Köşe YazılarıYazarlar

Ahlaksızlık Çağı – Poyraz Doğan

Bu raporları üreten bilim insanları sadece ne yaptığımızı değil ne yapmamız; bunu nasıl yapmamız gerektiğini de anlatıyor. Belki de her şeyden önemlisi çözümün hala, bu yaptıklarımıza rağmen mümkün olduğunu da söylüyor. Eğer kendimize çeki düzen verirsek dünya bize cömert davranmaya devam edecek.

Kimilerine göre bilginin katmerlenerek çoğaldığı, kimilerine göre ise giderek özgürleştiği bir dünyada yaşıyoruz. Gerçekten de internet ile beraber bilgiye ulaşımın her geçen gün hızlandığı, bilgi üzerindeki tahakkümün azaldığı bir dönemdeyiz.

Bu bilgi üretim hızı ve erişilebilirlik, geçmişte yaşamış ve hayatımızı değiştiren buluşlar yapan birçok bilim insanını heyecanlandırırdı. Hatta birçok felsefeci de bu heyecana elindeki şarap kadehi ile katılırdı. Halen de heyecanlandırıyordur.

Ancak bir de madalyonun öteki yüzü var. Özellikle sosyal medya çağı ile beraber, bilginin değerinin azaldığını hatta bilimin ve onun sesleri olan doktorlar ve akademisyenlerin dünyanın dört bir yanında siyasiler tarafından saldırı altında olduğunu da görüyoruz. Üstelik Brezilya’da, ABD’de gördüklerimiz, Türkiye’de de iliklerine kadar yaşadıklarımız, bunun prim de yaptığını gösteriyor.

“Bilim gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır” demiş Hacı Bektaşi Veli. Oysa ki şimdilerde bilim ne kadar o yolu aydınlatırsa aydınlatsın, her şeyi bilenler dünyasında yaşıyoruz. Üstelik herkes, kendine benzeyenlerin sosyal mahallesinde takılıyor.

“Yeryüzündeki şartların düzelmesi, sadece bilimsel buluşlardan çok ahlaklı bir yaşama düzeninin gerçekleşmesine bağlıdır.” Bunu da Albert Einstein demiş. Peki biz ne diyoruz? Tabii ki iklim krizinden bahsediyoruz.

Yediğin kaba pislemek!

Son yayımlanan tarihi bilimsel rapor, (IPCC İklim ve Arazi Raporu) hep beraber, topluca ne kadar ahlaksız olduğumuzu gözler önüne seriyor. Türkiye’den değerli bilim insanı Murat Türkeş’in de katkı verdiği IPCC’nin bu raporunun ortaya koyduğu üzere, insanoğlunun yediden yetmişe toprağı nasıl hoyrat kullandığı, yediğimiz ve içtiğimiz, bu yaşam alışkanlıklarımız ile yediğimiz kaba pislediğimiz o kadar aşikâr ki!

Ürettiğimiz her gıdanın üçte birini çöpe atıyoruz. Bu çöpleri yakarken çıkan metan gazı ile küresel ısınmaya sebep oluyoruz. Sanırsınız herkes tok! Yok o da değil. Tahmini olarak 821 milyon insan hâlâ yetersiz besleniyor.

 

 

 

 

Hep beraber yeryüzündeki arazinin 70’ini dönüştürmüşüz. Dönüştürmek derken iyileştirdiğimiz akla gelmesin! Bu faaliyetlerimiz, yani tarım ve ormancılık başta olmak üzere “arazi kullanımımız“ küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 23’ünden sorumlu. Gıdanın evimize gelmesini de bu iklim maliyetine ekleyince oran yüzde 30’un üzerine çıkıyor. Janjanlı paketlerimiz, t-bone steaklerimiz sağ olsun.

Rapor başka bir acı gerçeği de aydınlatıyor: Artık böyle yüzde 30’unu çöpe attığımız gıdayı da yetiştiremeyeceğiz. Arazi kullanımının emisyonları ile tadı daha da acılaşan iklim krizi daha fazla afet demek. Hatta bir afetler buketi var karşımızda. Daha fazla sel, daha fazla kuraklık, daha fazla aşırı sıcaklar, daha fazla aşırı soğuklar…  Her şeyin daha fazlası, her şeyin daha tuzlusu. Hem ekonomik hem de sosyal olarak.

Raporun özetinde, “Kuraklıkların sıklığı ve yoğunluğu bazı bölgelerde (Akdeniz, Batı Asya, Güney Amerika’nın pek çok kısmı, Afrika’nın çoğu ve Kuzeydoğu Asya dahil) arttı ve küresel ölçekte yağış miktarı yoğunluğunda artış yaşandı” diyor misal. Oradaki Akdeniz dikkatinizi çekti mi? İşe o, işin ucunun Türkiye’ye de nasıl dokunduğunu gözler önüne seriyor.

Peki ne yapacağız? Yediğimiz kaba pislemeye devam mı edeceğiz? Türkiye’nin Kanada ortaklı Kazdağları filmi gibi filmleri çekmeye, Bolsenaro’nun Amazon’ları tarıma açmaya kalktığı gibi ağaçları zalimce katletmeye devam mı edeceğiz?

Sınırlı dünyada sınırsızca yemeye, ananas suyuna, janjanlı plastik poşetlere devam mı edeceğiz? Kendi konfor alanımızdan çıkmadan son model telefonumuzla, postlarımızla dünyanın haline ne kadar üzüldüğümüzü söylemek de bir seçenek.

Bunların hepsini yapabiliriz, yapmaya devam da ediyoruz, ancak bunun bir tercih olduğunu unutmayın. Ya da şirketlerin, siyasilerin bunun bir zorunluluk olduğuna, kalkınmamız gerektiğine dair söylediklerine inanmamayı seçebilirsiniz. Bu tercihinizi yaparken, tercih hakkına sahip belki de son nesil olabileceğinizi de unutmayın.

Bilimden şaşmayın

Çünkü ortada bilim, bilgi var. O gerçekleri aydınlatıyor.  Her ne kadar toplum olarak bakmamaya zorlansak da IPCC 1.5 Derece Raporu, IPBES Raporu ve son yayımlanan, çarpıcı çıktılarını yukarıda ortaya koyduğumuz IPCC İklim ve Arazi Raporu çok net.

Bu raporları üreten bilim insanları sadece ne yaptığımızı değil ne yapmamız; bunu nasıl yapmamız gerektiğini de anlatıyor. Belki de her şeyden önemlisi çözümün hala, bu yaptıklarımıza rağmen mümkün olduğunu da söylüyor. Eğer kendimize çeki düzen verirsek dünya bize cömert davranmaya devam edecek.

Çok açık bir ahlaksızlık çağında yaşıyoruz. Ve kolay değil, gerçekten de topyekûn bir dönüşüme ihtiyacımız var. Ancak mümkün, bu işi halledebiliriz. Ahlaklı bir yaşama düzeni için önümüzde yol haritası var. Çözümler basit, yöntemler ucuz ve uygulanabilir, hatta uygulanıyor. Yaygınlaştırmamız, dönüşüme inanmamız gerek.

Siyasetin, şirketlerin dediğine, hatta bazen çevrecilerin buna çanak tutmasına bakmayın. Öyle bir anda durmamız, her şeyi bir anda bırakmamız da gerekmiyor, bir anda karanlıklara gömülelim demiyoruz.

Ancak bugünden başlayarak kömüre, petrole, doğalgaza son vermeye başlamamız gerekiyor. Üstelik önümüzde mantıklı bir tarih var. Fosil yakıt bağımlılığımızı tedavi etmeye, 2030 yılına kadar kömürlü termik santralleri kapatarak başlayabiliriz. Bunu herkes yapabilir, sürekli elektrikte arz fazlası veren Türkiye de!

Artık, bizi cezbeden, aklımızı çelen tekliflere ve ayak oyunlarına ve fosil yakıt şirketlerine karşı dik durmalıyız. Bugünden itibaren yeni fosil yatırımı yapmamak gerekiyor. Bu kömür için de onun daha yakışıklı-iyi görünümlü kardeşi doğalgaz için de geçerli. (Bunları konuşurken, Akdeniz’deki doğalgaz konusu ne kadar saçma sapan geliyor değil mi?)

Kirletenlere verdiğimiz destekleri, teşvikleri artık kaldırmalı, hatta adil, hakkaniyetli, kirletenin ödediği vergileri hayatımıza sokmalıyız. Yani plastiğe vergi olsun diyoruz, ama hakkaniyetli olsun. Halkın cebinden çıkıp, üreticiye yük bindirmeyen, nereye gittiği belli olmayan vergi adil olmaz. Böyle olursa, iklim krizinin yoksulun sırtına bindirdiği yükü bu vergiler ile katmerlendirirsiniz. Göz boyamaya, yeşil badana devam edersiniz.

İklim krizini çözmek istiyorsanız bilimin söylediğine uygun hedefi ortaya koymalısınız. Hedef belli, 2050 yılına kadar net sıfır sera gazı emisyonumuz olmalı. Türkiye bunu yapabilir mi? Yanıt, evet. Devleti, belediyesi, şirketi ve yurttaşıyla hepimiz hedefe uygun planları ortaya koymalı, gerekli adımları atmaya başlamalıyız.

Bu adımlar ne devletler ne de bizler için hiç zor değil. Sadece artık bu vurdumduymaz konfor alanımızdan çıkmamız gerekiyor.

16 yaşındaki İsveçli kıza bakın, dünyanın dört bir yanını dolaşıyor, ancak konfor alanından biraz çıkınca bu seyahatlerini ahlaklıca yapabiliyor. Trenle, yelkenli ile iklim krizini herkese anlatmak için yollara düşebiliyor.

Kısaca, bayram tatilinde, yaz sıcağında Akdeniz’e inmeyin demiyoruz, bunu uçarak, gaza basarak yapmayın. Hiçbir şey yapamıyorsanız, bunları tek en uygun çözümmüş gibi sunanlara kanmayın, hükümetinizden, belediyenizden otoyol, kavşak yapacağına, devasa havayolu yapacağına tren yolu döşemesini isteyin, deniz ulaşımı isteyin. Bu seçeneklerin sadece iklim maliyeti değil, ekonomik maliyeti de düşük yatırımlar olduğunu da unutmayın. Zor değil yani!

Yeryüzü de toprak da bize iklim krizini önlemek için fırsatlar sunuyor. Ormanları, ağaçları rahat bırakarak, gıdaları çöpe atmayarak, yakınımızda üretilen, üretiminde suni gübre kullanılmayan gıdaları tüketerek, daha çok bitkisel beslenerek ya da sürdürülebilir hayvansal gıdalara yönelerek büyük bir değişim yaratabiliriz. Bunu yaparak hem yeryüzünü hem sağlığımızı koruyabilir hem de iklim krizini önemli bir adım atabiliriz.

Bunlar, küçük ve kolaylıkla atılabilecek adımlar. Ama daha da önemlisi, hepimizin yararına bu adımları attığımızda nihayetinde kaybeden olmayacak ve de gelecek nesillerden çalmayı bırakmış olacağız.

Mesele temelde, bilimin aydınlattığı gerçekleri görmemizle alakalı. Her şeyi bildiğimizi düşünmeyi, sosyal mahallemizde söylenenleri hadis kabul etmeyi bırakıp ahlaklı davranmaya başlamamız gerekiyor. Bugün ve gelecek için bunu yapabilecek kudret hepimizin damarlarında mevcut!

(Yeşil Gazete)