Ana Sayfa Blog Sayfa 1699

Lodos çıktı, Caddebostan sahili yine kırmızı alglerle kaplandı

İstanbul Anadolu Yakası‘nda etkili olan lodos her yıl olduğu gibi Caddebostan Sahili‘ni kırmızıya bürüdü.

DHA’nın aktardığına göre öğle saatlerinden itibaren etkili yağışla birlikte halkın ‘kırmızı yosun’ olarak adlandırdığı algler dev dalgalar eşliğinde kıyıya vurdu.  Uzmanlara göre bu kırmızılık her yıl şiddetli lodos sırasında tekrarlanıyor.

‘Su kalitesinin iyi olmadığını gösteriyor’

İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Meriç Albay, geçtiğimiz sene Hürriyet gazetesine yaptığı açıklamada “Aslında bu aşağı yukarı son 10 yıldır sürekli olan bir olay. Aslında bu alglerin bu kadar çoğalması hoş bir şey değil” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Fotoğraf: Gamze Şimşek/DHA

Kırmızı alglerin suda istenmeyen oranda azot ve fosfor olduğunu gösterdiğini belirten Prof. Dr. Albay, “Rüzgarla birlikte de kıyıda olabildiğince artmaya başladı. Hoş bir görüntü değil, yani Marmara’nın su kalitesinin, su sağlığı bakımından iyi olmadığını gösteriyor” ifadelerini kullanmıştı.

Yeni inşa edilecek binalara ‘yağmur suyu toplama sistemi’ zorunluluğu

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete’de yayımlandı.

Yönetmelikle, kuraklık sorununun giderek artması da dikkate alınarak artık 2 bin metrekareden büyük parsellerde inşa edilecek tüm binaların çatılarında ‘yağmur suyu toplama sistemi’ yapılması zorunluluğu getirildi.

Belediyelere yetki

Böylece toplanan yağmur sularının bahçe sulama veya arıtılarak bina ihtiyacında kullanılmak üzere bahçe zemini altında bir depoda toplanması amaçlanıyor.

Yönetmelikle belediyeler ve ruhsat vermeye yetkili diğer kurumlara, daha küçük parseller için de bu konuda zorunluluk getirebilmeleri yetkisi de verildi.

İBB’den sarnıç sistemi teklifi

Daha önce İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde kabul edilen İstanbul İmar Yönetmeliği Taslağı ile göre yeni yapılacak 1000 metrekarenin üzerindeki yapılarda yağmur suları için sarnıç zorunluluğu getirilmişti.
Teklif gereğince, 1000 metrekarenin üzerindeki parsellerde, kamu yapılarında, alışveriş merkezi ve inşaat alanı 5 bin metrekareyi geçen ticari yapılarda binaları zemin suyundan korumak, bahçe sulamak, oto yıkama, tuvalet rezervuarları vb. işlerde kullanılmak üzere bir drenaj sistemi oluşturularak, çatı ve zemin sularının yer altında oluşturulacak sarnıçta toplanması zorunlu hale gelmişti.
Ankara Belediyesi’nden parklarda depolama

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da kuraklıkla mücadele kapsamında başlatacakları depolama sistemi projesi başlattıklarını duyurmuştu.

Yavaş, “Yağmur ve yüzey sularını depolayarak sulamada kullanmaya başlıyoruz. Depolama sistemlerimiz ilk etapta kentimizdeki 40 rekreasyon ve park alanında olacak. Kuraklıkla mücadele kapsamında tasarruf odaklı ve israfın önüne geçen projelerimizi sürdüreceğiz” ifadelerini kullanmıştı.

Yapı Kayıt Belgesi alınan binalar

Yönetmelikte ayrıca, iskanlı binanın, bir bağımsız bölümünde sonradan yapılan aykırılıklar nedeniyle “Yapı Kayıt Belgesi” alınmışsa diğer bölümlerde de tadilat yapılabilmesini sağlayan değişiklik de yapıldı.

Üzerinde birden çok bina yapılma hakkı bulunan parsellerde, mevzuata uygun olmayan ve “Yapı Kayıt Belgesi” bulunan bir binanın aykırı kısımlarının alanı, parselin imar hakkından düşülmeyecek şekilde, kalan imar hakkı içinde yeni bina yapılabilecek.

Yüksek bahçe duvarlarına düzenleme

Yönetmelikle, yoldan yüksek parsellerde arkası toprak doldurularak yapılan ve zaman zaman yoğun yağışlar neticesinde yıkılabilen ayrıca kaldırımlar üzerindeki yaya trafiği üzerinde baskı oluşturan yüksek bahçe duvarları da düzenlendi.

Buna göre, yol kotu ile aynı seviyedeki ön bahçelerde yapılacak bahçe duvarı yüksekliği en fazla 50 santimetre olacak, yoldan yüksek ön bahçelerde ise duvar yüksekliği ön bahçenin tabii zemin kotunu en fazla 50 santimetre geçebilecek.

Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi: Hayvanların yaşam hakkı anayasal güvenceye kavuşturulmalı

Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi, uzun süredir yürütülen mücadeleye rağmen hala yürürlüğe konulamayan Hayvan Hakları Yasası ile ilgili endişelerini ve taleplerini dile getirmek için bir basın toplantısı düzenledi.

İnisiyatif, 9 Kasım 2019’da yaşamını yitiren hayvan hakları savunucusu Burak Özgüner’in annesi Eray Özgüner‘in çağrısı ile kurulmuştu.

Toplantıda Hayvanları Koruma Kanunu’nun, yaşam hakkı savunucularının talepleri ve çalışmaları doğrultusunda değişmesi gerektiğini vurgulandı. Yasanın içeriğiyle ilgili çekincelerinin bulunduğu belirtilen açıklamada “Ancak yasanın Meclis gündemine yıllardır inatla getirilmemesi bir yana, nasıl getirileceği yönünde çok ciddi endişelerimiz bulunuyor” denildi.

‘Bu kadar zor mu?’

Basın açıklamasında ilk sözü Eray Özgüner aldı. Özgüner, Burak’ın 8 yaşında hayvan hakları mücadelesine başladığını hatırlatarak, “8 yaşında bir çocuk cumhurbaşkanına, başbakana mektuplar yazdı, dernekler irtibata geçti. Ömrünü bu mücadeleye adadı. Mecliste milletvekillerin kapılarında bekledi. Anlattı, anlattı. Bütün vekiller dinledi, çünkü doğruydu anlattıkları. İlk kez TBMM’de kanun teklifi üzerinden uzlaşıldı” ifadelerini kullandı.

Hayvanların çektiği acıları görmezden gelen kanunların neden değiştirilmediğini soran Özgüner, “14 yıldır bu kadar zor mu? Cumhurbaşkanı, tüm siyasi partilere sesleniyoruz yaşamdan yana saf tutmanızı bekliyoruz. Hayvanlar için adaletli bir kanun çıkaralım, hayvanların açısı son bulsun” dedi.

‘Sahipli-sahipsiz hayvan tanımı değişmeli’

Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi adına ortak açıklamayı Dört Ayaklı Şehir’den Başak Deniz Özdoğan okudu. Özdoğan, 2004 yılında yürürlüğe giren ve önümüzdeki haftalarda yeniden TBMM’nin gündemine gelmesi beklenen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun, yaşam hakkı savunucularının talepleri ve çalışmaları doğrultusunda değişmesi gerektiğini vurguladı. Özdoğan şu talepleri sıraladı:

Gerçekten hayvanların haklarını koruyan bir yasa için öncelikle hayvanlar duygulu varlıklar olarak tanımlanmalı; mevcut kanundaki sahipli- sahipsiz hayvan ayrımının kaldırılmalı; hayvana yönelik gerçekleşen öldürme, zalimce davranış, işkence, cinsel şiddet, hayvan dövüştürme, bir hayvan neslini yok etme fiillerine hapis cezası yaptırımı getirilmeli, ceza alt sınırı 3 yıl olarak belirlenmeli; hayvanlara yönelik hak ihlâllerinin soruşturulması konusunda cumhuriyet savcıları re’sen yetkili kılınmalı; mevcut kanunun 6. Maddesi asla değiştirilmemeli;  Evcil ve egzotik hayvan üretimi, ticareti ve satışı yasaklanarak suç kapsamına alınmalı; “yasaklı ırk” ve “tehlikeli ırk” tanımı kaldırılmalı; avcılık yasaklanmalıdır.

‘Hayvan dövüşleri yasaklanmalı’

Başak Deniz Özdoğan’dan sonra söz alan Hayvan Hakları İzleme Komitesi’nden Fatma Biltekin, yasanın meclise bir an önce gelmesini beklediklerini söylerken sürecin şeffaf bir şekilde yürütülmesi ve yasa taslağının sivil toplum ile paylaşılması gerektiğini belirtti ve talepleri sıraladı:

Hayvanat bahçeleri ve sirkler yasaklanmalı, yunus parkları kapatılmalı, Hayvan dövüşleri, güreşleri ve yarışları istisnasız bir şekilde yasaklanmalı; hayvan deneyleri yasaklanmalı; alternatif yöntemlere geçilmeli; atlı faytonlar ve at arabaları ülke genelinde yasaklanmalı; hayvan kürkü üretimi ve ülkeye girişi yasaklanmalı; canlı hayvan ticareti yasaklanmalı; havai fişek kullanımı yasaklanmalıdır.”

‘Toplum beklentilerine cevap veren bir yasa’

Hayvanlara Adalet Derneği’nden avukat Hülya Yalçın ise hukuken kolay uygulanabilir bir yasa beklentisini dile getirdi. Yalçın, “Meclis Araştırma Komisyonu’nun, tüm siyasi partilerin mutabık kaldığı somut önerilerine ve toplum beklentilerine cevap veren, hukuken uygulanabilir bir yasa bekliyoruz.  Hayvanların duygusal ve sosyal canlılar olduğu gerçeğinden yola çıkarak, kendi anayasal haklarımız çerçevesinde onların yaşam haklarını korumak için herkesi Yaşam İçin Yasa çağrımıza ortak olmaya davet ediyoruz. Hayvanlara karşı artan şiddetin sosyal boyutunun da dikkate alınarak, toplumsal talebin de karşılanacağı yasa beklentimizi Meclise bir kez daha hatırlatıyoruz” dedi.

‘Hayvanat bahçeleri son bulsun’

Hülya Yalçın’dan sonra söz alan Yunuslara Özgürlük Platformu’ndan Öykü Yağcı, hayvan hapishanelerinin kapatılması gerektiğini belirtti:

Bugün yunus parkı sahipleri, avcılar, faytoncular, hayvan dövüştürenler ve pet shop sahipleri, “dernek” adı altında Meclis’te kulis yapıp siyasi bağlantılarını devreye sokarken, biz sadece hayvanlar için adalet istiyoruz. Soruyoruz: Meclis’te bizi temsil eden vekiller, 10 yunus parkına dokunmayarak Türkiye sularından yunusların etik dışı ve yasadışı şekilde avlanmasına izin verecek mi? Yoksa bu tesisleri yasaklayarak ve mevcutları kapatarak milyonlarca insanın özgürlük çağrısına kulak mı verecek? Meclis, hayvanat bahçeleri, yunus parkları ve hayvanlı sirklerdeki bu kirli ticareti artık sonlandırmalıdır. Bunun yerine hayvanların kullanılmadığı, yeni ve gelişmiş teknolojileri hayata geçirerek tüm dünyaya örnek olacak adımlar atmalıdır.”

‘Sadece bizim talebimiz değil’

Sarıyer Kent Dayanışması ve İstanbul Kent Savunması’ndan Ezgi Öz sokak hayvanlarının sokak sakinleri olduğunu söyledi ve “Sokağımızda yaşayan hayvanlar, sokağımızın, kentimizin sakinleridir ve ortak yaşama kültürümüzün getirdiği sorumluluk bilincinin geliştirilmesi gerekmektedir” dedi. Öz konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

Bugün burada Yaşam İçin Yasa diyerek paylaştığımız taleplerimiz, sadece bizlerin talepleri değil; dükkanı önünde kedi köpeği besleyen esnafın, köyde hayvanlarla birlikte büyüyen çocukların, soğuktan korumak için sokak hayvanlarına yuva yapanların, mahalle gönüllülerinin, havai fişek patlatma kuşları korkutma diyenlerin, evinin önünde, şehrin çeperlerinde canlar için besleme yapanların da talepleri.”

‘Kampüslerde hayvanların ihtiyaçları karşılansın’

Boğazici Üniversitesi Çevre Kulubü’nden Tuğba Uştu üniversite kampüslerinin canlıların da yaşam alanı olduğunu ifade etti:

Biz öğrenciler, kampüs hayvanların ihtiyaçlarını kendi emeğimiz ve harçlığımızla karşılamaya çalışıyoruz, ancak kaybettiğimiz canların hesabını soramıyoruz. Kampüsler için hayvan varlığı belgesi oluşturulmasını, üniversitelerde uygun birimler açılmasını ve hayvanlarının bakım ve ihtiyaçlarının karşılanmasını talep ediyoruz. Kedisiz, köpeksiz üniversite kampüsü hayal edemiyoruz.”

‘Şiddet normalleştirilmemeli’

İnsanların insanlara ve hayvanlara uyguladığı şiddet ve bu şiddeti uygulama gerekçelerinin aynı olduğunu dile getiren Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nden Özge Özgüner şu ifadeleri kullandı:

Maruz bırakılanın insan mı hayvan mı olduğuna bakılmaksızın fail odaklı bir yaklaşım ve cezalandırma gerekli. Çünkü yaşatılan acı aynı ve hayvanlar, insan istismarına karşı savunmasız. Cezasızlıkla şiddet normalleştirilmemeli, suça davetiye çıkarılmamalı.

Kadın cinayetlerini durduracağız dediğimiz gibi hayvan cinayetlerini durduracağız dememiz gerekiyor, Eşit, özgür, sömürüsüz, sınıfsız bir dünya tahayyülümüzün içine hayvanları da dahil etmemiz gerekiyor. Gelin “yaşam için yasa” diyelim birlikte. Çünkü hayvanlar yoksa çok eksiğiz.”

‘Avcılık yasaklansın’

Kuzey Ormanları Savunması’ndan Onur Küçük, hayvanların yaşamının korunması, iklim krizine karşı mücadelenin, ekosistem sürekliliğinin, kent ekolojisinin temeli olduğunu belirtti. Avcılığın yasaklanması gerektiğini belirten Küçük şu ifadeleri kullandı:

 Hayvanlar için adalet talebi, hem iklim krizine karşı yaşanabilir bir dünya için, doğanın sömürülmediği, şiddetin cezasız kalmadığı ve teşvik edilmediği bir Türkiye için mücadele eden tüm ekoloji mücadelesinin, hak örgütlerinin, emek ve adalet mücadelesinin öncelikli gündemlerden biri olmalıdır. Tüm ekoloji ve doğa koruma mücadelesinden omuzdaşlarımızı da hayvanlara adalet mücadelesine destek vermeye çağırıyoruz.”

‘Gereken tek şey vicdani bakış açısı’

Vegan Derneği Türkiye’den Ebru Arıman adaletin yalnızca bir türe özgü olamayacağını söyledi. Adalet, eşitlik ve özgürlük hakkının yaşayan her türün en temel ihtiyacı olduğunu belirten Arıman konuşmasına şöyle devam etti:

Hayvanlara tuzak kurma, avlama, esaret altında tutma, bedenini sömürme, işkence etme, vücut bütünlüğünü bozma, ailelerini dağıtma, stres altında yaşamaya mahkum etme ya da öldürme gibi hak ihlalleri, etik ve adil değildir, hiç bir zaman da olmayacaktır.  Hayvan haklarında yaşanan derin mağduriyeti anlayabilmek için gereken tek şey vicdani bir bakış açısı. Hayvanlar da toplumun birer öznesi/ bireyi olarak görülene dek onlar için hak mücadelemizi sürdüreceğiz. “

Basın açıklaması Burak Özgüner’in “imkânımız yok belki ama hayvanlar, insanlar ve doğa için yani istisnasız herkes için topyekûn özgürlük isteyenler olarak, “bulunduğumuz yerden dünyayı değiştirmeye devam edeceğiz”, reddedişimiz, neşemiz, öfkemiz ile…” sözleri okunduktan sonra bitti.

Kapadokya’da altın madeni açılmak isteniyor: Buranın her taşı altından değerlidir

Kanadalı Centerra Maden Şirketi, Enerji Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü‘nden Nevşehir‘in Avanos ilçesine bağlı Özkonak ve Göynük köylerinde toplam bin 306 hektarı kapsayan alanda altın aramak için resmen ruhsat aldı.

Yöre halkı, ancak şirketin sondaja başlamasıyla durumdan haberdar olabilirken, madenin durdurulması için dava açıldı. Madene karşı da on binlerce itiraz dilekçesi toplandı.

Altın madeni, sadece Kapadokya‘yı değil aynı zamanda Kızılırmak suyunu da tehdit ediyor.

Centerra Maden Şirketi, Kazdağları’ndaki ormanlık alanların yok edilmesinden de sorumluydu.

Cumhurbaşkanlığı’na şikayet

Sözcü‘den Erdoğan Süzer‘in haberine göre, siyanür endişesi yaşayan halk, Cumhurbaşkanlığı’na konuyla ilgili şikayette bulundu.

Ancak, Cumhurbaşkanlığı altın madeninin Kapadokya sınırları içinde yer almadığını iddia etti.

Madenin yapılması planlanan köylerden biri olan Özkonak köyünün Belediye Başkanı AKP’li Abdulkadir Macit de madene karşı çıktı.

Macit, belediyenin araçlarıyla köyün ortasına “Ziyaret Dağı’nda altın arama iptal edilmelidir. Kapadokya’nın her taşı altından değerlidir” afişini astırdı.

Altın madeninin ruhsat sahası Özkonak Beldesi ve Göynük Köyü sınırları içerisinde yer alan biri 900 hektar, diğeri 406 hektarlık olan toplam bin 306 hektarlık alanı kapsayacak.

Dava açıldı

Özkonak Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği, yürütmenin durdurulması için Kayseri İdare Mahkemesi‘ne dava açtı.

Dernek davanın dilekçe başlığına ise “Durumun aciliyetine binaen ve çevrenin geri döndürülemez şekilde tahrip edileceği açık olduğundan, savunma alınıncaya kadar ve esastan yürütmenin durdurulması talebimiz vardır” notunu ekledi.

Bölgenin aktif fay hattında olduğu ve ruhsat sahasının Kızılırmak havzasına kadar uzandığı da hatırlatılarak olası bir depremde siyanür havuzunun çatlaması ya da sık yaşanan sel sularının havuza ulaşması halinde Kızılırmak suyuna siyanürün karışabileceğine dair de uyarı yapıldı.

ÇED süreci işletilmedi

Dilekçede ÇED sürecinin de işletilmediği belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

ÇED süreci işletilse veya sürecin çevreye etkileri değerlendirilse idi, dava konusu altın arama ruhsatı işleminin tesis edilmesi mümkün değildi. Ancak idarece hukuka aykırı olarak işlem tesis edilmiştir.”

Doğanın geri aldığı terk edilmiş alanlar [Foto Galeri]

Forestry England (İngiltere Ormancılık Kurumu) ve Royal Geographical Society (Kraliyet Coğrafya Derneği) tarafından düzenlenen Yeryüzü Fotoğrafları 2020 yarışmasında yapılan değerlendirmede altı kategorinin birincileri belirlendi.

Doğanın terkedilmiş alanları geri alışını anlatan bir dizi fotoğraftan oluşan çalışma, 2020 Yeryüzü Fotoğrafı yarışmasında en büyük ödülü aldı.

Fotoğraf: Jonk

Fransız fotoğrafçı Jonathan Jimenez ya da diğer adıyla “Jonk” tarafından çekilen doğanın geri gelişi serisinde Abhazya‘da bir kafe ve tiyatro, Portekiz‘de bir otel ve İtalya‘da bir yüzme havuzu da var. Jonk’un fotoğraflarından oluşan çalışma 2600 aday arasından seçildi.

Fotoğraf: Jonk

Yarışma organizasyonunun başkanı Pulitzer ödüllü foto muhabiri Marissa Roth “Jonk’un etkileyici fotoğraflarını, sergilediği beceri ve vizyonun düzeyi, ama aynı zamanda insanın doğayla birlikte yaşama ikiliğini işleyen bir Yeryüzü Fotoğrafı örneği oluşturması nedeniyle birinciliğe layık gördük” dedi.

Fotoğraf: Jonk

Yarışma en iyi çevre konulu görsel malzemeyi öne çıkarmayı ve dünya ile üzerinde yaşayanlar hakkındaki tartışmaları teşvik etmeyi amaçlıyor.

‘Halk’ kategorisi birincisi

Yanrong Guo, Miss adını verdiği, Çin’de Yi halkının yaşadığı en büyük yerleşim olan özerk Liangshan Yi bölgesinde, pipo içen bir adamı fotoğrafladığı görselle Halk jürisi kategorisinde birinci oldu.

Fotoğraf: Yanrong Guo

Kuru toprakta tarım

Yi Sun, İspanya’da kuraklık yaşanan bir mevzimde traktörlerin tarlada iç içe geçmiş izlerini havadan görüntülediği Kuru Toprakta Tarım 7. Çalışma adını verdiği görseliyle Doğa kategorisinde ödüle değer bulundu.

Fotoğraf: Yi Sun

Ölü ağaç

Charles Xelot, insan eliyle çıkan ve her şeyi yok eden bir orman yangınında ölen bir ağacın, iki yıl sonra çektiği Ölü Ağaç adlı fotoğrafıyla, Değişen Ormanlar kategorisinde birinciliği aldı.

Fotoğraf: Charles Xelot

Değişen bir iklim

Joe Habben ise Değişen Bir İklim isimli kategoride Venedik‘te suların yükselişinin etkisini yansıtan fotoğrafıyla ödüllendirildi.

Fotoğraf: Joe Habben

Video kategorisinde büyük ödülü Sean Gallagher Kamboçya Yanıyor başlıklı kısa filmiyle kazandı. Film ülkedeki hızlı ormansızlaştırmanın etkilerini sergiliyor.

Yarışmanın birincileri ve kısa listeye giren çalışmalar 2021 yılı İlkbaharına kadar İngiltere’nin çeşitli park ve orman alanlarında ve Londra’daki Royal Geographical Society binasında farklı tarihlerde sergilenecek.

Japonya’da koronavirüsün bir diğer sonucu: İntihar vakaları artıyor

Japonya’da koronavirüsün yıkıcı etkilerinin sonuçlarından biri de intihar oranlarındaki artış oldu. Salgının, özellikle kadınlar ve gençlerde ekonomik zorluk, ailedeki iş yükünün artması sebepleriyle intiharı tetiklediği belirtildi.

Japonya Sağlık Bakanlığı‘nın açıkladığı verilere göre, 10 yıldır gerileyen intihar oranlarının 2020 yıl sonu itibariyle tekrar yükselişe geçti. 2020 yılında 20 bin 919 kişi intihar ederken, aynı dönemde koronavirüs sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı 3 bin 460 kişi olduğu belirtildi.

Japonya, ekonomisi en büyük yedi ülkenin arasındaki birlik olan G7 ülkeleri içinde en yüksek intihar oranına sahip ülke. Dünyanın üçüncü en büyük ekonomisi olan ülkenin intihar oranlarını Asya bölgesinde sadece Güney Kore geçiyor.

Cinsiyet uçurumu su yüzüne çıktı

Sağlık Bakanlığı’nda görevli bir yetkili ülkede artan intihar vakalarıyla ilgili “Koronavirüs salgını insanları alışılmadık koşullarda yaşamaya itti” dedi.

Yetkili, ülkedeki cinsiyet uçurumunun ve kadınların karşı karşıya kaldığı sorunların su yüzüne çıktığını ve bundan kaynaklı intihar oranlarının arttığını vurguladı.

Japonya’nın kamu yayın kuruluşu olan NHK‘nın bir araştırması, her dört kadından birinin geçen yıl nisan ayından beri işini kaybetme de dahil olmak üzere ekonomik zorluklar yaşadığını ortaya çıkardı.

Oranlar bu yıl da artabilir

2020 yılında artan intihar vakalarıyla ilgili “dönüm noktası” diyen Waseda Üniversitesi Öğretim Üyesi Michiko Ueda, Japan Times‘a yaptığı açıklamalarda “Koronavirüs kesinlikle önemli bir faktör. İntihar rakamlarının bu yıl da artacağı olasılığını inkar edemeyiz” açıklamasında bulundu.

İntihar konusunu araştıran Ueda, zaten evle ilgili sorumluluğun neredeyse tümünü üstlenmek zorunda bırakılan Japonyalı kadınların, okulların geçici olarak kapanması ve ofiste çalışanların sayısının azaltılmasıyla birlikte iş yükünün daha da arttığını belirtti.

Ülkede salgından en çok etkilenen sektörün kadınların en fazla çalıştığı otel ve konaklama sektörü olduğu belirtiliyor.

Genç nüfusta da intihar vakalarında artış yaşanıyor

Son 10 yılda ülkede intihar oranları düşse de gençlerde bu oran artmaya devam etti. 2020 yılında yüzde 30 artarak rekor seviyeye ulaştı.

Sağlık Bakanlığı, geçen yılın kasım ayına kadar olan sekiz aylık zaman diliminde 300 ilkokul, ortaokul ve lise öğrencisinin intihar ettiğini açıkladı.

Ülkede 2020 yılında aralarında fim oyuncusu ve şarkıcının da bulunduğu üç ünlünün art arda intihar etmesinin de kırılgan durumdaki gençleri olumsuz etkilediğini gösteriyor.

Kız çocuklarında intihar oranı artıyor

Chuo Üniversitesi‘nde görevli psikiyatrist doktor Satomi Takahaşi, özellikle küçük yaştaki kızlar arasında intihar oranlarının hızla arttığını vurgulayıp konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:

Koronavirüs salgını sırasında bu grupta istismar, aile içi şiddet ve hamilelik gibi nedenlerden dolayı psikiyatrik destek için başvuranların sayısının arttığını gözlemledik.”

İntiharları önlemek amaçlı Sotto adlı sivil toplum kuruluşunun danışmanlarından olan Munetaka Kaneko “Bazıları için intihar riski, pandemi riskinden çok daha ciddi ve gerçek” dedi.

Kaneko, hükümete intiharlara verilecek cevabın ve alınacak önlemlerin pandemi politikasının bir parçası yapması tavsiyesinde bulundu.

2006 yılında İntiharı Önleme Temel Kanunu‘nun çıkmasından sonra alınan ekonomik önlemlerle birlikte akıl sağlığı konusundaki genel bilinçlenme işe yaramıştı. Çoğunu işini kaybeden orta yaş ve üstü Japonyalı erkeklerin oluşturduğu yıllık 30 binin üzerindeki intihar vakaları her geçen yıl azmış ve 2019’da 20 binin altına düşmüştü.

Covid-19 inkarcısı koronavirüsten öldü, arkadaşları hala inanmıyor: Arkasında Bill Gates olabilir

Koronavirüs pandemisinin bir “aldatmaca” olduğunu savunan Birleşik Krallık vatandaşı Gary Matthews, 13 Ocak tarihinde koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdi.

Matthews, Londra’nın Shrewsbury kasabasındaki evinde tek başına ölü bulunduğunda henüz 46 yaşındaydı ve birkaç gün önce hastaneden Covid-19 sonucunun pozitif çıktığına dair bir belge almıştı.

Aşı karşıtı hareket içerisinde yer alıyordu

Arkadaşı Peter Roscoe, The Guardian’dan Nick Cohen’e yaptığı açıklamada Matthews ile Sosyalist İşçi gazetesi satarken tanıştığını söyledi. Biraz yeşil biraz da sol politikayla angaje olan Matthews kendisini 5G teknolojisinin kansere yol açtığını ve büyük ilaç firmalarının insanları öldürmek istediğini iddia eden aşı karşıtı hareketin bir parçası olarak buldu.

Hareket devletin insanları maske takmayı zorlayamayacağını, kendi gücünü artırmak için insanları eve kapatamayacağını iddia ediyor. Anlaşılan en yakın arkadaşlarının koronavirüs sebebiyle yaşamını yitirmesi de ikna edici değil.

FotoğraF: Shropshire Star

Ölümün ardındaki komplo teorileri

Shrewsbury’deki Covid-19 inkarcılarının en bilinen ismi olan Charlie Parker, arkadaşının ölmesine rağmen çeşitli Facebook gruplarında koronavirüs inkârı yapan paylaşımlarına devam etti.

Parker yaptığı paylaşımda “Ölüm nedeni şu anda Covid-19 olarak kaydedildi. Adının bu devasa sahtekarlığı ilerletmek için kullanılmamasını sağlamak artık geride bıraktığı kişilerin görevidir” çağrısında bulundu. Parker, arkadaşlarının astımı olduğunu ve ölüm sebebinin bu olabileceğini iddia etti.

Başkaları ise intihar etmiş olabileceğini veya koronavirüs hakkındaki ‘gerçekleri paylaşan’ bir grubun parçası olduğu için Bill Gates ya da bir yoğun bakım ünitesinin başkanı gibi ‘gölge figürler’ tarafından öldürülmüş olabileceğini söyledi.

FotoğraF: Shropshire Star

‘Sahte haberden daha iyisini hak ediyor’

Cohen’e göre her ne kadar bu tarz hareketler aşırı uç olarak değerlendirilse de maskelerin ve karantinaların işe yaramadığını, Covid-19’un gripten daha ölümcül olmadığını, pozitif vakalarının yüzde 91’inin yanlış olduğunu söyleyen medyadaki iddialar da Bill Gates’in mikroçip takmak istediğini hayal etmek kadar yanlış:

Matthews ve onun gibi milyonlarca kişi sahte haber seliyle hayatını tehlikeye atmaktan daha iyisini hak ediyor.

 

 

Kayıp Gökhan Güneş’i arayan ailesi bir kez daha gözaltına alındı

Sivil giyimli kişiler tarafından işyerinin önünden dört gün önce kaçırılan Gökhan Güneş’in akıbetini soran ailesi ve arkadaşları, bir kez daha gözaltına alındı.
 
20 Ocak’ta İstanbul Başakşehir‘de polis oldukları iddia edilen kişilerce kaçırılan Güneş’in bulunması için ailesi ve arkadaşları bu kez İstanbul İkitelli‘de bulunan Arena Park önünde bir araya geldi. 

‘Kardeşimi kaçırdınız, geri vereceksiniz’

MA‘nın aktardığına göre, “Gökhan nerede?” yazılı pankartın açıldığı eylemde, kardeşleri Nurhayat Güneş ve Gülhayat Güneş Toraman birer konuşma yaptı. Nurhayat Güneş, “Bu mahallede daha önce defalarca kez kaçırılmaya çalışılan kardeşim nerede? Kardeşimi kaçırmaya çalışanlar, kaybetmeye çalışanlar size sesleniyoruz: Gökhan’ı ya verirsiniz ya da biz her gün sokaklarda, meydanlarda onu aramaya devam ederiz. Gökhan nerede? Bir daha soruyoruz. İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı kardeşimi kaçırdınız, geri vereceksiniz” dedi.

Gülhayat Güneş Toraman ise, “Gökhan için buradayız, olmaya da devam edeceğiz. Kardeşimi bırakmayacağız, kaybedemeyeceksiniz. Biz durmayacağız, yılmayacağız. Bizi gözaltılarla, farklı yerlere dağıtarak, hastanelere, uzak yerlere bırakarak, zulmederek yıldıramayacaksınız” ifadelerini kullandı.

İkinci gözaltı

Polis, yapılan konuşmaların ardından aile bireyleri Gülhayat Toraman ve Nurhayat Güneş ile arkadaşları Ferhat Harun Pehlivan, Özge Doğan ve Hacı Toraman’ı gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü‘ne götürüldü.

‘TEM almıştır, birkaç güne bırakırlar’

Güneş’in ailesi ve arkadaşları daha önce de gözaltına alınmış, Güneş’in ablası Gülhayat Güneş, kendilerini gözaltına alan polislerin, “Gökhan’ı muhtemelen TEM almıştır. Birkaç güne bırakırlar” dediğini aktarmıştı.

Güneş, “Emniyet Müdürü’ne kardeşimi bulun dediğimde, ben Gökhan’ı bulacağım demedi. ‘En kısa sürede sana teslim edeceğim’ dedi. Bu da Gökhan’ın ellerinde olduğunu gösteriyor” demişti.

Aşı uyarısı: Yaptırır yaptırmaz güvende olmazsınız, tedbiri bırakmayın

 

‘Salgının durması için toplumun yüzde 80’inin aşılanması lazım’ 

Prof. Dr. Özlü: Aşı vurulur vurulmaz insanlar, güvende olamazlar

Salgının sürdüğüne dikkat çeken ve ancak toplumun yüzde 80’inin aşılanması durumunda salgının durdurulabileceğini kaydeden Özlü , “Her gün 7 bine yakın yurttaşımız hastalığa yakalanıyor. Her gün 100’ün üzerinde vatandaşımızı da kaybediyoruz.  Yani gevşememek lazım. Aşının olması ve uygulanması salgının kontrolü açısından iyi bir adım ama henüz aşının etkilerini görmek için çok erken” dedi. 

Güney Kore Adalet Partisi’nin lideri kadın vekile cinsel taciz suçlamasıyla görevden alındı

 
Yonhap‘ın haberine göre, Adalet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bae Bok-joo, düzenlediği basın toplantısında kendisine Genel Başkan Kim’in 15 Ocak’ta milletvekili Jang Hye-young‘a cinsel tacizde bulunduğunun bildirildiğini açıkladı. Soruşturmanın ardından taciz olayını itiraf eden Kim’in görevine parti disiplin kurulu tarafından son verildi.
 
Kim ifadesinde Mağdurla bedensel temas kurarak, mağdurun ne istediği ne de rıza gösterdiği bariz bir cinsel taciz eyleminde bulundum” dedi. Partiye kendisini en ağır şekilde cezalandırması çağrısında bulunan Parti lideri, “Mağdurdan ve Adalet Partisi’ni destekleyen herkesten tekrar özür dilerim. Kaba cinsel dürtülerimi değiştirmek için çok çalışacağım diye konuştu.

Partisi cinsiyet eşitliğini savunuyor

En genç vekillerden olan 33 yaşındaki mağdur Jang ise, “Cinsel şiddetin ortadan kaldırılması için birlikte çalıştığım kendi partimizin başkanı tarafından insanlık haysiyetimin aşağılanması büyük bir şok ve acı verici oldu” ifadelerini kullandı. 

Cinsiyet eşitliğini savunan sol görüşlü Adalet Partisi’nin mecliste altı  milletvekili bulunuyor.

Ekonomisinin durumuna ve özellikle teknoloji açısından dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri olmasına rağmen Güney Kore’de ataerkillik ve taciz hâlâ büyük bir sorun. Ancak son yıllarda Hollywood’da başlayan #MeToo  (Ben De) hareketinin etkisiyle tacizler daha çok dile getirilmeye başlandı.