Tehdit altındayız

‘Dünya ekosistemini, gün geçtikçe daha yaşanmaz hale getirdik. Bitmek bilmeyen büyüme ve iflah olmaz tüketim alışkanlıklarımız bu çıkmazın en önemli nedeni.’

Sadece biz insanlık değil, biz insanlığın neden olduğu yıkım nedeniyle tüm canlılık yok olma tehdidiyle karşı karşıya. Bundan önce gerçekleşen 5 büyük yok oluştan farklı olarak bu sefer gerçekleşmekte olan yok oluşun nedeni insan faaliyetleri.

Hükümetlerarası Biyoçeşitlilik ve Ekolojik Hizmetler Paneli (IPBES) tarafından geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir rapor, tüm canlı türlerinin 1 milyona yakının yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Aynı raporda tüm türlerin sayısının 8 milyon adet olduğunu ve bunun da 5.5 milyon adedinin böcek türlerinden oluştuğu ifade ediliyor.

Üç yıl boyunca 450’den fazla bilim insanı ve diplomatın birlikte hazırladığı raporda biyoçeşitlilikle ilgili yer alan tespitler ürkütücü:

– Karasal ekosistemlerin % 75’i insan eylemleri nedeniyle bugüne kadar “ciddi biçimde değiştirildi” (deniz ortamlarının da % 66’sı),

– 1980’den beri yaklaşık 60 milyar ton kaynak tüketildi,

– 1980’den beri kişi başı kaynak tüketiminde %15 artış meydana geldi,

– 1700’lü yıllarda var olan sulak alanların %85’ten fazlası 2000’li yılların başında yok oldu. Bu yok oluş alansal olarak ormanların kaybından neredeyse 3 kat daha hızlı gerçekleşti,

– Mevcut yok oluş oranı son 10 milyon yılda yok olan canlı türlerinin sayısından 10 ila 100 kat daha fazla,

– Resif mercanlarının ve deniz memelilerinin neredeyse %33’ü yok olmak üzere,

– Karasal ve sucul ekosistemlerdeki canlı türlerinin %25’i tükenmek üzere,

– 16. yüzyıldan beri 680 omurgalı canlı türünün nesli insanlar tarafından yok edildi,

– Böcek türlerinin yaklaşık %10’u (550 000 tür) tükenmek üzere,

– 21 ülkedeki kayıtlara göre istilacı türlerin sayısında %70 artış meydana geldi,

– 2015 yılında deniz balıkları stoklarının % 33’ü sürdürülemez seviyelerde; % 60’ı maksimum seviyede avlandı ve % 7’si de tüketildi,

– Düşük ve yüksek sıcaklıkların tahmin edildiği iklim senaryolarında, sırasıyla yüzyılın sonuna kadar balık biyokütlesinde %3 – %25 düşüş öngörülmektedir,

– Tarımsal faaliyetler nedeniyle orman alanlarının %50’si kullanıma açıldı,

– Endüstri önceki dönemde var olan ormanların bugün sadece %68’i mevcut,

– 2017 yılında endüstri öncesi döneme göre sıcaklıklarda ortalama 1 derece artış meydana geldi

Bu genel tespitler bize dünya ekosistemini, gün geçtikçe daha yaşanmaz hale getirdiğimizi anlatıyor. Bitmek bilmeyen büyüme ve iflah olmaz tüketim alışkanlıklarımız bu çıkmazın en önemli nedeni. Peki, çözümü var mı? Zor ancak mümkün. Şimdiden fosil yakıta dayalı teknolojileri daha sürdürülebilir olan güneş, rüzgâr, vb. kaynaklar ile değiştirir, ormanlık alanları inşaat, tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerine kapatır, ete dayalı tüketimi azaltır ve plastik ve benzeri tehlikeli maddeleri hayatımızdan mümkün olduğunca çıkartırsak bu yok oluşu yavaşlatabiliriz. Evet, bu mümkün. Gelecek nesillere bu gezegeni yaşanabilir teslim etme sorumluluğumuzu hatırımızda tutarsak bu konudaki tavrımızın da değişebileceğini düşünüyorum. Ancak bunun bireysel önlemlerle olamayacağını ve devletler düzeyinde gerçekleştirilirse ancak faydalı olabileceğini de hatırda tutmak lazım.

Greta’nın çağrısına kulak verirsek aslında sorunun da çözümünün nerede olduğunu görebiliriz. Unutmayalım ki doğa insan olmadan daha sağlıklı ve daha uzun yaşar ki zaten insan olmadan milyonlarca yıl yaşadı. Ancak insan doğa olmadan kesinlikle yaşayamaz.

Doğayla kalın.

(Yeşil Gazete)