Ana Sayfa Blog Sayfa 1736

Anayasa Mahkemesi gözaltında çıplak aramanın hak ihlali olduğuna karar verdi

Anayasa Mahkemesi çıplak aramayla ilgili emsal niteliğinde bir karar verdi. Mahkeme, gözaltına götürüldüğü polis merkezinin çay ocağında polislerin çıplak aramasına maruz bırakıldığını belirten Rüya Ağdaş Sönmez‘in kötü muamele yasağının ihlal edildiği gerekçesiyle ilgili başvurusunu görüştü ve hak ihlali yapıldığına karar verdi.

Rüya Ağdaş Sönmez, 2016 yılında İstanbul Aksaray‘daki bir polis merkezinde kötü muameleye ve çıplak aramaya maruz kalmasıyla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı‘na başvuruda bulunmuştu. Ancak, Başsavcılık yeterli kanıt olmaması gerekçesiyle kovuşturmaya gerek görmemişti.

Sönmez, bunun üzerine 18 Aralık 2017’de kötü muameleye maruz bırakılmasına ilişkin soruşturmanın etkili yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu.

Kötü muamele iddiaları soruşturulmadı

Anayasa Mahkemesi ise 3 Aralık 2020 tarihli kararında Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kötü muamele yasağının usul boyutuna yönelik ihlalde bulunduğuna hükmederek, mağduriyetin ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma başlatılmasını istedi. Kararda şu ifadelere yer verildi:

Başvuruda, Polis Merkezi’ndeki çay ocağında tutulma sırasında kolluk görevlileri tarafından gerçekleştirilen kötü muamele iddialarına yönelik etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının usul boyutuyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Kötü muamele yasağının usul boyutuna yönelik ihlalin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın işlemlerinden kaynaklandığı anlaşılmıştır.”

Ne olmuştu?

Rüya Ağdaş Sönmez, 9 Ağustos 2016 tarihinde İstanbul Yenikapı’da bulunan Marmaray tren istasyonunun girişindeki polis arama noktasından geçerken çantasını aramak isteyen polis memuru Y.T. ile tartıştı. Sönmez, daha sonra kadın polis memurları Y.T. ve S.K. tarafından İstanbul Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü Aksaray Şehit Vedat Ulusoy Polis Merkezi‘ne götürüldü. Rüya Ağdaş Sönmez, burada çıplak aramaya ve kötü muameleye maruz bırakıldı.

Çıplak arama konusu tartışmaların odağında

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, Uşak Emniyet Müdürlüğü‘nde üniversite öğrencisi 30 kadının çıplak aramaya maruz bırakıldığını söylemiş, bu söylem sonrasında birçok kadın da çıplak aramaya maruz kaldıklarını ifade etmişti. Ancak, Uşak Valisi Funda Kocabıyık bu iddialara “Bir kadın Vali olarak söylüyorum bu iftira tamamen hayal mahsulü ve kötü bir yalandır” demiş ve Gergerlioğlu hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını ifade etmişti.

AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin de çıplak arama iddialarının doğru olmadığını söyleyerek Gergerlioğlu’nun Meclis’i terörize ettiğini ifade etmişti.

Kuveyt’te üç yeni bölgede petrol sahası keşfi

Kuveyt Petrol Bakanı ve Elektrik ve Su Bakanı Dr. Mohammad Al-Faris, Kuveyt Petrol Şirketi’nin (KOC) ülkenin farklı bölgelerinde iki yeni petrol sahası keşfettiğini duyurdu.

Al-Faris, Kuveyt Haber Ajansı’na (KUNA) verdiği demeçte ilk keşfin ülkenin kuzeybatısında, ikinci keşfin ise kuzeydeki Al-Qash’aniya’da olduğunu belirtti.

Bunun dışında Büyük Burgan sahasının kuzeyinde yer alan mevcut petrol sahasının ilerisinde de keşif yapıldığı aktarıldı.

2040 stratejik planlarına katkı

Yapılan açıklamada keşfin Kuveyt’in batı ve kuzeybatı kesimlerinde keşfedilmemiş alanlara ışık tuttuğu ve büyük ekonomik öneme sahip olduğu söylendi.

Al Faris, bu keşiflerin KOC’un 2040 stratejik planları kapsamında hedeflediği petrol rezerv ve üretim kapasitesinin artmasına doğrudan katkı sunacağını belirtti.

Boğaziçi’nde kayyım rektörü protesto eden öğrencilere ev baskını: Çok sayıda gözaltı var

Boğaziçi Üniversitesi’ne Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kararıyla üniversite dışından rektör olarak atanan Melih Bulu’ya tepki gösteren ve polisin biber gazlı müdahalesiyle karşılaşan öğrenciler sabah saatlerinde ev baskınıyla gözaltına alındı.

Öğrenci Kolektifleri tarafından yapılan açıklamada “Dördü Öğrenci Kolektifleri’nden çok sayıda üniversiteli gözaltında. Polisin elinde uzun bir liste olduğu tahmin ediliyor” ifadeleri kullanıldı.

‘En az 16 kişi gözaltında’

Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu tarafından yapılan açıklamada ise üç üyelerinin gözaltında olduğu toplam sayının çok daha yüksek olduğunun düşünüldüğü belirtildi.

Yaşanan gözaltılarla ilgili Yeşil Gazete’ye bilgi veren Hüseyin Arif ise tam sayıya ulaşamadıklarını ancak 16 ile 18 kişinin polis baskınıyla gözaltına alındığını düşündüklerini söyledi. Gözaltına alınanlar arasında farklı okullardan öğrencilerin de bulunduğunu söyleyen Arif, an itibariyle avukatlarla iletişime geçildiğini belirtti. Şu ana kadar tespit edilen gözaltıların listesi ise şu şekilde:

Neler yaşandı?

4 Ocak Pazartesi günü bir araya gelen öğrenciler, kurum dışından okula rektör atanmasını protesto etmişlerdi. Basın açıklaması okuyan grup, Kuzey Kampüs’e yürümüş ve burada bir forum gerçekleştirmişti.

Sonrasında sayısı bini bulan kitle Güney Kampüs’e ilerleyerek Rektörlük binasına yürümek istemiş, polis engeliyle karşılaşmıştı. Okula girişleri engellenen öğrenciler ile polis arasında kavga çıkmış, polis biber gazı ve TOMA ile müdahale etmişti.

Akşam saatlerinde ise öğrenciler alandan ayrılırken, meydana ilave polis takviyesinde bulunulmuştu.

HDP’li Murat Çepni, ÇAY-KUR’da yaşanan sorunlarla ilgili TBMM’ye soru önergesi verdi

Haber: Gençağa Akarafazlı

Halkların Demokratik Partisi İzmir Milletvekili Murat Çepni, Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü‘nde (ÇAY-KUR) yaşanan sorunları Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na taşıyarak Tarım ve Orman Bakanı‘nın cevaplaması için soru önergesi verdi.

HDP’li Çepni, TBMM’ye sunulan 2019 yılı Sayıştay Denetim Raporu’nda ÇAY-KUR’un 2019 yılında toplam 7 bin 587 personelle hizmet vereceğinin programlanmasına rağmen, yıl sonuna bakıldığında 384 memur, 900 sözleşmeli personel ve bin 331 işçi olmak üzere toplam 2 bin 615 personelin istihdam edildiğini belirterek çalışan sayısının önceki yıla göre 264 kişinin azaldığına dikkat çekti.

Kredi borçları artıyor

Murat Çepni, 5 Şubat 2017 tarihinde Türkiye Varlık Fonu’na aktarılan ÇAY-KUR’un 2019 yılı dönem sonu itibariyle bulunan kredi borçlarını şöyle anlattı:

2019 yılı dönem sonu itibariyle çeşitli bankalara 3.498.250 bin TL kredi borcu bulunmaktadır. 2016 yılında toplam 4,59 milyar TL (alınan) ve 4,42 milyar TL (ödenen), 2017 yılında da 5,85 milyar TL (alınan) ve 5,61 milyar TL (ödenen) olan kredi kullanımlarının 2018 yılında 7,59 milyar TL (alınan) ve 7,07 milyar TL (ödenen) olarak büyük ölçüde arttığı, aynı şekilde kullanım/ödeme farkının, yani ödenemediğinden, sonraki yıla devreden kredi bakiyesinin de 0,16’daki 1,29 milyar TL’den, 2017 yılında 1,53 milyar TL’ye, 2018 yılında 2,06 milyar TL’ye ve 2019 yılında da 3,4 milyar TL’ye yükselerek giderek arttığı görülmektedir. Dönem zararı 2018’de yaklaşık 53’ü iken, daha da artarak 2019’da 62,3 oranına yükselmiştir.”

‘Bir yıllık satışa eşit kuru çay stoğu var’

ÇAY-KUR’un hiç çay yaprağı alımı yapmasa dahi mevcut ürün stokunun ancak eritebileceğini hatırlatan Murat Çepni konuyla ilgili şu ifadelerde bulundu:

Son iki yıldır gerçekleşen stok miktarları, ÇAY-KUR’un ilgili yıllar toplam satışları kadardır. Bir diğer deyişle bir yıllık satışa eşit kuru çay stoku bulunmaktadır ve ÇAY-KUR izleyen yılda hiç çay yaprağı alımı yapmasa dahi mevcut ürün stokunu ancak eritebilecektir.

Çay çeşitlendirme faaliyetlerinin çay satış pratiği ile ilişkilendirilerek, talebinin doğru değerlendirilmesi ve yeni ürünlerin tanıtılması için satış ve tüketim noktalarında tanıtımlarının yapılması gerekirken, çeşitlendirme kararlarının saha çalışmalarına dayandırılmadığı ve sonuçta stok artışlarına neden olunduğu da gözlenmektedir.”

Fotoğraf: DHA

HDP’li Çepni’nin Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli‘nin yanıtlamasını istediği sorular ise şöyle:

1- 2019 yılında, toplam olarak 7.587 personel ile hizmet verileceği programlanmasına rağmen, yıl sonu itibariyle 2.615 personel istihdam edilmesinin ve çalışan sayısının önceki yıla göre 264 kişi azalmasının gerekçesi nedir? Türkiye’de işsizlik oranı giderek artarken neden boş kadrolara çalışan istihdam edilmemektedir?

2- ÇAY-KUR’un 2019 yılı dönem sonu itibariyle çeşitli bankalara 3.498.250 bin TL kredi borcu bulunmaktadır. Dönem zararı 2018’de yaklaşık yüzde 53’ü iken 2019’da yüzde 62,3 oranına yükselmiştir. Dönem zararının gerekçesi nedir? Bakanlığınız zararlar konusunda bir inceleme yapmakta mıdır? Sorumlularla ilgili yasal yaptırımda bulunulacak mıdır?  ÇAYKUR için mevcut alım, üretim ve satış politikaları yeniden düzenlenecek midir?

3- Ekonomik ömrünü dolduran çay bahçeleri için ne gibi çalışmalarınız vardır? Üretim kalitesi ne şekilde arttırılacaktır? Bu konuda üreticilerin mağduriyetleri giderilecek midir?

4- Çaytaş firması için üretimi yaptırılan ancak firmanın alamadığından dolayı ihraç edilemeyen ve son kullanma tarihlerinin bazılarında üç ayın altında olduğu ve diğerlerinin de son kullanma tarihlerinin yaklaştığı belirtilen çaylar için Bakanlığınızın ne gibi planlaması vardır? Stokta bekletilen çayların satışı yapılamayacağına göre nerede ne şekilde değerlendirilecektir?

5- Yeterli tanıtım ve satış çalışması yapılmadığından stokları hızla artmakta ve buna rağmen üretimine de devam edilmekte olan organik çay stoklarının eski yıllara ait 96 tonluk bölümünde rutubet sınır değerlerine yaklaşılmakta olduğu Sayıştay Raporu’nda yer almaktadır.  2015-2016 yılları üretimi toplam 19 bin 878 kilogram organik çay küflenme nedeniyle imha edilerek, 218 bin 291 TL zarar kaydedilmiştir. Kamuoyunda yüksek meblağda reklam parası harcandığı görüşü vardır. ÇAY-KUR’un tanıtım ve satış çalışmaları için Çaytaş şirketine ne kadar ödeme yapılmıştır?  Tanıtıma rağmen neden yeterli satış yapılmamıştır? Çayların küflenmemesi için uygun depolama koşulları neden sağlanmamaktadır?  6- Oldukça yüksek fiyattan satışı yapılan çaylar için halkın alım gücünün düştüğü salgın günlerinde uygun fiyat düzenlemesi yapılacak mıdır?

7- ÇAY-KUR’un Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan 2019 Yılı Sayıştay Denetim Raporu kamuoyunun bilgilenmesi için Sayıştay internet sitesinde yayınlanacak mıdır?

8- Çay Yasasını neden çıkartılmamaktadır? Çay yasası için Hükümetinizin çalışması var mıdır?

9- Yıllardır gündemde olan ÇAY-KUR’un özelleştirilmesinin önünü açmak için büyük oranda zarar ettirildiği ve ürünlerin yönetmeliğe uygun toplanma, işleme, depolama ve satış işlemlerinin yapılmadığı iddiaları doğru mudur? Bu konuda kamuoyu bilgilendirilecek midir?

Öte yandan, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz da ÇAY-KUR’un 635 milyon TL ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nin (DHMİ) 1 milyar 100 milyon zarar ettiğini belirtti.

Mutasyonlu virüs paniği: İngiltere şubat ortasına kadar karantinaya giriyor

Koronavirüsün daha bulaşıcı olduğu düşünülen mutasyonunun ilk görüldüğü ülke olan İngiltere‘de hızla artan vaka sayılarının ardından yeni tedbirler getirildi.

Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson, pazartesi akşamı yaptığı Ulusa Sesleniş konuşmasında ülkenin tamamen kapatılması gerektiğini söyledi.  Sadece doktor muayenesi ya da iş gibi gerekli eylemler dışında kimsenin dışarı çıkamayacağını söyleyen Johnson, önlemlerin büyük olasılıkla şubat ortasına kadar yürürlükte kalacağını dile getirdi.

Parlamento da tatile ara vererek Çarşamba günü korona gündemiyle toplanacak.

Uzaktan eğitime geçiş

Johnson, bilim insanlarının mutasyon geçirmiş koronavirüsün yüzde 50-70 daha fazla bulaşıcı olduğuna inandığını, bu nedenle insanların virüse yakalanma olasılıklarının çok daha yüksek olduğunu vurguladı.

İngiltere’de üçüncü kez ilan edilen kapanmayla birlikte ilk ve orta dereceli okullar bugünden itibaren uzaktan eğitime geçecek ve ulusal çaptaki sınavlar da ertelenecek.

Vaka üç milyona yaklaştı

Karantina şubat ayı ortasına kadar devam edecek. Bu tarihe kadar bakımevlerinde kalanlar, 70 yaşından büyükler, sağlık ve bakım hizmeti çalışanları ve ciddi derecede hasta olanlar aşılanacak.

Worldometers tarafından paylaşılan verilere göre Birleşik Krallık çapında şu ana kadar 2 milyon 713 bin vaka görüldü. Bu vakalardan 75 bin 431’i ölümle sonulandı.

İran zenginleştirilmiş uranyum üretimini hızlandırdı

İran, nükleer anlaşmada yüzde 3,67 olarak belirlenen zenginleştirilmiş uranyum üretim limitini yüzde 20’ye yükselttiğini duyurdu.

Yeni limitle üretimin Fordo yeraltı nükleer tesisinde bugün başlatıldığını duyuran İran hükümet sözcüsü Ali Rebii, üretimin üretimin İran meclisinde kısa süre önce kabul edilen nükleer yasayla uyumlu olduğunu belirtti.

DW Türkçe’nin aktardığına göre Rebii, gelişmenin, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu‘na da bildirildiğini kaydetti.

Yasa İran içinde de tartışmalı

Yeni yasa, yılda yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş 120 kilo uranyum üretimine izin veriyor. Daha düşük oranda zenginleştirilmiş uranyum ise ayda 500 kiloya kadar üretilebiliyor.

Yasa, ABD’deki yönetim değişikliği öncesinde siyaseten akıllıca olmadığı ve teknik açıdan gerçekçiliğinin bulunmadığı gerekçesiyle İran içinde de tartışmalara yol açmış, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve İran Atom Enerjisi Kurumu da yasaya karşı çıkmıştı.

İran’dan yaptırım baskısı

İran ile ABD, Birleşik Krallık, Rusya, Fransa, Çin, AB ve Almanya‘nın taraf olduğu anlaşma, İran’ın nükleer silah üretme kapasitesine sahip olmasını engellemek üzere uranyum zenginleştirme oranının düşük tutulmasını, karşılığında İran’a yönelik nükleer programı nedeniyle yürürlüğe sokulan ekonomik ve mali yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu.

ABD’de Başkan Donald Trump yönetimi 2018’de nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmiş, anlaşmaya taraf olan Avrupa ülkeleri ise anlaşmaya desteklerinin süreceğini açıklamıştı. Ancak Avrupa ülkelerinin İran’a yönelik yaptırımları kaldırmaması üzerine Tahran yönetimi 2019 Temmuz ayında anlaşmanın öngördüğü zenginleştirme oranını aşarak yüzde 4,5’e yükseltmişti. Nükleer silah üretimi için, uranyum zenginleştirme oranının yüzde 90 seviyelerinde olması gerekiyor.

Tahran yönetimi, ABD’de Başkanlığa seçilen Joe Biden’ın 20 Ocak’ta görevi resmen devralması sonrasında ABD’nin nükleer anlaşmaya geri dönmesini ve yaptırımların kaldırılmasını umuyor.

İsrail ve AB’den tepki

İran’dan yapılan açıklamaya ilk tepki İsrail’den geldi. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, “İran’ın uranyum zenginleştirme oranını yükseltme ve yer altında uranyum zenginleştirerek endüstriyel kapasitesini artırma kararı ile yükümlülüklerini ihlale devam etmesi askeri nükleer program geliştirme niyetinin hayata geçirilmesi dışında açıklanamaz” açıklamasını yaptı. Netanyahu “İsrail İran’ın nükleer silah üretmesine izin vermeyecektir” ifadelerini kullandı.

Avrupa Birliği de İran’ın bu adımının, 2015 anlaşmasındaki yükümlülüklerden önemli bir uzaklaşma anlamına geldiğini bildirdi. Açıklamada, İran’ın girişimine karşı atılacak adımın, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı ile bugün yapılacak istişareler sonrasında kararlaştırılacağı kaydedildi.

Boğaziçi’nde ‘kayyım rektör’ protestosuna polisten sert müdahale

Boğaziçi Üniversitesi’ne Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kararıyla üniversite dışından rektör olarak atanan Melih Bulu’ya tepki gösteren öğrenciler, mezunlar ve öğretim üyeleri kampüste bir araya geldi.

Binin üzerinde kişinin destek verdiği eylemde polis, kalabalığa biber gazı ve basınçlı su ile müdahale etti. Polisle aralarında çıkan çatışma sonucunda gözaltına alınan kişiler daha sonra serbest bırakıldı.

‘İntihalci rektör istemiyoruz’

Öğrenciler Güney Kampüs önünde basın açıklaması okumak için 14.00’de bir araya gelmişti. Basın açıklamasında konuşan öğrenciler Mehmet Bulu’yu rektör olarak kabul etmeyeceklerini ve demokratik yolla seçilmiş bir rektör istediklerini söyledi.

Binin üzerinde kişinin destek verdiği eylemde “kayyım rektör istemiyoruz”, “intihalci rektör istemiyoruz” ve “homofobik rektör istemiyoruz” sloganları atıldı. Eylem alanı çok sayıda polis tarafından çevrildi.

Farklı üniversitelerden dayanışma

Açıklamanın ardından Boğaziçi öğrencileri ile dayanışmak için gelen Marmara Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve ODTÜ’den gelen öğrenciler söz aldı.

Benzer deneyimleri yaşadıklarını aktaran öğrenciler üniversiteler arasındaki dayanışmanın öneminden bahsetti. Açıklamanın ardından öğrenciler sloganlar eşliğinde Kuzey Kampüs’e ilerledi.

Güvenlik ile tartışma

Burada öğrencileri içeriye almak istemeyen öğrenciler ile güvenlik görevlileri arasında bir arbede çıktı. Sonrasında öğrenciler turnikelerden atlayarak kampüse giriş yaptı. Öğrenciler Kuzey Piramit önünde toplanarak bir forum gerçekleştirdi.

Forumda, kayyım rektöre karşı neler yapılabileceği, dayanışma ağlarının nasıl güçlendirilebileceği konuşuldu. Önerilen fikirler arasında rektörlük binasını işgal etmek, çadır nöbeti başlatmak gibi fikirler yer aldı.

Polisten biber gazlı müdahale

Öğrenciler rektörlüğün bulunduğu Güney Kampüs‘e geçmek isteyince polis barikatıyla karşılaştı. Eylem komitesindeki öğrenciler eylemi sonlandırmak isterken, bir grup içeriye girmek isteyince öğrenciler arasında tartışma çıktı.

Polis barikatını aşmak isteyen öğrenciler polisle çatıştı. Polis kalkanların birçoğu kırıldı. Polisin biber gazıyla müdahale ettiği kalabalığın bir kısmı okul içerisinde bir kısmı okul dışında kaldı.

Çatışma sırasında gözaltına alınan birkaç kişi alandaki polis amirinin emriyle serbest bırakıldı.

Polisle yaşanan tartışmanın büyümesi üzerine destek çevik kuvvet ekipleri ve TOMA getirildi. TOMA toplanan kalabalık üzerine basınçlı suyla müdahale etti ve biber gazıyla müdahale etti.

Biber gazından fenalaşan bir öğrenci oldu. Arkadaşlarının yardımıyla daha uzak bir noktaya taşındı.

‘Son noktadayız’

Boğaziçi Üniversitesi Fikir Kulüpleri Federasyonu’ndan Batuhan Erdoğan, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada üniversiteye hükümet müdahalesinin beş senelik bir olay olduğunu hatırlattı. “Gülay Hoca’nın gidişinden sonra okula aidiyetim azaldı. Mehmet Özkan gelince gene bir sempati gösterildi ama hukuki bir yanı gene yoktu” ifadelerini kullandı.

Özkan’ın ardından u sefer tamamen kurum dışından birisinin getirilmesinin planlı bir adım olduğunu belirten Erdoğan, “Son adıma gidiliyor. Tepki gösterilmesi gereken son noktadayız” değerlendirmesinde bulundu.

‘LGBTİ+’lere yönelik baskı artacak’

Kayyım atanmasıyla birlikte LGBTİ+’lere yönelik baskıların artacağını belirten Boğaziçi Üniversite ikinci sınıf öğrencisi Gözde Kocabozdağan ise “Söylemleri, ait olduğu görüş ve savunduğu olduğu parti direk olarak bizim haklarımızı özgürlüklerimizi kısıtlayacak şekilde bu yıla kadar gelmiş. Bu neredeyse en son adım ve bunu kabul edemeyiz” ifadelerine yer verdi.

‘Boğaziçi geçmişiyle yumuşatmaya çalışıyor’

Öğrencilerden Gözde Selçuk da “Şimdi gelen rektör bir Boğaziçi geçmişi olduğunu söyleyerek bunu yumuşatmaya çalışıyor ama sonuç olarak ne olursa olsun, dünyanın en iyi akademisyeni en iyi bilim insanı da olsa en iyi edebiyatçısı da olsa bu kişi yukarıdan indirilmiş kişi ve bizim seçtiğimiz kişi değil” yorumunda bulundu.

‘Üniversiteleri zapt etme çabası’

Yeşil Gazete’ye konuşan Gökçe Yılmaz, “Bunlar bir gecede olan şeyler değil. Uzun yıllardır yürütülen bir çalışma. Üniversite kültürü, üniversite öğrencilerinin yaşattığı değerlerin yozlaştırılmaya çalışıldığını düşünüyorum” dedi.

Üniversitelere kayyım atanmasını “AKP iktidarının seneler boyunca giremediği üniversiteleri zapt etme çabası” olarak değerlendiren Yılmaz şu ifadeleri kullandı:

Ama biz burada hala üniversitelere sahip çıkıyoruz. Üniversitelerin en kalabalık öznesi olan öğrenciler olarak buna izin vermeyeceğiz. Biz ilerici ve aydınlanmacı değerlerimizi korumaya devam edeceğiz

’15 bin kişiyiz, kendi rektörümüzü atamak istiyoruz’

2011 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde eğitim görmeye başlayan Serdar Yetkin şunları söyledi:   “Biz bir şekilde bir arada yaşayan 15 bin kişiyiz. Yönetimiyle, öğretim görevlisiyle, öğrencisiyle birlikte. Kendi rektörümüzü kendimiz atamak istiyoruz. 15 bin kişi bir şekilde emek veriyor, bilim üretmeye çalışıyor, hayatı öğreniyor. Ve bu insanlar istedikleri şekilde bunları yapmak istiyor. Bunun da tek yolu demokratik bir şekilde seçim ile öğretim görevlisinin rektör olmasıdır.”

“Ben 2011 yılında okula girdiğimde Gülay Barbarosoğlu seçilmişti” diyen Yetkin, konuşmasına “Seçimle geldi ve bu okulda her zaman okulun gelişmesi için iyi şeyler yaparak kendisini kanıtladı. Daha sonra kayyım olarak gelen Mehmet Özkan, daha kötü bir şekilde yürüttü. Atanarak gelen kişilerin yönetme becerisinin de daha kötü olduğunu görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Alkollü içkilere yüzde 17 ÖTV zammı

Alkollü içkilerden alınan vergilere, yüzde 17.07 oranında özel tüketim vergisi zammı yapıldı. Vergideki artışın fiyatlara yansıması bekleniyor.

Purolara da vergi zammı

Alkol derecesi yüzde 18 ve daha az olan şaraplardaki ÖTV tutarı 81,38 TL’den 95,29 TL’ye, alkol derecesi yüzde 22 ve fazla olanlarda 279,29 TL’den 326,99 TL’ye yükseltildi.

Tütün içeren purolardan alınan asgari maktu vergi tutarı 0,3747 TL’den 0,4386 TL’ye, maktu vergi tutarı ise 0,5008 TL’den 0,5863 TL’ye çıkartıldı.

Pınar Gültekin davasının ikinci duruşması: Cinayet meşrulaştırılmaya çalışılıyor

Muğla‘da üniversite öğrencisi Pınar Gültekin‘in katledilmesiyle ilgili Cemal Metin Avcı ve kardeşi Mertcan Avcı‘nın yargılandığı davanın ikincisi duruşması bugün görüldü.

Pınar Gültekin’in babası Sıddık Gültekin ve ailenin avukatı Rezan Epözdemir sanıklar için haksız tahrik indirimi uygulanmaya çalışıldığını belirtti. Tartışmanın çıktığı duruşma 15 Şubat’a ertelendi.

Cinayetin ilk duruşması kasım ayında görülmüştü.

Sanıklar dinlendi

Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde yapılan ikinci duruşmaya sanık Cemal Metin Avcı cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katılırken, diğer tutuklu sanık Mertcan Avcı ise mahkeme heyeti önünde savunma yaptı.

Saat 13.30 itibariyle başlayan duruşmaya Pınar Gültekin’in yakınları, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatı, Muğla Barosu temsilcileri, kadın hakları dernekleri üyeleri ve taraf avukatları katıldı.

Duruşmada, 23 Aralık 2020’de yapılan keşifle ilgili bilirkişi raporu değerlendirildi ve iki sanık da dinlendi.

Pınar Gültekin’in arkadaşı da dinlendi

Duruşmada Pınar Gültekin’in arkadaşı tanık Ceren Tunç da dinlendi. Tunç ifadesinde şunları söyledi:

Pınarı üç senedir tanıyorum. Yarım dönem ev arkadaşımdı. Ortadan kaybolmadan 10-15 gün önce Pınar beni arayıp, Cemal ile kavga ettiklerini söyledi. Cemalin son kez kendisi ile buluşmak istediğini de anlattı. 2.5 yıldır birliktelerdi. Cemal’in kirayı ödediğini ve harçlık verdiğini söylüyordu. Pınar, Cemalin kendisine para yatırmak zorunda olduğunu, yatırmadığı taktirde ilişkiyi Avcı’nın eşine anlatacağını da bana söyledi. Pınar ortadan kaybolduktan sonra kardeşiyle sosyal medya üzerinden irtibata geçtim.

Tanık Tunç’un anlattıkları üzerine Pınar Gültekin’in kardeşi Sibel Gültekin ise, “Ablamın bursu vardı ve fotomodellik yapıyordu. Cemal’in evli olduğunu öğrendikten sonra ayrıldı. O dönemde ufak çaplı para yardımında bulunduğunu biliyorum. Ablam, Cemale, ‘Peşimi bırakmazsan karına söylerim’ diyordu” dedi.

Baba Gültekin duruşma salonunu terk etti

Sıddık Gültekin “Davadan adaletli bir karar çıkacağına inanmıyorum. Başka bir hakim istiyorum” dedi ve duruşmayı salonunu terk etti.

Baba Gültekin’in salonu terk etmesinin ardından duruşmaya tanıkların dinlenmesiyle devam edildi.

Rezan Epözdemir de sanığa haksız tahrik indirimi uygulanmaya çalışıldığı söyleyerek mahkeme heyetinin reddini talep etti.

‘Cinayet meşrulaştırılmaya çalışılıyor’

Epözdemir duruşma sonrası yaptığı açıklamada cinayetin meşrulaştırılmaya çalışıldığını belirtti:

Bir tanık dinlenebildi. Reddi hakim gerekçemizde, müvekkil duruşma salonunu terk etti. Duruşmaya halel getirildiğini düşünüyorlar. Sanki cinayeti işleyen Cihan Metin Avcı ve Mertcan Avcı değilmiş de Pınar Gültekinmiş gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Bu cinayet meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Sanki burada yargılanan Pınar Gültekin’in özel hayatı. Senkronize, organize bir cinayet işlenmiş.”

‘Mahkemenin tarafsızlığına halel gelmiştir’

Epözdemir gelinen noktada mahkemenin tarafsızlığına halel geldiğini vurguladı ve şunları söyledi:

Karşı tarafın klişe savunmaları var ya, onun başka tezahürü var. ‘Beni bıçaklamaya çalışıyordu, o yüzden öldürdüm’ diyor. Buradan ABD’ye müzekkere yazılıyor, iCloud’a yönelik mesajlar, videolar isteniyor. Sanki yargılanan Metin Cihan Avcı ve Mertcan Avcı değil de Pınar Gültekinmiş gibi algı yaratılıyor. Apple bu bilgileri bir yıl önceden göndermez, tanık ifadesi alınırken yönlendiriliyor. Geldiğimiz noktada, mahkemenin tarafsızlığına halel gelmiştir. Umut ediyoruz, bu talebimiz kabul görür. 15 Şubat’a kadar reddi hakim ve sonraki prosedürler işletilecek.”

‘Sanki sanık biziz mağdur olan onlar’

Baba Sıddık Gültekin, mahkemeden adalet çıkacağına inanmadığını kaydederek şu açıklamalarda bulundu:

Bu mahkemeden adalet çıkacağına inanmıyorum. Ben yüreği yanan bir baba olarak, sanki sanık biziz de mağdur olan onlar. Bu mahkemeden sağlıklı bir karar çıkacağına inanmıyorum. Şahit gösteriyorlar, mahkeme başkanı şahidi yönlendiriyor.”

Akıl sağlığı yerinde raporu verildi

İlk duruşmada mahkeme ara kararında katil zanlısı Cemal Metin Avcı için akıl sağlığının yerinde olup olmadığına yönelik rapor tanzim edilmesini istemişti. Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi hazırladığı raporda Cemal Metin Avcı’nın akıl sağlığının yerinde olduğu ve ceza ehliyetinin bulunduğu belirtildi.

Raporda “16 Temmuz 2020 tarihinde işlendiği iddia olunan ‘Tasarlayarak canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme’ suçuna karşı işlediği hukuki anlam ve sonuçlarını açıklayabilir ve davranışlarını yönlendirme yeteneğini azaltacak veya kaldıracak düzeyde bir akıl hastalığı bulunmamaktadır. Ceza sorumluluğu tamdır.” denildi.

Cemal Metin Avcı’nın “canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, kardeşi Mertcan Avcı’nın ise “suç delillerini yok etme,  gizleme veya değiştirme” suçundan beş yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Enflasyon Araştırma Grubu: Aralık enflasyonu yüzde 4.08, 2020 enflasyonu yüzde 36.72

ENAG’dan yapılan açıklama şöyle: 

“ENAGrup Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) kasım ayında yüzde 4,08 arttı Aralık 2020 dönemi (30.11.2020 – 31.12.2020) günlük fiyat değişimlerinden elde edilen ENAGrup Fiyat Endeksi aylık bazda yüzde 4,08 arttı. 

TÜİK alt grupları gösterge olarak alındığında en çok aylık düşüş yüzde -0,46 ile konut, en fazla yükseliş ise yüzde 17,58 ile ulaştırma kaleminde gerçekleşmiştir. Ulaştırma ile özellikle uzaktan eğitim harcamalarının da içinde bulunduğu eğlence ve kültür harcama gruplarının fiyat artışlarının enflasyonu sürükleyen ürün grupları olduğu açıkça görülmektedir. Fiyatlardaki gün ve ay-içi oynaklığa bakıldığında, en büyük değişimin sırasıyla ulaştırma, eğlence ve kültür ile çeşitli mal ve hizmetlerde görülmektedir.

ENAG-özellikli ürün grubu enflasyon hesaplamasına göre, aralık ayında en fazla düşüş yaşanan grup yüzde 5,94 ile Hhırdavat, en fazla yükseliş görülen grup ise yüzde 27,70 ile araç ve yedek parça ürün grubunda olmuştur. TÜİK ana harcama grubunda yaptığımız gibi, ENAG alt-grup enflasyon oranlarında da ortalama başına düşen standart sapma ölçüsünü, diğer bir ifadeyle değişim katsayısını da hesapladığımızda (mavi-sağ grafik) ortalama başına oynaklığın oldukça yüksek gerçekleştiğini görmekteyiz.”

‘Ekonomik durgunluk döviz şokuyla birleşti’

ENAGrup 2020 yılı enflasyon oranını yüzde 36,72 olarak tahmin etti. 

Açıklamada 2018 yılının ikinci çeyreğinde yaşanmaya başlayan ekonomik durgunluğun üçüncü çeyrekte döviz şoku ile birleşmesinin, 2020 yılında yaşanan yüksek enflasyonu etkileyen temel faktörler olduğuna dikkat çekilerek, “Döviz geçişkenliğinin nispi olarak yavaşladığı 2020 yılının ilk çeyreğinde bu sefer de üretim açığının etkilediği yeni bir kırılganlık ortaya çıkmış, Covid-19 sağlık krizi nedeniyle de daha derinleşmiştir. Buna Merkez Bankası faiz kararlarındaki yanlış zamanlamanın yarattığı döviz şoku eklenmiş ve sonuçta yüksek bir oranda enflasyon oranı ile 2020 yılı tamamlanmıştır” denildi.