Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Dünyayı ağaçlar mı kurtaracak?

Gezi Davası 18 Şubat tarihinde sonuçlandı; Mahkeme yurtdışında bulunanlar hariç bütün sanıklar hakkında beraat kararı verdi. Bu karar pek çok küllenmiş tartışmayı yeniden alevlendirirken yepyeni tartışma başlıkları da açtı. İlk gününden beri Gezi’yi desteklemiş biri olarak tartışmaların beni en çok ilgilendiren kısmı elbette ağaç meselesi oldu.

Mesele üç beş ağaç mıydı?

Bilmeyenler ve unutanlar için birlikte hatırlayalım Gezi Direnişi’nin neden, nasıl ve ne zaman başladığını:

AKP Hükümeti’nin Taksim Gezi Parkı’na, İstanbul 6’ncı İdare Mahkemesi ve 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun olumsuz kararlarına rağmen Topçu Kışlası yapma projesi vardı. Parkın duvarlarının bir kısmının yıkılması ve beş ağacın yerinden sökülmesi üzerine Taksim Dayanışma Grubu üyelerinin iş makinelerini engelleme çabasıyla başladı her şey. Takvimler 27 Mayıs 2013’ü gösteriyordu. Kimse eğip bükmeye çalışmasın; Evet, mesele bu beş ağaç, ağaçlar ve parktı. İnsanlar kendilerinin fikri alınmadan, üstelik hukuka aykırı yol ve yöntemlerle ve zorbalıkla ellerinden alınmaya çalışılan ağaçlarını ve parklarını korumak için oradaydı. Aslında polis bu eylemlere karşı olması gerektiği gibi yaklaşsa, aşırı güç ve biber gazı kullanmasa, kentte ve ülkede benzeri çokça yaşanan eylemlerden biri olarak kalacaktı Gezi Direnişi. 30 Mayıs sabahı göstericilerin çadırlarının yakılması Gezi Direnişi’ni küçük çaplı bir eylemden kitlesel bir eyleme dönüştürdü.

Mesele yalnızca Gezi Parkı’ndaki ağaçlar mıydı?

Elbette hayır! Ülkede her şey dört dörtlüktü, doğa korunuyor, ağaçlar ve ormanlar korunuyor da bir tek Gezi’de mi sorun yaşanıyordu? Yine bilmeyenler ve unutanlar için birkaç örnekle hatırlamaya çalışalım:

Neredeyse Gezi’den tam iki sene önce Artvin Hopa’da yurttaşlar dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yapacağı mitingi, özellikle bölgede yapılmak istenen HES’ler nedeniyle protesto etmek istemişler ve polisin gereksiz şiddetiyle karşı karşıya kalmışlardı. Atılan yoğun gaz bombası nedeniyle emekli öğretmen Metin Lokumcu yaşamını yitirmiş, evlere yapılan baskınlarla çok sayıda yurttaş gözaltına alınmıştı.

Yine Artvin Cerattepe’de maden arama faaliyetlerine karşı halk direnişinin başlangıcı 1980’lerin sonuna kadar uzanıyordu. Amasra’da yapılması planlanan termik santrale karşı direnen halk 2010 Nisan’ında Bartın Platformu’nu kurmuş ve amansız bir mücadelenin içine girmişti. Bergama’da altın madenine karşı köylülerin direnişi Hopdediks[1] gibi kendiliğinden oluşan figürlerle neredeyse bir halk efsanesine dönüşmüştü. Karadeniz’in pek çok deresinde halk, sularının ticari meta haline dönüştürülmesine ve doğalarının katledilmesine kahramanca direniyordu. Samsun’dan Sarp sınır kapısına kadar yüzlerce kilometre sahil bandında denizin doldurulması ile yapılan Karadeniz Sahil Yolu’na Ordu halkının direnişi ve beş kilometrelik Ordu kent merkezi sahilinin kurtarılması hafızalarda çok tazeydi henüz.

Örnekleri çoğaltmak mümkün, fakat gerek yok. Özeti şu ki, Türkiye’de halk doğasını, ormanını, suyunu, sahilini, ağacını korumak konusunda önemli bir gelişme kaydetmişti. Kapitalist sistemin aç gözlü canavarları halkın doğal kaynaklarına saldırdıkça halk da ne yapması gerektiğini öğrenmiş, doğasını ve geleceğini korumanın mücadelesini vermekteydi. Sistem, siyaset ve medyayı arkasına alıp saldırdıkça halk demokratik direniş ile hak arama yol ve yöntemlerinde ustalaşmaya başlamış, bu konudaki ürkekliğini üstünden atmıştı. Soruyorum size, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın köyünde HES’e karşı direniş olacağını; Yaşasın Derelerin Özgürlüğü sloganının atılacağını kim söyleyebilirdi? 2020 tarihi yazılırken bu da aktarılacak gelecek kuşaklara.

Çevrecilik dünyanın kurtuluşuna ışık tutuyor

İnsanın insana zulmü tarih boyunca var oldu, halâ devam ediyor. Aslında insan doğaya da uzun zamandır zulmediyor. Ne var ki bu zulmün hissedilir sonuçları yeni sayılır. Toplumlar doğaya savrulan her darbenin bir bumerang gibi dönüp suratlarında patlayacağını anladı. Bu nedenle doğayı koruma mücadelesi diğer hiçbir konuda olmadığı kadar destek görüyor. Örneğin işçi hakları, sınıf mücadelesi, insan hak ve özgürlükleri gibi konular siyasi olarak değerlendirilip sırt çevrilebilen alanlar olarak yalnızlaşabiliyor. Oysa ağaç için, su için, temiz hava için; özetle yaşam için verilen mücadeleye hangi inanç ya da siyasi görüşten olursa olsun kimse sırt çeviremiyor.

Time dergisi Greta Thunberg’i yılın kişisi olarak seçtiğinde hatırı sayılır bir kesim büyük bir korkuya kapıldı. Zira Greta’nın kişisel özelliklerinin yanı sıra savundukları da yerleşik kapitalist sömürü düzenini kökünden etkileyebilecek potansiyele sahipti. Ne yazık ki dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sağlıklı analiz yapma yetisini çoktan kaybeden gruplar Greta’nın adını lekelemeye çalıştılar, tıpkı Gezicilerin lekelenmeye çalışılması gibi. Ancak bu grupların unuttuğu bir şey vardı; ağaç için, doğa için, yaşam için mücadele edenlere atılan lekeler iz bile bırakamıyor, penceredeki su damlası gibi akıp gidiyordu.

Gezi tertemizdi ve Gezicilerin meselesi de sadece ve sadece ağaçtı.

Çünkü ağaç her türlü zulme karşı direnişin, haksızlığa isyanın, haklıyla yan yana oluşun sembolüydü artık. Ağacı korumak demek yaşamı korumak, bütün canlıların onurlu bir şekilde yaşamasını savunmak demekti. Ağacın yanında saf tutmak kapitalist sömürü düzenine sobe demekti, korkusuzca ve haykırarak. Baskıya başkaldırmaktı ağaç, ezilene omuz vermek, bir yumruk gibi kenetlenmekti.

Düzenin egemenleri, düzenden beslenenler durumu çabucak fark edip önlem almaya çalıştılar. Ve en iyi yaptıkları şeyi yaparak Gezi’yi şeytanlaştırmaya çalıştılar. Polis bunun için hınçla saldırdı, provokatörler bunun için çabaladı, yandaş ve Fetöcü medya 24 saat bunun için yazıp çizdi; Ancak, yapamadılar, yenildiler. Çünkü Geziciler tuzağa düşmedi. Hepimiz oradaydık, şarkı söyleyip dans etmekten başka hiçbir şey yapmadık. Elimizi kirleteceğimizi umdular ama kirletmedik.

Yıllar önce yapamadıklarını şimdi yapmaya çalışıyorlar, yine ve umutsuzca. Fakat halk her şeyin farkında; ağaçlar kazandı, dünyanın her yerinde kazanıyor, dünyayı ağaçlar kurtarıyor!

***

[1] Giydiği çizgili pijama, çıplak üstü nedeniyle kendisine bu lakap takılan Bergamalı Bayram Yıldız.

More in Hafta Sonu