Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Korona günlerinde sermayenin fırsatçılığı

Geçtiğimiz haftaki yazımda üstüne basarak değindiğim, eski normalin değişmesi gerekliliği söyleminin ne kadar haklı bir söylem olduğunu, sonrasında gördüklerimizle birlikte daha da iyi anladım diyebilirim. Son bir haftada Türkiye ve Dünya’nın farklı yerlerinden gelen haberleri görünce kendi adıma sermayenin fırsatçılığına bu denli aleni hiç şahit olmadığımı fark ettim. Bir yandan mevcut pandemi için her türlü imkânını seferber ettiğini PR görselleri aracılığıyla piyasaya sunan sermayenin, diğer yanan yalan bilgiye dayalı olarak nasıl da aleni bir fırsatçılık yaptığını tüm çıplaklığıyla fark ettik. Bu duruma da ne yazık ki öfkelenmekten başka bir şey yapamadığımı fark etmem ise ayrı bir tartışmayı hak ediyor.

Burada bahsettiğim sermaye tanımı içerisine birçok sermaye grubu sokulabilir ancak benim özellikle üzerinde durmak istediğim plastik üreticileri ve onların bizatihi temsilcisi olan PR vakıfları! İnsanlarda pandemi neticesiyle oluşan korku ve paniği suiistimal etmek, fırsatçılığın özel bir boyutu sayılabilir. Benzerini bir de tekel konumundaki üreticilerde görüyoruz. Ancak onların yaptığı sadece kişinin cebini etkiliyor. Plastikçi sermayenin yaptığı ise sadece insan sağlığını değil tüm çevrenin sağlığını da doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor.

Son günlerde çeşitli TV kanallarında, gazetelerde ve sosyal medya ortamlarında korona virüs pandemisi nedeniyle oluşan aşırı hassasiyetten faydalanan ve bunu kullanarak plastiğin hijyen sağladığı yalanını yayan haberler ve videolar dolaşımda. Küresel plastik sermayesinin Türkiye ayağında bu işin başını PAGEV çekiyor. PAGEV’in başını çektiği bu dezenformasyon girişimi şimdilik başarıya ulaşmış gibi görünüyor. Çünkü sahip oldukları lobi ağıyla bakanlığı da ikna etmiş ve hijyen sağlıyor diye tüm market ve pazarların adeta poşetle kaplanmasını çeşitli genelge ve kararlarla sağlatmış vaziyetteler. Düne kadar yerel marketlerde gördüğümüz bu durum şimdilerde tüm ulusal marketlerde, sebze ve meyvelerin, ekmeğin ve diğer tüm gıda malzemelerinin poşete konulması şeklinde tezahür ediyor. Gerekçe hijyen. Ortada bunun sağlandığına dair zerre bilimsel veri yok. Ve hatta veriler aksini söylüyor. Veriler koronavirüsün en uzun süreyle plastik yüzeyde kaldığını belirtiyor. Aşağıdaki videoda detaylı bir anlatım mevcut.

Kilit kelime: Hijyen

Yani plastik üreticileri aslında bir nevi sizin korona virüs ile enfekte olmanız için elinden geleni yapıyor. Bunu da aslında sizi düşündükleri yalanını yayarak yapıyorlar. Bilim aksini söylemesine rağmen yapıyorlar bunu. Sermayenin bilimle ancak kendi çıkarlarına uygun ise ilgilendiğini gayet iyi biliyoruz. Sadece bilimle değil, toplum ve çevre sağlığıyla da pek ilgilendikleri söylenemez. İlgilenselerdi, yüzlerce bilimsel yayın ile ortaya konulmuş olan, tek kullanımlık plastiklerin doğa ve insan için hijyen değil ölüm getirdiği gerçeğini bilmeleri gerekirdi. Pek ilgilenmedikleri için bilmezlikten geliyor da olabilirler. Hijyen söylemi önemli bir söylem çünkü bununla herkesi gafil avlıyorlar. İlginçtir; aynı hijyen düşkünü sermayenin birçok ortağı, yabancı ülkelerden getirdikleri plastik çöpleri kimsenin olmadığı zamanlarda açıkta yakmayı, toprağa gömmeyi ya da başıboş terk edilmiş depolara saklamayı pek hijyenle ilişkilendirmiyorlar. Ya da her şeyi poşete koyma girişimi için dillendirilen hijyenin, çevre yasalarını gevşetmekle nasıl bir ilişkisi olduğunu da pek anlatmıyorlar. Ayrıca tek kullanımlık çatal, bıçak ve tabak gibi plastiklerin tıbbi amaçlı kullanımı olan gereçlerle ne gibi bir ilişkisi var açıklamıyorlar. Ancak çatal ve bıçak gibi gereksiz plastikleri ürettikleri ekipmanları doktor ve maske görselleri ile paylaşmayı gayet iyi biliyorlar çünkü tek dert PR ve beraberinde gelecek kâr. Bu durum insanlara sabah akşam “paça için”, “boğazınıza sirke püskürtün” ya da “korkmayın bunlar oyun” diyen şarlatanların, insanların korku ve hijyen kaygısından faydalanmayı amaçlayan girişimlerinden pek bir farkı yok.

Beklenti şirketlerden değil, devletten

Sermayeden genel olarak toplum sağlığı ya da çevre sağlığını düşünmesi tabii ki beklenemez. Ben hiçbir zaman beklemedim çünkü tek kaygısı edeceği kar olan bir yapılanmadan bahsediyoruz. Asıl beklenti devletten. Çünkü devlet düzenleyici ve denetleyici bir organizasyon. Nasıl ki bireyin sorumlulukları varsa, devletin de var. Bu sebeple bilimsel bilgi ile uzaktan yakından alakası olmayan söylemlerle her yere “her şeyi poşetleyin” talimatı göndermesinin bir açıklamasını yapması lazım. Aslında sermayenin etki alanı açısından düşünüldüğünde açıklama az çok beliriyor.

Bu etki alanı o kadar geniş ki Ticaret Bakanlığının, Sağlık Bakanlığı ve Çevre Bakanlığını ilgilendiren bir konuda, işletmelere hijyen konulu yazı göndermesini bile sağlayabiliyor. Daha önce de çöp ticareti için benzer bir girişim ile yasal düzenleme geri çektirilmişti. Yerine de “başkasının çöpünü kurallara göre getirin bari” anlamına gelen bir düzenleme getirtilmişti. Aman üretici zarar görmesin. Gelen çöplerin yarattığı halk sağlığı riski için ise kimsenin ilgilendiği yok. Ayrıca Çevre Bakanlığının “herkes kendi önlemini alsın” olarak özetlenebilecek bir genelge ile şimdilerde sigara izmariti kadar yaygınlaşan tek kullanımlık maske ve eldiven çöpleri için önlem almadığını görünce sorgulamaktan vaz geçiyorsunuz zaten. Aynı devletin diğer yandan da sıfır atık girişimine sahip olması ise başka bir tartışmanın konusu. (Detaylı bir okuma için tıklayın)

Plastikçi sermaye açıktan çevre ve toplum düşmanlığı yapıyor. Bunu da öyle eğilip bükülerek değil, alenen yalan bilgi yayarak yapıyor. Üstelik bir de plastiğin tıbbi olarak kullanımının birçok avantajı olduğunu herkesin kabul etmesini de dezenformasyonunun temeline yerleştiriyor. Henüz mevcut çöplerini yönetemeyen bir ülkede, kolayca çöp olabilen bir malzemeyi (tek kullanımlık plastikler ve poşetler) sınırsızca kullandırma çabası doğa ve insan düşmanlığından başka bir şey değildir. Bunun aleni yapılması ise nasıl bir vampirlikle karşı karşıya olduğumuzun göstergesidir.

Kategori: Hafta Sonu