Ana Sayfa Blog Sayfa 1056

Fatma Girik son yolculuğuna uğurlandı

24 Ocak’ta Covid-19’a bağlı viral pnömoni tedavisi görürken gelişen çoklu organ yetmezliği sonucu hayatını kaybeden Yeşilçam‘ın usta oyuncusu Fatma Girik için bugün Şişli Belediyesi ve Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nunda iki ayrı tören düzenlendi. Girik’in cenazesi yarın Bodrum’da defin edilecek.

Girik için ilk tören belediye başkanlığı yaptığı Şişli Belediyesi’nde gerçekleştirildi. Törene CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, Fatma Girik’in manevi kızı Fatma Ahu Turanlı, kardeşi Günay Girik, belediye çalışanları ve dostları katıldı.

Fatma Girik’in manevi kızı Fatma Ahu Turanlı, “Hepinize buraya geldiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Fatma Annem Şişli’ye çok emek verdi. Belediye başkanlığı yaptığı dönemde evde görmek mümkün değildi. Türkiye büyük bir değerini kaybetti” dedi.

Girik’in kardeşi Günay Girik, “Çok üzgünüz. Diyecek bir şey bulamıyorum. Burada adı verilen bir kız yurduna gelmiştik. Bu toplantı olacaktı zaten, çok enteresan. Bütün eski mesai arkadaşları, sanatçı dostları burada. Hepimizin başı sağ olsun” diye konuştu.

‘Haksızlıklara karşı tepkide hep ismi anıldı’

Şişli Belediyesi Başkanı Muammer Keskin, “Dev bir sanatçıya veda etmek üzere bir araya geldik. Zamansız gidişiyle hepiniz derin bir üzüntü içindesiniz biliyorsunuz. Fatma Girik benim için çok özel bir isimdi. Kendisiyle çalışıyor olmaktan her zaman onur duydum. Bütün Şişli’yi adım adım dolaştık. Haksızlıklara karşı tepkide hep Fatma Girik ismi anıldı” ifadesini kullandı.

Şişli Belediyesi’ndeki törenin ardından Girik için Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda da bir tören düzenlendi. Törende konuşan Nur Sürer, “Ben hayatımda mavinin bu kadar güzel olduğunu düşünmemiştim. Sevdiği insanların üzerinden elini çekmezdi. Hayatımızdan Fato geçti. Bu kadını unutmak mümkün değil. İyi ki hayatımıza girdi” dedi.

Sürer’in ardından söz alan Hülya Koçyiğit ise, “Ben de çok zorlanıyorum. İçimiz yanıyor. Hani gözler insanın kalbinin aynasıdır derler ya, o masmavi gözlerle sanki içinden ışık yanarmış gibi… Türk sineması deyince hepimizin aklına ilk o gelir. O cesur yürekli bir efsaneydi. Seni çok özleyeceğiz Fatma. Sinemaya olan tutkusunu hepimiz biliyoruz. Her ne kadar farklı siyasi kulvarlarda görünüyor olsak da biz Atatürk’e bütün kalbimizle bağlı cumhuriyet kadınlarıydık. O hep öyle hatırlanacak” diyerek duygularını paylaştı.

Törende İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu da bir konuşma yaptı. “Tabiri caizse Türk sinemasını Fatma Giriksiz anlatamayız”diyen İmamoğlu şöyle konuştu:

“Türk sinemasının en önemli isimlerinden birisiydi. Fatma Girik sadece Türk sinemasının önemli bir sanatçısı değildi, sanatçılığının yanında sosyal yanı çok güçlü insandan bahsediyoruz. Daima halkın yanında, toplumsal sorunları takip eden, emekçinin yanında olan bir sanatçı Fatma Girik. Dürüst, halkçı, Atatürkçü bir sanatçı Fatma Girik. Önemli yapıtlarda yer aldı Fatma Girik. Tabiri caizse Türk sinemasını Fatma Giriksiz anlatamayız. Halkın büyük sevgisini kazanmış, herkesin kalbinde derin bir izi var Fatma Girik’in.”

Cemal Reşit Rey Konser Salonu’ndaki törenin ardından Girik, Teşvikiye Camii’nde kılınacak öğle namazını müteakip, hayat arkadaşı Memduh Ün’ün yanına defnedilmek üzere Bodrum’a nakledildi. Defin töreni yarın yapılacak.

Necip Hablemitoğlu suikastının zanlısı gözaltına alındı

Akademisyen, yazar Necip Hablemitoğlu suikastının zanlılarından eski Özel Kuvvetler Komutanlığı mensubu Nuri Gökhan Bozkır, Türkiye’ye getirilerek Emniyet’e teslim edildi.

Hablemitoğlu ailesinin avukatı Ersan Barkın “Hablemitoğlu suikastı kapsamında 2019’da Ukrayna’da yakalanan kişinin Türkiye’ye getirildiği ve ifadesinin alındığı hususunda bilgimiz Cumhurbaşkanı’nın TV’den açıklamasıyla oldu. Umarız, cinayetin ve ardındaki gücün şüpheye yer bırakmayacak biçimde aydınlanmasına katkısı olur” açıklamasını yaptı.

AA’nın aktardığına göre Bozkır, Ukrayna’da MİT tarafından yakalandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün akşam Star TV-NTV ortak yayınında Bozkır’ın Türkiye’ye getirildiğini duyurmuştu:

“MİT uzunca süredir bu suikastın katil zanlılarından olan Nuri Gökhan Bozkır’ın izini sürüyordu. İstihbaratımız Ukrayna’da saklandığını tespit etti ve bu şahsın yakalanarak ülkemize getirilmesi konusunda Zelenskiy ile de önceki devlet başkanlarıyla da konuştuk. Bu kişi cinayetin zanlısı olarak ülkemiz yargısına hesap veriyor. Bu iş neticelendi, FETÖ‘yle irtibatı dışında DEAŞ‘a silah ve mühimmat temin ettiği de bilinen birisi.”

20 yıl önce öldürüldü

Hablemitoğlu, cemaatin devletteki kadrolaşma çalışmalarını ele alan “Köstebek” adlı kitabını yayınlayamadan evinin önünde uğradığı suikastla, 18 Aralık 2002’de öldürülmüştü. Kitap bir yıl sonra tamamlanmamış haliyle yayınlandı.

Çalışma alanına ilişkin çok sayıda kitap ve makalesi bulunan Hablemitoğlu, öldürüldüğü tarihe kadar Ankara Üniversitesi‘nde doçent doktor öğretim görevlisi olarak yirmi yıl süresince Atatürk ilkeleri ve devrim tarihi derslerini verdi.

Suikastla ilgili halen dava açılmadı.

Ankara’da ifade verecek

Nuri Gökhan Bozkır, adli işlemleri gerçekleştirilmek üzere Emniyet Müdürlüğü’ne teslim edildi.

Bozkır’ın sorgusu, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekiplerince yapılacak.

Hakkında, Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesince “silahlı terör örgütüne üye olma” ve Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğince “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve tasarlayarak öldürme” suçlarından yakalama kaydı bulunan Bozkır, Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde 8 Eylül 2015’te yakalanan ve bomba yapımında kullanılan mühimmat yüklü “soğan tırları” soruşturması sürerken Ukrayna’ya kaçmıştı.

Bozkır, Ukrayna’da bulunduğu dönemde Türkiye’ye iade edilmesine ilişkin süreç devam ederken iltica talepleri reddedilmişti.

‘Avrupa’nın enerji ihtiyacı Güney Akdeniz’in güneşinden sağlanabilir’

AB ile Akdeniz havzasındaki Balkanlar, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinden oluşan Akdeniz İçin Birlik (UFM) Genel Sekreteri Nasır Kamel, resmi temaslarda bulunmak üzere geldiği Ankara’da, birliğin çalışmaları ve Akdeniz’in kuzeyi ile güneyi arasındaki iş birliğine ilişkin değerlendirmeler yaptı.

Akdeniz’in dünya için geçmişte olduğu kadar gelecekteki önemine de işaret eden Kamel,  dünya ticaretinin yüzde 27’sinin Akdeniz havzasında gerçekleştiğini anımsattı: “Yine dünya ticaretinin yüzde 50’sinden fazlası buradan geçerek hedefine ulaşıyor. Bölgenin önemli enerji kaynakları var. Dünyanın en önemli ekonomik bloklarından biri olan AB de bu bölgenin bir parçası.”

AA’ya konuşan Genel Sekreter, iklim değişikliğinden dünyada en çok etkilenen bölgeler arasında Akdeniz’in geldiğini vurgulayarak şunları söyledi:

“Bölgemiz dünyanın geri kalanından yüzde 20 daha hızlı ısınıyor. Deniz seviyesi, iklim değişikliği ve küresel ısınmaya bağlı olarak yükseliyor. Kıyı şehirleri önemli sorunlarla karşı karşıya. Ayrıca Akdeniz’in kuzeyi ile güneyi arasında da ciddi bir fark bulunurken kuzey ya da güneydeki bazı ülkelerin de aynı bölgedeki başka ülkelerle arasında ciddi farklar bulunuyor.”

‘Doğru yatırımlara ihtiyaç var’

Enerji alanında Akdeniz’in güneyi ve doğusunda AB’nin ihtiyacı olan yenilenebilir enerji kaynaklarına dikkat çeken Kamel,  “Araştırmalara göre, Akdeniz’in güneyindeki ülkelerin Avrupa’nın ihtiyacı olan enerjinin 10 katını güneş enerjisiyle üretme potansiyeli var. Hem daha rekabetçi bir şekilde hem de geleneksel yöntemlerle üretilen enerjiden daha da ucuza üretilebilir. Sadece doğru yatırımları yapmamız lazım” diye konuştu.

Kuzey ile güney arasındaki bağlantının artırılması gerektiğini savunan Kamel, “Avrupa, sıfır emisyon hedeflerine ulaşmak istiyorsa komşularına bakmalı. İklim konusu da dahil olmak üzere bölgesel entegrasyon daha da önemli hale geliyor” dedi..

Akdeniz’in kuzeyinin istikrarının bölgeyle bağlantılı olduğunu söyleyen Kamel, AB’nin dünya ekonomisinde oynadığı önemli rol dolayısıyla doğu ve güney komşularıyla daha da entegre olması gerektiğini kaydetti.

Akdeniz için Birlik nedir?

Türkiye’nin yanı sıra AB, Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Balkan ülkelerinin katılımıyla kurulan UFM, 2008’de kurulmuş olsa da temelleri 1995’te oluşturulan Barselona Süreci’yle atıldı.

Akdeniz’de istikrar ve entegrasyonu teşvik etmeyi hedefleyen UFM, bölgenin ortak çıkar ve sorunlarını tartışmak için de diyalog ortamı oluşturuyor. Sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak, desteklemek ve kuzey-güney entegrasyonunu sağlamayı amaçlayan örgütün odaklandığı altı sektör bulunuyor: İş Geliştirme, Yüksek Eğitim ve Araştırma, Sosyal ve Sivil İşler, Enerji ve İklimle İlgili Eylemler, Ulaşım ve Kentsel Gelişim, Su ve Çevre.

Ulaşım ve Kentsel Gelişim Sektöründen Sorumlu Genel Sekreter Yardımcılığını Türk Büyükelçi Erdal Sabri Ergen yürütüyor.

 

Gençler, karbonsuz gelecek için kömürden çıkış planı istiyor

İklim İçin Gençlik- Türkiye ekibi, Türkiye’nin iklim krizi ile mücadele etmek üzere açıkladığı 2053 net sıfır karbon hedefine ulaşmak için acilen 2030 yılına kömürden çıkılacağının açıklanmasını talep eden bir imza kampanyası başlattı.

Genç aktivistler, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı onaylamasının ardından atması gereken en hızlı ve gerçekçi adım olarak, iklim krizine sebep olan emisyonlarının yaklaşık yarısına sebep olan kömürü en geç 2030’da kullanmayı bırakacak bir “Kömürden Çıkış Eylem Planı” açıklamasını talep ediyor.

“Karbonsuz bir gelecek için Türkiye kömürden çıkacağını ne zaman açıklayacak? Harekete geçmek için zamanımız azalıyor! diyen aktivistlerin çağrısı şöyle:

Fosil yakıtları desteklemeye devam ederek bugün yapılan geri dönülemez hataları biz geleceğimizle ödemek istemiyoruz. IPCC 1.5 özel raporuna göre, tüm OECD ülkeleri en geç 2030’a kadar kömürden çıkış yapmalıdır. Geleceğimizin iklim krizinin yıkıcı sonuçlarına feda edilmesini değil, karbonsuz düzene geçiş adımlarının acilen hızlandırılmasını talep ediyoruz. Türkiye, Paris İklim Anlaşmasını onaylayarak karbonsuz düzene geçiş için bir adım attı; ancak hala atılacak çok fazla adım var. Atılması gereken ilk ve en acil adımlardan biri ise, kömürden çıkmaktır. ”

Yapılan modelleme çalışmaları kömürlü termik santrallere kamu kaynaklarıyla sağlanan devlet teşvikleri sonlandırılır ve bu santrallere kirletmelerinin bedeli ödetilirse, kömürden çıkmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Kömürün Ötesinde Avrupa (Europe Beyond Coal), Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA), Greenpeace Akdeniz, WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği ve 350.org için modelleme çalışmasını APLUS Enerji’nin yaptığı raporda, 2021-2035 dönemini kapsayan ‘‘mevcut durum’’, ‘‘kömürden çıkış’’, ‘‘nükleersiz kömürden çıkış’’ şeklinde üç senaryo oluşturularak Türkiye’nin kömürden çıkış olanakları incelendi.

Kömürden şimdi çıkılmazsa bedeli büyük olacak 

Raporun üstünde çalışan kampanyacıların görüşü şöyle:

“Türkiye’de kömür yatırımlarının neden olduğu çevre ve halk sağlığı ile iklim maliyetlerinin hiçbiri halihazırda kömürlü termik santral ve/ya kömür madeni işletmecileri tarafından üstlenilmiyor. Üstelik yerli kömür alım garantisi ve kapasite mekanizması gibi uygulamalarla kömür sektörü teşvik ediliyor. Türkiye’nin kömür teşviklerini kaldırıp karbon emisyonlarını fiyatlandırma konusunda ciddi adımlar atması artık bir zorunluluk. Çünkü AB Türkiye’nin önemli bir ticari paydaşı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, AB’ye ihraç edilen ürünlerdeki emisyon içeriğini karbon fiyatlaması yolu ile kontrol edecek. Ulusal ölçekte karbon fiyatlandırma mekanizması uygulanmazsa Türkiye’den ciddi bir finansal kaynak sınırda karbon vergileri yoluyla yurtdışına aktarılacak, AB’ye yapılan ihracat üzerinde ek maliyetler oluşacak”

‘‘Karbon Nötr Türkiye Yolunda İlk Adım: Kömürden Çıkış 2030’’ çalışması, mevcut kömür teşviklerinin kaldırılması ve ‘‘kirleten öder’’ ilkesi çerçevesinde karbon emisyonunun fiyatlandırılması ile en geç 2030 yılına kadar kömürden çıkışın mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Kömüre verilmekten vazgeçilen teşvikler, ve kirletenin ödediği toplam karbon maliyeti ile sağlanacak tasarrufla, dönüşümün faydalarının tüm toplumca paylaşılacağı, kimsenin mağdur olmayacağı planlamalara da kaynak ayrılabilir.

İklim İçin Gençlik Türkiye hareketinin Karbonsuz bir Gelecek için talepleri şu şekilde:

  • Türkiye’nin en geç 2030 için Kömürden Çıkış Eylem Planı hazırlanması
  • Yeni kömürlü termik santrali yapılmayacağının açıklanması ve planların iptal edilmesi
  • Mevcut kömürlü termik santrallerin (geçimini santral ve ilgili sektörlerden sağlayan kişilerin zarar görmeyeceği şekilde) adil geçiş planı açıklayarak kapatılması
  • Kömür başta olmak üzere fosil yakıtlara sağlanan kamu teşviklerinin sonlandırılması (bu kaynakların adil geçiş ve enerji dönüşümü altyapısı için ayrılması)

Ayrıca iklim krizine sebep olan tüm fosil yakıtlarla ilgili emisyonları azaltmak için çalışmak üzere kamu ve özel sektörlerden kuruluşları bir araya getiren yerel bir iklim değişikliği ortaklığı düzenlenmesi, araç kullanım ihtiyacını en aza indirmek ve yeşil enerji ile çalışan taşımacılık yöntemlerinin teşvik edilmesi ve etkinleştirilmesinin sağlanması, ormansızlaşmanın durdurulması da talep ediliyor.

  • Türkçe ve İngilizce olarak başlatılan imza kampanyasına  buradan  ulaşılabilir.
  • Karbon Nötr Türkiye Yolunda İlk Adım: Kömürden Çıkış 2030’’ raporuna ulaşmak için tıklayın.
  • HEAL-Sağlık ve Çevre Birliği’nin “Kronik kömür kirliliği Türkiye: Kümülatif sağlık etkileri” çalışmasına ulaşmak için tıklayın.

Yeşiller Partisi: Hayal ekonomik planın bile en büyük engeli AKP

Yeşiller Partisi Türkiye’de Organize Sanayi Bölgeleri‘nde (OSB) 24 Ocak’tan itibaren başlayan üç günlük elektrik kesintileri hakkında açıklama yaptı. Yaşanan kesintilerin fiyatlarda yeni bir zam dalgasının başlamasına neden olacağı belirtilen açıklamada “Hayal ekonomik planın bile en büyük engelinin yine AKP olduğu kanıtlanmıştır” denildi.

İran‘ın Türkiye’ye 10 gün süreyle doğalgaz veremeyeceğini bildirmesinin ardından başlayan kesintilerle ilgili açıklama yapan Yeşiller,  “Türkiye’nin sanayisi haftaya kesintilerle başladı. Yüzde 40’lık gaz kısıtlamasını 72 saatlik elektrik kesintisi haberi izledi. Bu elbette sadece fabrikalarla sınırlı kalacak bir uygulama değil. Doğrudan üretimi etkileyeceği için dolaylı olarak da önü alınamayan zam ve yoksunluk dalgasına yeni bir kademe de eklenmiş olacak” diyerek şu ifadelere yer verdi:

“Bu kısıtlama ve kesintilerle görülüyor ki iyi kötü birkaç rutin hizmeti aksatmadan bugüne kadar getirmeyi başarabilen AKP Hükümeti artık bu rutin işleri dahi yapamaz hale gelmiştir. Türk Lirası’ndaki düşüşü ihracat artacak diye sanki bir müjdeymiş gibi duyurmaya çalışan AKP; ihraç edilecek malları üretecek fabrikalara gaz ve elektrik akışını kesintisiz yapamayarak bu hayal ekonomik planın bile en büyük engelinin yine AKP olduğunu kanıtlamıştır. Yapılanlar o kadar plansız bir hareketin ürünü ki ilaç ve et ve süt ürünlerini dışarda bırakmayı bile sonradan akıl edebildiler.

‘Fosil yakıt temelli dışa bağımlı enerji rejiminden derhal çıkılmalıdır’

Bu kesintiler artık çok da kanıta ihtiyaç duymayan AKP’nin başarısızlığının yanında bir başka gerçeği de apaçık şekilde ortaya çıkardı. Türkiye fosil yakıt temelli dışa bağımlı enerji rejiminden derhal çıkmalıdır. Paris İklim Anlaşması’nın onaylandığı, Yeşil Mutabakat’ın kapıda olduğu bir dönemde artık binlerce kilometre öteden gelen fosil yakıta bel bağlanarak bir üretim ve yaşam inşa edilemez. Sanayide de yeşil dönüşüme bir an önce başlanmalıdır. Böylece sanayi siteleri ve fabrikalar karbon nötr olma hedefleri ile yerinde enerji üretmeye başlayacak ve hükümetin bu beceriksiz politikalarından sıyrılmış olacaktır.

Yeşiller Partisi olarak yıllardır altını çizdiğimiz yeşil dönüşüm kavramı kesintilerle kendisini artık dayatmaktadır. Bir taraftan vatandaşlar faturalar yüzünden enerji yoksunluğuyla cebelleşirken bir taraftan da sanayi durma noktasına geldi. Çözüm yenilenebilir, temiz ve yerinde üretilen enerjidir. Bu yaşanan 3 gün ve duran çarklar Yeşil politikanın haklılığının kanıtıdır.”

Ne olmuştu?

İran‘ın Türkiye’ye 10 gün süreyle doğalgaz veremeyeceğini bildirmesinin ardından BOTAŞ ve Türkiye Elektrik İletim A.Ş (TEİAŞ) sanayi şirketlerine sözlü bildirimde bulunarak 24 Ocak pazartesi gününden itibaren üç ila dört gün sürecek elektrik kısıntıları uygulanacağını iletilmiş, karara uymayanlara ağır para cezaları uygulanacağı bildirilmişti. 21 Ocak’tan itibaren fabrikaların kullandığı doğalgazda yüzde 40 oranında kısıtlamaya gidilmişti. Kartonsan ve Ege Endüstri doğalgaz tedariğinde gidilen kısıtlama nedeniyle üretime geçici olarak ara verdiğini duyurmuştu.

KAP’A bildirmeye başladılar

Gaz ve elektrik sıkıntısının ardından fabrikalar, Kamuyu Aydınlatma Platformu‘na üretime ara verdiklerini bildirmeye başlamıştı.

Kartonsan’dan KAP’a yapılan açıklamada, ” 1 Nolu Karton Üretim Hattımızda (KM1) dogalgaz tedarik kısıtlaması kaldırılıncaya kadar, 21 Ocak 2022 tarihinden itibaren üretime geçici olarak ara verilmiştir” denildi.

Ege Endüstri ise KAP’a, Ege Serbest Bölge‘de 25-27 Ocak arasında 48 saat elektrik kesintisi yaşanacağını yönünde bildirim aldıklarını belirterek, “Elektrik kesintisi nedeniyle serbest bölge fabrikamızda üretim yapılamayacaktır” bilgilendirmesini yaptı.

Muaf tutulacak sektörler belli oldu

Öte yandan sanayiciye uygulanacak doğalgaz ve elektrik kesintilerinden ilaç sektörü, et ve süt sektörü ile cam, seramik, demir çelik sektörlerinin muaf tutulduğu belirtildi.

Sektör temsilcileri henüz resmi açıklama olmamasına karşın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in herhangi bir kesinti olmayacağını kendilerine aktardığını anlattı.

Sozcu.com.tr’ye bilgi veren Abdi İbrahim Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut,“Hem elektrik hem doğalgaz kısıntılarından muaf olacağız. Tarafımıza yapılan resmi bir yazılı bir açıklama yok ancak dün akşam hem sanayi bakanımız hem enerji bakanımız ile yaptığımız görüşmede, ilaç sanayisinin enerji kesintilerinden muaf olacağı tarafımıza bildirildi” dedi.

Ulusal Süt Konseyi (USK) Yönetim Kurulu Başkan Vekili Cihat Şimşek ile Tire Süt Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Eskiyörük de  muafiyetin et ve süt sektörü için de geçerli olduğunu doğruladı.

Muafiyet, sıcak üretim yapan yani fırını olan cam, seramik, alüminyum, demir çelik ve bakır alanında üretim yapan firmalarla ihracatçı firmalar için de geçerli olacak.

[Yeşil Hasbihal-1] Avrupa’da yeşil enerji krizi: Nükleer ve doğalgaz tartışmalarının geleceği ‘güçler dengesi’ne bağlı

Avrupa Komisyonu’nun doğalgazı ve nükleeri ‘yeşil enerji’ olarak sınıflandırma önerisi, Avrupa Birliği’nde büyük tartışma yarattı ve üye ülkeler arasında ihtilafa yol açtı. Siyasi, ekonomik ve bilimsel boyutları olan bu önemli konuyu, Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Türkiye’nin İklim ve Enerji Programı Kıdemli Uzmanı Tanyeli Sabuncu ile konuştuk.

Yeşil ürünler taksonomisi, Avrupa Birliği’nin iklim hedeflerine ulaşabilmek için finansmanı doğru yatırımlara yönlendirebilmesi amacıyla tasarlanmıştı. Rehberin güvenilirliğini sağlamak adına, 2018’de bir teknik uzman grubu oluşturuldu. İki sene sonra yayımlanan tüzüğündeyse, Taksonomi’ye dahil edilecek tüm faaliyetlerin sürdürülebilirliğinin bilimsel kanıtlara dayanması şartı getirildi. Ancak Sabuncu’ya göre, 2021’in son günlerinde başlayan nükleeri ve doğalgazı ‘yeşil’ ilan etme hazırlıkları, Komisyon’un lobi baskıları sonucunda bu yaklaşımdan saptığını gösteriyor.

Komisyon’un ilk yayımladığı eşik değerlere göre (kWh başına 100gr CO2 eşdeğeri), Taksonomi’ye girecek şekilde elektrik üretmek isteyen bir doğalgaz santralinin tek çaresi, karbon tutma ve depolama tekniklerinden faydalanmaktı. Fakat hükümetlerin ve özel şirketlerin baskısı sonucu, bu eşik değerde önemli bir artışa gidildi: kWh başına 100 gr’dan 270 gr. Benzer şekilde, çözümsüz bir atık sorunu olan nükleer santrallerin de, 2050’ye yönelik atık depolama planı ortaya koymaları durumunda ‘yeşil’ tanımlanabilecekleri ifade edildi.

Sabuncu bu gelişmeleri, “Taksonomi’nin ‘güvenilir ve tarafsız bir rehber olmaktan çıkıp Avrupa Birliği’ndeki güçler dengesini yansıtan bir hal alması” olarak yorumluyor: “Vaat karşılığında nükleer ve doğalgazın yeşil yıkamaya tabi tutulduğunu görüyoruz. Bu vaatlerin yerine getirilmemesi halindeyse bir yaptırım da yok”

 

Taksonomi’de bilimsellik şartı bulunduğunu hatırlatan Sabuncu, ‘Gerek Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), gerekse AB’nin kendi uzmanlarının analizleri, doğalgazın ve nükleerin yeşil bir yakıt olarak değerlendirilemeyeceğini gösteriyor’ diye ekliyor. Avrupa Komisyonu uzmanları tarafından 2020 yılında yayımlanan bir rapora göre, AB’nin 2030 hedeflerine ulaşmak için yeni doğalgaz yatırımlarına değil, mevcut doğalgaz üretimini yüzde 30 azaltmaya ihtiyacı var.

Fransa çatlağı

“AB’nin iklim hedefleriyle çelişen bu gelişmelerin arkasında yatan ne” sorusunun yanıtını ise  Sabuncu’ya göre ülkelerin hangi yakıtlardan elektrik ürettiğinde aramak gerekiyor.

Hem kömürden hem de nükleerden çıkış hedefi bulunan Almanya, bir önceki hükümetin iktidarda olduğu ekim ayından bu yana, doğalgazın Taksonomi’ye dahil edilmesi için baskı yapıyor. Amacı, yeni doğalgaz yatırımlarına finansman yaratmak. İspanya, Danimarka, İrlanda ve Hollanda gibi ülkeler ise doğalgaza açıkça karşı çıkıyor.

Öte yandan, elektriğinin yüzde 70’ten fazlasını nükleer santrallerde üreten ve 2022’de AB dönem başkanı olan Fransa için, nükleerin Taksonomi’ye girmesi kritik önemde. Bu konuda Çekya, Macaristan, Bulgaristan ve Polonya gibi doğalgazın enerji paletinde önemli yer tuttuğu ülkelerin nükleere desteği karşılığında, Paris de doğalgazın yeşil enerji olarak sınıflandırılmasına destek veriyor. Almanya, Avusturya, Lüksemburg’un da aralarında bulunduğu bazı ülkeler ise kesin bir dille nükleerin kapsam dışında bırakılmasını savunuyor.

Tanyeli Sabuncu.

21 Ocak’ta AB’nin bir araya getirdiği uzmanlar da nükleer ve doğalgaz konusunda görüşlerini iletti ve her iki yakıtın da ‘yeşil’ kabul edilemeyeceğini bildirdi.  Önümüzdeki süreçte Komisyon, bu görüş doğrultusunda önerisinde bazı değişikliklere gidebilir. Aksi durumda Bakanlar Konseyi ve Avrupa Parlamentosu, konuyu gündemlerine alacak.

Türkiye ne yapacak?

Sabuncu, AB’nin doğalgaz ve nükleeri ‘yeşil’ kabul etmesi durumunda Türkiye’nin bu karardan etkilenmemesinin, net sıfır hedefine ulaşmak için büyük önem taşıdığını vurguluyor.

‘Avrupa’da oluşan bilimsel temelden uzak ve tamamen politik yaklaşımı takip edersek, iklim hedeflerimizde geriye düşeriz ve 2053 vizyonumuzu yerine getirmek, olanaklı olmaktan çıkar,’ diyen Sabuncu, böyle bir yaklaşımın atıl yatırım riski oluşturacağını da ekliyor.

Kömürden Çıkış 2030 Raporu’nda, mevcut piyasa şartlarında Türkiye’nin ilave doğalgaz yatırımı yapmadan 2030’a kadar kömürden tamamen çıkabileceğini ortaya koyduklarını aktaran Sabuncu, ‘Atılması gereken ilk adım, kömürden çıkışı planlamak’ diyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Benim oradaki hitabımın muhatabı Sezen Aksu değildir

Milli Beka Hareketi Genel Başkanı Murat Şahin‘in Twitter’da Sezen Aksu‘yu “Şahane Bir Şey Yaşamak” adlı şarkısı nedeniyle hedef göstermesiyle başlayan süreç MHP lideri Devlet Bahçeli, ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın isim vermeden “Dilini koparırız” açıklamalarıyla devam etmişti. Aksu hakkında suç duyurusunda bulunulmuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün NTV-Star TV ortak yayınında Sezen Aksu ile ilgili yeni bir açıklama yaparak, “Benim oradaki hitabımın muhatabı Sezen Aksu değildir” dedi. Cumhurbaşkanı şöyle konuştu:

“Burada çok açık net bir gerçeği ortaya koymakta fayda var. Benim oradaki hitabımın muhatabı Sezen Aksu değildir. Sezen Aksu Türk müziğinin önemli bir ismidir eyvallah. Şarkılarıyla insanımızın duygularına tercüman olmuş bir sanatçımızdır bu başka bir şey bunu kenara koyalım. Ama diğer taraftan ben ülkenin cumhurbaşkanı olarak insanımızın hangi inançtan olursa olsun dini değerlerine yani kutsalına laf edilmesine müsaade etmem. Kaldıki burada sadece Hz. Adem‘le Havva validemiz değil aynı zamanda burada Meryem validemize burada hakaret var. Benim insanımızın kutsalına yönelik hassas bir duruşum var bunu da herkes bilir. Dilini koparma ifadesini bir kişinin şahsına yönelik değil kutsallarına karşı yönelik bir tavır olarak ifade ettim.

Hatırlayın Demokrat Parti döneminde Atatürk‘ü koruma kanunu çıkarıldı. Şimdi biz kutsallarımızı korumak için kanun mu çıkaracağız. Bu bir duruş, saygı bir kabullenme ve birlikte yaşama tecrübesi olarak hayata geçmeli. Özgürlüğün sınırları hakaret etmek, rencide etmek veya kutsallara kötü sıfatlar yakıştırmak değildir. Bizim dinimiz tüm peygamberlere kendi peygamberimize olduğu kadar saygı ve hürmeti emrediyor. Ne zaman birbirimize inançlarımıza değerlerimize saygı duyacağız? Ne zaman bu konularla gündem oluşturmaktan vazgeçeceğiz? Kimse toplumumuzu kutuplaştırmaya özellikle de tüm bu konulara yönelik görmezden gelmemizi beklememeli. Birlikte yaşamamızın teminatı birbirimize duyduğumuz saygıdır.Bu saygıyı ortaya koymaya mecburuz. Bu hassasiyetimin de ayrıca hiç isim vesaire zikretmeden ortaya koyduğum bir ilkenin kabulüdür. Bu ilkeyi de zannediyorum herkes kabul edecektir.”

Ne olmuştu?

Sezen Aksu, “Şahane Bir Şey Yaşamak” şarkısında geçen “Binmişiz bir alamete. Gidiyoruz kıyamete. Selam söyleyin o cahil Havva ile Adem’e…” sözleri nedeniyle sosyal medyada hedef gösterildi.

Milli Beka Hareketi Genel Başkanı Murat Şahin, önce Tarkan‘ın “cuppa cuppa” şarkı sözleriyle “cunta cunta” dediğini belirterek tepki göstermişti. Şarkının sözlerinin Sezen Aksu’ya ait olması nedeniyle tepkisi Aksu’ya yönelmişti.

Şahin, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “14 Temmuz 2016’da ‘CUNTA’ imalı şarkının sözlerini yazan, dün de dini hassasiyetlerimize hakaret içeren şarkı sözlerini piyasaya sürerek kinini kusan, FETÖ’nün ‘aziz dostum’ dediği Sami Yıldırım’ın kızı #sezenaksu yarın 20:30’da kapındayız…” dedi.

Önce Devlet Bahçeli, ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sezen Aksu’ya yönelik tepkilere isim vermeden katılmışlardı. Bahçeli “Serçe’ysen serçeliğini bil. Kuzguna dönme” derken Cumhurbaşkanı Erdoğan “Bütün bunların karşısında dimdik duracak olanlar sizlersiniz. Hz. Adem efendimize kimsenin dili uzanamaz. O uzanan dilleri yer geldiğinde koparmak bizim görevimizdir” demişti.

15 Temmuz Şehitler ve Gaziler Platformu üyeleri, “Şahane Bir Şey Yaşamak” şarkısındaki “Adem ve Havva” göndermesi nedeniyle Sezen Aksu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştu. Savcılığa sunulan dilekçede, Hz. Adem ve Hz. Havva için “Selam söyleyin o cahil Havva ile Ademe” diyen Aksu hakkında ‘dini değerleri aşağılama ve halkı kin ile düşmanlığa tahrik etme’ suçlarından dava açılması talep edildi.

İstanbul Çağlayan Adliyesi önünde açıklama yapan grup Aksu için şu ifadeleri kullandı: “Köksüz, adına minik serçe dediğimiz, aslında Adem aleyhisselamı yoldan çıkaran şeytanın yolundan giden. Şehitlerimize asla laf söyletmeyiz. Bundan sonra söyletmeyeceğiz. Onlara laf söyleyenlerin dillerini keseceğimizi buradan ilan ediyoruz. İçişleri Bakanımızın da dediği gibi, beyinlerine sıkacağız, kafalarına sıkacağız. İnlerinde hepsini ezeceğiz. Dağda, PKK’yı Kandil’de nasıl eziyorsak, onları savunanlara da bunu bir defa daha söylüyoruz” denilmişti

203 isimden Aksu’ya destek bildirisi

Öte yandan Sezen Aksu’ta destek mesajları da paylaşılmıştı. Tarkan, Mustafa Sandal, Zülfü Livaneli, Orhan Pamuk gibi isimlerin ardından aralarında Latife Tekin, Elif Şafak, Ece Temelkuran, Birhan Keskin, Hayko Cepkin, Şükrü Erbaş gibi yazar, gazeteci, akademisyen, müzisyen ve şairlerin olduğu 203 isim bir destek bildirisi yayımlayarak, “Sezen Aksu asla yalnız yürümeyecek ve bizler bir kişi dahi eksilmeyeceğiz” demişlerdi.

RTÜK’ten kanallara Aksu uyarısı

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) yönetimi, müzik yayını yapan kanalları tek tek arayarak sanatçı Sezen Aksu’nun hedef gösterilen “Şahane Bir Şey Yaşamak” adlı şarkısını yayınlamaları durumunda ağır yaptırımlarla karşılaşabilecekleri uyarısında bulunmuştu.

Sezen Aksu tepkilere Avcı şarkı sözleriyle yanıt verdi

Sezen Aksu, hedef gösterildiği sürece resmi internet sitesi sezenaksu.com.tr’den yanıt verdi. “Avcı” isimli bir şarkısı sözüyle tepkilere yanıt veren Aksu’nun bu şarkısı 35 farklı dile de çevirildi.

AVCI

Sen beni üzemezsin
Zaten çok üzgünüm
Nereye baksam acı
Nereye baksam acı
Ben avım sen avcı
Vur bakalım….

Sen beni sezemezsin
Dilimi ezemezsin
Nereye baksam acı
Nereye baksam acı
Kim yolcu kim hancı
Dur bakalım…

Beni öldüremezsin
Sesim, sazım, sözüm var benim
Ben derken ben herkesim

Sonuç olarak 47 yıldır yazıyorum…. Yazmaya da devam edeceğim.

Sezen”

20 dakika arayla yanıp sönen yeni bir ışın türü keşfedildi

Avustralya‘da Curtin Üniversitesi‘nden bir ekip, evrendeki radyo dalgalara dair bir araştırma yaptı.

Araştırmacılardan Tyrone O’Doherty, yürüttüğü araştırma sırasında 20 dakikada bir gelip giden yeni bir ışın türü tespit etti.

Araştırmayı denetleyen Astrofizikçi Dr. Natasha Hurley-Walker, milisaniyeler veya saniyeler içinde yanıp sönen ışığın Pulsar (nötron yıldızı), birkaç gün içerisinde yanıp sönen ışığın ise Süpernova kaynaklı olduğunu, ancak yeni tespit edilen ışık türünün 20 dakikada bir gelip gittiğini kaydetti.

Guardian‘ın aktardığına göre, Hurley-Walker, yeni ışık türünün kaynağının bilinmediğine dikkati çekerek, bu ışığın yaklaşık 4 bin ışık yılı gibi yakın bir mesafeden geldiğini belirtti.

O’Doherty de ışın türünün, var olduğu tahmin edilen ancak asla gözlemlenmeyen bir tür nötron yıldızı olan “magnetar” olabileceğine işaret etti.

O’Doherty, gökyüzünü incelemek için ülkenin batısındaki Murchison Widefield Array (MWA) teleskoplarını kullandı.

Araştırmanın sonuçları Nature dergisinde yayımlandı.

Kuraklık tehdidi altındaki Meke Gölü’ne kamyonlarla kar taşınıyor

Karapınar-Ereğli kara yolunun 7. kilometresinde bulunan, kuş bakışı görünümü nedeniyle “dünyanın nazar boncuğu” olarak adlandırılan Meke Gölü, son yıllarda kuraklık nedeniyle kuruma noktasına geldi.

Konya ve çevresinde bir haftadır etkili olan yoğun kar yağışı, gölün kurumaması için bir fırsat oluşturdu. Karapınar Belediyesi ekipleri ilçe merkezinde 25 santimetreye kadar ulaşan karı kamyonlarla merkeze 8 kilometre uzaklıktaki Meke Gölü’ne taşımaya başladı.

Fahri Mithat Korkusuz‘un AA‘dan aktardığına göre, Çalışmaları yakından takip eden Karapınar Belediye Başkanı Mehmet Yaka, konuya ilişkin ana ve ara yollar ile kaldırımlarda biriken kar kütlelerinin belediye ekipleri tarafından temizlendiğini söyledi. Yaka, hem vatandaşın güvenliğini hem de Meke Gölü’nün selametini düşündüklerini vurgulayarak şöyle konuştu:

“70 personelimiz, 30 iş makinesiyle özveriyle çalışmalara katılıyor. İş makineleri tarafından toplanan karlar, kamyonlarla kuruyan Meke Gölü’ne dökülmeye başlandı. Dökülen karların gölümüzün su seviyesinin artmasına katkısı olacağını ümit ediyoruz Gölümüz son yıllarda kuraklığın pençesinde ve kurumak üzere. İlkbahar ayında yağmur suyuyla bir nebze de olsa suyun oluşabilmesine destek sağlamak için şehir merkezinden getirdiğimiz karları ekiplerimiz buraya döküyorlar. Karı bir bereket olarak görüyor ve çalışmalarımızı devam ettiriyoruz.”

CHP lideri Kılıçdaroğlu: Tek ihalede hazinenin 6 milyar lirası iç edildi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, resmi Twitter hesabından “Sevgili Halkım, şahıs ve ailesine direnen vatansever bürokratları anlatmak istiyorum. Bir de bir ıslak imza ile hazineden 6 milyar TL’nin nasıl iç edildiğini hadi buyurun!” notuyla bir video yayınladı.

Videoda elindeki belgeyi göstererek, “3 Nisan 2018. Bir açık ihale yapılır. Bu ihaleye 15 firma katılır. İhalenin bedeli 3 milyar 198 milyon 743 bin 127 lira. Ama kazanan firmaya bu ihale verilmez. Neden beşli çeteden değil. İhale iptal edilir. 21 Ağustos 2020’de ihale yeniden açılır. Aynı iş bu kez 9 milyar 449 milyon 995 bin 834 liraya beşli çeteye peşkeş çekilir. Saraydaki şahıs ne için imza atıyor anladınız mı. Tek imza ile 6 milyar TL çeteye peşkeş çekiliyor” diye konuştu.

 

‘Devletin bürokrasisinin hâlâ kalbi atıyor’

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, daha önce bürokratlara yaptığı çağrıyı hatırlatarak şöyle konuştu:

“Saraydaki önce AK Parti’yi zapturapt altına aldı, sonra tüm kurucularını partiden attı, sonra partisini ailesine peşkeş çekti, en sonunda da devleti ailesinin isteklerine boyun eğdirdi. Ben de bürokratlara seslendim. Seslendim çünkü, devletin nabzı var mı duymak istedim. Var sevgili halkım var. Bu devletin bürokrasisinin hâlâ kalbi atıyor. Vatansever bürokratlar hâlâ oradalar. Vatanseverler, bu saraylı ve ailesinin kanun dışılığını, suç maiyetindeki isteklerine direniyorlar. Uzun zamandır işte bu yüzden konuşamadık.

‘Belge yağıyor, yolsuzluklar, israflar, peşkeşler…’

Belge yağıyor, yolsuzluklar, israflar, peşkeşler… Bugün sizi bu belgelerden sadece bir tanesine şahit olmanız için davet ettim. Yüzlercesi var. Bazıları bizzat saraydaki şahıs tarafından imzalanmış, görüyorsunuz değil mi? Bu şerde şöyle bir hayır var. Beytülmale el uzatan, bu belgelerin arkasında kim var hepimiz görüyoruz.

‘Tek imza ile 6 milyar TL çeteye peşkeş çekiliyor’

“Bir belgeyi anlatayım. 3 Nisan 2018. Bir açık ihale yapılır. Bu ihaleye 15 firma katılır. İhalenin bedeli 3 milyar 198 milyon 743 bin 127 lira. Ama kazanan firmaya bu ihale verilmez. Neden beşli çeteden değil. İhale iptal edilir. 21 Ağustos 2020’de ihale yeniden açılır. Aynı iş bu kez beşli çeteye peşkeş çekilir. Saraydaki şahıs ne için imza atıyor anladınız mı. Tek imza ile 6 milyar TL çeteye peşkeş çekiliyor. Hazine’nin kasasını soyanlar doymamış daha çok para istemişler ve imzalamak zorunda kalmış.

Aslında ben bugün size saraylı ve ailesinin anlattığı yolsuzluğu anlatmak için gelmedim. Bunların yolsuzluğu artık sağır sultan için bile yeni haber değil. Ben bugün hâlâ devletimizde vatanseverler, direnenler var demek için, sizleri evime davet ettim. Bu vatanseverler yüzlerce belgeyi göndermeye devam ediyorlar. Devletin denetlemeyle görevli kurumlarının onurlu memurları da bu işleri incelemeyi bırakmış değiller, tarihe not düşecek raporlarını hazırlamaya devam ediyorlar. Hiç merak etmeyin bu daha başlangıç, hepsini açıklayacağız.”

‘Artık bu devletin onurlu bürokratlarının zamanı geliyor’

“Ey şahıs! Sana çok sürprizlerim var. Benim karşıma çıkamıyorsun ama duyduğum kadarıyla tam şu anda ekranlara çıkmışsın. Karşında oturan cesur gazetecilere sesleniyorum. Bu belgeleri kendisine sorabilir misiniz? Siz sormasanız da bu devletin şerefli, onurlu bürokratları da halkımız da soruyor ve soracak.

Artık bu devletin onurlu bürokratlarının zamanı geliyor. Bu suçlara ortak olanlara tabii ki muamele olacak. Selam olsun o vatanperver bürokratlara, selam olsun direnenlere.”