Ana Sayfa Blog Sayfa 1436

G7 Zirvesi iklim aktivistleri açısından hayal kırıklığıyla sona erdi

Dünyanın en büyük yedi ekonomisinin bir araya geldiği ve üç gün boyunca devam eden G7 Zirvesi sona erdi. Birleşik Krallık‘ın ev sahipliğinde Cornwall‘da gerçekleşen zirve iklim aktivistleri tarafından ‘hayal kırıklığı’ olarak nitelendirildi.

En önemli gündem maddelerinin birinin iklim değişikliği olduğu zirvede liderler küresel sıcaklık artışını endüstri öncesi döneme kıyasla 1,5 C artışta tutmayı taahhüt etti.

Yıllık 100 milyar dolar finansman

Liderler, yoksul ülkelerin emisyonları azaltmalarına yardımcı olmak için daha önce taahhüt ettikleri yıllık 100 milyar dolarlık finansman ayırma kararlarını yineledi.

Zirve sonunda yayınlanan sonuç bildirgesinde “Gelişmiş ülkelerin 2025 yılına kadar ortaklaşa bir biçimde kamu ve özel kaynaklardan yılda 100 milyar dolarlık finansman hedefini yeniden teyit ediyoruz” ifadeleri yer aldı. Ancak bu planın detaylarına ilişkin herhangi bir açıklama yapılmadı.

Buna ek olarak liderler gelişmekte olan ülkelerin kömür tüketiminden vazgeçmeleri için de yardım sözü verdi. Gelişmekte olan ülkelere kömür santrallerinden vazgeçmeleri için 2,8 milyar dolara kadar finansman sağlanacağı belirtildi.

Fotoğraf: Jonny Weeks/The Guardian

Attenborough: Uluslarımız eşit değil

Pazar günkü toplantı Britanyalı çevre aktivisti ve belgesel yapımcısı Sir David Attenborough‘nun görüntülü mesajıyla başladı. Günümüzde doğal hayatın büyük ölçüde azaldığını ve bunun yadsınamaz bir gerçeklik olduğunu vurgulayan Attenborough şunları söyledi:

İklimimiz de şüphesiz hızla ısınıyor. Toplumlarımız ve uluslarımız ise eşit değil ve bu da ne yazık ki apaçık ortada. Ancak bilimin bizi özellikle 2021’de ele almaya zorladığı soru, bu iç içe geçmiş gerçeklerin bir sonucu olarak tüm gezegeni istikrarsızlaştırmanın eşiğinde olup olmadığımızdır. Öyleyse özellikle ekonomik olarak en gelişmiş ülkeler tarafından alınan kararlar insanlık tarihindeki en önemli kararlar olacaktır.”

Thunberg’ten tepki: Bu neyin kutlaması?

Zirvenin ardından açıklama yapan İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg, “İklim ve ekolojik kriz hızla tırmanıyor. CO2 emisyonlarının şimdiye kadarki en büyük ikinci yıllık artış olacağı tahmin edilirken, G7 fantezi miktarda fosil yakıtlara harcama yapıyor. Bu durum jet uçakları G7 tatil beldesinin üzerindeki gökyüzünde akrobasi yaparken biftek, ıstakoz ve barbekü kutlaması gerektirir” dedi.

İklim değişikliğinin konuşulacağı zirvede Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson‘un zirveye özel jet uçakla katılması tepki toplamıştı.

Çin’in projesine alternatif

G7’nin gündemine cumartesi günü Çin‘le ilişkiler damga vurdu. Zirvede G7 ülkelerinin, Çin’in dünyada artan nüfuzuna karşı bir denge oluşturmak amacıyla yeni bir küresel altyapı inisyitafi başlatma kararı aldığı bildirildi.

Proje, Çin’in modern İpek Yolu olarak da nitelenen “Bir Kuşak, Bir Yol” projesine alternatif olarak görülüyor.

Bunun üzerine Çin’in Londra Büyükelçiliği‘nden bir sözcü, “dünya genelini ilgilendiren kararların küçük bir grup ülke tarafından alındığı zamanlar çoktan geride kaldı” diyerek G7 Zirvesi’ne tepki gösterdi.

Küçük veya büyük, güçlü veya zayıf, yoksul veya zengin tüm ülkelerin eşit olduğunu belirten Çinli yetkili, “Dünyayı ilgilendiren meseleler tüm ülkelerin dahil olduğu görüşmelerde ele alınmalı” diye konuştu.

Cornwall’da güvenlik önlemleri. Fotoğraf: Jonny Weeks/The Guardian

1 milyar doz aşı sözü

Sonuç bildirgesinde salgınla mücadele amacıyla gelecek yıl içinde küresel ölçekte 1 milyar doz Covid-19 aşısının ihtiyacı olan ülkelere hibe edileceği belirtildi.

Ayrıca Covid-19’un kökenlerinin incelenmesi amacıyla Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yürütülecek, uzmanların liderliğinde, şeffaf ve bilimsel bir ikinci faz araştırmasının yapılması çağrısında bulunuldu.

Bildirgede ayrıca küresel sağlık risklerine karşı iş birliğinin güçlendirilmesi, koordinasyonun artırılması, (sağlık ürünleri sektöründe) imalat kapasitesinin artırılması, erken uyarı sistemlerinin oluşturulması konularında liderlerin anlaştığı belirtildi.

Fotoğraf: Jonny Weeks/The Guardian

‘Adil küresel vergi sistemine ihtiyaç var’

G7 Zirvesi’nin sonuç bildirgesinde ayrıca güvenli ve etkili aşıların ve tedavilerin geliştirilmesi, test edilmesi için gerekli sürenin 300 günden 100 güne kadar düşürebilmesini hedefleyen bilimsel çalışmaların destekleneceği kaydedildi.

G7 ülkelerinin salgın süresince ekonomilerinin desteklenmesi için 12 trilyon dolar maddi destek sağladığının hatırlatıldığı bildirgede, “Ekonomilerimizi gerektiği kadar desteklemeye devam edeceğiz” ifadesine yer verildi.

Gelecekte refahın korunabilmesi amacıyla, daha serbest, daha adil ve yeniden şekillendirilmiş bir ticaret sisteminin savunulmaya devam edileceğinin belirtildiği bildirgede, ayrıca adil küresel bir vergi sistemine de ihtiyaç duyulduğu belirtildi.

G7 nedir?

G7, dünyanın en gelişmiş yedi ekonomisinin bir araya geldiği bir zirve. G7 ülkeleri ABD, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Birleşik Krallık ve Kanada.

Bu ülkeler, 2018’de küresel net servetin yüzde 58’ini ellerinde bulunduruyorlardı. Rusya 1998’de katılarak G8’i oluşturdu, ancak 2014’te Kırım’ı ilhak ettiği için dışarıda bırakıldı.

Çin, büyük ekonomisine ve dünyanın en büyük nüfusuna sahip olmasına rağmen hiçbir zaman üye olmadı. Kişi başına görece düşük refah düzeyi nedeniyle G7 üyeleri gibi gelişmiş bir ekonomi olarak görülmüyor.

Ankara YHT Garı için de garantiler tutmadı: Cengiz-Kolin-Limak’a 7.5 milyon dolar ödenecek

‘Yapı ruhsatı da çıkarılmadı’

İyi Parti Denizli Milletvekili Yasin Öztürk, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Devlet vatandaşın en ufak bir bina yapmasında ruhsat isterken kendisi gecekondu yapıyor. Koskoca başkentin göbeğinde Ankara garının yapı ruhsatı çıkmadan yapılmasına göz yumuldu. YHT garına giden yolcu için de gitmeyen yolcu için de Hazine’den para çıkıyor. Kara Tren gecikiyordu, belki hiç gelmiyordu. Hızlı tren geliyor ama gelirken meşhur beşlilerden üçüne  çalışıyor, Hazine’yi boşaltıyor”

Dört yıl için 21 milyon dolar

Cengiz Kolin-Limak ortaklığına Ankara YHT Garı için 2016-2017 döneminde 2 milyon yolcu garanti edildi ve 2 milyon 207 bin 230 yolcu gelince, 3 milyon 103 bin 615 dolar ödendi. 2017-2018 döneminde 2 milyonluk garantiye göre, 2 milyon 497 bin 861 yolcu geldi ve 3 milyon 248 bin 930 dolar şirkete verildi.

2018-2019’da 5 milyon yolcu garantisi tutmayınca, 7 milyon 500 bin dolar daha ödendi. 2020-2021 dönemi için de 5 milyon yolcu garantisi verildi, ancak 740 bin kişi kullandığı için hedef tutmadı. 2020 ile birlikte yolcu garantisi için ödenen tutar, 21 milyon 352 bin dolara ulaşacak.

Biyokütle enerji santralleri ne kadar çevreci?

Son yıllarda ülkemizdeki biyokütle santrallerinin sayısı ve elektrik üretimi içindeki payı hızla artıyor. Elektrik Mühendisleri Odası’nın Şubat 2021 istatistiklerine göre ülkemizde biyokütle santrallerinin elektrik üretimi içindeki payı %1.5 civarında… Enerji Atlası’nın rakamlarına göre de Türkiye’de halen 99 adet Biyogaz, Biyokütle, Atık Isı ve Pirolitik Yağ Enerji Santrali var.

Biyokütle, 100 yıllık dönemden daha kısa sürede yenilenebilen, biyolojik kökenli, fosil olmayan organik maddeler olarak tanımlanıyor. Daha basit tanımıyla biyokütle, yaşayan ya da yakın zamanda yaşamış canlılardan elde edilen fosilleşmemiş tüm biyolojik malzemelerin genel adı… Bu tanımdan da anlaşılabileceği gibi biyokütle enerji kaynağının ana bileşenlerini karbonhidrat bileşikleri olan bitkisel ve hayvansal kökenli tüm organik maddeler oluşturuyor. Bu maddelerden elde edilen enerji de biyokütle enerjisi olarak isimlendiriliyor.

Biyokütle orijinal haliyle yakıt olarak kullanılabileceği gibi farklı olarak katı, gaz veya sıvı biyoyakıtlara da dönüştürülebiliyor. Bu yakıtlar elektrik üretiminde, ulaşım araçlarında yakıt olarak, evsel ısınmada ve endüstride enerji kaynağı olarak kullanılabiliyor. Bu nedenle biyokütle enerji kaynakları için en çok kullanılan sınıflandırma, birincil katı biyoyakıtlar, sıvı biyoyakıtlar, biyogaz, belediye ve endüstri atıkları, şeklinde yapılıyor.

Biyokütle enerjisinin kullanımı klasik ve modern yöntemler olarak ikiye ayrılıyor. Odun, bitki ve hayvan atıkları gibi biyokütle malzemesinin direkt olarak yakılmasıyla enerji sağlama klasik kullanım olarak tanımlanıyor. Yüzyıllardan bu yana Anadolu’da ısınma amaçlı tezek tüketilmesi klasik kullanımın iyi bir örneği… Klasik kullanım günümüzde de az gelişmiş ülkelerde yaygın olarak görülüyor. Modern kullanımda ise hayvansal ve tarımsal atıklar, organik içerikli evsel, kentsel ve endüstriyel atıklar/atık sular, enerji bitkileri, enerji ormancılığı ürünleri, orman atıkları, sucul ekosistemlerde yetişen alg ve yosun gibi biyokütle malzemelerinden dönüşüm yöntemleri ile ısı, elektrik ve sıvı ya da gaz yakıt elde ediliyor.

ÇED raporundan muaf tutuluyorlar

Peki, bu santrallerin çevre üzerine iddia edildiği gibi olumsuz herhangi bir etkisi yok mu? Üstelik bu santraller kamu veya özel sektör eliyle de yapılsa ülkemizde Çevresel Etki Değerlendirme raporundan (ÇED) muaf tutuluyor. Santrallerin büyük bir çoğunluğu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ‘ÇED gerekli değildir’ kararına dayanılarak yapıldı, halen de yapılmaya çalışılıyor.  Bakanlığın ‘ÇED gerekli değildir’ kararını savunanlar iddialarını; bu tesislerin civarında yaşayan canlıların ve çevrenin üzerine olumsuz bir etkisi olmadığı ve Avrupa Birliği ülkelerinde (AB) de bu tesislerin çok sayıda kurulduğu iddialarına dayandırıyor.

Öncelikle şunu belirtelim, başta Almanya olmak üzere AB ülkelerinde biyokütle santrallerinin sayısının arttığı doğru. Ancak dikkatlerden kaçan bir nokta var. AB ülkelerinde uygulanan biyokütle teknolojileri bizim gibi ülkelerde uygulananlardan oldukça farklı. Bu ülkelerde genelde AB Komisyonu’nun izin verdiği bazı bitkiler ile orman atıkları bu tesislerde hammadde olarak kullanılıyor. O nedenle bu tesislerin partikül madde, NOx, uçucu organik bileşikler ve ozon gibi emisyonları kömür, linyit ve petrol ile karşılaştırıldığında oldukça düşük. Avrupa ülkelerinde yapılan bilimsel çalışmalar bu tesislere bağlı ortaya çıkan kronik ölüm oranlarının linyit referans teknolojisinden elde edilenlerin %20’sinden az olduğunu gösteriyor. Ancak bunun AB ülkelerinde hammadde olarak kullanımına izin verilen bazı bitki ve orman artığı için geçerli olduğunu unutmamak gerek.

Ayrıca bu tesisler bizim ülkemizdeki gibi ÇED raporundan muaf tutulmuyor. Üstelik yapılmadan önce ÇED ile birlikte yakın ve uzak çevresi için sağlık etki değerlendirmesi (SED) çalışması da yapılıyor. Avrupa’da bu tesisler için süren en önemli tartışma ise verimli tarım arazilerinin bu tesislere uygun bitki yetiştirmeye ayrılması ve bu durumun tarım ürünleri fiyatları üzerindeki etkisi.

Türkiye’de ÇED yapılmadığı için bu tesislerin hammadde olarak ne kullandığı çok açık değil. Ülkemizdeki 99 tesisin çok büyük bölümü kentsel katı ve sıvı atıklar, arıtma tesisleri çamurları, hayvansal atıkları yakıyor. O nedenle de AB ülkelerindeki biyokütle tesislerine oranla atmosfere emisyonları çok daha yüksek, hatta kömürlü termik santrallerle karşılaştırılabilir düzeyde… Yine Enerji Atlası’nın rakamlarına dönecek olursak ülkemizdeki biyokütle santrallerinin büyük bir kısmı hammadde olarak evsel çöpleri ve hayvansal atıkları kullanıyor.

Kullanılan hammadde belirsiz

İzmir Tabip Odası, Foça Belediyesi ile birlikte açtığı dava ile Foça’da ‘ÇED gerekli değildir’ kararı ile yapılmak istenen bir biyokütle santralinin yapımını engelledi. Karar bu konuda açılmış diğer davalara da emsal olacak nitelikte. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ‘ÇED gerekli değildir’ kararıyla verimli tarım toprakları üzerine, kentsel yerleşimlerin yakınlarına yapılmak istenen, hammadde olarak ne kullanacağı açık olmayan biyokütle santrallerinin, yani çöp yakma tesislerinin çevre ve insan sağlığı açısından masum olmadığı; sadece ‘kömürden daha iyidir’ ve atıkları yok etme mantığı ile yapılmasının hatalı olduğu unutulmamalıdır. İzmir Tabip Odası’nın Foça Belediyesi ile açtığı ve kazandığı dava tüm meslek örgütlerine, çevre kuruluşlarına örnek olmalıdır. Biyokütle santralleri kesinlikle ÇED ve SED yapılmadan ve bölge halkının görüşleri alınmadan kurulmamalıdır.

Müsilaj önlemleri: Balıkesir’de gübre fabrikasının faaliyetleri durduruldu

Marmara Denizi‘nin ardından Ege ve Karadeniz‘de de etkili olmaya başlayan deniz salyası sorununa çözüm oluşturmak için geliştirilen Marmara Denizi Eylem Planı kapsamında Balıkesir‘in Bandırma ilçesinde bir sanayi tesisinin faaliyetleri durduruldu.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada tesisin adı verilmedi. Ancak geçen hafta Bagfaş’ın denize atık su boşaltırken çekildiği belirtilen bir görüntü dolaşıma girmişti.

‘Denetimler yapılıyor’

Bakanlık tarafından yapılan açıklamada “Marmara Denizi Eylem Planı kapsamında denizde, kıyılarımızda ve tesislerde yürütülen denetim çalışmaları hızla devam etmektedir” denildi. Açıklamada şunlar kaydedildi:

Bu kapsamda Balıkesir’in Bandırma ilçesinde gübre üretimi konusunda faaliyet gösteren bir sanayi tesisinde Bakanlığımız ekiplerince kapsamlı inceleme ve denetimler gerçekleştirilmiştir. Bu denetimler neticesinde Çevre Kanunu’nda belirtilen yükümlülükleri yerine getirmediği tespit edilen tesisin gerekli çevresel tedbirleri alıncaya kadar faaliyetlerinin durdurulmasına karar verilmiştir.”

Tüm itirazlara rağmen inatla yapılacağı söylenen Kanal İstanbul’un ilk köprüsünün detayları 

Tüm tepkilere rağmen yapılacağı ilan edilen Kanal İstanbul‘un ilk köprüsünün detayları belli oldu.

Köprünün temelinin haziran ayının son haftasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu‘nun katılacağı törenle atılması bekleniyor.

Köprüyü, Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve pek çok şehir hastanesinin yapım ihalesini alan Rönesans Holding inşa edecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, projeyle ilgili “Onlara rağmen Kanal İstanbul’u inadına yapacağız” açıklamasında bulunmuştu. 

İlk köprünün detayları

AA‘da yer alan habere göre, Kuzey Marmara Otoyolu (3. Boğaz Köprüsü dahil) Projesi Başakşehir-Bahçeşehir-Nakkaş Kesim-08 (bağlantı yolları dahil) işi kapsamında, Sazlıdere geçişini sağlayan gergin eğik askılı köprü imalatı yapılacak.

Ana açıklığı 440 metre uzunluğundaki köprünün, sağ ve solda yer alan 210 metrelik yan açıklıklarıyla birlikte uzunluğu 860 metreye ulaşırken, yaklaşım viyadükleri ile toplam uzunluğu 1618 metre olacak.

Eğik askı halat miktarı 136 ve ankraj miktarı 272 adet olarak hesaplanan köprü, trafiğe 2×4 şeritli hizmet edecek.

Köprünün platform genişliği ise 46 metre olacak. “Diamond” geometrisi ile tasarlanan köprü kuleleri, 196 metre yüksekliğe çıkacak.

Kuleler, plan boyutları ve cidar kalınlıkları değişken kutu kesitli iki adet betonarme ayakla teşkil edilecek. Bu ayaklar, tabliye seviyesinde ve tepede enine kirişler vasıtasıyla birbirlerine bağlanacak.

Rönesans İnşaat’ın ihaleleri

Kanal İstanbul’un ilk köprüsünü hayata geçirecek olan Rönesans İnşaat, daha önce de devletten Cumhurbaşkanlığı Sarayı, MİT Yerleşkesi, Millet Kütüphanesi, Okluk Yazlık Sarayı, Adana, Bursa, Elazığ, Yozgat, İkitelli şehir hastaneleri, Sancaktepe ve Atatürk Havalimanı’na yapılan hastane projelerinin de aralarında bulunduğu, toplam değerleri onlarca milyar lirayı aşan çok sayıda ihale aldı.

Kanal İstanbul’a itirazlar

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından 2011 yılında “Çılgın Proje” adıyla duyurulan Kanal İstanbul projesine aralarında pek çok bilim insanın da olduğu meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve çevre örgüleri itiraz etmişti.

Projeye itiraz edilmesinin en önemli nedenleri, projenin maliyetinin çok yüksek olmasıyla birlikte zaten su sorunu yaşayan İstanbul’un bu projeyle birlikte su sorunun artacak olması, yeşillik bölgelerin imara açılması ve orada yaşayan hem insanların hem diğer canlıların yuvalarını kaybedecek olması.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, (İBB) büyük bir ekolojik yıkım getirecek projeyle ilgili “Ya kanal Ya İstanbul“,  “Kanal İstanbul’a Kimin İhtiyacı Var” pankartları asmış ve bu pankartlar sebebiyle İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu‘na soruşturma açılmıştı. 

Demirtaş: Kimse HDP’nin oylarını çantada keklik görmesin

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, HDP oylarını çantada keklik zannedilmemesi gerektiğini ifade edip; kendilerini dışlayanların kaybedeceğini söyledi.

‘Kapatma davası açık bir siyasi operasyon’

Muhalefetin erken seçim talebine destek veren Demirtaş, geciktikçe her günün telafisi imkansız zararlar verdiğini söyledi. “HDP’yi dışlayan kim olursa olsun kaybeder” diyen Demirtaş, bir kez daha açılan HDP’yi kapatma davasına ilişkin olarak da, “Bu, çok açık bir siyasi operasyon. Kapatma girişiminin hukukla ilgisi yok. MHP’nin bastırması, AKP’nin de kabulüyle açılmış bir davadır. AYM’nin böylesi tehlikeli bir siyasi operasyona alet olmaması gerekir. AKP’ye de siyaseten hesabını kitabını iyi yapmasını tavsiye ederim” dedi.

‘Bizi iki kötü arasında tercihe zorlamaya kalkmayın’

Demirtaş şöyle devam etti:

“Kapatma davasının sonucu ne olursa olsun demokratik siyasetten vazgeçmeyeceğiz. Ancak hiç kimse HDP’nin oylarını çantada keklik zannedip şu veya bu ittifakın altına otomatikman ekleyip toplama yaparak sonuç elde edeceğini düşünmesin. HDP, bu koşullarda hiçbir seçim ittifakının içinde olmadığını ve olmayacağını açıklarken son derece ciddi bir pozisyon almaktadır. Tüm kesimlerin, bu açıklamalardan sonuç çıkararak adım atmasında yarar var. Şu, iyice anlaşılmalıdır; biz bunca bedeli, mevcut iktidar zihniyetinin yerine bir benzeri gelsin diye ödemiyoruz. Kimse bizi iki kötü arasında tercihe zorlamaya kalkmasın. Gerçek demokrasi ve hakiki bir barışı savunamayanlar, buna yürekten inanmayanlar Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olamazlar, en azından biz buna payanda olmayız.”

 

İsviçre referandumunda iklim kriziyle mücadeleye ‘hayır’, terörle mücadeleye ‘evet’ oyu çıktı

İsviçre‘de 13 Haziran Pazar günü Paris İklim Anlaşması‘na uyum sağlamak için alınacak önlemler, sentetik tarım zehri kullanımı, Covid-19 önlemleri ve terörle mücadele ile ilgili başlıkların bulunduğu bir referandum gerçekleştirdi.

CO2 yasası, karayolu taşıtlarını, hava trafiğini, endüstriyel emisyonları ve binaların yenilenmesini hedefleyen çeşitli önlemler öngörüyordu. CO2 emisyonlarını azaltanlar muafiyetlerden faydalanmış olacaklardı.

‘Petrol ve doğal gaz şirketleri kazandı’

Ancak CO2 yasası için oy kullanan vatandaşların yüzde 51.6’sı bu önlemlere ‘hayır’ derken, yüzde 48.4’ü ise ‘evet’ dedi.

Swiss Info’nun aktardığına göre Çevre Bakanı Simonetta Sommaruga, “Hayır sonucunun yankıları olacak. İklim hedeflerine ulaşmak artık zor olacak” yorumunu yaptı.

Yeşiller Partisi ise yaptığı açıklamada, “Petrol ve gaz şirketleri ve lobileri… kazandı. Bu, iklim korumasını büyük ölçüde yavaşlatıyor” tespitinde bulundu.

Referandumda oylanan maddelere karşı çıkanlar, ülkenin dünyadaki karbon salınımının sadece yüzde 0,1’inden sorumlu olduğunu, bu kuralların çevreye büyük bir etki yapmayacağını savunuyordu.

Pestisitlerin yasaklanmasına ‘hayır’

Zirai pestisitlerin (tarım zehirleri) yasaklanmasını öngören referandumda da ise halkın yüzde 60.6’sı yeni yasağa karşı çıktı.

Yasağı destekleyenler sudaki zirai ilaç seviyelerinin kaygı verici seviyelere ulaştığını savunurken, bitkilere, hayvanlara ve toprak altı canlılara verilen zararı işaret ediyordu.

Çiftçiler ise olası bir yasak durumunda işlerinden olabilecekleri konusunda insanları uyarıyordu. İsviçreli çiftçiler, hali hazırda Avrupa’daki en katı kurallara uymak zorunda olduklarını söylüyor.

Terörle mücadeleye ‘evet’

Referandumda terörle mücadele mevzuatı ve acil Covid-19 finansmanı için de oy kullanıldı. Oylamada polise terörle mücadelede daha fazla yetkiler veren maddeyle Covid-19’dan etkilenen iş yerlerine daha fazla devlet yardımı yapılması maddesi için ‘evet’ oyu çıktı.

Anti terör yasasına halkın yüzde 56.6’sı ‘evet’ derken, yüzde 43.4’ü ‘hayır’ oyu kullandı. Pandemi konusunda ise yüzde 60.2 yeni pandemi finansmanı için ‘evet’ dedi. Halkın yüzde 39.8’i ise ‘hayır’ oyu kullandı.

İsviçre’deki doğrudan demokrasi sistemi verilecek tüm büyük kararların seçimlerle verilmesi anlamına geliyor. 100 bin kişinin imza toplamasıyla birlikte ülke çapında bir referandum düzenlenebiliyor.

Sedat Peker yakalandığı yönündeki iddialara yanıt verdi: Ailemin yanındayım 

Bir süredir yayımladığı videolarla gündemde olan organize suç örgütü lideri Sedat Peker‘in Dubai’de yakalandığı iddiaları ortaya atıldı.

Ancak, Peker Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, kaldığı mekandan yetkililerle ayrıldığını, hakkındaki iddiaların yoğunluğu nedeniyle görüştüklerini ve ailesinin yanına geri döndüğünü açıkladı.

Peker’den açıklama

Sedat Peker iddialara yönelik yaptığı açıklamada, yetkililer tarafından hakkında birçok suikast ihbarı olduğununun kendisine iletildiğini de kaydetti:

1-Kıymetli dostlarım, öğle saatlerinden itibaren kaldığım mekandan yetkililerle beraber ayrıldım. Şu an kaldığım mekana, ailemin yanına geri geldim. Hakkımdaki iddiaların yoğunluğu nedeniyle karşılıklı sohbette bulunduk.

2-Şahsım hakkında herhangi bir Interpol kararı olmadığı için, tüm herkes gibi ülkelerinde misafir olarak bulunduğumu söylediler. Hakkımda birçok suikast ihbarı olduğunu bana ilettiler, hepimizin bildiği gibi.

3-Ülkeden ayrılmamda veya ülkede kalmamda herhangi bir sorunun olmadığını da bana ilettiler. Aydınlık Gazetesi’nde yazan SAT timlerinin ve MİT timlerinin yaptığı operasyonla yakalandığım asla doğru değildir.

4-Zaten ben uluslararası hukuka göre aranan bir kişi değilim. Bu sebeple yüce devletimizin bana resmi bir operasyon düzenleyebilmesi de mümkün değildir. Her normal insana davrandıkları gibi bana da kibar bir şekilde davrandılar.

5-süslü sülü, benim ahiretliğim, derin mehmet, pelikancılar, ve diğer zevatın tamamı; bizde söz namus. Eğer ölmez sağ kalırsak, bu hikayeyi tamamlamaktan geri durmayacağız.

6-Tabi ki bu süre zarfında gereği eğer yapılmazsa, yapmayanlarla ilgili söyleyecek sözlerimiz de elbet olacaktır. Beni sevdiği için dua edenlere, beni sevmediğinden dolayı sadece çocuklarıma ve aileme iyi dilek dileyenlere tüm kalbimle teşekkür ederim.

BİR UMUTTUR YAŞAMAK”

Peker, bir süredir her pazar günü yayımladığı videolarına dün ara vermiş, henüz güvenli bir ortam oluşturamadığı için 10. videoyu yayımlayamayacağını ifade etmişti.

‘Kendisine yönelik bir operasyon yokmuş’

Halk TV‘den Özlem Gürses, Sedat Peker’in avukatlarıyla haber merkezinin görüştüğünü ve avukatların yakalanma durumunun olmadığına dair açıklama yaptıklarını kaydetmişti.

Özlem Gürses, “Birinci ağızdan aldığımız bilgilere göre Peker henüz bulunduğu yerdeymiş ve kendisine yönelik herhangi bir operasyon yokmuş” demişti.

‘Dubaili yetkililer tarafından konutundan alındı’

Gazeteci Barış Pehlivan ise Peker’in basın danışmanı olarak bilinen Emre Olur’la görüştüğünü ve Olur’un organize suç örgütü liderine yönelik Dubai polisi tarafından operasyon yapıldığını söylediğini aktararak, şu açıklamalarda bulunmuştu:

İddia bir sosyal medya hesabında özellikle gündeme getirildi. O iddia yayılmaya başlandığı andan itibaren, yani Peker’in bir operasyon sonucu yakalandığı iddiası gündeme geldiğinden beri ben de kaynaklarıma soruyorum. Uluslararası bir operasyon yapılması gerekiyor.

İlk edindiğim bilgi, Türk güvenliğinin peşinde olduğu ve yakalanmasına ramak kaldığına dairdi. Daha sonrasında Peker’e yakın olduğu bilinen bazı isimler var, örnek veriyorum Emre Olur. Özelliği ne? Peker’le ilişkisini saklamayan hatta kendisini basın danışmanı gibi lanse eden, en son Süleyman Özışık’ın Peker’le ilişkisine dair videoları paylaşan bir isim.

İlk ulaştığımda şöyle bir iddiada bulundu. Doğruluğu teyit edilmemiş bir iddia. İlk iddiası şuydu, ‘Ben geceden beri iletişim halinde değilim. Ulaşmaya çalışıyorum.’ Daha sonraki görüşmede ise şöyle bir bilgi verdi. Bu da bir iddiadır. Dedi ki ‘Ben nerede olduğuna dair bilgi sahibi oldum. Dubaili yetkililer tarafından kendisi konutundan alınmış durumda.

Bir görüşme gerçekleştiriliyor. Hala o görüşmede. Konuttakiler de tam olarak nerede olduğunu bilmiyor. Yanında telefonu yok. Paylaşım yapamıyor’. Ancak ben ‘Bu bir gözaltı demektir’ dedim. Gözaltı olmadığı iddiasında. ‘Davet’ kelimesini kullanıyor. Bana kalırsa bu bir gözaltıdır. Gözaltında olmadığını iddia ediyor. Türk yetkililerin devrede olmadığını iddia ediyor.

Özetle şu an Türk yetkililer tarafından bir operasyona uğramadığını ama Dubaili yetkililer tarafından bir görüşme yapıldığı iddiasını benimle paylaştı. Peker’in avukatı Ayhan Sağıroğlu Halk TV’ye konuştu. Yakalandı iddiasının doğru olmadığı iddiasını dile getirdiler. Ellerinde öyle bir bilgi olmadığını belirttiler.”

‘Peker hakkında on kez Interpol başvurusu yapıldı’

Gazeteci Alişer Delek de Emre Olur’dan bilgi aldığını ve Birleşik Arap Emirlikleri polislerinin Peker’in üzerindeki tüm elektronik cihazları bıraktırarak kendisini konutundan aldığını ileri sürmüştü. Delek, konuyla ilgili şu paylaşımlarda bulunmuştu:

Sedat Peker’in “basın danışmanı” Emre Olur ile az önce görüştüm. Peker’in, Dubai’de kaldığı konuta BAE polisleri TSİ 12’de geliyor. Kendisini bir yere davet ediyorlar.

Peker’in tek gelmesini ve üzerine bir elektronik cihaz almamasını istiyorlar. Sedat Peker bu “daveti” kabul ediyor. Telefonla görüştüğümüz sırada konuttan Emre Olur’a bir telefon geldi.

TSİ 22:16’da gelen bu görüşme sayesinde Sedat Peker’in hala konuta dönmediği bilgisini aldık. Nerede olduğu ve ne zaman döneceği ailesi tarafından bilinmiyor…

Emre Olur, Sedat Peker’in gözaltına alınması ya da öldürülmesi dahil endişeli olduklarını söyledi. Böyle bir durumda yayınlanmak üzere bir belge ya da kayıt bıraktı mı diye sordum…

“Gereken her şeyi gereken herkes öğrenir” yanıtını aldım. Emre Olur, Peker hakkında Türkiye tarafından 10 kez Interpol başvurusu yapıldığını ve bu başvuruların “Peker’in açıklamaları siyasi” olduğu gerekçesiyle reddedildiğini de iddia etti.”

 

İsrail’de 12 yıllık Netanyahu dönemi sona erdi

İsrail‘de sekiz partinin koalisyonundan oluşan yeni hükümet meclisten güvenoyu alarak görevine başladı. Böylece Benjamin Netanyahu‘nun 12 yıllık iktidarı sona erdi.

Yeni hükümetin başbakanı ise aşırı sağcı Yamina partisinin lideri Naftali Bennett oldu. Bennett, koalisyon anlaşması gereğince Eylül 2023’e kadar görevde kalacak. Daha sonra ise iki yıl süreyle merkez parti Yesh Atid‘in lideri Yair Lapid Başbakan olarak görev yapacak.

60 milletvekilinin oyunu aldı

Koalisyon hükümeti, 120 sandalyeli İsrail Meclisi Knesset‘te, 60 milletvekilinin onayı ile güvenoyu almayı başardı.

DW’nin aktardığına göre kabinede 27 bakan görev alacak. İsrailli Arapların ve sol kanattan partilerin de dahil olduğu sekiz partili koalisyon hükümetinde İsrail tarihinde ilk kez dokuz kadın bakanın bulunacağı belirtiliyor.

Fotoğraf: AA

‘Ulusu birleştirme’ sözü

Bennett, güvenoyu aldıktan sonra yaptığı ilk açıklamada, “İki yılda dört seçimle yıpranan ulusu birleştirme” sözü verdi. Önceliklerinin ise eğitim, sağlık ve bürokratik işlerdeki ağırlığı azaltmak olduğunu söyledi.

Parlamentodaki tartışma esnasında Netanyahu, “Geri döneceğiz” diyerek rakiplerine meydan okudu. Koalisyon hükümetinin belli olmasının ardından birçok İsrailli sonucu sokakta kutladı.

İki yılda dört seçim

BBC’nin haberine göre hakkında açılan yolsuzluk davaları nedeniyle yargılanan Netanyahu, Mart ayında yapılan seçimlerde hükümet kuracak çoğunluğa ulaşamadı. Bu, İsrail’de son iki yıl içinde yapılan dördüncü seçimdi.

Seçimlerin ardından Netanyahu’nun sağcı Likud Partisi, 120 sandalyeli parlamentoda 30 milletvekili kazandı. Ancak Netanyahu’nun seçimlerin ardından yaptığı koalisyon görüşmelerinden sonuç çıkmadı.

Bunun üzerine hükümet kurma görevi seçimlerden ikinci çıkan ve 17 sandalye kazanan Gelecek Var Partisi’nin lideri Lapid’e verildi.

Hamas:  Öldürme politikalarında birleşiyorlar

Hamas Sözcüsü Sami Ebu Zuhri, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun seçimi kaybettiği İsrail’deki yönetim değişikliğini önemsemediklerini belirtti.

Ebu Zuhri, “İsrail, Filistinlilerin haklarına el koyma ve öldürme politikalarında birleşiyor. Netanyahu’nun düşüşü, direnişin Kudüs’ün Kılıcı savaşında kazandığı zaferin sonuçlarından biridir” ifadelerini kullandı.

Neftali Bennett

Naftali Bennett kimdir?

Filistin karşıtı aşırı sağcı görüşleri ile tanınan Bennett, siyasete 2005’te Binyamin Netanyahu’nun yardımcısı olarak girdi. Ülkenin en genç ikinci başbakanı olan 49 yaşındaki Bennett, geçmişteki Netanyahu hükümetlerinde Ekonomi ve Milli Eğitim bakanlıkları da dahil birçok pozisyonda yer aldı.

Meclis’te 7 milletvekili ile temsil edilen sağcı Yamina partisin lideri olan Bennett, bu anlaşmaya göre ilk iki yıl başbakanlık görevini yürütecek. Daha sonra ise son iki yıl için bu görevi Yesh Atid’in lideri Yair Lapid’e devredecek.

Koronavirüs aşısında 40 yaş üstüne randevular açıldı

Türkiye’de koronavirüs aşısı olmak isteyen 40 yaş üstü vatandaşlar için randevular açıldı. Aşı ise bugünden itibaren uygulanmaya başlanacak.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca pazar günü yaptığı paylaşımda “Yaşınız 40 veya üstüyse bu sabahtan itibaren randevu alabilirsiniz. Yüzde yüz katılım bekliyoruz” dedi.

Randevu nasıl alınır?

Aşı randevusu mhrs.gov.tr adresi veya ALO 182 üzerinden veriliyor. Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastaneler için kendilerine en uygun gün ve saatte istedikleri hekimden kolay randevu alabilmeleri için geliştirilen bir sistem.

MHRS sayesinde, vatandaşlar muayene olmak için hastaneye gidip saatlerce sıra beklemek zorunda kalmıyor. Vatandaşlar MHRS uygulaması ile zaman harcamadan kolay ve hızlı bir şekilde randevu alabiliyorlar.

Kaç kişi aşı oldu?

Sağlık Bakanlığı tarafından paylaşılan verilere göre 14 Haziran Pazartesi günü itibariyle 33 milyon 841 bin 276 doz aşı uygulandı.

Bir doz aşı uygulanan kişi sayısı 20 milyon 129 bin 442 olurken, iki dozu da tamamlamış kişi sayısı 13 milyon 711 bin 834 olarak kaydedildi.