Ana Sayfa Blog Sayfa 1735

Bir asırda iki kez görüldü: Kanadından vurulan toy kuşu tedaviye alındı

Dersim‘de sekiz  dağ keçisinin ölü halde bulunmasının ardından, Bitlis‘te de bir yakalı toy kuşu kanadından vurulmuş halde bulundu.

Jandarma tarafından Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Yaban Hayvanları Koruma Rehabilitasyon Merkezi’ne götürülen yakalı toy kuşu, tedavisinin ardından doğal yaşam alanına salınacak. Yakalı toy, nesli tükenmekte olduğu için ‘kırmızı liste’de yer alıyor.

Durumu iyi 

Merkezin müdürü Prof. Dr. Lokman Aslan, bölgedeki bütün yaralı yaban hayvanlarının tedavisini yaptıklarını söyledi. Yakalı toy kuşunun çok nadir görülen bir tür olduğunu belirten Aslan, şu açıklamayı yaptı:

“Kuş, jandarma ekipleri tarafından yaralı olarak bize getirildi. Genel muayenesini yaptık. Sağlık durumunu düzeltmek için tüm imkânlarımızı seferber ettik. Nesli tükenmek üzere olduğu için bizi heyecanlandırdı. Gelecek nesillere aktarmamız gerekiyor. Onun için bu kuşu uzun süre misafir edeceğiz. Şu anda durumu iyi.

Ülkemizde son 100 yılda kayıtlara göre sadece iki kez görülmüş. 2000’li yıllarda Konya Ovası’nda ve Yozgat’ta görülmüş. Avcıların neye ateş ettiklerini bilmeleri, gördükleri her kuşa ateş etmemeleri gerekiyor. Böyle özel kuşları korumamız lazım.”

Ocak ayında hangi sebze ve meyveler tüketilmeli?

Hormon takviyesi, pestisitler ve doğal olmayan üretim teknikleri ile sebze ve meyvelere neredeyse istediğimiz her zaman market raflarından ulaşabiliyoruz. Ancak besinleri mevsiminde tüketmek hem doğa hem de sağlığımız için oldukça önemli.

Peki ocak ayında hangi sebze ve meyveler tüketilmeli?

‘Yeni yıla enerjik başlamak için’

Yeşil Düşünce Derneği tarafından hazırlanan takvim hangi mevsimde neleri yememiz gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Dernek tarafından yapılan paylaşımda “Yeni yıla taptaze ve enerji dolu başlamak için mevsimsel beslenin! Vitamin ve mineral zengini yeşil sebzeler ve narenciyelerle isterseniz çiğ beslenme denemeleri de yapabilirsiniz” ifadeleri kullanıldı.

Doğayı ve doğal olanı korumak için

Doğayı ve doğal olanı korumak, zehirsiz gıdaya ulaşmak, sağlıklı olmak, yerel küçük üreticileri desteklemek, evinizin ekonomisini korumak ve karbon ayak izini düşürmek için mevsiminde beslenmek en basit çözüm.

Ayrıca, mevsiminde yetişmemiş meyve-sebze, doğa şartlarıyla işbirliği yapılarak değil, doğayla mücadele ederek üretildiğinden, üretiminde hibrid tohum, böcek ilacı ve kimyasal gübre kullanım oranı yükseliyor.

Ocak ayı sebze ve meyveleri

  • Pazı
  • Lahana
  • Brokoli
  • Pırasa
  • Kereviz
  • Turp
  • Balkabağı
  • Taze soğan
  • Ispanak
  • Brüksel lahanası
  • Havuç
  • Pancar
  • Yer elması
  • Elma
  • Muz
  • Nar
  • Ayva
  • Greyfurt
  • Armut
  • Portakal
  • Kestane

Muğla Dosyası: Bir turizm cenneti göz göre göre yok ediliyor

Dosya Haber: Müjgan Halis 

2021 yılının hemen başlarındayız. Bundan 50 yıl önce geriye dönüp bakıldığında, herhalde kısa süre önce geride bıraktığımız 2020’den, yeni bir çağın başlangıcı olarak bahsedilecek: Salgınlar çağının. Bu yılı insanlık ailesi olarak yeni bir virüsle tanışarak geçirdik, virüsle ne zaman vedalaşacağımız, daha doğrusu vedalaşıp vedalaşmayacağımız bile belli değil. Covid- 19 ile birlikte hepimizin gündemine doğayla barışmak, doğaya dönmek, şehirlerden kaçmak gibi birçok kavram girdi. Bunları ne kadar başarabildik, ne kadar samimiydik bilinmez ama şurası bir gerçek ki, “doğanın intikamı” olarak görülen bu virüse rağmen, Türkiye’de doğayı tahrip eden girişimler 2020’de de devam etti. Bu tahribatın öne çıktığı yerlerden biri de, ‘turizm cenneti’ diye lanse edilen Muğla oldu. Muğla’da neredeyse her ilçede ve pek çok köyde termik santraller, jeotermaller, madencilik çalışmaları 2020’de hız kesmeden sürdü.

İzleyeceğiniz (isterseniz dinleyeceğiniz) video podcastte Muğla’da doğayı korumak için bir araya gelen Muğla Çevre Platformu’ndan (MUÇEP) Platform Eşsözcüsü Umay Karabaş ve MUÇEP Milas Meclisi Eşsözcüsü Neşe Tuncer ile Muğla’da olup bitenleri konuştuk. 

‘Her endüstri her sektörden tahribat var’

MUÇEP Eşsözcüsü Umay Karabaş söze “Muğla’da ne ararsanız var” diye söze başlıyor ve devam ediyor:

“Her endüstriden, her sektörden tahribat gözlemliyoruz. Bunun başında madenler geliyor. Turizm odaklı bir kalkınma adı altında birtakım tahribatlar da var. Bunların hepsi doğayı etkiliyor. Seydikemer’den tutun Milas’a kadar uzanan bir hattan bahsedebiliriz. Seydikemer’in kıyıları bugüne kadar en korunmuş kıyılardı. Datça Bozburun yarımadası bir ÖÇK bölgesi. Fakat oradaki SİT derecelerinin düşürülmesi planlanıyor. Gökova’da imar revizyon planlarında korumaya odaklılık diye bir şey yok. Bodrum’da bir çevre yolu projesi var. Milas’ın her köyünde başka bir dert var. Mesela İkizköy’de hiç çıkmayan bir kömür yüzünden, 12 kilometrelik bir kömür ocağı projesi var. Artık çağdışı kalmış termik santraller var Muğla’da.”

‘Ne pahasına olursa olsun yatırımları’nın kelebek etkisi

MUÇEP Milas Meclisi Eşsözcüsü Neşe Tuncer ise bu projelerin hayata geçmesi durumunda, sonuçlarının neler olacağını şu ifadelerle anlatıyor:

“Biz MUÇEP olarak hem Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın web sitesini hem de diğer bakanlık sitelerini takip etmeye çalışıyoruz. Çok çarpıcı veriler var. Şöyle ki, 2020 yılında toplam 220 civarında ÇED süreci başlayan proje var. Buna ilçe ilçe baktığımız zaman, en çok Milas, Bodrum ve Yatağan’da görüyoruz. Sonra Menteşe, Marmaris, Seydikemer diye devam ediyor. Fethiye’de 24 tane var. Biz bunlara itiraz ettiğimiz zaman, ‘Siz yatırım istemiyor musunuz’ gibi bir argümanla karşılaşıyoruz.

Tabii ki herkes yatırım olsun, istihdam olsun ister. Fakat bu her şeye rağmen, ne pahasına olursa olsun olmamalı. Yapılan her projenin bir kümülatif etkisi var. Mesela bir termik santralin çıkardığı zehirli gazlar, ta Mısır’a kadar uzanıyor. Veya Güllük Körfezi’nde yapacağınız bir liman buradaki yılan balıklarının üremesini engelliyor. Ve bu yılan balıkları yumurtalarını bırakmak için ta Meksika’dan geliyorlar. Dolayısıyla bir kelebek etkisinden bahsediyoruz.”

Yüzölçümünün yüzde 59’u maden şirketlerine ruhsatlı 

Neşe Tuncer de, Umay Karabaş gibi Muğla’da bütün sektörlerden yatırımlar olduğunu, bunun en önemli yoğunluğunu da maden sektörünün oluşturduğunu vurgulayarak, sözlerine devam ediyor:

 “Şu anda bildiğimiz kadarıyla Muğla ilinin, toplam yüzölçümünün yüzde 59’u maden şirketlerine ruhsatlandırılmış durumda. Ve bu projelerin birçoğu ÇED süreci başlamasına rağmen, Valilik tarafından bir iki ay içerisinde ‘ÇED gerekli değildir’ ibaresiyle ÇED süreci sonlandırılıyor ve bu yatırımlar devam ediyor. Bu projelerin 122 tanesi ‘ÇED gerekli değildir’ kararıyla sonuçlandırılmış. Bunun dışında Muğla’da gördüğümüz -ki diğer yerlerde de oluyordur-herhangi bir şekilde ÇED süreci sonlandırılan bir proje, birkaç ay sonra noktası virgülü değişmeden tekrar önümüz geliyor. Ağustos ayında reddedilen bir rüzgar enerji santrali projesi, aralık ayında tekrar gündeme geldi mesela. Veya Köyceğiz’de bir maden projesi Ağustos ayında durdurulmuştu, aralıkta tekrar ÇED süreci başladı.”

‘Ekolojik raporlar’, bilimsel değil

Muğla’daki projelere bakıldığı zaman çok ürkütücü bir görüntü arz ettiğini söyleyen Tuncer, bütün Türkiye için söz konusu olan bir tehlikeye dikkat çekiyor: Bakanlığın başlattığı ekolojik temelli bilimsel raporlar. Bu raporlarla Türkiye’nin 22 SİT bölgesine ayrıldığını anlatan Tuncer şu bilgileri veriyor:

“Bakanlık bu raporlama projesini 2014’te başlattı. İyi niyetle başlamış bir çalışmaydı. Hiçbir çalışma biz buranın dağlarını yok edeceğiz, vahşi bir madencilik yapacağız, koyları yok edip her yeri yat limanı haline getireceğiz diye başlamıyor. Türkiye’nin doğal sit alanlarının sayısını artırmak için başlatılan bu projeye dair raporlar, ihale yoluyla 2016-2017’de hazırlanmış. Aslında biz MUÇEP olarak bu raporları elde etmek için kurulduk. Çünkü raporlar gizli tutuldu ve biz 2020’nin Eylül’ünde raporlara erişebildik.”

Raporlarda karşılaştıkları bulguları da şöyle anlatıyor:

“Bir kere bu raporlar bilimsel değil. Bozulmuş doğa alanlarını korumak ve rehabilite etmek yerine, ‘modifiye etmek’ diye bir tabir kullanıyorlar ve doğal sit olmaktan çıkarıp, ‘nitelikli koruma alanı’ yapıyorlar. O zaman da bu yerlere günübirlik tesisler yapabiliyorsunuz. Ya da daha korkuncu ‘sürdürülebilir nitelikli alan’ olsun diyorlar, o zaman da orada madencilik bile yapabiliyorsunuz. Gökova’dan bahseden rapor hiç susamurlarından bahsetmiyor, çünkü gece orada gözlem yapmaları gerekirken bu yapılmamış. Nitekim Sayıştay 2019’da, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı raporunu açıkladı ve tam da bu ihalelerin ‘uygunsuz’ olduğunu söyledi. Sayıştay diyor ki, ihaleleri alan bu şirketler ön yeterlilik koşulunu yerine getirmemiştir. Yani bu şirketler bilimsel raporlar hazırlayacak yetkinlikte değildir. Nitekim Muğla raporunu hazırlayan da bir gayrimenkul yatırım şirketi.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni yazlık sarayı doğal sit alanı içerisinde, balık tutmanın bile yasak olduğu Okluk Koyu’nda.

Can havliyle korumak

Umay Karabaş ise raporlara dair görüşlerini şöyle ifade ediyor:

“Bu raporlar her şeyden önce ulaşılabilir olmalı. Ve bu raporlar dikkate alınarak daha fazla SİT derecesi kararı alınmamalı. Ve bu raporlar baştan düzenlenmeli, düzenlenirken de katılımcı, şeffaf ve koruma odaklı olmasına özen gösterilmeli. Çünkü doğal SİT alanlarının genişletilmesi gerekirken, bu raporlar vesilesiyle çok daha küçülür hale gelmiş durumda. Oysa bizim ortak yaşam alanlarımızı korumaya ihtiyacımız var. Veriler gösteriyor ki, 20 bin yıl önce buzul çağında Musul öncesi iklimsel ve jeolojik yapısı sebebiyle pek çok canlıya sığınak olmuş bir yer. Muğla bu özelliği itibarıyla da, sadece tür çeşitliliği değil gen çeşitliliği anlamında da çok özel bir yer.”

İklim krizi nedeniyle dünyanın can havli halinde olduğunu belirten Karabaş, “Muğla’ya baktığımız zaman böyle özel bir kentin, yeni marinalar, yeni maden ocakları, yeni oteller yaparak değil böyle özel bir coğrafyayı öbür canlılar için de korumamız gerekiyor” diye konuşuyor.

81 ile aşı genelgesi: Özel hastanelerde de yapılacak, randevulu çalışılacak

Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. Ahmet Tekin, koronavirüs aşılarıyla ilgili 81 il sağlık müdürlüklerine genelge gönderdi.

Buna göre, aşıları aile sağlığı merkezleri, kamu, özel ve üniversite hastanelerinde oluşturulacak aşı uygulama birimlerinde yapılacak. Aşı olacak kişilerin randevuları Merkezi Hastane Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden verilecek.

ilk kez özel ve üniversite hastaneleri MHRS’ye dahil olacak

Genelgeyle, ilk defa özel ve üniversite hastaneleri de MHRS sistemine dahil edilmiş olacak. Özel ve kamu hastanelerinin MHRS’ye tanımlanacağı belirtilen genelge şöyle:

Bu kapsamda MHRS işlemlerini yürütebilecek yetkinliğe sahip bir personelin MHRS sorumlusu olarak Bakanlığımıza bildirilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda özel ve üniversite (Kamu/Vakıf) hastanelerinin hem MHRS’ye tanımlanması hem de kullanıcıların eğitimi için, irtibata geçilecek ve koordinasyonu sağlayacak Hastane MHRS sorumlusu bilgilerinin, özel ve üniversite hastanelerinde görevli TSİM (Temel Sağlık İstatistikleri Modülü) yetkilileri tarafından aktif.saglik.gov.tr adresinde bulunan ‘MHRS Sorumlusu Tanımlama’ ekranına 4 Ocak 2021 saat 17:00’a kadar tanımlanması hususunda; gereğini rica ederim.”

İçişler Bakanlığı Sözcüsü: Boğaziçi’nde gözaltına alınan 17 kişiden 15’i öğrenci değil

İçişleri Bakan Yardımcısı ve Bakanlık Sözcüsü İsmail Çataklı, Boğaziçi Üniversitesi’nde kurum dışından Melih Bulu‘nun kayyım olarak atanmasının ardından çıkan protestolara ilişkin açıklama yaptı.

Protestolar sırasında polislere yönelik atılan sloganlara tepki gösteren Çataklı, “Polislerimize katil denmesini kabul edebilmemiz ve sessiz kalmamız mümkün değil” ifadesini kullandı.

‘MLKP ile bağlantılı’

Çataklı, konuşmasında protesto sonrasında sabah saatlerinde yapılan ev baskınlarıyla gözaltına alınan öğrenciler hakkında da konuştu. Açıklamasında gözaltına alınan 17 kişiden 15’inin öğrenci olmadığını iddia etti.

Çataklı öğrencilerden bazılarının ise MLKP ile bağlantılı olduklarını tespit ettiklerini söyledi.

Neler yaşandı?

4 Ocak Pazartesi günü bir araya gelen öğrenciler, kurum dışından okula rektör atanmasını protesto etmişlerdi. Basın açıklaması okuyan grup, Kuzey Kampüs’e yürümüş ve burada bir forum gerçekleştirmişti.

Sonrasında sayısı bini bulan kitle Güney Kampüs’e ilerleyerek Rektörlük binasına yürümek istemiş, polis engeliyle karşılaşmıştı. Okula girişleri engellenen öğrenciler ile polis arasında kavga çıkmış, polis biber gazı ve TOMA ile müdahale etmişti.

17 kişiye gözaltı

5 Ocak Salı günü ise protestoya katılan 17 öğrenci sabah saatlerinde evlerine yapılan baskınla gözaltına alınmıştı. Boğaziçi Dayanışması tarafından yapılan açıklamada gözaltına alındığı öğrenilen öğrencilerin ve bağlı oldukları üniversiteler ise şu şekilde sıralandı:

 

Burdur Gölü’nde yas: Su çekildi, tekneler iskeleye yanaşamıyor

Türkiye’nin en önemli göllerinden biri olan ve son yıllarda büyük su kaybı yaşanan Burdur Gölü‘nde altı yıl önce gerçekleştirilen ‘Göle Yas’ etkinliğinde bir TIR pet şişe suyun döküldüğü iskelenin bulunduğu alandaki su tamamen çekildi.

Büyüklük olarak Türkiye’de yedinci sırada olan ve bilim insanlarının yaptığı son ölçümlere göre su seviyesinde son 50 yılda 17 metre düşüş saptanan Burdur Gölü’nün su hacminde yüzde 40’a varan kayıp belirlendi.

Kaçak sondajlar ve azalan yağış

Etrafındaki tarım arazilerinde aşırı su tüketimine neden olan mısır, yonca gibi bitki üretimleri yapılan, yer altı su kaynaklarının da yüzde 70’i tarımda kullanılan Burdur Gölü’nün en büyük sorunlarından biri de kaçak sondajlar.

Yaklaşık beş yıl öncesine kadar 4,3 milyar ton su varlığı olan ve her yıl 330 milyon tona yakın su kaybettiği belirlenen gölün tek kaynağını ise yağmurlar oluşturuyor. Meteorolojik kuraklığa bağlı yağışların azalması nedeniyle de göl yeterince beslenemiyor. 50 yıl önceki su kapasitesi 7,5 milyar tonken, şu an 3 milyar ton seviyelerine kadar gerileyen göl çevresinde yaşanan su çekilmeleri gözle görülür hale geldi.

Fotoğraf: DHA

Tekne iskeleye yanaşamıyor

Geçen yıla kadar sadece bir iskelesi bulunan gölde, bu iskeleye yanaşan Özel İdare‘ye ait gezi teknesiyle Burdurlular gezi turlarına çıkabiliyordu. Son dönemde iskelenin etrafındaki suyun tamamen çekildiği ve teknenin iskeleye yanaşamaz duruma geldiği görüldü.

Göl kenarında gezintiye çıkan emekli öğretmenler Sultan- Mehmet Cevni çifti, DHA’ya yaptığı açıklamada göldeki kurumaya dikkat çekti. Göldeki su kaybının iskele çevresindeki suların çekilmesiyle görülebildiğini belirten Sultan Cevni, “Şu anda teknenin yanaşması için şartların uygun olmadığını görüyorsunuz” dedi.

Bir TIR su dökülmüştü

Yaklaşık altı yıl önce ‘Göle Yas’ ve ‘Su Orucu’ adlı sembolik etkinlikler ile etrafı suyla kaplı iskeleden, bir TIR dolusu pet şişelerdeki sular, göle dökülmüş; kuraklık ve kirlilik tehlikelerine dikkati çekilmişti.

Etkinliğin düzenleyicilerinden Lisinia Doğa Yaşam Alanı kurucusu Öztürk Sarıca, Burdur Gölü’nün son yıllarda toplam su kaynağının yüzde 60’ından fazlasını kaybettiğini söyledi. Sarıca, küresel ısınma, Göller Yöresi’nde mısır, yonca gibi aşırı su tüketen bitkilerin üretimi gibi nedenlerle yer altı su kaynaklarının beslenemediğini kaydetti.

Susuz tarım modeli

Lisinia Doğa Yaşam Alanı olarak gölün korunması için bölgede uzun yıllardır mücadele verdiklerini anlatan Sarıca, “Bu kapsamda büyükbaş hayvancılık yerine küçükbaş hayvancılık ve susuz tarım modellerini gerçekleştirdik. Bunları örnek projeler olarak bölge insanlarına sunuyoruz. Bu amaçla, Akçaköy Lavanta Deresi, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi kampüsünde de 725 dekarlık arazide lavanta, adaçayı, kekik gibi susuz yetişen bitki üretimi yapıyoruz. Artık olay sadece Burdur Gölü değil, Burdur Gölü bir göstergeydi ve dolayısıyla gelecek nesillerin su kaynakları büyük tehlike altında” dedi.

 

Avrasya Tüneli’nden geçmeyen araçlar için Hazine’den 392 milyar TL ödenecek

10 Aralık 2020 tarihine kadar 23 milyon 932 bin 650 araç geçme garantisi verilen Avrasya Tüneli için Hazine‘den 391 milyar TL daha harcanacak. Geçtiğimiz yıl 11 milyon 740 bin 343 araç geçen tünelden, geçmeyen 12 milyon 192 bin 307 araç için Hazine’den KDV dahil 48 milyon 769 bin 228 dolar karşılığında 391 milyon 870 bin 500 lira ödenecek.

‘Hazine’den her yıl milyonlar akıtılıyor’

Sözcü‘den Başak Kaya‘nın haberine göre, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Zonguldak Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu üyesi Deniz Yavuzyılmaz, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi‘ne (CİMER) Avrasya Tünel’inden 2020 yılında kaç araç geçtiğini sordu. CİMER de 10 Aralık tarihine kadar 11 milyon 740 bin 343 aracın tünelden geçtiğini belirtti.

Sözleşme gereği tünelden 2020 yılında 10 Aralık tarihine kadar 23 milyon 932 bin 650 araç geçiş garantisinin verilmesine yönelik CHP’li Yavuzyılmaz “2016’da açılan tünel için hedef hiçbir zaman tutturulamadı. Hazine’den her yıl milyonlar akıtılıyor. Geçiş garantili köprü, tünel, otoyollar kara delik oldu.” dedi.

20 yıl daha ortaklık devam edecek

Yap-işlet-devret modeliyle yapılan Avrasya Tüneli’ni yüzde 50 ortaklıkla Yapı Merkezi isimli Türkiyeli firmayla SKEC isimli Güney Koreli firma yapmıştı.

Toplam 12 milyar dolara mal olan tünel, 20 yıl daha Türkiye-Güney Kore ortaklı ATAŞ şirketi tarafından işletilecek.

Tünelden bir araç için 4 dolar ve KDV geçiş ücreti alınıyor. 26 Aralık 2016 tarihinde hizmete açılan tünel için, 2017 yılında günlük 68 bin araç geçiş garantisi verilmişti. Araç geçiş sayısı her yıl yüzde 0,05 oranında arttırılırken 2020 yılında garanti edilen günlük araç sayısı 69 bin 370, yıllık araç sayısı 25 milyon 320 bin 50 olmuştu.

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] ‘Tuhaf’ mutlu yuvalar ve ‘kötü örnek’ şahane babalar artık bizde de var!

Çocuk edebiyatında toplumsal cinsiyet rollerinin nasıl yankı bulup yeniden üretildiği konusunda birçok araştırma, birçok tartışma mevcut. Konu açıldı mı ilk aklımıza gelen masallar ve orada cirit atan kurtarılmayı bekleyen prenseslerle kurtarıcı prensler oluyor genellikle. Oysa biraz seçici bir algıyla incelediğimizde günümüz çocuk ve gençlik edebiyatının, çocuklarımızın hayallerini “pembe” ve “mavi” kalıplara hapsetmekte, geleneksel aileyi kutsamakta, asıl kötüsü de bunun dışında kalan yaşama biçimlerine sırtını dönmekte en az masallar kadar etkin olduğu kolayca görülür.

Evi çekip çevirmek yerine mesleki kariyerine ya da bireysel hayallerine odaklanan anneler, çocuk bakımını ve ev işlerini üstlenen evli ya da bekâr babalar, evlenmeden birlikte yaşayan ebeveynler, boşanılmış ve yeniden evlenilmiş eşlerle, biyolojik olan ya da olmayan çocuklarla renkli bir bütün oluşturan patchwork aileler uluslararası çocuk ve gençlik edebiyatında bile pek az yer bulmaktadır. Çeviri çocuk kitaplarını bir yana bıraktığımızda manzara daha da çoraktır. Kabul, cinsiyetlerin toplumsal rolüne ve geleneksel aile modeline dair köhnemiş klişe ve kalıplardan kaçınma eğilimi bizde de filizlenmiş durumda.

Ama filizin canlanıp dallanmasına daha epey var. Öyle ki, farklı aile biçimlerinin mümkün ve meşru olmakla kalmadığını, dayatılan toplumsal cinsiyet rollerinin pekâlâ sorgulanabilir, hatta buna muhtaç olduklarını gösteren, gökkuşağının tüm renklerini açıktan kucaklama cesareti gösteren (ki öyle bir eser halihazırda bizim coğrafyada yazılmadı daha) ya da hiç değilse satır arasında tabuların dışına çıkabilen “yerli üretim” çocuk kitapları hâlâ bir elin beş parmağını geçmiyor.

Serçeyle kırlangıcın alışılmadık dostluk ve dayanışması

Hal böyleyken Can Yayınları’ndan geçtiğimiz aylarda bu kapsamda değerlendirilebilecek iki eserin peş peşe çıkmış olması tek başına dikkate ve önemsenmeye değer.

Söz konusu kitaplardan birincisi, Çayırın En Tuhaf Yuvası, Ahmet Büke’nin kaleminden çıkmış, Vaghar Aghaei’nin çizimleriyle renklenmiş. İkincisi, Benim Babam Kötü Örnek’in metni Aslı Tohumcu’ya, resimleri Mavisu Demirağ’a ait.

Her iki eser de daha isimleriyle, kapaklarının altında toplumda “tuhaf” ya da “kötü örnek” gözüyle bakılan “hikâyeler” sakladıklarını ele veriyor. Yani aslında saklanan bir şey yok. Ahmet Büke, bir yuvada rollerin geleneklerin ötesinde farklı (da) dağılabileceğini, bir ailenin alışılmışın dışında aktörlerden (de) oluşabileceğini işlerken hayvan karakterlerden yararlanıyor.

Öykünün kahramanları herhangi bir cinsiyetten insan bireyleri değil de bir serçe ile bir kırlangıç olduğunda aile ve cinsiyet rollerine dair birçok sorunsalı birden işlemek hem mümkün hem biraz daha kolay hale geliyor. En azından çocuk yazınında hayvan karakterler sıklıkla bu gibi nedenlerle insanlardan rol çalıp onların yerine geçebiliyor.

Bir serçe ile bir kırlangıcın bir araya gelmesi görülmüş şey değil. Hele de bu kırlangıç bir kuştan beklenen temel şeyleri, yani yuva yapmasını ve uçmasını unutmuşsa. Ama serçe kırlangıcı, kırlangıç da serçeyi seviyor. Bir arada yaşamak için bu kadarı yeter. Gerçi kırlangıç bir ara şüpheye düşüyor. Tüm yuvalarda anne kuş, baba kuş ve yavru kuşlardan oluşan aileler yaşarken, serçenin aile kurmasına engel olmak doğru mu? Neyse ki serçe, kırlangıcın çekip gitmekten vazgeçiriyor. Ona göre bir yuvayı yuva yapan dostluk ve dayanışma. Şans bu ya, bir gün aralarındaki sevgi bağı toplum baskısına üstün gelen ikili yuvalarında bir yumurta buluyor. Yumurta serçeye de kırlangıca da ait olmadığına göre akıllara guguk kuşu geliyor haliyle.

Üstelik serçe ve kırlangıç birbirlerini tüm farklılıklarıyla benimsedikleri gibi guguk kuşu yavrusunu da aynı önyargısız sevgiyle aileye dâhil ediyor. Ahmet Büke’nin sözleriyle “Haber bomba gibi patlamıştı. Bir yuvada kırlangıç, serçe ve guguk kuşu yaşıyordu! (…) Böyle bir şey olabilir miydi!”. Öfkeli tepkilere hep beraber dil çıkaran üçlü, küçük okura “pekâlâ mümkün” dedirtiyor. Herkes gibi olmayan, başkaları gibi davranmayan ebeveynlerle, biyolojik olmayan anne ya da babalarla yaşayan çocukların kendi deneyimlerinden izler bulabilecekleri bu hikâye, geleneksel ailelerde büyüyen çocuklarla başka türlüsünün de var ve meşru olduğu, hatta çok da iyi yürüyebileceği, ortak yaşamı zorlaştıran ya da kolaylaştıran faktörler hakkında konuşmak için vesile yaratıyor.

Baba-kızın ‘müşterek’ yaşamı

Küçük yaştakilerle benzer sohbet olanakları sunan Benim Babam Kötü Örnek bize eşiyle ve çocuğuyla eşitlikçi ya da yazar Aslı Tohumcu’nun deyimiyle “müşterek” bir yaşam kuran bir babayı tüm alışılmadık yönleriyle tanıtıyor. Yeri geldiğinde kızının kuaförü, yeri geldiğinde moda danışmanı, bazen evin aşçısı, bazen temizlikçisi, bazen de organizatörü olan bu baba, aile çevresinde, özellikle de ailenin erkek bireylerince pek de hoş karşılanmıyor. İşte, hikâyenin anlatıcısı küçük kızın canını sıkan tam da bu. Ona göre babasının davranışlarında bir gariplik yok. “Kötülük bunun neresinde?” diye sora sora dilinde tüy bitiyor.

Sahi, toplum “yardım” kavramıyla çizilen sınırı ihlal etmediği sürece önlük takan babalara hoşgörü gösterebiliyorken, neden ortak yaşamın getirdiği yüklerin altına tam, yani yükler arasında ayrım yapmadan giren, aile olmanın ve çocuk yetiştirmenin sorumluluklarını gerçekten de “müşterek” omuzlayan, üstelik de bundan hoşnut olduğunu saklama gereği duymayan bir erkeğe hâlâ “uzaylı” muamelesi yapıyor? Neden çekirdek ailenin en yakın çeperinde bile “aman, böyle örnek uzak olsun bize” tepkisi ağır basıyor? Bunu yanıtlamak kitabı çocuklarla okuyup yine onlarla, kendi deneyimleri ışığında tartışacak olan yetişkinlere düşüyor.

Sonuçta küçükler tarafından açık yüreklilikle benimsenen renkli mutlu yuvalara tuhaflık atfeden, çocukların şahane ilişkiler kurduğu ama eril şemaya uymayan babalara “kötü örnek” gözüyle bakan onlar.

*

Aslı Tohumcu: 1974 yılında Leverkusen’de doğan Aslı Tohumcu’nun çocukluğu Bursa’da geçti. İngiliz Dili ve Edebiyatı öğreniminin ardından çeşitli yayınevlerinde editörlük, TRT2’de muhabirlik, sunuculuk ve danışmanlık yaptı, kitap ekleri çıkardı. 2003’ten bugüne pek çok roman ve öykü kitabı yayımlandı. Çocuk kitapları üzerine köşe yazılarıyla da tanınan Tohumcu, çocuklar için yazdığı iki ciltlik Üç, İkiii, Birr, Ateş!’in (2012) ardından, “Eksimus Serüvenleri” (2013) ve “Bolbadim Günlükleri” (2013) dizilerini kaleme aldı. Mizah dolu macera romanı Karadankaçanlar’ı (2015), küçükler için bir kütüphane macerası anlattığı Hışır Hışır Kırt Kırt (2016) ile çocuk, toplum ve çevre üzerine eleştirel bir roman niteliğindeki Dünyayı Döndüren Kız (2016) izledi. Yetişkinler ve çocuklar için yazmanın yanı sıra edebiyat üzerine yazılarını ve yazı atölyelerini sürdüren Aslı Tohumcu, kızı Tomris’le birlikte İstanbul’da yaşıyor.

Ahmet Büke: Ahmet Büke 1970’te, Manisa’nın Gördes ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Gördes’te, liseyi İzmir Atatürk Lisesi’nde bitirdi. Bir süre ODTÜ Jeoloji Mühendisliği’nde okudu. 1997’de Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü’nden mezun oldu. Öyküleri E Dergisi, Adam Öykü, Ünlem, Patika, İmge Öyküler, Özgür Edebiyat, Eşik Cini, Notos Öykü, yeniyazı, ğ, Sus, Har gibi edebiyat dergilerinde yayımlandı. İzmir Postası’nın Adamları (2004) ve Çiğdem Külahı’nın (2006) ardından, Alnı Mavide (2008) ile 2008 Oğuz Atay Öykü Ödülü’nü, Kumrunun Gördüğü (2010) ile 2011 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandı. Onları Ekmek ve Zeytin (2011), Cazibe İstasyonu (2012), Yüklük (2014), Varamayan (2019) adlı öykü kitapları izledi. İlk romanı Mevzumuz Derin (2013), Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği (ÇGYD) 2013 Yılın Gençlik Romanı Ödülü’ne değer görüldü. “Hazır Bilgi Serisi” için derlediği 100 Tuhaf Kitap 2015’te yayımlandı. İnsan Kendine de İyi Gelir (Dünya Kitap 2015 Yılın Telif Kitabı Ödülü), Gizli Sevenler Cemiyeti (2016), Eyvah, Babam Şiir Yazıyor! (2017), Annemle Uzayda (2017), Gökçe’nin Yolu (2018), Neşeli Günler (2019) ve Kırlangıç Zamanı’nı (2019) çocuklar ve gençler için yazdı. Eşi ve kızıyla İzmir’de yaşayan yazar, yeni kitabı Çayırın En Tuhaf Yuvası’nda (2020), aile olmak ve birlikte bir yaşam alanı kurmak üzerine, doğanın kendi mucizelerinden doğan sevgi dolu bir öykü anlatıyor.

 

 

 

 

 

Boğaziçi akademisyenlerinden rektör protestosu: Sırtlarını rektörlük binasına döndüler

Boğaziçi Üniversitesi’ne Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kararıyla üniversite dışından rektör olarak atanan Melih Bulu’ya akademisyenlerden de tepki geldi.

Mavi cübbelerini giyen akademisyenler, rektörlük için yapılan devir teslim töreninde Güney Kampüs‘te bulunan rektörlük binasına sırtlarını dönerek protesto ettiler.

Akademisyenler 3 Ocak tarihinde de kurum dışından rektör atanmasına karşı yazılı bir metin çıkarmışlardı. Açıklamada “Rektör seçimlerini ortadan kaldıran antidemokratik uygulamaların bir devamıdır. Üniversitemizin akademik özerkliğini, bilimsel özgürlüğünü ve demokratik değerlerini açıkça ihlal eden bu uygulamayı kabul etmiyoruz” ifadeleri kullanılmıştı.

Neler yaşandı?

1 Ocak tarihinde daha önce AKP Milletvekili aday adayı olduğu öğrenilen Mehmet Bulu kayyım olarak Boğaziçi Rektörlüğü’ne atanmıştı.

4 Ocak Pazartesi günü bir araya gelen öğrenciler, kurum dışından okula rektör atanmasını protesto etmişlerdi. Basın açıklaması okuyan grup, Kuzey Kampüs’e yürümüş ve burada bir forum gerçekleştirmişti.

Sonrasında sayısı bini bulan kitle Güney Kampüs’e ilerleyerek Rektörlük binasına yürümek istemiş, polis engeliyle karşılaşmıştı. Okula girişleri engellenen öğrenciler ile polis arasında kavga çıkmış, polis biber gazı ve TOMA ile müdahale etmişti.

5 Ocak Salı günü ise protesto gerçekleştiren en az 16 öğrenci sabah saatlerinde evlerine yapılan baskın ile gözaltına alınmışlardı.

 

Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğüne çağrı: LGBTİ+’lere yönelik baskıyı sonlandırın

Öğrenci kulüpleri, LGBTİ+ ve insan hakları örgütleri, Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü’nün Kuir Araştırmaları Topluluğu’na ve LGBTİ+ öğrencilere yönelik baskı ve sansürüne dair ortak çağrı metni yayımlandı.

Toplamda 50 imzacısı olan metinde Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü’ne LGBTİ+ öğrencilerine yönelik ayrımcı ve hukuksuz tutumu terk edilmesi çağrısında bulunuldu.

‘Demokratik toplum düzeninin gereği’

KaosGL’nin aktardığına göre açıklamada “Evrensel etik ilkelere uygun davranmanız, anayasa ve yasalardan kaynaklanan sorumluluklarınızı yerine getirmeniz, temel insan haklarına riayet etmeniz demokratik toplum düzeninin gereklerindendir” ifadeleri yer aldı.

Açıklamada “Verdikleri hak mücadelesinde Kuir Araştırmaları Topluluğu’nun ve arkadaşlarımızın yanındayız” denildi.

Neler yaşandı?

Hacettepe Üniversitesi Queer Deer Topluluğu (Queer Deer); Aralık ayında üniversite rektörlüğünün, mahkemenin hukuka aykırı bularak iptal ettiği süresiz Ankara LGBTİ+ etkinlik yasağını gerekçe göstererek topluluğa sansür uyguladığını duyurmuştu.

Queer Deer’in aktardığına göre, oryantasyon döneminde topluluğun hazırladığı video diğer toplulukların videolarının yayınlandığı veritabanında yayınlanmadı, topluluğun bilgi talebi makul süre içerisinde cevaplanmadı.

Avukatın Kültür İşleri Müdürlüğü ile iletişime geçmesinin ardından okul yönetimi, 2017 ve 2018 yıllarında Ankara Valiliği tarafından Emniyet Müdürlüğü’ne ilettiği yazı ile haberdar olunan ve mahkemenin hukuka aykırı bularak iptal ettiği süresiz LGBTİ etkinlik yasaklarını gerekçe gösterdi.

Kimler imzacı?

17 Mayıs Derneği, Aydın LGBTİ+ Dayanışması, Marmara Üniversitesi Kadın Hakları Kulübü, MEF Üniversitesi LGBTQ+ Kulübü, Bahçeşehir Üniversitesi Renkli Çatı Kulübü, Bilkent Üniversitesi Kadın Çalışmaları Topluluğu, Çöpsüz ODTÜ İnisiyatifi, Genç LGBTİ+ Derneği, Hacettepe Eşitlik, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Topluluğu, Hacettepe Üniversitesi Dayanışma Ağı,

Hacettepe Üniversitesi Hayvan Hakları ve Doğayı Koruma Topluluğu, Hacettepe Üniversitesi Kadın Çalışmaları Topluluğu, Hacettepe Üniversitesi Marksist Fikir Topluluğu, Hacettepe Üniversitesi Model Birleşmiş Milletler Topluluğu, Hacettepe Üniversitesi Münazara Topluluğu Hacettepe Üniversitesi Sanat ve Mimari Topluluğu, Hacettepe Üniversitesi Toplumsal Araştırmalar Topluluğu, Hevi LGBTİ+ Derneği,

İstanbul Kültür Üniversitesi LGBTİ+ Topluluğu, İstanbul Teknik Üniversitesi Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Kulübü, Kaos GL Derneği, Lambda İstanbul LGBTİ+ Dayanışma Derneği , Marmara Üniversitesi İnsan Hakları ve Anayasa Hukuku Araştırmaları Topluluğu, ODTÜ Amatör Astronomi Topluluğu ODTÜ BİYOGEN Topluluğu, ODTÜ Doğanın Çocukları ODTÜ Emek Gençliği, ODTÜ Eşitlik, ODTÜ Kampüs Cadıları ODTÜ Kavaklık İnisiyatifi, ODTÜ Klasik Gitar Topluluğu, ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması,

ODTÜ Marksist Fikir Topluluğu, ODTÜ Medya Topluluğu, ODTÜ Mimarlık Topluluğu, ODTÜ Münazara Topluluğu, ODTÜ Müzik Toplulukları, ODTÜ Öğrenci Kolektifi, ODTÜ Öğrenci Sendikası, ODTÜ Özgürlükçü Gençlik, ODTÜ Serüven Kültür, ODTÜ Sinema Topluluğu, ODTÜ Siyaset Bilimi Topluluğu, ODTÜ Sosyoloji Topluluğu, ODTÜ Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Topluluğu, ODTÜ Üniversiteli Kadın Kolektifi, ODTÜ Vegan, Özyeğin Üniversitesi LGBTİQ+ Kulübü, Sivil Alan Araştırmaları Derneği, Sunflowernet Sosyal Platformu, Türkiye LGBTİ Birliği.