Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Avlanma derinliğinde mağduriyet aldatmacası

‘Denizler düşman bölgesi, balık da düşmanımız değil. Düşman hukukunda bile yoktur sığınma alanını devasa savaş araçlarına açmak. Balığın, denizin ve gelecek nesillerin selameti için balıklarda avlanma boy sınırı olması gereken yere yani ilk üreme boyundan daha yukarıya, avlanma derinliği de 50 metre civarına çekilmelidir.’

Tarihler 1 Eylül 2012’yi gösteriyordu, gece saat 00:00’da balıkçılık sezonu açılmış ve ağlarını sermek üzere denize açılmaya başlamıştı balıkçılar. Bazı balıkçılar da açılmayı reddetmişti. İstanbul, Trabzon, Artvin ve Rize’de bulunan balıkçılar üç günlük bir protesto yapacaklarını ve denize açılmayacaklarını ilan etmişlerdi. Oh ne alaydı! Üç gün daha yaşayacaktı balıklar. Balıkları korusun diye büyük teknelerine getirilen avlanma derinliği sınırlamasını protesto ediyordu balıkçılar. Paşa gönülleri, 18 metre olan avlanma derinliğinin 24 metreye çıkartılmasına içerlenmişti. Hakkı 50 metre olan bu yasağın 18 metrede kalmasında ısrarcı olmayı bir de aş ile ekmek ile kazanç ile emek ile savunuyorlardı. “Mağdur” olmuşlardı. Balıkların mağduriyeti önemli değildi haliyle. Siz hiç Trol ya da Gırgır teknesine bindiniz mi? İki saat boyunca deniz dibini tarla gibi süren trol teknelerinin ağları gemiye alınınca içinden çıkanların ne olduğunu, nasıl bir vahşi avcılık yöntemi olduğunu gördünüz mü? Ya da etrafı çevrilen bir sürünün gırgır ile tekneye alınışını? Kaçacak yeri olmayan milyonlarca balık hem de irili ufaklı! Bu bile başlı başına ekosistem için dehşet yaratırken, bu ve benzeri devasa ağlar ile kıyıya kadar gelip avcılık yapmayı istemek olsa olsa denize, balığa ve doğaya düşmanlık ile açıklanabilir.

Bu tartışmanın bir benzeri bugünlerde de oluyor. Ancak bu sefer tersine bir durum söz konusu.  Avlanma derinliğini 2012’de 18 metreden 24 metreye çıkartan aynı bakanlık bu sefer bu derinliği tekrar 18 metreye geri çekmeyi planlıyor. Sadece bununla da yetinilmiyor bir de istavrit balığının avlanma boyunu 13 cm’den 12 cm’ye indirmeyi planlıyor. Nasıl mı? Bir grup büyük balıkçı Cumhurbaşkanına giderek “mağdur” olduklarını ve bu sınırlamanın kendilerini av yapamaz hale getirdiğini söylemiş ve bir şekilde Cumhurbaşkanını ikna etmiş. Normal şartlarda dört yılda bir gerçekleşen tebliğ düzenlemesi, bu yıl düzenleme yılı olmamasına rağmen değiştirilecekmiş ve avlanma sınırı 18 m’ye, istavritin avlanma boyu da 12 cm’ye çekilecekmiş. Benzer bir yöntemle, hatırlayın plastik çöp ticaretine getirilmesi planlanan vergi düzenlemesi de geri çekilmişti.

Ortada bilimsel veriler ve gerçeklikler varken lobi faaliyetlerinin sonucu olarak yasal düzenlemeler yapmak, telafisi olmayan sonuçlar doğuracaktır.

Neden mi? Bakın Türkiye’de, çoğunlukla 24 metre derinliğe kadar olan alanda avlanan 20 binden fazla küçük ölçekli balıkçı mevcut. Küçük ölçekli balıkçılık yapanların avlandığı alana devasa gırgır teknelerinin girmesine izin verirseniz kıyısal popülasyonlar üzerindeki avcılık baskısını arttırır, balığa yaşayabileceği/kaçabileceği alan bırakmamış olursunuz. Şöyle düşünün; hali hazırda sadece tilkilerin avlandığı bir alana aslan, kaplan, kurt, çakal ne varsa salıyorsunuz ve saldığınız alan da dümdüz açık bir arazi. Arazide geriye ne öküz başlı antilop kalır, ne ceylan kalır ne de tavşan. Sadece çöp kalır. Yıllardır bu yüzden denizlerde avcılık sezonunun sonuna yakın, trolcülerin denizden çektikleri ağların içerisinden sadece çöp ve birkaç ekonomik önemi olmayan tür çıkıyor. Yani denizler mağdur. Mağdur olduğunu düşünen 450 gırgır balıkçısı değil asıl mağdur. Üstelik bu 450 gırgır balıkçısının yanında bu karardan olumsuz etkilenecek 20 bin küçük ölçekli balıkçı var! Mağdur olan küçük ölçekli balıkçılar. Sadece balıkçı eksenli düşünmek de hatalı. Çünkü ortada bu karardan etkilenecek ve yapacak hiçbir şeyi olmayan onlarca balık türü var. Bu karar ile ne üreyebilecekler ne de doğru düzgün yaşayabilecekler. En büyük mağduriyet de burada! Mağdurun yanında olunacaksa balığın yanında olmak gerekiyor. Eğer ki mağdur olan bu balıkların yanında olmaz ve avcılık sezonu boyunca kaçmak zorunda oldukları alanları da balıkçılığa açarsanız son lüferi, son toriği ve son istavriti de kurda kuşa yem etmiş olursunuz.

Denizler düşman bölgesi, balık da düşmanımız değil. Düşman hukukunda bile yoktur sığınma alanını devasa savaş araçlarına açmak. Balığın, denizin ve gelecek nesillerin selameti için balıklarda avlanma boy sınırı olması gereken yere yani ilk üreme boyundan daha yukarıya, avlanma derinliği de 50 metre civarına çekilmelidir. Aksi takdirde kısa zamanda ortada ne avlayacak balık ne de avlanacak sağlıklı bir ekosistem kalmayacak. Gelin bu yanlıştan vazgeçin.

Konu ile ilgili imza kampanyası: http://chng.it/bGPjHBNd68

Doğayla kalın.

(Yeşil Gazete)

Kategori: Hafta Sonu