Ana Sayfa Blog Sayfa 1700

Meksika Devlet Başkanı Lopez Obrador’un Covid-19 test sonucu pozitif

Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador, yeni tip Coronavirus (Covid-19) testinin pozitif çıktığını duyurdu. Twitter’dan paylaştığı mesajda 67 yaşındaki devlet başkanı semptomları hafif geçirdiğini ve “iyimser olduğunu” söyledi.

ABD, Brezilya ve Hindistan’ndan sonra koronavirüs nedeniyle en fazla ölüm yaşanan ülkede can kayıpları 150 bine yaklaştı, vaka sayısı ise 1.75 milyonu geçti. 

Meksika’nın üst düzey sağlık yetkilisi Jose Luis Alomia Zegarra, Lopez Obrador’un durumunun sabit olduğunu ve bir grup sağlık uzmanının devlet başkanına eşlik ettiğini söyledi. Obrador, Rusya yapımı aşının ülke getirilmesi için Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmek dahil tüm işlerini evden yürütmeye devam edeceğini belirtti.

Meksika Devlet Başkanı geçen sene yaptığı açıklamada, etkili olduğunun kanıtlanması durumunda Rusya aşısından 12 milyon doz sipariş edeceklerini söylemişti.

Ülkede henüz kullanım onayı alan bir aşı yok. Yetkililer, Pfizer-BioNTech aşısının ikmalindeki gecikmeler nedeniyle 128 milyon nüfuslu ülkede aşı programını hızlandırmanın yollarını arıyor.

‘Normalmiş gibi yaşamaya devam edin’ demişti

Lopez Obrador, başından itibaren salgını ciddiye almayan liderler arasında. Brezilyalı mevkidaşı Jair Bolsonaro gibi, hastalığı basite indirgeyen ve maske takmayı reddeden Obrador geçtiğimiz yıl ziyaret ettiği bir restoranda halka  paniğe kapılmamalarını söylemiş ve dışarıya çıkma çağrısı yapmıştı:

 “Dışarı çıkmayı bırakmayın, hâlâ ilk evredeyiz. Ben size ne zaman dışarı çıkmamanız gerektiğini söyleyeceğim. Eğer yapabiliyorsanız, ekonomik olarak imkânınız varsa ailenizi dışarı yemeğe çıkarmaya devam edin, çünkü bu ekonomiyi güçlendirir” 

Anayasa Mahkemesi üyeliğine İrfan Fidan atandı

Yargıtay’a atanmasının üzerinden iki ay geçmeyen İrfan Fidan, Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildi. İlgili karar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla Resmi Gazete’de yayınlandı.

Karara göre, İrfan Fidan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası‘nın 146 ve 147’nci maddeleri ile Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun‘un 6, 7 ve 10’uncu maddeleri gereğince Yargıtay Büyük Genel Kurulunca gösterilen üç aday arasından seçildi.

Yargıtay’da AYM üyeliği için yapılan seçimde İrfan Fidan’ın yanı sıra  Nevzat Özsoy ve Mustafa Erol en çok oy alan isimler olmuştu.

İrfan Fidan hakkında

Fidan, 1999 yılının ağustos ayında Akkışla Cumhuriyet Savcısı olarak başladığı meslek hayatına sırasıyla; Aşkale, Çaycuma, Dörtyol, Şişli ve İstanbul Cumhuriyet Savcısı olarak devam etti.

Fidan 2015 yılı şubat ayında İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili; 2016 temmuz ayında da İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak atandı.

Daha önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevinde bulunan Fidan, Hakimler ve Savcılar (HSK) Genel Kurulunca 27 Kasım 2020’de Yargıtay üyeliğine seçildi.

Kılıçdaroğlu: Saray’dan talimatla geldi

Fidan savcılık görevini yürüttüğü dönemde Gezi, MİT TIR’ları, Osman Kavala ve 15 Temmuz‘a ilişkin pek çok davanın iddianamelerini hazırlamıştı. Fidan’ın AYM üyeliğine adaylığını eleştiren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, şu sözlerle tepki göstermişti:

Dün gelmiş buraya, arkasında kirli ilişkiler var ama geliyor 107 üyenin oyunu alıyor. Neden? Saraydan alınan talimatla. Daha dün geldin. AYM üyeliği yapacak birikime sahip oldun mu? Daha koltuğun ısınmadan talimat verildi ve 107 üye vicdanlarını kiralayarak oy verdi. Tam bir utanç tablosu! Biri de çıkıp burada bir yanlışlık var demiyor.”

AYM üyeleri nasıl seçiliyor?

Anayasa’ya göre AYM üyeleri 12 yıllığına seçiliyor. Bir üye ikinci kez ise seçilemiyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişte AYM’nin üye sayısı askeri yargıtay ve yüksek idare mahkemelerinin kaldırılmasıyla 17’den 15’e düşürülmüştü.

Yeni sisteme göre AYM’nin üç üyesi AKP ve MHP milletvekillerinin toplamının çoğunlukta olduğu meclis, 12 üyesi de cumhurbaşkanı tarafından atanıyor.

Anayasa’ya göre, Cumhurbaşkanı üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden, dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçiyor.

AP, akademisyen Cihan Erdal’ın da serbest bırakılmasını talep etti: Türkiye’ye yardımlar kesilebilir

Avrupa Parlamentosu‘ndaki (AP) siyasi gruplar tarafından ortak hazırlanan “Başta Selahattin Demirtaş ve düşüncelerinden ötürü hapiste olan diğer tutuklular olmak üzere, Türkiye’de insan hakları durumu” başlıklı karar tasarısı geçtiğimiz günlerde yapılan oylamayla oy çoğunluğuyla genel kurulda kabul edildi. Bu önergede siyasi tutuklu olan akademisyen Cihan Erdal’ın da serbest bırakılması talep ediliyordu. Yeşil Gazete’ye konuşan Cihan Erdal’ın partneri Ömer Ongun, alınan bu kararın oldukça önemli olduğunu söyledi.

Tutuklandıktan yedi ay sonra hakim karşısına çıkacak

Ömer Ongun, Kobane soruşturması kapsamında tutuklanan Cihan Erdal’ın tutukluluğuyla ilgili süreci şöyle anlattı:

Cihan, 2014 yılında Yeşiller’i temsilen Halkların Demokratik Partisi‘ne (HDP) katılmıştı. Genç bir üniversite öğrencisi olarak daha ziyade haklar alanında çalışıyordu. Gençlik, ekoloji, LGBTİ+ hakları ana ilgi alanlarıydı. Uzun süredir de Kanada’da yaşıyor ve doktora öğrencisi. Kobane soruşturması kapsamında tutuklandı. Gösterilen suçlar arasında 2014 yılı ekim ayında Kobane olaylarını organize etmek, terör örgütü üyesi olmak, ülke-devlet bütünlüğünü bölmek gibi suçlamalara karşılık 38 defa ağırlaştırılmış müebbet isteniyor. Dava tarihi 26 Nisan’da yani tutuklandıktan yedi ay sonra!”

‘Cihan’ın bizimle görüşmesine izin verilmiyor’

Ongun, Cihan Erdal’ın tutuklanmasıyla ilgili iki delil olduğunu, onların da iki tane tweet olduğunu belirtti:

Öte yandan Cihan’la ilgili sundukları iki delil var. Onlar da iki tane tweet. Onların da görsellerini hem sizinle hem de kamuoyuyla paylaşıyorum. AB Parlamentosu Cihan’ın durumunu özellikle değerlendirdi. Çünkü Cihan Yeşiller üyesi. Ayrıca Kanada-Türkiye ekseninde de önemli bir sorun ortaya çıktı. Cihan, Kanada yasalarına göre kalıcı göçmen ve burada saygın bir akademisyen. Üstelik ben resmi eşi olmama rağmen Türkiye, Kanada’nın bu kararını tanımayarak Cihan’ın benimle yani ailesiyle görüşmesine izin vermiyor.”

Cihan Erdal’a yöneltilen suçlamalarla ilgili deliller.

Türkiye’ye yardımlar kesilebilir

Ömer Ongun, AB Parlamentosu’nun kararının önemli olduğunu vurgulayarak Türkiye’ye karşı yaptırımlar uygulanabileceğini belirtti:

AB Parlamento’sunun kararı oldukça önemlidir. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararını tanımadığını ilan eden Türkiye’ye en üst düzeyde uyarı gitmiştir. Bundan sonrası da yaptırımlardır. AB Parlamentosu’nda Susanna Ceccardi de ifade etti. 2002 yılından bu yana AB, Türkiye’ye 15 milyar Euro yardımda bulunmuş. Bunun tamamen kesilmesi gündeme gelebilir, açıkça bu talep edildi vekiller tarafından.”

BM kararı da bekleniyor

Ömer Ongun, Kanada’nın resmi olarak Birleşmiş Milletler’e (BM) başvuru yaptığını da kaydetti:

AB Parlamentosu yanında sırada BM kararı çıkacak. Kanada resmi olarak BM’ye bu konuda başvuru yaptı. BM, Cihan özelinden hareketle Kobane davasına dönük keyfilikleri raporlayarak hükümetle yakın zamanda temasa geçecek. Son olarak da Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararının çıkmasını bekliyoruz. Böylece ulusal ve uluslararası birçok kurum bu sürecin ve davanın temelsiz, hukuksuz olduğunu ilan ediyor.”

Karardan önce çağrı yapıldı

Karar tasarısı oylanmadan önce Avrupa Parlamentosu’ndan Yeşiller Avrupa Serbest İttifakı (Greens/EFA) tarafından bu önerge ve siyasi tutuklularla ilgili gerçekleştirilen basın açıklamasını Yeşiller/Avrupa Serbest İttifakı Başkanı Ska Keller ve Avrupa Parlamentosu Türkiye Delegasyonu Başkanı Sergey Lagodinsky yaptı.

Ska Keller açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

Cihan Erdal barışçıl bir insan hakları aktivisti ve akademisyendir. Cihan Türkiye’yi daha iyi bir yer haline getirmeye çalışırken iki tweet’e dayanarak hakkında 38 kez ağırlaştırılmış hapis cezası isteyen bir iddianameyle karşı karşıya kalması absürtlükten de öte bir durumdur. Bir an önce serbest bırakılmasını istiyor, bu hukuk garabetine bir son verilmesi çağrısında bulunuyoruz.

Siyasi partilerin gençlik örgütlerini hedef alan saldırılar ve meşru bir şekilde akademik özgürlüğü savunmak için düzenlenen barışçıl öğrenci protestolarına yönelik acımasız baskı konusunda da son derece endişeliyiz. Bu şiddeti şiddetle kınıyor, barışçıl protestocularla dayanışma içinde olduğumuzu ifade etmek istiyoruz.”

‘Siyasi tutuklular serbest bırakılmalı’

Sergey Lagodinsky de yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Türk yetkililer taahhütlerini yerine getirmeye ve uluslararası insan hakları standartlarına uygun bir şekilde davranmaya başlamalılar. Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına da uyarak Demirtaş ve Kavala’yı, aynı zamanda Cihan Erdal da dâhil olmak üzere tüm diğer siyasi tutukluları serbest bırakmaya çağırıyoruz.

Türkiye’deki siyasi kovuşturmalar ve öğrencilere, insan hakları savunucularına, aktivistlere, akademisyenlere, gazetecilere ve muhalif siyasetçilere yönelik tacizler durmalı.”

Cihan Erdal neden tutuklu?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla yedi ilde 82 kişi hakkında gözaltı kararı verilen Kobane Eylemleri‘ne ilişkin operasyon kapsamında Cihan Erdal 25 Eylül Cuma günü gözaltına alındı. 2 Ekim Cuma günü de Erdal, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) merkez yönetim kurulu üyelerinin de aralarında olduğu 17 kişiyle birlikte tutuklandı.

Kanada Carleton Üniversitesi‘nde doktora öğrencisi olan Cihan Erdal, tez araştırması için İstanbul’da bulunuyordu.

Kararda neler var?

Avrupa Parlamentosu’nda 590 destek ve 16 karşı oyla kabul edilen kararda HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş için AİHM hükümleri kapsamında serbest bırakılması çağrısı yapıldı.

Bunun yanında HDP Eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ‘a yönelik de tüm suçlamaların düşürülmesi, tüm HDP’li tutukluların serbest kalması, bu kişilerin tehditlerden ve baskılardan azade şekilde demokratik haklarını kullanmaya devam edebilmeleri talep edildi.

AP, Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı ve hak savunucusu Osman Kavala‘nın da AİHM kararları çerçevesinde serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Türkiye’deki medya özgürlüğüne de değinilen kararda, gazeteciler ve medya çalışanlarına karşı siyasi kovuşturmanın sona erdirilmesi istendi. Bazı sosyal medya hesaplarının kapatılması da kınandı ve ifade özgürlüğüne yönelik ek bir kısıtlamayla sivil toplumu bastırmak için bir vasıta olarak nitelendirildi.

Fransa’da İslami ayrılıkçılıkla mücadele yasa tasarısı özel komisyondan geçti

Fransa‘da İslam ve Müslümanları hedef aldığı gerekçesiyle eleştirilen ve daha sonra ismi “Cumhuriyet değerlerine saygıyı güçlendiren prensipler” olarak değiştirilen “İslamcı ayrılıkçılıkla mücadele” yasa tasarısı Ulusal Meclis bünyesindeki özel komisyondan geçti.

İçişleri Bakanı Gerald Darmanin, Twitter hesabından “Cumhuriyet ilkelerini pekiştirmeyi amaçladığını savunduğu” yasa tasarısının Ulusal Meclisteki özel komisyonda geniş çapta kabul edildiğini belirtti.

‘Aşırı sağ ve sol yapılar da tehdit’

Tasarının şubatta Ulusal Meclise sunulması bekleniyor. Euronews Türkçe’nin aktardığına göre ülkede yükselişe geçen “aşırı sağcı ve solcu” yapıların da tehdit oluşturduğuna dikkat çeken Darmanin şu ifadleri kullandı:

Sadece bugünün zorluklarına karşı koymak için değil, cumhuriyet değerlerini savunmak amacıyla gelecek için bir yasa yapıyoruz.”

Tasarı neleri yasaklıyor?

Tasarı, 3 yaşından itibaren tüm çocukların, çocuğun veya ailesinin durumuyla ilgili belirli sebepler dışında, evde eğitim almamasını öngörüyor. Ailelerin çocuklarına evden eğitim vermek için yetkili kurumlardan izin alması gerekecek.

Yasa metni ayrıca kontrat dışı okullarda “sapma” tespit edilmesi durumunda idari kapatma seçeneğini sunuyor. Bunların yanı sıra okul çağındaki her çocuğa bir ulusal okul numarası atanması planlanıyor. Böylece kontrat dışı veya evden eğitim alan öğrencilerin de bir numarası olacak ve devlet tarafından takibi kolaylaştırılacak.

Fotoğraf: Shutterstock

İfşaya para cezası

Bunlara ek olarak, bir kişinin hayatını tehlikeye atmak amacıyla, kimliği belirlenebileceği şekilde özel, aile veya profesyonel yaşamı hakkında bilgi yaymaya 3 yıl hapis, 45 bin euro para cezası öngörülüyor.

Kasım ayı ortalarında yayınlanan bir ön metne göre, “mağdurun kamu otoritesine sahip olması veya bir kamu hizmeti görevinde bulunması” halinde ceza ağırlaştırılacak.

İbadethaneye yurtdışı fonlarına denetim

Hükümet, yasa onaylanırsa ibadethane projelerine gelen yurtdışı fonları üzerindeki denetimini artıracak. Fransa’daki camilerin çoğunluğu 1901 yasası tarafından öngörülen dernek rejimine bağlı.

Buna göre, 10 bin euroyu aşan yabancı maddi destekler kaynak beyanına tabi olacak. Ayrıca, dernek yurtdışından avantaj veya kaynak sağladığında kanuni denetçi tarafından yıllık hesapları denetlenecek.

Kişilerin ırkları, etnik kökenleri, dini inançları, cinsel yönelimleri veya cinsiyetleri nedeniyle hedef alan ibadet yerleri geçici olarak kapatılacak.

Dernekler daha kolay feshedilecek

Devletten maddi destek alan dernekler artık cumhuriyet ilkelerine ve değerlerine saygı gösterme taahhüdüne tabi olacak. Derneklerin bu sözleşmeyi ihlal ettikleri tespit edilirse, aldıkları parayı geri vermek zorunda kalacaklar.

Cinsiyet eşitliğinden sorumlu devlet bakanı Marlene Schiappa, söz konusu tedbirin “Cumhuriyet düşmanlarına bir euro kamu parası verilmemesini” sağlama amaçlı olduğunu söyledi.

Ayrıca bir derneğin feshedilme gerekçeleri de genişletildi. Bir derneğin üyeleri tarafından işlenen ve bu derneğin faaliyetleriyle doğrudan bağlantılı eylemleri isnat etmek mümkün olacak.

Fotoğraf: AA

Zorla evliliklere karşı mücadele

Yasada kadınlara yönelik maddeler de bulunuyor. Buna göre sağlık çalışanlarının “bekaret sertifikaları” vermelerinin yasaklanması isteniyor. Ayrıca, STK’lar artık bir kadının zorla evlendirildiğine dair güçlü şüpheleri olduğunda doğrudan yerel yetkililerle iletişime geçebilecek.

Zoraki evliliklerle mücadele konusunda nüfus dairesi görevlisi, evlilik kararının özgür biçimde alınmadığı şüphesi olduğunda müstakbel eşlerle ayrı ayrı görüşme sağlayabilecek ve şüpheler doğrultusunda savcılığa başvurulacak.

Çok eşlilere oturum izni yok

Fransa’da çok eşli şekilde yaşayan yabancılara oturum izni verilmeyecek. Çok eşli kişilerin de oturum izni iptal edilebilecek.

Bakan Schiappa, söz konusu yasanın, birden çok sevgiliye sahip olan kişileri (poliamori) kapsamadığını, sadece çok eşli evlilikleri ilgilendirdiğini ifade etti.

Laiklik ilkesi güçlendirilecek

Devleti temsil eden, bir devlet hizmeti sunan sözleşmeli özel şirketler de dahil olmak üzere herhangi bir kişi veya kuruluşlar “laiklik ilkelerine ve kamu hizmetinin tarafsızlığını” sağlamak zorunda olacak.

Mesela halka açık yüzme havuzların artık dini gerekçelerle kadınlar ve erkekler için ayrı sürelere sahip olmaları yasaklanacak . Kamu hizmeti yapan görevlilere yönelik tehdit, şiddet veya sindirme suçlarına ceza verilecek.

 

Tayland açıklarında bir yılda 15 ton ‘hayalet ağ’ toplandı

Çevresel Adalet Vakfı (EJF) Tayland’ın sularına atılmış ölümcül balık ağlarından kurtarılmayı hedefleyen ‘Ağsız Denizler’ isimli bir projeye başladı. Norveç Perakendecilerin Çevre Fonu tarafından desteklenen proje kapsamında bir yıl içerisinde 15 ton balık ağı toplandı.

Ağlar sonrasında kıyıda yaşayan yerel topluluklar için spor ve mutfak malzemeleri üretmek için kullanılıyor. Böylece hem okyanus yaban hayatının korunması hem de yerel köylerin desteklenmesi amaçlanıyor.

‘Her yıl 640 bin ton teçhizat bırakılıyor’

EJF yaptığı açıklamada ağların okyanus vahşi yaşamını yakalamak için özel olarak tasarlandığını ancak sonrasında da ağların kaybolması veya terk edilmesi sebebiyle ölüm tuzakları oluşturmaya devam ettiklerini söyledi.

Yapılan açıklamada “Her yıl denizlerde en az 640 bin ton teçhizatın bırakıldığı ve onlarca yıldır mercan resiflerini dolaşarak beraberinde yunusları, kaplumbağaları, deniz kuşlarını sürüklediği tahmin ediliyor” ifadeleri yer aldı.

‘Doğal yaşamı ve kıyı topluluklarını tehdit ediyor’

Ayrıca bölge halkının geçim kaynaklarını da etkilediği belirtilen açıklamada, “Zaten yasadışı balıkçılığın yükünü taşıyan yerel kıyı topluluklarının gelirleri bu tür kayıplarla daha da tehdit ediliyor” denildi.

Projeye dahil olan çevreci dalgıçlar ve geri dönüşüm şirketleri, bu ölümcül atıl ağların toplanması ve geri dönüşüme kazandırılması için daha fazla çaba gösterilmesi çağrısında bulundu.

Türkiye’nin aşı haritası erişime açıldı

Türkiye’de koronavirüs aşılama süreci devam ederken, güncel aşı haritası da erişime açıldı. Günde toplam kaç aşı yapıldığı, hangi şehirde ne kadar aşı yapıldığı ve Türkiye’nin günlük aşı tablosu Sağlık Bakanlığı‘nın ‘COVID-19 Aşısı Bilgilendirme Platformu’ üzerinden anlık olarak takip edilebilecek.

Hiçbirimiz masum değiliz

Geçtiğimiz hafta yazdığım yazıda belirtmiştim; pandemi günlerinin adeta fırsat bilinip İzmir’in imar planlarıyla nasıl oynandığını… Başta tarım ve orman alanları, doğal ve tarihi sit alanları olmak üzere 1400 hektarın üzerindeki alan rant uğruna yangından mal kaçırırcasına imara açılmaya çalışılıyor ve bu girişimlere de 2020 yılı içinde hız verildi.

Tüm engelleme ve pandemi günlerinin kısıtlamalarına karşı başta Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi olmak üzere bazı odalar ve çevre örgütleri hukuksal ve bilimsel mücadele ile bu talanı önlemeye ve gelecek nesillerin hakkını korumaya çalışıyor. Üstelik bu çaba sadece Çevre ve Şehircilik Bakanlığına karşı değil; İzmir Büyükşehir Belediyesine de karşı sürdürülüyor. Çünkü Şehir Plancıları Odasının web sitesinde yer alan raporlara göre sadece merkezi yönetim değil,  yerel yönetimler de kentin imar planlarını değiştiriyor.

Şehir Plancıları Odasının İzmir Şubesi’nin web sayfasında yer alan ‘Depremlere Karşı Dirençli Kentlere İhtiyacımız Var! Ne Yapma(ma)lı?’ raporunu okuduğumuzda İzmir Büyükşehir Belediyesinin de son 20 yıl içinde kent merkezinde yaptığı parçalı, parsel bazında plan değişiklikleriyle %10-25 yoğunluk artışına neden olduğunu anlıyoruz. Oysa parçacı ve parsel bazında yapılan planların kamu yararından uzak, daha çok mülk sahipleri ve müteahhitlerin kârını arttırmaya odaklı olduğu artık hepimizin bildiği tartışmasız bir gerçek. Üstelik raporu okuduğunuzda bu plan değişiklikleri sonucunda kentin ulaşım, eğitim, sağlık ve yeşil alan gibi temel ihtiyaçlarından ve 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmelikleri gereği ayrılması zorunlu olan kentsel, sosyal ve teknik altyapı alanlarından mahrum kaldığını ve İzmirlilerin böyle bir kentte yaşamaya zorunlu kılındığını fark ediyoruz.

Tabii rant uğruna yapılan bu hataların faturasını ise kentte yaşayanlar ödüyor. 30 Ekim tarihinde Yunanistan’ın Sisam adası açıklarında meydana gelen 6.9 büyüklüğündeki deprem bu adada sadece iki can kaybına yol açıp; herhangi bir hasara neden olmazken depremin merkezinden kuş uçumu 100 kilometre uzaklıktaki İzmir’in Bayraklı semtinde 119 can kaybına ve 1053 yaralanmaya neden olmuştu. Üstelik bu kayıplar yıllar önce yapılan deprem master planında Bayraklı semti olası bir depremde riskli bir bölge olarak işaretlenmesine karşın hiçbir önlem alınmadığı için yaşandı.  İşte kentin deprem ve afetlere karşı bu kadar dirençsiz olmasının altında yatan nedenler Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesine göre hem merkezi hem de yerel yönetimlerin ortak sorumluluğunda aranmalı ve özellikle son yıllarda yoğunlaşan imar planı değişiklikleri mercek altına yatırılmalı. Odaya göre imar plan değişiklikleri, yapanların iddia edildiği gibi kentin daha yaşanabilir ve planlı bir hale dönüştürülmesine yaramıyor. Aksine İzmir’i plansız ve belirsiz bir büyümeye götürüyor. Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi planlı, yaşanabilir, sağlıklı bir kent için; 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmelikleri ile uygulama araçlarının etkin bir biçimde kullanılarak, kente yönelik sorun ve tespitlerin kent bütününde ele alınması ve ayrıntılı çözüm önerileri geliştirilmesi gereğini vurguluyor ve bu doğrultuda;

  • 1/25000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planının ana kararlarına, nüfus ve yoğunluk değerlerine uygun hareket edilmesi,
  • Kentsel Yerleşme Alanlarının özellikle İzmir Merkez Kenti oluşturan metropol alanının, bütüncül olarak kurum ve kuruluş görüşlerinin alınması, analiz ve sentez çalışmalarının yapılması ve özellikle 2020 yılı içinde yaşadığımız depremden sonra daha da önemli hale gelen imar planına esas jeolojik-jeoteknik ve mikrobölgeleme etütlerinin mevcut imar planı olan alanlar dahil olmak üzere kent bütününde hazırlanması,
  • Afet ve diğer kentsel risklerin yüksek olduğu İzmir kent bütününde kentsel risk analizleri veya sakınım planlaması çalışmalarının yapılması, afet ve diğer kentsel riskler için yapılmış risk azaltıcı önlem ve tedbirlerin plan kararına dönüştürülmesi,
  • İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından farklı tarihlerde onaylanmış Nazım İmar Planı ve Revizyonları dikkate alındığında, benzer nitelikte coğrafi özelliklere ve plan kararlarına sahip alanlarda hiçbir bilimsel dayanağı bulunmadan farklı kabuller yapıldığının görüldüğü, bu durumun kent bütünündeki dengeleri bozacağı, eşitlik ilkesine aykırı olduğu, bu tür plan kabullerinden derhal vazgeçilmesini öneriyor.

Oda ayrıca Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı gibi planlama yetkisi bulunan merkezi idareler tarafından yürürlükte bulunan plan kararlarını yok sayan, doğrudan yatırımcıyı merkezine alan plan/plan değişiklikleri ile korunması gereken alanların (orman alanları, mera alanları, tarım alanları, kamusal alanlar vb.) yok edildiğini belirterek; buna karşı da hukuksal mücadelesini sürdüreceğini belirtiyor.

İzmir; özellikle 2020 yılı içinde gerek merkezi yönetimin gerekse yerel yönetimlerin imar plan değişiklikleri kıskacında… Merkezi yönetim Çeşme ve Selçuk’ta yeni turizm alanları yaratmak için; Aliağa ve Kınık’ta yeni sanayi ve termik santral alanları için imar plan değişikliklerinin peşinde koşarken yerel yönetimler ise 30 Ekim depremi sonrasında kaşla göz arasında Karşıyaka’da ‘sıkıştırılmış kat’ kararını aldılar, belli alanlarda parçalı olarak yoğunluk artışını getirdiler.

Kamu ve toplum yararı hedefinden uzaklaşan her plan düzenlemesinin, kentsel alanın yaşanabilirliğini zayıflattığı ve kentlerin afetler karşısında savunmasız kalmasına neden olduğu bir gerçek… Bu gerçek 30 Ekim’de çok acı olarak bir kez daha yüzümüze vuruldu doğa tarafından. Merkezi yönetimiyle, yerel yönetimiyle hala anlamadık mı sadece sermayenin çıkarını gözeten, ranta dönük plan değişikliklerinin sonunun İzmir için, kentlerimiz için felaket olacağını… Oysa kentlerimizin toplum ve doğa yararı dikkate alınarak planlanması mümkün. Çözüm her şeyden önce yerel yönetimiyle, merkezi yönetimiyle kapitalist sistemin içinde sermayenin çıkarını düşünmeyi terk etmekten geçiyor.

Yoksa hiçbirimiz masum değiliz,  birçok kentimiz gibi İzmir’in de git gide yaşanmaz bir kent haline gelmesinden….

 

250 yıllık güneş saatinin üzerini boyadılar

İstanbul Üsküdar’da bulunan Kısıklı Abdullahağa Camisi’nin minaresindeki 250 yıllık güneş saatinin üstü badanayla boyandı. Akademisyen Dr. Fatih Köse ise yaşanan olaya “Cahilce bir müdahale” diyerek tepki gösterdi.

Cami restorasyonunun Vakıflar Genel Müdürlüğü ve AKP’li Üsküdar Belediyesi tarafından yaptırıldığı bildirildi. 

Cami, 3’üncü Murad döneminde Bostancıbaşı Abdullah Ağa tarafından yaptırılmıştı. Tarihi cami 1892 yılındaki depremde büyük tahribata uğradı ve 1927 tarihinde temelleri üzerinde yeniden inşa edildi.

2014 öncesinde güneş saati vardı

2014 yılında restorasyona tabi tutulan ve 2016 yılında açılışı yapılan tarihi caminin minaresinde güneş saati bulunuyordu. Osmanlıca harfler ve rakamlarla mermer bir levha üzerindeki güneş saati minareye 1762 yılında monte edilmiş daha sonraki yıllarda ise üzerine günümüz harfleri ile ‘Aylara göre gölge düşümüyle öğle–ikindi vakitleri’ yazılmıştı.

2014 restorasyon öncesi fotoğraflarda görünen güneş saatinin, restorasyon sonrası üstüne boya badana yapılarak kapatıldığı ortaya çıktı.

‘İnsan nereye boya badana yaptığına dikkat etmeli’

Akademisyen tarihçi Dr. Fatih Köse önceki gün sosyal medya hesabından olayı “İnsan nereye boya badana yaptığına dikkat etmeli ya da başında bir uzman olup ona yol göstermeli. Cahilce bir müdahale. Yakından ve dikkatle bakarsanız bunun bir güneş saati olduğunu görebilirsiniz” paylaşımıyla duyurdu. Dr. Fatih Köse, güneş saatinin üstünde de şunların yazılı olduğunu söyledi:

Eser-i Şami-zade, kad resemehu Yahya, Fi sene 1176. Günümüz Türkçesi ile Şamlıoğlu’nun eseridir. Yahya da çizmiştir/resmetmiştir. 1762 senesi Sefer ayında. En alt köşesinde ise Zuhr, ortada Asr yazıyor. Zuhur öğlen asr ise ikindi demek. Asr yazısının karşısında 8 var. Akşam saat 12’de oluyor bu sisteme göre. Öğlen vakti de 4’e rastlıyor.”

Kapalı iş yerleri için vergi ödemeleri ertelendi

Tüm dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgını nedeniyle faaliyelerine ara vermek zorunda kalan iş yerlerinin gelir vergisi, stopaj ve KDV beyannamelerinin verilme ve ödeme sürelerinin ertelendiği duyuruldu. Bu iş yerleri için mücbir sebep kararı alındı.

Vergi yapılandırması yapan ancak ödeme yapamayacak durumda olan işletme sayısının 7 bini geçtiği söyleniyor. Bu sektörlerin başında da yeme-içe sektörü yer alıyor.

26 gün sonra vergi beyannamesi vermeye başlayacak

İçişleri Bakanlığı tarafından alınan tedbirler kapsamında geçici süreliğine faaliyetlerine tamamen ara verilmesi veya faaliyetlerinin tamamen durdurulmasına karar verilen iş yerlerinin bulunduğu sektörlerde mücbir sebep ilan edilirken, işletmeler mücbir sebep kalktından 26 gün sonra vergi beyannamesi vermeye başlayacak.

Sosyal güvenlik mevzuatı gereğince sigortalıların mücbir sebep dönemine ilişkin prime esas kazanç ve hizmet bilgilerinin muhtasar ve prim hizmet beyannamesi ile bildirilmesinin zorunlu olması durumunda ise mücbir sebep, bu beyannamelerin vergi kesintilerine ilişkin kısmının beyan ve ödeme sürelerinin ertelenmesi için de geçerli olacak.

WhatsApp’ın güncellemesinin ardından Telegram ve Signal milyonlarca kullanıcı kazandı

Anlık çevrimiçi mesajlaşma uygulaması WhatsApp, veri paylaşımıyla ilgili gizlilik sözleşmesinde değişikliğe gideceğini duyurduktan sonra milyonlarca kişi Signal ve Telegram uygulamalarına geçti.

Kullanıcıların büyük tepki göstermesi üzerine şirket 8 Şubat olarak belirlenen yeni sözleşmenin kabulüyle ilgili son tarihin 15 Mayıs’a ertelediğini duyurmuştu. WhatsApp bu süreçte de “ortalıktaki hatalı bilgileri düzeltmeye yönelik çalışma yapacaklarını” söyledi.

Telegram 25, Signal 7.5 milyon kullanıcı kazandı

BBC Türkçe’nin Birleşik Krallık Parlamentosu‘nun İçişleri Komitesi ile paylaştığı verilerden derlediği haberine göre Ocak ayının ilk üç ayında Signal dünya genelinde 7.5 milyon kullanıcı, Telegram da 25 milyon kullanıcı kazandı.

Her iki artışın da WhatsApp’taki kayıptan kaynaklandığı görülüyor. App Annie adlı analiz şirketinin derlediği verilere göre WhasApp ay başında İngiltere’de en çok indirilen 8’nci uygulama iken, 12 Ocak itibariyle sıralamada 23’e düştü.

Buna karşın Signal 6 Ocak’ta sıralamada ilk 1000’de bile değilken, 9 Ocak’ta ise İngiltere’de en çok indirilen uygulama oldu.