Ana Sayfa Blog Sayfa 1372

Boğaziçili öğrencilere yönelik polis şiddetine soruşturma izni

Boğaziçi Üniversitesi’nin görevden alınan eski rektörü Melih Bulu’yu protesto eylemleri sırasında öğrencileri darp eden polislere soruşturma izni vermeyen İstanbul Valiliği‘nin kararı yargıdan döndü. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, polislere yöneltilen suçlamaların görevleriyle bir ilgisinin bulunmadığını belirterek dosyalarını savcılığa gönderdi.

Sol.org’un aktardığına göre, TKP’li hukukçular, 2 Şubat 2021’de partinin çağrısıyla düzenlenen basın açıklamasına katılmak isteyen Eray Türkdoğan’ın uğradığı polis şiddetine karşı yasal süreç başlattı. Ancak İstanbul Valiliği güvenlik kameralarına da yansıyan polis şiddetinin “polisin görevi gereği yerine getirildiği” gerekçesiyle soruşturma izni vermedi.

‘Darp görevden kaynaklanmıyor, soruşturma iznine gerek yok’

Avukatların itiraz ettiği dosyayı inceleyen Bölge İdare Mahkemesi, valilik tarafından alınan “soruşturma izni verilememesi” kararını kaldırıldı. İlgili polislerin üzerine atılı darp ve kötü muamele suçlarının “görevle ilgisinin bulunmadığının” belirtildiği kararda şu ifadeler kullanıldı: “Bu durumda, ilgiliye isnat edilen darp ve kötü muamele fiillerinin görev sırasında olmakla birlikte görevden kaynaklanmadığı, yani görev sebebiyle işlenmediği açık olduğundan ilgililer hakkında bu Yasanın öngördüğü özel soruşturma usulünün uygulanması ve soruşturma izni verilmesi/verilmemesi yolunda karar tesis edilmesi mümkün değildir”

Mahkeme dosyayı, soruşturma izni alıp almamak gibi bir aşama olmaksızın doğrudan soruşturma yapılması üzere savcılığa gönderildi.

Avukat Özge Demir mahkeme kararıyla ilgili şu bilgileri verdi:

‘Doğrudan soruşturmanın önü açıldı’

“Karar oldukça önemli. Benim müvekkilim, Boğaziçi Üniversitesi’ne destek için Kadıköy’de yapılan basın açıklamasına katıldıktan sonra basın açıklamasının yapıldığı yerden uzakta yerde tekmelenerek, başı polis barikatına vurularak gözaltına alındı. Şikayetçi olduk, üstelik bu anların videosunu ve fotoğraflarını da sunduk. Özellikle belirtmek istiyorum, polisin eylemleri görevi kapsamında sayıldı ve soruşturma yapılmasına izin verilmedi. Karara itiraz ettik.

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi ise hiç alışık olmadığımız bir karar verdi. Dedi ki, polis tarafından şahsın tekmelenmesi, başının barikata vurulması, her ne kadar polisin görevi esnasında yapılmış olsa da bu filler, polisin görevi ile ilgili fiiller değildir. Bu nedenle soruşturma izni verilmesi yönünde özel hükümlerin uygulanmaması, doğrudan soruşturma açılması gerekir. Bunun anlamı şu, Artık, herhangi bir eylemde polis hukuka aykırı bir şiddet uygularsa, polis hakkında doğrudan soruşturma açılacak.”

Birleşik Krallık ve İrlanda’da artık yarışamayan binlerce yarış atı mezbahalarda öldürüldü

BBC Panorama programının araştırması, Birleşik Krallık ve İrlanda‘da binlerce yarış atının mezbahalara gönderildiğini ortaya çıkarttı. Mezbahalarda kesilerek öldürülen atların bazıları, bir zamanlar yarış dünyasında adı en çok bilinen hayvanlardı. 

Darragh MacIntyre’in haberine göre, hayvan hakları kuruluşu Animal Aid‘in yerleştirdiği gizli kameralarla çekilen videolarla, atların zulümle öldürülmesini önlemek için konulan kuralların, Birleşik Krallık’ın en büyük mezbahalarından birinde nasıl görmezden gelindiğini de gösterdi.

Uzun süredir at yarışlarının sona erdirilmesi için kampanya yürüten Animal Aid, Birleşik Krallık’ta  at kesme izni olan Drury and Sons adlı mezbahaya gizli kameralar koydu. Animal Aid Söcüsü Dene Stansall “Görüntüleri incelediğimizde, genç safkan at sayısından şaşkınlığa düştük” dedi.

Çoğu İrlanda’dan gelen genç hayvanlar

2019 sonu ve 2020 başındaki dört günde çekilen görüntülerde çoğu İrlanda’dan gelen ve çoğu genç onlarca eski yarış atının kesilmesi görüntüleri bulunuyor. Atlardan bazıları, binlerce sterlin kazandıran, başarılı bir yarış kariyerine sahip hayvanlar. Hayvanların üçü ise Gordon Elliot tarafından  İrlanda’daki modern harada yetişenler.

Elliot, BBC’ye yaptığı açıklamada hayvanları mezbahaya kendisinin yollamadığını savunarak, sakatlık nedeniyle yarış kariyerleri sona eren hayvanların ikisinin “mümkünse yeni ev bulunması, değilse de insani bir şekilde uyutulması için” bir at tüccarına verildiğini, diğerinin ise sahibinin talebi doğrultusunda bir başka biniciye verildiğini söyledi.

Birbirlerinin gözleri önünde vuruldular

Animal Aid’in kameraları, hayvanları gereksiz zulümden korumak için getirilen kuralların ihlalini de görüntüledi. Kurallar, hayvanların birbirlerinin gözü önünde öldürülmemesini öngörüyor. Kayıtlardaysa, dört günde atların 26 kez birlikte vurulduğu görülüyor.

Görüntüleri izleyen Lincoln Üniversitesi‘nden veterinerlik davranış uzmanı Prof. Daniel Mills “Silah sesi çok huzursuz edici. Bir diğer atın da birden düştüğünü görmek, bu durumdaki bir at için çok üzüntü verici” dedi.

Görüntülerdeki tek kural ihlali bu değil. Kurallar atların hızla ölümü için tüm çabanın harcanması gerektiğini söylüyor. Ancak görüntüler, ölümün çoğu zaman ani olmadığını gösteriyor. 91 kez, mezbaha görevlisi atlara olması gerektiği gibi yakından değil, uzaktan ateş ediyor.

İki yılda dört bin at mezbahalara gönderildi

Mezbahadan yapılan açıklamada, hayvanlara herhangi bir şekilde zulmedilmesini kabul etmedikleri savunuldu, ancak bir uzman çekilen görüntüleri kuralları açıkça ihlaline kanıt olarak tanımladı.

Drury and Sons mezbahası ise, iddiaları reddetti ve tüm atların insani bir şekilde öldürüldüklerini savundu. Şirket sorunların da derhal giderileceğini söyledi.

Bilgi edinme özgürlüğü yasası uyarınca yapılan başvurular sonucu, 2019’un başından bu yana iki ülkede dört bin eski yarış atının mezbahalara gönderildiği belirtildi.

Yargı kararı beklenmeden kesime başlanan İkizköy’de ağaç nöbeti tutan köylüler bilirkişiyi bekliyor

Haber: Metin Yoksu/ Merve Özçelik

Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’de, Milas Orman İşletme Müdürlüğü tarafından Akbelen Ormanı’nda kesim yapılmaması için uzun süredir mücadele devam ederken, cumartesi günü sabah erken saatlerde köylülerin hayvanları ve işleriyle ilgilendiği saati fırsat bilerek ağaç kesimine başlanması üzerine köylülerin çadır nöbeti de başladı.

Cumartesi gününden beri ağaç kesimi yapılmadığını, ancak tekrar kesim yapılacağına dair endişelerinin devam ettiğini söyleyen İkizköy mücadelesi gönüllüsü Deniz Gümüşel, 20-30 ağacı kaybettiklerini, tekrar tek bir ağacın bile kesilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi. Gümüşel, “Bayram boyunca da burada olacağız. Bu iş resmi olarak bitinceye kadar biz de oradayız” dedi.

Ağaç kesimine başlandı

Akbelen Ormanı’nın geçtiğimiz dönemlerde Limak Holding‘in işlettiği Yeniköy Kemerköy Termik Santrali’ne linyit temin edilmesi için satıldığı ortaya çıkmıştı.

740 dönümlük Akbelen Ormanı’nda Tarım ve Orman Bakanlığı onayıyla linyit madeni işletmesi açılması izni verilmesine karşı İkizköylüler uzun zamandır mücadele ederken, yaşananlar da yargıya taşındı. Mahkemenin karar vermesini dahi beklemeyen Orman Genel Müdürlüğü ise cumartesi günü ağaç kesimine başladı. Günlerdir ağaç kesimi yapılacağını bekleyen köylüler nöbet tutarken, sabaha karşı Orman Genel Müdürlüğü kesim ekibi köylülerin hayvanlarını yemledikleri ve iş saatini fırsat bilerek ağaç kesimine başladı.

Köylülerden Necla Işık kesim karşısında gözyaşlarına hakim olamazken “Nefes alamıyorum. Karşımızda insan yok karşımızdakiler taş parçası, duygusuz insanlar var karşımızda” diyerek destek çağrısında bulundu.

‘Bu ağaçlar buraların ciğeridir’

Yaşananları Yeşil Gazete’ye anlatan köy sakinlerinden Esra Işık, şu açıklamalarda bulundu:

Bizim canımız ağaçlardan daha kıymetli değil. Termik santral ile bizim köyümüz arasında olan bu sınır yok edilirken tüm köyümüz yok olacak. Biz yaklaşık 30 kadar ağacın kesildiğini gördük ve belgeledik. Bu suçtur hem kanunen hem de vicdanen suçtur. Bu ağaçlar buraların ciğeridir. Ekiplere tepkimizi gösterdik. Ardından çevrecilere haber verdik. Buraya hem çevreciler hem de CHP Milletvekili Suat Özcan’da gelerek bize destek verdi.”

‘Buradan bizi kovmak istiyorlar ama gitmeyeceğiz’

Jandarmanın kendilerini kesim alanından uzaklaştırmak istediklerini de belirten Işık, sözlerini şöyle sürdürdü:

Biz jandarmaya açıkça burayı koruyacağımızı, canımızın değil ağaçlarından daha kıymetli olduğunu anlattık. Bakın iklim krizi var diyoruz aylardır Türkiye’nin dört bir yanına bir damla yağmur yağmamış buradaki ağaçlar evet önce bizimdir ama sadece bizim de değildir. Tüm Türkiye’nin ağaçlarıdır. Bu ağaçlar bize size herkese nefes aldırıyor. İster bir ağaç kesilsin isterse bin ağaç kesilsin doğa hepimizin ve hepsi de bizim için tek tek önemlidir. Topraklarımızı onlara da vermiyoruz. Buradan bizi kovmak istiyorlar ama gitmeyeceğiz sonuna kadar ağaçlarımızı koruyacağız. Tepkimizi ortaya koyunca gittiler ama yine gelecekler biliyoruz.”

‘Susuzluğu getiren de ağaçsızlıktır’

İklim krizinin nedenlerinin birinin de termik santraller ve ağaç kıyımları olduğuna dikkat çeken Işık, sözlerini şöyle sürdürdü:

İklim krizi ile susuzluk ile savaşırken ülkece ve dünyaca her ağaç kıymetlidir. Bugün 30 ağacımızı kestiler canımız çok yanıyor. Şimdi ağaçlar hepimizin değeridir. Kaz Dağları da bizim Cudi’de ki ormanlarda bizim için kıymetli. Sizin aldığınız nefes de buradaki ağaçtan geliyor. Unutmayın ki susuzluğu getiren de ağaçsızlıktır.”

‘Nöbet fiili olarak iki yıldır sürüyor’

Cumartesi gününden sonra kesim için bir girişim olmadığını aktaran Deniz Gümüşel ise “Zaten ormanın girişini tutuyoruz. Ormanın iki girişi var. Biz Akbelen-Milas-Ören yolu üzerindeki Akbelen girişinde nöbet çadırlarımızı kurduk. Bir de ormanın kuzey tarafında Gökben köyünden bir giriş var. Orada Gökben köyünde yaşayan arkadaşlarımız nöbet halindeler. Her iki durumda da haberdar olacağız” ifadelerini kullandı.

Nöbetlerinin fiili olarak iki yıldır devam ettiğinin altını çizen Gümüşel, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

Bizim nöbetimiz mart ayından beri devam ediyor. Ormanın girişinde oturan pek çok arkadaşımız var. Ormanla iç içe yaşayan bir orman köyü olduğu için çadır direnişi yapmamıştık. Şu ana kadar gelen bütün orman kesimleri ekiplerini gün içerisinde eylem yaparak geri göndermeyi başarmıştık. Ama en son 17 Temmuz’da alana girdiklerinde saat sabah 06.00’ydı. Bu saat bir köyde insanların hayvanlarını otlattıkları, suladıkları yani en yoğun çalıştıkları saatler. Orman müdürlüğü bunu hesaplamış.

Biz de ‘Bu iş böyle olmayacak. Buraya 24 saatlik bir nöbet lazım.’ İki gündür çadırlarımızla birlikte 24 saattir alandayız. Kesime geldikleri 2019 ekim ayı sonundan beri biz 24 saat Akbelen ormanından gelecek motor, araba sesini dinliyoruz. Aslında bu nöbet fiili olarak iki yıldır sürüyor. Ama çadırlarımızla birlikte ormanın girişini tutmamız iki gündür devam ediyor.”

‘Doğayı kar hırsı nedeni ile yok etmek istiyorlar’

Ağaç kesimlerini durdurmak için Akbelen Ormanı’na gelen Muğla Çevre Platformu Milas Eş Sözcüsü Neşe Tuncer, kesimin hukuki ve vicdani dayanağının olmadığını ekiplere ve jandarmaya ilettiklerini dile getirdi:

Hukuka uygun olsa vicdanlı mı olacaktır? Bu kabul edilemez. Hukuksuzluktur. Buraya bilirkişi ataması yapılacak mahkeme kararı beklenmeden ormana giriliyor. Bu açıkça suçtur. Bakın burası aynı zamanda su havzalarının bulunduğu bir alan Bodrum’un tüm suyu buradan sağlanıyor. Eğer bu orman alanı kesilirse buradaki termik santral tüm doğa ile birlikte suyu da yok edecek. Suyun bu kadar önemli olduğu bir dönemde doğayı kar hırsı nedeni ile yok etmek istiyorlar. Köylülerin mücadelesine destek vermeye devam edeceğiz.”

Bilirkişi keşfi 30 Temmuz’da

Deniz Gümüşel, Orman Genel Müdürlüğü ve Tarım ve Orman Bakanlığı aleyhine açılan davada bilirkişilerin belli olduğunu kaydetti. Gümüşel, bu isimlerden birinin daha önce bir altın maden şirketinin yararına bilimsel verilerden uzak bir rapor yazdığını ifade ederken, avukatların bilirkişi heyetine itiraz edeceklerini şöyle anlattı:

Muğla Birinci İdare Mahkemesi’nde devam eden Orman Genel Müdürlüğü ve Tarım ve Orman Bakanlığı aleyhine açtığımız Akbelen ormanının YK Enerji’ye maden için tahsisi kararının iptali için yürütülen davada bilirkişimiz belli olmuş. Bilirkişi olarak üç kişi atanmış. Bir çevre mühendisi, bir maden mühendisi, bir de orman mühendisi. Avukatlarımız buna bir itiraz dilekçesi yazıyor. Bilirkişilerden bir tanesi daha önce bir altın madenin de şirket yararına ve bilimsel verilere aykırı bir rapor yazmış. Avukatlarımız bunu tespit etti. Dolayısıyla bu kişinin reddini talep ediyoruz.

İkinci olarak da bilirkişi bileşimi eksik. Çünkü o alandaki orman ekosisteminin yok edilmesi sadece orman mühendisini, çevre mühendisini ilgilendiren bir konu değil. Aynı zamanda bir halk sağlığı uzmanının orada olmasını istiyoruz. Bir ziraat mühendisinin de tarımsal etkileri incelemesini istiyoruz. Hidrojeolojik yapıyı etkileyecek. Hidrojeoloji uzmanı yok örneğin.

Bir de ekonomist istiyoruz. Buradaki ormanlık alanın tahribatı, su kaynaklarının yok edilmesi, hava-toprak kirliliği, tarımsal üretime verilecek zararlar çok ciddi bir toplumsal maliyete mal olacak. Ormanın madene tahsisi neye mal olacak bunun için bir ekonomistin orada olmasını istiyoruz.

Bilirkişi keşfini 30 Temmuz’da yapacak. Biz de İkizköy halkıyla birlikte, yaşam savunucularıyla birlikte bilirkişinin keşfini takip edeceğiz.”

‘Ağaç kesimleri iklim krizini körüklüyor’

Kesimin yapıldığı alanda incelemelerde bulunan CHP Muğla Milletvekili Suat Özcan da düzensiz yağışların nedeninin iklim krizi olduğunu ve ağaç kesimlerinin bunu körüklediğini şöyle ifade etti:

Bu alan kömür santrali için kamulaştırılan bir yer. Tabi ormanlık alanların kesimini doğru bulmuyoruz. Bu alan sadece İkizköylüler için değil, tüm Bodrum için Milas için önemli bir alan. Burası Milas Karaca Hisar Çamköy su rezervinin de bulunduğu bir alan olma özelliği taşıyor. Buradaki su özellikle Bodrum’un da suyunu karşılıyor. Burayı korumamız gerekirken neden kesiyoruz?

Geyik Barajı‘ndan Mumcular Göleti‘ne kadar buraya su gidiyor. Bakın kaç zamandır ha yapıldı yapılacak denilen Milas Ören Karayolu projesi var ama bu yolun değişip değişmeyeceğine bağlı olarak ötelenmektedir. Su karayolu ve termik santral sorunsalı ile karşı karşıyayız. Ve şunun da altını bir kez daha çizelim susuzluğun kuraklığın olduğu dönemde doğanın önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Korumamız gerekiyor. Yıllardır bu konuya ilişkin özellikle de Akbelen’e dair verdiği araştırma önergeleri AKP-MHP oylarınca reddediliyor. Buradaki sorun sadece Milas’ın İkizköy’ün değil, tüm Türkiye’nin hatta insanlığın ortak sorunudur. Düzensiz yağışların nedeni iklim değişikliğidir ve ağaç kesimleri ise bunları körüklüyor.”

Fransa’da zorunlu aşı protestoları

Ağustos ayında devreye girecek son önlemler, ülkede aşı isteksizliğinin önüne geçmeyi amaçlıyor.

Emmanuel Macron hükümeti, sağlık çalışanlarına aşı zorunluluğu getirmiş ve yaptırmayanlara maaş kesintisi yapılacağını söylemişti. Yeni önlemler gereği, sinema ve bar gibi kamuya açık mekanlar için de en az bir aşı olmak ya da negatif test göstermek zorunlu hale gelecek.

Hafta sonu, son önlemleri protesto için 100 bin kişinin sokağa çıktığı belirtiliyor. Özgürlüklerin kısıtlandığını savunan eylemcilere destek veren siyasiler de bulunuyor.

Paris‘teki eylemde BBC‘ye konuşan konuşan siyasetçi Martine Wonner hükümet politikalarını destekleyen politikacıların bürolarının “kuşatma altına alınmasını” istedi. Wonner daha sonra sözlerinin yanlış anlaşıldığını savunsa da meclisteki muhalif gruptan ayrılmak zorunda kaldı.

Ülkede yeni aşı kurallarını destekleyen milletvekillerine karşı çeşitli şiddet ve vandalizm eylemleri de gerçekleştirildi.

Aşı randevuları da artıyor

Öte yandan Macron’un aşılama sayılarını artırmak için getirdiği önlemler sonuç veriyor gibi görünüyor. Geçen haftaki açıklama sonrası yüzbinlerce kişi aşı randevusu aldı.

Fransa’da koronavirüsten 111 binden fazla insan hayatını kaybetti. Ülkede ilk aşısın olanların oranı, nüfusun yüzde 50’sinin biraz üzerinde bulunuyor. İki aşılı olanların oranı ise yüzde 40’ın altında.

Kamuoyu araştırmaları, Fransa’da geniş çaplı bir aşı isteksizliği olduğunu gösteriyor.

 

Boğaziçili akademisyenlerden Candan ve Erçin’e destek açıklaması

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, 16 Temmuz günü rektörlük görevini vekaleten yürüten Naci İnci’nin Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü öğretim görevlisi Can Candan’ın üniversitedeki görevine son vermesinin ardından bir açıklama yayınladı.

Akademisyenler yaptığı açıklamada, “Bu haksız uygulamaları kabul etmiyoruz” diyerek süreci yakından takip edeceklerini söyledi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“2 Ocak 2021 tarihinde üniversitemize, üniversite bileşenlerine danışılmadan bir rektör atandığı günden beri akademik özgürlük ve özerkliğe yapılan müdahalelere, 16 Temmuz 2021 günü bir yenisi daha eklendi. Cumhurbaşkanı tarafından üniversitemize rektör olarak atanan Melih Bulu’nun, 15 Temmuz 2021 günü yine Cumhurbaşkanı tarafından görevden alınmasının ardından, Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne vekaleten atanan Naci İnci, 16 Temmuz günü, Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nde on dört yıldır ders veren öğretim görevlisi Can Candan’ı hiçbir akademik usule uymayan bir tavır ve hukuksal olarak sorunlu bir şekilde asılsız gerekçeler göstererek görevden aldı.”

Feyzi Erçin hatırlatması

Akademisyenlerin bu şekilde görevden alınmasının hukuka aykırı olduğunu belirtilen açıklama şöyle devam etti:

“Aynı gün Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne aday olduğunu açıklayan İnci, bundan önce de sekiz yıldır Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nde ders veren öğretim görevlisi Feyzi Erçin’in yaz ve güz dönemlerinde vereceği dersleri onaylamamış ve sonrasında Erçin’in üniversitemizde ders vermesinin uygun olmadığını ifade ederek işine son vermişti. Üniversitemizde ders verecek akademisyenler, ilgili bölüm ve fakültelerin detaylı inceleme ve değerlendirmeleri neticesinde belirlenir. Akademisyenlerimizin bu şekilde görevden alınması, ne hukukla ne de üniversite senatomuzun 2012 yılında belirlediği ilkeler ile bağdaşmaktadır.

‘Üniversitenin ruhuna aykırı’

“Tek amaçları üniversitemizin kurumsal özerkliğini ve bilimsel özgürlüğünü korumak olan, bunu yaparken meşruiyet zemini dışına çıkmayan ve anayasal haklarını kullanan Can Candan ve Feyzi Erçin hocalarımız hakkında verilen kararların; liyakati, demokratik katılımı ve rızaya dayanan esasları hiçe sayan bir yönetim anlayışının tezahürü olduğunu düşünüyor ve demokratik üniversite ruhuna aykırı olan bu yönetim anlayışının kurumsal yıkımı derinleştireceğine inanıyoruz. Üniversite senatomuzun 2012 ilkelerinden vazgeçmeyen Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri olarak, bu haksız uygulamaları kabul etmiyor, hocalarımızın yanında olduğumuzu ve sürecin yasal takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”

Kızılırmak’taki toplu balık ölümlerinin nedeni kuraklık kaynaklı oksijen yetersizliği

Kızılırmak‘ın Sivas‘tan geçen bazı bölümlerinde yaşanan balık ölümlerine, kuraklıktan kaynaklanan oksijen yetersizliğinin yol açtığı belirtildi.

1,5 ay önce Kızılırmak’ın geçtiği İncesu mevkisinde toplu balık ölümlerinin yaşanması üzerine harekete geçen Sivas Tarım ve Orman Müdürlüğü Balıkçılık ve Su Ürünleri Şubesi ekipleri numune aldı, su sıcaklığını ölçtü.

‘Zehirlenme belirtisi yok’

Kızılırmak’ta incelemelere devam eden Balıkçılık ve Su Ürünleri Şube Müdürü Durdu Akdağ, hem su hem de balık numunelerinin sonuçlarının geldiğini belirterek şöyle devam etti:

İlgili numuneleri Ankara’da Etlik Veteriner Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’ne gönderdik ve herhangi bir zehirlenme belirtisi olmadığı ortaya çıktı. Keza su numunesi de yine Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğümüz, Devlet Su İşleri vasıtasıyla inceledi, onda da olumsuz bir sonuç gözlenmedi.”

Bundan sonra da ölümler yaşanabilir

Balık ölümlerine, aniden artan hava sıcaklıklarına bağlı sudaki oksijen yetersizliğinin yol açtığına dikkati çeken Akdağ, “Yaz aylarında özellikle temmuz ve ağustos aylarında hava sıcaklığının artmasına bağlı debinin azaldığını görüyoruz. Dolayısıyla suyun durgun olduğu bölgelerde balık popülasyonu fazla olduğu için buralarda oksijen yetersizliğinden balık ölümleri meydana geliyor” dedi.

Akdağ, bölgede seyreden yüksek hava sıcaklığı nedeniyle bundan sonra da lokal balık ölümlerinin yaşanabileceğine işaret ederek, çevre halkının ‘zehirlenme belirtisi’ diye endişeye kapılmaması gerektiğini sözlerine ekledi.

 

Kalbimiz İkizköy’de atıyor

Bu yıl da uzun bayram tatilinde kural değişmedi; tatili fırsat bilip doğal kaynakları para uğruna sömürmek isteyenlerin yeni hedefi Muğla’daki 740 dönümlük Akbelen ormanı ve bu ormandaki kızılçam ağaçları oldu. Süren davalara rağmen ormana iş makinelerini sokan şirket, İkizköylülerin haklı direnişi ile karşılaştı. Direniş sonucu az sayıda ağacı kesebilen şirket para uğruna ormanı yok etme inadından henüz vazgeçmiş değil.

Kemerköy Termik Santrali’ne kömür sağlamak için maden açılmak üzere 740 dönümlük Akbelen Ormanı, Orman Genel Müdürlüğü (OGM) tarafından kısa bir süre önce santrali işleten şirkete satılmıştı. Bölgenin doğal kaynaklarının, ormanın yok edilmesi ve kömür madeni açılmasıyla büyük zarar göreceğini belirten Muğlalı meslek ve çevre örgütleriyle, geçim kaynaklarının yok olacağını belirten İkizdere köyünün sakinleri satışın iptali için Muğla 1. İdare Mahkemesi’nde Tarım ve Orman Bakanlığı ve Orman Genel Müdürlüğü’ne karşı, satışın iptali için dava açmıştı. Mahkeme, idarenin savunmasını aldıktan sonra, Akbelen Orman alanında bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermişti.

Hukuki sürecin sonunu beklemeden…

Ancak hukuki süreç devam ederken, ormanda ısrarla kesim yapılması üzerine İkizköylüler OGM yetkilileri hakkında da geçtiğimiz günlerde ‘görevi kötüye kullanma’ gerekçesiyle savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. Tüm bu gelişmeler yaşanırken, uzun bayram tatilini kendisi için fırsata çevirmek isteyen şirket; hukuki sürecin sonuçlanmasını beklemeden iki gün önce iş makineleriyle ormana girdi ve ağaç katliamına başladı. İkizköylülerin müdahalesi ve ormanı ağaç ağaç savunma kararlılığı göstermesi sonucu katliam şimdilik durmuş görünüyor. Orman girişinde çadır kurarak ağaçları korumak için nöbete başlayan bölge insanı iş makineleri geri çekilinceye kadar bölgeyi terk etmeyeceklerini belirtiyor.

Kemerköy Termik Santrali inşaat halinde; 1989. (Fotoğraf Ümit  Otan)

Paris İklim Anlaşması’nı henüz onaylamayan birkaç ülkeden biri olan ülkemizin elektrik üretiminin %34.9’u halen kömürlü termik santrallere bağlı. Üstelik bu oran azalacağına yıldan yıla da artıyor. Bu santrallerin yarısına yakını ülkemizde üretilen düşük kalorili linyiti kullanıyor. Sera gazı emisyonlarıyla ülkemizin Paris İklim Anlaşması’na uyumunu imkânsızlaştıran bu santrallerin Avrupa ülkelerinde ise 2030 yılına kadar kapatılması hedefleniyor. Ülkemizde ise tam tersi bir politika izlenerek yenilerinin yapılmasına, mevcutların kapasitesinin artırılmasına, hatta ekonomik ömrünü dolduranların bile çalışma süresinin uzatılmasına çalışılıyor.

Yatağan örneği

Kömürlü termik santraller yüzünden Çanakkale ve Kahramanmaraş ile birlikte en büyük çevre yıkımını yaşayan kentlerimizden olan Muğla; topraklarının yarısına yakını ormanlarla kaplı bir kentimiz… Ancak bu santraller için Muğla’da çok sayıda orman alanı yok edilerek kömür madenleri açıldı, jeolojik yapı bozuldu, yer altı ve yer üstü su kaynakları kirletildi. Bölgede çok sayıda kül ve cüruf dağı oluşturuldu. Bu durumun kamuoyu tarafından en çok bilineni ise Yatağan Termik Santrali’nin Yatağan ve çevresinde yarattığı büyük yıkım… Artık Yatağan’a yeşil Muğla ormanlarının arasından değil, kömür ocaklarının, kül ve cüruf dağlarının arasından girilebiliyor. Ayrıca bölgede yıllardır süren asit yağmurları tarımsal üretimi tamamen imkânsızlaştırmış durumda…

Uğruna Akbelen Ormanları’nın yok edilmeye çalışıldığı Kemerköy Termik Santrali ise benim de içinde yer aldığım bilimsel, hukuksal ve ekolojik mücadelelere karşı 1984’de inşaatı başlamış, inatla sürdürülmüş ve 1993’de tamamlanmıştı. Üç üniteden oluşan termik santral dünya cenneti Gökova’da yer alıyor. Her gün 20 bin tondan fazla linyit yakarak bu bölgenin havasını kirleten santral Türkiye’nin sera gazları emisyonunu artırıyor, kül ve cüruflarıyla çevresine zarar veriyor. Şimdi ise bu santral için daha da tehlikeli bir adım atılıyor. Yanı başındaki Akbelen Ormanları, çok sayıda elektrik mühendisine göre artık ekonomik ömrünün sonuna gelen 30 yıllık bir termik santral için yok edilmeye çalışılıyor; üstelik uzun bayram tatili fırsat sayılarak…

Haydi bir kızılçama sarılmaya

Uzun bir bayram tatilinin içindeyiz. Birçoğumuz sevdiklerimiz ile birlikteyiz. Fakat daha çok para kazanma uğruna doğa talancıları yine işbaşında. Bu sefer Muğla’dalar… 30 yıllık eski bir termik santralden daha çok para kazanabilmek için bir doğa harikasını, Akbelen Ormanı’nı yok etmeye çalışıyorlar. Katliamı şimdilik tek tek ağaçlara sarılan İkizköylüler durdurdu. Kararlılar; hem ormanlarını korumak hem de termik santralleri bir daha açılmamacasına kapattırmak için…

Seslerini duyun İkizköylülerin… İmkânınız varsa ulaşın ülkemizin bu güzel köşesine, siz de sımsıkı sarılın Akbelen Ormanı’nın ulu bir kızılçamına, yaşama…

 

 

Batı Avrupa’da sel felaketi: Merkel iklim kriziyle mücadeleye dikkat çekti

Geçen haftadan beri devam eden şiddetli yağış nedeniyle Almanya’da 156 kişinin hayatını kaybettiği duyuruldu. Belçika‘da ise sel sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısının 27’ye ulaştığı kaydedildi.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, yaşanan felaketle ilgili “İklim krizine karşı mücadelede daha hızlı olmalıyız” ifadelerini kullandı.

Dört itfaiyeci hayatını kaybetti

Almanya’nın Rheinland-Pfalz eyaletinde sel felaketi nedeniyle 110 kişinin hayatını kaybettiği, Kuzey-Ren Vestfalya eyaletinde ise can kaybının 45 olduğu kaydedildi. Eyalette sel felaketinde ölenlerden dördünün itfaiyeci olduğu ifade edildi.

Yaşamını kaybedenlerin sayısının daha da artabileceği ifade edilen açıklamada, 670 kişinin de yaralandığı bilgisi paylaşıldı.

‘Acil durum’ ilan edildi

Şiddetli yağışlar ülkenin güneyinde ve doğusunda da etkili oldu. Yağış sebebiyle seller ve su baskınları meydana geldi.

Bavyera eyaletinin Berchtesgadener Land bölgesinde sel ve toprak kayması sebebiyle “acil durum” ilan edildi. Bölgede en az bir kişinin hayatını kaybettiği belirtildi.

Scheffau beldesine ise ulaşılamadığı belirtilirken, bölgedeki 65 kişinin evlerinden tahliye edildiği açıklandı.

Merkel’den açıklama

Afet bölgesi Ahrweiler’i ziyaret eden Almanya Başbakanı Angela Merkel, Federal Hükümet’in sel bölgelerine acil olarak mali yardım yapacağını duyurdu.

“İklim krizine karşı mücadelede daha hızlı olmalıyız” diyen Merkel, iklim krizinin sonuçlarına uyumun sadece Afrika’da değil, Almanya’da da bir konu olduğunu belirtti ve buna daha fazla dikkat harcanması gerektiğine işaret etti.

Ayrıca, Merkel “Almanya güçlü bir ülke. Doğanın şiddetine karşı koyacağız” ifadelerini kullandı.

Belçika’da son durum

Belçika Ulusal Kriz Merkezi tarafından yapılan açıklamada, sel felaketi nedeniyle 27 kişinin hayatını kaybettiği bilgisi paylaşıldı. Ülkede 20 Temmuz’da bir günlük milli yas ilan edildi.

Ülkede sel ve su baskınları sebebiyle cadde ve sokaklar sular altında kalırken, birçok ev de çöktü.

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki görevinden alınan Can Candan: Derslerimi vermeye devam edeceğim

Cumhurbaşkanı kararnamesiyle atandığı Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü görevinden alınan Melih Bulu‘nun yerine vekaleten rektörlüğe atanan Prof. Dr. Mehmet Naci İnci, ilk icraatı olarak akademisyen Can Candan‘ı görevden almasının ardından, Candan konuyla ilgili bir açıklama yaptı.

Akademisyen, sonbahar döneminde derslerini vermeye devam edeceğini duyurdu.

‘Değerlendirmeyi sizlere bırakıyorum’

Can Candan, sosyal medya hesabı üzerinden Naci İnci tarafından görevden alınmasını şöyle duyurdu:

Naci İnci, bugün bana 2007’den bu yana öğretim görevlisi olarak çalıştığım Boğaziçi’ndeki görevime, ders verdiğim bölüm ve fakültenin görüşü alınmadan ‘vekaleten’ son verdiğine dair bir yazı göndermiş. Sizlerle paylaşıyor, yorumunu ve değerlendirmesini de sizlere bırakıyorum.”

Rektörlüğün yazısı

Can Candan’ın görevine son verildiği açıklanan yazıdaki ifadeler ise şöyle:

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun mülga 32. maddesi gereğince 16.07.2007 tarihinde Üniversitemize öğretim görevlisi olarak atandığınız, daha sonraki yıllarda ise görev sürenizi yenilenmediği anlaşılmıştır.

Görev sürenizin 15.07.2021 tarihi itibariyle sona ermiş olması, bu güne kadar Üniversitemize yeniden atanmanız konusunda herhangi bir müracatta bulunmamanız, ayrıca 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 36/3 maddesinde Öğretim Görevlileri için öngörülen on iki saat ders verme yükümlülüğünün yalnızca altı saatini yerine getirebilmeniz nedeniyle görevinize devam etmenizde yarar bulunmadığı değerlendirilmiş, öte yandan hakkınızda 10.07.2021 tarih ve 21366 sayılı Rektörlük Oluru’nda belirtilen ‘kişileri aşağılama ve küçük düşürme amacı güden ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde paylaşımlarla amirlerine ve Üniversitemiz yöneticilerine hakarette bulunma’ iddiası ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında disiplin soruşturması açılması ve bu kapsamda soruşturmanın devam ediyor olması hususu da dikkate alınarak 16.07.2021 tarihi itibariyle Üniversitemizdeki görevinize son verilmiş bulunmaktadır.”

‘Derslerimi vermeye devam edeceğim’

Can Candan ise derslerini vermeye devam edeceğini açıkladı:

Sonbahar döneminde @UniBogazici her zaman olduğu gibi FA498 Belgesel Sinema (tarih ve kuram) ve FA350 Film Projesi (film çalışmaları/film üretimi) derslerimi vereceğim. Öğrencilerime duyurulur. #KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz

TBMM’de kabul edilen yasa teklifine göre, OHAL düzenlemelerinin süresi 1 yıl uzatıldı

Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda kabul edildi ve yasalaştı.

Yasa teklifine muhalefet partileri şerh düşmüştü.

Yasada yer alan bazı maddeler

Kabul edilen yasa teklifine göre, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan kararnamelerde yer alan bazı düzenlemelerin süresi bir yıl uzatılacak.

Geçtiğimiz günlerde kanun teklifiyle ilgili açıklama yapan AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, gözaltı sürelerinin ve kamu ihracının üç yıl uzatılma önerisini bir yıla indirdiklerini belirtmişti.

Yasada yer alan bazı maddeler şöyle:

  • Terörle mücadelenin etkin bir şekilde sürdürülmesi amacıyla gözaltı sürelerinin, bazı suçlarla ilgili olarak yeniden düzenlenmesine ve ek gözaltı süreleri getirilmesine ilişkin hükümlerin uygulaması 31 Temmuz 2021’den itibaren 1 yıl uzatılacak.
  • Kanuna göre, güvenlik korucularının aylık ücretlerinin, asgari ücretin altına düşmesi halinde aradaki fark tazminat olarak ödenecek.
  • Diş protez laboratuvarlarında, diş protez teknisyenleri ve diş protez teknikerlerine ait iş ve işlemlerde yardımcı olmak üzere 31 Aralık 2011 ile 23 Kasım 2015 arasında Sağlık ve Milli Eğitim Bakanlıkları arasında düzenlenmiş olan protokol kapsamında eğitim almış olan kişiler, yardımcı personel olarak çalışabilecek.
  • Kambiyo mevzuatı uyarınca faaliyet gösterecek firmalara, faaliyet izni veya yetki belgesi verilmesi aşamasında hem katılımcıların mali gücünün tespiti hem de piyasaya girişlerin kontrolü amacıyla Hazine ve Maliye Bakanlığına ücret alma yetkisi verilecek.
  • Fabrikalarda kullanılan oksijen, azot ve argon ihtiyacını karşılayacak hava ayrıştırma tesislerinin ormanlık alanlarda kurulabilmesine izin verme yetkisi Tarım ve Orman Bakanlığında olacak.
  • 2020’de meydana gelen depremlerde, binaları zarar gören vatandaşlar için devletin konut kredisi açma ve bina yaptırma yükümlülükleri ile ilgili yapılacak iş ve işlemlerde olası mağduriyetlerin giderilerek hak kayıplarının söz konusu olmaması, afetzedelere eşit ölçüde yardım eli uzatılabilmesi ve uygulama birliği sağlanması amacıyla düzenleme yapılacak.

  • Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunda tabip ve eczacı olarak çalışanlara, döner sermayeden ek ödeme yapılacak.
  • Sağlık Bakanlığının, götürü bedel üzerinden sağlık hizmeti sunmak üzere kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yapmasına imkan veren ve süresi sona eren protokol, daimi düzenlemeye dönüştürülecek.
  • Düzenlemeyle Kooperatifler Kanunu‘nun, üniversitelerin ortak oldukları kooperatiflerin yönetim kurullarında üye bulundurabilme haklarını düzenleyen maddesi yürürlükten kaldırılacak. Böylece kooperatiflerde üniversitelere yönelik bu özel uygulamadan vazgeçilerek üniversiteler dahil her ortağın yönetime seçilme açısından eşit olması amaçlanıyor.
  • İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun kapsamında yapılan uygulamalarda; umumi hizmet alanları için yapılan her türlü terk ve kesintinin, parselasyon planındaki düzenleme ortaklık payı kesintisinden az olması durumunda, önceki terk ve kesintilerin oranını parselasyon planındaki düzenleme ortaklık payı oranına tamamlayan fark kadar düzenleme ortaklık payı kesintisi yapılabilecek. Yapılan bu kesinti, tamamlayıcı mahiyette olacak, mükerrer uygulama olarak değerlendirilmeyecek. Ancak toplam kesinti oranı her halükarda yüzde 45’i geçemeyecek.
  • Rekabet Kurulu Başkanı ve üyeleri, üyeliklerinin sona ermesinden itibaren iki yıl süreyle, görevden ayrıldıkları tarihten önceki iki yıl içinde kanun kapsamındaki soruşturmaların konusu sektörlerde faaliyet gösteren tüzel kişilerde görev alamayacak ve bu nitelikteki gerçek ve tüzel kişileri kanunun uygulanmasıyla ilgili idari süreçlerde Rekabet Kurumu nezdinde temsil edemeyecek.
  • Görevden ayrıldıkları tarihten önceki iki yıl içinde soruşturmada raportör olarak görevlendirilen meslek personeli ile bu süre içinde soruşturmayı yürüten personelin gözetiminden sorumlu daire başkanı ve ilgili daire başkan yardımcısı ile başkan yardımcısı, Rekabet Kurumundan ayrılmalarından itibaren iki yıl süreyle, ilgili soruşturmaların konusu olan sektörlerde faaliyet gösteren tüzel kişilerde görev alamayacak.
  • Ticaret politikası önlemlerinden kaçınmak için kendi beyanlarıyla eşyanın gümrük kıymetini artırmalarını müteakiben ödenmiş veya tahakkuk ettirilmiş vergilerin geri verilmesi veya kaldırılması önlenerek, dünya piyasa fiyatlarından daha düşük fiyatlardan ithal edilen eşyaların gözetim uygulaması kapsamında izlenmesi ve ticaret politikası önlemlerinin etkisizleştirilmesinin önüne geçilmesi sağlanacak.