Ana Sayfa Blog Sayfa 1734

Erdoğan’dan SMA kampanyasına tepki: Tedavi almayan tek bir hastamız yok

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli Piyango yılbaşı özel çekilişinde satılmayan ve Türkiye Varlık Fonu‘na aktarılan 75 milyon TL’nin Spinal Müsküler Atrofi (SMA) hastası çocuklar için kullanılması kampanyasına sert tepki gösterdi.

Erdoğan, “Tedavi olmayan tek bir SMA hastamız yok” dedi.

Bu nasıl bir ahlaksızlıktır?

Hürriyet‘ten Abdulkadir Selvi‘nin haberine göre, AKP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında Erdoğan, konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:

İnsan sağlığı üzerinden kampanya yürütüyorlar. Bu nasıl bir ahlaksızlıktır. Bizim bu konuda ne kadar hassas olduğumuz bilinmiyor mu? SMA hastalarının tedavisi için ne gerekiyorsa yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz.”

Erdoğan, ayrıca AKP’ye kayıtlı 11 milyon üye olduğunu ve gerçeklerin insanlara anlatılması gerektiğine vurgu yaptı.

‘Tedavi almayan tek bir SMA hastamız bile yok’

Öte yandan, yine Hürriyet’ten Gizem Karakış‘ın aktardığına göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan tedavi olmayan tek bir SMA hastasının olmadığını iddia ederek şunları söyledi:

Aileler ve çocuklarımız bizim için çok kıymetli. Biz tedavi konusunda hiçbir harcamadan çekinmedik ve çekinmeyiz. Dünyanın hiçbir yerinde bizdekine benzer bir tedavi uygulaması bulunmuyor. Tedavi alamayan bir tane bile SMA hastamız yok. Bununla ilgili sosyal medyadaki yalanlarla mücadele konusunda daha aktif olun. Yaptıklarımızı iyi anlatın.”

MYK toplantısında yapılan sunumda ise Türkiye’de 1500’e yakın SMA hastasının olduğu, yıllık 2 milyar TL de harcama yapıldığı iddia edildi. Toplantıda Meclis Nadir Hastalıklar Komisyonu‘nun raporu da gündeme geldi. Bazı MYK üyeleri ALS, SMA, DMD, MS ve diğer nöromusküler hastalıklar için mevcut olan Nöromusküler Hastalıklar Merkezi‘nin etkin olarak çalışması ve evlilik öncesi SMA tarama programının uygulamalara dahil edilmesini söyledikleri bilgisine ulaşıldı.

400’den fazla kadın lider COP26 için cinsiyet eşitliği çağrısı yaptı

400’den fazla kadın iklim lideri, Birleşik Krallık hükümetine COP26’da cinsiyet eşitliği konusunda daha fazla hesap verebilirlik ve şeffaflık çağrısında bulunan açık bir mektup imzaladı.

Mektubun imzacıları arasında Paris Anlaşması mimarlarından Laurence Tubiana, İrlanda eski Başbakanı Mary Robinson, ekonomist Kate Raworth, çevre avukatı Farhana Yamin ve National Geographic Kaşifi Sylvia Earle yer alıyor. Emma Thompson ve Ellie Goulding gibi ünlüler ve kampanyacılar da mektuba isimlerini eklediler.

İklim Haber’in aktardığına göre SHEChangesClimate tarafından hazırlanan kampanya, geçtiğimiz Kasım ayında başlatıldı. 26’ncı Taraflar Konferansı (COP26), Covid-19 salgını nedeniyle Kasım 2021 tarihine ertelenmişti.

Kadınların temsiliyeti yüzde 25’ten az

Eylül ayında Birleşik Krallık, zirveye ev sahipliği yapmak adına tamamen erkeklerden oluşan bir ekip kuracağını duyurdu. Şu anda, COP26 liderlik ekibindeki etkili pozisyonların yüzde 25’inden daha azı kadınlar tarafından yönetiliyor. Kampanyayı düzenleyenler, kadınların eşit katılımını talep ediyor.

Mektupta, kadınların COP26 kararına ve müzakere rollerine dahil edilmesinin başarı şansını artıracağına ve daha adil bir karar alma süreci sağlayacağına dair kanıtlar da var.

Cinsiyet Eylem Planı onaylanmıştı

Belgede ayrıca geçen yıl COP25’te Birleşik Krallık Hükümeti’nin Cinsiyet Eylem Planı’nı (GAP) imzaladığı belirtiliyor. Bu, iklim değişikliği tartışmaları ve karar alma süreçlerine kadınların dahil edilmesinin ve cinsiyet eşitliğinin önemini vurguluyor

. Ayrıca, kadınların ve kızların iklim değişikliğinden orantısız bir şekilde etkilendiklerini ve iklim eyleminde aile ve topluluk içinde kritik rollere sahip olduklarını gösteren GAP araştırmasının altını çiziyor.

BM’ye göre, daha az kaynağa ve daha az resmi haklara sahip oldukları için iklim değişikliği nedeniyle yerlerinden edilen insanların yaklaşık yüzde 80’i kadın.

Kadınlar daha fazla risk altında

Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından bu yıl yayımlanan bir rapor, iklim krizinin tüm dünyada kadınlara yönelik şiddeti körüklediğini ortaya koydu.

İngiliz model ve aktris Lily Cole, mektubun sunumundan önce yaptığı açıklamada, “Cinsiyet ve çevre arasındaki kesişme konusunda ikna edici veriler” olduğuna dikkat çekti.

Bu kanıtı, iklim değişikliği mücadelesinde daha sert eylemler çağrısında bulunan ‘‘Who Cares Wins’’ kitabı için araştırma yaparken bulduğunu söyledi.

Yamin: Kadınların dahiliyeti iklim için önemli

İklim avukatı ve Track 0’ın kurucusu Farhana Yamin, “Kadınlara eğitim, aile planlaması ve tarım araçları gibi konularda erişim verirseniz, bunun iklim üzerinde büyük etkisi olur” diye ekledi.

Yamin ayrıca, daha az kadına yüzme öğretildiği için, sel gibi çevresel krizler olduğunda kadınların çok daha fazla risk altında olduğunu söyledi. Cole, toplumsal cinsiyet eşitliği ile devlet çevreciliği arasında açık uçurumların olduğunu gösteren ilginç veriler bulduğunu da belirtti.

Cole, “Siyasi liderlik rolündeki kadınlar, bir ülkenin olumlu çevresel davranışlar sergileme olasılığını arttırdı. Kadınların eşit güç pozisyonlarında olmasının başarı için çok önemli olduğunu kabul edin” dedi.

SHEChangesClimate, sorunu tartışmak ve bir çözüme ulaşmak için COP26 CEO’su Peter Hill ve COP26 Başkanı Alok Sharma ile toplantılar yaptı.

 

Boğaziçili öğrencilere yönelik gözaltı bugün de devam etti

Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atanan AKP Milletvekili aday adayı Melih Bulu’yu protesto etmeleri gerekçesiyle öğrencilere yönelik başlatılan operasyon bugün de devam etti.

Boğaziçi Dayanışması tarafından yapılan açıklamada bugün sabah saatlerinde evlere yapılan baskın ile sekiz kişinin daha gözaltına alındığı duyuruldu. AA ise gözaltına alınan kişi sayısını 14 olarak duyurdu. 5 Ocak Salı günü ise 17 kişi gözaltına alınmıştı.

Gözaltına alınan kişilere “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” ve “görevli memura mukavemet” suçlamaları yöneltiliyor.

Öğrencilerin eylem çağrısına Valilik’ten yasak

Öte yandan öğrenciler kayyım rektörü protesto etmek ve gözaltına alınan öğrencilerin serbest bırakılmasını talep etmek için 14.00’da Güney Kampüs kapısı önünde protesto düzenleyecek.

Öğrencilerin toplanma çağrılarını engellemek isteyen İstanbul Valiliği ise Beşiktaş ve Sarıyer‘de gösteri ve yürüyüşün yasaklandığını açıkladı.

https://twitter.com/boundayanisma/status/1346502662460755970

‘Polisimiz görevini yerine getirecek’

Vali Ali Yerlikaya tarafından yapılan açıklamada Yerlikaya, Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Yapılması planlanan toplanmanın toplumun salgından korunması ve salgının yayılımının engellenmesi çalışmalarına olumsuz tesir edebileceği değerlendirilerek, bu ilçelerimizde her türlü toplantı, gösteri ve yürüyüş yasaklanmıştır” dedi.

Açıklamada “Gücünü milletimizin engin sevgisi ve yasalarımızdan alan polisimiz; her olayda olduğu gibi, bundan sonra da kanunların verdiği görev, yetki ve sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirecektir” denildi.

Neler yaşandı?

4 Ocak Pazartesi günü bir araya gelen öğrenciler, kurum dışından okula rektör atanmasını protesto etmişlerdi. Basın açıklaması okuyan grup, Kuzey Kampüs’e yürümüş ve burada bir forum gerçekleştirmişti.

Sonrasında sayısı bini bulan kitle Güney Kampüs’e ilerleyerek Rektörlük binasına yürümek istemiş, polis engeliyle karşılaşmıştı. Okula girişleri engellenen öğrenciler ile polis arasında kavga çıkmış, polis biber gazı ve TOMA ile müdahale etmişti.

5 Ocak Salı günü ise protestoya katılan 17 öğrenci sabah saatlerinde evlerine yapılan baskınla gözaltına alındı. İçileri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Çataklı, yaptığı açıklamada gözaltına alınan 17 kişiden 15’inin öğrenci olmadığını iddia etti. Çataklı öğrencilerden bazılarının ise MLKP ile bağlantılı olduğunu tespit ettiklerini öne sürdü.

Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyım rektörü protesto ettikleri için gözaltına alınan öğrenciler hakkında bilgi veren Avukat Çağan Yazıcı ise öğrencilerin evlerine kapı kırılarak girildiğini, uzun namlulu silahlarla yere yatırılarak ve darp edilerek gözaltına alındıklarını söyledi.

 

Kayyım rektör Melih Bulu canlı yayına katıldı: Yok canım, niye istifa edeyim?

Boğaziçi Üniversitesi’ne Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından rektör olarak olarak atanan AKP Milletvekili aday adayı Melih Bulu canlı yayında kendisine yöneltilen soruları yayınladı.

Habertürk’te canlı yayın programında Veyis Ateş’in konuğu olan Bulu, “İstifa etmeyi düşündünüz mü?” sorusuna, “Yok canım, niye istifa edeyim.  Zaman içinde biz birbirimizi tanıyınca ne kadar verimli çalışacağımızı göreceğiz” karşılığını verdi.

‘Seçimle rektör belirlenmesi mantıklı değil’

Atanma sürecini anlatan Bulu, “Benim durumumda bildiğim kadarıyla dokuz aday başvurdu. Daha sonra mülakata davet ediliyorsunuz. Bir mülakata alındık. O komisyondaki mülakatta sizi Boğaziçi Üniversitesi’nin özelliklerine uygun sorular soruluyor. En son Cumhurbaşkanı tarafından karar veriliyor” ifadelerini kullandı.

Bir kurumu yönetecek kişinin seçimle gelmesinin pek kullanılan bir yöntem olmadığını iddia eden  Melih Bulu, “Verimli bir yöntem değil. Demokrasi iktidarın seçiminde çok verimli bir yöntem ama siz oy vererek bir rektörü ya da bir şirketin genel müdürünü seçemezsiniz” dedi.

‘Ben de Boğaziçiliyim’

Kendisinin kurum dışından atanmasına yönelik tepkilere yanıt veren Bulu, “Benden önce de Boğaziçi dışından bir rektör atandı, İTÜ’den. Daha da önemlisi ben bir Boğaziçiliyim. Aynı zamanda ortak ders verdim hocalarıla beraber. Sürekli de Boğaziçi içerisinde hocalarla beraber yemek yediğimiz, çay içtiğimiz…” dedi.

Boğaziçi’nde ders verdiği zamanlarda da öğrencilerin hakkında çok şey yazdığını söyleyen Bulu, “Tabi Boğaziçi öğrencisi çok zeki öğrenciler. Onlar da hocalarını denemeyi severler. Ben bu tepkilere alışığım. Rektör olunca daha üst seviye tepki geldi. Açıkçası tepkileri bekliyordum” ifadelerine yer verdi.

‘Protestolar provokasyon amaçlı’

Rektör olarak atanmasının ardından başlayan protestolar hakkında da değerlendirmede bulunan Bulu, “Benim hoşuma gitmeyen şey şu oldu, diğerlerinin Boğaziçi öğrencisinin içine girmesine öğrenciler nasıl izin verdi anlayamadım. Üniversiteli olmayanlar da var, alakasız insanlar. Burada provokatif bir şey olduğu, anladığım kadarıyla Boğaziçi öğrencisi burada kullanıldı. Boğaziçi öğrencisi istediği yerde protesto yapabilir, Boğaziçi öğrencisi olmayanları kampüse almayalım” dedi.

Bulu, polisin okul kapısına kelepçe takmasına ilişkin ise “Orada çok pratik bir şey var, kapı kırıkmış ve çok fazla şey olduğu için kapıyı tutturmak için kelepçe takmışlar” dedi.

Ayrıca okuldaki ilk icraatı olarak kampüse polis sokmasına ilişkin tepkileri cevaplayan Bulu, “Kampüse polis davet edilmedi. Polis kampüsün önünde herhangi bir şekilde öğrenci olmayanların girişini durdurmak amacıyla yer aldı” ifadelerine yer verdi.

‘AK Parti sağolsun beni kurucu yaptı’

Polisin okula girişleri engellediğini belirten Bulu, “Boğaziçili olmayan öğrencilerin bir güruh halinde Güney kampüse girmeleri üniversitenin, bu bir galeyana dönüşebilir, camlar indirilebilir, bunu kontrol edemeyiz, Boğaziçi öğrencileri bunu bildiği için bir sorun yok” ifadelerine yer verdi.

AKP Milletvekili aday adayı olmasına ilişkin soruları da yanıtlayan Bulu, “Ben Boğaziçi’nde doktora yaparken AK Parti’nin kurulduğu haberi gelince Sarıyer’de AK Parti’ye gittim, onlar da sağ olsunlar beni kurucu yönetim kurulu üyesi yaptılar. Bu partilerin hepsi Türkiye’ye himet etmek isteyen… Ben şuna da çok karşıyım, bizim çok daha birleştirici olmamız lazım. Boğaziçi Üniversitesi’ne de bu mantıkla gitmemiz lazım, gideceğiz inşallah” dedi.

[Sudan’da Adem’in yaratılışı tablosu tartışması] Eğitim Bakanlığı: Günah deseniz de kitaplardan çıkarmayız

Hükümete bağlı olan İslami Fıkıh Meclisi, ‘İlah-i zata hakaret ettiği’ gerekçesiyle bu tablonun müfredatta ders olarak verilmesinin günah olduğu fetvası vermişti. 

‘Dini metinlerle alakası yok’

Ancak konuya ilişkin BBC Arapça‘ya açıklama yapan Sudan Eğitim Bakanı Muhammed el Emin el Tum, yükselen seslere rağmen müfredattan vazgeçme gibi bir niyetleri olmadıklarını ifade etti. El Tum, müfredat Müdürü Ömer el Karray’i görevden alma niyetinde olmadığını da kaydetti. 

Tum, tarih dersinin yeninden gözden geçirilmesi için bir komisyonun kurulmasına karar verdiğini, ancak bu kararın dersin içeriğiyle ilgili olduğunu, Michelangelo’nun tablosuyla alakası olmadığını ifade etti. Tablonun sanatsal bir çalışma olduğunu, dini metinlerle alakası da olmadığını vurgulayan bakan, eleştiride bulunanlara hakaret etmeden rasyonel bir şekilde diyalog çağrısında bulundu.

Tartışmalar, Ömer el-Beşir yönetiminin eğitim politikaları kapsamındaki müfredat değişiklik kararına dayanıyor.

Kuraklık, bakteri riskini artırdı

kuraklikla-gelen-bakteri-riski-824073-1.

Su kaynaklarında azalma ve güneş ışınlarının etkisiyle bakterilerin koloniler oluşturduğunu anlatan Dr. Kesici, “Bu durum, suların bezelye çorbası kıvamına dönüşmesine neden olmakta. Eğirdir, Beyşehir gibi doğal göllerde bile aralık ayında mavi-yeşil alg dediğimiz siyanobakteri artışları görülüyor” dedi.

Hayvanların da içmemesi gerekiyor

Dr. Kesici, bu suları hayvanların içmemesi gerektiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Bu tür sular özel bir sistemle arıtılmalı. Hayvanların su ihtiyacı da buralardan karşılanmamalı. Soruna karşı ilk adım, göl, gölet gibi su kaynaklarının, bölgesel ve ekolojik özelliklerini çok iyi bilmek. İkincisi doğal göllerde tarımsal kirlilik ve sirkülasyonunu engellemek.”

kuraklikla-gelen-bakteri-riski-824072-1.

‘Ağustos-ekimde olan artış aralıkta ortaya çıktı’

İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Meriç Albay da  kurumlara çağrıda bulunarak şöyle konuştu: “Ülkemizde daha önce ağustos-ekim ayları arasında gördüğümüz siyanobakteri artışı, bu yıl aralık ayı sonunda ortaya çıktı. Değişen iklim şartları nedeniyle su yönetimi ile ilgili yetkili kurumlar siyanotoksin yönetimini öncelikli ele almalı.”

Kuraklık kapıda: Acilen su kanunu çıkarılmalı

CHP Doğa Hakları ve Çevreden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç Türkiye’de artan kuraklık tehdidine ilişkin Merkez Yönetme Kurulu (MYK) bilgi notu paylaştı.

İklim krizinin sebep olduğu yağış rejimlerinin düzensizleşmesi ve önceki yıllara oranla daha sıcak bir kış geçirme sebebiyle İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli, Samsun gibi büyük kentler başta olmak üzere, birçok kentin içme ve kullanma sularının karşılandığı baraj havzalarındaki su oranlarının azaldığı söylenen metinde Türkiye’nin acil bir şekilde Su Kanunu‘na ihtiyaç duyduğu belirtildi.

‘Sorumluluk bireylere atılmaya çalışılıyor’

Buna karşın bireysel su tüketimindeki tasarruf ile bu krizin atlatılacağına yönelik yanıltıcı haberlerin yer aldığı belirtilen bilgi notunda su krizine yönelik politikalardaki eksikliğe dikkat çekildi.

Dünya Kaynakları Enstitüsü’nün 2019 yılı raporuna göre Türkiye’nin 164 ülke arasında su kıtlığı riskinin en fazla olduğu 32’nci ülke olduğu hatırlatılan metinde “Rapor su stresini azaltmanın en basit üç yol olarak; tarımsal verimliliği artırmak, gri ve yeşil altyapıya yatırım yapmak, arıtmak, tekrar kullanmak ve geri dönüştürmek yöntemlerini öneriyor” denildi.

Kuraklık haritaları

Bilgi notunda Türkiye’deki kuraklık haritaları da paylaşıldı.  Son üç ayın kuraklık haritasına bakıldığında Türkiye’nin büyük bir bölümünün “acil durum” çağrısı gerektiren şiddetli kuraklıkla karşı karşıya kaldığı görülüyor.

Altı aylık haritalara bakıldığında da üç aylık dönemde “olağanüstü kuraklık” yaşayan bölgelerin “şiddetli kuraklık” yaşadığı görülüyor.

Barajlar boşaldı

Başta büyükşehirler olmak üzere su sıkıntısının neredeyse tüm Türkiye’de önemli bir seviyeye ulaştığı belirtilen metinde, birçok ilde ‘olağanüstü kuraklık’ şeklinde tanımlanan bir kuraklık yaşandığı aktarıldı.

Yağış oranlarının düştüğü söylenen bilgi notunda “2020 sonbahar mevsiminde alansal yağışlara baktığımızda 81 ilin tamamında normalin altında yağış olduğunu görüyoruz. Batı Ege, Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Amasya-Tokat çevresinden başlayarak İç Anadolu bölgelerine normalden yüzde 60-80 oranında daha az yağış düştü” denildi. 3 Ocak tarihli baraj doluluk oranına ilişkin şu bilgiler paylaşıldı:

Yağışlar iki yıldır normalin altında

Yağışların iki yıldır normalin altında gerçekleştiğine dikkat çekilen bilgi notunda “Türkiye’nin genelinde son iki yıldır sonbahar ayları kurak geçiyor. Ege Bölgesi’nde 2020’nin sonbahar aylarındaki yağışların normalin neredeyse yarısı kadar olması dikkat çekici. İç Anadolu, Doğu Anadolu bölgelerinde ise bu sonbahar, normalin yarısından da az yağış görüldü ifadeleri yer aldı.

Paylaşılan veriler, normalde 150 mm seviyesinde seyretmesi beklenen sonbahar mevsimi yağış miktarının bu yıl ve 2019’da 60 mm civarında kaldığını gösteriyor. 

‘Su kanunu çıkarılmalı’

Bilgi notunda “Demografik istatistik ve öngörülere göre Türkiye nüfusunun 2040 yılında 100 milyonu aşacağı tahmin edilmektedir. Sanıldığının aksine, su azlığı yaşayan ülkemiz, su yönetimi etkin ve doğru şekilde sağlanmazsa önümüzdeki 10 yılda su fakiri ülke konumuna düşecektir” ifadeleri kullanıldı.

Türkiye’de kuraklıkla mücadele için yapılması gerekenler ise şu şekilde sıralandı:

  • Ayrım gözetmeksizin tüm yurttaşların ücretsiz ve güvenilir içme suyuna erişebilmeleri sağlanmalı, kişi başına düşen kullanılabilir su oranındaki eşitsizlikleri gidermeye yönelik uygulamalar geliştirilmelidir.
  •  Su politikası şeffaf ve güncel verilere dayanılarak hazırlanmalı; su havzalarını, sulak alanları koruyan ve varlığını sürdürmesini sağlayan bir yaklaşımla düzenlenecek Su Kanunu acilen yürürlüğe konulmalıdır.
  •  Türkiye’deki bölgeler arasında yaşanan su sıkıntıları, kişi başına düşen kullanım suyu oranları tespit edilerek, iklim değişikliği, nüfus artışı gibi etkenler de gözetilerek acil eylem planları oluşturulmalıdır.

Canan Kaftancıoğlu hakkında 10.5 yıl hapis istemeyle düzenlenen iddianame kabul edildi

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında “Suç işlemeye tahrik”, “Suçu ve suçluyu övmek” suçlamasıyla hazırladığı iddianame kabul edildi.

Kaftancıoğlu, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun‘un Kuzguncuk’taki evinin fotoğraflanması olayında CHP Üsküdar İlçe Başkanı Suat Özçağdaş’ı “azmettirme”,  “Suç işlemeye tahrik”, “Suçu ve suçluyu övmek” suçlamasıyla 9 aydan 10.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanacak.

Canan Kaftancıoğlu’nun yargılanmasına Anadolu 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 21 Mayıs’ta başlanacak.

 Hakkında “özel hayatın gizliliği ihlal etmek” suçlamasıyla geçen haftalarda dava açılan CHP Üsküdar İlçe Başkanı Suat Özçağdaş, ifadesinde il başkanının talimatıyla eylemi gerçekleştirdiğini bildirmişti.

Ne olmuştu?

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un Kuzguncuk’taki evinin arkasında bulunan Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi’ndeki Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait araziye yaptığı kaçak inşaat, CHP İlçe Başkanı Suat Özçağdaş tarafından fotoğraflanmış ve yıkım yapılmıştı. İBB’nin yıkım haberlerinde Fahrettin Altun’un evinin adresi ve resminin kullanıldığı gerekçesiyle Özçağdaş hakkında başlatılan soruşturmaya daha sonra Kaftancıoğlu da dahil edildi. 

Soruşturma kapsamında Kaftancıoğlu hakkında daha önce de aynı suçlamayla ilgili takipsizlik kararı verildi ve İl Başkanı’nın sosyal medya paylaşımları ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilerek kovuşturmaya gerek duyulmadığı açıklandı. 

Altun’un avukatının itirazı üzerine İstanbul Anadolu Adliyesi 8. Sulh Ceza Hakimliği‘nce, “Canan Kaftancıoğlu hakkında yargılama yapılması için yeterli şüphe ve delillerin bulunması nedeniyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan azmettirici olup olmadığı, diğer suçları işleyip işlemediği hususunda takdir ve değerlendirme yetkili mahkeme tarafından yapılması gerekir” gerekçesiyle takipsizlik kararı kaldırıldı.  İstanbul Anadolu 8. Sulh Ceza Hakimliği, soruşturma dosyasının yeniden soruşturma savcılığına gönderilmesine karar verdi. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı da Kaftancıoğlu hakkında iddianame düzenledi.

Avukat Önalan: Boğaziçili öğrenciler Vatan Emniyet’te çıplak aramaya zorlandı

Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atanan AKP Milletvekili aday adayı Melih Bulu’yu protesto etmeleri gerekçesiyle ertesi gün sabah saatlerinde evlerine yapılan baskınla gözaltına alınan öğrenciler hakkında Avukat Çağan Yazıcı ve Avukat Ezgi Önalan Yeşil Gazete’ye konuştu.

Yazıcı, toplamda 28 kişi hakkında gözaltı kararı verildiğini ancak yapılan ev baskını sonucunda 17 kişinin gözaltına alındığını söyledi. Gözaltına alınan kişilerin Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğünü belirten Yazıcı, “İki günlük gözaltı süreleri var. Savcı uzatma süresi verebilir ancak şu an buna gerek olduğunu düşünmüyoruz” dedi.

‘Ev kapıları kırılarak girilmiş’

Emniyet’te yapılacak ifade işlemlerinin henüz başlamadığını söyleyen Yazıcı, “Henüz avukat görüşmeleri sürüyor. Tam olarak ne zaman ifadeleri alınacağını bilmiyoruz. Yaklaşık 10 avukat biz de burada bekliyoruz. Durum, yarın daha da netleşecektir” ifadelerini kullandı.

Avukat Yazıcı, öğrencilere yapılan ev baskınları hakkında da bilgilendirmede bulundu. Polisin oldukça sert bir müdahalede bulunduğunu anlatan Yazıcı, “Özel harekât polisleri kapıyı kırarak evlere girmiş. Burada öğrencilere yönelik tutumları da oldukça sert olmuş. Uzun namlulu silahlarla öğrenciler yere yatırılarak göz altına alınmış” dedi.

Telefon şifresini paylaşmayan öğrenciye işkence

Avukat Ezgi Önalan ise “Ev baskını sırasında darp edilen öğrenciler var, darp edilmeyen öğrenciler de. Her eve farklı bir ekip gittiği için hepsi farklı muamelelerde bulunmuş” dedi.

Bir öğrencinin telefonunun şifresini polislerle paylaşmak istemediği için darp edildiğini anlatan Önalan, “Öğrenci, işkenceye uğradığını söylüyor. Emniyet Müdürlüğü’ne dudağı patlamış bir şekilde geldi” dedi.

Emniyet’e getirildikten sonra da kötü muamelenin devam ettiğini belirten Önalan, “Öğrencilere Emniyet’te çıplak arama dayatılmış. Bunu kabul etmeyen karşı çıkan öğrenciler de var. Ancak üç tanesi itirazlarına rağmen çıplak aramaya zorlanmış ve çıplak arama yapılmış” dedi.

Önalan, öğrencilerle ilgili bütün süreçleri ÇHD olarak takip edeceklerini, şu anda da Emniyet’teki bekleyişlerinin sürdüğünü söyledi.

4 Ocak günü Kuzey Kampüs’te gerçekleştirilen forum. Fotoğraf: Elif Ünal

Gözaltına alınan isimler

Gözaltına alınan isimler şu şekilde belirtildi: Ferhat Ergen, Ulaş Bedri Çelik, Azad Aksoy, Ferhat Can, Taylan Karatepe, Harun Reşit, Cihan Çiçek, Şiran Delepalta, Burak Çetiner, Arda Yüksel, Doğukan Gürbey, Roni Gören, Denizhan Eren, Kudret Çetinkaya, Tuana Oğuz, Ahmet Furkan Polatkan ve Yunus Özcan olduğu öğrenildi.

Öğrenciler arasında Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri yanı sıra İstanbul Üniversitesi ve Mimar Sinan Üniversitesi’nden öğrenciler de yer aldı.

Yarkadaş: Öğrencinin babasıyla konuştum

CHP eski milletvekili ve gazeteci Barış Yarkadaş, gözaltına alınan öğrencilerden Ulaş Çelik‘in babası Aziz Çelik‘in kendisini aradığını ve “Sabah 05.30’da polis geldi. Oğlum gözaltına alındı. 53 yıldır aynı adreste oturuyoruz. Ulaş’a telefon etseler gider ifade verirdi. Daha önce de yargılandı ve beraat etti. Aile olarak koronadan yeni çıktık” dediğini aktardı.

Yarkadaş açıklamasında “Ulaş Çelik’in babası Aziz Çelik, trollerin iddia ettiği üzere, ELİT değil. İşçi emeklisi… Kartal’da mütevazı şartlarda oğluyla birlikte yaşıyor. Baba Aziz Çelik, oğlunun herhangi bir suç işlemediğini belirterek bir an önce serbest bırakılmasını istiyor. Tabii diğerlerinin de…” ifadelerini kullandı.

Neler yaşandı?

4 Ocak Pazartesi günü bir araya gelen öğrenciler, kurum dışından okula rektör atanmasını protesto etmişlerdi. Basın açıklaması okuyan grup, Kuzey Kampüs’e yürümüş ve burada bir forum gerçekleştirmişti.

Sonrasında sayısı bini bulan kitle Güney Kampüs’e ilerleyerek Rektörlük binasına yürümek istemiş, polis engeliyle karşılaşmıştı. Okula girişleri engellenen öğrenciler ile polis arasında kavga çıkmış, polis biber gazı ve TOMA ile müdahale etmişti.

5 Ocak Salı günü ise protestoya katılan 17 öğrenci sabah saatlerinde evlerine yapılan baskınla gözaltına alındı. İçileri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Çataklı, yaptığı açıklamada gözaltına alınan 17 kişiden 15’inin öğrenci olmadığını iddia etti. Çataklı öğrencilerden bazılarının ise MLKP ile bağlantılı olduğunu tespit ettiklerini öne sürdü.

Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyım rektörü protesto ettikleri için gözaltına alınan öğrenciler hakkında bilgi veren Avukat Çağan Yazıcı ise öğrencilerin evlerine kapı kırılarak girildiğini, uzun namlulu silahlarla yere yatırılarak ve darp edilerek gözaltına alındıklarını söyledi.

 

Kaybolmasının birinci yılında kadınlar sordu: Gülistan Doku nerede?

Dersim Kadın Platformu, 5 Ocak 2020’den beri kendisinden haber alınmayan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü öğrencisi Gülistan Doku‘nun kaybolmasının birinci yılında bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasına Doku’nun anne, babası Bedriye Doku ve Halit Doku da katıldı.

Açıklamada söz alan Halkların Demokratik Partisi Diyarbakır Milletvekili Dersim Dağ, olayın failleri hakkında etkin soruşturma başlatılacağı ve Gülistan Doku’nun bulunacağı zamana kadar konunun takipçisi olacaklarını söyledi.

‘Gülistan öldü mü hayatta mı bilmiyoruz’

Dersim Kadın Platformu adına açıklama yapan Damlar Çınar ise Doku’dan haber alınamamasıyla ilgili şunları söyledi:

Kız kardeşimiz Gülistan Doku’dan 5 Ocak 2020 gününden beri haber alamıyoruz. Gülistan hayatta mı, öldü mü, öldürüldü mü, hayattaysa nerede öldürüldüyse kim öldürdü bilmiyoruz. Biz kadınlar tam 1 yıldır Gülistan Doku nerede diye soruyoruz.

1 yıldır, yalnızca intihar ihtimalinin araştırıldığı soruşturma genişletilsin ve çok yönlü bir araştırma yapılsın, Zaynal Abakarov şüpheli olarak soruşturmaya dahil edilsin diyoruz. Zaynal yargılansın istiyoruz çünkü kaybedildiği günden yalnızca 1 gün önce Zaynal Abakarov,Gülistan’ı zorla arabasına bindirmeye çalışmış, çevredekilerin çağırmasıyla gelen polisler ve Zaynal’ın polis babası bu kaçırma girişiminin üstünü kapatmıştı. 5 Ocak sabahı ise Zaynal’ın çalıştığı kafede Gülistan’a bağırdığı, üzerine yürüdüğü ve kafeden ayrılmasını engellediği kamera kayıtları ile sabit. Gülistan en son 12.25’te görüldü. Zaynal ise o gün geç bir saate kadar hiçbir telefona çıkmamış ve Gülistan’ın arkadaşına: ‘O kendine bunu getirdi. Dün gece başıma bela oldu. Artistlik yapmaya başladı. Ondan insan gibi ayrılacaktım. Dün gece evde büyük kavga çıktı. Annemin bütün planları bozuluyordu. Babam çok sinirlendi.’ diye itiraf niteliğinde bir mesaj atmıştır.”

‘Katledilen kadınların esas failini iyi tanıyoruz’

Çınar, Dersim’de valiliğin ve kolluk kuvvetlerinin Doku’nun kaybedilmesiyle ilgili çalışmalar yapmadığını belirterek şunları söyledi:

Kayıp ihbarı yapmak için karakola giden Gülistan’ın arkadaşlarının ifadelerine “ Gülistan bana Baraj Gölü’ne atlamaya gideceğini söyledi.” gibi gerçekte hiç beyan edilmemiş cümleler eklendi. Köprüden atladı diyerek yazılan senaryolar uzmanlık raporlarıyla çürütüldü. Aylar süren sualtı araması sonuçsuz kaldı. Gülistan kaybedildikten sonra Zaynal’ın ifadesi evde alındı, ifadede eksik ve yanlış bilgiler olmasına rağmen Zaynal hiç sorgulanmadı. Zaynal’ın evinde ve babasının aracında kan, tükürük ve doku örnekleri araştırılmadı, ailenin bir gece yarısı şehirden kaçarcasına ayrılmasına izin verildi. Gülistan’ın ablası Aygül Doku ailenin şehirden çıkışını engellemek istediği için ceza tehdidi ile karşı karşıya  bırakıldı. Gülistan’ın annesi ve ablası sadece evlatlarının akıbetini sordukları için, darp edilerek adeta bir utanç sahnesi yaşanarak gözaltına alındı.

Bugüne gelindiğinde bizler Gülistan’ın ve kaybedilen, katledilen tüm kadınların esas failini iyi tanıyoruz. Kentimizde yaşanan sayısız cinsel suçtan, katledilen ve kaybedilen kadınlardan, Şule’den Duygu’dan, İpek’ten, Pınar’dan, Aylin’den, Esma’dan tanıyoruz. Kadınları ikincil cins olarak gören, yaşamı erkek egemenliği üzerine inşa eden, yargıdan medyaya kadar, öldürülse bile hep kadınları suçlayan düzeniniz, bu düzeni hevesle sürdüren iktidar suçludur.

Biz kadınlar bugün bu meydanda daha güçlü soruyoruz: Gülistan’a ne oldu? Zaynal Abakarov’u neden koruyorsunuz? Gülistan neden sadece suda arandı?