Ana Sayfa Blog Sayfa 1815

İstanbul, 24 sıra birden yükselerek dünyanın en pahalı 100 kenti listesine girdi

Yeni hazırlanan hayat pahalılığı raporuna göre dünyanın en pahalı üç kenti Hong Kong, Zürih ve Paris

Economist dergisinin araştırma birimi Economist Intelligence Unit‘in (EIU) yıllık raporuna göre, İstanbul da bir yıl önceki listeye kıyasla pahalılık sıralamasında en çok yükselen kent oldu. İstanbul, 24 sıra birden yükseldi ve dünyanın en pahalı 96. kenti oldu.

Geçen yıl Hong Kong ile aynı düzeyde olan Singapur ve Osaka ise sıralamada gerilere düştü. EIU’nun raporuna göre, Singapur’daki fiyatlar yabancı çalışanların Covid-19 salgını nedeniyle ülkeden çıkması nedeniyle düştü. 

EUI Dünya Hayat Pahalılığı biriminin başı Upasana Dutt “Son yıllarda genelde Asya şehirleri sıralamada başı çekiyordu, ancak salgın bu yılki sıralamayı değiştirdi” dedi. Buna göre, Tayland’ın başkenti Bangkok da listede 20 sıra birden geriledi ve 46’ıncı en pahalı şehir oldu.

Londra.

ABD ile rekabet Çin’deki fiyatları etkiledi

BBC Türkçe‘nin aktardığına göre, çoğu Çin kenti, ABD-Çin arasında tedarik zincirlerini zorlayan ve tüketici fiyatlarını artıran teknoloji savaşı yüzünden listede ön sıralara çıktı.

Listede Londra üç basamak yükselerek 20’inciliğe yerleşti. New York ise Cenevre‘yle birlikte 7’inci sırayı paylaştı. Latin Amerika, Afrika ve Doğu Avrupa kentleri geçen yıldan bu yana ucuzlarken, Batı Avrupa kentleri daha pahalı oldu. En pahalı 10 kentin dördü, Zürih, Paris, Cenevre ve Kopenhag. 

EIU Dünya Yaşam Pahalılığı endeksi, 130 büyük kentte mal ve hizmet fiyatlarını kıyaslıyor. Buna göre genel olarak fiyatlar sabit kaldı, ancak  temel tüketim maddelerinin fiyatları, diğerlerine kıyasla daha fazla dirençliydi.  

Hong Kong.

Lojistik sorunlar da fiyatları artırırken, tuvalet kağıdı ve makarna gibi ürünlerdeki problemler aynı kategoride fiyatları yükseltti. Raporda yer verilen 10 mal ve hizmet kategorisinde en büyük artış tütün ve eğlencede görülürken, giyecek fiyatlarında en büyük düşüşü görüldü.

Dut “Tüketici ürünlerinde en keskin fiyat artışı bilgisayar fiyatlarında olurken, giyecek fiyatlarında düşüş oldu” dedi.

IFRC: Küresel ısınmaya karşı aşı yok

Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC), iklim değişikliğinin dünya üzerindeki etkilerine ilişkin hazırladığı 2020 Dünya Afetler Raporu‘nu yayınladı.

Küresel ısınmanın koronavirüs salgınından daha büyük bir tehdit olduğuna vurgu yapan IFRC, Dünya Sağlık Örgütü’nün koronavirüsü pandemi ilan ettiği Mart ayından bu yana dünyada 100’den fazla doğal afet meydana geldiğine ve bu afetlerden 50 milyonu aşkın insanın etkilendiğine dikkat çekti.

2019’da 24 bin 400 kişi yaşamını yitirdi

DW Türkçe’nin aktardığına göre 1960’lı yıllardan bu yana dünyayı etkileyen büyük doğal afetlerin mercek altına alındığı raporda iklim değişikliğine ve hava koşullarına bağlı aşırılıkların sıklığı ve yoğunluğunun giderek arttığına dikkat çekildi.

İklim değişikliği ve hava koşullarına bağlı afetlerin sayısının 1990’lı yıllara göre yüzde 35 oranında arttığına işaret edilen raporda, sadece 2019 yılında dünyada kaydedilen 308 doğal afetin yüzde 77’lik bölümünün iklim ya da hava koşulları kaynaklı olduğu, bu afetlerde 24 bin 400 insanın yaşamını yitirdiği belirtildi.

On yılda 410 bin kişi öldü

İklim değişikliği ve aşırı hava olayları nedeniyle, büyük çoğunluğu yoksul ülkelerde olmak üzere son on yılda 410 bin kişinin hayatını kaybettiği, en fazla can kaybının aşırı sıcaklar, kuraklık ve fırtınalar nedeniyle kaydedildiği bildirildi.

IFRC, “uzun vadede tüm insanlığı tehdit eden bu tehlikeye karşı gerekli aciliyette hareket edilmesi” çağrısı yaparak, önümüzdeki on yılda gelişmekte olan 50 ülkeye iklim değişikliğinin etkileriyle başa çıkabilmelerinde yardım edebilmek için 50 milyar dolarlık kaynağa ihtiyaç olduğunu vurguladı.

‘İklim değişikliğinin aşısı yok’

IFRC Genel Sekreteri Jagan Chapagain, dünyada 1,3 milyon insanın ölümüne yol açan koronavirüsün çok ciddi bir kriz olduğunu, ancak iklim değişikliğinin orta ve uzun vadede insan yaşamına ve yerküreye çok daha güçlü etkilerinin olmasını beklediklerini kaydetti.

Chapagain, koronavirüse karşı kısa zaman içinde bir ya da birkaç aşının kullanıma sunulmasının beklendiğini belirterek “Ancak iklim değişikliğine karşı maalesef hiçbir aşı yok” uyarısı yaptı.

Validebağ Korusu’nun belediyeye tahsisine karşı başlatılan kampanyada 25 bin imzaya ulaşıldı

Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından Validebağ Korusu‘nun bakım ve onarımı yapılması istemiyle iki yıllığına Üsküdar Belediyesi‘ne  tahsis edildi. Bu tahsise karşı başlatılan kampanyada imza sayısı 25 bini geçti. İmzalar, Validebağ Gönüllüleri tarafından Üsküdar Belediyesi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘na teslim edildi.

İstanbul Anadolu Yakası’nın en büyük doğal yeşil alanlarından biri olan ve hem tarihi hem de doğal SİT alanı olarak 1. derece koruma altında olan Validebağ Korusu bu zamana kadar birçok projeyle yapılaşmaya açılmak istendi.

Fotoğraf: Evrensel

Son olarak 2020 yılında Validebağ Korusu’nun mülkiyeti Milli Emlak Genel Müdürlüğü‘nde bulunuyordu. Müdürlük, Koru’nun 261.005 metrekarelik bölümüne bakım ve onarım yapılması istemiyle iki yıllığına Üsküdar Belediyesi’ne tahsis etti. Validebağ’ın dokusunun bozulmaması için 22 yıldır mücadele eden Validebağ Gönüllüleri, yapılan bu tahsis işlemine karşı başlattıkları kampanya 22.000 imzayı geçtiğinde imzaları Üsküdar Belediyesi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na teslim etti.

Fotoğraf: Evrensel

Belediye Validebağ’da ne yapacak?

Ekim ayı içinde Üsküdar Belediyesi tarafından yayınlanan bir broşürde, Koru’da açık hava sineması, festival alanı, 500 araçlık otopark, amfitiyatro, yoga-pilates alanı, izci eğitim alanı, köpek gezdirme alanı, 1.600 metrelik bisiklet parkuru, 1.800 metrelik koşu parkuru, piknik alanı, meyve bahçeleri, kır bahçesi ve tuvalet yapımından bahsediliyor.

Bu yapıların Validebağ Korusu’na yapılması halinde Koru’nun 1. derece doğal ve tarihi SİT alanı olmaktan çıkacağına dikkat çeken Validebağ Gönüllüleri, acilen bu projelerden vazgeçilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Gönüllüler, ayrıca Üsküdar Belediyesi’nin asıl görevi olan çöpleri toplamasını ve ağaçların bakımını yapmasını talep ediyor.

2018 yılında Koru’da yapılmak istenen millet bahçesi projesine karşı gönüllülerin açtığı dava ise hala sürüyor.

İmza için tıklayın.

 

Torba yasaya karşı toplanan 32 bin 800 imza TBMM’ye teslim edildi

Maden ve enerji şirketlerine birtakım ayrıcalıklar öngören torba yasanın 17 Kasım’da TBMM Genel Kurulu‘nda görüşülmeye başlanmasının ardından yasanın geri çekilmesi için başlatılan kampanyada toplanan imzalar TBMM’ye teslim edildi.

Kampanyaya aralarında Ekoloji Birliği, Her Yer Kazdağları, Kazdağları Kardeşliği, Yeşil Düşünce Derneği, Ekoloji Birliği ve Kuzey Ormanları Savunması‘nın da yer aldığı 100’ün üzerinde örgüt de desteklerini sunmuştu.

Fotoğraf çekimi engellendi

Ekoloji Birliği Yürütme Kurulu Üyesi ve Artvin Çevre Platformu Temsilcisi Adem Çiftçi tarafından imza kampanyasında toplanan 32 bin 800 imza çıktısı dosya olarak TBMM Başkanlığına teslim edildi.

Ekoloji Birliği’nin aktardığına göre duruma resmiyet kazandırmak için Adem Çiftçi’nin TBMM önünde elindeki dosyalar ile birlikte fotoğraf çektirmesine ise izin verilmedi ve müdahale edilerek fotoğraf çekimi engellendi.

Telefondaki resimleri sildiler

Müdahale sırasında Çiftçi’nin telefonu ile resimlerini çeken Artvin milletvekili danışmanın elinden telefon alınarak, çektiği resimler de polisler tarafından silindi. “Artvin Millet Vekilinin danışmanı yanımdaydı” diyen Adem Çiftçi, konuyla ilgili olarak şu ifadeleri kullandı:

Benim fotoğraflarımı o çekiyordu zaten. Danışmanın fotoğraf çekmesine izin vermediler ve çektirmediler. Elindeki benim telefonumu da alarak o gün çekilen tüm resimleri sildiler. Ancak daha TBMM’ye gitmeden önce çektiklerimi Ekoloji Birliği Yürütme Kurulu’ndan arkadaşlara göndermesem onlar da silinmiş olacaktı.

Birleşik Krallık’ta 2030’dan itibaren benzinli ve dizel araç satılmayacak

Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson, baş danışmanının istifasının ardından hükümeti için bir yeniden başlama fırsatı olarak gördüğü “Yeşil Devrim” projesini öne çekme kararı aldı. Buna göre 2030’dan itibaren yeni model benzinli ve dizel otomobil ve kamyonet satışı yasaklanacak.

Financial Times‘ın aktardığına göre, Johnson “Ülkeyi daha temiz, daha yeşil ve daha güzel hale getirmeye yardımcı olacağını bilmenin memnuniyetiyle, insanlara yüksek vasıflı işlerle yeşil bir iyileşme planlamanın zamanıdır” dedi.

Yeşil dönüşüm için 48 milyar sterlin bütçe, 250 bin yeşil iş

Birleşik Krallık, 2050 yılına kadar net sıfır emisyon hedefi koyan ve geçen yıl da bunun yasasını çıkaran ilk G7 ülkesiydi. Bu durum, vatandaşların  seyahat, enerji ve yemek alışkanlıklarında büyük değişiklikler gerektirecek.

Johnson, yeşil dönüşüm programı için ülke hazinesinden 12 milyar sterlin (16 milyar dolar) özel sektörden de yaklaşık 36 milyar sterlin bütçe ayrılacağını ve 2030 yılına kadar 250 bin yüksek vasıflı yeşil iş yaratılacağını söyledi.

Daha önce ülkenin deniz rüzgar gücünü 2030 yılına kadar 10 gigawatt’tan 40 gigawatt’a çıkarmaya söz veren Johnson, ev ısıtma ve yemek pişirme dahil olmak üzere hidrojen kullanımını deneyen projeler için 500 milyon sterline kadar taahhütte bulunmuştu.

Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği’nin rakamlarına göre, geçen ay tüm krallıkta satın alınan yeni araçların yalnızca yüzde 7’si elektrikli otomobillerden oluşuyor ancak bu araçlara olan eğilim de giderek artıyor. 

Danimarka’da vizonların öldürülmesine gelen tepkilerin ardından Tarım Bakanı istifa etti

Danimarka‘da kürkü için çiftliklerde yetiştirilen vizonların üzerlerinde yeni tip koronavirüs mutasyonuna rastlandığı gerekçe gösterilerek öldürülmesine yönelik karar istifayı beraberinde getirdi.

4 Kasım tarihinde hükümet yetkilileri bir açıklama yapmış ve çiftliklerdeki yaklaşık 17 milyon vizonu öldürmeyi planladıklarını duyurmuştu. Yapılan açıklamada ülkenin kuzey kesiminde vizonlardan enfekte olan 12 kişide bulunan virüste mutasyon keşfedildiği belirtilmişti.

Muhalefet: Gerekli mevzuat yerine getirilmedi

Hükümet gerekçe olarak ise Covid-19’a karşı geliştirilen aşının mutasyonlu virüse etki etmediğini ve bu durumun dünyada yeni bir salgına yol açacağını göstermişti.

Söz konusu kararın hukuki dayanağı olmadığı belirtilirken birçok çiftlikte öldürme işlemi başladı. Öldürülen vizonlar ise ülkenin kuzeybatısında bulunan Holstebro kasabası yakınlarındaki askeri arazide toplu mezarlara gömüldü.

Muhalefet partileri ise hükümet yetkililerini gerekli mevzuatı yerine getirmeden çiftliklerdeki vizonlarının öldürülmesi emrini vermesi ile suçladı.

‘Süreç içerisinde yalan söylendi’

Bu süreçte 1,5 saat boyunca kamuoyuna açık bir toplantıda, Parlamento Çevre ve Gıda Komisyonu’na ifade veren  Tarım Bakanı Mogens Jensen “Halk sağlığı önce geldiği için, hükümet yasa çıkarmayı beklemedi” demişti.

Ancak daha sonra yaptığı bir açıklamada ise “Hükümet yasal dayanağın eksik olduğunu daha sonra öğrendi” demişti. Bu sebeple muhalefet partileri Jensen’in yalan söyleyerek kamuoyunu yanılttığını ve istifa etmesi gerektiğini söyledi.

‘Sorumluluğu üzerime alıyorum’

Tepkiler üzerine sorumluluğu üzerine alan Tarım Bakanı Mogens Jensen istifa ettiğini duyurdu.  ntv.com.tr’nin aktardığına göre Jensen, “Bugün başbakana hükümetten istifa etmek istediğimi bildirdim” dedi.

Danimarka televizyonu DR’ye konuşan Jensen, “Özür dilerim, bunun tüm sorumluluğunu alıyorum” dedi. “Süreç boyunca gerçekleri söyledim.” diyen Jensen, süreçle ilgili bakanlığının bir rapor hazırladığını ve raporun bir hafta içinde hazır hale geleceğini belirtti.

Hollanda’da ölenlerin bedenleri eritilerek biyogaz ve gübreye dönüştürülebilecek

Hollanda İçişleri Bakanı Kasja Ollongren, gömülme ve yakılma dışında cenazelerin kimyasal bir sıvı içerisinde eritilmesini sağlayan “alkali hidrolizi” yöntemine izin vereceklerini açıkladı. Ollongren, ölen kişiden geriye kalan sıvı ve kemiklerin organik gübre ya da biyogaz yapımında kullanılabileceğini söyledi.
 
Ülkede 1955 yılında cenazelerin yakılmasına izin verilmişti. O tarihten bu yana ilk kez cenaze mevzuatında değişikliğe gidilecek.
 
BBC‘den Yusuf Özkan’ın aktardığına göre, Hollanda Sağlık Konseyi, hükümete, cenaze mevzuatının yeniden düzenlenmesini önerdi. Öneride, “güvenli ve sürdürülebilir” bir yöntem olan eritmeye izin verilmesi istendi. Konseye göre, bu yöntemle tabutlar yeniden kullanılabilecek ve yakma işlemine göre daha fazla enerji tasarrufu sağlanacak. 
 

Hollanda İçişleri Bakanı Ollongren, “alkali hidrolizi” adı verilen yönteme meclis, cenaze şirketleri ve halk arasında uzun süredir ilgi duyulduğunu belirterek, “Bunu yasa kapsamına alacağız. İnsanlar yakında bu cenaze hizmetini de seçebilecekler” dedi.

Yeni yılda yürürlüğe girecek

Hükümetin hazırladığı yasa tasarısı, önümüzdeki günlerde meclise gönderilecek. Muhtemelen yeni yılda meclis ve senato onayının ardından yasa yürürlüğe girecek.

“Yeniden boyutlandırma” da denilen “alkali hidrolizi” yönteminde, cenaze yün bir kılıfa sarılarak çelik bir kaba yerleştiriliyor. Kabın içine su ve potasyum hidroksit karışımı özel bir sıvı ekleniyor. Suyun 100-150 derece ısıtılmasının ardından başlayan kimyasal tepkime sonucu vücut, birkaç saat içinde tamamen yok oluyor. Geriye sadece kabın içindeki sıvı ve kemikler kalıyor. Kemikler istenirse bir çömlek ya da büyük vazo benzeri bir kaba yerleştirilebiliyor ya da öğütülerek un haline getiriliyor.

Ölen kişinin yakınları, geriye kalan sıvı ile ne yapılacağını seçebilecek.

‘En çevreci yöntem’

Hollanda Sağlık Konseyi üyesi Prof. Dr. Jan Nijhuis, AD gazetesine, cesedin eritilmesinden sonra oluşan sıvının DNA içermediğini belirterek, bunun en çevreci yöntem olduğunu söyledi. Defin işlemleri nedeniyle yıllardır çok sayıda mezar kazılıp, toprağa pahalı tabutlar indirildiğini belirten Nijhuis’a göre, bu sürdürülebilir bir yöntem değil.

Ölülerin yakılmasının da daha fazla gaz kullanımı ve karbondioksit salınımına yol açtığını söyleyen Hollandalı profesör, alkali hidroliz yönteminin daha fazla enerji tasarrufu sağladığını vurguladı. Nijhuis, bedenin eritilmesini, öldüğünde toprağa girmekten ya da ateşe atılmaktan korkan kişiler için de önemli bir seçenek olarak görüyor.

Hollanda’da şu anda yasa gereği cenazeler sadece defnediliyor, yakılıyor ya da kadavra olarak bilim kurumların bağışlanabiliyor.

2020 İklim Şeffaflığı Raporu: G20 ülkeleri kurtarma paketlerinde fosil yakıtı önceliyor

G20 ülkelerinde yer alan 14 düşünce kuruluşu ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği içinde hazırladığı 2020 İklim Şeffaflığı Raporu (Climate Transparency Report 2020) yayınlandı.

Rapor, dünyanın en büyük ekonomilerinin trilyonlarca doları Covid-19 kurtarma paketlerine yönlendirdiği günümüzde, kaynakların önemli bir kısmının iklim kriterlerini gözetmeyen fosil yakıt sektörüne aktarıldığı ve önümüzdeki on yılda oluşabilecek yenilenebilir enerji fırsatlarını riske atacağını öngörüyor.

Ekonomileri karbona bağımlı hale getirme riski

2019 yılı, enerji sektöründen kaynaklanan emisyonlardaki uzun vadeli artış eğiliminin kayda değer düşüş yaşadığı ve G20 ülkelerinde yenilenebilir enerjinin istikrarlı şekilde büyüdüğü yıl oldu.

Ancak araştırmacılar, hükümetlerin fosil yakıtlara sunduğu koşulsuz desteklerin, bu eğilimi sürdürmek yerine pandemi öncesi eğilimlerle kıyaslandığındaki ekonomileri karbona bağımlı hale getirme riskine karşın uyarıyorlar.

‘AB, Fransa ve Almanya iyi örnekler sunuyor’

Küresel öngörülerle kıyaslandığında bazı G20 ülkelerinin, küresel ısınmanın 1,5°C ile sınırlandırıldığı durumda gerçekleşecek iklim ve hava durumundan daha fazla etkilenebileceği belirtiliyor. Avustralya, Brezilya, Fransa, İtalya, Meksika ve Türkiye’nin, şiddetli şekilde gerçekleşebilecek su kıtlığına veya kuraklığa maruz kalması olası görünüyor.

Uluslararası Kalkınma Enstitüsü‘nde (Overseas Development Institutei ODI) araştırma sorumlusu olarak görev yapan Dr. Charlene Watson, “Kurtarma paketleri iklim krizine çözüm oluşturabilir ya da bu krizi daha da kötüleştirebilir. AB, Fransa ve Almanya gibi G20 üyeleri, iklim değişikliğinin hızla artan etkilerine karşı kendilerini korumanın yanı sıra daha dirençli ekonomiler inşa etmek kapsamında çoğu zaman iyi bir örnek teşkil ediyor. Diğer ülkeler ise fosil yakıtlara önemli destek sunuyor ve son zamanlarda gerçekleşen olumlu gelişmeleri riske atıyor” diyor.

Emisyonlar yüzde 7,5 daha düşük

Raporun öne çıkan bazı küresel bulguları şöyle:

  • 2019 yılında G20 ülkelerinde enerji sektöründen kaynaklanan CO2 emisyonları, ilk kez dış şoklardan (2008/09 mali krizi gibi) ziyade iklim politikaları nedeniyle yüzde 0,1 düşüş yaşadı (2018’de yüzde 1,9 artış göstermesine karşın).
  • Pandeminin etkileri nedeniyle, G20 ülkelerinde enerji sektöründen kaynaklanan CO2 emisyonlarının 2020 yılı sonunda 2019’a kıyasla yüzde 7,5 daha düşük gerçekleşeceği öngörülüyor. Bunun ana nedenleri arasında, bu yıl küresel ölçekte havacılık sektörünün çöküşü sonucunda emisyonlardaki önemli düşüş yatıyor.

Yenilenebilir enerjinin payı yüzde 27’ye yükseldi

  • Yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payı, 2019 yılında G20 ülkelerinin 19’unda artarak, bu ülkelerdeki toplam elektrik üretiminin yüzde 27’sini oluşturdu. Yenilenebilir enerjinin tüm G20 ülkelerinde artışını sürdürmesi ve 2020’de elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 28’ini karşılaması bekleniyor.
  • Kömür tüketimi yüzde 2 azaldı ve yalnızca beş G20 üyesi kömürden elektrik üretimini sonlandırma hedefi belirlemiş durumda bulunuyor.
  • Binaların emisyonlarındaki artışın, 2018’e kıyasla (yüzde 3,2), 2019 yılında (yüzde 0,9) azaldığı görülüyor.
  • Ulaşım (+yüzde 1,5) ve sanayi (+yüzde 1,2) sektörünün emisyonları, 2019’da G20 ülkelerinde artmaya devam ediyor.

‘Pandemi emisyon düşüşlerini hızlandırdı’

Pandemi öncesinde de bazı sektörlerin iklim değişikliğiyle mücadelenin meyvelerini toplamaya başladığını söyleyen Meksika İklim Girişimi’nden (Iniciativa Climática de México) Jorge Villarreal şu değerlendirmede bulunuyor:

Küresel salgın, G20 ülkelerinin birçoğunda bu eğilimleri pekiştirdi. Ancak iklim değişikliğiyle mücadelenin ölçeğinin genişletilmediği durumda, bu etkilerin geçici olması ve atmosferdeki CO2 konsantrasyonlarının artmaya devam etmesi öngörülüyor. Önümüzdeki aylarda yapılacak siyasi seçimler, G20 ülkelerinin emisyon azaltımının sürdürülebilir olup olmayacağı konusunda belirleyici olacak.

Fotoğraf: Shutterstock

‘Yatırımlar uzun vadeli planlarla uyumlu değil’

Rapor Çin, Güney Afrika, Japonya ve Güney Kore‘nin, yüzyılın ortasına kadar karbon nötrlüğüne ulaşmaya ilişkin küresel yarışa katılımıyla, dünyanın en büyük emisyon kaynakları arasında, iddialı iklim hedeflerine yönelik ivmenin artmakta olduğunu gösteriyor. Ancak, kısa vadeli politikaların ve yatırımların henüz uzun vadeli planlarla uyumlu olmadığı sonucuna varılıyor.

Kısa ve uzun vadeli planlar arasındaki bu uyumsuzluk, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırmaya yönelik sınıra yaklaşılmasına ve G20 ülkelerinde sıcak hava dalgaları, orman yangınları ve sel gibi iklim değişikliğiyle bağlantılı aşırı hava olaylarının şiddetlenmesine rağmen devam ediyor. G20 üyeleri arasında yer alan Avustralya, Brezilya, Fransa, İtalya, Meksika, Türkiye, Hindistan, Suudi Arabistan ve Güney Afrika, küresel ısınmanın 1,5°C’yi aşması durumunda, dünya geneliyle kıyaslandığında iklim değişikliğinin etkilere daha fazla maruz kalma riski taşıyor.

Türkiye’de ulaşım emisyonları arttı

Rapor ayrıca Türkiye ile ilgili veriler de ortaya koyuyor:

  • Türkiye, Endonezya ve Güney Kore’nin 2020 yılındaki CO2 emisyon azaltımı, diğer ülkelerle kıyaslandığında daha sınırlı gerçekleşti. Bu ülkeler aynı zamanda 2019 yılında temel sektörlerin emisyon artışının ortalamanın üzerinde seyrettiği ülkeler olarak öne çıkıyor.
  • 2013 ile 2018 yılları arasında G20’de yer alan ülkelerin enerji yoğunluğu yüzde 11,6 azaldı. Türkiye (yüzde 2 artış), Güney Kore (yüzde 4 düşüş) ve Endonezya (yüzde 6 düşüş) bu eğilimin gerisinde kaldı. Türkiye ve Güney Kore aynı zamanda 2013-2018 yılları arasında kişi başına ulaşım kaynaklı emisyonlarda artış yaşadı (sırasıyla yüzde 38 ve yüzde 14 artış). Bu ülkelerin ulaşım sektörünün karbondan arındırılmasına yönelik iddialı politikaları bulunmuyor.

‘Kurtarma paketinde iklim düşünülmüyor’

  • Türkiye’nin Covid-19 kurtarma paketi; sağlık hizmetleri, sosyal koruma, istihdam ve ekonomik teşvik konularına odaklanıyor. Bu ekonomik kurtarma paketinde çevre veya iklim hedeflerine çok az atıf yer alıyor. Paket, yurt içi havayolu seyahatlerinde uygulanan KDV oranının yüzde 18’den yüzde 1’e düşürülmesi yoluyla Türk Hava Yolları’na sunulan desteği ve madencilik sektörünün kurtarılmasını içeriyor. Paket kapsamında olumlu olarak nitelendirilen önlemler arasında elektrik üretiminde yenilenebilir kaynaklardan elde edilen “Yeşil Tarifelerin” belirlenmesi güneşten elektrik üretimine sunulan destekler yer alıyor.
  • Japonya, Meksika, Güney Afrika, Güney Kore ve Türkiye’nin sıfır emisyonlu binalara yönelik ulusal ölçekte politikaları ve stratejileri bulunuyor. Ancak bu stratejiler ve politikalar, ikim değişikliğini 1,5°C ile sınırlandırma hedefiyle uyumlu çizgide değil.
  • Türkiye’de bulunan Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği, izolasyon standartlarını zorunlu kılıyor. Bunun yanı sıra 2017 yılında kabul edilen Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı, yeni yapılacak kamu ve özel binalara yönelik “yaklaşık sıfır enerjili bina” hedefini ortaya koyuyor. Bu amaca yönelik hedefler henüz kamuoyuyla paylaşılmamış durumda.

İklim Şeffaflığı Girişimi Hakkında

İklim Şeffaflığı Girişimi, G20 ülkelerinin birçoğundaki uzmanları bir araya getiren ve 14 düşünce kuruluşu ile STK’dan oluşan küresel bir ortaklık girişimidir. Misyonumuz G20 ülkelerinde iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında iddialı adımların atılmasını teşvik etmektir. Bu amaçla karar vericileri bilgilendiriyor ve ülke ölçeğinde tartışma ortamının oluşmasını teşvik ediyoruz.

İklim Şeffaflığı Raporu Hakkında

İklim Şeffaflığı Raporu (önceki yıllarda “Kahverengiden Yeşile Raporu” (Brown to Green Report) olarak biliniyordu), G20 ülkelerinin iklim eylemleri ve net sıfır emisyonlu ekonomiye geçişleri konusunda dünyanın en kapsamlı yıllık incelemesidir. Bağımsız ve kapsamlı şekilde gerçekleştirilen değerlendirme, OECD, Dünya Bankası, CAT ve IEA gibi önde gelen uluslararası kuruluşların veri setlerinin güncel analizini içeriyor. Rapor aynı zamanda bu alandaki önde gelen küresel uzmanların nitel verilerinden yararlanıyor.

Analiz, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırmaya ilişkin küresel hedef doğrultusunda iklim değişikliğinin etkilerine uyum, iklim değişikliğiyle mücadele ve iklim finansmanı konularını değerlendiren 100 göstergeye dayanıyor. Analiz aynı zamanda iyi uygulamaları ve eksiklikleri şeffaflaştırmayı amaçlıyor. Yönetici özeti ve G20’de yer alan 20 ülkenin profili, raporun karar vericiler nezdinde önemli bir araç olmasını sağlıyor.

Bu yılın raporu, önceki yılın/yılların verilerine dayanan yıllık politika değerlendirmesi ve Covid-19 krizinin yol açtığı etkilerinin analizi ile ülkelerin iklim hedefleri üzerindeki iyileşme çabaları olarak özetlenebilecek iki bölümden oluşuyor.

 

İBB, İstanbul’un ‘Covid-19 Kırılganlık Haritası’nı yayınladı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki BİMTAŞ’ın İstanbul Kalkınma Ajansı‘nın desteğiyle yürüttüğü “COVID-19 ile Mücadele Kapsamında İstanbul Kırılganlık Haritası” projesi sonuçlandı.
 
Proje kapsamında, İBB İstanbul İstatistik Ofisi, 961 mahalleden toplanan verileri derleyerek mahallelerin sosyo-ekonomik durumundan ulaşım bağlantılarına, kentsel yoğunluktan demografik yapısına kadar özelliklerini inceledi.

Projenin sonuçları şöyle: 

Sosyo-ekonomik risk

  • Kırsal mahallelerde sosyo-ekonomik risk daha yüksek
  • Endeksin sonuçlarına bakıldığında kırsal nitelikli mahalleler olarak tanımlanan bölgelerin, kent merkezindeki mahallelere göre riskinin yüksek olduğu görüldü.
  • Avrupa Yakası’nda Çatalca, Silivri, Arnavutköy; Anadolu Yakası’nda Beykoz, Pendik, Şile ilçelerinde bulunan mahallelerde, sosyo ekonomik riskin yüksek olduğu belirlendi. Kadıköy, Ataşehir, Beşiktaş, Bakırköy ve Şişli ilçelerinde yer alan mahallerde ise sosyo-ekonomik kırılganlık değerleri düşük çıktı.

  • Fatih (Arnavutköy), Yunus Emre (Arnavutköy), Atatürk (Arnavutköy), Pirinççi (Eyüpsultan), Şahintepe(Başakşehir), Oklalı (Çatalca), Yavuz Selim (Arnavutköy), Göçbeyli (Pendik),  (Sultangazi), Hicret (Arnavutköy) mahalleleri ise sosyo-ekonomik riskin en yüksek olduğu mahalleler olarak belirlendi.

Ana ulaşım akslarında risk daha büyük 

  • Endeks sonuçlarına göre, İstanbul’un ana ulaşım akslarında yer alan mahallelerin riskinin yüksek olduğu görüldü.
  • Özellikle Avrupa Otobanı (E-5), Trans Avrupa Kuzey Güney Otoyolu (E-80) ve metro hatlarının geçtiği mahallelerde kırılganlık değerleri yüksek olarak tespit edildi.
  • Avrupa Yakası’nda yer alan mahalleler, Anadolu Yakası’ndakilere göre daha riskli durumda iken, Bakırköy, Bahçelievler, Zeytinburnu, Bayrampaşa ve Şişli ilçelerinde yer alan mahallelerde endeks değerleri daha yüksek bulundu.
  • *Ulaşıma bağlı kırılganlığın en yüksek olduğu mahalleler ise sırasıyla; Mimar Sinan (Üsküdar), Aksaray (Fatih), Esentepe (Şişli), Merkez (Şişli), Caferağa (Kadıköy), Osmaniye (Bakırköy), Acıbadem (Kadıköy), İçerenköy (Ataşehir), Ünalan (Üsküdar), Topçular (Eyüpsultan) oldu.

Açık ve yeşil alan miktarının azlığı riski artırıyor

  • Endeks sonuçlarına göre, genel olarak İstanbul’un kent merkezi ve alt merkezlerinde yer alan mahallelerin risk oranları yüksek olarak belirlendi.
  • Nüfusun yoğunlaştığı, kentsel hareketliliğin fazla olduğu veya ticaret akışının bulunduğu Bahçelievler, Bağcılar, Esenler, Güngören, Başakşehir, Zeytinburnu, Gaziosmanpaşa ve Sultangazi ilçelerinde yer alan mahallelerin kırılganlıklarının yüksek olduğu kaydedildi. İstanbul’da hizmet sektörünün ve iş alanlarının yoğunlaştığı Avrupa Yakası’nda, kentsel yoğunluğa bağlı risk Anadolu Yakası’na göre çok daha yüksek oldu.
  • Bu sonucu, Avrupa Yakası’nda yer alan bazı ilçelerde açık ve yeşil alan miktarlarının ilçe nüfusuna ve ilçenin büyüklüğüne göre yetersiz durumda olması, konut ve ticaret alanlarının yoğun durumda olması da etkiledi.
  • Kentsel yoğunluğa bağlı kırılganlığın en yüksek olduğu mahalleler ise sırasıyla; Ziya Gökalp (Başakşehir), Karadeniz (Gaziosmanpaşa), İçerenköy (Ataşehir), Şenlikköy (Bakırköy), Hürriyet (Bahçelievler), Şirinevler (Bahçeliever), Soğanlı (Bahçelievler), İsmetpaşa (Sultangazi), Ahmet Yesevi (Pendik), Cevizli (Maltepe) olarak belirlendi.

Dört ana başlık ve 22 alt başlık halinde oluşturulan haritalarla riskli, kırılgan bölgeler ile acil müdahale edilmesi gereken bölgelerin tespit edilmesi, salgınla mücadelede kaynakların rasyonel ve optimum bir şekilde kullanılması, karar alıcı kent paydaşlarına acil müdahale bölgeleri konusunda önceliklendirme yapılması ve müdahale politikalarına katkı sunulması amaçlandı.

Covid-19 ile Mücadele Kapsamında İstanbul Kırılganlık Haritası için tıklayın

Orta Amerika’yı bu kez de Iota Kasırgası vurdu: İkisi çocuk altı kişi öldü

Orta Amerika geçtiğimiz haftalarda yaşana Eta Kasırgası‘nın yaralarını sarmaya uğraşırken bu kez de Iota Kasırgası‘yla karşı karşıya geldi. Nikaragua‘da da ikisi çocuk altı kişi hayatını kaybetti.

Kasırga sebebiyle birçok ev kullanılamaz hale geldi. Aşırı yağış nedeniyle de bölgede su baskınları oluştu. 250 kilometre/saat hıza ulaşan kasırga nedeniyle bölge halkı bulundukları yerlerden tahliye edildi.

Kopan elektrik kabloları ve kesintiler sebebiyle Bilwi (Puerto Cabezas) kentiyle iletişim tamamen koptu.

İklim krizi kasırga şiddetini artırıyor

Araştırmalar iklim değişikliğine bağlı yükselen okyanus sıcaklıklarının kasırgaların şiddetini artırdığını söylüyor.

Honduras Başkanı Juan Orlando Hernández yaptığı konuşmada “İklim değişikliğine Orta Amerika sebep olmuyor. Ama gene de en çok biz etkileniyoruz” dedi.