Ana Sayfa Blog Sayfa 1054

Türkiye’de günlük Covid-19 vakaları son bir ayda 3 kattan fazla arttı

Türkiye‘de Omicron varyantının baskın hale gelmesinin ardından yükselişe geçen günlük yeni tip koronavirüs (Covid-19) vakaları son bir ayda 3 kattan fazla arttı.

Sağlık Bakanlığı verilerinden derlenen bilgilere göre, 27 Aralık’ta 26 bin 99 olan vaka sayısı, 31 Aralık’ta 40 bin 786’ya yükseldi.

Günlük vaka sayısının, 1 Ocak’ta 36 bin 731 olarak kaydedilmesinin ardından 5 Ocak’ta 66 bin 467’ye çıkarak o güne kadarki en yüksek seviyeye ulaştı. 6-10 Ocak’ta 61-68 bin civarında seyreden vaka sayısı, 11 Ocak’ta ilk kez 70 bini aşarak 74 bin 266’ya yükseldi.

Birgünde 80 binin üzerinde vaka

Günlük Covid-19 vakaları, 16 Ocak’ta 54 bin 100’e düşmesinin ardından aşamalı olarak tekrar arttı ve 25 Ocak’ta 76 bin 341 kişinin koronavirüs testi pozitif çıktı.

Son günlerde yükselişin sürmesiyle 26 Ocak’ta 77 bin 434, 27 Ocak’ta 82 bin 180 vaka tespit edildi.

Türkiye’de salgının başından bu yana ilk kez, 27 Ocak’ta günlük vaka sayısı 80 binin üzerine çıktı. Böylece ülke genelindeki günlük vaka sayılarında son bir ayda 3 kattan fazla artış yaşandı.

‘Ölümler artabilir, pandeminin ilk günlerine dönmüş gibiyiz’

Covid-19 aşısı yaptırmayanlar için şehirler arası seyahatte PCR testi zorunluluğu önce kaldırıldı, ardından tekrar getirildi. Bu uygulama Türkiye’nin salgın yönetimiyle ilgili yeni tartışmalara neden olmuştu.

Salgın yönetiminin alınan kararlarda Omicron varyantının Delta ya da Covid-19 virüsünün kendisi kadar ölümcül olmadığı gösterilirken Yeşil Gazete’ye vaka sayısının daha da artacağını ve Şubat ayında hastaneye yatan hastalarda da artış olabileceği uyarılarında bulunmuştu.

İstanbul Tabip Odası Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Saip, “Salgın yönetimi bu şekilde devam ederse bir sürü ölüm olacaktır ve bu ölümlerden iktidar sorumludur. Sonuçta bu ölümcül bir hastalık. Ne kadar çok kişiye yayılırsa o kadar kişi ölecek demektir. Omicron hastalığın daha hafif geçirilmesine sebep oluyor da diyemeyiz. Çünkü daha çok kişiye bulaştığı için daha çok insan etkilenecektir” diyerek uyarmıştı.

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği‘den (KLİMİK) Prof. Dr. Bülent Ertuğrul, ise şöyle konuşmuştu:

Pandeminin ilk günlerine dönmüş gibiyiz’ diyerek sözlerini “Önümüzdeki dönemde özellikle aşısız grupta hastaneye yatışların artacağını düşünüyorum. Önlem almadan bu şekilde devam ederse özellikle Şubat ayında artacaktır. Kontrolleri, önlemleri bırakırsanız toplumsal bağışıklığa doğru kendiliğinden bir gidiş olacak gibi”

‘Emisyonları yoksul ülkelerinkini gölgede bırakan Batı, iklim ikiyüzlülüğü yapıyor’

Küresel Kalkınma Merkezi‘nin (CGD) analizine göre, ocak ayının ilk iki gününde ortalama bir İngiliz, Demokratik Kongo Cumhuriyeti‘nden bir kişinin bir yıl içinde üreteceğinden daha fazla karbondioksit emisyonundan sorumlu.  

Guardian’ın aktardığına göre, CGD Europe‘da politika analisti olan Euan Ritchie, çalışmalarını, gelişmekte olan ülkelerdeki fosil yakıt projelerine yardım finansmanını durdurma sözü veren Birleşik Krallık ve ABD de dahil olmak üzere batılı ülkelerin “iklim ikiyüzlülüğü” üzerine yaptıklarını söyledi.

Ritchie şunları söyledi:

“Cop26’da, yardım ve diğer kalkınma finansmanının daha yoksul ülkelerdeki fosil yakıtları ne ölçüde finanse etmesi gerektiği konusunda zengin ülkeler arasında pek çok çekişme vardı. Bu ikiyüzlülük dikkatimi çekti. Analizimiz, sadece birkaç gün içinde, Birleşik Krallık’taki ortalama bir insanın, birçok düşük gelirli ülkedeki insanların bir yıl boyunca yaptığından daha fazla iklim emisyonu ürettiğini gösteriyor. Bu soruna en az katkıda bulunan ülkelerin enerji altyapısına erişememesi acımasız bir ironi olur.”

Bazı gelişmekte olan ülkeler de dahil olmak üzere birçok ülke ve finans kurumları, uluslararası fosil yakıt projelerine verilen kamu desteğini sona erdirme taahhüdünü imzalamıştı. Ancak aynı ülkeler kendi ülkelerinde fosil yakıtları geliştirmeye devam edebilecekler . ABD, 1,6 gigatondan fazla potansiyel sera gazı emisyonuna denk gelen, en az 24 askıda bekleyen fosil yakıt projesine sahipken, Birleşik Krallık Kuzey Denizi’ndeki yeni petrol ve gaz sahalarına lisans veriyor.

CGD araştırması, bir İngiliz veya ABD vatandaşının enerji kullanımının düşük veya orta gelirli bir ülkede yaşayan birinin enerji kullanımını hesaplamak için her ülke için Dünya Bankası‘nın bir yıla yayılan kişi başına karbon emisyonu verilerini kullandı. Başta Sahra Altı Afrika’da olmak üzere yaklaşık 940 milyon insanın elektriğe erişimi yok .

Uluslararası bir araştırma ağı olan Büyüme için Enerji Merkezi, Güney Afrika ve birkaç kuzey Afrika ülkesi hariç Afrika’daki 48 ülke, doğal gaz kullanımı yoluyla elektrik tüketimini üç katına çıkarsa bile, ortaya çıkan karbon emisyonlarının küresel toplamda yüzde 1’den az olacağını tahmin ediyor. 

Kaliforniya, Berkeley‘deki Breakthrough Enstitüsü‘nün enerji ve kalkınma direktörü Vijaya Ramachandran, yoksul ülkelerdeki fosil yakıt projelerine yönelik kapsamlı yasakların “sömürge anlayışı” olduğunu ve dünyanın karbon emisyonlarını azaltmak için çok az şey yaparken yoksulluğu artıracağını savundu: 

“Zengin ülkeler için fakir ülkelere fosil yakıt finansmanı yasakları getirirken aynı zamanda kendi fosil yakıt tüketimini artırmaları çok kolay. Bu ikiyüzlülüktür ve kalkınmayı hızlandırmak için geniş bir enerji yelpazesine ihtiyaç duydukları için yoksul ülkeler için yıkıcıdır. Afrika ülkelerine sadece güneş enerjisine ihtiyaçları olduğunu söylemek tamamen ikiyüzlülük ve sömürgeciliktir.”

Kenyalı Mutiso, “İklim krizini orta vadede çözmek, yalnızca soruna neden oldukları için değil, aynı zamanda mantıksal olarak, yüksek emisyonların yoğunlaştığı yer olduğu için yüksek emisyonlu ülkelerin sorumluluğudur” dedi: 

Mutiso, yalnızca Kaliforniya’da oyun oynamaktan kaynaklanan tahmini elektrik talebinin 2011’de 5 terawatt saatten (TWh) 2021’e kadar 11TWh’ye, yani Sri Lanka’nın tüm tüketimine eşit olacağını belirten 2019 tarihli bir araştırmayı da hatırlattı.

Çevre örgütlerinden İkizdere’de yıkıma karşı ‘Defol Cengiz’ kampanyası

Alamos Gold‘un Kirazlı Altın Madeni Projesi nedeniyle kazılarak “altı üstüne getirilen” Kazdağları, şimdi de Bayramiç’te faaliyete geçirilmek istenen Halilağa Bakır Madeni‘nin projesiyle karşı karşıya. Cengiz İnşaat’ın İyidere lojistik liman projesi için kurulmak istenen taş ocağına karşı bölge halkının yürütmenin durdurulması ve projenin iptali talebiyle açtığı davada bilirkişi heyetinin raporunu sunmasının üzerinden 107 gün geçti.

Mahkemeye verilen bilirkişi raporunda  “Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) gerekli değildir” kararının teknik olarak yeterli ve uygun olmadığını belirtiliyor.

Rize İdare Mahkemesi’nin 107 gündür karar vermemesini çevre örgütleri ve halk sosyal medyada “Defol Cengiz” kampanyası düzenleyerek protesto etti. Kampanya, “İkizdere’de, Artvin’de doğa talanında ısrar eden, aldığı ihaleler ile enerjiden inşaata, otoyollarından havalimanlarına rantını önemseyen ama vatandaşı önemsemeyen, Kazdağları’nda yüz binlerce ağaç kesimine neden olacak Halilağa Bakır Madeni projesi ile her an katliam hazırlığında olan Cengiz Holding’e karşı Twitter’da eylemdeyiz” sözleriyle duyuruldu.

Cengiz Holding’in yıkım faaliyetlerini sürdürdüğüne dikkat çeken çevreciler mahkemenin bir an önce vereceği kararla yıkımı durdurmasını talep ediyor.

https://twitter.com/ikizdere_icder/status/1486728507371573256?s=20&t=Y03UDMnm_oacOesSbE8DBg

Cengiz Holding, mahkemenin ‘taş ocağı olamaz’ dediği İkizdere’de inşaata başlamıştı

Mahkemenin iptal kararı verdiği aynı alanda geçen ay Cengiz İnşaat elamanları bölgede çalışmalar başlatmış ancak köy muhtarı ve yurttaşlar şirketin bölgede çalışma yapmasına tepki göstermiş ve alandan uzaklaştırmıştı.

Yaşanan bu gelişimlerin ardından İkizdere Dernekler Federasyonu İstanbul’da bir basın açıklaması yaparak ‘İkizdere vadisinin SİT alanı ve koruma altında olan bir vadi olduğuna dikkat çekerek İkizdere halkıyla dayanışma çağrısına bulunmuştu.

Ne olmuştu?

Rize’nin İkizdere ilçesinde yapılacak olan lojistik liman inşaatında kullanılmak üzere ihtiyaç duyulan taş ocağı için Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, ilçedeki Eskencidere Vadisi’nde acele kamulaştırma kararı alındı.

Bunun üzerine köylüler harekete geçerek, vadinin girişine çadır kurup nöbet tutmaya başladı. Kararı da yargıya taşıdı. Ancak inşaatı gerçekleştirecek olan Cengiz Holding çalışanları 21 Nisan’da vadiye girerek taş ocağı için yol açma çalışmalarına başladı.

Jandarma eşliğinde gelen şirket çalışanları, vadi girişine çadır kurup nöbet tutan vatandaşlardan çadırlarını kaldırmalarını istedi. Nöbet tutan vatandaşların tepkilerine rağmen çadırlar kaldırılırken, jandarma vadi girişine barikat kurdu.

Kısa sürede iş makineleri çalışmaya başlarken, bölge halkı da vadiye akın etti. Vatandaşlar, vadide çalışma yapan firma yetkilerinin herhangi bir izinlerinin olmadığını, yapılan çalışmanın yasa dışı olduğunu söyledi. Direnen köylüler, eylemleriyle iş makinalarının alandan ayrılmasını sağladı.

Halkın tepkisi nedeniyle başlamamıştı

Bölgenin büyük maden projelerinden biri olan “Halilağa Bakır Madeni Projesi” 2019 yılında büyük bir tepkiyle karşılanan Kirazlı Altın Madeni ve onun diğer ayağı olan Ağı Dağı Altın Madeni projelerinin ortasında yer alıyor. Üç projenin hayata geçmesi, Kazdağları’nda 19 bin futbol sahası (13 bin 500 hektar alan) büyüklüğünde bir maden alanının oluşmasına yol açacak. Projeler; bölgenin su varlıkları, toprağı ve tarımsal üretimi ile birlikte Kazdağları’nda binlerce yıllık bir kültürü de tehdit ediyor.

Kamuoyuna bakır madeni projesi olarak sunulsa da, aynı ruhsat alanı için 2012 yılında “Halilağa Altın Madeni Projesi” ismiyle ÇED süreci yürütülmüş ve ÇED olumlu kararı alınmış; ancak yöre halkının tepkisi nedeniyle, proje bugüne kadar hayata geçememişti.

Direnişe rağmen inşaat sürerken Cengiz İnşaat’ın 3 Mart’ta kapasite artışı talebiyle başvuru yaptığı ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı 11. Bölge Müdürlüğü’nün, şirkete yeni bir taşocağı açması için izin verdiği ortaya çıktı. Bu sırada köylüler avukatları aracılığıyla projeyi yargıya taşıdı.

Fosil yakıtlara artan talep iklim hedeflerine darbe indirebilir

Küresel petrol fiyatlarının varil başına 90 dolara çıkması, yatırımcıları uzun vadeli fosil yakıt projelerine daha fazla nakit ayırmaya teşvik edebilir, dünyanın karbon emisyonlarını iklim hedeflerine göre sınırlama umutlarını boşa çıkarabilir ve milyarlarca dolarlık yatırımı boşa harcayabilir.

Finansal düşünce kuruluşu Carbon Tracker‘in hazırladığı rapora göre, son fiyat artışları, daha fazla potansiyel projenin kısa vadede kazançlı yatırımlar olarak görünmesi anlamına gelebilir. Ancak analiz, bu projeler başladığında fosil yakıtlara olan talebin azalmaya başlayabileceğini ve yatırımcılar ve iklim kampanyacıları için bir “kabus senaryosu” yaratabileceğini öne sürüyor.

‘Fosil yakıt yatırımlarının uzun vadeli olması mümkün değil’

Küresel ekonomi, 2020’de Covid-19 salgınının tetiklediği ekonomik yavaşlamadan yavaş yavaş çıkıyor. Petrol ve gaz talebi de güçlü bir şekilde toparlandı ve bu da küresel gaz arzı daralmasına, enerji piyasasında fiyatların fırlamasına yol açtı.

Uluslararası petrol fiyatı ise Nisan 2020’de varil başına yaklaşık 20$’lık dip seviyelerinden Çarşamba günü varil başına 90$’a yükseldi. Bu, son yedi yılın en yüksek seviyesi ve yıl sonunda 100$’a ulaşabilir. Gaz fiyatları da Avrupa ve Asya’daki pazarlarda tüm zamanların en yüksek seviyelerine ulaşarak yaşam maliyeti krizini körükledi.

Buna karşın Carbon Tracker, artışın uzun vadeli bir fosil yakıt yatırımının çok uzun sürmesinin pek mümkün olmadığına işaret ediyor. Raporda hükümetlerin iklim taahhütleri, elektrikli araçlara ve yenilenebilir enerjiye hızlı geçişle birleştiğinde, 2020’lerin sonlarından itibaren 2040’a kadar petrol talebini keskin bir şekilde aşağı çekeceği öngörüsünde bulunuluyor.

Carbon Tracker’ın petrol ve gaz başkanı ve raporun ortak yazarı Mike Coffin, “Gaz için aynı aşırı yatırım hikayesini görebilirsiniz” dedi. Coffin,  Petrol ve gaz şirketleri ile onların yatırımcılarına, mevcut piyasa fiyatlarına dayalı olarak yeni fosil yakıt projelerine uzun vadeli yatırımlar yapma “cazibesine direnme” tavsiyesinde bulundu.

Carbon Tracker analisti ve raporun baş yazarı Axel Dalman ise şunları söyledi: “Şirketler yüksek fiyatları, daha fazla arz yatırımına işaret eden devasa bir neon tabela olarak görebilirler. Ancak, petrol sağlayan projelerle devam ederlerse bu bir kabus senaryosu haline gelebilir.”

‘Yatırımcılar riski göze almalı’

Coffin,düşük karbonlu enerjiye geçişe, fosil yakıt geliştiricilerinin karşı karşıya olduğu büyük değişikliğin risklerini kabul etmemelerinin karbon emisyonlarını kilitleme riskini taşıdığını ve bunun da yatırımcı getirilerinin yanı sıra Paris iklim hedeflerini de sekteye uğratacağını kaydetti.

Uyarı, Uluslararası Enerji Ajansı‘nın direktörü Fatih Birol’un, hükümetlerin gelecekteki bir enerji piyasasına karşı bir önlem olarak gaza olan bağımlılıklarını azaltmak için önümüzdeki on yıl içinde düşük karbonlu enerji kaynaklarına yatırımlarını üçe katlamaları yönünde bu hafta yaptığı çağrının ardından geldi.

Birol, “Dünya gelecekteki enerji ihtiyaçlarını karşılayacak kadar yatırım yapmıyor ve bugün de durum böyle. Temiz enerji yatırımları giderek artıyor, ancak enerji hizmetlerine yönelik artan talebi sürdürülebilir bir şekilde karşılamak için gerekenin çok gerisinde kalıyor” dedi.

Kanal İstanbul için yeni imar onayları: Berat Albayrak’ın ‘tarlası’ da imara girdi

Kanal İstanbul projesinde, yapılması istenen kanal çevresinde kurulacak Yenişehir için imar planları onaylandı.

Projede, imara açılacak yeni bölgenin 1, 2 ve 3’üncü etaplarının planlama süreci sona ermişti. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, geçen günlerde İmar Kanunu’nun 18’inci maddesi hükümlerince hazırlanan imar uygulamasını onaylandığını duyurdu ve kadastro cetvelini askıya çıkardı.

Bu cetvelle arsa tapuları ve parsellerin son hali belirleniyor. İtirazlar 17 Şubat’a kadar yapılabilecek.

Albayrak’ın ‘tarla’sı ticaret+konut alanı olarak tescillendi

Bakanlığın onayıyla eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın güzergah üzerindeki  ‘tarla’sı da kesin olarak imara açılmış oldu. Albayrak araziyi 2021 yılında satın almış, Yenişehir planlarının belirlenmesiyle, tarla olarak satın alınan arazi, konut+ticaret alanına çevrilmişti. Onayla birlikte söz konusu arazinin üzerine konut, alışveriş merkezi, otel, konaklama tesisi gibi yapılar inşa edilebilecek.

Gazete Duvar‘dan Hazal Ocak’ın edindiği bilgilere göre,  13 bin 899,50 metrekarelik arazide imar uygulamasıyla yüzde 45 Düzenleme Ortaklık Payı (DOP) kesintisi yapıldı. Yani arazide kamunun ortak kullanımına ait olacak alanların yaratılabilmesi için kesintiye gidildi. 7 bin 644 metrekareye indirilen arazi dört kat izinli ticaret+konut alanı olarak belirlendi. Arazinin önünde ruhsat alabilmesi için herhangi bir engel kalmadı.

Hadımköy’de TIR’ların kar bekleyişi sürüyor: Kimse ilgilenmiyor, ne tuzlama var ne bir şey

İstanbul‘da pazartesi günü yaşanan kar fırtınası sonucu oluşan yoğun yağış nedeniyle yollar trafiğe kapanmış ve sürücüler mahsur kalmıştı. Kar nedeniyle kapanan yollar yapılan çalışmaların ardından açıldı. Ancak Hadımköy‘de TIR’ların yol kenarlarındaki mağduriyetleri sürüyor. “TIR parklarına kardan dolayı giremiyoruz” diyen şoförler kimsenin ilgilenmediği belirterek yardım istiyor.

‘Kimse bizimle ilgilenmiyor, ne tuzlama var ne bir şey’

Biriken TIR’lar nedeniyle bölgede trafikte aksaklıklar yaşanırken TIR şoförleri, yetkililerden soruna çözüm bulunmasını istiyor.

DHA‘nın aktardığına göre, TIR şoförü Serhat ÖktenEsenyurt‘a yük getirdik boşaltmak amacıyla. Boşaltabildik zar zor. 1 kilometreyi 4 saatte, arabayı kaydıra kaydıra ancak depoya yanaştık. Dönerken 2 kilometrelik yolu 4 saatte gelebildik. Hadımköy Gişeler‘deyiz şu an, TIR parkında yer yok. Giren yok çıkan yok, kapalı. Hadımköy’deki TIR parkı da aynı. Ne yapacağımızı şaşırdık. Kimse bizimle ilgilenmiyor, ne tuzlama var ne bir şey. Hiçbir şey yaptıkları yok. TIR parklarına kardan dolayı giremiyoruz. İçeri girilmiyor, kardan dolayı tıkalı girişleri yani. Pazar günü yüklemem var. Pazara kadar ne yapacağımı şaşırdım. TIR parkı açıldığı takdirde hemen gireceğiz” diyor.

‘Ana yollar açık ama ara yollar tamamen kapalı’

TIR şoförü Harun Muslu ise “Cuma günü buraya geldim yük boşaltmaya Fakat pazartesi kar yağdı daha da çıkamadık. O Gece 1 kilometre geride kaldım, kepçe yardımıyla çektiler buraya kadar. Kar yok diye arabayı buraya park ettim. Şu anda ben yükleme yerini bekliyorum. Yükleme yerinin önü kapalı kardan araç girmiyor. Bütün ara sokaklar kapalı. Yükleme yerinin yolu açıldığında çağırırlarsa gideceğim. Tahminimce burada pazartesiye kadar beklerim. Açılma imkanı yok çünkü çalışma yok. Ana yollar açık ama ara yollar tamamen kapalı” diye konuştu.

Çok sayıda insan mahsur kalmıştı

İstanbul‘da kar fırtınası gece saatlerinde etkisini arttırmıştı. Yoğun kar yağışı nedeniyle yollar kapandı, insanlar yollarda mahsur kaldı. Başakşehir ve Beylikdüzü‘nde kapalı yolda beklemek istemeyenler yürüyerek evlerine gitmeye çalıştı. Çok sayıda sürücü araçlarını yol kenarına bırakıp evine yaya gitti. Özellikle Mahmutbey Gişeler‘de yaklaşık 16 saattir yüzlerce araç mahsur kaldı.

Arnavutköy‘de kar mağduriyetini bazı oteller fırsata çevirdi. Normalde geceliği 300 lira ile 500 lira arası olan odalara, otel sahiplerinin bin liradan başlayıp 100 euro’ya kadar çıkan fiyat verdi. Otel bulmayanlar geceyi camilerde geçirdi.

İstanbul’da etkili olan kar yağışı ve olumsuz hava koşulları nedeniyle sabah 04.00’a kadar uçuşların durduğu İstanbul Havalimanı‘nda şehir içine ulaşım da durunca yolcular havalimanında kaldı.  Seferleri iptal olan yolcular bilet değişikliği için, bilet satış ofislerinin önünde kuyruk oluşturdular. Yolcular, şehir içi ulaşımın da durması nedeniyle havalimanında kalmak zorunda kaldı. Dokuz süreyle uçakta bekleyenler oldu. Sabiha Gökçen Havalimanı‘ndan ise uçuşlar sürüyor. Yalnızca uçak seferlerinin azaltıldığı belirtiliyor. İstanbul Havalimanı’nda ise tüm uçuşlar gece saat 00.00’a kadar durduruldu.

Arnavutköy Boğazköy mevkiinde yüzlerce araç yoğun kar yağışı altında mahsur kaldı. Zincirleme kazanın meydana geldiği yolda mahsur kalanlar saatlerdir araçlarında bekliyor. Mahsur kalanlardan bazıları araçlarında yakıtın azaldığını belirterek yardım istedi.

Hadımköy mevkiinde yardım bekleyişi halen sürüyor.

Afrika’da ‘Ana’ tropikal fırtınasında en az 78 kişi hayatını kaybetti

Afrika‘nın güneydoğusunu etkisi altına alan “Ana” isimli tropikal fırtına nedeniyle, Madagaskar, Mozambik ve Malavi‘de hayatını kaybedenlerin sayısının en az 78 olduğu belirtildi.

Madagaskar Ulusal Risk ve Afet Yönetim Ajansı‘ndan yapılan açıklamada, ülkede geçen haftadan bu yana 41 kişinin “Ana” fırtınası nedeniyle hayatını kaybettiği, yaklaşık 110 bin kişinin evsiz kaldığı bilgisi paylaşıldı.

Ulusal afet ilan edildi

Ülkede okullar ve spor salonları acil durum barınaklarına dönüştürüldü.

Mozambik Ulusal Risk ve Afet Azaltma Enstitüsü ise tropikal fırtınada 18 Mozambiklinin öldüğünü duyurdu.

Malavi Devlet Başkanı Lazarus Chakwara, fırtına nedeniyle ülkenin güney bölümünde “ulusal afet” ilan etti.

Malavi’nin afet kurumu, fırtına nedeniyle 19 Malavilinin hayatını kaybettiğini, 107 kişinin yaralandığını ve yaklaşık 217 bin kişinin evsiz kaldığını bildirdi.

Böylece, “Ana” tropikal fırtınasında hayatını kaybedenlerin sayısı 78’e yükseldi.

Ayrıca fırtınanın yol açtığı ani sel baskınları nedeniyle Madagaskar, Mozambik ve Malavi’de yaklaşık 600 bin hektar tarımsal alan kullanılamaz hale geldi.

İklim krizi: Somali’de 1 milyon kişi kuraklıktan evlerini terk edebilir

Birleşmiş Milletler Uluslararası Göç Örgütüne (IOM) göre, Somali‘de giderek genişleyen ve olağanüstü hal ilanına yol açan kuraklıkta su kaynakları ve kuyuları birer birer kuruyor.

Kuruluşun yayınladığı “Yerinden Edilmeleri İzleme Matrisi”nde son 40 yılın en ağır su kıtlığının yaşandığı ülkede sorundan şimdiye kadar 3,2 milyon kişinin olumsuz etkilediği belirtildi. Rapora göre “Yaklaşık 245 bin kişi, gıda, su ve hayvan otlatacak alan bulabilmek için evini terk etmek zorunda kaldı.”

Kuraklığın vurduğu bölgelere su ve temel gıda desteği verilmemesi halinde “6 ay içinde 1 milyon 36 bin ile 1 milyon 415 bin arasında kişinin evini terk edebileceği” öngörülüyor.

Kuraklık giti gide şiddetleniyor

Son üç sezondaki (Ekim 2020 – Aralık 2021) yetersiz yağışlar, Somali’nin bir çok bölgesinde yaygın ve giderek kötüleşen kuraklıklara neden oldu. Tarlalardan ürün alınamamasına, yaygın su sıkıntısına, anormal hayvan göçlerinin tetiklenmesine, hayvancılıkta üretim düşüşlerine ve hayvan ölümlerinin artışına yol açtı. Su ve gıda fiyatlarında anormal artışlar sürüyor.

bianet‘in aktardığına göre, Aralık 2021’den bu yana kuraklık giti gide şiddetleniyor. Ocak 2022 itibariyle, Jubaland, orta bölgeler ve civarları zaten aşırı kuraklık içindeyken, ülkenin başka bölgelerinde şiddetli kuraklık koşulları yaşanıyor. Önceleri kuraklıktan daha az etkilenen Somaliland, hem insan hem de çiftlik hayvanlarının akını ve meraların hızla tükenmesinin ardından şimdi orta ve şiddetli kuraklık koşulları altında yaşıyor.

IOM yeni sondaj kuyuları için destek veriyor

IOM Somali Acil Durum Koordinatörü Muhammed Abdelazim, kuruluşun Somali’de 103 ayrı bölgeye su tankerleri ve hijyen malzemeleri yollamak üzere olduğunu vurguladı ve kuraklıktan zarar gören bölgelere sürekli su sağlanması için sondaj kuyuları açılacağını kaydetti.

Abdelazim, kuraklık nedeniyle patlak verebilecek zorunlu göçlerin metropollerde aşırı nüfus artışına yol açarak sağlık sistemini de zora sokabileceğini vurguladı. Bunun önünü almak üzere yaklaşık 255 bin kişiye gönderilmesi planlanan acil yardımların, mart sonuna kadar yerlerine ulaşmasını beklediklerini söyledi.

Türkiye’nin ilgisi askeri ve inşaat projelerine yönelik

Somali, Erdoğan hükümetlerinin yakından ilgilendiği ülkeler arasında. 2011’de Ankara kuraklıkla mücadele için Mogadişu‘ya 201 milyon dolar yadım yapmıştı. Ancak, Erdoğan hükümetlerinin asıl ilgisi kuraklıkla mücadelenin gerektirdiği uzun vadeli kalkınma programlarına destek olmaktan çok, askeri-stratejik konulara yönelik.

Erdoğan hükümetlerinin Somali’deki etkinliklerine Suudi Arabistan ile Afrika Boynuzu üzerinde süre giden nüfuz mücadelesi yön veriyor. Bu açıdan Ankara stratejik önemi olan Aden Adde Uluslararası Havalimanı‘nın ihya edilmesi ve limanlar ve üstyapılara yönelik inşaat projelerine ilgi gösteriyor.

Mogadişu Limanı’nın yüzde 45  Albayraklara ait

2013’te Mogadişu Limanı özelleştirilerek 20 yıllığına bir Türk şirketine kiralandı. Şirket, Erdoğanların dünürü Albayraklara ait. 2014’te liman bütünüyle Albayraklara bırakıldı. Anlaşmaya göre liman gelirlerinin yüzde 55’i Somali hükümeti yüzde 45’i Albayraklar arasında olmak üzere paylaşılıyor. Mogadişu’daki havalimanı inşatını alan Favori LLC şirketinin de ihale için Başbakan Abdi Farah Shirdon Saaid‘in eşine 1,8 milyon dolar rüşvet ödediği Somali basınında uzun süre gündemde kaldı.

Türkiye Mayıs 2010’dan bu yana Somali ile askeri işbirliği sürdürüyor. 2012’den beri Somali ordusuna Eş-Şebab örgütüyle mücadele edebilmesi için TSK eğitmenlerince ayaklanma bastırma eğitimi veriliyor. 2014’ten bu yana da Somalili askerler Türkiye’de eğitiliyor. Eylül 2017’de Türk Silahlı Kuvvetleri, Somali’nin başkentinde 50 milyon dolar harcamayla TURKSOM Askerî Eğitim Üssü‘nü kurdu ve 200 asker konuşlandırdı. Bu üste toplam 10 bin askerin eğitimden geçirileceği bildirildi.

Milyonlarca çocuk tehdit altında

Uluslararası sivil toplum örgütü Save The Children, Somali’de kuraklığa bağlı yaşanan gıda krizi nedeniyle milyonlarca çocuğun tehdit altında olduğu uyarısında bulundu.

Yapılan açıklamada, ülkedeki nüfusun neredeyse yarısının kuraklık ve olumsuz etkileriyle mücadele ettiği belirtildi. Açıklamada, ülkedeki kuraklığın en fazla çocukları etkilediği, milyonlarca çocuğun tehdit altında olduğu belirtildi.

Rusya: Ukrayna ile savaş olmayacak

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ukrayna krizine ilişkin yaptığı açıklamada “Ukrayna’yla savaş olmayacak” dedi.

Sputnik’in aktardığına göre, Rus radyo kanallarına açıklamalarda bulunan Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, NATO ve ABD ile güvenlik garantileri üzerine yapılan görüşmelerin bitmediğini söyledi.

Lavrov, Ukrayna’yla savaş olmayacağını, Rusya’nın savaş istemediğini ancak çıkarlarının gözardı edilmesine izin vermeyeceğini belirtti.

ABD Rusya’nın Ukrayna taleblerini yazılı olarak da reddetmişti

Rusya‘nın Ukrayna‘nın NATO‘ya girmeyeceğine dair garanti verilmesi talebi, ABD tarafından reddedildi. ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Rusya’nın Ukrayna krizinin çözümü için taleplerine resmi bir yanıt verdiğini söyledi. Geri adım atmadıklarını belirten Blinken, “Rusya’ya ciddi bir diplomatik çözüm yolu önerdik, tercih onlara kalmış” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Blinken verdikleri yanıtta temel prensiplerini net bir şekilde aktardıklarını, bunların içinde Ukrayna’nın egemenliği ve gelecekte girmek istedikleri güvenlik ittifakına kendilerinin karar verme hakkının da olduğunu söylemişti:

“Konu diplomasiye geldiğinde, kimse amaçlarımızın ciddiyeti hakkında şüpheye düşmesin. Hem Ukrayna’nın savunmasını güçlendirmek hem de Rusya’nın hamlelerine karşı verilecek ortak yanıta aynı oranda odaklanıyoruz. Rusya’nın teklifimize nasıl yanıt vereceğini göreceğiz. Ama biz her yanıta hazırız.”

Blinken, aralarında Javelin füzeleri ve zırhlı araçları hedef alan silahların da bulunduğu üç ayrı sevkiyatın bu hafta Ukrayna’ya gönderildiğini de eklemişti.

Muğla’daki çimento fabrikasına ruhsat tepkisi sürüyor: Yeni dava açıldı

Muğla‘da 1993 yılında ilk girişimlerin başladığı, açılmaması için köylülerin 29 yıldır mücadele verdiği Bayır Mahallesi‘nde entegre çimento fabrikası kurulması için Menteşe Belediyesi tarafından verilen ruhsata ilişkin tepkiler devam ediyor.

Köylülerin de katıldığı, Menteşe Kent Konseyi ile MUÇEP Menteşe Meclisi Deştin Çevre Platformu tarafından fabrikanın kurulması planlanan bölgede açıklama yapıldı: “Proje hakkında verilen “ÇED olumlu” kararının iptali talebi ile Menteşe Kent Konseyi, Akdeniz Yeşilleri Derneği ile Deştin ve Alaşar köylüleri adına dava açmış bulunmaktayız. Önümüzdeki günlerde de Menteşe Belediye Başkanlığı tarafından verilen ruhsatın iptali ve ÇED olumlu kararının geri çekilmesi konusundaki hukuki işlemlerimizi gerçekleştireceğiz” denildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “1993 yılında başlayan, Bayır Mahallesinde Çimento Fabrikası kurma çabalarının inatla sürdürüldüğü ve geldiğimiz aşama itibarı ile Menteşe Belediye Başkanlığına yapılan ruhsat başvurusunun kabulü ile fabrikaya yapı ruhsatı verildiği bilinmektedir.

1993 yılındaki ilk girişimin ardından ADOÇİM Çimento Beton San. ve Tic. A.Ş tarafından 2006 yılında bu amaçla çalışma yürütülmüş ve Çevre Ve Orman Bakanlığı’ndan 06.08.2006 tarihinde ÇED olumlu kararı alınmıştır. Alınan bu ÇED kararına karşı çevre köyler tarafından ciddi bir mücadele yürütülmüş, Deştin Köyü Muhtarlığı adına açılan dava 2015 yılında ÇED izninin iptali ile sonuçlanmış ve karar 2016 yılında kesinleşmiştir.”

‘ÇED raporu çok ciddi hukuksuzluklar içermekte’

“1. ÇED raporu ile ilgili olarak açılan dava sırasında alınan 12/02/2008 tarihli bilirkişi raporu, verilen ÇED onayının hukuksuzluğunu, çevre ve canlı yaşamına olumsuz etkisini tespit etmiş ve yargılama sonunda iptal kararı verilmesi ihtimalini güçlendirmiştir. Bu durum üzerine aynı fabrika için henüz bu dava sürerken 2010 yılında Muğla Çimento A.Ş isimli şirket üzerinden 2. ÇED başvurusu yapılmıştır. 2. ÇED süreci özellikle projeden etkilenen çevre köylülerin yokluğunda tamamlanmış, özellikle projeye karşı dava açan Deştin Köylülerinin ÇED toplantısına katılmaları engellenmiştir. Yapılması planlanan Entegre Çimento Fabrikasına ilişkin nihai ÇED raporu çok ciddi hukuksuzluklar içermekte ve çevre ve canlı yaşamı için kalıcı hasarlar oluşturacak niteliktedir.”

Dava açıldı

“Bir bütün halinde bakıldığında nihai ÇED raporunun pek çok hatalı ve güncelliğini yitirmiş veri içerdiği, tarım ve yerleşim alanlarına mesafe, proje alanında bulunan orman vasıflı alanlar gibi konularda yanlış bilgilere dayalı hazırlandığı anlaşılmaktadır. Mevcut hali ile ÇED raporu projenin çevre üzerinde yaratacağı tahbibatı göz ardı etmektedir. Tüm bu sebeplerle bugün itibarı ile proje hakkında verilen “ÇED OLUMLU” kararının iptali talebi ile Menteşe Kent Konseyi, Akdeniz Yeşilleri Derneği ile Deştin ve Alaşar köylüleri adına dava açmış bulunmaktayız. Önümüzdeki günlerde de Menteşe Belediye Başkanlığı tarafından verilen ruhsatın iptali ve ÇED OLUMLU kararının geri çekilmesi konusundaki hukuki işlemlerimizi gerçekleştireceğiz.”