Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Hoş geldiniz demek ne zaman böyle zor oldu?

Evde her zamankinden çok zaman geçirdiğimiz bu günlerde çocuklarımız, yaşıtlarıyla oynayamayıp arkadaşlık edemediği için bize giderek daha bağımlı hale geldi. Artık onları nasıl oyalayacağımızı şaşırmış durumdayız. İyi ki dışardaki dünyayı evimize taşıyan, çocuğumuzu uzak kaldığı ortamlara dâhil eden oyunbaz, cıvıl cıvıl, rengârenk çocuk kitapları var.

Kapağının el ele vermiş küçük bir maymunla sevimli bir kutup ayısının süslediği Hoş geldiniz da bunlardan biri. Redhouse Kidz’ten çıkan eser davetkâr başlığı, neşeli çizimleri ile daha ilk bakışta okuru, daha doğrusu küçük çocuğuna okuyabileceği bir resimli kitap arayışında olan insanı cezbediyor.

Barroux.

Kapağın sağ alt köşesinde yazarın ismi hemen gözümüze çarpmasa, gerçekten de şu üstünden bal damlayan lay lay lom hayvan masallarından biriyle karşı karşıya olduğumuzu sanabiliriz. Ama orada Barroux yazıyor ve bizim Nerede Bu Fil ve Nerede Bu Deniz Yıldızı (Redhouse Kidz) ile Ateş Hattı (Desen Yayınları) kitaplarından tanıdığımız Barroux’u kesinlikle tanımlamayan bir şey varsa o da lay lay lom hikâyelerdir.

Hayır, Paris’te doğup Fas’ta büyüyen Barroux, dünyayı çocukların evine taşırken alışagelmiş yollar izlemiyor. Eserlerinde koskoca dünyanın büyük hem de çok büyük sorunlarına odaklanan sanatçı bunları küçük, hatta küçücük çocuklara anlatmanın yaratıcı yöntemlerini arıyor. Fransa’nın ünlü Ecolé Estienne ve École Boule’de fotoğrafçılık, sanat, heykel ve mimarlık okuyan Barroux,  eğitiminde haşır neşir olduğu farklı medya ve teknikleri deneysel ve yaratıcı bir şekilde çocuk kitaplarına da taşıyor. Kimi zaman kolaj ya da linol baskı tekniğiyle çalışan, bazen antik kâğıtlar kullanan bazen de grafik roman yazıp-çizen sanatçı Hoş Geldiniz’de ince siyah hatlarla belirginleştirdiği illüstrasyonlardan yana tercih kullanmış.

İklim sığınmacıları ve ‘farklılık’

Hikâye, küçük bir kutup ayısının kendini tanıtmasıyla başlıyor. “İşte şurada arkadaşlarının yanında suya ayaklarını sokmuş olan benim” diyor küçük ayı ama onu izleyen ve eğri büğrü kocaman harflerle sonraki çift sayfayı kaplayan “ÇATIRT!” sesi keyif ve huzur yansıtan bir sahne ile başlayan öykünün yön değiştirdiğini hemen belli ediyor.  İki arkadaşıyla beraber, buzuldan kopan küçük bir buz parçası üzerinde okyanusta sürüklenmeye başlıyor bizim küçük kutup ayısı.

Buz eridikçe eriyor ve birbirine sımsıkı sarılmak zorunda kalan üç arkadaş neredeyse çaresizliğe kapılıyor. Tam bir dalga tarafından yutulacaklarken önlerine bir ada çıkıyor neyse ki. Ama her adanın bir sahibi ve sakinleri vardır. Yurdundan kopan, alıştıkları hayatı türlü nedenlerle terk etmek zorunda kalan, yeni bir yaşama yelken açan yabancıların açık kollarla karşılandığı nerede görülmüş?

En azından bu kitabı çocuklarımıza okuyan biz büyükler, üç küçük ayının yeni bir hayata başlama umudunun inek adasının sakinleri tarafından tuz buz edilmesine şaşırmıyoruz. Aynı şekilde panda adasının, zürafa adasının sakinlerinin üç kutup ayısına kapılarını ve yüreklerini kapatma refleksleri de bize yabancı değil. Aynı biz insan evlatları gibi ya fazla kalabalık ya fazla farklı buluyorlar ya da tümden görmezden geliyorlar sığınmacıları.

Sonunda rastlantıyla keşfettikleri boş bir ada dertlerine derman oluyor kutup ayılarının. Artık onların da bir adası var ve yaşadıkları acı deneyimler geride kaldı. O kadar sahiplenmişler ki yeni yaşam ortamlarını adalarına bir salla yaklaşan üç küçük maymunun yardım talebini onlar da önce, “Şeeeey, siz…” diye yanıtlıyorlar.

‘Hoş geldiniz’in güzelliği!

Sonrasında gelen üç noktayı bizim zihnimiz hemen dolduruyor. Bu yüzden, “Hoş geldiniz!” diyebilmenin güzelliğini, farklıya alan tanıyıp hayatı paylaşmanın zenginleştiriciliğini yansıtan son sahne bize insanlığı unutanın asıl biz insanlar olduğunu adeta yüzümüze çarpıyor.

Barroux, küresel ısınma, eriyen buzullar, yaşam alanlarını kaybeden canlıların yanı sıra dünyamızın en derin ve acı meselelerinden biri olan sığınmacılığı tek bir kitapta, bu sorunların hiçbirinin adını anmadan işlemekle kalmıyor, okul öncesi yaş grubunun bile rahatça takip edebileceği bir hikâye kurguluyor. İllüstrasyonların ifade gücü az sözcük ve çok satır arası içeren metini tamamlıyor hatta yer yer aşıyor. Bütün bu özellikleriyle Hoş Geldiniz, biz yetişkinlerin küçük çocuklarımızla, onları irkiltip incitmeden derin ve yakıcı konuları sorgulayıp tartışma olanağı yaratırken, göz ve ruha hitap etmeyi de ihmal etmiyor.

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Ceplerinize yaşamın tohumlarını doldurun!

Dünyanın doğal kaynakları hızla tükeniyor. Kendi kendine değil tabii. Başta su, toprak, hava, bitkiler ve hayvanlar olmak üzere onları, kendilerini yenileme fırsatı bulamadan tüketen biz insanlarız. Dünyanın limiti sınırlı, insanların açgözlülüğü sınırsız. O kadar ki gezegenimizi yiyip bitirdiğimizin pekâlâ bilincinde olsak bile, gidişata seyirci kalıyoruz.

Bir tarafta gözü doymadığı için dünyanın kaynaklarını büyük bir vurdumduymazlıkla talan etmeye devam edenler var, diğer tarafta gözü yemediği için gidişata dur diyemeyenler. Gözü yiyen azınlığın gücü yetmediği sürece, değil çocuklarımıza daha yaşanılası bir dünya bırakmak onlara yaşanılabilir bir dünya bırakıp bırakmayacağımız bile meçhul.

Kendi kuşağımızdan umudu kestiğimizden mi biliyorum, ama gezegenimiz alarm verdikçe çevrecilik, doğayı ve hayvanları korumak, sürdürülebilirlik, iklim krizi gibi doğrudan yetişkinlerin sorumluluk alanına giren konular çocuk kitaplarında giderek daha geniş yer bulmaya başlıyor. Bu elbette iyi, çünkü çocukların, onlara nasıl bir dünya bıraktığımızı öğrenmeye hakkı var. Tıpkı, küçük omuzlarına yıktığımız sorunları sorgulama ve bizden hesap sorma hakları olduğu gibi.

Son hayvanın kürkünü yüzdüğünde… 

Çocuklara yönelik “dünyayı hayal etmelerine ve sorgulamalarına yardım edecek kitaplar” yayımlamak üzere Rue du Monde yayınevini kuran Alain Serres’in yazdığı, İtalyan ressam, illüstratör ve fotoğraf sanatçısı Silvia Bonanni’nin resimlediği, Türkçe çevirisi Yapı Kredi Yayınları’ndan (YKY)  çıkan Gezegenimizi Yiyip Bitirdiğimizde, adının da açık ettiği gibi epey sert bir kitap. Bir Kızılderili deyişinden hareketle yazılmış kısacık öykünün her cümlesi üç nokta ile bitiyor. Üç noktanın boş bıraktığını ise büyük boy kolajlar dolduruyor.

Eriyen buzul sularında boğulan penguenler; koca koca ağlarda balıklar; sıranın son ağaca geldiği kesilmiş bir orman; çanta, çizme, kürk olarak insanları süsleyen derisi yüzülmüş hayvanlar; trafikte sıkışmış arabalarda burnunu kapatan insanlar; tabağındaki parayı kaşıklamaya çalışan çocuk … Tüm bu çarpıcı olduğu kadar da irrite edici illüstrasyonlar küçük okuru, ilgili sayfalarda yer alan soruların yanıtlarını keşfetmeye teşvik ediyor.

Sahi, son hayvanın kürkünü yüzüp son ağacı kestiğimizde, temiz havayı sonuna kadar tüketip hiç temiz su bırakmadığımızda ne olacak?

Alain Serres.

“Bize kala kala… Para kalacak! İyi de para yenmez ki! Bize kala kala… Altın kalacak! İyi de altın solunmaz ki!” diyen yazar, belli ki korkunç gerçeği çocuk okurdan saklama niyetinde değil. Hayır, durumun vahameti anlaşılsın istiyor. Kitabı sertleştiren ve onu benzerlerinden daha güçlü, daha sahici, daha işlevsel kılan da bu. Dediğim gibi, çocukların, onları nasıl bir dünya beklediğini öğrenmeye hakkı var. Peki, bir yandan gezegenimizi yiyip bitirmeye devam ederken, çocuklarımıza sadece bir enkaz değil, bu enkazı diriltme sorumluluğu da devretmek ne kadar hakça?!

Belli ki yazar, umudu “cepleri yaşam tohumlarıyla tıka basa dolu son bir çocuk”a yüklerken, küçük okurlarına cesaret aşılayarak öykünün (ya da gerçeğin) ağırlığını biraz yumuşatmayı tercih etmiş. Benim de umudum, bu kitabı ebeveynleriyle okuyan çocukların, daha şimdiden duyarlılık geliştirip sorumluluk üstlenmelerinden yana kuşkusuz. Ama, gözlerini tıpkı Bonanni’nin kolajlarındaki kız gibi koca koca açıp, “Hani, yaşam tohumlarım? Onları bana ne zaman vereceksiniz? Nasıl olur da benim için saklamazsınız? Ceplerimi nasıl dolduracağım, şimdi?!” demelerini de bekliyorum, doğrusu…

*

Alain Serres 1956 yılında Biarritz’de doğdu. İlk kitabı 1982 yılında “La Farandole” yayınevi tarafından yayınlandı. Daha sonra çeşitli yayınevlerinden 50’ye yakın kitabı yayınlandı. Serres 1996 yılında çocuklara yönelik, “dünyayı hayal etmelerine ve sorgulamalarına yardım edecek kitaplar” yayımlamak üzere Rue du Monde yayınevini kurdu.

Silvia Bonanni  1972 yılında Milano’da doğan İtalyan ressam, illüstratör ve fotoğraf sanatçısı, Accademia di Belle Arti di Brera’da öğrenim gördü. Resimlediği yirmiden fazla çocuk kitabı birçok dile çevrildi.

 

Kategori: Hafta Sonu