Ana Sayfa Blog Sayfa 270

Erdoğan’ın imzasıyla 11 ilde 900 bin m2’yi geçen alanlar orman sınırı dışına çıkarıldı

Resmi Gazete’de bugün çıkan kararla 11 ilde bazı alanlar orman sınırı dışına çıkartıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla orman dışına çıkarılan 912 bin 690 m2’lik alan Antalya, Balıkesir, İstanbul, İzmir, Kütahya, Manisa, Muğla, Mersin, Sivas, Trabzon ve Yozgat’ta bulunuyor.

Arazilerin ormanlık alan dışına çıkarılmasına gerekçe olarak ise 6831 sayılı Orman Kanununun ek 16’ıncı (Orman dışına çıkarılacak yerler hakkında düzenlemeyi içeren madde) maddesi gösterildi.

‣ OGM’nin orman kumarı

Kararda orman dışına çıkartılan alanların iki katından az olmamak üzere devletin hüküm ve tasarrufu altında veya Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlardan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı (Milli Emlak Müdürlüğü) tarafından Orman Genel Müdürlüğüne orman tesis edilmek üzere tahsisisinin yapıldığı ifade edildi.

Veriler yalan söylemez: Ormansızlaşıyoruz!

[COP28] Zirveye katılan her dört milyarderden birinin serveti çevreyi kirletici endüstrilerden…

Oxfam‘ın yaptığı analize göre Dubai‘deki İklim Zirvesi COP28’de delege olarak kayıtlı milyarderlerin en az dörtte biri, servetlerini petrokimya, madencilik ve sığır eti üretimi gibi çevreyi son derece kirleten sektörlerden elde etti.

Birleşmiş Milletler (BM) zirvesine kayıtlı olan söz konusu 34 milyarderin dünya çapındaki iklim kriziyle mücadele çabalarına olan etkisi ciddi bir endişe kaynağı. Bu 34 kişinin toplam serveti yaklaşık 495.5 milyar dolar civarında.

Örneğin, Rus oligark Andrey Melnichenko’nun vakfı, resmi COP28 web sitesinde ‘iklim destekçisi’ olarak listelenmesine rağmen, şirketlerinin son 15 yılda kömür ve gübre üretimine 23 milyar dolar yatırım yaptığı bildiriliyor. Vladimir Putin’in yakın müttefiki ve Rusya‘nın iklim politikası ve karbon düzenlemesi komitesinin başkanı olarak Melnichenko, Rusya’nın karbon ekonomisini değiştirmek için güçlü bir konumda.

Melnichenko, ülkenin ikinci büyük petrol ve gaz üreticisi Lukoil’in %30 hissesine sahip olan ve COP28’de yer alan bir diğer Rus delege Vagit Alekperov gibi ABD ve AB‘nin yaptırımlarıyla karşı karşıya kaldı. Finans şirketi aracılığıyla Rus oligarkların yaptırımlardan kaçmasına yardımcı olmakla suçlanan Kazak milyarder delege Timur Turlov ise çevresel ve sosyal yönetişim konulu bir panelde konuştu.

Fotoğraf: Christopher Pike/ COP28

Milyarderlerden dördünün parti rozetleri mevcut, bu da onların mavi bölgedeki müzakerelere girebilecekleri anlamına geliyor, diğer 11 milyarderin ise Birleşik Arap Emirlikleri tarafından davet edildikleri için ev sahibi ülke rozetleri bulunuyor.

İklim değişikliğine en çok sebep olan süper zenginler, bunun sonuçlarından muzdarip olan toplumların seslerini bastırmak için seferber oluyorlar.”

Bu kişiler arasında Nijeryalı çimento ve petrol kralı Aliko Dangote, COP28 başkanlığının uluslararası danışma panelinin bir üyesi olan Hintli petrol ve gaz holdinginin başkanı Mukesh Ambani ve nükleer şirketi bu hafta BAE ile bir anlaşma yapan ABD’li Microsoft‘un kurucusu Bill Gates de yer alıyor.

İş dünyasının ve paranın herhangi bir iklim çözümünün parçası olması gerektiği yaygın olarak kabul görse de, milyarderlerin ve şirketlerin Cop toplantılarında orantısız bir şekilde etkili bir rol üstlenmesi kaygı verici.

COP28 milyarderlerinin analizini derleyen Oxfam’dan Alex Maitland, “COP’taki milyarderlerin sayısı şok edici ve perde arkasındaki etkilerinin bir başka kanıtı. İklim değişikliğine en çok sebep olan süper zenginler, bunun sonuçlarından muzdarip olan toplumların seslerini bastırmak için seferber oluyorlar” sözleriyle aktarıyor.

Fotoğraf: Kamran Jebreili/AP

Zirvelerde samimi ilişkiler kurma ve ağ oluşturma birçok şekilde gerçekleşebiliyor. Bazı milyarderler, Birleşik Arap Emirlikleri’nden emlak patronu Hussain Sajwani gibi, karşılaştığı kişilerle çekilmiş fotoğraflarını sosyal medyada paylaşarak bu etkileşimleri çok açık bir şekilde sergiliyor. Diğerleri ise etkinliklerde konuşuyor.

Tahmini serveti 15 milyar dolar olan Bridgewater hedge fonunun kurucusu Ray Dalio, iklim çözümlerinin karlı olması gerektiğini ve dünyanın yeterince parasının olmadığını söyledi.

En az bir milyarder delege ise halihazırda ev sahibi ülke ile iş ilişkisi içinde: Mısırlı gübre, çimento ve spor yatırımcısı Nassef Sawiris’in şirketi OCI, COP28 başkanı Sultan Al Jaber tarafından yönetilen petrol şirketi Adnoc ile ‘mavi amonyak’ geliştirmeye yardımcı oluyor.

İngiltere, Cop28’e milyarder olmasa da iki süper zengin temsilciyle katıldı: 810 milyon dolar değerindeki servetiyle İngiltere’nin gelmiş geçmiş en zengin başbakanı olduğu söylenen Rishi Sunak ve yaklaşık 500 milyon dolar değerinde olduğu tahmin edilen Kral Charles III.

Milyarderlerin ve şirketlerinin gezegen için değil kısa vadeli ticari çıkarlarına uygun politikalar için lobi yapmak üzere COP28’e akın ettiğini belirten Maitland, iklim müzakerelerinin açgözlülük tarafından batırılamayacak kadar önemli olduğunu dile getirdi.

Diğer pek çok milyarder şahsen katılmasa da şirketlerinin COP’ta kendi çıkarlarını desteklemek üzere bir yönetici ve lobici ordusu var. Geçtiğimiz hafta, izleme grupları petrol ve gaz şirketlerinin COP28’e 2,456, karbon yakalama ve depolama endüstrisinin en az 475, et, süt ve tarım sektörünün ise 340 katılımcı gönderdiğini ortaya çıkardı ki bu rakam geçen yılki BM zirvesine kıyasla iki kattan fazla.

 

Himalaya sel felaketinin yol açtığı hasar, yeni uydu görüntüleriyle ortaya çıktı

Yeni uydu görüntüleri, ekim ayında Hindistan‘ın kuzeydoğusundaki Sikkim eyaletinde bir köyü vuran ölümcül sellerin yol açtığı hasarın boyutlarını gösteriyor. Fotoğraflarda Teesta nehrinin kıyılarını nasıl aştığını ve yakındaki bir köyün büyük bir bölümünü nasıl sular altında bıraktığı görülüyor.

Yıkıcı seller 30’dan fazla kişinin ölümüne ve binlerce kişinin geçim kaynaklarının yok olmasına neden oldu. Sulara kapılan onlarca kişi hala kayıp.

Ani sağanaklar, Güney Lhonak buzul gölünün patlatmasını tetikledi. Fazla su, Teesta nehrine akarak nehrin su seviyesinin yükselmesine neden oldu.

Yakındaki bir barajdan nehre daha fazla su bırakılmasının ardından durum daha da kötüleşti. Nehirden gelen su, kıyılarına bitişik olan Chungthang köyünde büyük hasara yol açtı.

Birleşik Krallık’taki Leicester Üniversitesi‘nden yer gözlem uzmanları sellerin yıkıcı etkisini gösteren fotoğrafları yayınladı. İki uydu fotoğrafından biri köyün selden önceki halini, diğeri ise sonraki halini gösteriyor.

Sellerden önce çekilen fotoğrafta, Teesta nehrinin kıyısına yakın bir konumda bulunan Chungthang köyü ve köyden kısa bir mesafe uzaklıkta bulunan Teesta III barajı sağlam durumda.

Ancak 4 Ekim’de Güney Lhonak buzul gölünün patlaması nedeniyle Teesta III barajı çöktü.

Selden 10 gün sonra çekilen fotoğrafta ise  çöken barajın yanı sıra sel sularının geride bıraktığı enkaz altında kalan ev kümeleri görülebiliyor. Her ne kadar bu görüntü sel felaketini tam olarak yansıtmasa da, su altında kalan alanları göstererek Chungthang köyünün yaşadığı yıkımın boyutlarını gösteriyor.

Esnek altyapı ihtiyacı

Leicester Üniversitesi Coğrafya, Jeoloji ve Çevre Fakültesi’nden Matthew Payne, görüntülerin “iklim değişikliğiyle mücadelede” faydalı olabileceğini söyledi: “Bu felaket, yemyeşil Himalaya bölgelerinin karşılaştığı zorlukların arttığını ve sel olaylarının artan büyüklüğünün, iklim kaynaklı aşırı yağışları tolere edebilecek esnek bir altyapı gerektirdiğini keskin bir şekilde hatırlatıyor.”

Uzmanlar küresel ısınmanın buzulların daha hızlı erimesine neden olduğunu ve bunun da bazı Himalaya göllerinin su seviyelerinde artışa yol açtığını söylüyor. Ayrıca bu durumun, yetkililerin bu buzul göllerine erken uyarı sistemleri kurmaları için acil bir ihtiyaç doğurduğunu belirtiyorlar.

Sikkim’deki sellerden önce yapılan birçok araştırma, Güney Lhonak gölünün taşma ihtimalinin yüksek olduğu konusunda uyarıda bulunmuştu. Gölün alanı, onu besleyen buzulun hızla erimesi nedeniyle son otuz yılda 2,5 kattan fazla genişlemiş, ancak yetkililer bir erken uyarı sistemi kurmamıştı.

Teesta III barajında çalışanlar yerel medyaya yaptıkları açıklamada barajın kapaklarını açma emri aldıklarında artık çok geç olduğunu çünkü suyun çoktan altyapıya çarpmaya başladığını ve bunun da barajın çökmesine neden olduğunu belirtti.

Sadece Sikkim’de 700’den fazla küçük ve büyük buzul gölü bulunuyor ve uzmanlar yaklaşık 20’sinin atlama riski altında olduğunu kaydetti.

[COP28] Zirvenin son gününde gözlerin çevrildiği Dubai’den ses çıkmadı

Dubai’de düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi COP28‘deki müzakerelerin bugün sona ermesi planlanıyordu. Ancak nihai metnin bir türlü yayımlanamaması ve taslak metin üzerinde anlaşmazlıklar çıkması üzerine, sonuç sonraki günlere ertelenmiş gibi görünüyor.

Başkanlık tarafından yayınlanan taslak metne ise iklim aktivistleri, sivil toplum ve iklim uzmanlarının tepkileri sürüyor.

“Aslında metnin tartışmaları tetiklemesini istiyorduk… ve öyle de oldu.” diyen COP28 Genel Direktörü Büyükelçi Majid Al Suwaidi, başkanlığın dün geceyi geri bildirim alarak geçirdiğini ve bu geri bildirimlerin kendilerini yeni bir metin taslağı hazırlayacak konuma getirdiğini söylese de zirveden şu zamana kadar olumlu bir haber gelmedi.

‘Aşamalı olarak kaldırma’ veya ‘aşamalı olarak azaltma’ terimlerinin kullanılmadığı taslak anlaşmaya göre, fosil yakıt üretimi ve tüketimi ‘bilimsel tavsiyeler’ doğrultusunda 2050 yılına kadar azaltılacak.

Taslak metnin 39’uncu paragrafı ülkelerin fosil yakıtları tamamen ortadan kaldırmak yerine “adil, düzenli ve hakkaniyetli bir şekilde tüketim ve üretimlerini azaltmalarını” öngörüyor.

Fotoğraf: Kamran Jebreili / AP

Taslak metne tepkiler sürüyor

Avrupa Birliği İklim Komiseri Wopke Hoekstra, taslak metnin bu haliyle “hayal kırıklığı yarattığını” ve “sorunu ele almak için yeterli olmadığını” söyledi.

Küçük ada devletleri ise görüşmelerde seslerini duyuramadığını ve “diğer tarafların ayrıcalıklı muameleden yararlanarak sürecin şeffaflığını ve kapsayıcılığını tehlikeye attığını” söylüyor.

Uluslararası sivil toplum da COP28 Başkanlığına yazdığı açık mektupta şöyle dedi:

“Bilimin ve 100’den fazla ülkenin ‘tüm fosil yakıtlardan adil bir çıkış’ çağrısını yeni taslağın azaltım bölümünde görmeyi bekliyorduk. Bunun yerine, Tarafların ‘uygulayabilecekleri’ ve birbirindeni tutarsız, zayıf ve belirsiz bir enerji seçenekleri listesi okuduk. Bu seçenekler listesi ısınmayı 1,5C derecede tutmak için yapılması gerekenlerden o kadar uzak ki, Küçük Ada Devletleri İttifakı (AOSIS) bunu bir “ölüm fermanı” olarak tanımladı.”

[COP28] Uluslararası sivil toplumdan Başkanlığa: Tarih yazma fırsatını kullanacak mısınız?

Taslak metne ve fosil yakıtlara farklı yaklaşımlar var

Taslak metinde daha sert bir dil kullanılmasına açıkça karşı çıkan ve fosil yakıtlar konusunda daha sert bir dil kullanılmasını destekleyen ülkelerin kapalı toplantılarda görüşleri şöyle:

  • Suudi Arabistan bilimin 2050 yılına kadar fosil yakıtların tamamen ortadan kaldırılmasının gerekliliğini öngörmediğini söylüyor.
  • Katar ise taslak metnin ülkelerin egemenlik hakkını etkilediğini emisyon kaynaklarını, yani fosil yakıtları ortadan kaldırmak yerine emisyonları azaltmak gerektiğini savunuyor.
  • Bolivya fosil yakıtların azaltılmasına ilişkin metinde büyük sorunlar olduğunu ve gönüllülük esasına dayanan Paris anlaşmasının ülkelerin eylemlerini belirleyemeyeceğini düşünüyor.
  • Almanya, metinde yer alan küresel emisyonların 2030 yılına kadar yüzde 43, 2035 yılına kadar yüzde 60 oranında azalması ve 2050 yılına kadar net sıfıra ulaşılması ifadelerinin, ülkelerin fosil yakıt kullanımını azaltmayı “seçebileceği” yönündeki zayıf ifadelerle çeliştiğini söyleyen ülkeler arasındaydı.
  • Dominik Cumhuriyeti COP28’in 1.5C hedefinin öldüğü zirve olabileceğini söylerken Tuvaluzirvenin çıktılarını hayatta kalma meselesi olarak değerlendiriyor.
  • Avustralya metinde “alınabilecek” enerji seçenekleri var: buraya ne “yapmamız” gerektiği konusunda anlaşmaya varmak için geldik. Taslak metin dünyaya ihtiyacımız olan net sinyali göndermediğini söylüyor.
  • Önemli bir petrol ve gaz ihracatçısı olmasına rağmen Norveç, fosil yakıtların “aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmasını” destekliyor. Karbon yakalama ve depolama Norveç’te neredeyse 30 yıldır kullanılıyor.
  • Küba, iklim konusunda önce zengin ülkelerin harekete geçmesi ve daha yoksul ülkelerin harekete geçmesine yardımcı olması gerektiğini tam olarak kabul etmiyor.
  • Çin gelişmiş ülkelerin zirveye ulaşması 150 yıldan fazla sürdüğünü, bu nedenle metinde küresel karbon emisyonlarının 2025’te zirveye ulaşacağına dair bir atıf olmaması gerektiğini savunuyor.
  • Hindistan metinde eksik olan en önemli unsurun tarihsel kümülatif emisyonlar olduğunu belirtiyor.
  • Pakistan ise daha temiz enerji kaynaklarına geçiş uzun yıllardır hazırdır olduğunu ancak milyarlarca dolara ihtiyaç olduğunu savunuyor.
[COP28] 160’dan fazla iklim inkarcısının zirveye katıldığı ortaya çıktı
[COP28] Yeni küresel stok sayımı taslağında fosil yakıtlar var, aşamalı kaldırma yok

Mersin’deki kadınlar nükleer karşıtlığında buluştu

Deniz Yıldızı Kadın Dayanışma Derneği’nin 10 Aralık İnsan Hakları Günü kapsamındaki organizasyonuyla Mersin’deki kadın örgütleri, Mersin Mezitli Kültür Merkezi’nde bir araya geldi. Eşik Platformu’nun bileşeni olan kadın örgütlerinin yoğun katılım gösterdiği etkinlikte Mersin’de sağlıklı yaşam ve kent hakkı bağlamında Akkuyu Nükleer Santrali’nin kadınlar için ne ifade ettiği tartışmaya açıldı.

Panel ve Forum kısımlarından oluşan etkinlik kapsamında Nukleersiz.org Koordinatörü Bağımsız Araştırmacı Dr. Pınar Demircan,  “Nükleer Karşıtı Mücadeleye Ekofeminist Perspektif” başlığıyla bir sunum yaptı, diğer konuşmacı olan Mersin Çevre ve Doğa Derneği Başkanı Sabahat Aslan da nükleer santrallerin genel risklerine dair açıklamalarda bulundu.

Türkiye’nin ilk nükleer santralinin AKP döneminde devletin bütün imkanlarının seferber edilerek hayata geçirilmesinin kadına karşı şiddet uygulayan erkeğin devlet eliyle desteklenmesinden farkı olmadığını belirten Demircan nükleer karşıtı hareketin kadınlarla güçlenebileceğini söyledi. Etkinliği de nükleer karşıtı hareketle ekofeminist mücadele arasında köprü olarak niteleyen Demircan kadınlığı ve doğayı tahakküm altında tutan eril yaklaşımların ortak mücadelesinin önemine vurgu yaptı.

‘Radyasyondan kadın ve çocuklar daha çok etkileniyor’

Demircan, Fukuşima sonrası toplum sağlığına değinerek nükleer felaketin etkilerini Fukuşima deneyimiyle aktardı ve “Nükleer felaket nedeniyle bölgede kontrol edilen 380 bin çocuk arasında tiroit teşhisi ve şüphesi konulan çocuk nüfusu her yıl artmakta, en son bu rakam 300’ü geçerek Fukuşima öncesi duruma göre 500 kat artmış bulunuyor” dedi. Bununla beraber Fukuşima öncesi ve sonrasında yapılan ölçümlerde 29 kat artan tiroit kanser vakaları gibi artış tespit edilen tüm hastalıklarda kadınların oranının erkeklere göre iki kat yüksek olduğuna işaret etti. Operasyon halindeki nükleer santrallerin de tesise 5 km yarıçaplı alanda tespit edilen çocukluk çağı lösemi ve çocukluk çağı tiroit kanserinin nedenleri arasında olduğunu bilimsel raporlara atıf yaparak paylaştı.

Kadınlar eril sistemi temelinden sarsabilir.

Fukuşima felaketini deneyimleyen kadınların Japonya’nın ataerkil sistemi ve patriyarka kültürünü haiz olması nedeniyle gerçekleri bilip savunmasının zor olduğunu belirten Demircan bölgede yürüttüğü araştırmalar çerçevesinde kadınların dayanışma ağları örmesinin eril sistemi temellerinden sarsma girişimi olduğuna işaret etti. Bununla birlikte Fukuşima sonrasında kadınların gönüllülük çerçevesinde sağlıklı gıdaya erişim için radyasyon ölçüm istasyonları kurduğunu anlattı. Akkuyu NGS’nin daha operasyona başlamadan ekoloji ve emek üzerindeki tahribatının santralin operasyona geçmesi halinde yaşanacak mağduriyetlerin göstergesi olduğunu belirten Demircan, kadınların çok geç kalmadan tepkileri örgütlemesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

‘Türkiye’nin nükleer santrale ihtiyacı yok’

Türkiye’de nükleer santral kurulması kararının siyasi olduğunu belirten Aslan da  balıkçılığın olumsuz etkileneceğine ve santralin daha operasyona başlamadığı süreçte deniz suyunun 1 derece ısınmış olduğuna dikkat çekti; ÇED raporunda da santralin 3 derecelik ısınmaya yol açacağının kabul edildiğini söyledi.

‘Sızıntı halinde tarımsal üretim olumsuz etkilenecek’

Anamur’un muzu, Erdemli’nin limonu, Silifke’nin çileğinde radyasyon tespit edilirse bu durumun tarıma zarar vereceğini belirten Aslan, “Ayrıca uluslararası turizm lobileri dedikodu yayıp propaganda yaptıklarında yerli turistler bile olumsuz etkilenebilir. Bu durumdan dolayı turizm büyük zarar görecek” dedi.

‘Deprem riski de büyük’

Konuşmasında deprem riskine de işaret eden Aslan, Çernobil nükleer felaketinde soğutma sistemine dayandığını ve Kahramanmaraş depremlerinin Mersin’de hissedildiğini anımsattı ve soğutma sisteminin dolgu alanda yapılmasının da deprem halinde soğutma suyu sisteminin bozulması açısından risk olduğunu söyledi. Aslan Akkuyu’nun Çernobil ve Fukuşima’ya aday olduğunu da kaydetti.

Panelin ardından soru-cevap kısmında Akkuyu Nükleer Santrali’nin mülkiyetinin Rusya’ya atıkların ise Türkiye’ye ait olmasına yoğunlaşan sorular soruldu. Hava şartlarının günlük güneşlik olduğu etkinlikte bir gün önce AFAD‘dan gelen yağmur ve sel uyarılarının katılımı düşürmesi  de bu tartışmaların  yapılmasını engellemek amacı taşıdığı şeklinde esprilerle yorumlandı.

Deniz Yıldız Kadın Dayanışma Derneği ve Nükleersiz.org  nükleer karşıtlığı ile kadın farkındalığını yükseltmeyi amaçlayan çalışmalarına nükleer santral projelerinin ve radyoaktif atık risklerinin gündemde olduğu diğer kentlerde devam edecek.

 

 

 

İzmir’in Karşıyaka ve Polonya’nın Gdynia Belediyelerinden ‘iklim işbirliği’

İzmir’in Karşıyaka Belediyesi, iklim değişikliğine karşı mücadelede adım atarak, Polonya’nın Gdynia Belediyesi ile iş birliği içinde “Yeşil Bir Geleceğe İkiz Geçiş İçin Ortaklık” projesini başlattı. Bir yıl sürecek bu proje, Ege Orman Vakfı ile ortaklık içinde yürütülecek ve Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki “Yeşil Bir Gelecek için Eşleştirme” girişimi çerçevesinde gerçekleştirilecek.

“Yeşil Bir Geleceğe İkiz Geçiş İçin Ortaklık” projesi iki kıyı şehrinin iklim krizine karşı daha dirençli hale gelmesi amacıyla, yerel yönetimlerin kapasitelerini artırma ve sürdürülebilirlik konularında farkındalığı güçlendirme hedefleri doğrultusunda tasarlandı.

Proje, Kâtip Çelebi Üniversitesi tarafından da destekleniyor ve Avrupa Komisyonu tarafından sağlanan Yeşil Bir Gelecek için Eşleştirme Hibe Programı’ndan yaklaşık 100 bin avro hibe desteğine layık görüldü.

Karşıyaka Belediyesi de ‘zehirsiz kent’ olma sözü verdi

İklim değişikliğine karşı dijital araçlar

Projede özellikle dijital araçların geliştirilmesi üzerinde durularak, iklim değişikliğiyle mücadelede yerel planların hazırlanması ve izlenmesi amaçlanıyor. Bu araçlar, iki şehir arasında karşılıklı adaptasyon ve teknik bilgi aktarımını kolaylaştıracak. Ayrıca, özellikle genç nesillerin sürdürülebilirlik konusundaki farkındalığını artıracak eğitim programları ve teknik eğitimler düzenlenecek.

İzmir

Karşıyaka Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, projenin genel hedeflerini şu sözlerle özetliyor: 

“Yeşil Bir Gelecek için Eşleştirme Hibe Programı’na yapılan yaklaşık 1000 başvuru arasından seçilerek, projemiz hibe almaya hak kazanan 26 proje arasında yer aldı. Bu iş birliği ile hem yerel yönetimlerimizin kapasitelerini artırmayı hem de Türkiye ve Polonya’daki şehirlerimiz arasında iklim ve çevre eksenindeki diyalogu güçlendirmeyi hedefliyoruz. İki kent arasında gerçekleştirilecek bilgi ve tecrübe aktarımı ile iklim değişikliği uyum eylemleri ve akıllı şehir dijitalleşme uygulamalarını destekleyeceğiz. Ayrıca, gençlerin sürdürülebilirlik konusundaki farkındalığını artırarak, yeşil ve dijital dönüşümle sıfır karbon hedefine ulaşmayı amaçlıyoruz.”

“Yeşil Bir Geleceğe İkiz Geçiş İçin Ortaklık” projesi, iki şehir arasında sadece çevresel iş birliğini değil, aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma yolunda atılacak adımlar konusunda da önemli bir köprü görevi görmeyi hedefliyor.

[COP28] Uluslararası sivil toplumdan Başkanlığa: Tarih yazma fırsatını kullanacak mısınız?

Uluslararası İklim Eylem Ağı’nın (CAN International) koordinasyonu ile sivil toplum örgütlerinin UNFCCC toplantılarında yayınladığı ECO haber bültenininden başlıkları, Avrupa İklim Eylem Ağı aracılığı ve Ayşe Bereket’in çevirisi ile paylaşıyoruz.

*

Sayın COP28 Başkanı,

Dünyayı COP28‘e katılmak üzere Dubai’ye davet ettiğinizde, rehberinizin bilim olacağını ve ısınmanın 1,5°C derece sınırında tutulmasının mutlak gerekliliği defalarca tekrarlayarak bizleri ikna ettiniz. İklim krizi karşısında bugüne kadarki “en iddialı tedbirleri” almaya kararlı olduğunuzu söylediniz.

ECO olarak, dün yayınlanan yeni Küresel Stok Sayımı (GST) metninin sizin geçmişteki iddialı vaatlerinizle adeta alay edip, sözlerinizi itibarsızlaştırdığını üzülerek bildirmek isteriz. Biz, bilimin ve 100’den fazla ülkenin “tüm fosil yakıtlardan adil bir çıkış” çağrısını yeni taslağın azaltım bölümünde görmeyi bekliyorduk. Bunun yerine, Tarafların “uygulayabilecekleri” ve birbirindeni tutarsız, zayıf ve belirsiz bir enerji seçenekleri listesi okuduk. Bu seçenekler listesi ısınmayı 1,5°C derecede tutmak için yapılması gerekenlerden o kadar uzak ki, Küçük Ada Devletleri İttifakı (AOSIS) bunu bir “ölüm fermanı” olarak tanımladı.

Bir kez daha, açıkça ifade edelim: Fosil yakıtların tamamından, hızlı, adil ve finanse edilen bir çıkış kararı alınmadığı sürece sizin COP’unuz başarısız bir COP olacak. Kayıp ve Hasar Fonu’nun operasyonel hale getirilmesi (bir takım çalışmaların daha yapılması gerekmesine rağmen) COP28’in büyük bir başarısıydı. Ama bu COP’un gerçekten tarihi bir COP olması için fosil yakıtlara dair adalet ve hakkaniyet temelli, 1,5°C derece hedefi ile uyumlu, açık ve net bir çıkış kararı alınması gerekiyor.

Fotoğraf: Peter Dejong / AP

Sevgili COP28 Başkanı, çok açık ve bir o kadar da basit bir seçimle karşı karşıyasınız: Geleceğimiz için doğru olanı yapıp 1,5°C’ derece hedefinin gerçekleştirilebileceği bir anlaşma mı sağlayacaksınız, yoksa bu hedefe engel olan küçük bir grup ülkenin taleplerini mi karşılayacaksınız? Zaman daralırken, ECO olarak sizi gerçek bir liderlik örneği sergilemeye davet ediyoruz.

Seçiminiz hangi yönde olacak? Tarih yazma fırsatını kullanacak mısınız?

Bakanlar ve diplomatlara: Kimin çıkarına hizmet edeceksiniz?

Bakanlar, Delegasyon Başkanları ve diplomatların dikkatine,

Sizlere de bir mesajımız var: Bugün önünüzde tarihe imza atmak gibi fırsat var. Veya yarın. Hatta bir sonraki gün de olabilir. Mümkünse, 2030 yılından önce ve 2050 yılından çok önce.

Bu hafta hükümetlerin Dubai’de tarih yazacakları bir hafta olabilir. Önümüzdeki birkaç gün dünya için bir dönüm noktası olabilir: Fosil yakıtların yerine yenilenebilir enerjinin kullanılacağı ve küresel ısınmanın 1,5ºC derecenin altında tutulacağı bir dünyaya ilk adımı atabilirsiniz. Bunu başarmak tamamen sizin elinizde.

Ama başka bir olasılık daha var. Bu diğer olasılığın nelere yol açabileceğini yaşadığımız şiddetli kasırgalar ve kontrol edilemeyen yangınlar sayesinde şimdiden hepimiz görüyoruz. Fosil yakıtlardan hızlı, adil ve finanse edilen bir çıkışı değil de, dün yayınlanan taslak metni tercih ederseniz dünyayı tehlikeli bir rotaya sokarsınız. Bu tercihiniz, şimdilik bazı odakların ve milyarderlerin çıkarına hizmet edebilir ama durum kısa süre içinde vatandaşlarınızın ve sizlerin aleyhine dönecek.

ECO, Bakanlara bilimin bu konuda çok açık ve net olduğunu hatırlatmak ister: Paris Anlaşması‘nın hedefleri ancak ve ancak petrol, kömür ve gaz üretimi ve kullanımı tamamen sonlandırılarak gerçekleştirilebilir. ECO, bu müzakerelerin karmaşık olduğunun ve artık insanların yorulmaya başladığının farkında. O halde gelin işi basitleştirelim: Fosil yakıtlardan çıkmazsak 1,5°C derece hedefini gerçekleştiremeyiz.

Mesele bu kadar basit. Dünkü taslak metinde kullanılan muğlak kelimelere, yalancı çözümlere, gazı bir geçiş dönemi yakıtı gibi gösterilmesine artık ne yer ne de zaman kaldı. Bunlara dayanan bir metni kabul etmek bugünkü ve gelecek kuşaklara ihanet etmek demek.

Şu anda karşınızda fosil yakıt sorunu ile yüzleşmeniz için eşsiz bir fırsat var. Tüm fosil yakıtlardan aşamalı olarak çıkılmasını sağlayacak tarihi bir anlaşma imzalamaya hiç bu kadar yaklaşmamıştınız. İşte tam da bu nedenden dolayı COP28’e 2 bin 400’ün üzerinde petrol, gaz ve kömür lobicisi geldi. OPEC‘in mektup göndermesinin nedeni de buydu. Bu kişilerin COP28’de olmalarının nedeni sizlerin bu hafta doğru kararı vermenizden korkmaları. Sizler, petrol, gaz ve kömür lobilerinin çıkarlarına mı hizmet edeceksiniz, yoksa ülkenizin ve dünyanın çıkarına mı?

Unutmayın ki, insanlar sizi yalnızca COP’ta söylediğiniz sözlerle değil, kendi ülkenizdeki yaptıklarınıza göre de değerlendirecek, özellikle de 2050 yılına kadar üretileceği öngörülen petrol ve gazın yüzde ellisini elinde tutacak olan beş zengin ülkeden birinin temsilcisiyseniz. İklim süslü kelimelerden etkilenmiyor. Önemli olan tek şey karbon yer altında mı bırakılacak yoksa yakılarak havaya mı karışacak?

Şimdi tam zamanı. Petrolden çıkın. Gazdan çıkın. Kömürden çıkın. Geleceğimiz yenilenebilir enerjide.

 

[COP28] 160’dan fazla iklim inkarcısının zirveye katıldığı ortaya çıktı

İklim değişikliğini inkar eden geçmişe sahip 160’tan fazla temsilcinin, COP28‘e katılıp toplantılara girdikleri ortaya çıktı.

Guardian‘ın aktardığına göre, iklim inkârcılığı ve kamuoyunu yanıltma konusunda sicili kabarık olan etkili endüstri ticaret grupları, düşünce kuruluşları ve halkla ilişkiler ajanslarına Dubai’deki Birleşmiş Milletler (BM) iklim görüşmelerine erişim izni verildi.

Ulusötesi şirketlerle ilgili çalışan bağımsız bir hak örgütü olan Corporate Accountability, Birleşmiş Milletler organizatörlerinin fosil yakıt düzenlemelerini ve diğer iklim eylemlerini engelleyen grupların uluslararası müzakerelere, yerli topluluklar, insan hakları grupları ve iklim adaleti örgütleriyle aynı veya daha fazla erişim sağladığını tespit etti. Ülke delegasyonları tarafından davet edilen kuruluşlar ve bireyler, sivil toplum ve taban gruplarının dışarıda bırakıldığı kapalı oda müzakerelerine de katılabiliyor.

‘Tek kelimeyle utanç verici’

COP28’deki iklim eylemi engelleyicileri arasında, yıllardır sera gazı emisyonlarını sınırlayan yerel mevzuatın geçirilmesi çabalarını engelleyen en büyük fosil yakıt ticaret grubu olan Amerikan Petrol Enstitüsü (API) de yer alıyor. Belgeler, Greenpeace ve Uluslararası Af Örgütü gibi akredite bir gözlemci delegasyon olarak katılan API’nin 1980’lerden bu yana iklim değişikliği konusunda kamuoyunu yanılttığını gösteriyor.

12 yaşındaki Hintli iklim aktivisti Licypriya Kangujam, Pazartesi günü COP28’de sahneye çıktı. Güvenlik tarafından sahneden indirilmeden önce “Fosil yakıta son ver, gezegenimizi ve geleceğimizi kurtar” yazılı bir pankart açtı.

Corporate Accountability’den araştırma ve politika direktörü Ashka Naik, “API gibi fosil yakıtlarla desteklenen ve finanse edilen kuruluşlara kamu yararına çalışan STK’larla aynı erişim hakkı tanınıyor. Masada yer alarak, insanların ve gezegenin yararına politika kararları almakla görevli karar vericileri etkileme kabiliyetine sahipler” diyor.

Oil Change International‘ın küresel endüstri kampanya yöneticisi David Tong, da “Birleşmiş Milletler iklim değişikliği konferansına kayıt yaptırmalarına izin verilmesi tek kelimeyle utanç verici” olduğunu belirtti.

BM’nin resmi delege listelerinden elde edilen yeni verilere göre COP28’de en az 166 iklim inkarcısı ve fosil yakıt halkla ilişkiler uzmanı bulunuyor. Analize sadece en önde gelen kuruluşlar dahil edildiği için gerçek sayı muhtemelen çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.

COP28, kayıtlara geçen en sıcak yılın sonunda gerçekleşiyor. İklim bilimciler fosil yakıtların kullanımdan kaldırılması ve tam bir iklim felaketinin önlenmesi için zamanın azaldığı konusunda uyarıyor. Gelişmekte olan ülkelerdeki geri dönüşü olmayan kayıp ve zararın bazı araştırmalara göre yıllık 400 milyar dolardan fazla olduğu tahmin ediliyor ve bu rakamın artması bekleniyor, dolayısıyla zaman çok önemli.

[COP28] Türkiye’den zayıf son dakika atağı: Finans ve yenilenebilir enerji dışında sekiz girişime imza atıldı

Bugüne kadar hiçbir sözleşmeyi imzalamayan Türkiye BM İklim Zirvesi‘nin son gününde 8 girişime taraf oldu. İklim Değişikliği Bakanlığı‘nın duyurduğuna göre Türkiye zirvede şu girişimlere katıldı:

• İklim Kulübü
• Dayanıklı Gıda Sistemleri, Sürdürülebilir Tarım ve İklim Eylemine ilişkin Emirlik Deklarasyonu
• Buzul Dostları Grubu
• Çimentoda Atılım
• İklim İçin Mangrov İttifakı
• COP28’de Eğitim ve İklim Değişikliği Ortak Gündemi Bildirgesi
• İklim ve Sağlık Deklarasyonu
• İklim Eylemi İçin Yüksek Hedefli Çok Düzeyli Ortaklıklar Koalisyonu (CHAMP)

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları koordinatörü Dr. Ümit Şahin, sosyal medyadan yaptığı açıklamada zirvenin son gününde atılan bu adımın önemli olduğunu ancak Türkiye’nin yenilenebilir enerji sözleşmesine taraf olmamasının ciddi bir eksiklik olduğunu belirtti.

Ancak herhangi bir finans taahhüdünde de bulunmayan Türkiye, aynı zamanda COP28 başkanlığının liderliğinde açıklanan şu bildirilere de taraf olmadı:

  • Küresel Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği Taahhüdü
  • Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Adil Geçiş ve İklim Eylemi Ortaklığı
  • İklim, Yardım, Toparlanma ve Barış Bildirisi
  • Küresel Soğutma Taahhüdü
  • Hidrojen Bildirisi
  • Küresel İklim Finansmanı Çerçevesine İlişkin Liderler Bildirisi
COP 28 Notları– 3: Söz veremeyen ülke: Türkiye!
İklim örgütlerinden Türkiye’nin baş müzakerecisine mektup: Fosil yakıtlardan çıkışı destekleyin
COP 28 Notları– 2: Cin şişeden çıktı!
COP28 Notları– 1: Fosil yakıtlardan kurtulabilecek miyiz?

‘Kara cuma’nın çöpleri, atık kampanyasına dönüştü

Hızlı moda endüstrisine karşı duruşuyla bilinen ikinci el giysi satışı platformu Vestiaire Collective, çevreye zarar veren giyim endüstrisine karşı bir farkındalık kampanyası başlattı. “Kara Cuma” döneminde yapılan alışverişlerin neden olduğu çöplerin büyüklüğünü dünyaca ünlü binaların boylarıyla kıyaslayarak sosyal medyada görseller paylaşan platform, aynı zamanda bu alanda üretim yapan markaları da kendi bünyesinde yasaklıyor.  

Lüks giyim ürünlerinin ikinci el olarak satışa sunulduğu Vestiaire Collective, aynı zamanda şirketlerin finansal değerlerine ek olarak çevresel ve sosyal performanslarını değerlendiren küresel bir sertifikasyon ağı B Corp tarafından da sertifikalı bir satış platformu. 

Kolektif, bazı hızlı moda markalarını daha önce de platformunda yasaklamıştı. Bütün hızlı moda markaları yasaklanana kadar uygulamalarına devam edeceklerini duyuran platform, ikinci dalga yasakların da devreye girdiğini duyurdu. Geçen yılın ilk duyurusunun ardından Vestiaire Collective, yasaktan etkilenen üye markaların %70’inin daha kaliteli ürünler satın almak ve ikinci ele yatırım yapmak için platforma geri döndüğünü açıklamıştı.

Hızlı moda

Vestiaire Collective, daha döngüsel bir ekonomi yaratma konusundaki kararlılığını daha da ileriye taşıyarak, hızlı modanın net bir tanımını oluşturmak ve endüstri devlerini web sitesinden yasaklamak için bu çerçeveden yararlanmak üzere moda ve sürdürülebilirlik uzmanlarından oluşan bir komiteyle çalıştıklarını bildirdi.

Duyurusunu Kara Cuma arifesinde yapan platform, yapay zekâ kullanarak dünyanın dört bir yanındaki ikonik lokasyonlarda yer alan atık görselleri oluşturarak kararını ortaya koydu. Vestiaire Collective; Gucci, Balenciaga, Saint Laurent, Bottega Veneta ve Alexander McQueen gibi moda evlerinin sahibi olan çok uluslu lüks ürün şirketi Kering tarafından destekleniyor.

Kampanya kapsamında New York City’deki Empire State Binası, Paris’teki Eyfel Kulesi, Londra’daki Buckingham Sarayı, Roma’daki Colosseum ve Singapur’daki Marina Bay Sands gibi simge yapıların yanında; bu yapılar kadar büyük hızlı moda atıkları olan görseller hazırlandı. 

‘Hızlı modayı piyasadan silene kadar devam edeceğiz’

Hızlı moda markalarına yönelik yasağını Abercrombie & Fitch, Gap, H&M, Zara, UNIQLO, Urban Outfitters ve Mango gibi büyük oyuncuları da kapsayacak şekilde genişleten platform, markalar üzerindeki baskısını sürdüreceğini açıkladı; hızlı modayı piyasadan silmeyi amaçlayan üç yıllık bir girişimde bulunduklarını bildirdi. 

Hızlı moda endüstrisi yılda 100 milyar adet giysi üretiyor ve bu da 92 milyon tonluk devasa bir tekstil atığıyla sonuçlanıyor. Vestiaire Collective, bunun Empire State Binası’nı, Buckingham Sarayı’nı, Eyfel Kulesi’ni, Colloseum’u veya dört Berlin TV Kulesi’ni her gün doldurmaya yeterli olduğuna dikkat çekiyor.