Ana Sayfa Blog Sayfa 454

Ember: Mayısta AB’de yenilenebilir kaynaklar ilk kez fosil yakıtlardan daha fazla enerji üretti

Avrupa Birliği‘nde ilk kez tam bir ay boyunca yenilenebilir enerjiler diğer kaynaklara göre daha fazla enerji üretti. 

Enerji alanında çalışan Birleşik Krallık merkezli düşünce kuruluşu Ember‘e göre AB’de mayıs ayında üretilen elektriğin üçte biri rüzgar ve güneş enerjisinden elde edildi. Fosil yakıtların ürettiği enerji ise yüzde 27 seviyesinde kaldı.

Bu oranın kaydedilen en düşük seviye olduğunu belirten Ember, AB’de fosil yakıtlardan enerji üretiminin “büyük düşüş” yolunda olduğunu bildirdi.

euronews Türkçe‘nin aktardığına göre, “Temiz enerji rekor üstüne rekor kırıyor” diyen Ember Avrupa yöneticisi Sarah Brown, AB’de elektrik dönüşümünü “hiperaktif” olarak tanımladı.

Fotoğraf: Dita Alangkara / AP
‣ Rapor: Avrupa’nın kömür kullanımı düşüyor
‣ Ember: AB enerji krizine rağmen yenilenebilir enerjide dönüm noktasına ulaştı

AB’de fosil yakıtlardan elde edilen enerji düşüşte

Ember, AB’de fosil yakıtlardan üretilen enerji düşüşün 2022’nin sonlarından ilk aylarına kadar süren bir eğilim olduğunu belirtti.

Bazı AB ülkelerinin yoğun şekilde kömür kullanmasına rağmen, mayıs ayında kömür enerjisi toplam elektriğin yalnızca yüzde 10’unu üretti.

Bu durum, Almanya‘nın son nükleer santralini nisan ayında kapatmasına rağmen gerçekleşti ve ülkede kömürle enerji üretimi 2020’den bu yana en düşük seviyesini gördü.

Avrupa’nın en büyük kömür enerjisi üreticisi Polonya‘da da kömürün toplam enerji üretimindeki oranı rekor düşüşle yüzde 62’ye geriledi.

Doğal gazdan elde edilen enerji de 2018’den bu yana en düşük seviyesine indi.

Son 15 yılda zırhlı araçlar nedeniyle 21’i çocuk 44 kişi hayatını kaybetti

İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, son 15 yılda zırhlı araç ile asker ve polislerin kullandığı araçların çarpması sonucu 21’i çocuk toplam 44 kişinin yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde 7 Haziran’da uzman çavuşun kullandığı aracın çarpması sonucu 5 yaşındaki Erdem Aşkan hayatını kaybetmişti. Çocuğun annesi ve kardeşleri de bu esnada yanındaydı. Savcılık çocuğu ‘kusurlu’ buldu. İHD tarafından yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

“Son on yılda onlarca çocuğun askeri araçların manevralarından ve aşırı hızlı kullanılmasından kaynaklı hayatını kaybettiğini biliyoruz. İnsan Hakları Derneği olarak dikkat çektiğimiz ve önceki olayların faillerinin cezasız kaldığına ilişkin uyarılarımız dikkate alınmadığından benzer olaylar sonucu çocuklar hayatlarını kaybetmeye maalesef devam etmektedir. Erdem Aşkan adlı çocuğun tüm uyarılara rağmen benzer şekilde hayatını kaybetmesini bir kaza değil cinayet olarak görmekteyiz.”

İHD’nin 2019 yılının Temmuz ayında yayımlamış olduğu “Zırhlı Araç Çarpması Sonucu Meydana Gelen Yaşam Hakkı İhlalleri Araştırma Raporu”na işaret edilen açıklamada, söz konusu raporun yaşanan yeni ölüm ve yaralanmalarla güncellendiği belirtildi. Açıklamada, şunlar aktarıldı:

“Son olarak Erdem’in yaşamını yitirmesi ile birlikte; 7 Haziran 2023 tarihi itibari ile Kürt kentlerinin son 15 yılında meydana gelen zırhlı araç ve kolluk hâkimiyetindeki araçların karıştığı 82 çarpma olayında 21’i çocuk 44 yurttaş yaşamını yitirirken, 23’ü çocuk 94 yurttaş da yaralanmıştır.”

Raporda sıralanan taleplerden bazıları ise şöyle:

  • Bilimsel raporlarla sosyal yaşam alanlarında kullanılmasının uygun olmadığı tespit edilmiş olan zırhlı araçlar yaşam alanlarından çıkarılmalı.
  • Bölgede görev yapan kolluk görevlilerinin yurttaşların yaşam hakkını tehlikeye sokacak şekilde özensizce araç kullanımı sonucunda yaşanan ihlallere karşı caydırıcı tedbirler alınmalı.
  • Cezasızlık politikası nedeni ile ölüme ve yaralanmalara yol açan eylemlerin failleri olan kolluk görevlileri hakkında etkin bir biçimde adli ve idari soruşturmalar yürütülmeli.

İklim krizi: Arktik yaz buzunu kurtarmak için artık çok geç

Yeni bir araştırma, yazın Arktik deniz buzunu kurtarmak için artık çok geç olduğunu gösterirken bilim insanları, bunun sonucunda kuzey yarımkürede artması muhtemel olan aşırı hava koşulları için hazırlık yapılması gerektiğini söylüyor.

Analizler, sera gazı emisyonlarının keskin bir şekilde azaltılması durumunda bile Kuzey Kutbu‘nun önümüzdeki yıllarda eylül ayında buzsuz kalacağına işaret ediyor. Çalışma ayrıca, emisyonların yavaş bir şekilde düşmesi veya artmaya devam etmesi durumunda ise ilk buzsuz yazın önceki tahminlerden 10 yıl erken yaşanarak 2030’larda görülebileceğini gösteriyor.

The Guardian‘ın aktardığına göre araştırma, erimenin yüzde 90’ının insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim değişikliğinin sonucu olduğunu, geri kalanını ise doğal faktörlerin oluşturduğunu gösteriyor.

Uydu kayıtlarının başladığı 1979’dan beri, yazın Kuzey Kutbu buzları 10 yılda yüzde 13 küçüldü ve bu, iklim krizinin en açık işaretlerinden biri olarak değerlendirildi. Yaz sonundaki eylül ayında yıllık minimum düzeyine ulaşan Kuzey Kutbu denizi buzu, 2021’de kayıtlardaki en düşük ikinci seviyeyi gördü.

Çalışma ekibinin bir parçası olan Almanya‘daki Hamburg Üniversitesi‘nden Prof. Dr. Dirk Notz, “Maalesef Arktik yaz deniz buzunu kurtarmak için çok geç” dedi: “Bilim insanları olarak, onlarca yıldır Arktik yaz deniz buzunun kaybolacağına ilişkin uyarılarda bulunuyoruz. Bu, Dünya sisteminin küresel ısınma nedeniyle kaybedeceğimiz ilk büyük bileşeni. İnsanlar uyarılarımızı dinlemedi.”

Fotoğraf: Dirk Notz / AP

‘Tamamen insanlar sorumlu’

Çalışmaya liderlik eden Güney Kore Pohang Üniversitesi‘nden Prof. Dr. Seung-Ki Min şunları söyledi:

“İnsan toplumu için en önemli etki, şu anda deneyimlediğimiz sıcak hava dalgaları, orman yangınları ve seller gibi aşırı hava koşullarındaki artış olacak. CO2 emisyonlarını daha iddialı bir şekilde azaltmamız ve ayrıca Kuzey Kutbu’nun daha hızlı ısınmasına ve bunun insan toplumu ve ekosistemler üzerindeki etkilerine uyum sağlamaya hazırlanmamız gerekiyor.”

2021’de Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), emisyonlar keskin bir şekilde azaltılırsa ve küresel sıcaklık artışları sanayi öncesi döneme kıyasla 2 derece artışla sınırlandırılırsa Kuzey Kutbu’nun yaz buzulunu kaybetmeyeceği sonucuna vardı.

IPCC raporu, Kuzey Kutbu’nun orta ve yüksek emisyon senaryolarında 2040’larda yaz buzunu kaybedeceği sonucuna varmıştı, ancak yeni araştırma bu durumun 2030’larda yaşanacağı sonucuna varıyor.

Notz, “Gözlemlediğimiz Arktik deniz buzu kaybının gerçekten neredeyse tamamından insanlar sorumlu” diyor.

ODTÜ Rektörlüğü Onur Yürüyüşü’nü yine yasakladı: Öğrenciler yine yürüyeceğini duyurdu

ODTÜ‘te yarın (9 Haziran) gerçekleştirilmesi planlanan Onur Yürüyüşü öncesi ODTÜ Rektörlüğü‘nden geçen sene de olduğu gibi yine üniversite bileşenlerine mail atıldı. Gerçekleştirilecek yürüyüşün “genel ahlak ve genel sağlığın” korunması için yürüyüşün yapılmaması gerektiğine işaret edildi. Geçen sene 8. İdare Mahkemesi yürüyüşün yasaklanmasını hukuksuz bulmuştu. Ancak ODTÜ Rektörlüğü yine aynı kararı aldı. Yürüyüşün gerçekleştirilmesi durumunda “gerekli her türlü güvenlik önlemleri alınacaktır” denildi. ODTÜ LGBTIQAA+ Dayanışması‘ndan yasaklamaya yanıt geldi:

“Bizler ‘genel ahlak kimin ahlakı?’ diyoruz! Yarın 9 Haziran Cuma günü yaşatacağımız 11. ODTÜ Onur Yürüyüşü’nde de bunu haykıracağız. Bizler kampüsteki lubunyalar olarak hep buradaydık ve burada olmaya devam edeceğiz. Ne derlerse desinler 11. ODTÜ Onur Yürüyüşü düzenlenecek ve kampüsümüz bayraklarımızla rengarenk olup sloganlarımızla yankılanacak.

Bizler tüm ODTÜ’lüleri Verşan’ın bu LGBT+fobik, ahlakçı ve faşist yasaklamalarına, şiddet tehditlerine, hedef gösterip bizleri kriminalize etmesine başkaldırmaya, 9 Haziran Cuma günü Saat: 16.00’da Fizik Çimlerine 11. ODTÜ Onur Yürüyüşü’müzü her şeye rağmen yaşatmaya çağırıyoruz!”

‣Üniversiteli LGBTİ+’lar anlattı: Güvensiz kampüs, şiddet ve ayrımcılık…
‣Hedef gösterilen LGBTİ+’lar: Faşist çetelerin önü bizzat devlet eliyle açıldı

‘Yalanını kabul etmiyoruz’

ODTÜ LGBTIQAA+ Dayanışması tarafından yapılan açıklamada ayrıca şunlara yer verildi:

“Anayasaya göre önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı, gösteri ve yürüyüş düzenlemek herkesin hakkıdır ve biz bu haktan vazgeçmiyor, barışçıl yürüyüşümüz için izin almamız gerektiği yalanını kabul etmiyoruz.

ODTÜ kampüsü her zaman biz öğrencilerin duruşlarını anayasal gösteri haklarımız aracılığıyla ve güçlü bir şekilde ifade edebileceğimiz özgür bir ortam olmuştur. Bu hakkımızı kullanmamızın ODTÜ’yü ‘izinsiz yürüyüş merkezi’ kılmak olarak ifade edilmesini, bu geleneğimizin yeni ve negatif bir değişim olarak lanse edilmesini kınıyoruz, sadece kınamakla kalmıyor başkaldırıyoruz!

Kayyum Verşan Kök 10. ODTÜ Onur Yürüyüşü öncesi yaptığı gibi, yarın olacak 11. ODTÜ Onur Yürüyüşü öncesinde de tüm okula biz LGBTİ+ları hedef gösteren bir tehdit maili attı, tüm ODTÜ’lüleri 11. ODTÜ Onur Yürüyüşü’ne karşı durmaya çağırdı, izinsiz gösteri ve yürüyüş yapmak bizlerin anayasal hakkı olmasına rağmen rektörlük bu hakkı da biz LGBTİ+ların ‘genel ahlaka ve genel sağlığa aykırı’ olduğunu söyleyerek elimizden aldığını mailinde belirtti.”

‣ODTÜ’de Onur Yürüyüşü öncesi kapılara polisler yığıldı
ODTÜ’te Onur Yürüyüşü’ne polis müdahale etti
ODTÜ Rektörlüğü Onur Yürüyüşü’nü yasakladı

‘ODTÜ’lülerin bu konuda en yüksek hassasiyeti göstereceklerine inanıyoruz’

ODTÜ Rektörlüğü’nün üniversite bileşenlerine attığı mail ise şöyle:

“Belli bir grubun, Üniversitemiz kampüsünü kendilerinin ülkemizdeki izinsiz yürüyüş merkezi olarak lanse etmeye çalıştığı farklı paylaşımlarından anlaşılmaktadır.

Anayasanın ‘Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı‘ başlıklı 34. maddesinde, herkesin, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğu düzenlenmiş ise de toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ancak millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usullerin kanunla belirleneceği düzenlenmiştir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda belirlenmiş olup 9 Haziran 2023 Cuma günü Kampüs içerisinde yürüyüş yapmayı planlayan grubun planladıkları yürüyüşün Kanunun aradığı şekil, şart ve usullere uygun olmadığı gibi planlanan yürüyüşe Rektörlükçe kesinlikle izin verilmemiştir.

Üniversitemiz yerleşkesinin Kanunun 6. maddesi uyarınca belirlenen yer ve güzergahlar arasında bulunmadığı, Kanunun 22. maddesinde yasak yer olarak tanımlanan ‘kamu hizmeti görülen bina ve tesisler’ arasında bulunduğu göz önüne alındığında, bahsi geçen toplantı ve gösteri yürüyüşünün, Kanunun 23. maddesi kapsamında kanuna aykırı düzenleneceği de açıktır.”

“Bu nedenlerle Kampüsümüzde planlanan bu izinsiz yürüyüş ısrarının devam etmesi durumunda gerekli her türlü güvenlik önlemleri alınacaktır.

Üniversitemizin üretken, yaratıcı, barışçıl akademik-sosyal ortamına, kurumsal bütünlüğümüze ve imajımıza zarar verme gayreti içinde olduğu açık bir şekilde görülen bu tür girişimlerin verebileceği büyük zararları ancak karşılıklı güven, yapıcı iletişim ve anlayışla hep birlikte engelleyebiliriz. Başta öğrencilerimiz olmak üzere tüm ODTÜ’lülerin bu konuda en yüksek hassasiyeti göstereceklerine inanıyoruz.”

Sera gazı emisyonları rekor kırdı: 1,5 derece hedefine vaktinde erişilemeyebilir

Toplam 50 bilim insanı tarafından hazırlanan kapsamlı bir iklim raporu, dünyada rekor düzeyde yüksek sera gazı emisyonları görüldüğüne işaret ediyor. Hava kirliliğinde görülen azalmanın de küresel ısınmada benzersiz bir hızlanmaya neden olduğu belirtiliyor.

Rapora göre 2013-2022 döneminde insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim krizi, her on yılda 0,2 derece gibi benzeri görülmemiş bir oranda artıyor.

Ortalama yıllık emisyonlar, tüm zamanların en yüksek seviyesi olan 54 milyar ton karbondioksite (CO2) ulaştı. Bu, saniyede yaklaşık 1,700 ton CO2 emisyonu anlamına geliyor.

euronews Türkçe‘nin aktardığına göre dünya liderleri, yılın sonunda Dubai‘de yapılacak kritik COP28 iklim zirvesinde bu yeni verilerle karşı karşıya kalacak.

Son bulgular ışığında Paris Anlaşması ile belirlenen küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme göre 1,5 derece artışla sınırlama hedefinin öngörülen takvim içerisinde tutturulması artık mümkün değil gibi görünüyor.

Araştırmanın baş yazarı ve Leeds Üniversitesi‘nde bir fizik profesörü olan Piers Forster, AFP‘ye yaptığı açıklamada “Henüz 1,5 derecelik bir ısınmaya ulaşmamış olsak da, insanlığın bu sınırı aşmadan yayabileceği sera gazı miktarı muhtemelen birkaç yıl içinde tükenecek” dedi.

Birleşmiş Milletler‘in iklim bilimi danışma organı olan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) için hazırlanan bu raporlar devamlı güncelleniyor ve şimdiye kadar olan her güncellemede benzer şekilde rekor tazeleniyor.

250 milyar tonu geçmemeli

Küresel ısınma konusunda ortalama sıcaklık yükselişinin 1,5 derece eşiğinin altında kalması için emisyonların 250 milyar tonu geçmemesi gerekiyor.

IPCC, Paris sıcaklık hedeflerini gerçekçi ve uygulanabilir tutmak için CO2 kirliliğin 2030 yılına kadar en az yüzde 40 oranında azaltılması ve yüzyılın ortasına kadar tamamen ortadan kaldırması gerektiğinin altını çiziyor.

Hava kirliliğindeki azalma, ısınmayı hızlandırdı

Bu sırada ironik bir gelişmenin de yaşanmakta olduğu ortaya çıktı. Verilere göre son on yılın büyük iklim başarı öykülerinden biri yanlışlıkla küresel ısınmanın hızını artırdı.

Kömür kullanımındaki düşüş nedeniyle hava kirliliği azalınca havayı kirletmekte olan ağır partiküllerin azalmasıyla yeryüzü daha fazla Güneş ışınlarına maruz kaldı.

Bu şekilde parçacık kirliliğinin ısınmayı yaklaşık yarım santigrat derece azalttığı anlaşıldı.

Yani kısa vadede hava temizlendikçe güneçten gelen ısının daha fazlası gezegenin yüzeyine ulaşacak.

Araştırma: Ev içinde şiddet gören her beş LGBTİ+’dan ikisi aileden destek almıyor

YouGov tarafından aile içi şiddete karşı yardım kuruluşu olan Galop için Birleşik Krallık genelinde 2 bin 42 kişiyle yürütülen bir anket çalışması gerçekleştirildi. Araştırma, LGBTQ+’lara yönelik devlet tarafından sağlanması gereken desteğin eksikliğini ortaya koydu.

Ankette, katılımcılara aile içi tacize maruz kalma deneyimleri ve desteğe erişimleri hakkında sorular soruldu.

6 Haziran Salı günü yayınlanan araştırma, bir aile üyesi veya partneri tarafından tacize uğrayan LGBTQ+‘lara yönelik destek eksikliğini ortaya koydu.

Araştırmaya göre, her beş mağdur LGBTQ+’dan ortalama üçü destek hizmetlerinden profesyonel yardım alamıyor.

Araştırma: Trans ve non-binaryler için destek almak çok daha zor

Trans ve ikili cinsiyet sisteminin dışında yer alan non-binaryler için ise durum çok daha karanlık: Araştırmaya göre bu kişilerin ortalama olarak yalnızca sekizde biri ailelerinden destek alıyor.

İstatistikler ayrıca büyük şehirlerdekilerle karşılaştırıldığında, taciz anında bir köyde veya daha küçük bir şehirde yaşayan mağdur LGBTQ+’ların hangi desteğin mevcut olduğundan habersiz olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu ortaya koydu.

PinkNews‘in aktardığına göre; ankete katılan ve bir aile üyesi veya partnerleri tarafından tacize uğradığını dile getirenlerin yüzde 81’i,  LGBTQ+’lara yönelik hizmetlerin çok az olduğu veya hiç olmadığı büyük şehirlerin dışındaki bölgelerde tacize uğradığını söyledi.

Bazı katılımcılar, daha büyük bir kasaba veya şehirde ya da büyük şehirlerin yakınında yaşadıkları veya çalıştıkları için kendilerini “şanslı” olarak tanımladı. Çünkü bu, katılımcılara göre desteğe erişme olasılıklarının daha yüksek olduğu anlamına geliyor.

‘Bana bir uzaylı gibi baktı’

Şiddete uğrayan LGBTQ+’lardan biri şunları söyledi:

“O sırada ailemle yaşıyordum. Bunun için beni suçlamanın bir yolunu bulurlardı, bu yüzden bunu kendime saklamak daha kolaydı.”

Bir başka katılımcı ise yaşadıkları bölgede desteğin ne kadar az olduğunu anlatarak destek istemeleri durumunda dışarı atılmaktan korktuklarını belirtti. Bir diğeri ise “LGBT+’ları desteklemeyen hizmet kuruluşları bana uzaylı gibi baktı” dedi.

Araştırmayı gerçekleştiren kuruluş Galop’un CEO’su Leni Morris, sonuçları şöyle değerlendirdi:

“Mağdur LGBTQ+’lar, Londra gibi büyük bir şehirde yaşamaya bağımlı kılınarak sistem tarafından yüzüstü bırakılıyor.”

Morris, tüm LGBTQ+ istismar mağdurlarının ihtiyaç duydukları yerde ihtiyaç duydukları desteğe erişebilmelerini sağlamanın önemini vurguladı.

Ayrıca Morris, bu raporun destek talebinin kapasiteden çok daha fazla olduğunu ve yoğun pratik destek isteyen mağdur LGBT+’ların karşılanabilenden dokuz kat daha fazla olduğunu gösterdiğini dile getirdi.

Son olarak Leni Morris, Birleşik Krallık hükümetine de çağrıda bulundu:

“İhtiyaç duydukları desteğe erişemeyen bu kadar çok sayıda LGBT+ varken hükümeti bu ülkenin neresinde olurlarsa olsunlar istismar mağduru LGBT+’lara yüksek kaliteli uzman destek hizmetlerinin sunulmasını sağlamaya çağırıyoruz.”

[8 Haziran Dünya Okyanus Günü] ‘Okyanusların iklim krizine verdiği tepki her şeyi belirleyecek’

Yeryüzündeki yaşamın sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için kritik öneme sahip olan okyanuslar, iklim krizi ve kirlilik nedeniyle alarm veriyor.

İklim krizi nedeniyle gezegendeki artan sıcaklıkların yüzde 90’ını hapseden ve dünyanın en büyük karbon yutaklarına ev sahipliği yaparak gezegendeki oksijenin yüzde 70’ini üreten okyanuslar, sıcaklık ile asitliğin ve tuzluluğun artışı, derin deniz madenciliği, kirlilik ve avcılık nedeniyle birçok ekosistem tahribata uğruyor ve biyolojik çeşitlilik ciddi risklerle karşı karşıya kalıyor.

Çoğunlukla insan kaynaklı olan bu tahribat nedeniyle mercan resifleri beyazlıyor, yüzlerce balina karaya vuruyor, hayalet ağlar ve plastik atıklar deniz canlılarının hayatına mal oluyor ve yakıt sızıntıları okyanuslardaki yaşam alanlarını yok ediyor.

Birleşmiş Milletler’in 1992’de Rio de Janeiro’da düzenlediği Yeryüzü Zirvesi’nde, her yıl 8 Haziran’ın Dünya Okyanus Günü olarak kutlanmasına karar verildi. Kararın ilk olarak 2009 yılında hayata geçirilmesinden bu yana, 8 Haziran okyanus saplığının önemine dikkati çekmek, okyanusların korunmasına yönelik farkındalık uyandırmak ve koruma eylemlerini artırmak amacıyla kutlanıyor.

Geçtiğimiz yıldan bu yana okyanuslarla ilgili meydana gelen öne çıkan gelişmelerden bazıları şu şekilde:

Ölü yunuslar: doğanın Ukrayna savaşına kurban gidişi

Yunuslar, iki balıkçıl türü ve balıklar da Rusya’nın Ukrayna istilasının kurbanlarından. Uzmanlar geçen yıl, güney kıyısındaki yoğun çatışmalardan ötürü Karadeniz ve Azak Denizi bölgelerindeki denizel alanların ve sulak arazilerin özellikle tehlike altında oldukları yönünde uyarıda bulundu.

Sigortalanamayanlar: Fırtınalar ve yükselen deniz seviyeleri kıyı şeritlerini yaşanılmaz kılıyor

Geçtiğimiz 15 yıl içerisinde Kanada’da şiddetli hava olaylarından kaynaklı sigorta tazminat talepleri dört kattan fazla arttı. Bazı kıyı bölgelerinde yaşayan insanlar artık gerçeğin acı yüzüyle karşı karşıya: birçok ev artık pratikte sigortalanamaz durumda. İklim değişikliği de, birçok şehri nehirler, kıyı şeritleri ve taşkın ovaları boyunca inşa edilmiş bir ülke için bu sorunu yalnızca daha kötüye götürecek.

Kıyıdan uzak balık çiftlikleri okyanus kirliliğinin vahşi batısı mı?

Son yıllarda dünya çapında, birçok kıyıdan uzak balık çiftliği kuruldu ve bu çiftliklerin gezegene ve balıklara etkisine dair hararetli tartışmalar başladı. “Bu işi kötü biçimde yapmanın bazı yöntemleri var haliyle,” diyen Kaliforniya Üniversitesi’nden Steve Gaines, sözlerine şöyle devam etti: “Fakat iyi biçimde de yapılabilir bu iş, ve iyi biçimde yapma imkanı sunan teknoloji mevcut artık. Bu nokta çok önemli – gezegenimiz için önümüzdeki 30 yıl ve ötesinde yaratabileceği birçok olası sonuç var.”

İklim krizi ve okyanus arasındaki derin bağlantı

COP27 öncesinde, iklimin denizel alanlar üzerindeki etkisini kanıtlarla gözler önüne seren yeni bir görsel koleksiyonu Climate Visuals tarafından paylaşıldı. Bunların arasında Weddell Denizi’nde ters dönmüş bir buzdağından, Bangladeş’teki Dublar Char arasında denizin onlara cömert davranması için dua eden balıkçılara varana dek her şey mevcut.

‘Zamana karşı yarış’: Gemi enkazlarında insanlığın geleceğine dair ipuçları var

Okyanus tabanında, bin yıllar öncesine dayanan zafer ve felaket öyküleri anlatan 3 milyonun üzerinde deniz aracı bulunduğu düşünülüyor. Araştırmacıları ve ücret ödeyen müşterilerini Titanik’e götüren OceanGate Expeditions, okyanuslardaki değişimlerin hayal değil gerçek olduklarını göstermek bağlamında gemi enkazının önemli bir rol oynayacağını öngörüyor. Şirketin başkanı Stockton Rush bu konuda “Okyanusların iklim değişikliğine verdiği tepki her şeyin belirleyicisi olacak. Bunu anlamamız gerekiyor” diyor.

Yükselen deniz seviyeleri, birçok dilin yok olmasına yol açıyor

ABD’nin Ontario eyaletindeki Queen’s Üniversitesi Strathy dil birimi direktörü Anastasia Riehl, “Pek çok küçük dil topluluğu, kasırgalara ve deniz seviyesinin yükselmesine karşı savunmasız adalarda ve kıyı şeritlerinde yaşam “sürüyor” diyor: Diğerleri ise yükselen sıcaklıkların geleneksel tarım ve balıkçılık uygulamalarını tehdit ederek göçe yol açtığı bölgelerde yaşıyor. Riehl şunları ekliyor: “İklim değişikliği vurduğunda, toplulukları daha fazla zarara uğratıyor. Bir çarpan etkisi var – tabuta çakılan son çivi misali.”

Büyük Atlantik Sargassum Kuşağı’nın sürünen tehdidi

Kahverengi bir deniz yosunu olan geniş sargassum tarlaları Atlantik’te yeşeriyor. Kongo, Amazon ve Mississippi‘de okyanusa azot ve fosfor salan yoğun soya tarımı gibi insan faaliyetleriyle beslenen sargassum patlaması, gezegendeki açık ara en büyük deniz yosunu patlaması. Büyük Atlantik Sargassum Kuşağı, uzaydan görülebilen, tüm okyanus boyunca bir deniz canavarı gibi, burnu Meksika Körfezi’nde, kuyruğu Kongo Nehri‘nin ağzında uzanıyor. Deniz yosununu ticari olarak uygun hale getirmek için çalışan Birleşik Krallık‘taki bir girişim olan Seaweed Generation‘ın başkanı Patricia Estridge, “Sanırım iklim değişikliği kaygım yerini sargassum kaygısına bıraktı” diyor.

Güney Doğu Asya mercanları kurtarmak için mücadele

Güneydoğu Asya’da denizel ve kıyısal ekosistemlerin sağlığı ciddi bir düşüşte, fakat araştırmacılar ve topluluklar gelecek nesillerin geleceğini garantilemek için güçlerini birleştiriyor. Hollandalı çevre koruma organizasyonu Coral Reef Care ile iş birliği yapan ve denizel restorasyonda çalışmak isteyenlere dalış kursları veren, Endonezya’nın Bali adasından Ketut Gina bu konuda, “İnsanları mercan resiflerimizi önemsemeye teşvik etmeliyiz. Birlikte geçmişteki yaklaşımdan uzaklaşabilir ve fark yaratacak işler yapabiliriz,” diyor.

Kaliforniya kıyısındaki muazzam yeni kabile doğal yaşam alanı

Chumash kabilesi, Kaliforniya’nın merkezindeki 251 kilometrelik kıyı şeridini, federal koruma altına alınması amacıyla bir denizel sığınak alanına dönüştürmek için onlarca yıldır mücadele veriyor. Koruma altına alınması durumunda bu bölge yalnızca su samurlarından su yosunu ormanlarına kadar deniz canlılarını korumakla kalmayacak, aynı zamanda Chumash geleneklerini de muhafaza edecek. Eğer başarıya ulaşırsa, ABD’nin ana karasında bir kabile tarafından teklif edilen ve yönetilen ilk sığınak olacak.

Gemiciliğin kirli sırrı: ‘Hava temizleyiciler’ havayı temizlerken denizi nasıl kirletiyor?

Gemicilik sektörünün iki seçeneği var: daha temiz fakat pahalı bir yakıta geçmek, ya da egzoz gazlarını arındırırken egzozdan gelen kimyasalları direkt olarak denize boşaltan bir “hava temizleyici” sistemi kullanmak. Hava temizleyiciler kirli ve çok ucuz sistemler. 2018 yılında 732 olan dünya çapındaki hava temizleyicili gemi sayısı, 2020 itibariyle 4 bin 300’ün üzerine çıkmıştı. Bu temizleyicileri monte etmenin maliyeti 1,5 milyon ila 5 milyon pound iken, nispeten temiz yakıta ton başına 250-400 pound ödeniyor. Temizleyici kendisini bir yıl içinde amorti ediyor. Bir Avrupa çevre örgütleri birliği olan Seas at Risk’ten Lucy Gillam “Bu, sektörde en ucuz ve en kirletici yakıtları yakmaya devam etmek için kullanılan bir yasal boşluk” diyor.

İlk büyük enerji geçişi: insanlık balina yağından nasıl vazgeçti?

Nesiller boyunca balinalar vazgeçilmez bir kaynaktı. Fakat yalnızca birkaç on yıl içinde küresel ekonominin yarısı yeniden yapılandı. İnsanlık tarihinde doğal kaynakların kullanımına dair bu kadar eksiksiz ve radikal bir dönüş oldukça nadir. Buna ek olarak insanlık balinalara karşı elinden geleni ardına koymadıysa da, çoğu balina nüfusu en azından kısmen yenilenmiş durumda.

Bu bağlamda ihtiyaç duyulan asıl şeyin insanların ilgi duymaları ve dahil olmaları olduğunu hatırlamak önemli. Endüstriyel balina avcılığının sonlanması çığır açan bir değişimdi, fakat geçmişe bakıldığında bu değişimin neredeyse birdenbire gerçekleştiğini görebiliriz.

İmar affından LGBTİ+’lara yönelik nefret söylemine: Yeni Çevre Bakanı Mehmet Özhaseki kimdir?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan yeni kabinede Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki oldu. Özhaseki, yaklaşık 30 yıldır kamuda çeşitli alanlarda görev alan bir isim. Bu nedenle de karar alıcı mekanizmalarda etkin rol oynadı. Bakanlığın başına geçirilen Özhaseki, 2018’de de yine aynı Bakanlığın başındaydı ve Türkiye’de bu dönemde imar barışı verildi.

Maraş depremlerinin ardından enkaza dönen 1o ilde on binlerce kayıp verilmiş, imar barışının nelere mal olduğu görüldüğü belirtilmiş, yanlış yapı denetimin insanların hayatına mal olduğu tepkileri gelmişti.

özhaseki,
Maraş depremlerinin ardından – Fotoğrafta dönemin AK Parti Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki’nin, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ile beraber depremden etkilenen İslahiye ve Nurdağı’nda incelemelerde bulunduğu görülüyor. Kahramanmaraş merkezli şiddetli depremlerden etkilenen ilçelerin AFAD Koordinasyon Merkezleri’nde yapılan çalışmalar ve son durum hakkında bilgi alan Genel Başkan Yardımcısı Özhaseki ile beraberindeki heyet, Nurdağı’nda oluşturulan Tek Yürek Meydanı’nı gezdi. Fotoğraf: DepoPhotos

2018’deki imar barışının mimarı: Özhaseki

Özhaseki depremden yıllar önce, 2018’de mimarlarından olduğu imar barışının detaylarını açıklamak için kameralar karşısına geçmiş ve şunları söylemişti:

“Kavgaları bitirecek, bir taraftan da ekonomik bir değer haline getirecek bir yasayla baş başayız. Onun yönetmelikleri bugün yayınlanıyor. İnşallah cuma gününden itibaren müracaatları almaya başlayacağız.” (5 Haziran 2018)

4 Mayıs 2018- Mehmet Özhaseki Kayseri’de imar barışını anlatıyor.

Ayrıca yine bu dönemde Özhaseki, “Yapı kayıt belgesiyle vatandaş devletiyle artık helalleşiyor, rızalaşıyor, barışıyor. Soruşturmalar, mahkemelik durumlar, ihtilaflar tamamıyla bitiyor. Kendi evinde oturduğu yerde parasını ödeyerek kullanmış olduğu kamu hizmetleri dediğimiz su, elektrik, doğal gaz gibi hizmetleri de bundan sonra resmi olarak alabiliyor” demiş ve eklemişti:

“Ekonomik faydası da hazine arazisi vatandaşa en uygun bedelle hazine sattığı için bir taraftan hazine kazanmış oluyor. Bir taraftan da vatandaş kendi evini, iş yerini yasallaştırıyor. Bunu gerekirse bankalar nezdinde bir değer haline geldiği için ekonomik olarak da kullanabiliyor. Burada ikinci bir fayda, bundan sonra belediyelerimiz arsa üzerinden değil, konut üzerinden veya iş yeri üzerinden vergi alabilecekler. Vergi kaybı da önlenmiş olacak. Üçüncü bir fayda da toplamda bir gelir elde edeceğiz. Bu gelir hakkında öngörülerimiz var ama. Bu önümüzdeki günlerde vatandaşın müracaatıyla ortaya çıkacak. Ancak her halde bu 40-50 milyarlardan aşağı olmayacak gibi gözüküyor.”

Özhaseki, Erdoğan,

Mehmet Özhaseki, imar barışına kayıt yaptıran bir milyon vatandaşa ithafen “Yapılarını kayıt altına alarak devletiyle helalleşen vatandaşlarımıza teşekkür ediyoruz, yuvalarında huzurla otursunlar” demişti.

İhale polemiği ve ‘beşli çete’ açıklaması

Öte yandan Özhaseki “beşli çete” olarak eleştirilen şirketler için Mart 2022’de “Başka insanlar vardı ihalelere girdiler de onların elinden mi alındı? Daha düşük fiyat verenler vardı da onlara verilmedi de özellikle bunlara mı verildi?” demişti.

Mardin’de Valiliği ziyaret eden dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki, muhalefetin Marmaray, köprü ve havalimanları gibi hayırlı işlere karşı çıktığını ifade ederek şunları dile getirmişti:

“En son Çanakkale Köprüsü yapıldı, seslerini çıkaramadılar. Buna da ‘5 müteahhit’ falan demeye başladılar. Orada 2 Koreli var, yapan yerli firmalardan bir tanesi eski CHP milletvekili, biri de Nihat Özdemir. Başka insanlar vardı ihalelere girdiler de onların elinden mi alındı? Daha düşük fiyat verenler vardı da onlara verilmedi de özellikle bunlara mı verildi? Hayır. İftira, at atabildiğin kadar. Bütün hayırlı işlere de karşı çıkmaya devam ediyorlar.”

Özhaseki ayrıca “Bizim dönemde özgürlükler de genişletildi. Çok şükür şimdi özgürlükler ortamı var” demişti.

Eylül 2022 – Mehmet Özhaseki’nin İskenderun’da Belediye Başkanı Fatih Tosyalı‘yı ziyaretinden bir kare.

Özhaseki’den LGBTİ+’lara yönelik nefret söylemi

2021’de Özhaseki LGBTİ+’lara ilişkin de konuşmuş ve “Madem Allah yaratmış, hepsinin başımızın üzerinde yeri var. Onu Allah’ın yarattığı bir emanet gibi görmek her kulun vazifesi diye düşünüyorum. Her inançlı insanın işi diye düşünüyorum. Onun dışında saygı duymak ve tercihlerine sonuna kadar saygı duymaktan başka elimizden bir şey gelmez bana göre” ifadelerini kullanmıştı. Özhaseki bu sözleri dile getirdiğinde Kasım 2021’di.

Erdoğan ise Şubat 2021’de, “LGBT, yok öyle bir şey. Bu ülke millidir, manevidir ve bu değerlerle geleceğe yürümektedir” demişti.

Özhaseki LGBTİ+’lar hakkında yaptığı açıklamanın ardından tepki alması sonrası yeniden açıklamada bulunarak “İnanç değerlerimize aykırı olarak tercihen yapılan ve aile kurumumuzu ifsat eden birtakım sapkınlıkları tasvip etmemiz asla mümkün değildir” ifadelerini kullanmıştı.

Özhaseki’nin LGBTİ+’lara yönelik “tercih” ve “sapkınlık” ifadeleri iktidar tarafından artırılan nefret söylemlerine eklenmiş oldu.

Mehmet Özhaseki hakkında

1957’de doğduğu Kayseri‘ye bağlı Melikgazi’de 27 Mart 1994’teki Mahalli İdareler Seçimleri’nde Belediye Başkanı 0ldu. Ardından 23 Haziran 1998’de Kayseri Büyükşehir Belediye Meclisi’nde yapılan oylamayla Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Özhaseki 2015’e kadar Kayseri’de Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptı ve 2015’te AK Parti‘den milletvekili adayı oldu.

25, 26 ve 27’nci dönemde Kayseri milletvekili olan Özhaseki, 65. dönem Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nde Çevre ve Şehircilik Bakanı olarak görev yaptı, 2015’ten bu yana AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Yerel Yönetimler Başkanı görevinde bulundu. Özhaseki 2019’da Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı seçiminde Mansur Yavaş karşısında kaybetti.

Orman yangınlarının dumanları ABD’de on milyonlarca kişinin sağlığını tehdit ediyor

Kanada‘daki orman yangınlarından yükselen ve güneye taşınan duman, ABD’nin en büyük şehirlerinden bazılarında havadaki zararlı partikül madde miktarını artırarak gökyüzünü bulanık bir kahverengiye boyadı. Çarşamba günü ABD’nin birçok eyaletinde on milyonlarca kişi için hava kalitesi uyarıları yapıldı.

New York, Massachusetts ve Connecticut’ın da aralarında bulunduğu doğudaki eyaletler hava kalitesi uyarıları yayımlarken, yetkililer insanların açık hava aktivitelerinden kaçınmalarını önerdi.

The Guardian‘ın aktardığına göre, koşulların gün içinde daha da kötüleşmesinin beklendiği New York’ta, devlet okulları açık hava etkinliklerini iptal etti ve bölge sakinlerinden açık havada zaman geçirmekten kaçınmaları istendi. Yetkililer, kent sakinlerine pandamı sonrası raflara kaldırılmaya başlanan yüz maskelerini kullanmalarını önerdi.

‣ Kanada’daki orman yangınları, bazı ABD kentlerinde hava kirliliğine yol açtı

New York, dünyanın en kirli havaya sahip şehri oldu

Kanada’da mayıs aynın başından beri devam eden orman yangınlarından çıkan duman, güneydeki ABD’ye doğru ilerliyor. Kanada’da, yaz mevsimine son derece şiddetli bir başlangıç yapan yangın sezonunda batı eyaletlerinden doğuda Nova Scotia ve Quebec‘e kadar 150’den fazla aktif yangın sürüyor.

IQAir‘e göre New York, çarşamba günü dünyadaki tüm büyük şehirler arasında en kötü hava kalitesine sahip kent oldu.

Manhattan, New York. Fotoğraf: Justin Lane / EPA

New York Belediye Başkanı Eric Adams, “Tüm New Yorklulara açık hava aktivitelerini mümkün olan en üst düzeyde sınırlamalarını öneriyoruz. Kalp veya solunum sorunları gibi önceden solunum sorunları olanlar, çocuklar ve yaşlı yetişkinler hava kirliliğine karşı özellikle hassas olabiliyor ve bu dönemde içeride kalmaları gerekiyor” dedi.

Adams, hava koşullarının çarşamba öğleden sonra ve akşam boyunca kötüleşmesinin beklendiğini söyledi.

ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA), puslu gökyüzü, azalan görüş mesafesi ve yanık odun kokusu görülmesinin muhtemel olduğunu ve dumanın kuzey eyaletlerinde birkaç gün daha devam edeceğini söyledi.

‣ Kanada’da acil durum: Alberta’daki 110 yangında 43 bin hektar orman küle döndü
‣ İklim krizi: Kanada’daki orman yangınlarının tüm yaz devam edeceği tahmin ediliyor

İklim krizinin orman yangınları üzerindeki etkisi

Kanada’da bu yıl çıkan 400’den fazla orman yangını nedeniyle şimdiden yaklaşık 9,8 milyon dönümlük ormanı kül oldu. Yetkililere göre, şu anda, geçen yıl bu zamanlarda yanan alanların 13 katından fazla alan alevlerle boğuşuyor.

Alevlerle mücadele kapsamında 120 binden fazla kişi için tahliye emirleri uygulanyor.

Uzmanlar ve bazı politik liderler orman yangınları ile iklim krizi arasındaki bağlantıların altını çiziyor.

Ulusal Okyanus ve Atmosfer Derneği (NOAA) tarafından desteklenen 2021 tarihli bir araştırma, iklim değişikliğinin batı ABD’deki sıcak ve kuru yangın havasındaki artışın ana itici gücü olduğunu ortaya koyuyor.

Birleşmiş Milletler‘in geçen yıl yayımladığı bir rapora göre, iklim değişikliği nedeniyle 2090 yılına kadar küresel orman yangınlarının yoğunluğunun yüzde 57’ye kadar artması bekleniyor.

Güneş enerjisinde yeni bir çağ: İki boyutlu malzemeyle uzayda enerji tarlası kurulabilecek

Ultra hafif bir güneş hücresinin verimliliğini iki katına çıkarmanın yolunu bulan bilim insanları, bunun Güneş‘in enerjisini uzayda daha önce görülmemiş ölçekte elde etmek için kullanılabileceğini öne sürüyor.

Pensilvanya Üniversitesi‘nden bir ekip tarafından inşa edilen yeni nesil güneş panelleri, insan saçından bin kat daha ince katmanlar kullanmasına rağmen, piyasada bulunan güneş pilleriyle karşılaştırılabilir miktarda güneş ışığını emebiliyor. Aşırı incelik, sadece birkaç atom kalınlığında oldukları için onlara iki boyutlu veya 2D TMDC etiketini kazandırdı.

Independent Türkçe‘nin aktardığına göre, araştırmacılar geleneksel silikon güneş hücrelerine kıyasla ağırlık başına daha fazla elektrik üretme kabiliyetinin, onları Güneş’in enerjisini toplamak için uzaya göndermeye son derece uygun hale getirdiğini belirtiyor.

Pensilvanya Üniversitesi’nden Deep Jariwala, “Yüksek özgül güç aslında herhangi bir uzay tabanlı ışık toplamanın veya enerji depolama teknolojisinin en büyük hedeflerinden biri” diyor.

Bu sadece uydular ya da uzay istasyonları için değil, uzayda gerçekten şebeke ölçeğinde güneş enerjisi istiyorsanız da önemli. Uzaya göndermeniz gereken [silikon] güneş pillerinin sayısı o kadar fazla ki, şu anda hiçbir uzay aracı bu tür malzemeleri ekonomik olarak uygun bir şekilde oraya götüremez.

İki boyutlu malzeme ile güneş pili

Profesör Jariwala ve ekibi, yenilikçi güneş pilini bilgisayarda modelleyerek, daha önce gösterilenlere kıyasla iki kat daha fazla verimliliğe sahip bir tasarım ortaya koymayı başardı.

Araştırmayı detaylandıran “How good can 2D excitonic solar cells be?” (2D eksitonik güneş pilleri ne kadar iyi olabilir?) başlıklı bir makale, salı günü Device adlı bilimsel dergide yayımlandı.

Araştırmacılar şimdi tasarım için büyük ölçekli üretimin nasıl gerçekleştirileceğini bulmayı umuyor.

Profesör Jariwala, “Sanırım insanlar yavaş yavaş 2D TMDC’lerin mükemmel fotovoltaik malzemeler olduğunun farkına varıyor ancak karasal uygulamalar için değil, uzay tabanlı uygulamalar gibi mobil, daha esnek uygulamalar için” diyor.

2D TMDC güneş pillerinin ağırlığı silikon veya galyum arsenit güneş pillerinden 100 kat daha az, dolayısıyla bu piller aniden çok cazip bir teknoloji haline geliyor.

Fikir, 50 yıl önce ortaya atılmıştı

Uzay tabanlı güneş dizileri konsepti ilk kez 50 yıldan uzun süre önce teorik olarak ortaya atılmış ve bilim insanları, Güneş’in enerjisinin mikrodalgalara dönüştürülebileceğini ve bunları elektriğe çeviren yer tabanlı alıcı istasyonlarına ışınlanabileceğini belirtmişti.

Bulut örtüsü ya da Güneş’in tipik döngüsüyle sınırlandırılmayacakları için karasal kurulumlara göre çeşitli avantajları bulunuyor.

SpaceX gibi uzaya yük gönderme maliyetini önemli ölçüde düşüren özel uzay şirketlerinin ortaya çıkması da dahil, güneş enerjisi elde etme ve yörüngesel roket fırlatmalarıyla ilgili birkaç büyük atılım ve gelişmenin ardından araştırmalar son yıllarda önemli ölçüde hız kazandı.

Geçen ay Japon uzay ajansı JAXA, 2025’e kadar uzayda ticari ölçekli bir güneş enerjisi tarlası için ilk uydu vericilerini kurmayı hedeflediğini açıkladı.

Avrupa Uzay Ajansı da Solaris programı aracılığıyla bu kullanılmayan yenilenebilir enerji kaynağı için bir geliştirme programı oluşturmayı planlıyor.