daha kapanmayız.
LGBTİ+’ların özgürleşmesi, tüm toplumu özgürleştirecek!”
Orman yangınları yalnızca çıktığı bölgedeki doğal hayatı ve ekosistemi yok etmekle kalmıyor, yüzlerce kilometre öteye yayılan dumanıyla da zehir saçıyor. İklim değişikliğinin tetiklemesiyle son yıllarda daha da yaygın ve şiddetli hale gelen orman yangınlarının etkisi birçok açıdan araştırılıyor.
ABD merkezli Montana Üniversitesi’nden araştırmacılar orman yangınlarından çıkan dumanın insan sağlığına etkisini inceledi. Araştırmalara göre dumanın yarattığı en büyük tehlike akciğerlerin en derinine nüfuz eden 2,5 mikrondan küçük partiküller.
euronews Türkçe‘nin aktardığına göre, bu partiküllere duman ya da kirlilik nedeniyle maruz kalmak astım gibi sağlık sorunlarını tetikliyor ve akciğer fonksiyonlarını azaltarak mevcut solunum ve kalp hastalıklarını daha da kötüleştirebiliyor. Bilim insanları ayrıca solunan partikül maddelerin beyin ve sinir sistemi üzerine etkisi olabileceğini de araştırıyor.
Ancak partikülün küçüklüğünün yanı sıra içeriği de önemli. Çünkü ormanlık alanda yanan bitkilerin kimyasal niteliği ile yangının yerleşim birimlerine yayılması sonucu yanan araba, ev ve eşyalardan salınan zehirli kimyasallar arasında fark var ve ikinci kategoridekilerin yanması potansiyel olarak insan sağlığını tehdit edebiliyor.
Orman yangınlarındaki dumanı solumak insan sağlığını nasıl etkiliyor?
Dumana maruz kalmak öncelikle burun ve genizde tahribata neden oluyor ve vücudun savunma mekanizmasını harekete geçiriyor. Sağlıklı kişilerde vücut bunu kaldırabilirken, hasta kişiler zorlanabiliyor.
Genel olarak akciğerlerdeki alveolar makrofaj denilen hücreler partikülleri yakalayarak temizliyor. Ancak maruz kalınan doz önemli, çünkü belli bir dozun üzerindeki duman zehirli olmaya başlıyor. Araştırmacılar orman yangınlarının yaşandığı dönemlerin ardından grip vakalarında da artış gözlendiğini belirtiyor.
Duman uzak mesafeler gittiğinde zehirlilik derecesi azalır mı?
Yangından çıkan dumanın atmosferde kaldığı sürece mor ötesi ışınlar tarafından kimyasının değiştiği biliniyor.
Araştırmacılar uzun süre havada kalan dumanda oksidan ve serbest radikallerin oluştuğunu ve bu nedenle daha yüksek seviyede oksitlendiğini buldu.
Bu durumun sağlık üzerine etkileri henüz net değil, ancak bu durumun sağlığa olumsuz etkisi olan kurşuna maruz kalma ihtimalini arttırabileceğinden endişe ediliyor.
Bir anlamda, duman ne kadar uzun mor ötesi ışınlara maruz kalırsa, o kadar çok serbest radikaller oluşuyor ve bu da yine doza bağlı olarak sağlık açısından potansiyel tehlike anlamına geliyor.
Eğer sağlıklı bir birey olarak hafif dumanda arada bir yürüyüş yapıyor ya da bisiklete biniyorsanız vücudunuz bunu tolere edebiliyor. Ancak orman yangınının olduğu bölgede bunu her gün bir ay boyunca yapıyorsanız o zaman kaygılanma zamanı.
Orman yangınının ortaya çıkardığı dumandan kaçmak neredeyse imkansız. Çok iyi bir havalandırma ve filtrelemeye sahip bir binada değilseniz dışarıdaki hava ile içerideki havada bulunan mikro partikül miktarı hemen hemen aynı.
Ancak içeride kalmak aktiviteyi azalttığından soluma oranını da yavaşlatıyor ve bu da solunan miktarın azalmasını sağlayabiliyor.
Bilim insanlarının özellikle astım gibi hastalığı olan gruplara önerdiği bir diğer yöntem de ev ve ofislerde temiz hava ortamı yaratacak yüksek havalandırma ve filtrelenmiş bir oda ya da mekan oluşturmak.
Ayrıca N95 gibi koruyucu maskeler de işe yarayabiliyor, ancak kumaş maskeler için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil.