Ana Sayfa Blog Sayfa 1055

Gülistan Doku’nun babasından dönemin valisi Tuncay Sonel dahil iki isme suç duyurusu

Dersim‘de 5 Ocak 2020’den bu yana haber alınamayan Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Gülistan Doku’nun babası Halit Doku, soruşturmanın baş şüphelisi Zainal Abarakov‘un dönemin valisi Tuncay Sonel ve diğer yetkililerin bilgisi dahilinde Rusya’ya gönderildiğinin ortaya çıkması üzerine suç duyurusunda bulundu.

Doku’nun kaybolmasında baş şüpheli olan Abarakov’un annesi Cemile Yücer, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi‘ne (CİMER) dilekçe yazdı. Anne Yücer’in dilekçesinde oğlu Abakarov’un dönemin valisi Tuncay Sonel ve diğer yetkililerin bilgisi dahilinde Rusya’ya gönderdiğini ancak olayın ortaya çıkmasından sonra oğlunu tekrar Türkiye’ye getirdiğini belirtti.

Yücer dilekçesinde, “Ben oğlumu olaydan yani sosyal medyada yayılmadan önce vali ve yetkililerin bilgisi dahilinde Rusya’ya gönderdim. Olay biraz medyaya çıkmaya başlayınca Sayın İçişleri Bakanımız bize rica etti. ‘Gelsin oğlunuz buraya yoksa olayları başlatacaklar, getirin Türkiye’ye’ dedi. Biz de onu kırmadık getirdik. Lütfen Sayın Cumhurbaşkanım bizim yurtdışı yasağımızı kaldırın biz bu ülkeden gitmek istiyoruz” ifadelerine yer vermişti.

Ferit Aslan’ın Medyascope‘tan aktardığına göre, Gülistan Doku’nun babası Halit Doku ise Tunceli savcılığına giderek dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’den şikayetçi oldu. Şikayetinde Tuncay Sonel’in, baş şüpheli Zainal Abarakov’un kentten gitmesine engel olması gerekirken aksine kentten ayrılmasına izin verdiğini belirten Doku, “Bizi bu karanlıkta bırakıp Zainal Abarakov’u yurtdışına gönderdi” dedi:

‘Bizi dinlemeyip hep kızımızın intihar ettiğini söyledi’

“Ben iki yıldır kayıp olan Gülistan Doku’nun babasıyım. Kızımın kayıp haberini aldığım gün Tunceli iline geldim. Dönemin Valisi Tuncay Sonel ile görüştüm. Kızımın intihar ettiğini söyledi. ‘Kızının bedenini vereceğim’ deyip iki yıldır bizi bu şekilde bekletti.

Baş şüpheli Zainal Abarakov’un, kızımı 4 Ocak 2020 tarihinde gece darp ettiğini ve sabah tekrardan Zainal’ın Gülistan’a bağırıp kaba kuvvet uyguladığını, bu durumun kamera kayıtlarında mevcut olduğunu, kızımın en son Zeynel Abarakov ile görüştüğünü, bu son görüşmeden sonra kızımdan bir haber alamadığımı defalarca Tuncay Sonel’e anlatmama rağmen bizi dinlemeyip hep bize kızımızın intihar ettiğini, bize kızımızın bedenini vereceğini söyleyip bizi bu karanlıkta bırakıp Zeynal Abarakov’u yurtdışına gönderdi.

‘Gidip telefonu dahil bütün olası delilleri ortadan kaldırmıştır’

Baş şüpheli Zainal’ın annesi Cemile Yücer, Cumhurbaşkanına CİMER üzerinden bir dilekçe yazıp oğlunu Rusya’ya Tuncay Sonel ve yetkililerin gönderdiğini belirtti. Dönemin valisi Tuncay Sonel, şüpheli veya şüphelilerin yargılanıp sorgulanması gerekirken baş şüpheli olan Zeynel Abarokov’un kentten gitmesine izin verdi. Abarokov isimli şahıs Rusya’ya gidip telefonu dahil bütün olası delilleri ortadan kaldırmıştır. Bu durumu Tuncay Sonel bilmesine rağmen görevini bu şekilde kötüye kullanıp kızıma ulaşmamdaki bütün yolları kapamıştır. Bunun nedenini bilmek istiyoruz. Tuncay Sonel isimli şahıstan davacı ve şikayetçiyim.”

Ne olmuştu?

Gülistan Doku, 5 Ocak 2020 Pazar günü kaldığı Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) Kız Yurdu’na geri dönmemişti. MOBESE görüntülerinde okuldan çıktıktan sonra bindiği minübüsten indikten sonra bir daha izine rastlanamayan genç kadın için ailesi ve kadın örgütleri barajın boşaltılmasını istemişti.

Doku için suda başlatılan ilk arama çalışmaları 6 Temmuz’da durdurudu. Ailenin talebi üzerine 22 Temmuz’da gerçekleştirilen su tahliye çalışmaları sonucunda baraj suyu minimum seviyeye düşürülerek tekrar su altı arama çalışmaları başladı.  18 Ağustos ise, Doku’ya dair herhangi bir ize ulaşılamadığı için arama çalışmaları tekrar sonlandırıldı. 

Doku ailesinin kızlarının kaybından sorumlu tuttukları ve tutuklanmasını istedikleri Zeinal Abarakov‘un ise ifadesi alınarak serbest bırakıldı.

Honduras’ın ilk kadın Devlet Başkanı Castro göreve başladı: Zincirleri ve gelenekleri yıkıyoruz

Orta Amerika ülkesi Honduras’ta, 28 Kasım’da yapılan devlet başkanlığı seçimini kazanan Xiomara Castro yemin ederek görevine başladı.

Ülkenin ilk kadın devlet başkanı seçilen Castro, başkanlık kuşağının kendisine takdim edilmesiyle başkent Tegucigalpa’daki Ulusal Stadyumda, yaklaşık 29 bin destekçisinin önünde yemin etti.

Castro, konuşmasında 1 milyon yoksul aileye bedava elektrik sözü vererek, “Cumhuriyete sadık kalacağıma, yasalara uyacağıma ve uygulayacağıma söz veriyorum” dedi.

12 yıllık sağ iktidarı bitirdi: Zincirleri ve gelenekleri kırıyoruz

Katı bir muhafazakarlığa sahip olan ülkede kendisini komünist olarak tanımlayan Xiomara Castro’nun popülerliği yoksulları, işçi sınıfını savunmasında geliyor. Siyasete başlamadan önce hayır kurumlarında görev alıyordu. Seçimlere solcu Özgürlük Özgürlük ve Yeniden Kuruluş Partisi‘nin adayı olarak girdi.

Sağ partinin 12 yıllık iktidarına oyların yüzde 51,12’sini alarak son veren ve ülkenin ilk kadın devlet başkanı olan komünist Xiomara Castro yemin töreninde Honduras’ın kuruluşundan bu yana ilk kez kadın bir devlet başkanının bu görevi üstlendiğini belirterek, “Bağımsızlığımızın ilanından beri 200 yıl geçti. Zincirleri kırıyoruz, gelenekleri kırıyoruz. Bu tarihi gerçek, ancak halkın çoğunluğunun görüşünden kaynaklanabilir. Honduras halkına, bu onur ve güven için teşekkür ederiz” diye konuştu.

Yoksulluk, göç, uyuşturucu kaçakçılığı ve yolsuzlukla mücadelede kararlılık mesajı veren Castro, eğitim, sağlık, güvenlik ve istihdamın ilerletilmesi için çabalayacaklarını söyledi.

Yemin törenine, Amerika Birleşik Devletleri‘nin (ABD) ilk kadın, ilk göçmen Başkan Yardımcısı Kamala Harris, İspanya Kralı 6. Felipe, Arjantin Başkan Yardımcısı Cristina Kirchner, eski Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales olmak üzere çok sayıda diplomatik temsilci katıldı.

Wall Street Journal‘ın aktardığına göre, göç, yolsuzluk ve uyuşturucuyla mücadele için ABD’nin kilit ülkelerden biri olarak gördüğü Honduras’la ilişkilerinin yeniden başlatılması için Başkan Yardımcısı Harris yeni Devlet Başkanı Castro’yla görüştü. Yeniden tasarlanacak ilişkiler ve uyuştucu, göç ve yolsuzlukla mücadele de birlikte çalışacaklar.

Castro’nun gündeminde öncelikle yüksek suç oranı ve uyuşturucu ticaretiyle mücadele ile ABD’ye kitlesel göç gibi çok büyük sorunlar olacak. Castro, kampanya sürecinde seçimi kazanırsa Honduras’ın katı kürtaj yasalarını gevşetmeyi ve anayasayı daha kapsayıcı olacak şekilde yeniden yazmak için Ulusal Meclis’i toplamayı önermişti.

Ülkenin “başarısız neoliberal modelinin” radikal şekilde elden geçirilmesi gerektiğini kaydeden Castro, büyük servet sahiplerini vergilendirmeyi, yoksul haneler ve yaşlılar için “refah geliri”ni de vaat etmişti.

Gazeteci Sedef Kabaş Adalet Bakanı hakkında suç duyurusunda bulundu

Gazeteci Sedef Kabaş‘ın avukat Uğur Poyraz, ‘cumhurbaşkanına hakaret’ iddiasıyla cezaevinde bulunan müvekkili Kabaş için Adalet Bakanı Abdulhamit Gül hakkında suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı.

Adalet Bakanı Gül, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında sarf ettiği sözler nedeniyle hedef gösterilen gazeteci Sedef Kabaş tutuklanmadan önce, “Milletimizin oylarıyla seçilmiş Cumhurbaşkanımızı hedef alan, edepten nasipsiz, çirkin sözleri lanetliyorum. Haset ve nefretten doğan bu hadsiz ve hukuksuz ifadeler, milletin vicdanında ve adalet önünde hak ettiği karşılığı bulacaktır” ifadelerini kullanmıştı

Poyraz Twitter hesabından konuya ilişkin, “Herkes konuşsa bile susması gereken Adalet Bakanı Abdulhamit Gül konuşunca Sedef Kabaş’ın özgürlüğü haksız ve hukuksuz kararlarla elinden alındı. Bugün müvekkilem adına Abdulhamit Gül hakkında İstanbul C. Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundum. Bakalım savcılık ne yapacak?” açıklamasında bulundu.

Ne olmuştu?

Tele 1’de yayınlanan Uğur Dündar’ın sunduğu ‘Demokrasi Arenası’ programına katılan gazeteci Sedef Kabaş, “Çok meşhur bir söz vardır. Taçlanan baş akıllanır diye. Ama görüyoruz ki gerçek değil. Ya da tam tersi bir söz vardır. Büyükbaş hayvan bir saraya girdiği zaman o kral olmaz. O saray ahır olur. Yani tam tersini ifade eder” diye konuşmuştu.

Kabaş’ın kullandığı bu sözler nedeniyle hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Sedef Kabaş, 22 Ocak 2022 tarihinde gece saat 02.00’de evinden gözaltına alındı.

Polis nezaretinde evinden alınan Kabaş, İstanbul Emniyet Müdürlüğü‘ne götürüldü. Sedef emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Kabaş, ifadesi alındıktan sonra tutuklama talebiyle nöbetçi hakimliğe sevk edilirken, çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı.

Elektrikli uçakların uzun mesafe uçabilmeleri için ‘yeni nesil pil’ tasarlandı

Japon Ulusal Malzeme Bilimi Enstitüsü’nde (NIMS) görevli araştırmacılar, 500Wh/kg’ın üzerinde enerji yoğunluğuna sahip yeni nesil bir pil tasarladı. Bu pilin kullanımıyla uzun mesafeli elektrikli uçakların önü açıldı.

Geliştirilen yeni lityum-hava pili Tesla araçlarında bulunan 260Wh/kg lityum iyon pillerden daha fazla enerji yoğunluğuna sahip. Bu pillerde güneş enerjisiyle şarj edilme özelliği de bulunuyor. Söz konusu özelliğiyle uçaklar haricinde dronelar ve elektrikli ev aletlerinde de kullanılabilirler.

Araştırmacılara göre, pil “şimdiye kadar elde edilen en yüksek enerji yoğunluğuna sahip ve bu enerji depolama potansiyeliyle ileriye doğru atılmış büyük bir adımı işaret ediyor.”

NIMS’nin açıklamasına göre, “Lityum-hava pilleri, nihai şarj edilebilir piller olma potansiyeline sahip, hafif ve yüksek kapasiteli. Enerji yoğunlukları şu anda mevcut olan lityum iyon pillerin birkaç katı.”

Independent‘ın aktardığına göre, ekip şimdi pilin çevrim ömrünü önemli ölçüde artırmak amacıyla pile başka malzemeler eklemeyi planlıyor.

‘Benzin kadar enerjiyi depolama potansiyeline sahip’

Lityum-hava pilleri ya da lityum-oksijen pil, daha hafif katot ile oksijenin ortamda serbestçe mevcut olması ve pilde depo edilmesine gerek olmaması nedenleriyle daha yüksek enerji yoğunluğuna sahip olabilecek. Bu teknoloji neredeyse bir tank benzin kadar enerjiyi depolama potansiyeline sahip ve lityum-iyon pillerinden 5 ila 10 kez daha fazla bir enerji depolama kapasitesine sahip olacak. Bu durumun lityum-hava pili ile çalışan arabalara şarja ihtiyaç duymadan daha fazla yol gitmesine olanak sağlaması bekleniyor.

Araştırmacılara göre lityum iyon pillerinin kilogram başına yaklaşık 585 watt-saat ve lityum-sülfürün teorik olarak 2600 watt-saat elektrik iletim potansiyeli bulunurken, bu rakam lityum-hava pillerinde 5000 watt-saatin oldukça üstüne çıkabilir.

Şimdiye kadar, elektrikli uçaklar küçüktü ve genellikle kısa mesafeli özel uçaklara odaklanan çabalarla, uzun mesafelerde çok sayıda yolcu taşıyamıyordu.

Bu hafta, Rolls-Royce‘un Spirit of Innovation elektrikli uçağının, 600 km/s (380 mil/sa) üzerinde hızlara ulaşmasının ardından dünyanın en hızlı pille çalışan aracı olduğu doğrulandı.

Uzmanlar, bu tür çalışmaların yalnızca yakıt yakan motorlardan kaynaklanan kirliliği azaltmakla kalmayacağını, aynı zamanda havalimanlarını düşük nüfus yoğunluğuna sahip bölgelere kurmaya zorlayan gürültü kirliliğini de ortadan kaldıracağını söylüyor.

‘İklim krizi nedeniyle kahve, kaju ve avokado üretimi kuzey enlemlere kayacak’

İsviçre‘de yapılan bir araştırmaya göre, dünyanın kahve, kaju ve avokado yetiştirmeye uygun bölgeleri küresel ısınma nedeniyle önemli ölçüde değişecek.

Brezilya, Endonezya, Vietnam ve Kolombiya‘da kahve üretim bölgelerinin tümü, 2050 yılına kadar yaklaşık yüzde 50 oranında küçülecek. Bu durumda kaju ve avokado için uygun alanlar artmasına karşın bu mahsullerin çoğu mevcut yetiştirilme alanlarından uzağa taşınacak.

BBC‘den Matt McGrath‘in aktardığına göre, araştırmanın yazarları, bu mahsulleri üreten çiftçilerin değişen koşullara uyum sağlamasına yardımcı olmak için daha fazla çaba gösterilmesi gerektiğini söylüyor.

Kahve, yalnızca önemli bir içecek olarak değil, milyonlarca küçük çiftçinin geçim kaynağı olarak dünyanın en önemli ürünlerinden biri. Daha zengin ülkelerde tüketici tercihlerindeki artış ise son yıllarda avokado ve kajuya olan talebi önemli ölçüde yükseltti.

İklim değişikliğinin kahve yetiştiriciliğine etkisi son yıllarda kapsamlı bir şekilde araştırılmış olsa da, yükselen sıcaklıkların avokado ve kajuları nasıl etkileyeceği hakkında çok az bilgi var.

Kahve: Yüksek sıcaklıklara en duyarlı ürün

Araştırmacılar bu çalışmayla, artan sıcaklıkların ve değişen yağış oranlarının önümüzdeki 30 yıl içinde üç ürünü nasıl etkileyeceğini inceledi. Bilim insanları ayrıca, ilk kez, arazi ve toprak özellikleri hakkında bilgi topladı.

Rapora göre, dünyanın en fazla tüketilen kahve çeşidi olan Arabica üretiminin çoğunluğunu yapan ülkelerin mahsulün yetiştirilmesine uygunluğu 2050 yılına kadar yaklaşık yarı yarıya azalacak.  Bazı kilit alanlarda ise daha ağır etkiler görülecek. En düşük sıcaklık senaryosunda, Brezilya’nın kahve yetiştirilmesi için en uygun bölgelerinde yüzde 76’lık bir küçülme olacak. Kolombiya için bu oran yüzde 63.

Günümüzde bu mahsullerin yetiştirildiği alanlarının kuzey ve güney uçlarındaki Arjantin, Güney Afrika, Çin ve Yeni Zelanda dahil olmak üzere bazı bölgeler, bu mahsuller için daha uygun hale gelecek.

Ancak yazarlara göre bu, yeni bölgelerin mevcut alanların yerini kolayca alabileceği anlamına gelmiyor. Zürih Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nden araştırmanın baş yazarı Roman Grüter, “Bugün ana üretim bölgelerinde olanlar için mesaj, tarım sistemlerinin değişen koşullara uyum sağlaması gerektiği” dedi: 

“Daha önce bazı yönetim becerileriyle kahve yetiştirilebilen yeni bir alanda bugün kahve yetiştiriliyorsa, ileriden bu alanları genişletmek mümkün olabilir. Ancak bu, önümüzdeki on yıl içinde buralarda mükemmel kahve yetişeceği anlamına gelmez.”

Kaju fıstığı için tablo biraz daha farklı. Genel olarak, kaju yetiştirmek için uygun alanlar dünya genelinde yüzde 17 oranında genişleyecek. Bununla birlikte, şu anda kar amaçlı kaju yetiştiren bazı ülkeler içinse kötümser bir görüntü hakim. Örneğin, Hindistan kaju yetiştirmeye uygun alanlarının tamamını, Benin ise en düşük sıcaklık artışında bile bu bölgelerin yarısını kaybedecek. 

Avokado için de özellikle en büyük üretici ülkelerde oldukça karmaşık bir tablo var. Dünyanın en büyük avokado üreticisi olan Meksika, üretime uygun arazilerde yüzde 80’in üzerinde büyük bir artış öngörüyor. Bununla birlikte, bir başka büyük üretici olan Peru, aynı iklim modellemesiyle uygun alanlarının yaklaşık yarısını kaybediyor.

Sıcaklıklardaki artış ve yağış düzenlerindeki değişiklikler bazı bölgeleri bu mahsuller için daha uygun hale getirebiliyor. Ancak yazarlar bu ürünleri yeni bölgelerde yetiştirmeye yönelik büyük değişikliklerin, daha fazla ormanı tarım arazisine dönüştürebileceğinden veya istilacı türlerin artmasına sebep olabileceğinden endişe ediyor.

Sicilya’da avokado

Son 30 yılda yaşanan yaklaşık 1 derecelik sıcaklık artışı, Sicilya’daki çiftçileri daha sıcak koşullara daha uygun bir dizi yeni ürüne yöneltti.

Bu çiftçilerden biri olan ve Etna Dağı yakınlarında avokado yetiştiren Andrea Passanisi, iklim değişikliği yüzünden iklim yelpazesini değiştirdiğini söyledi.

Andrea
Ancak sıcaklıklar artmaya devam ettikçe, koşullar avokado yetiştirmek için elverişliliğini yitiriyor. Andrea, BBC News‘e yaptığı açıklamada, “Buradaki gerçek iklim değişikliği mevsimlerde. Bir zamanlar Kasım ve Aralık ayları soğuktu, şimdi ocak ya da şubat. Bu, avokadolar için iyi değil” diye konuştu. 

Artan kuraklık seviyeleri ve yoğun sağanaklar da çiftçiler için zorlayıcı oluyor.

Değişen sıcaklıklar, bu mahsullerin mevcut yetiştiricileri için kötü haber gibi görünse de, üreticilerin iklim değişikliğinin etkilerini bertaraf edebilecek bazı önlemler alması gerekiyor.

Onur Haftası Maçka piknik davası başladı: Şikayetçi de polis, tanık da!

2021 Onur Haftası Maçka Pikniği’ne katılan bir kişiye açılan davanın ilk duruşması bugün (27 Ocak) İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya yargılanan E., Avukatı İrem Yener ve E.’den şikayetçi olan polis memuru katıldı.

İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası kapsamında 22 Haziran 2021’de Heybeli’de yapılması planlanan ve yasaklanan, yasağın ardından Maçka Parkı’na taşınan ve burada polis müdahalesiyle engellenen pikniğe katılan E., polisin şikayetiyle açılan davada hakaretten yargılanıyor.

Şikayetçi de polis, tanık da!

Yıldız Tar‘ın Kaos-GL‘den aktardığına göre, duruşmada polis memuru ifadesini yineledi. LGBTİ+’lara Maçka Parkı’ndaki müdahaleyi “süpürme” olarak savunan polis memuru, E.’nin kendisine tükürdüğünü iddia etti. Ardından Av. İrem Yener, müvekkilinin suça konu olacak herhangi bir eylemi olmadığını, şikayetçi polis memurunun tanığının da başka bir polis olduğunu hatırlattı. Av. Yener, Kaymakamlığın piknik yasağının da hukuksuz olduğunu ve polislerin müvekkilini ve pikniğe katılanları darp ettiğini sözlerine ekledi.

Dava, 30 Haziran saat 9.40’a ertelendi.

2021 İstanbul Onur Haftası bilançosu: 6 ayrı dava

2021 İstanbul Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan ikisi çocuk 39 kişiye ve Maçka’daki pikniğe katılan bir kişiye 6 ayrı dava açıldı. Hazırlanan iddianamelerde ise polis şiddetine yer verilmiyor.

Onur Yürüyüşü’nün düzenleneceği gün yürüyüş başlamadan polisin müdahale etmesi sonucu Mis Sokak’tan gözaltına alınan 19 kişi hakkında 2911 Sayılı Kanuna muhalefet iddiasının yanı sıra görevi yaptırmamak için direnme iddiasıyla da dava açıldı. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’nun hazırladığı iddianamede fotoğraf ve videolara yansıyan polis işkencesi, ters kelepçe uygulamaları yer almazken; LGBTİ+ hak savunucularının cezalandırılmaları talep ediliyor.

Davanın ilk duruşması 13 Mayıs 2022 saat 10.00’da İstanbul 60. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

I. Cihangir davası: İlk duruşma 9 Mart 2022’de

LGBTİ+ hak savunucularına açılan bir diğer davada ise 7 kişi yargılanıyor. 2911 sayılı Kanuna muhalefetten yargılanan hak savunucularının uğradığı polis şiddeti İstanbul Cumhuriyet Savcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’nun hazırladığı bu iddianamede de yer almıyor.

Davanın ilk duruşması 9 Mart 2022’de İstanbul 18. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

II. Cihangir davası: 31 Mart’a ertelendi

Cihangir’de polis saldırısı ile gözaltına alınan üç kişiye ayrıca dava açıldı. Polis şiddetinin yer almadığı iddianamede, hak savunucularının yine 2911 sayılı kanuna muhalefetten cezalandırılması talep ediliyor.

Davanın ilk duruşması 25 Ocak 2022 saat 9.35’de 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecekti ancak yoğun kar yağışından dolayı dava 31 Mart’a ertelendi.

Çocuklara da dava açıldı!

Onur Yürüyüşü sırasında polis şiddetiyle Cihangir’den gözaltına alınan iki çocuğa da dava açıldı. Aynı iddianame ile yargılanan çocukların davası Çocuk Mahkemesi’nde görülecek.

Davanın ilk duruşması 22 Şubat 2022’de İstanbul 4. Çocuk Mahkemesi’nde görülecek.

LGBTİQ+ Meclisleri davası: 8 Şubat’ta görülecek

26 Haziran 2021’deki İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne katılan LGBTİQ+ Meclisleri’nden 8 aktivistin yargılandığı dava 2 Kasım’da başladı. İddianamede “Asla yalnız yürümeyeceksin LGBTİQ+ Meclisleri” pankartının yanı sıra “Susma haykır eşcinseller vardır” sloganları yer alıyor. Savcı, iddianameye gerekçe olarak Beyoğlu Kaymakamlığı’nın hukuksuz yasak kararını gösterdi.

Davanın bir sonraki duruşması 8 Şubat’ta görülecek.

Katalonya, cadı oldukları gerekçesiyle idam edilen 700 kadından özür diledi

İspanya‘da Katalonya Parlamentosu, 15 ile 18’inci yüzyıllar arasında büyücülük yaptıkları suçlamasıyla idam edilen 700 kadının itibarını iade etti.

Katalonya Özerk Yönetimi Başkanı Pere Aragones, 1424’te çıkarılan ve Avrupa’da türünün ilk örneği olan büyücülük yasası kapsamında başlatılan cadı avını “Kurumsal kadın cinayetleri” diye nitelemişti.

Bağımsızlık yanlılarının ve sol görüşlü kesimlerin çabalarıyla hazırlanan karar, dün yapılan oylamada 114 kişinin evet demesiyle geçti. 14 milletvekili aleyhte oy kullanırken sandıktan 5 çekimser oy çıktı.

Avrupa’da 1580 ile 1630 arasında yüzde 80’i kadın yaklaşık 50 bin kişinin cadılık suçlamasıyla ölüme mahkum edildiği tahmin ediliyor.

İspanyol tarihçiler, “cadı avı”nın 18’nci yüzyıla kadar devam ettiği Katalonya’nın, cadılıkla suçlanana kişileri cezalandırmada kıtadaki ilk bölgelerden biri olduğunu belirtiyor. Avrupa’da cadılığa karşı hazırlanan ilk yasalardan biri de Katalonya’ya bağlı Lleida‘da 1424’te kabul edilmişti.

Tarihçi Pau Castell, kırsal alanların feodal beyliklerin kontrolüne geçmesinin ve itirafın suç için tek başına yeterli olmasının Katalonya’da cadı avlarının yaygınlaşmasına yol açtığını söyledi. Castell çocukların aniden ölmesi, doğal afet veya kötü geçen hasatlar için cadıların suçlandığını söyledi. Tarihçi Nuria Morello ise şüphelilerin genellikle geleneksel tıp hizmeti verenler ve kadınlar olduğunu söyledi.

İspanyol tarihçilere göre Avrupa’nın aksine Katalonya’da cadılıktan suçlu bulunan kadınların cezası “odunların ziyan edilmemesi için” yakılarak değil asılarak infaz ediliyordu.

İskoçya, İsviçre, Norveç ve Almanya‘da benzer adımlar atılmıştı. İskoçya, cadılık suçundan yargılanıp öldürülen çoğu kadın binlerce kişinin itibarının iade edilmesini değerlendirme kararını geçen ay almıştı.

‘Geçmişteki cadı avına şimdi kadın cinayeti diyoruz’

Katalonya’da karara destek veren aktivistler, cadılık gerekçesiyle öldürülen kişilerin isimlerinin sokaklara verilmesini istiyor. Katalonya Parlamentosu’ndan Jenn Diaz da konuyla ilgili şunları söyledi:

“Geçmişte bize ‘cadı’ diyorlardı. Şimdi ‘feminaziler’ veya ‘histerik ya da cinsel açıdan öfkeli’ diyorlar. Geçmişte ‘cadı avı’na çıkıyorlardı. Şimdi bunlara ‘kadın cinayeti’ diyoruz.

Muğla’da termik şirket bölgeden çıkacak

Yatağan Yeşil Yaşam Derneği, Muğla‘da Turgut Mahallesi sınırlarında ruhsatı bulunan Yatağan Termik Enerji Üretim şirketine ait kömür sahasının bölgeden çıkarılması için açılan davayı kazandı.

Yatağan Yeşil Yaşam Derneği’nin Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından Yatağan Termik Enerji A.Ş’ye verilen maden ruhsatlarına karşı açtığı dava, Muğla 3. İdare Mahkemesi tarafından reddedilmişti. Yerel mahkemenin bu kararını istinaf mahkemesine taşıyan derneğin başvurusunu inceleyen İzmir Bölge İdare Mahkemesi 7. Bölge İdari Dava Dairesi, yerel mahkemenin kararını bozdu.

‘Bölgede madencilik faaliyeti yürütülemez’

Aycan Karadağ‘ın BirGün‘den aktardığına göre, bilirkişi raporu eşliğinde dosyayı değerlendiren mahkeme, mahallenin tarımsal ve zeytin varlığının yanı sıra arkeolojik değeri olduğunu belirterek, davayı reddeden kararının kaldırılmasına ve şirkete verilen ruhsatın iptaline oy birliği ile karar verdi.

Bilirkişi raporunda, bölgedeki zeytincilik ve tarım alanlarında madencilik faaliyeti yapılamayacağı görüşü dile getirilmişti. Bilirkişi raporunda ayrıca, alanın arkeolojik açıdan “Korunması Gereken Alanlar”dan olduğu, kömür madeninin çıkarıldığı alanlarda arazinin doğal görünümünün bozulduğu, topografyanın değiştiği, çevresel değerlerin ve ekolojik dengenin tahrip olduğu, çevre kirliliğini önlemeye yönelik önlemlerin yetersiz olduğu, maden sahalarının yerleşim yerleri ve tarım alanlarına yakın olduğu gibi tespitler yer almıştı.

‘Santral kurulduktan sonra halk sürgün edildi’

Yatağan Yeşil Yaşam Derneği Başkanı Kazım Erol yaptığı açıklamada, “Yatağan köyleri 1980’e kadar yani Termik Enerji santralı kurulduğu güne kadar sağlıklı mutlu bir hayat sürüyordu. Ancak termik santral kurulduktan sonra Yatağan halkının acıları ve sürgün hayatı başladı. Kömür için Eskihisar, Tınaz, Bağyaka, Yeşilbağcılar yerinden edildi, haritadan silindi. Sıra Turgut’a gelmişti. Suyumuz, toprağımız, geçim kaynaklarımız yavaş yavaş yok ediliyordu. Dernek olarak yurdumuzu, toprağımızı, tarihimizi kurtarmak için hukukçumuz Mehmet Çilsal’ın hazırladığı dosya ile Muğla 3.İdare’ye dava açtık. Bu alan 185 hektar zeytinlik ve 3.derece arkeolojik sit alanı. Dava İzmir Bölge İdare Mahkemesi’ne gitti. Davayı kazandık. Dernek olarak hukuka güveniyoruz, mücadeleye devam” diye konuştu.

Çevre Bakanlığı’ndan sanayicilere: Ne bulursanız yakın, görmezden geleceğiz

Birkaç istisna hariç, Türkiye çapında sanayiye yönelik doğal gaz ve buna bağlı elektrik kısıtlaması sektörde büyük kriz yarattı. Enerji alanında biriken sorunların üzerine İran doğalgazının bir süre kesilmesiyle başlayan kriz, alınan bilgilere göre çevre ve hava kirliliği sorununu da büyütecek.

Diken‘den Ayşegül Kasap‘ın ulaştığı sektör kaynakları, doğal gaz krizinin uzamasını beklediklerini, bu nedenle fabrikaların motorin ve fuel oil yakmaya başlayacağını söyledi.

Sektör yetkililerin aktardığı bilgiye göre, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ise bunu söyleyen sanayicilere “Ne bulursanız yakın, görmezden geleceğiz” yanıtını vermiş.

Sektör yetkililerinin Türkiye’yi zora sokabilecek bu uygulamaya bakanlığın yeşil ışık yakmak zorunda kalmasını şöyle yorumladı: “Yaşadığımız enerji krizinin boyutunu da gözler önüne seriyor. Günlerdir yaşadığımız endişelerimizde haklılığımız gösteriyor. Çok kötü günlerden geçiyoruz.”

İran ‘teknik arıza’ gerekçesiyle Türkiye’ye 10 gün boyunca doğalgaz akışı sağlamayacağını duyurmuş, bunun üzerine BOTAŞ, alınan gaz miktarının 17 Ocak itibariyle üçte bir seviyesine düştüğünü, 20 Ocak itibariyle de sıfırlandığını açıklamıştı. Bunun üzerine Türkiye genelindeki OSB’lerde 72 saat elektrik kesintisi uygulanacağı belirtilmişti.

Ayrıca sanayicilere doğalgaz kullanımını yüzde 40 kısarak yüzde 60 kapasitede tutulması talimatı verilmişti.

Bu, sanayinin yüzde 40 daha az üretim yapması ve üretimi kısmaması durumunda hat basıncı düşeceği için merkezi şebekeden konutlara da enerji verilememesi anlamına geliyor.

Kasap’ın konuştuğu sektör kaynakları yaşanan bu enerji krizinin perde arkasını şöyle anlattı:

“Bu tamamen bir yönetimsizlik. Kötü yönetimden kaynaklı bir şey. Kışın geleceği belli, bazı kontratların yenilenmesi gerektiği belli. Ama şimdi burada masaya oturulduğu zaman iki taraf da pazarlık yapıyor. Ankara orada bir risk aldı ve mevcut doğalgazla ucu ucuna idare etmeye çalışıyorlar. Kasada zaten rahat rahat spot mal alabilecek çok para yok. İstediğim zaman istediğim yerden alayım gibi para yok.”

Sektör yetkilileri doğalgaz krizinin 10 günle sınırlı olmayacağı ve daha da uzayacağı beklentisini taşıyor.

Yönetmeliklere de imzalanan Paris Anlaşması’na da aykırı

Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı’nın kendilerine başvurup motorin ve fuel oil yakacaklarını bildiren temsilcilerine, “kayıt dışı” olarak verdiği “Ne bulursanız yakın” yanıtı hem hem Türkiye’deki yönetmeliğe hem de Türkiye’nin geçen yıl imzaladığı Paris İklim Anlaşması’na aykırı.

Hem motorin hem de fuel oil, doğalgaza göre daha yüksek sera gazı etkisine sahip. Paris İklim Anlaşması’nın hükümlerindeyse sera gazı salınımın azaltılması şartı var.

Ulusal yönetmeliğe göre de işletmelerin yönetmelikte yer alan emisyon sınır değerini sağlayacak şekilde faaliyet gösterme zorunluluğu bulunuyor. Buna göre normalde doğalgaz tüketen işletmelerin bildirdiği emisyon ölçümleri ve sınır değerlere uygunluğu, kayıt dışı fuel oil tüketimi halinde gerçeği yansıtmayacak.

Kesintilerle ilgili açıklama yapan Yeşiller Partisi,  yüzde 40’lık gaz kısıtlamasını 72 saatlik elektrik kesintisi haberi izlediğini ve bunun fabrikalarla sınırlı kalacak bir uygulama olmadığını belirtmiş; fosil yakıt temelli dışa bağımlı enerji rejiminden derhal çıkılarak ‘yenilenebilir, temiz ve yerinde üretilen enerji’ye hızla geçmenin şart olduğuna vurgu yapmıştı.

Sendikalar: Karbonsuz ekonomiye geçiş işçiyi mağdur etmemeli, Adil Dönüşüm Fonu şart

Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe),Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ), Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) ve Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) ortaklığında düzenlenen “İklim-Nötr Türkiye Yolunda Adil Geçiş: Sendikalar ve Sivil Toplum Perspektifi” toplantısı internet üzerinden gerçekleştirildi.

Kurumların temsilcilerinin sunum yaptıkları toplantıda ilk konuşmayı yapan TÜRK-İŞ Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Çetin, “İklim krizinin etkilerini geçtiğimiz yaz yangınlar ve bir yandan da sellerle daha çok görmeye başladık. Bunun etkisinin artarak devam edeceği söyleniyor. Burada Adil Geçiş çok önem kazanıyor. İklim krizinin faturası işçi sınıfına kesilmemelidir. İşçi sınıfı ve sendikaların bu Adil Geçiş sürecine dahil olmaları gerekir” dedi.

‘On binlerce işçinin geleceği önemli bir tartışma konusu olmuştur’

Ardından DİSK Genel Sekreteri Adnan Serdaroğlu söz aldı. Serdaroğlu, iklim krizine karşı Yenilenebilir Enerjiyi Destekleme Platformu‘nun kuruluşu da dahil birçok sivil toplum kuruluşuyla ortak hareket ettiklerini söyledi. Adnan Serdaroğlu’na göre iklim krizinin sektörlere olası etkileri şöyle:

“Örneğin, Türkiye sanayinin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa Birliği’nin, “Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması” adını verdiği bir tür gümrükte karbon vergisi uygulaması ile Türkiye’nin önemli ihracat kalemleri arasında yer alan, otomotiv, demir-çelik, çimento vb. imalat sektörleri etkilenecektir. Ya da AB ülkelerinin artık içten yanmalı motorlu araçların satışından kademeli olarak tamamen uzaklaşması ile bambaşka bir teknolojiye sahip olan ve üretiminde nispeten daha az işgücüne ihtiyaç duyan elektrikli arabalara geçişi, yine ülkemizin önemli sanayi işkollarından olan otomotiv sektörünü topyekun bir yapısal dönüşüme zorlayacaktır.

Yine benzer şekilde enerji üretiminde kömürden uzaklaşılması, bir yandan tam da bu son birkaç günde iyice ortaya çıkan Türkiye için yepyeni bir enerji politikası ihtiyacını ortaya koyarken, diğer yandan da kömür madenciliğinde ve termik santrallerde çalışan on binlerce işçinin yaşamlarını ve geleceklerini nasıl sürdüreceklerini de önemli bir tartışma konusu haline getirmektedir.”

‘Çalışma süreleri kısaltılsın, enerji sektörü kamulaştırılsın’

Krizin etkileriyle mücadele için Adil Geçiş/Dönüşüm’ü önemsediklerini vurgulayan Adnan Serdaroğlu, “bu sürecin mağduru işçiler olmamalı” diyerek şu çözümü önerdi:

“Nasıl ki bugüne kadar bu sektörlerin karlarını maden işçileriyle, demir çelik işçileriyle, otomotiv işçileriyle paylaşmıyorlarsa, böylesi bir dönüşümün mağduru da bu sektörlerin işçileri olmamalıdır. Tam da bu nedenle biz, Adil Dönüşüm kavramına çok büyük önem veriyoruz. Biz sermayenin programına karşı, işçi sınıfının kendi bağımsız programı olmalı diyoruz ve tek adilane dönüşümün de ancak bu yolla mümkün olduğunu düşünüyoruz.

Bu yukarıda saydığımız sektörlerdeki olası dönüşümün yaratacağı iş kaybının, ücretler düşürülmeden çalışma sürelerinin radikal biçimde kısaltılması ile telafi edilmesini savunuyoruz. Bugün Türkiye yasal 45 saatlik, fiilen ise 50 küsur saatlik çalışma haftası ile Dünya’nın en uzun çalışma sürelerine sahip ülkelerinden birisi konumundadır. Şimdi iklim dönüşümü ile birlikte çalışma sürelerinin azaltılması talebi daha da hayati bir hal almış durumdadır.

Devletten 31,86 kuruşa aldığı elektriği, vatandaşa 2 TL’ye satarak olağanüstü karlar eden elektrik dağıtım şirketleri, bir de iklim krizini bahane ederek altyapılarının da bizim vergilerimizle yenilenmesini istiyorlar. Enerji sektörünün hızla yeniden kamulaştırılması ve ardından gerekli altyapı yatırımlarının yapılması yine işçi sınıfın adil dönüşüm programının yapı taşlarından birisi olmalıdır.”

‘Adil Dönüşüm Fonu oluşturulsun, iklim krizinin sorumluları ödesin’

HAK-İŞ Genel Sekreter Yardımcısı Erdoğan Serdengeçti, sendika olarak 14. Olağan Genel Kurulu‘nda çevre ile ilgili aldıkları kararları anlatarak başladığı sözlerine “Biz sendika olarak ziyaretlerde verilen plaket uygulamasını kaldırdık. Fidan bağışlıyoruz. İklim krizindeki en önemli etken karbon salımı ve biz bunun önüne geçmek için fidan kampanyası yapıyoruz. Suya erişim için kampanyalar yapıyoruz” diyerek devam etti. Serdengeçti, iklim kriziyle mücadele için bir Adil Dönüşüm fonu oluşturulmasını ve buna da karbon salımı yüksek ülkeler ile şirketlerin ödemesini önerdi:

“Karbon emisyonlarını dünyanın gelişmiş ülkeleri yayıyor. Çin, ABD ve AB ülkeleri bu karbon salımının müsebbibidir. Aralarında BP ve Shell‘in de bulunduğu 20 şirket, 1965’ten 2017’ye kadar 480 milyar ton karbondioksite eşdeğer sera gazı üretti. Bu rakam, aynı süre içindeki karbon emisyonlarının yüzde 35’i ediyor. Listedeki 20 şirketin 12’si devletlere ait. Bu şirketlerin emisyonlardaki toplam payı yüzde 20. Sadece Aramco‘nun payı yüzde 4.38.

Yatırımcılara ait şirketlerin başında ise Chevron geliyor. Chevron’u Exxon, BP ve Shell izliyor. Bu dört şirketin küresel karbon salımlarındaki toplam payı yüzde 10. Adil Geçiş ancak bu sorumlular maliyeti karşılarsa mümkün olur. Türkiye, Covid-19 salgınında olduğu gibi iklim için bilim insanlarıyla birlikte Yeşil Dönüşüm Yol Haritası çıkarmalıdır. Güneş ve rüzgar enerjisinde çok avantajlı bir ülkeyiz. O yüzden yenilebilir enerji potansiyelini kullanmalıdır. İstihdam için bir komisyon ve Adil Dönüşüm Fonu kurulmalı. Bu fonu da iklim krizinin sorumlusu ülkeler ve şirketler ödesin.”

‘Çözüm yenilebilir enerjidir’

KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil ise konuşmasında iklim krizinin etkilerine geniş bir yer ayırdı. Covid-19 virüs salgını gibi daha fazla virüsün ortaya çıkacağı uyarılarının yapıldığını, eşitsizliği daha da arttırdığını, iklim mültecilerinin beklendiğini vurguladı. Yeşil’e göre çözüm yenilebilir enerjide:

Türkiye gecikmeli de olsa Paris Anlaşması’na taraf oldu. Buna olumlu bakmak gerekmez mi? Bu umut veren bir gelişme olarak görülebilir ama yıkım projeleri devam sürdüğü müddetçe bir umut vermediği görülebilir. Köylülerin, çevre aktivistlerinin açtıkları davalar ortadadır. Paris Anlaşması’nın kabulünden birkaç gün sonra orman kanununda yeni bir düzenleme yapılarak ormanlık alanlarda cezaevi, enerji üretim tesisleri ve turizm alanları inşa edilmesine izin verildi. Böylesi bir iki yüzlü politikayla karşı karşıyayız. Çözüm fosil yakıt kullanımına ve nükleer enerji yatırımlarına son verilmesidir. Çözüm yenilebilir enerjinin teşvik edilmesidir.”

‘Harekete geçmemenin maliyeti çok daha yüksek’

CAN Europe Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz de iklim krizine karşı harekete geçmenin bir maliyeti olduğunu ama eğer hemen harekete geçilmezse bunun daha büyük bir maliyeti olduğuna dikkat çekti:

“İklim değişikliğini yangınlarla, sellerle artık daha çok görüyor, yaşıyoruz. Son 10 yıl aşırı iklim olaylarının yaşanmasıyla geçti. Geçtiğimiz yıl sıcaklığın en yüksek seviyeye çıktığının tespit edildiği bir yıl oldu. Bilim insanları araştırmalarının sonuçlarına göre 1 ila 2 derecelik bir ısı artışı öngörüyor. Bu ısı artışı daha çok canlı türünün yok olacağı, buzulların daha hızlı eriyeceği, okyanus seviyelerinin daha fazla yükselerek yerleşim alanlarına ulaşacağı anlamına geliyor. Kritik eşik olan 2 dereceyi aşarsak gıda, su ve barınma ihtiyaçlarında ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacağız. Tüm bunlardan toplumlar eşit olarak etkilenmeyecekler. Ekonomik, sosyal, ekolojik olarak yeni bir düzene girdik. Bu net. İklime dirençli kentler kurmak zorundayız. Bunun bir maliyeti olduğu kesin. Ancak harekete geçmemenin de bir maliyeti var. Dönüşmemenin maliyeti inanın çok daha yüksek.”

‘Zenginler daha fazla kirletiyor, yoksullar etkiyi azaltıyor’

Adil geçiş kavramı nedir? Nasıl gelişti ve ne anlama geliyor? Bu soruları  ITUC İklim Politikaları Sorumlusu Bert de Wel yanıtladı. Wel, bu kavramın sendikalar tarafından çıkarıldığını, üyeleriyle yaptıkları görüşmelerin sonuçlarından biri olduğunu anlattı.

Wel, iklim krizinin özünde gelir dağılımı ya da dağıtımıyla ilgili olduğunu söyledi:

“Yaptığımız araştırmalara göre dünya genelinde her beş işçiden dördünün şirketlerin iklim değişikliği için ne yapacaklarıdan haberi yok. İşçilere nasıl yansıyacağı, hak kayıpları yaşayıp yaşamayacakları ile ilgili bilgileri yok. İklim değişikliği özünde gelir dağılımı ya da dağıtımıyla ilgili bir konu. İklim değişikliğinin etkilerini incelerken dünyanın her yerindeki etkisine bakılması lazım. Zenginler daha fazla kirletiyor, yoksullar etkiyi azaltıyor. Adil geçiş için işçiler, sendikalar ve hükümetlerin ortak diyaloğunun kurulması gerekiyor. İşçilere daha fazla güven verilmelidir. Adil geçiş içi boş bir kavram olmamalıdır.

‘Evrensel bir rehberimiz olmalı’

Yeni bir toplumsal sözleşme talep ediyoruz. İşçi haklarının, insan hakkı olduğunu çevreci aktivistler, sivil toplum kuruşları tarafından da unutuluyor. İklim müzakerelerinin bir parçası olması gerekiyor. Ortaya çıkacak yeni ekonomik modelin kapsayıcı olması gerekiyor. Hiç kimse dilinden, dininden, ırkından dolayı ayrımcılığa uğramamalı. Sosyal katılımın teşvik edilmesi lazım. Sendikalar olarak toplu sözleşmeler yapıyoruz. Ancak düşük karbon ekonomisine geçiş olursa daha çok paydaş olması gerekecek. Adil geçiş politikaları geliştirecekseniz mutlaka sendikaları dahil etmelisiniz ki gerçekten adil olsun. Paris İklim Anlaşması, adil geçiş için elimizdeki en önemli belgedir. Ülkeler istihdamın dikkate alınacağını taahhüt ediyorlar. Adil geçiş için hükümetler, sendikalar, sivil toplum kuruluşları, herkes kendi tanımını koyuyor. ILO’nun buna dair hazırladığı bir rehber var. Evrensel bir rehberimiz olması hepimizin işini kolaylaştıracaktır.”

‘Hiç kimsenin arkada bırakılmayacağı bir geleceği kurmalıyız’

İklim krizine karşı oluşturulan mevcut politikaların adil olmadığını vurgulayarak sözlerine başlayan ETUC Konfederasyon Sekreteri Ludovic Voet “Bir an önce harekete geçmemiz gerekiyor” dedi. İklim krizinin etkilerini ve çözümlerini anlatan Voet, şunları söyledi:

“Artık sıcakların artışı ve bir yandan sel felaketleri daha fazla yaşanmaya başladı. Bunları daha çok yaşayacak, göreceğiz. Bir an önce harekete geçmemiz gerekiyor. 2050’ye kadar sıfır emisyon hedefini önemsiyoruz. İklim nötürlüğü hedeflerine, sıfır emisyon hedeflerine ulaşmamız gerekiyor. Adil geçiş Avrupa ülkelerine fırsatlar da getirecektir, bazılarına getirmeyecektir de. Dünyada bazı bölgeler yeşil geçişten yararlanacak, bazıları yararlanamayacak.”

“Bunu engelleyebilmek için dayanışma ve finansal destek oluşturulmalıdır” diyen Voet, çözüm önerilerini sıralayarak sözlerini “Hiç kimsenin arkada bırakılmayacağı bir geleceği kurmalıyız” diyerek bitirdi:

“Enerji, mobilite yoksulluğu göz önünde bulundurularak eşitsizliğe karşı adil vergilendirme gerekiyor. Toplu münazaraların sürdürülmesi gerekiyor. Konut desteği, güçlü asgari ücretler gerekiyor. İnşaat ve tarım işçileri etkilenecektir. İtfaiyeciler daha yoğun çalışacaklar. Hastanelere daha fazla yük gelecek. Bunlar karşılacağımız sorunlardan sadece birkaçı. Daha hızlı adımlar atılmasına ihtiyacımız var. Avrupa Birliği üyesi ülkeler adım adım kömürden çıkışlarını açıklıyor. Kömür enerjide yüzde 15 gibi bir paya sahip. Mümkün olan en kısa sürede kömürden çıkılması gerekiyor. İspanya ve Almanya bunu toplumsal diyalogla çözmeye çalışıyor. Bu örnek oluşturmalı. 2038’e kadar bu çalışmalarını tamamlamayı planlıyorlar. Bir an önce harekete geçerek hiç kimsenin arkada bırakılmayacağı bir geleceği kurmalıyız.”

Türkiye’de sendikaların perspektifinden adil geçiş tartışmalarıyla devam eden toplantı DİSK Birleşik Metal-İş Uluslararası İlişkiler Uzmanı Eyüp Özer, HAK-İŞ Uluslararası İlişkiler Uzmanı Ahmed Halfaya, KESK Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Ahmet Keleş ve TÜRK-İŞ Araştırma Uzmanı İbrahim Çetin Şanverdi‘nin konuşmalarıyla sonlandı.

Yapılan toplantıda ortak görüş iklim krizine karşı bir önce mevcut politikaların sonlandırılarak harekete geçilmesi ve  hükümetlerin iklim krizine yönelik oluşturacakları yeni politikalar için işçilerle, sendikalarla, sivil toplum kuruşlarıyla ortak bir diyalog kurması gerektiği oldu.

Adil Geçiş Nedir?

EKOIQ‘da yer verilen Worldwatch Enstitüsü’nün hazır­ladığı Dünyanın Durumu 2014 kitabında Adil Geçiş, “İklimle mü­cadelede sendikal bir yaklaşım” olarak tarif ediliyor. Kitapta, kavra­mın 1990’ların sonunda ilk kez ta­nımlanmasından itibaren, “Bu fikir sendika hareketi için yerleşik bir araç olmuştur. Amacı, daha sürdü­rülebilir bir topluma doğru değişimi kolaylaştırmak ve yeşil ekonominin herkes için geçim kaynakları ve düzgün işler sağlayacağı ile ilgili ümit vermektir” deniyor.

Sendika kökenli bu kavramın en büyük savunuculuğunu da doğal olarak özellikle küresel sendika ör­gütleri yapıyor. Uluslararası Sendi­kalar Konfederasyonu’nun (ITUC) 2010 yılındaki kongresinde, Adil Geçiş kavramı oybirliğiyle kabul edilmiş, çevresel ve sosyal politika­ların birbiriyle çelişkili değil, tam tersine birbirini güçlendirici olduğu fikri vurgulanmıştı. Adil Geçişin ik­limi ekonomik büyüme ve kalkınma ile değil, sosyal adaletle korumaya odaklanması bu fikri güçlendiriyor. Bu kapsamda iklim koruma politikalarından ötürü ortaya çıkacak olumsuz etkilerin herkesçe paylaşıl­masına odaklanılıyor.

Adil bir iyileşme için ilkeler nedir?

Friends of the Earth International üyelerinin tartışmaları ve çalışmalarının ortak sonucu olarak belirlenen adil geçiş ilkelerini Mert Gevrek, Yeşil Gazete için çevirmişti.

Buna göre, İklim-Nötr Türkiye Yolunda Adil Geçiş; sendikalar ve sivil toplum Perspektifi toplantısında ortaya çıkan ortak görüşte olduğu gibi neoliberalizm ve tasarruf derhal terk edilmeli ve yerine adalet ve ekolojik sınırları tanıma üzerine kurulmuş politikalar ve önlemler konulmalı. Halkların haklarını ve çevresel adaleti sağlamada devlet, temel bir rol oynamalı.

Yeniden dağıtım, enternasyonalizm, demokrasi, katılım ilkeleri benimsenerek ortak ancak farklılaştırılmış sorumluluklar ilkesi uygulanarak, fosil yakıt bağımlılığından yüzde 100 toplu mülkiyete ve herkes için yenilenebilir enerjiye geçilmeli ve Covid-19 ve iklim krizlerine eş zamanlı olarak yanıt verilmeli.