Ana Sayfa Blog Sayfa 18

[COP16] BM Biyoçeşitlilik Zirvesi, Kolombiya’da başladı

BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi‘nin (BÇS) 1992 yılında imzalanan 16. Taraflar Konferansı olan COP16, bugün (21 Ekim) Kolombiya‘nın Cali kentinde başladı.

1 Kasım’a kadar sürecek zirvede, iki yıl önce yapılan COP15‘te mutabakata varılan tarihi  30×30″ hedeflerinin ardından, ülkelerin kalan altı yılda bu taahhüdü nasıl yerine getirebilecekleri konusuna odaklanılacak.

2022’de Kanada‘nın Montreal kentinde düzenlenen COP15’in sonunda, katılan ülkeler Kunming-Montreal Anlaşması‘nı imzalamıştı. Küresel ısınmayı 1,5 santigrat derecenin altında tutma taahhüdüne dayanan Paris Anlaşması‘na benzetilen anlaşmanın en önemli maddelerinden biri, 2030 yılına kadar doğanın yüzde 30’unu koruma hedefiydi. Bu ’30×30’ hedefi, tarihin en büyük kara ve okyanus koruma taahhütlerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Yeşil Nokta[COP15] Biyolojik çeşitlilik için tarihi bir anlaşmaya imza atıldı
Yeşil NoktaKenya’daki COP15’te uzlaşma: Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi hayata geçiyor

Anlaşmada öncelikli konulardan biri de hesap verebilirlik olarak belirlenerek hükümetler ve şirketlere çeşitli sorumluluklar yüklenmiş; gelişmekte olan ülkelerdeki koruma çalışmaları için 2030 yılına kadar yılda 30 milyar dolar ve yerli halkların haklarının korunması da nihai metne girmişti.

Ulusal strateji ve eylem planlarının sunulması bekleniyor

Cali’de düzenlenen COP16’nın açılışında konuşan Kolombiya Çevre Bakanı HE Susana Muhammed, “Bu, dünyanın en fazla biyolojik çeşitliliğe sahip ülkelerinden biri için harika bir fırsat olacak. Zirve, Latin Amerika‘dan dünyaya iklim eyleminin ve yaşamın korunmasının önemi hakkında bir mesaj gönderiyor” dedi.

Dünyanın dört bir yanından liderler, gezegendeki biyoçeşitliliğin durumu görüşmek ve doğanın tahribatını durdurmak için anlaşmalar yapmak üzere müzarekeler gerçekleştirmek üzere iki yılda bir bir araya geliyor. Bu hafta Cali’de başlayan 16. BM Taraflar Konferansı Zirvesi’ne 196 ülkenin temsilcileri katılıyor.

Zirvede, bilim insanları, yerli topluluklar, iş dünyası temsilcileri ve çevre bakanları COP15’te üzerinde uzlaşılan tarihi hedeflere doğru ilerlemeyi görüşecek ve bunların nasıl izleneceği konusunda müzakere edecek.

Kolombiya’da hükümetlerin Ulusal Biyoçeşitlilik Stratejileri ve Eylem Planları (NBSAP) olarak bilinen hedeflere nasıl ulaşmayı planladıklarına dair ulusal stratejiler sunmaları bekleniyor.

Guardian‘a göre ilk belirtiler, hükümetlerin yüzde 80’inden fazlasının eli boş döneceği yönünde; ancak Brezilya gibi muazzam biyoçeşitliliğe sahip bazı ülkeler karmaşık ve onlarca yıllık bir strateji geliştirdiklerini söylüyor.

CarbonBrief, 17 “megaçeşitli” ülkeden şimdiye dek yalnızca beşinin NBSAP ürettiğini açıkladı.

2022 anlaşmasını imzalayan 196 tarafın yalnızca %10’u Çin‘de uygulamaya koymayı kabul ettikleri doğa eylem planlarını yayımladı. Gereken yıllık 20 milyar doların çok altında bir fonlama söz konusu ve dünya okyanuslarının yalnızca yüzde 2,8’i “etkili” bir şekilde korunuyor.

Ekosistemlerin en güvenli durumda olduğu bölgeler ise, geleneksel koruyucuların, yani yerli halklar ve yerel toplulukların yaşadığı ve karar aldığı bölgeler.

Son kapsamlı rapora göre, Dünya’nın yaban hayatı popülasyonları sadece 50 yılda yüzde 73 oranında azaldı. Biyoçeşitlilik krizini tersine çevirmek iklim kriziyle mücadeleyle derinden iç içe geçmiş durumda.

Yeşil Nokta2024 Yaşayan Gezegen Raporu: Yaban hayatında yüzde 95’e varan düşüşler yaşandı

Koruma finansmanı masadaki en önemli konu

Zirvede, doğayı koruma ve restore etme taahhütleri anlaşmanın ana başlıkları olsa da, en önemli tartışmalar bunların finansmanı konusunda çıkacak. 2022’de Montreal’de düzenlenen Cop15 müzakereleri sırasında, gelişmekte olan ülkeler koruma hedeflerini uygulamak için daha fazla paraya ihtiyaç duyduklarını söylemiş ve nihai anlaşmanın bir parçası olarak finansmanda önemli bir artış talep etmişti.

Hükümetler de on yılın sonuna kadar yılda en az 30 milyar dolar (23 milyar sterlin) doğa finansmanı sağlamayı kabul etmiş ve 2025’e kadar 20 milyar dolarlık bir ara hedef belirlemişti. İlk dönüm noktasına bir yıldan az bir süre kala, Birleşik Krallık ve AB üye ülkeleri gibi zengin bağışçı ülkelerden gelen yeni finansal taahhütler, hükümetlerin sözlerini tutup tutmadıklarını gösterecek.

Küresel Güney’den ‘biyokorsanlığın’ önlenmesi talebi

Zirvede, dünyanın mercan resifleri, yağmur ormanları ve diğer zengin ekosistemlerini ticari keşifleri, özellikle de yapay zeka endüstrisi için kullanan gelişmiş ülkelerin kazançları da masaya yatırılacak. doğanın genetik kodlarını  için kullanan gelişmiş ülkeler, doğanın genetik kodlarını

Küresel güne, keşiflerden elde edilen kârların paylaşılmasında kendilerine adil payların ödenmesini istiyor. Şirketlerin kaynağını belirtmeden genetik bilgi almasını “biyokorsanlara” benzetiyorlar.

Cop16’da ülkeler bu konuda ilk kez bir anlaşma müzakere edecek. Anlaşma sağlanırsa, doğal dünyanın genetik verilerinden elde edilen fonlar koruma için yeni ve potansiyel olarak kazançlı bir gelir haline gelmesi bekleniyor.

COP16’da yerli halkların beklentisi ise doğa koruma anlaşmalarının pratikte ne kadar ilerlediğini görmek. Zirvede, Montreal’de üzerinde anlaşılan Kumming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi’nin (GBF) her ne kadar hukuki bağlayıcılığı olmasa da ulusal biyoçeşitlilik planları aracılığıyla dört kapsamlı hedef ve 23 küçük hedefi karşılama konusundaki ilerlemeleri göstermeleri bekleniyor.

Hükümetler ise başarının nasıl ölçüleceğine henüz karar vermiş değil. Arazi koruma ve finansmanı ölçmek BM’nin denetimi sayesinde nispeten kolay olsa da türlerin azalmasının, biyolojik çeşitlilik yoğunluğunun ve sürdürülebilir kaynak yönetiminin ölçülmesi ve ilerlemenin nasıl takip edileceği konusunda tartışmalar sürüyor.

Greenpeace Orta ve Doğu Avrupa Biyoçeşitlilik Kampanyacısı Špela Bandelj Ruiz, “Eylem olmadan boş vaatlere son verilmeli. Yeni seçilen AB liderleri ve Komisyon, hayati ekosistemleri koruyan, temiz suyu garanti eden ve sağlıklı gıda sağlayan yasalar çıkarmalı” dedi.

Ruiz, Avrupa Komisyonu temsilcilerinin zirvede ilgi odağı olacağını ve tüm dünyanın mevcut küresel taahhütlerini nasıl yerine getirdiklerini, ayrıca yeterli fonlama eşliğinde hedeflerin uygulanmasına öncülük edip etmediklerini izleyeceğini de belirtti.

Kolombiya’nın Gustavo Petro yönetimindeki ilk solcu hükümeti ise zirveyi barış için bir katalizör olarak kullanmayı istiyor. Kolombiya Devrimci Silahlı Kuvvetleri (FARC) ile 2016’da imzalanan barış anlaşmasına rağmen, ülkenin bazı bölgelerinde gerilla gruplarıyla çatışmalar devam ediyor. Cop16’nın başkanı, Kolombiya Çevre Bakanı Susana Muhamad, Cop16’nın aynı zamanda şiddetli çatışmanın altını çizmek için bir fırsat olduğunu ve zirvenin “Doğayla Barış” temasının motivasyonunun bir parçası olduğunu söyledi.

 

 

Birleşik mücadelenin zaferi: Antalya-Doyran’da olmayan suya HES iptal edildi

Olmayan suya HES yapacaklardı. Olmadı. Halk, ekoloji aktivistleri ve bilim insanlarının müthiş hızlı örgütlenen kolektif gücüyle, şirketin çöp bir projeden ibaret olan HES denemesi anında ters tepti. 

8 Ekim Salı günü yapılan ÇED toplantısından önceki yazımda, halkın önündeki en önemli sınavın bu toplantı olduğunu söylemiştim. Konyaaltı ilçesi sınırlarındaki 11 köy muhtarı ve halkıyla ÇED toplantısında firesiz ayağa kalktığı gibi ilçenin belediye başkanı Cem Kotan ve ilçenin tüm muhtarları oraya gelip sözlü desteğini açıklamıştı.

Yeşil NoktaAntalya’da olmayan suya HES yapacaklar
Yeşil NoktaDoyranlılar, nehirlerine HES yapılmasına karşı kararlı: İzin vermeyeceğiz!

Bu süreç bize çok iyi gösterdi ki; arkadaşlarımızın hızla bölgeyi etüd etmesi, görüntülemesi, bilim insanlarından aldığımız raporlar ve hukukçu arkadaşlarımızın her an yanımızda olması, sosyal medya aracılığıyla herkesin adım adım bilgilendirilmesi etkili bir sonuç doğurabiliyor. Bu durumda ulusal medya da daha çok yer verip, haberleştirebiliyor. Bu vesileyle başta lisansı iptal edilip, en azından bir süre için kapatılan Açık Radyo olmak üzere bize haberleriyle yer veren tüm basın örgütlerine teşekkür ederiz.

Öğrenilmiş çaresizlikten bir araya gelmenin umuduna…

Yukarıda bütün bunları şunun için anlattım. Hem ülkemizde hem de dünyada, sağın yüksek yoğunluklu seyreden siyaseti ve sol-un politikasızlığı sonucunda, insanlar evlerine çekilip, olan biten karşısında depresif bir ruh haline ve yalnızlığa büründü uzunca bir süredir. Dolayısıyla, bu örgütlü kötülük ikliminde ne istemiyorum? ve buna nasıl karşı koyabilirim? soruları çok önemli sorular olarak önümüze çıkıyor. Bireylerin bu yalnızlık ortamından çıkabilmesi için pratik anlamda sonuç alınan örnekleri ve bunun altyapısının nasıl örgütlendiğini görmeye ihtiyacı var.

Neyse bu konuda teorik ve pratik süreçleri birarada ele alacağım bir yazı sözü vererek virgül koyayım. Zira yazılacak çok şey var. Şimdi biz başarımızın keyfini çıkaralım. Phaselis mücadelesi sürecindeki güzel sonuçların ardından, Doyran’da HES iptali hepimize çok iyi geldi. Işık Akdeniz‘den mi yükseliyor ne? Birkaç yıl önce Antalya Ulupınar‘ın ulu çınarlarının karayoluna kurban verilmeyişini de unutmayalım. Mücadele deneyimi olan olmayan herkesin bu süreçleri sahiplenişi ve hiyerarşi üretmeyen pratiği beni gerçekten çok duygulandırdı ve umutla doldum. Bu nedenle izninizle emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Doyran Deresi özgür akacak, dereden beslenen insanlar, kuşlar, yılanlar, ağaçlar ,böcekler ve daha sayamadığım nice canlılar yaşayacak!

Biz varsak, mücadele varsa, çaba varsa, umut var, yaşam var, neşe var!

Gerisini sermayedarlar düşünsün!

*

Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü, ÇED sürecinin sonlandırılmasına ilişkin yazısında şunları kaydetti:

Doyran Regülatörü ve Hidroelektrik Santrali projesine ait cebri boru güzergahının yaklaşık 5600 metrelik kısmının Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) tarafından 28/12/2009 tarih ve 27446 sayılı Resmi Gazete’nin Çeşitli İlanlar kısmında yayımlanmış olan “Antalya Doyran İçme Suyu Kaynakları İçme Suyu Kuyuları Koruma Alanı İlanı”nda verilen Mutlak Koruma Alanı içerisinde, yaklaşık 2300 metre kısmının da “Antalya Yemişpınarı Kargılı Çeşme İçme Suyu Kaynakları Koruma Alanı İlanı”nda verilen 1. Derece Koruma Alanı içerisinde kaldığı Mutlak Koruma alanında mevcut içme kullanma suyu tesislerinin yanında ilave edilecek yeni içme suyu işletme tesislerinin inşaatı yapılabileceği, bu alanlarda Orman Genel Müdürlüğünün ormanları korumak amacıyla yapacağı çalışmalara sadece müsaade edilebileceği, bu alanın başka hiçbir amaçla kullanılamayacağı nedenleriyle projenin yapılmasının uygun görülmediği” hususları Bakanlığımıza iletilmiştir.”

 

Fernas’da maden işçileri kazandı:

Manisa’nın Soma ilçesinde AKP Batman Milletvekili Ferhat Nasıroğlu’nun sahibi olduğu Fernas Madencilik’te, sendikaya üye oldukları işten atılan işçilerin talepleri, 53 gün süren eylemlerin ardından kabul edildi.

Maden işçileri ile işveren arasında işten atılan işçilerin işe dönmesi, ücretlere zam ve diğer haklarla ilgili anlaşmaya varıldı.

Yeşil NoktaFernas işçilerinin eylemi sürüyor: Kölelik düzenine karşı bir uyarı!
Yeşil NoktaFernas direnişinin 29’uncu gününde sendika yöneticileri gözaltına alındı
Yeşil NoktaFernas Madencilik işçileri Ankara’ya yürüyor
Yeşil NoktaAnkara’da açlık grevi yapan Fernas işçilerine polis saldırısı: 37 gözaltı

Eylemlerine Ankara‘da devam ederken müzakere yolunun açılması üzerine Soma’ya dönen madencilerin sendikası Bağımsız Maden İş, işveren tarafı ile iki görüşme gerçekleştirdi. Madencilerin taleplerinin büyük oranda kabul edildiği görüşmelerin ikincisinde anlaşma sağlandı.

Yapılan anlaşmaya göre; madencilerin maaşlarında ocak ayı itibarıyla iyileştirilme yapılacak, işten çıkartılan işçiler istemeleri halinde hak kaybı olmadan işe geri dönebilecek, işe geri dönmek istemeyen işçilere de tazminatları ödenecek.

Anlaşma sonrası ise Fernas işçileri ve işveren tarafından ortak yazılı açıklama yapıldı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bir süredir kamuoyunun gündeminde olan Fernas Maden İşçileri konusunda; eski çalışan, hâlâ çalışmaya devam eden ve eyleme katılıp geri dönen işçi temsilciler ve işveren kendi iradeleriyle ortak çözüm önerileri hakkında yaklaşık 8 saat süren iki ayrı görüşme gerçekleştirmiştir.

 

Görüşme sonucunda, taraflar arasındaki temel problemlerin iletişim olduğu ve her iki tarafın da iletişim kanallarını bundan sonra açık tutması gerektiği; asgari ücrette ara dönemde zam yapılmaması sebebiyle Soma Havzası ile işletme arasında oluşan farkın, Fernas’ın ortak olduğu diğer işletmenin hazırlık ve üretim aşamaları baz alınarak Ocak 2025 itibarıyla artış yapılması ve yapılacak artışın, işçilerin kıdem ve mesleki tecrübelerinin yine ortak işletme göz önünde alınarak oluşturulacak organizasyon şeması ile yapılacağı; banka ile görüşülerek ortak işletme ile eş koşullarda maaş protokolü yapılması ve alınacak promosyonların işçilere ödeneği; mutabakata varılan ve işe dönmek isteyen işçilerin herhangi bir hak kaybına uğramadan 21.10.2024 itibarıyla işbaşı yapabileceği, ayrılmak isteyen işçilere ise kıdem, ihbar tazminatları ve varsa yıllık izin alacakları ödenerek ayrılma imkanının sağlanacağı ve karşılıklı açılmış davalardan feragat edileceği konusunda hem işçi hem de işveren mutabakata varmıştır.

 

Bu görüşmeler ile karşılıklı güven tazelenmiş, işçi ve işveren, geçmişi geçmişte bırakarak birlikte yeni bir sayfa açmıştır. Gelinen noktada kazanan işçi ve işverendir.

 

Birlikte, iletişim kapını açık tutarak hem üretip hem ülkenin kalkınmasını sağlayacak şekilde Soma Havzasındaki en iyi işletme modelini kuracağımıza inancımız tamdır.”

Fernas Madencilik işçileri hem işten çıkarılmalara tepki göstermek hem de riskli çalışma koşulları ve düşük ücretleri protesto etmek için 25 Eylül’de Soma’dan Ankara’ya çıplak ayakla yürüyüş başlatmış; 2 Ekim’de ulaştıkları Ankara’da açlık grevine başladıkları sırada polisin saldırısıyla karşılaşmış ve gözaltılar olmuştu.

Nasıroğlu ise işçilerin sendikalı oldukları için değil, disiplin suçu işledikleri için işten çıkarıldığını iddia eden Nasıroğlu, sendikayla bir problemlerinin olmadığını ancak sendikaların farklı niyetler ortaya koyduğunu savunmuştu.

 

CVK Madencilik için ‘acele kamulaştırma’ya tepki: Savaş mı var, neyin acelesi?

CVK Madencilik Anonim Şirketi‘nin Balıkesir‘in İvrindi ve Altıeylül ilçelerinde en az 16 köyü etkileyecek Sarıalan Altın Madeni projesi için “acele kamulaştırma” kararı verildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylanan karar 18 Ekim 2024 tarihli Resmi Gazete‘de yayımlandı.

“200903319 Ruhsat Numaralı sahada IV. Grup (Altın-Bakır) Maden Ocağı ve Cevher Zenginleştirme/Atık Depolama Tesisi” projesi kapsamında köylülerin atalarından bu yana kullandıkları, ekip biçtikleri tarlalar ve fıstık çamları bulunuyor.

Kararla, İvrindi’nin Gökçeyazı Mahallesi’nde altı adet, Altıeylül İlçesi Sarıalan Mahallesi’nde dört adet olmak üzere 10 adet tarla, açık ocak ve atık barajı alanı olarak , devlet zoruyla köylüden alınarak şirkete verildi. Köylünün rızası, onayı alınmadı.

Sözkonusu projeye ilişkin verilen ‘ÇED Olumlu’ kararına karşı köylülerin Danıştay‘da açtığı dava ile ruhsat iptali davaları ise sürüyor.

Yeşil NoktaCVK’nın altın madeni tarlaları yuttu, kadınlar isyan etti: Tarlam nerede!
Yeşil NoktaCVK Madencilik’in tehlikeli atık depolama alanı için halkın katılımı toplantısı
Yeşil NoktaCVK’nın Türkmen Dağı’ndaki altın madeni projesi Danıştay’dan döndü
Yeşil NoktaTürkmen Dağı’nda altın madenine karşı valiliğe binlerce imzayla dilekçe verildi
Yeşil NoktaTürkmen Dağı, İliç olmasın diye dayanışma büyüyor: Siyanürlü sömürüye hayır!
Yeşil NoktaBalıkesir’de maden tehlikesine karşı köylüler ayakta: ‘Gökçeyazı ölümyazı olmasın’
Yeşil NoktaSarıalan Altın Madeni projesi davası sürüyor: ‘Yeni İliç olmasın’
Yeşil NoktaBalıkesir Sarıalan Köyü’nde altın madeni için ÇED süreci başladı

Cengiz Holding de bölgede hayata geçirmek istediği Halilağa bakır madeni projesine karşı açılan dava sürerken vatandaşlara arazilerini şirkete vermelerini istemiş; köylülere “Ya bize satarsınız ya da topraklarınız kamulaştırılır” demişti.

‘Acele kamulaştırma’ kararları kimin yararına?

Bölge halkının kurduğu Gökçeyazı Türkmen Dağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği ile Türkmen Dağı Köylüleri’nin yaptığı ortak açıklamada, birkaç gün önceki Dünya Çiftçiler Günü‘nde kamu kurumlarının, çiftçilerin gününü kutladığı hatırlatarak, “devleti temsil eden en üst makam, şirketin kamulaştırma talebi üzerine, köylülerden değil, şirketlerden yana tercihini kullandı” denildi.

Acele kamulaştırma kararlarının savaş hali gibi acil eylem gerektiren durumlarda, gerçekten kamunun yani halkın yararına olacak yatırımlar, projeler için kullanılması gerekirken, uzun süredir kamunun (halkın) değil, şirketlerin yararına kullanıldığı belirtilen açıklamada, şunlar ifade edildi:

“Tarımın, tarım alanlarının, gıda üretiminin ne kadar kıymetli ve önemli olduğunu Covid-19 pandemisi döneminde gördük. Tarım ürünleri olmasa, ne yiyecektik?

Tarlaları zorla ellerinden alınan Gökçeyazı ve Sarıalan köylüleri şimdi ne yapacak? Banka hesaplarına yatırılacak üç kuruş ile büyük şehirlere gidip ev mi alabilecekler? Ev alsalar neyle geçinecek, ne iş yapabilecekler? Köylüleri yerinden, yurdundan, geçim kaynaklarından eden bu politikaların kimlere yaradığını, kimin için uygulandığını çok iyi biliyoruz.

“CVK Madencilik Anonim Şirketi’nin söz konusu projesinin “ÇED Olumlu” kararlarının iptali için açılmış olduğumuz davalar, Danıştay nezdinde devam etmektedir.

Ayrıca, Balıkesir Valiliği tarafından verilen Gayrisıhhi Müessese İzni/Çalışma Ruhsatının ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından verilmiş olan işletme ruhsatının iptali için de köylülerle birlikte iki ayrı dava açtık. Bu davalarda da süreç devam etmektedir. Tarlaları ellerinden alınan köylüler Cumhurbaşkanı’nın “Acele Kamulaştırma Kararı”nın iptali için de dava açacak.

Sn. Cumhurbaşkanı’nı bu kararından dönmeye, köylülerden, halkından yana olmaya davet ediyoruz.”

Bölge ‘madencilik saldırısı’ altında

Yüzde 80’in madenlere ruhsatlandırılmış Kazdağları çevresindeki illerde; Çanakkale ve Balıkesir başta olmak üzere neredeyse tüm ilçelerde çeşitli madencilik projeleri bulunuyor.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, 2022’de Balıkesir’in söz konusu projelerde en çok nasibini alan ilçelerden Balya, İvrindi, Havran, Sındırgı ve Dursunbey‘deki projeleri listelemiş; bunlar arasında altın, gümüş ve bakır madenciliğinin yanı sıra metalik madencilik, taş ocakları, mermer ocakları, kömür ocaklarının da yer aldığına dikkat çekmişti.

Yeşil NoktaBalıkesir madencilik projelerinin sahasına dönüştü
Yeşil NoktaKazdağları talanı: Ne uğruna?
Yeşil NoktaKazdağları’nda Cengiz Holding’in projesine bilirkişi raporu: ‘ÇED olumlu kararı’ uygun değil
Yeşil Nokta[Bir konu/k] Kazdağları direnişinin üçüncü yılı: Her köyün tepesinde bir maden projesi
Yeşil NoktaKazdağları’ndan Cengiz Holding’e ikinci dava: Bakanlığın şirket kurtarıcı yönetmeliklerine sığındı
Yeşil NoktaKazdağları’nda iki kez iptal edilen altın madeni projesi bir kez daha ÇED sürecinde
Yeşil NoktaCengiz Holding, davası süren projesi için Kazdağları’nda ağaç kesimine başladı
Yeşil NoktaMaden Kanunu’nda değişiklik teklifine Kazdağları’ndan itiraz: Geri çekin!
Yeşil NoktaYine Kazdağları, yine ‘kapasite artışı’: Altın madenine ‘ÇED olumlu’ kararı yargı önünde
Yeşil NoktaKazdağları’nda Cengiz ve Nurol holdinglere verilen yeni maden iznine itiraz reddedildi
Yeşil NoktaCengiz Holding, Kazdağları’ndaki Halilağa madeni için kırıma başladı

 

Gebze Kitap Fuarı’nda hayvan hakları savunucularından protesto

Gebze Belediyesi‘ne ait barınakta, aralarında yavruların da olduğu 43 hayvanın öldürülerek, poşetler içinde çöpe atılmasının ardından, sorumluların istifa etmesi ve cezalandırılması talebiyle barınak önünde başlatılan nöbet sürüyor. Hafta sonu da hak savunucuları protestolarını belediyenin düzenlediği Kitap Fuarı’‘na taşıdı.

Kızılbayrak.net‘in aktardığına göre, 18 Ekim’de öğle saatlerinde belediye binasının önünde bir açıklama yapıldı ve burada hayvan katliamında sorumlu olanlara dair herhangi bir işlem yapılmamasına tepki gösterildi.

Belediye Başkanı Zinnur Büyüköz‘ün hayvan dostlarına “hırsız” demesi eleştirilen ve koruma altına alınan hayvanların kuduz olduğuna dair belediye tarafından yapılan açıklamanın “yalan olduğu” belirtilen açıklamada, süreç sonuçlanana kadar nöbete devam edileceği duyuruldu. Ardından da belediye yetkilileriyle bir görüşme yapıldı.

Daha sonra hafta sonu yapılan Kitap Fuarı’na giden yaşam savunucuları, burada herkese bulundukları yerlerdeki barınakları kontrol etme çağrısı yaptı.

Barınakta yapılan katliamın ardından çok sayıda yayınevi, belediyenin düzenlediği kitap fuarına katılmayacaklarını duyurmuştu. 

 

Fuarda stant açmayan yayınevleri şöyle: 

 

Alfa Kitap, Artemis Yayınları, Ayrıntı Yayınları, Bilgi Yayınevi, Can Yayınları, Destek Yayınları, Doğan Kitap, Everest Yayınları, Ephesus Yayınları, Guardian Yayınları, Leman Dergisi, Kapı Yayınları, Kronik Kitap, Olimpos Yayınları, İthaki Yayınları, Kronik Kitap, Nika Yayınevi, Metis Yayınları, Mona Kitap, Sel Yayıncılık, Simurg Art Yayınları.

Açıklamanın ardından aktivistler “Barınaklarınız kan kokuyor!”, “Susma haykır katliam vardır!”, “Katiller içeri hayvanlar dışarı”, “Zinnur elini hayvanlardan çek!” sloganları atmaya başladığında yüksek sesle müzik yayını yapılarak ses engellenmeye çalışıldı.

Eylem daha sonra fuar alanı önünde de devam etti.

Yeşil NoktaGebze’de katliam: Barınağa götürülen 30 köpek ve 13 kedi zehirlenerek öldürüldü
Yeşil NoktaGebze’deki vahşete Türkiye’nin her yerinden tepki yağıyor: Yasayı geri çekin!
Yeşil NoktaGebze Belediyesi’nden tanıdık ‘katliam’ açıklaması’: Dışarıda ölmüş hayvanları topladık
Yeşil NoktaGebze katliamı’nı protesto eden hak savunucularına gözaltı, darp
Yeşil NoktaGebze Belediye Başkanı’ndan dava: Hayvanlarımızı çaldılar, mamaları gaspettiler, geri getirin
Yeşil NoktaGebze Belediye Başkanı, katliamdan kurtarılan hayvanların barınağa iadesini istedi

Belediye’den açıklama: Başıboş hayvanlardan koruduğumuz çocukları üzdüler

Gebze Belediyesi ise katliamın ardından yaptığı gibi, eylemle ilgili olarak da hak savunucularını suçlamaya devam etti. 

Protesto eylemini “baskın” olarak nitelendiren belediyeden yapılan paylaşımda şunlar denildi:

“Ve bunu da yaptılar. Kitap fuarımızı sözde hayvanseverlik kisvesiyle adeta bastılar. Yaptıkları vandallıkla fuarda bulunan çocuklarımızın kalplerini titrettiler. Gerçek birer hayvansever olarak yetiştirmeye çalıştığımız, başıboş sokak hayvanlarından korumak için bütün imkanlarımızı seferber ettiğimiz çocuklarımızı üzdüler.

“Kitaba, kültüre, düzene, çocuğa, insana ve hayvana yönelmiş bir tehdit olduklarını bir kez daha gösterdiler. Kınıyoruz.”

 

Likya Yolu üzerindeki tesis için açılan ihale, ‘eksik evrak’tan iptal

Antalya-Kaş‘ta antik Likya Yolu güzergahında, ormanlık alanın içine, “orman parkı” adı altında yapılmak istenen tesis için açılan ihale, katılan üç firmanın da eksik evrak teslim etmesi nedeniyle düştü.

Kaş Orman İşletme Müdürlüğü‘nde açılan ihaleyle, Bezirgan Mahallesi’nde Düdenardı Mevkii’nde bulunan 20 bin metrekarenin üzerinde orman arazisi, üzerinde konaklamalı-konaklamasız “orman parkı” yapılması için bir şirkete, yıllık 390 bin TL tahmini bedel üzerinden 20 yıllığına kiraya verilmek isteniyor.

Proje kapsamında orman içinde 250 m2 taban alanı bulunan kır lokantası, 100 m2’lik sıhhi tesis kompleksi, 30 m2’lik depo, 40 m2’lik ibadethane, 30 m2’lik yöresel ürünler satış ünitesi, 15 m2’lik de giriş kontrol ünitesi inşa edilecek. Ayrıca her biri 80 m2’lik alanda 30 ayrı çadırlı kamp Alanı ile her biri 80 m2’den oluşan 20 ayrı karavan kamp alanı oluşturulmak isteniyor.

Yapılmak istenen tesisin çok yakınında Phellos Antik Kenti bulunuyor.

Kiralamaya konu olan orman arazisi, arkeolojik sit alanını da içermesinin yanında aynı zamanda yaban keçilerinin de yaşam alanı niteliğinde. Bölgedeki yangın gözetleme kulesinin ise kültür evi olarak kullanılması planlanıyor.

Yeşil NoktaKaş’ta Likya Yolu üzerinde, orman içine tesis ihalesine isyan: Akıl tutulması

‘Bu geçici bir zafer, halkın tepkisi çok önemli’

18 Ekim’de yapılan ihale öncesinde bölge halkı sabahın erken saatlerde Orman İşletmesi Müdürlüğü önünde toplandı.

İhaleye üç firma katıldı. Ancak firmaların eksik evrak teslim etmesi sebebiyle ihale düştü.

İhalenin iptali sonrası bunun geçici bir zafere olduğunu belirten Akoy, sürecin devamına ilişkin şu bilgileri verdi:

“Halkımızın kapıyı tutması, ihaleye gelenlere girmeyin demesi bu cesareti göstermesi ve protesto etmesi çok önemli. Bunun yanında tabii yönetmeliğin iptali çok önemli. Çünkü bunun hemen arkasında hala Kaş’ı bekleyen belki 18-19 ihalenin daha olacağı bilgisi elimizde mevcut. Bu sebeple yönetmeliğin iptali için avukatımız Tuncay Koç çalışıyor. Doğa Derneği ile beraber yakında yönetmeliğe dava açacağız. Belki Doğal Hayatı Koruma Vakfı da bizden ayrı ya da bizle beraber onlar da bu yönetmeliği dava edecek.

Asıl önemli olan bu yönetmenin iptaline odaklanmaktır. Türkiye’nin ormanları aynı maden ruhsatları dağıtılması gibi orman parkları dağıtılarak tahrip edilmesin. Orman varlıklarımız zarar görmesin. Akdeniz Bölgesi, Antalya bölgesi bin metrelere kadar çam ormanıdır. Muğla ve Antalya valiliklerinin yangın riski nedeniyle 31 Ekim’e kadar halkın ormanlara girmemesiyle ilgili yasağı halen yürürlükte. Yönetmeliklerimiz de bu yasaklarla uyumlu olmalı. Bu yönetmenlik iptal olmalıdır”

Sadece Antalya’da 100’e yakın tesis planlanıyor

Muğla ve İzmir’de yerleşim yerlerine kadar ulaşan orman yangınlarının etkisi henüz geçmemişken, sadece Kaş’ta değil, Türkiye‘nin pek çok bölgesinde ormanlar “konaklamalı-konaklamasız orman parkı” adı altında turizm işletmelerine açılıyor.

Sadece Antalya’da ormanın içinde 100’e yakın işletme planlanıyor. Bunların önemli bölümü de Kaş ilçesi ve çevresinde.

Sahil dışındaki orman alanlarında, Mayıs 2022’de çıkarılan Orman Parkları Yönetmeliği gereği imar şartı aranmıyor. 28 Eylül’de “Kamu mallarının turizme tahsisini düzenleyen yönetmelik”te yapılan değişiklikle de “mesire yeri” tanımı kaldırılarak yerine “orman parkı” ifadesi konulmuştu.

 

Ankara’da katliam: Yavru köpekleri kurşunlayarak öldürmüşler

Türkiye Büyük Millet Meclisi, geçen yaz kapanmadan hemen önce, tüm itirazlara ve tepkilere karşın bütün gece çalışarak geçirilen “katliam yasası”nın ardından hayvanlara yönelik şiddet de giderek artıyor. Türkiye’nin hemen her bölgesinden hayvanlara yönelik şiddet ve istismar haberleri yağıyor.

Gebze, Ümraniye ve Kırklareli barınaklarındaki hayvanların vahşice katledilmesinin yarattığı şok henüz atlatılamamışken, bir katliam haberi de Ankara‘dan geldi.

Hak savunucuları: İşkence ederek öldürmüşler

Mamak ilçesinde, aralarında yavruların da bulunduğu en az 12 köpek silahla vurularak öldürüldü. Vahşetin yaşandığı yere giden hak aktivistleri bazı köpeklerin gözlerini oyulduğunu söyledi. Katledilen köpek sayısının 40’ı aşabileceği belirtiliyor.

Belediyeden yapılan yazılı açıklamada, 18 Ekim’de Hayvan Durum İzleme (HAYDİ) polisine gelen ihbar üzerine Derbent Mahallesi’ne giden belediye veterinerlerinin 7 yavru köpeğin cansız bedeniyle karşılaştığı aktarıldı.

İlk incelemelerde yavru köpeklerin vücutlarında yaralar tespit edildiği, olaya ilişkin görgü tanığının bulunmadığı ve çevredeki kamera kayıtlarının inceleme altına alındığı aktarıldı. Öldürülen hayvanlar Mamak Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü ekipleri tarafından teslim alınarak otopsi işlemleri için Etlik‘te bulunan Veteriner Kontrol Merkez Araştırma Enstitüsü‘ne götürüldü.

Mamak Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Nihat Toprak, böyle bir olayın Mamak’ta yaşanmış olmasından üzüntü duyduklarını vurgulayarak, köpeklerin kesim ölüm nedeninin otopsi işlemlerinin ardından belli olacağını ifade etti.

Mamak Kaymakamlığı ise olayın soruşturulması ile ilgili İlçe Emniyet Müdürlüğümüze gerekli talimat verildiğini açıkladı

Yeşil NoktaGebze’de katliam: Barınağa götürülen 30 köpek ve 13 kedi zehirlenerek öldürüldü
Yeşil NoktaÜmraniye barınağında vahşet: Görüntü alan gönüllülere bıçak çekildi

9 yıl öncesinden bugüne mektup: Siz de nefret söylemine şaşıranlardan mısınız?

Sosyal medyadaki sıradan kötücüllüğü sanki ilk kez görmüş gibiyiz. Oysa bu insanlar hayatımıza aniden ışınlanarak girmedi. Belki bu kadar görünür değildiler ama hep vardılar.

Aslında tam da bu insanların varlığının kaçınılmazlığı yüzünden daha iyi bir dünya ve ülkeyi istiyor ve hak ediyoruz.

Üç gün önce, daha Konya‘daki yuhalamayla karışık tekbirleme gerçekleşmeden yazmıştım. O olayı da parantez içinde dahil ederek yayımlıyorum. Buyrun… (12 Ekim 2015) 

*

Nefret söylemi içeren okuyucu yorumu, tweet ve benzerlerine bu kadar şaşırmak, sanki uzayda yaşıyormuşçasına hayretler etmek ve bu şaşkınlığın üzerinde yükselen gerçekçi olmayan bir umutsuzluğa sürüklenmek yaşadığımız bu uğursuz günlerin hastalığı herhalde.

Eğri oturup doğru konuşalım. Milyonların yaşadığı bu kocaman ülke ve dahi milyarlarca insanın kapladığı bu kocaman gezegende yaşayanların tümünün “insanî olan”a dair her fikrinin bizim gibi olduğunu, “vicdan” denilen şeyi aynen ve tıpkı bizim gibi ürettiğini ya da anladığını mı sanıyorduk gerçekten?

Henüz Twitter, Facebook filan yokken, gazete haberleri altına yorum yapmanın mümkün olmadığı, televizyon programlarının, yorumcuların doğrudan hedef alınamadığı internetsiz zamanlarda gazeteleri okuyan, haber kuşaklarını seyreden bazı insanların sayfaları öfkeyle bir kenara atmadığını ya da ekrandaki kişiye sunturlu küfürler savurmadığını mı düşünüyorduk?

Öğrenciler, işçiler, kadınlar, LGBTİ+ bireyler ve diğerleri hakları için ya da canları yandığı için sokağa çıktığında o bazı insanların kahvelerde, akşam sohbetlerinde, televizyon başlarında nefret kusmadığını mı sanıyorduk?

Görmedik, duymadık, bilmedik (mi?)

Bu yaşa gelene kadar, bugün twitlerde, okuyucu yorumlarında yazılan sözleri duyduğumuz bir amcamız, dayımız, teyzemiz, halamız ya da bir uzak akrabamız, bir mahalle abimiz / ablamız da mı olmadı? Bu kadar yakınımızda bile değil miydi bu tür sözler? Bu argümanları, bu kötücül yorumları bazı öğretmenlerimizden, bir taksiciden manavdan, kuaförde yan koltukta oturandan duymadık mı? Otobüse metroya bindiğimizde hiç mi kulağımıza çalınmadı bu laflar?

Bir milli maç öncesi atılan gazete manşetlerini, birahanede maç seyreden normal insanların gözlerindeki kini görüp hiç ürpermedik mi?

Hadi darbeleri, askeri yönetim zamanlarını konu dışına çıkaralım. Peki bizzat sivil politikacıların mecliste idamlar onaylanırken iki elini kaldırdığını, hatta seçmenlerinin (ki bugünkü versiyonları da milli maçta saygı duruşunu provoke ediyor) onları daha fazla oy vererek ödüllendirdiğini bilmiyor muyduk?

Dünyanın öbür ucundaki ülkelerde, elleri küçük diye devre kartları yaptırılırken gözleri kör edilen, bedenleri küçük, boyları kısa diye, pamuk tarlalarında omurgaları yamultulan çocukları çalıştıran çok uluslu şirketlerin varlığını bilmiyor muyduk? Kömür, bakır, altın, elmas ve kim bilir hangi değerli maddenin çıkarıldığı madenlerde ölümüne çalışma koşullarını umursamayan bu şirketlerin varlığını mı unuttuk? Yoksa o dünya devi firmalarda bu kararları verenlerin insan değil, makine ya da uzaylı filan olduğunu mu sanıyoruz?

Kendine ‘iyiliklerden bir iyilik yolu’ seçmenin mana ve önemi

Tarih orada duruyor. Yugoslavya’da, Kosova’da komşunun komşuyu katletmesine giden o korkunç yolda, Şili, Arjantin, İspanya, İtalya, Almanya ve daha nice ülkede yığınlarca insanın katledilmesi pahasına yükselen kötücül iktidarların kimin sessizliğiyle beslendiğini sanıyoruz?

Nazım’ın “Akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi” diye başlayıp “ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim. Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef” diyen dizeleri kimler için yazıldı sanıyoruz? Peki Brecht’in “Çığlıklar duyuluyor ama siz susuyorsunuz. Aramızda dolaşıp kurbanını seçiyor zorbanın teki, sessiz kalırsak bize dokunmaz diyorsunuz, bok yiyorsunuz!” dizeleri kimleri anlatıyordu ki?

İnsanlığı oluşturan yığınlar, hatta ve hatta kendi zihnimiz, yüreğimiz ve aklımız kötücüllüğe her zaman bir kaç adım uzaklıkta değildi ise, dünyayı daha iyi bir yer yapacağına inandığımız doktrinlerimize, ideolojilerimize, politik çizgimize, inançlarımıza niye sarılıyoruz?

Madem herkes iyiyi güzeli, insanlığı kendiliğinden biliyor, o zaman niye kendimize bir “iyilik yolu” seçiyoruz? Madem insanlar ve onları yönetenler kötülükten bu kadar uzaklar, neden kendimizi demokrat, sosyalist, sosyal demokrat, liberal, hümanist, dindar, ahlaklı filan diye tanımlayıp, “iyi bir dünya” düşlemenin yollarından birine ait olmayı seçiyoruz?

Her zaman, her yerde böyle değil miydi? İnsan sevmezlik, ırkçılık, türcülük, maşizm vb. türlü türlü kılıkta karşımıza çıkmış biçimlerinin yanısıra sıradan kötücüllük hep hayatımızın ortasında değilse de yakın mesafemizde değil miydi?

Hadi şaşırmak insanî yanımıza sarılmak anlamına geliyor diyelim. Peki bu kadar abartmak, dağa taşa “bu insanlar nereden çıktı?“ diye yazmak niye? Yüz yılların insanlık birikimine bakarak bu insanların hep var olduğunu, tam da bu yüzden güzel bir dünyanın bize çiçek demetleriyle sunulmayacağını, böyle bir lüksümüz olmadığını gerçekten bilmiyor muyuz?

İnsanî olanı savunmamız, kardeşçe yaşamanın yolunu bulmamız gerektiğini tekrar tekrar anlatmamız ve göstermemiz, bu fikirleri durmadan usanmadan anlatmak için ayakta durmamız, yani yüzyıllardır yapılanları yapmaya devam etmemiz ve daha yaşanası ve güzel bir dünya için yeni yollar bulmamız gerekmiyor mu?

 

Küresel orman yangınlarından çıkan CO2 emisyonları yüzde 60 arttı

Yeni bir araştırmaya göre, tropiklerin dışında hızla ısınan bölgelerde daha fazla ve daha büyük yangınlar yaşanırken, 2001’den bu yana bu yangınlardan kaynaklanan karbondioksit emisyonu küresel olarak yüzde 60 arttı .

Science Dergisi‘nde yayımlanan yeni araştırmanın yazarları özellikle Rusya ve Kuzey Amerika’ya kadar uzanan kuzey boreal ormanlarındaki yangınlardan kaynaklanan emisyonların önemli bir artış gösterdiğini ve son 20 yılda üç katına çıktığını söyledi.

20. Yüzyılda Amazon ve Kongo yağmur ormanları gibi tropikal ormanlardaki ormansızlaşma, ormanlardan kaynaklanan emisyonlara en büyük katkıda bulunan faktördü. Ancak yeni çalışma, son dönemde boreal ormanlarının çoğunun yandığını ve aynı zaman diliminde tropiklerin hafifçe azalan emisyonlarını ‘dengelediğini” gösteriyor.

Kuzey enlemlerinde sıcaklıklar artıyor

Çalışma, yanan ormanlardan kaynaklanan artan emisyonları, yangına daha elverişli hava koşulları ve yanıcı organik madde sağlayan daha hızlı büyüyen ormanlık alanların birleşimine bağlıyor. Her iki eğilimi de iklim değişikliği nedeniyle küresel ortalamanın iki katı hızla ısınan yüksek kuzey enlemlerindeki hızlı sıcaklık artışları güçlendiriyor.

Çalışmanın baş yazarı ve İngiltere‘deki Doğu Anglia Üniversitesi’nde araştırmacı olan Matthew Jones, “Daha fazla tropikal olmayan orman yangınından kaynaklanan emisyonunun dik olarak yükselen eğilim, ormanların artan kırılganlığına dair bir uyarıdır. Bu, küresel hedeflerin iklim değişikliğiyle mücadele etmesi için önemli bir zorluk teşkil ediyor” dedi.

Tayga veya boreal ormanları, kar ormanları olarak da biliniyor. Dünyanın en büyük kara biyomu olan borealler, çoğunlukla çam, ladin ve karaçamlardan oluşan iğne yapraklı ormanlarla karakterize.  Kuzey Amerika, Kanada‘nın iç kesimleri, Alaska, Sibirya başta olmak üzere Rusya, İsveç, Finlandiya, Norveç, Estonya, İzlanda gibi ülkelerde ağırlıklı olarak görülen bu ormanlar nispeten yeni. Holosen döneminin başlangıcından bu yana, sadece 12 bin yıldır varlıklarını sürdürüyorlar. Geç Pleyitosen döneminde Avrasya‘da İskandinavya buz tabakasının ve  Kuzey Amerika’da Laurentide buz tabakasının altındaki devasa bozkır alanları kaplıyorlardı.

Boreal ormanları iklim hedeflerinde önemli yer tutuyor

Boreal ormanları, uluslararası iklim hedeflerine ulaşmada kritik bir rol oynuyor ve yeniden  ormanlandırma ve ağaçlandırma yoluyla, “atmosferdeki emisyonları dengeleme” faaliyetleri için kullanılıyor.  Yazarlar,  “Bu planların başarısı, karbonun ormanlarda kalıcı olarak depolanmasına dayanıyor ve orman yangınları bunu tehdit ediyor” diyor: “Fosil yakıtların yakılmasını sınırlamak, gelecekteki yangın riskini en aza indirmede çok önemli.. Sera gazı emisyonlarında köklü kesintiler yapılmazsa daha şiddetli ve yaygın orman yangınları muhtemeldir”.

Kötüleşen orman yangını krizi, savan ve otlakların yakılmasının önemli ölçüde azaldığı ve bunun sonucunda 2001’den bu yana orman yangınları tarafından zarar gören toplam alanların yaklaşık yüzde 25 azalmasıyla sonuçlandığı bir zamanda geliyor.

Ancak Jones ve ortak yazarlar, küresel yangın emisyonlarının azalmadığını, çünkü orman yangınlarındaki artışın savan ve otlak yangınlarının azalmasından kaynaklanan tüm iklim kazanımlarını iptal ettiğini söylüyor.

 

Cengiz Holding’e bir kamu ihalesi de Elazığ’da: Bakır madeni orman ve tarım arazilerinde.

Cengiz Holding’e bağlı Eti Bakır A.Ş‘nin Elazığ‘daki 9 milyar TL’lik yeraltı bakır madeni projesine ÇED olumlu kararı verildi.

Şirketin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na yaptığı başvuru 27 Ağustos’ta İnceleme Değerlendirme Komisyonu’nda (İDK) görüşülmüştü. Elazığ Valiliği, 15 Ekim’de projeye “Çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) olumlu” kararı verildiğini duyurdu. Şirket aldığı bu onayla birlikte bölgede çalışmalara başlayabilecek.

Cumhuriyet‘ten Şeyda Öztürk‘ün aktardığına göre, proje 290.81 hektar yani 409 futbol sahası büyüklüğündeki alanda etkili olacak. Şirketin bakanlığa verdiği ÇED raporu’ndaki bilgilerde yeraltı madeninin Hazine, orman, tarla ve şahıs arazilerinde yer aldığı görülüyor.

Maden projesi kapsamında bölgeye hazır beton tesisleri, gölet ve patlayıcı madde deposu da inşa edilecek. Cevher yeraltından çıkarılacak ancak daha önceden iznini aldığı kalker ocağından da dolgu malzemesi karşılanacak. Alandan çıkarılan cevher ise, proje kapsamında kurulması planlanan filotasyon tesisinde zenginleştirilerek Eti Bakır’a ait Samsun veya Mazıdağı işletmelerine gönderilecek.

Maden sahasının 2.5 hektarı ormanlık arazi

Şirketin hazırladığı 5 bin 22 sayfalık raporda, proje bedelinin 9 milyar 10 milyon TL olduğu belirtildi. 28 yıllık ömrü olacağı öngörülen projeyle birlikte toplam 32 milyon 885 bin ton cevher üretilecek.

Eti Bakır’ın çalışma yapacağı alanın 2.5 hektarı orman arazisinden oluşuyor. Maden için yaptığı çalışmalarda hektar başına 100 ağaç olduğunu hesaplayan şirket, 250 ağacın kesileceğini öne sürdü.

Üç gün önce Boyabat’ta dev bir ihale almıştı

Eti Bakır, Sinop’un Boyabat ilçesi Karaburun bölgesinde, 15 Ekim’de dev bir bakır madeni işletmesi daha almıştı. Cengiz Holding, ihale şartnamesindeki “bakır zenginleştirme tesisi” olan tek firmaydı; yani ihale “adrese teslim” yapılmıştı.

Yeşil NoktaSinop Boyabat Bakır Maden Sahası ihalesi ‘adresine’ teslim edildi

Maden Tetkik ve Arama’nın (MTA) rakamlarına göre bölgedeki 79 milyon 800 bin ton maden rezervinin mali değeri 13.3 milyar dolar, yani 456 milyar lira olarak belirlenmiş ancak ihale Eti Bakır’a sadece 2.5 milyar TL’ye verilmişti.

Cengiz Holding Artvin‘deki Taşlıca köyünde işlettiği yeraltı madeni için verilen ÇED olumlu kararı Anayasa Mahkemesi‘nce iptal edilince,  yeni bir başvuru yaptı.

Eskişehir Mihalgazi ve Tepebaşı’ndaki 509 hektarlık orman ve şahıs arazilerinden oluşan alanda yapılmak istenen siyanürlü altın madeni için çalışmaları da sürüyor.