Sahiller tarla değildir

Sahiller neden tarla gibi sürülür? Dümdüz olan bir sahilin görsel olarak nasıl bir estetiği olabilir? Bir sahilde kaplumbağa üremiyorsa, o sahili traktörle sürmek kabul edilebilir bir şey mi? Traktörle yapılan temizlik, gerçek bir temizlik mi?

Sahiller, özellikle de kumul ya da küçük çakıl içeren sahiller, sadece birer tatil öznesi değil aynı zamanda ciddi miktarda yaşamsal faaliyeti içerisinde barındırır. Bir sahil, eğer çok fazla müdahale edilmemişse, binlerce farklı mikro ve makro boyuttaki canlıya birçok anlamda (üreme, beslenme, yuvalama vb.) ev sahipliği yapabilir. Bunun yanında, filtrasyon özelliği sayesinde, deniz suyunu, başka hiçbir sistemle yapılamayacak önemde ve düzeyde filtre edebilmektedir. Yine, besin döngüsü için elzem olan bazı besin elementlerinin de çevriminde önemli görevler üstlenir. Kısacası sahilleri yaşayan birer habitat olarak isimlendirirsek hata yapmış olmayız.

Peki, sahiller, parçası olduğumuz doğaya bu derece önemli katkılar sağlarken biz ne yapıyoruz? Cevabını hepimiz biliyoruz aslında ancak yine de değinmekte fayda var. Türkiye’de sahil bölgeleri için en önemli insan kaynaklı tehdit; asfalt ve beton! Asfalt ve beton aracılığıyla sahillerin büyük kısmı talan edilmiş vaziyette. Bu durum gözümüzün önünde gerçekleştiği ve çoğumuz bu asfalt ve betonu mecburen kullanmak zorunda olduğumuz için bir nevi kanıksamış ve normalleştirmiş durumdayız. O yüzden bir sahile asfalt ya da beton ile müdahale edildiğinde ortaya çıkan tepki cılız kalabiliyor. Zira kanıksadığımız ve normalleştirdiğimiz şeyler, tepki düzeyimizi de önemli ölçüde düşürür. Ancak bunun yanında bazı müdahalelere de şaşırtıcı düzeyde yoğun tepki gösterebiliyoruz. Örneğin geçtiğimiz ay Mersin’de planlanan bir müzik festivali, konser alanı kaplumbağa yuvalama alanı olduğu için, kamuoyu baskısı nedeniyle iptal edildi.

Bu türden gelişmeler, çevre adına var olan karamsarlığı bir anda dağıtabiliyor. Ancak hemen ardından ortaya çıkan başka bir insan müdahalesi, bu kısa süreli olumlu havayı tersine çevirebiliyor. Bu  sefer ki olay da Antalya’nın Serik ilçesinde gerçekleşti. Hemen herkesin bildiği bu olay medyada o kadar geniş çapta yer aldı ki bir anda çevre duyarlılığımızın boyutu konusunda yanıldığımız izlenimi yarattı. Bu olayda “kimliği belirsiz” bir traktör güya belediyenin “bilgisi dışında” sahile girmiş ve sahili dümdüz etmişti. Bölge, Caretta caretta türü kaplumbağaların yuvalama alanı olduğu için ve bu kaplumbağaların da yuvalama dönemi tam da bu işle aynı dönem olduğu için 100’den fazla yuva tahrip edildi.

Konunun hiçbir muhatabı doğal olarak konu hakkında sorumluluk üstlenmiyor. Çünkü bu derece yoğun kamuoyu baskısına göğüs germek zor iş. Ancak kimsenin doğaya karşı işlediği suçtan ötürü caydırıcı şekilde cezalandırılmadığı bir atmosferde bu sorumluluk üstlenmeme durumu da garip. Neticede bir avuç çevrecinin yaygarası denilerek geçiştirilmesi ve ortaya atılan iddialar ve bulguların reddedilmesiyle işin üstesinden gelinebilirdi. Konumuz bu olmadığı için ve çevreye dair suçlar konusunda sanki güzel işleyen bir ülkede yaşıyormuşuz varsayımıyla bu kısmı burada bırakalım ve asıl meseleye gelelim.

  • Sahiller neden tarla gibi sürülür?
  • Dümdüz olan bir sahilin, görsel olarak nasıl bir estetiği olabilir?
  • Bir sahilde kaplumbağa üremiyorsa o sahili traktörle sürmek kabul edilebilir bir şey mi?
  • Antalya Serik’te gerçekleşen bu vaka ilk mi?
  • Sahillerde traktörle yapılan temizlik gerçekten temizlik mi?
  • Sahilleri traktör ile sürmeden de temizlemek mümkün müdür?

Öncelikle sahillerin traktörle sürülmesinin ana gerekçesi sahillerdeki kirliliğin temizlenmesi. Bu işlemi sınırlarında kumsal olan tüm belediyeler gerçekleştirir. Bazı belediyeler, eğer sahilde kaplumbağalar ürüyorsa üreme dönemi dışında yaparlar bu işi. Bazıları ise Antalya/Serik’te olduğu gibi herhangi bir kritere uymadan herhangi bir zamanda yapabilirler. Bazı yerlerde ise ilgili yöneticinin estetik algısına paralel olarak herhangi bir zamanda sahilleri düzleştirmek için traktör kullanılabilir.

Tüm bu işlemlerin iki ana sonucu vardır. İlki; sahillere vuran küçük boyutlu plastikler ve traktörün sürme işlemi esnasında büyük plastiklerin parçalanması sonucu oluşan küçük boyutlu plastikler, sahil kumunun daha derin tabakalarına hapsedilerek sonsuza kadar oraya gömülür. İkincisi ise görüntü olarak temiz olan sahillerin artık yaşanabilir bir sahil olmaktan uzaklaşmasıdır. Yani orayı habitat olarak kullanan irili ufaklı canlılar, zamanla bu “çok temiz” sahilleri terk edebilirler. Aslında bir nevi hem canlılardan hem de gözle görülür büyük çöplerden temizlenen sahiller, gözle görünmeyen daha küçük plastiklerin gömü alanı haline gelir.

Peki, bunca çöp nasıl temizlenecek? İnsan eliyle yapmak ciddi bir iş gücü ve zaman/çaba gerektirdiği için sorunun kesin bir cevabı yok.

Ancak kesin olmasa da bir cevap var! Kirletmemek. WWF’in geçtiğimiz yıl yayınlanan bir raporunda, sadece turizm faaliyetleri, sahillerdeki çöp miktarını %40 arttırdığı belirtiliyordu. Sadece temiz bir tatil ile çöpü %40 azaltabiliyoruz. Ayrıca sahillerdeki çöplerin büyük çoğunluğu karasal kaynaklı. Yani karayı temiz tutunca sahil de zaman içinde daha az kirlenecek. O zaman da traktöre gerek kalmayacak. Yine düzenli temizlik kampanyaları ile vatandaşı olayın bir öznesi haline getirmek de çözümün bir parçası olabilir. Böylelikle farkındalık da artacaktır. Aksi durumda göstermelik bir iki etkinlikle komşulara ancak pazarda görünmüş oluruz. Bir diğer ve asıl çözüm ise plastik üretiminin (özellikle tek kullanımlık olanların) azaltılmasını talep etmek. Çünkü bu konuda oluşacak bir kamuoyu baskısı önemli sonuçlar doğuracaktır. Bu konuda İngiltere, Kanada ve birçok Avrupa ülkesi önemli adımlar attı. En önemli etki de kamuoyu baskısı idi.

Çöp alt yapısını düzgün kurmayan, bertaraf konusunda yatırım yapmak yerine sürekli beton ve asfalt yapan, vatandaşın bilinçlendirilmesine yatırım yapmayan, doğa dostu olmak gibi bir kaygısı olmayan ve kirliliğe neden olan etmenleri ortadan kaldırmayan yerel yönetimlerin, traktör ile tarla sürer gibi sahilleri talan etmesi daha çok gündeme gelecektir. Bugün Antalya’da gündeme gelen mesele, sorunları kaynağında çözmek yerine sonuçlarla boğuşan yerel yönetim anlayışının bir sonucudur.

(Yeşil Gazete)