Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Akbelen’den Cerattepe’ye enerjiden madene Türkiye’de orman tahsisi gerçeği-3

0

İlk iki bölümde, genel olarak orman alanlarının ormancılık dışı kullanımlara tahsisinin yasal dayanaklarını, uygulamaların bu yasal dayanaklarla çelişkilerini ve geçmişten günümüze yapılan tahsislerle son 10 yılda yapılan tahsislere ilişkin istatistikleri özetlemiştim.

Akbelen’den Cerattepe’ye, enerjiden madene Türkiye’de orman tahsisi gerçeği-1
Akbelen’den Cerattepe’ye, enerjiden madene Türkiye’de orman tahsisi gerçeği-2

Şimdi enerji sektörü ile birlikte en çok orman tahsisi yapılan sektör olan madenciliğe biraz daha yakından bakmanın zamanı geldi.

Maden ve madencilik

3213 Sayılı Maden Yasası, maden tanımını şöyle yapıyor:

“Yer kabuğunda ve su kaynaklarında tabii olarak bulunan, ekonomik ve ticarî değeri olan petrol, doğal gaz, jeotermal ve su kaynakları dışında kalan her türlü madde, bu Kanuna göre madendir.”

Ardından yasa, madenleri altı farklı grup altında topluyor. Örneğin birinci grupta kum, çakıl, kiremit kili, çimento kili gibi daha çok inşaat sektörüne yönelik madenler var. Kömür, altın ve gümüş gibi adı çok geçen madenler dördüncü grupta. Elmas, safir ve yakut gibi daha değerli olanlar beşinci grubu oluşturuyor.

Gelelim madenciliğe… Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yapılan tanıma göre “Madencilik genel olarak arama faaliyetleri ile başlayan, cevher üretimi ve zenginleştirme işlemleri ile devam eden, cevherin bittiği alanların kapatılması ve çalışma alanının doğaya yeniden kazandırılması ile projenin sonlandırıldığı bir süreçler bütünüdür.”

Madencilik ve ormanlar

Madenler çoğunlukla yer kabuğunda bulunduğu için madencilik faaliyetleri yerkabuğunun üst tabakalarının doğal yapısını bozar. Bu nedenle yeryüzünde bulunan orman, tarım alanı, otlak vb. ekosistemler madencilik faaliyetlerinden olumsuz etkilenir. Diğer ekosistemleri kenarda tutarak ormanların madencilikten nasıl etkilendiğinde biraz daha yakından bakalım.

Elbette madenciliğe konu madenin türü ve maden işletmeciliğinin şekli gibi pek çok faktör ormanların madencilikten etkilenme tür ve şiddetini değiştirir. Ancak genel bazı etki türlerinin olduğunu da görmezden gelemeyiz. Orman Genel Müdürlüğü (OGM) çok da eski olmayan bir tarihte madenlerin ormanları nasıl etkilediğine dair bir rapor hazırlatmış.[1] Söz konusu rapor madenciliğin orman ekosistemlerine verdiği zararları ayrıntılı şekilde aktarıyor. Dileyenler şu  bağlantı adresinden bu raporun tamamını okuyabilir. Raporda yer alan aşağıdaki ifade konumuz açısından dikkat çekici:

“Açık maden ocağı işletmesi doğal ekosistemlere çok kapsamlı etkiler yapmaktadır. Bu işletmeler bir yandan ekosistemin bir bölümünü yok etmekte, çevre ekosistemler üzerinde de kalıcı etkileri devamlı olmaktadır.”

Rapor neden özellikle açık maden ocağı işletmeciliğine değiniyor? Çünkü madencilik amaçlı orman tahsislerinin çoğu açık maden ocağı işletmelerine gidiyor. Örneğin, dizinin bir önceki bölümünde şöyle demiştik: 2013-2022 yılları arasındaki 10 yıllık dönemde madencilik için yapılan orman tahsisi işlem sayısı 25 bin 556 ve tahsis edilen orman alanı miktarı 103 bin 620 hektar. Aynı dönemde açık maden işletmeciliğine yapılan tahsis sayısı 9 bin 761 (tüm madencilik tahsis sayısının yaklaşık %38’i) iken tahsis edilen orman alanı ise 53 bin 130 hektar (tüm madencilik tahsis alanının yaklaşık %51’i). Oysa yine aynı dönemde kapalı maden işletmeciliği için yalnızca 231 tahsis işlemi yapılmış ve 221 hektar orman tahsis edilmiş. Bu verilerden de kolaylıkla hesaplanabileceği gibi açık maden işletmeciliği amaçlı bir tahsis işlemi başına ortalama 5,44 hektar orman tahsisi yapılırken kapalı maden işletmeciliği için bu miktar bir hektarın bile altında kalıyor.

Kamuoyunda yapılan tartışmalarda gözden kaçan konulardan biri, ormanlarda meydana gelen zararların maden çıkarmak amacıyla tahsis edilen alanlardan çok daha geniş alanlara yayılıyor oluşu. Maden ocağından madenin çıkarılmasına ek olarak başka pek çok madencilik faaliyeti için çeşitli altyapı tesislerinin kurulması ve bunun için de orman alanı tahsisi gerekir. 2013-2022 arası 10 yıllık dönem örneğinden devam edersek, bu dönemde sözünü ettiğim madencilik altyapı tesisleri için 10 bin 550 adet tahsis işlemi (tüm madencilik tahsis sayısının yaklaşık %41’i ve açık maden işletmesi tahsis sayısının yaklaşık %8 fazlası) gerçekleşmiş ve bu işlemlere 32 bin 699 hektar orman alanı tahsis edilmiştir (tüm madencilik tahsis alanının yaklaşık %32’si ve açık maden işletmesi tahsis alanının yaklaşık %62’si).

OGM bünyesinde hazırlanan teknik rapor bu konuyu atlamıyor ve orman ekosistemlerine verilen zararların tahsise konu alanlarla sınırlı kalmıyor olmasına da özel bir vurgu yapıyor. Ekosistem parçalanması dediğimiz olgu nedeniyle civar ekosistemlerde meydana gelen olumsuz etkiler bir başka OGM raporunda[2] da şöyle dile getiriliyor:

“Parçalanma süreci, peyzajın kompozisyonunu, konfigürasyonunu ve fonksiyonlarını dönüştürür. Tipik olarak habitat yıkımı veya izolasyonu anlamına gelir ve birçok çalışma, habitatların ve özellikle ormanlık habitatlarının uzun süreli parçalanmasının biyolojik çeşitlilik ve ekosistem süreçlerini güçlü bir şekilde etkilediğini göstermektedir.”

“Orman parça boyutunun azaltılması ve parça izolasyonundaki artışın, kuşların, memelilerin, böceklerin ve bitkilerin bolluğunu yüzde 20 ila 75 oranında azalttığı, tohum yayılımı ve dolayısıyla orman yapısı gibi ekolojik işlevleri etkilediği ve aynı zamanda ekosistemde bir azalmaya katkıda bulunduğunu göstermiştir.”

Kamuoyunda yapılan tartışmalar çoğunlukla tahsis edilen orman alanı ile sınırlı kaldığından civar ekosistemlerin de madencilikten ağır hasarlar aldığının bir kez daha altının çizilmesinde yarar var. Madenciliğe tahsis edilen alanlarda ise zararlar elbette daha keskin. Lafı çok fazla evirip çevirmeye gerek yok, yüzbinlerce yıllık evrimin sonucu ortaya çıkan koca bir ekosistem tam anlamıyla yok oluyor. Madencilik faaliyetleri bittikten sonra yapıldığı söylenen rehabilitasyon çalışmaları ise bambaşka bir peri masalı ki, buna da ilerleyen bölümlerde değineceğim.

Madencilik faaliyetleri ne ölçüde ormana bağlı?

Türkiye gibi şeffaflık yerine karartma ilkesinin egemen olduğu ülkelerde sağlıklı verilere ulaşarak bilimsel değerlendirmeler yapmak çok kolay değil. Yetkili kamu kurumları ya hiç veri paylaşmamayı ya da çok genel verileri paylaşarak konuyu kapatmayı tercih ediyor. OGM de öyle yapıyor. Her yıl orman tahsisleri ile ilgili istatistikleri açıklıyor, evet. Ama örneğin açık maden işletmeciliği deyip geçiyor ve istatistikleri tüm Türkiye için açıklıyor. Hangi maden türleri öne çıkıyor, bunlardan hangileri için daha çok orman tahsisi yapılıyor, hangi il ve bölgelerde yoğunlaşıyor gibi pek çok soruya OGM istatistikleriyle yanıt vermek olanaklı değil. Durum böyle olunca, bizim gibi akademisyen ve araştırmacılar sağ kulağımızı sol elimizle göstermek zorunda kalıyoruz. Hoş, ona bile razıyız ama pek çok durum için bu bile olanaklı olmuyor.

Yukarıda sözünü ettiğim veri yetersizliği sorununu aşmak için sevgili dostum Prof. Dr. Erdoğan Atmış öncülüğünde değerli meslektaşım Damla Yıldız ve ben bir araştırma yaptık. Henüz sonuçlarını bilimsel bir yayına dönüştürmediğimiz bu araştırmada, detaylarına girmeden aktarayım, 2014 ile 2022 yılları arasında ÇED olumlu kararı almış 1311 ÇED raporunu inceledik. Söz konusu ÇED raporları üzerinde yaptığımız analizler sonucunda şu sonuçlara ulaştık:[3]

  • ÇED raporuna konu projelerin yaklaşık %44’ü I., II. ve V. grup madenlerle ilgiliyken, %35’i enerji, %18’i petrol ve doğalgaz ile III. ve IV. grup madenler, %2,5’i de turizm sektörlerine ait.[4]
  • Yukarıdaki sektör-alt sektör sınıflandırması kapsamında, proje alanına göre en yüksek orman alanı tahsisi petrol ve doğalgaz ile III. ve IV. grup maden yatırımlarına yapılmış gözüküyor. Bu gruptaki 258 projede toplam proje alanının yaklaşık %41’i orman. Bu oran enerji yatırımlarında %34, I., II. ve V. grup madenlerde %18 ve turizmde ise %4 civarında.
  • Grup yerine ayrı ayrı alt sektörlere baktığımızda en yüksek orman tahsis oranının mermer ve dekoratif taşlara ait olduğunu görüyoruz. Bu alt sektörün yaklaşık 1694 hektar olan toplam proje alanının %70’i (1187 hektar) orman alanı. Bu oran kömür ocaklarında %56, I. grup madenlerde %50 oranında.

Bu bölümü şu hatırlatmayla tamamlayayım: Yukarıdaki bulgular incelenen ÇED raporları kapsamındaki projelerle ilgili. ÇED gerekli değil kararı verilen projelerde tablonun nasıl olduğunu anlamak için bambaşka araştırmalar yapmak gerekiyor. Fakat görünen o ki, madencilik büyük ölçüde ormanlarımızı kaygı verici derecede tehdit ediyor.

Konuyu irdelemeye sonraki bölümlerde devam edeceğim.

*

[1] Yıldızbakan, A., Taşdemir, C., Albayrak M., “2017. Maden Sahalarının Ormana Verdiği Zararların Araştırılması” Teknik Rapor. OGM Dış İlişkiler Eğitim ve Araştırma Dairesi Başkanlığının 10.07.2012 tarih ve 158 sayılı emirleri gereği 06.06.2016 tarihinde Doğu Akdeniz Ormancılık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü ve Adana Orman Bölge Müdürlüğünün Ortaklaşa Yaptığı “Araştırılması İstenen Konuların Belirlenmesine Yönelik Toplantı” gereği.[2] OGM, 2020., “Sürdürülebilir Orman Yönetimi Kriter ve Göstergeleri 2019 Türkiye Raporu”. Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı, Ankara.
[3] Ön değerlendirme olarak kabul etmek yararlı olur. Nihai ve kesin sonuçlar bilimsel bir yayına dönüştükten sonra ortaya çıkacaktır. Yayımlama sürecinde editör ve hakem görüşleri doğrultusunda farklı analizler yapmak gerekebilir.
[4] Bu sınıflandırma ÇED kapsamında bizim dışımızda yapıldığı için biz de aynı şekilde kullanmak durumundayız.

Kategori: Hafta Sonu

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.