Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Çeşmeden içilebilir su akmasını talep etmek

Hazır gündem Hamidiye suları olmuşken, içilebilir çeşme suyu talebini hatırlatmakta fayda var.

Suya erişim hakkı en temel insani haklardan biridir. Üstelik sadece insanlar için de geçerli deği, hayvanlar için de temiz ve içilebilir suya erişim hakkı en temel haklardan biridir. Bu sebeple suyun ticarileştirilip, içilebilir olanının da sadece parayla erişilebilen bir şeye dönüşmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Bunun ne anlama geldiğini anlamak için birkaç sayıya göz atmakta fayda var.

Yeryüzündeki toplam suyun sadece %2.5’i tatlı su ve bunun da çoğunluğu direkt olarak kullanılabilecek formda değil. Çünkü ya buzul şeklinde ya da yeraltı suyu. Kullanılabilir olan suyun da yine çok az bir kısmı direkt olarak kullanılabilir formda. Bu kadar az bulunan ve milyarlarca canlı türünün muhtaç olduğu bir kaynağın dikkatli ve özenli kullanılması şart. Bunu yaparken de suya erişim hakkı temelinde bir yaklaşım gerekiyor. Aksi halde her derenin bir su firmasınca satın alınıp plastik PET şişelere mahkûm edilmesi sonucu ortaya çıkar ki bu da içilebilir suyun gasp edilmesi anlamını taşır. Bu durumda suyun ticari bir değermiş gibi muamele görmesi oldukça sakıncalıdır. Üstelik bu, kamu sağlığını da tehdit edebilir bir mesele haline gelebilir. İşte tam da bu noktada devlet denilen aygıtın devreye girip vatandaşa ucuz içilebilir su sağlaması gerekmektedir. Bunun da tek yolu çeşmeden akan suyun içilebilir hale getirilmesidir. Dünya üzerinde bunu sağlayabilen ülke sayısı, sağlayamayanlara oranla oldukça düşüktür. Çoğunluğu zengin ya da teknolojik olarak aşırı gelişmiş ülkelerdir. Türkiye ise çeşmeden suyun içilmemesi tavsiye edilen ülkelerden biri. Birkaç istisna dışında Türkiye’de çeşmeden su içmek delilikle eşdeğer görülebilir.

Çeşmeden suyu içemiyor olmanın birçok anlamda kötü maliyetleri söz konusu. Bunlardan ilki insanların su şirketlerine mahkûm edilmesidir. Bir diğeri ise suyun içilebilir olma anlamını yitirip sadece temizlik malzemesi muamelesi görmesidir. Ancak daha da önemlisi ciddi bir çevre kirliliğinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Çünkü sadece çeşme suyunun içilebilir olmamasından kaynaklı olarak tüm dünyada dakikada 1 milyon PET şişe tüketiliyor. Bunun alışkanlıklarla ilgisi var ancak alışkanlıkları ortaya çıkartan şey de yine içilebilir çeşme suyuna erişimin güçlüğüdür.

Tüm bunların sonunda tüketilen PET şişelerin varacağı yer de denizler ve okyanuslardır. Bu durumun önüne geçmenin en önemli yollarından birinin çeşmeden içilebilir su sağlanması olduğu açıktır. Bunun yanında şişelere depozito sisteminin getirilmesi de destekleyici olması bağlamında önemli bir önlemdir. Son olarak da PET şişe üretiminden vaz geçilmesi, bu sorunun uzun vadede ortadan kalkmasına neden olacaktır. Ancak burada içilebilir çeşme suyuna erişimin de kolaylaştırılması gerekiyor. Özellikle kent meydanlarına yerleştirilecek ve kontrolü tam sağlanmış çeşmelerin, vatandaşın pet şişe su almasının önüne geçeceği ortadadır. Başka ülkelerde, böyle bir eylem planı yapan birçok belediye var (Londra belediyesi).  Bu konuda İstanbul, İzmir, Ankara gibi kentlerin belediyelerinin de bu minvalde adımlar atması ciddi bir değişim yaratma potansiyeline sahiptir. Çünkü sadece bu üç şehirde yaşayan yaklaşık 30 milyon insanı direkt olarak etkileyecektir. Çoğunluğu kent yoksullarından oluşan bu üç şehir ve diğer şehirlerde kısa sürede bu adımın olumlu sonuçlarının görüleceği açıktır.

Hazır Hamidiye şişe suları gündeme gelmişken, suyun ticarileştirilmesi sorununun kökten çözümü için içilebilir ve erişilebilir çeşme suyu hakkının hatırlanmasının zamanının gelip geçtiğini hatırlamakta fayda var.

(Yeşil Gazete)

Kategori: Hafta Sonu