Ana Sayfa Blog Sayfa 1816

Ayvacık Gülpınarlılar kazandı: JES projesinde ‘ÇED gerekli değil’ kararı yargıdan döndü

Ayvacık Gülpınar‘da yapılması planlanan jeotermal enerji santrali (JES) için verilen ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararının yürütmesi durduruldu. 

Transmark Turkey Gülpınar Yenilenebilir Enerji Üretim San. Ve Tic. A.Ş. tarafından yapılması planlanan Transmark Jeotermal Enerji Santrali projesi için ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı verilmiş, Gülpınar Sürdürülebilir Yaşam Derneği tarafından yürütmenin durdurulması ve projenin iptali talebi ile dava açılmıştı. Görülen davada işletmenin çalışmaya geçmesi durumunda, çevreye olacak etki ve yapılan yatırımlar açısından telafisi güç veya imkansız zararların doğabileceği gerekçesi ile yürütmenin durdurulmasına karar verildi.

Çanakkale Olay Gazetesi‘nden Eren Aşnaz‘ın aktardığına göre, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen “ÇED Gerekli Değil” kararı, yöre halkı ve bölgedeki çevre örgütlerince tepkiyle karşılanmıştı.  Gülpınar Sürdürülebilir Yaşam Derneği’nce açılan davada, Bakanlığın oluruna karşı şu gerekçeler sıralanmıştı: 

  • ÇED gerekli değildir kararı, hukuka aykırıdır.
  • ÇED sürecinin işletilmesi gerekir.
  • Milli gelire katkı sunan tarım, hayvancılık ve turizm faaliyetleri, projeyi gerçekleştirecek olan şirketin kazancı uğruna gözden çıkarılacaktır.
  • Proje kapsamında kullanılacak çok büyük miktarda suyu yeraltı kaynaklarından sağlanacak, bu da yörede içme suyu, tarım ve hayvancılıkta kullanılacak su kıtlığı yaratacaktır.
  • Aydın civarında yaşanan jeotermal enerji deneyiminde görüldüğü gibi şirketlere yüksek maliyet yüklemesi nedeniyle ağır kirlilik yaratan kimyasallar olduğu gibi doğaya salınmaktadır.
  • Vatandaşın bilgilenme, müdahale etme hakkının ortadan kaldırılmıştır… 

Çanakkale İdare Mahkemesi‘nde açılan ve geçtiğimiz gün sonuçlanan davada, söz konusu işletmenin “çevreye yapacağı olumsuz etki ve yapılan yatırımlar açısından telafisi güç veya imkansız zararların doğabileceği, bilirkişi raporunda çevresel etkilerin gerçekte olması beklenenden az hesaplandığı, projenin çevreye ve insan sağlığına olabilecek muhtemel olumsuz etkileri ve bu etkilere karşı alınacak tedbirlerin proje tanıtım dosyasında detaylı olarak değerlendirilmediği… “gerekçeleriyle yürütmeyi durdurma kararı verildi. 

Mahkeme kararında şu ifadeler kullanıldı:

“Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerle, konuya ilişkin mevzuat ve bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden; dava konusu projeye yönelik hazırlanan proje tanıtım dosyasının bilirkişi raporunda belirtilen eksiklik ve yetersizlikler nedeniyle bilimsel ve teknik yönden yeterli olmadığı, rapor içinde değerlendirilen çevresel etkilerin gerçekte olması beklenenden az hesaplandığı, böylece projenin çevreye ve insan sağlığına olabilecek muhtemel olumsuz etkileri ve bu etkilere karşı alınacak tedbirlerin proje tanıtım dosyasında detaylı olarak değerlendirilmediği görüldüğünden, eksik ve yetersiz hazırlanan proje tanıtım dosyası esas alınarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan; dava konusu işlem kapsamında uyuşmazlığa konu projenin yapımına başlanılması ve işletmenin çalışmaya geçmesi durumunda, çevreye olacak etki ve yapılan yatırımlar açısından telafisi güç veya imkansız zararların doğabileceği açıktır. Açıklanan nedenlerle; hukuka aykırılığı açık olan dava konusu işlemin; uygulanması halinde telafisi güç ya da imkansız zararlar doğabileceğinden, 2577 sayılı Kanunun 27`nci maddesi uyarınca teminat alınmaksızın yürütülmesinin durdurulmasına, anılan Kanun`un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca işbu karara karşı itiraz yolu kapalı olmak üzere (kesin olarak), 02/11/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.” 

 

Putin’e görevi bıraktıktan sonra da dokunulmazlık verecek yasa Meclis’ten geçti

Rusya‘da ülkenin devler başkanlarına ve ailelerine görevi bıraktıktan sonra da tam dokunulmazlık tanıyacak yasa tasarısı Devlet Başkanı Vladimir Putin‘in Birleşik Rusya Partisi‘nin çoğunlukta olduğu alt meclis Duma’da onaylandı.

Tasarı, sonrasında üst meclis Federasyon Konseyi‘ne gönderilecek. Burada da kabul edilirse tasarı Putin’in masasına gelecek ve onun imzasıyla yürürlüğe girecek.

T24’ün aktardığına göre muhalif lider Aleksey Navalny duruma tepki göstererek, “Putin’in neden şimdi dokunulmazlık yasasına ihtiyacı var? Diktatörler kendi özgür iradeleriyle görevini bırakabiliyor mu?” şeklinde bir tweet attı.

Yasa ne sağlıyor?

Tasarının kabul edilmesi durumunda Rusya devlet başkanları ve ailelerinin evleri aranamayacak, bu isimler sorgulanamayacak ve mal varlıklarına el koyulamayacak.

Hayatta olan ve bu tasarıdan faydalanabilecek isim eski Rusya lideri Dimitri Mehvedev. Mihail Gorbaçov ise görevini Sovyet Birliği döneminde yürüttüğü için dokunulmazlıktan faydanalamayacak.

‘Vatana ihanet’te dokunulmazlık kalkabilir

Tasarıya göre eski başkanların sadece “vatana ihanetten” suçlu bulunmaları durumunda dokunulmazlıkları kaldırılabilecek. Mevcut olarak devlet başkanlarının sadece görevde oldukları sürece dokunulmazlığı bulunuyor.

Duma, eski başkanlara görevi bıraktıktan sonra Federasyon Konseyi’nde kalıcı bir koltuk verecek yasa tasarısını da ilk oylamada geçirdi.

Yasa tasarıları Putin’in yakında görevi bırakacağı tartışmalarını tekrar alevlendirdi, ancak Kremlin Rus liderin sağlık durumunun iyi olduğunu savunuyor.

Avrupa Yeşilleri: Polonya ve Macaristan’ın kurtarma bütçesini veto etmesi bencillik

Avrupa Yeşilleri Eş Başkanları pazartesi günü gerçekleşen oturumda Polonya ve Macaristan’ın Avrupa Komisyonu tarafından sunulan 1.8 trilyon Euro’luk kurtarma paketi bütçesini veto etmesine ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

16 Kasım tarihinde 27 Avrupa Birliği üye ülkenin büyükelçileri Brüksel’de bir araya gelmiş ancak iki ülkenin vetosu yüzünden bütçeyi onaylayamamıştı. Polonya ve Macaristan bütçede “hukukun üstünlüğü” koşulu konulmasına çekincelerini belirtmişti.

‘Acil desteğe ihtiyacı olan vatandaşlar var’

Avrupa Yeşiller Partisi Eş Başkanları Thomas Waitz ve Evelyne Huytebroeck konuya ilişkin yaptıkları yazılı açıklamada Polonya ve Macaristan’ı şu ifadelerle eleştirdi:

Polonya ve Macaristan hükümetlerinin bu eylemi, AB bütçesini rehin almak anlamına geliyor. AB bütçesini ve kurtarma fonunu bloke ederek, milyarlarca Euro’nun koronavirüs krizinden ağır etkilenen birçok Avrupa ülkesinde acil desteğe ihtiyacı olan vatandaşlara hızla ulaşmasını engelliyorlar. Başka bir deyişle, güç ve hesap veremezlik için hayatları değiş tokuş etmeye istekliler. Bu kabul edilemez.

‘Bencilce zarar veriyorlar’

Polonya ve Macaristan hükümetlerinin AB fonuna tam erişim istediklerini ancak hukukun üstünlüğü ihlallerine ilişkin herhangi bir incelemeden kaçınmak istedikleri belirtilen açıklamada “Sadece AB anlaşmalarıyla doğrudan çelişmekle kalmıyorlar, aynı zamanda kendi ülkeleri de dahil olmak üzere tüm Avrupa’daki ailelere, işletmelere ve vatandaşlara bencilce zarar veriyorlar” denildi.

Açıklamada “AB bütçesine ilişkin hukukun üstünlüğü koşulu getirilmesi Yeşillerin uzun süredir devam eden bir talebi olmuştur. AB, Üye Devletlerin demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne tam bir dokunulmazlık olmaksızın pervasızca saldırabilecekleri bir alan olamaz” ifadeleri yer aldı.

 

[Krizler Çağı ve karşılık verebilme yeteneğimiz] Bana bırakacağınız gelecek…

Bu yıl, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü kapsamında kız çocuklarının iklim krizindeki rolüne dair bir sergi hazırlandı. İstanbul Kadın Müzesi, Meral Akkent küratörlüğünde iklim krizi ve kız çocukları tarihinin belgelenmesi açısından farklı içerik ve aktiviteleri kapsayan bir sanal sergi projesi gerçekleştirdi.

Gelecek için Cumalar (Fridays for Future Turkey), Koşan Kaplumbağa Anaokulu ve Ammonite Digital Art Galery’nin işbirliği ile gerçekleşen “Bana Bıraktığınız Gelecek: Kız Çocukları ve İklim Krizi” sergisi Türkiye’deki iklim aktivisti kız çocuklarının iklim krizine yaklaşımlarını ele alıyor. Serginin Schneidertempel Sanat Merkezi’ndeki fiziksel ayağı 9 – 25 Ekim tarihlerinde ziyaret edilebildi.

İstanbul Kadın Müzesi’nin kalıcı sanal sergilerinden biri haline gelen içeriğine ise yine web sitesinden dilediğiniz zaman ulaşabilme imkânımız var. Sanal serginin kapsamı genel olarak,

  • 28 iklim aktivisti genç kız çocuklarının metinleri,
  • Ammonite Galeri bünyesindeki sanatçıların metinlere dair ürettiği özgün sanat eserlerinin reproduksiyonlarını,
  • Gene aynı metinler bağlamında, Koşan Kaplumbağa Anaokulu’ndaki miniklerin duygularının cizimleri,
  • Eda Çağıl Çağlarırmak’ın illüstrasyonları,
  • Projeye katkı sunan Akgün İlhan, Rana Göksu, Hande Aydın gibi akademisyenlerin yazıları,
  • Aktivist kız çocuklarının mesajlarında dikkat çektikleri konularla bağlantılı bilgiler, günlük yaşam ve çevre krizi arasında ilişki kuran istatistikler, anketler ve video linkleri,
  • Çevrimiçi aktivitelerden oluşuyor.

Bütün bu içerik, farklı katkılarla zenginleştirilerek İngilizce ve Türkçe bir kitaba da çevrilmiş. Kitap, projenin paydaşlarına ücretsiz olarak dağıtılmış ve farklı illerdeki 70 üniversite kütüphanesine de Friedrich Eber Vakfı Derneği tarafından yılsonuna kadar ulaştırılacakmış. PDF’ine de ulaşabileceğiniz kitaba ayrıca genç iklim aktivistlerinin metinleriyle paralellik gösteren BM sürdürülebilir kalkınma hedefleri, karbon ayak izini ölçme ve azaltmaya dair öneriler de eklenmiş.

Projenin farklı faydalarının farkına varan Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı UN-Women, İstanbul bürosu basım katkısı sunmayı planlıyor. İstanbul Kadın Müzesi’nin önerisi olan 40.000 üzerinde baskı gerçekleşirse,“Bana Bırakacağınız Gelecek: Kız Çocukları ve İklim Krizi” adını taşıyan kitap, Türkiye’nin farklı okullarında, STK ve kütüphanelerinde de fiziksel olarak ulaşılabilir olacak.

Her zaman başvurulabilecek böyle bir kaynağın yazım aşamalarını ve İstanbul Kadın Müzesi’nin projeye yaklaşımını konuşmak için geçtiğimiz günlerde Merak Akkent ile zoom üzerinden bir röportaj gerçekleştirdik.

Kadın tarihi yazımında çok seslilik

Öncelikle kız çocukları tarihinin belgelenmesinin önemine dikkat çeken Akkent, tarihteki kadınlara dair çok sesli, alternatif bir tarih yazımı oluşturmak için İstanbul Kadın Müzesi’nin açıldığını belirtiyor. “Kadın tarihi yazımında, çok sesliliğin nasıl pratiğe dökülebileceğini göstermek için İstanbul Kadın Müzesi’ni kurduk” diyen Akkent bu bakış açısının ilgili sergiye nasıl yansıdığını kız çocuklarının rolünün önemini vurgulayarak açıklıyor.

“Kız çocuk tarihinin, kadınların tarihinin önemli bir parçası olduğunu bilerek yola çıktık. Türkiye’deki iklim aktivisti kız çocukları çok önemli bir rol oynuyorlar. Bu rolü şimdi belgelemezsek sonra çok geç olacak, çünkü belgesi saklanmayan tarih unutulur. Bu önemli rolü görmek, belgelemek ve göstermek gerekiyor. Bu yüzden bu sergiyi çok önemsiyorum” diyen Akkent çevrimiçi bir serginin, yeni iletişim ve tarih yazımı araçlarından biri olabileceğini de ekliyor. Serginin küratörlüğünü Almanya’dan yürüten Akkent, şöyle devam ediyor:  “Çok sesli alan olmak için,  kapsayıcı konseptler uygulamanın yani, İstanbul Kadın Müzesi için Türkiye’yi Türkiye yapan kültürleri göstermenin yanında günümüzün sorunlarını da konu edinmek önemli. Ve bugünün en hayati sorununun da iklim krizi olduğunu biliyoruz. Bu kriz, kız çocuklarının kendi geleceklerini kurtarmak için çalıştıkları bir konu .”

Pandemi koşullarında hazırlanan projenin bir diğer ayağı ise billboard aksiyonuyla, serginin kamusal alandaki bölümü oluşturdu. Farklı eserler İstanbul’un değişik yerlerindeki 100’ün üzerindeki billboardlarda, tanıtım videosu toplum taşıma araçlarında yer aldı. Böylece İstanbullular, gün içerisinde hem İstanbul Kadın Müzesi hem de iklim krizi ve bu krizdeki kız çocuklarının rolüyle karşılaşmış, onlardan haberdar olmuş oldular.

Çalışmalara katkılarını sunan ve sayıları 150’yi aşan bir gönüllü ekip sayesinde serginin çok katmanlı olabildiğini belirtmeyi de unutmamamızı rica ediyor Meral Hanım. Berlin’deki Rosa Luxemburg Vakfı tarafından desteklenen proje, yazım ve editörlük aşamasından kitap tasarımı ve çeviriye kadar pek çok alanda gönüllü desteği ile ilerlemiş. Ayrıca fiziksel sergi süresince gerçekleşen etkinliklerle konunun içeriğine dair farklı katkılar, yaratıcı biçimlerde paylaşılma olanağı da bulmuş. Çalışma biçimi olarak da, 28 iklim aktivisti öncelikle projeye nasıl katkı sağlayabilecekleri üzerine çalışmış ve öneriler sunmuşlar. Örneğin Elif Duru Kireççi’nin önerisi üzerine genç sanatçıların da katkılarını alma yoluna gidilmiş. Başka bir iklim aktivisti Pınar Vatansever de bu ya da başka bir sanat projesinin bir açık hava sergisine dönüşmesini talep etmiş.

Kitapta ayrıca psikolog Hande Aydın’ın gerçek olaylardan yola çıkan “Kuru Su” romanına da yer veriliyor. Romanda, Ordu’nun Mesudiye ilçesinden geçen Melet Nehri’ne kurulan hidroelektrik santralının (HES), çok kısa bir sürede ırmağı kurutması ve bu nedenle oluşan büyük ekolojik yıkım ve bu yıkıma karşı çıkan kadınların direnişi anlatılıyor.

‘Gençlerin birbirini duymaya ihtiyacı var’

Ekolojik yıkım ve iklim krizinin çaresizlik, kaygı, yalnızlık veya gelecek korkusu gibi başa çıkması zor duygularla karşı karşıya bırakabileceğini ifade eden Akkent, gençlerin birbirini duymaya ihtiyacı olduğunu; sanatın ve onun açtığı alanların bu açıdan çok kıymetli olduğunu vurguluyor.

Sergide genç iklim aktivistlerin talep ettikleri gelecek hakkı, iklim krizinin yarattığı nesiller arası adaletsizliği bizlere kız çocukları aracılığıyla iletiyor. Aktivist kız çocukları, yetişkinlerden iklim krizine dair harekete geçmelerini ve ekolojik yıkıma son vermelerini talep ediyorlar. Serginin kitabında, bizleri doğanın da hakları olabileceğine dair düşünmeye teşvik eden Rana Göksu, “İnsanı yüceltme amacı doğrultusunda bilimle, hukukla veya bir şekilde kültürle normalleştirdiğimiz insan dışındaki herkese / her şeye yönelen sistemsel ayrımcılıkları ve adaletsizlikleri fark etmeliyiz” diyor.

Her yaşta kadınlar, iklim değişikliğinin sonuçlarından en fazla etkilenenler oldukları gibi, farkındalığını arttırmak için de çalışıyorlar. Sokakta genç bir iklim aktivistiyle halen tanışmadıysanız ya da pankartını görmediyseniz, iklim krizine dair bilgi ve fikirlerine İstanbul Kadın Müzesi’nin linkinden ulaşabilirsiniz.

Türkiye’nin simge yapıları 20 Kasım Dünya Çocuk Günü’nde maviye bürünecek

20 Kasım Dünya Çocuk Günü‘nde Türkiye‘nin simge binaları her yıl olduğu gibi yine maviye bürünecek. Bu kapsamda İstanbul’da Kız Kulesi ve Galata Kulesi, Ankara’da Atakule, Eskişehir Masal Şatosu‘nun yanı sıra Göbekli Tepe, Ankara Cumhuriyet Müzesi, Çorum Hattuşa Surları, Patara Ören Yeri, Efes Celcus Kütüphanesi ve Hadrian Tapınağı ve İstanbul Arkeoloji Müzesi gibi tarihi yapı ve mekanlar mavi ışıklarla ışıklandırılacak. 

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), dünya genelinde çocuk haklarının anıldığı özel bir gün olarak kabul edilen 20 Kasım Dünya Çocuk Günü’nü her yıl farkındalık çalışmalarıyla kutluyor.

Bu yılki etkinliklerde UNICEF Türkiye İyi Niyet Elçisi Tuba Büyüküstün‘ün de aralarında olduğu UNICEF İyi Niyet Elçileri, UNICEF destekçileri, sanatçılar ve kanaat önderleri #DünyaÇocukGünü ve #WorldChildrensDay etiketiyle sosyal medya üzerinden yapacakları paylaşımlarla çocuk haklarına dikkat çekecek.

Dünya Çocuk Günü kapsamında “Dünya Çocuk Günü Oyun Girişimi” de başlatan UNICEF’in açıklaması şöyle: 

“UNICEF Türkiye, 20 Kasım Dünya Çocuk Günü öncesinde dezavantajlı çocuklarla ilgili önyargıları aşmak ve çocukların potansiyelini, becerilerini ve yaratıcılığını ortaya çıkarmak için çevrimiçi oyundan faydalanan yeni bir girişim başlatıyor. ‘Potansiyellerini açığa çıkar’ mini oyunu, dezavantajlı geçmişlerden gelen üç çocuğun gerçek hayat hikayelerine ve gelecek hayallerine dayanıyor.”

Oyunu oynamak ve filmi izlemek için tıklayın 

Kılıçdaroğlu kendisini tehdit eden Çakıcı hakkında suç duyurusunda bulundu

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kendisini sosyal medya hesabından yaptığı yazılı bir açıklamayla tehdit eden organize suç örgütü liderliğinden hüküm giymiş ve 15 Nisan’da “infaz yasası” ile tahliye edilen Alaattin Çakıcı hakkında suç duyurusunda bulundu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı‘na suç duyurusunda bulunduklarını söyleyen Avukat Celal Çelik yaptığı paylaşımda  “‘Mafya Bozuntusu’ tanımlamasına muhatap, suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı hakkında; Hakaret ve Tehdit suçlarından suç duyurusunda bulunduk. Seviyesizliğin hesabını soracağız!” dedi.

Neler yaşandı?

Kılıçdaroğlu grup konuşmasında, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli için “Çok sık eleştiriyor CHP’yi, ona o görev verilmiş bekçilik yaptığı için” ifadelerini kullanmıştı.

AKP ve MHP tarafından dile getirilen hukuk reformuna atıfta bulunan Kılıçdaroğlu Bahçeli’ye “Mafya liderlerini, uyuşturucu kaçakçıları serbest bırakıp düşünce suçlularını hapsetmekten vazgeçecek misin” diye sormuştu.

Çakıcı’dan tehdit mesajı

Bunun üzerine Alaattin Çakıcı sosyal medya hesabı üzerinden tehdit ve hakaret içerikli el yazısıyla yazılmış bir mesaj paylaştı. Mesajda Kılıçdaroğlu’na “ulan dürzü” gibi hitaplarda bulunan mafya lideri “Seni bakla kazığı ile tanıştırırım”, “Seni fasulye çubuğu ile tanıştırırım” sözleriyle tehdit etti.

Çakıcı’nın paylaştığı mesaj şu şekilde:

 

Bakan Koca: Virüs adeta kitlesel bulaşma dönemine geçti

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, İstanbul, İzmir, Bursa gibi büyük illerdeki artış trendinin neredeyse bütün ülkeye yayılmış olduğunu belirterek, “Virüs bulaştırıcılığından hiçbir şey kaybetmeden adeta kitlesel bulaşma dönemine geçti” uyarısında bulundu. Koca, “Bu artışı göğüsleyebilmiş durumda isek de gidişatı durdurmak için radikal tedbirlere başvurmamız kaçınılmaz oldu” dedi. 

‘Bu yıl bitmeden aşıya kavuşacağımız ümidi içindeyim’

Virüsün adeta kitlesel bulaşma dönemine geçtiğini kaydeden Bakan, “Bugün itibarıyla dünyada pozitif vaka sayısı 55 milyon oldu. Ölüm sayısı ise 1 milyon 326 bini geçti. Hali hazırda 100 bini aşkın ağır vaka hastanelerde yaşam mücadelesi veriyor” diye konuştu. 

Gündelik hayatı bir süre daha sıkı bir disiplin altına almak zorunda olduklarını kaydeden Sağlık Bakanı, aşı çalışmalarıyla ilgili de şöyle konuştu:  Dünyaya paralel olarak ülkemizde de 16 ayrı aşı çalışması yapılmaktadır. Bunlardan bir tanesi klinik öncesi dönemi başarıyla tamamlayarak insan denemelerine başlamıştır. Çin ve Almanya kaynaklı aşıların ülkemizde de faz çalışmaları devam etmektedir. Bu yıl henüz bitmeden aşıya kavuşmanın ümidi içindeyim. Bize düşen, bu süreci güvenli bir şekilde atlatabilmektir.” 

Torba yasaya karşı Türkiye’nin dört bir yanından seslendiler: Yaşam hakkı torbaya sığmaz

17 Kasım Salı günü TBMM Genel Kurulu‘nda görüşülmeye başlanan maden ve enerji şirketlerine bir takım ayrıcalıklar öngören torba yasaya karşı Türkiye’nin birçok noktasında eylem düzenlendi.

Çanakkale, Antakya, Sinop ve İstanbul‘da bir araya gelen doğa severler Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi isimli torba yasanın geri çekilmesini talep etti.

İstanbul’da Kazdağları İstanbul Dayanışması‘nın çağrısıyla eylem düzenleyen aktivistler Kadıköy Eminönü İskelesi önünde bir araya geldi. “Yaşam hakkı torbaya sığmaz” sloganları atan göstericiler burada bir basın açıklaması okudu.

‘HES’ler ve BES’ler artacak’

Açıklamada “Torba’da kamusal hiçbir yarar yoktur. Doğanın daha fazla hasar alarak belki de geri dönülmez biçimde bozulmasına yol açacağı kesindir” ifadeleri kullanıldı.

Torba yasanın neden olacağı yıkıma da dikkat çekilen açıklamada “Yasa, Yenilenebilir Enerji Destekleme Mekanizması’na (YEKDEM) sınırsız yetkiler sağlamaktadır. Bu da HES (Hidroelektrik santraller) ve BES’ler (Biyokütle Enerji Santralleri) ile doğaya verilen zararı artıracaktır” denildi.

Fotoğraf: Elif Ünal

‘Denetimden uzak kalacaklar’

Yasada çok fazla yerde “Cumhurbaşkanı’nın yetkisindedir” ibaresi olduğu belirtilen açıklamada “Bu sözlerden anladığımız: Petrol, doğalgaz, madencilik alanındaki şirketlerin Türkiye’de her türlü denetim mekanizmasından ve yükümlülüklerinden uzak şekilde faaliyette bulunacaklardır” ifadeleri yer aldı.

Açıklama, “Bu talanı durdurmaya kararlıyız. Torba yasayı geri çekin. Yalam alanlarımızın yok edilmesine izin vermeyeceğiz” ifadeleriyle son buldu.

Fotoğraf: Elif Ünal

Çanakkale: Torba yasa doğanın ölüm fermanı

Çanakkale’de eylemcilerin buluşma noktası ise Truva Atı önü oldu. Burada Torba yasa doğanın ölüm fermanıdır” yazılı bir pankart etrafında toplanan eylemciler basın açıklamasını okudu.

Her Yer Kazdağları tarafından yapılan paylaşımda “Torba Yasayı geri çek, Madde 6’yı geri çek demek için Çanakkale Truva Atı önünde basın açıklamamızı gerçekleştirdik. Sermayeden yana değil doğadan yana yasalar istiyoruz!” ifadeleri kullanıldı. 

Fotoğraf: Her Yer Kazdağları

Antakya: Rantçı politikalara izin yok

Torba yasanın geri çekilmesini talep eden doğa severler Antakya’da da eylem düzenledi. Hatay Emek ve Demokrasi tarafından yapılan çağrıyla bir araya gelen eylemciler burada da basın açıklaması okudu.

Göstericiler “Lastik ve belediye atıklarının biokütle sayılarak yakılmasının önünü açan, maden şirketlerine imtiyaz sağlayan Elektrik Piyasası Kanunu’na karşı çıkıyoruz. Doğayı talan eden rantçı politikalarınıza izin yok” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: Doğanın Çocukları

Sinop Nükleer Karşıtı Platformu’ndan eylem

Sinop Nükleer Karşıtı Platform da torba yasanın geri çekilmesi için bir eylem düzenledi.  Mecliste görüşülmeye başlanacak torba yasanın geri dönülmez zararlara yol açacağını belirten eylemciler “Yaşam hakkı torbaya sığmaz” dedi.

Grup burada okuduğu basın açıklamasının ardından eylemlerini sonlandırdı.

Fotoğraf: Eko Öğrenci Hareketi

 

Bir başkadır… sonunu siz getirin

*Yazı Bir Başkadır dizisiyle ilgili spoiler içeriyor!

Dizi Netflix‘e düşeli henüz birkaç gün oldu, Hemen her mecrada (Sabah, GazeteDuvar…) hakkında haberler yapılıyor. Sosyal medyada (en azından benimkinde) deprem geride kaldı, Amerikan seçimleri bitti, aşı bulundu, göçmen çocukları konuşuldu, şimdi ise dizi hakkında yorumlar dolaşıyor. Ben de koroya katılıyorum müsaadenizle. Dizinin genel çerçevesi, farklı kimlikleri nasıl kurguladığı, dindar-laik, şehirli-taşralı çatışmalarını ve konuşulabilecek diğer pek çok mevzuyu atlıyor (birileri şu an bunları yazıyordur zaten), dizideki tesadüflere ve gösterilmeyenlere odaklanıyorum.

Baştan şunu söyleyeyim: Diziyi seyrederken bolca duygulandım, güldüm, eğlendim. Ama “git ya” dediğim yerler de oldu. İlki şu:

Ne kadar çok tesadüf vardı hikâyede. Bana biraz çok geldi açıkçası. Ana karakter Meryem, Sinan‘a aşık. Peri ismindeki psikiyatriste gidiyor, ona Sinan’ı anlatıyor. Peri’nin kendi terapisti Gülbin, Sinan’la beraber, işe bak. Peri yogada biriyle tanışıyor, aaa, o da Sinan’ın sevgilisi. Dünya o derece küçük. İmamın kızı arkadaşıyla İstanbul’da gidilebilecek binlerce bardan birine gidiyor. Barın koruması mahalleden babasını tanıyan kahramanımız Yasin. Aynı kızı köpek ısırıyor, mahalle bomboş, karşısına yine Yasin çıkıyor. Yasin otobüse biniyor, aa, barda dövdüğü diğer kadın arkada. Issız Adam Sinan sporda az soluklanayım diye bir yere oturuyor, arkasında Gülbin var, işe bak, tam o anda kendisi hakkında atıp tutuyor.

Tesadüflerin böylesi…

Hayatta tesadüf olur elbette. Ama sanırım dizide bu kadar çok tesadüfe yer verilmesinin temel sebebi, aslında birbirinden bağımsız seyirleri olan farklı hikâyeleri birbirine bağlama çabası. Diğer türlü bağlanmıyorlar çünkü. Bir hikâye yok, birden fazla hikâye var. Farklı hayatlar arasında geziyoruz. Arada sırada da tesadüflerle bu hayatlar kesişiyor. Diziye bütünlük hissi veren temel yöntem bu olmuş.

Bu bir sorun mu emin değilim. Bir yanıyla bizi o dünyalara sokabiliyor, bir sürü enfes ayrıntı var. Tıkır tıkır akan bir anlatım…. Ama sanıyorum büyük Türkiye resmi sunma çabası;  Kürtler, dindarlar, laikler, engellilik, aile travması, eşcinsellik, erkek şiddeti, ıssız adamlık, kardeş kavgası, tecavüz ve daha pek çok konuya (kaçırdıklarım olabilir) değinme zorunluluğuna yol açmış. Bana göre dizinin gündemi fazlasıyla dolu, siyasî dizi/filmlerde bir türlü vazgeçilemeyen “döktürme” çabası burada da var. Gözümüze sokmuyor. Ama “eksik kalmasın laf ederler” denmiş sanki, o yüzden de her meseleden bir tutam konmuş. Görece esnek, paralel hikâye anlatıcılığı da buna elveriyor.

Tesadüf bolluğu  o anlamda sanıyorum biraz da mecburiyetten. Tesadüfler olmasa, dizi yalnızca Türkiye’den insan manzaraları gibi olacak. Bazı karakterler geniş temsiliyeti sağlamak için diziye sokulmuş gibi: Issız Adam Sinan ve annesi mesela… Sinan’ın sahneleri arka arkaya izlenince zayıf ve kendini tekrar eden bir kısa film hâline geliyor ama bütünlük içinde çok dikkat çekmeden kaynıyor. Hikâyenin geri kalanına sıkı sıkı bağlanmış değil.  Biraz zorlama tesadüflerle bazı kesimlerin kendini yahut bir tanıdığını görebileceği bir figür olarak eklenmiş.

Dizideki çeşitliliğe rağmen insan kayıran, yükselmek için yalan söyleyen, arkası sağlam, köşe başını tutmuş, arkadaşına/meslektaşına ikbal için sırtını dönmüş, eli para tutmuş kesimler görece az anlatılmış. (Bu gruba tek bir isim takmamak için bayağı uğraştım, kendini tekrar eden çağrışımlı tanımlar o yüzden…).  Birbiriyle didişen, birbirini anlamaya çalışanların arasında onlar yok. Belki biraz Gülan, ama onun da hikâyesi çok az işlenmiş.

Eksik ‘sınıf’

Bu da sınıfsal çatışmalarla ilgili olarak ilginç bir noktaya çekmiş diziyi. Sınıf meselesi var. Ancak bu yükselen kesimler dahil edilmeyince, yani uğruna savaşılan mevki, mülk gibi meseleler dizide gündeme gelmeyince çatışmalar karşılıklı anlayışla ve yüzleşmeyle çözülebilirmiş, en azından yumuşayabilirmiş gibi olmuş. En sonda sanıyorum hepimizin hissettiği o tatlı duygu, bence bu hayatî meselenin diziye girmemiş olmasından kaynaklanıyor. Bir yanıyla Türkiye’nin geniş aile resmi çekilmiş, ama en can yakıcı çatışma ekseninde (paylaşım savaşı) suskunluk hâkim.

Dizinin sonunda herkes bir tür katharsis yaşıyor. Biraz iyilik, cömertlik görüyoruz; içimiz ısınıyor. Olaylar (kısmen) tatlıya bağlanıyor. Zira tüm farklara rağmen, hepimizin ortak bir noktasına işaret ediliyor: İçimizde bastırılmış duygular var ve açığa çıkarabilirsek hepimiz daha iyi olacağız.

Keşke…

İçimizi ısıtan, barışma isteğimizi canlandıran, insanlara başka bir gözle bakmayı talep eden bir dizi var karşımızda. Ama keşke barışmak bu kadar kolay olsa. Keşke yüzleşmek bu kadar etkili bir araç olsa. Aynı evde majör depresyonda, intiharın eşiğinde bir kadının doktora gidemezken arada bayıldığı için uzun uzun terapiye giden, bunu hangi parayla ödediği belli olmayan Meryem üzerinden tüm bu pencerelerin açılması belki de dizinin en ironik tarafı. Dizinin daha çıkış noktasında gerçekçiliğin bir süre askıya alınması istenmiş gibi.

Sonuca geleyim: Diziyi kopmadan, sıkılmadan seyrettim mi? Evet. Ağladım mı? Pek çok yerde. Beğendim mi? Kesinlikle. Oyunculuklar çok iyiydi. İmamın (Settar Tanrıöğen) geçtiği her sahneye bayıldım. Meryem’in hediye verdiği çorap ve oradaki diyalog çok güzeldi.

Fakat biz bu diziyi konuşurken gün ortasında insan öldüren polisler mahkemeden elini kolunu sallayarak çıktı. Bence Türkiye’nin asıl temsili bu.

Bu da dizinin değil, bizim ayıbımız.

İçişleri Bakanlığı Covid-19 kısıtlamalarının detaylarını açıkladı

Koronavirüs salgını kaynaklı, vaka sayıları ve toplam ölüm sayısı artmaya devam ediyor. Sağlık Bakanlığı‘nın dün yaptığı açıklamaya göre koronavirüs sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı 11 bin 704’e yükseldi. Hasta sayısı ise 421 bin 413 olarak açıklandı.

İçişler Bakanlığı 81 ilin valiliğine gönderdiği genelgeyle yeni koronavirüs tedbirlerine ilişkin detayları açıkladı. Tedbirler,  20 Kasım Cuma saat 20.00 itibariyle uygulanmaya başlanacak.

Ne tür tedbirler uygulanacak?

Artan vakalardan korunmak için alınan alınan yeni tedbirler ise şunlar:

  • Alışveriş merkezi, market, berber, kuaför ve güzellik merkezleri saat 10.00-20.00 arası hizmet verebilecek.
  • Restoran, lokanta, pastane, kafe gibi yeme içme mekanları 10.00-20.00 saatleri arasında paket servis ya da gel-al hizmeti verebilecek.
  • Restoran, lokanta veya online yemek sipariş firmaları saat 20.00’den sonra paket servis hizmeti verebilecek.
  • İl ve İlçe Umumi Hıfzıssıhha Kurulları‘na göre yerleşim yerinde bulunmamak kaydıyla şehirlerarası kara yolları kenarında bulunan ve toplu ulaşım, lojistik amaçlı araçlara hizmet veren dinlenme tesislerindeki yeme içme yerleri söz konusu kısıtlamalardan muaf tutulacak.
  • Sinema salonları 31 Aralık 2020 tarihine kadar kapalı olacak. Ayrıca kahvehane, kıraathane, kır bahçesi, internet kafe, bilardo salonları, çay bahçeleri kapalı olacak, halı saha faaliyetlerine ara verilecek.

Hafta sonu sokağa çıkma kısıtlaması

Uygulanacak yeni tedbirlerde sokağa çıkma kısıtlaması da var. Tüm illerde 65 yaş ve üzeri kişiler gün içerisinde 10.00-13.00 saatleri arasında, 1 Ocak 2001 ve sonrası doğan 20 yaş altı bireyler ise gün içinde 13.00-16.00 saatleri arasında sokağa çıkabilecek.

SGK kaydı gibi belgeleri ibraz eden çalışanlar bu uygulamadan muaf olacak. Hafta sonları saat 10.00-20.00 saatleri dışında sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacak.

Bu doğrultuda 21 Kasım Cumartesi günü saat 20.00’den 22 Kasım Pazar 10.00’a kadar, 22 Kasım Pazar günü saat 20.00’den 23 Kasım Pazartesi günü saat 05.00’e kadar sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacak.

Bu tarihlerden sonraki hafta sonlarında da uygulama bu şekilde devam edecek.

Hangi işletmeler açık olacak?

Sokağa çıkma kısıtlaması uygulanırken açık olacak işletmeler ise şunlar olacak:

“İlaç, tıbbi cihaz, tıbbi maske ve dezenfektan üretimi, nakliyesi ve satışına ilişkin faaliyetleri yürüten iş yerleri, kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşları, eczaneler, veteriner klinikleri ve hayvan hastaneleri, zorunlu kamu hizmetlerinin sürdürülmesi için gerekli kamu kurum ve kuruluşları ile işletmeler (Havalimanları, limanlar, sınır kapıları, gümrükler, kara yolları, huzurevleri, yaşlı bakım evleri, rehabilitasyon merkezleri, acil çağrı merkezleri, AFAD birimleri, ­afetle ilgili çalışma yürüten kurum/kuruluşlar, Vefa Sosyal Destek Birimleri, Göç İdaresi, PTT vb), doğal gaz, elektrik, petrol sektöründe stratejik olarak faaliyet yürüten büyük tesis ve işletmeler (rafineri ve petrokimya tesisleri ile termik ve doğal gaz çevrim santralleri gibi), yurt içi ve dışı taşımacılık (ihracat/ithalat/transit geçişler dahil) ve lojistiğini yapan firmalar, oteller ve konaklama yerleri, sağlık hizmetlerinin kapasitesini artırmaya yönelik acil inşaat, donanım vb. faaliyetleri yürüten işletme/firmalar hayvan barınakları, hayvan çiftlikleri ve hayvan bakım merkezleri, üretim ve imalat tesisleri, gazete, radyo ve televizyon kuruluşları, gazete basım matbaaları ve gazete dağıtıcıları, valilikler/kaymakamlıklar tarafından yerleşim merkezleri için her 50 bin nüfusa bir ve il sınırları içinden geçen şehirlerarası kara yolu ve varsa otoyol üzerinde her 50 kilometre için bir olmak üzere belirlenecek sayıda akaryakıt istasyonu ve lastik tamircisi (Bu madde kapsamında açık olacak akaryakıt istasyonları ile lastik tamircileri kura yöntemiyle belirlenecek), sebze, meyve toptancı halleri”