Ana Sayfa Blog Sayfa 719

LGBTİ+’lara karşı nefret bu kez de Konya’da yürütüldü

LGBTİ+’ların eşit yurttaşlık haklarına karşı “aile” buluşması adı altında Eylül ayında İstanbul’da başlayan organizasyonlar sürüyor. LGBTİ+’ların var olma ve hayat hakkını hedef alan ve “ailenin korunması” adı altında düzenlenen yürüyüşler, İstanbul ve Urfa’nın ardından hafta sonu (22 Ekim) Konya ile devam etti. “LGBT Dayatmasına Karşı Büyük Aile Yürüyüşü” mottosuyla yapılan yürüyüşe AKP’li Büyükşehir Belediye Başkanı ve AKP Konya Milletvekili de katıldı.

Kaos GL‘den Ali Erol‘un aktardığına göre; Konya’da “Büyük Aile Yürüyüşü” adı altında gerçekleştirilen organizasyona davet, “GüçlüAileGüçlüToplum” etiketi ve “LGBT Dayatmasına Karşı Büyük Aile Yürüyüşü” mottosuyla “Konya Sivil Toplum (STK) Kuruluşları” Platformu’ndan geldi.

Başörtüsü ve aile yapısı diyen Erdoğan’ın asıl hedefi: Topluma LGBT’yi soktular
Bakan Yanık’tan LGBTİ+ düşmanı eyleme önce ‘Nefret söylemi’, sonra ‘normalleştirmiyoruz’ açıklaması
İstanbul Valiliği izni ve RTÜK’ün desteğiyle LGBTİ+’lara yönelik nefret yürüyüşü!
‘Aile’ öne sürülerek yaygınlaştırılan LGBTİ+ nefreti bu kez Urfa’da yürüdü
Şiddete maruz kalan LGBTİ+ ve kadınlar, yaşam mücadelesi veriyor
Kaynak: Kaos GL

Konya Sivil Toplum Kuruluşları Platformu Başkanı Önder Kutlu, yürüyüş öncesinde, “ciddi derece tehdit altında olduğumuza inanıyoruz, inançlarımız gereği yapıyoruz, bizlere dayatmalar yapılıyor” açıklaması yaptı.

AKP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay ve AKP Konya Milletvekili Ahmet Sorgun eşliğinde yapılan “LGBT Dayatmasına Karşı Büyük Aile Yürüyüşü”ne katılanlar “aileme dokunma”, “tekbir” ve “müslüman uyuma, ailene sahip çık” sloganları atarak Kılıçarslan Meydanı’ndan Kayalıpark’a doğru yürüdüler.

Yürüyüşe “belediye başkanı olarak” katıldığını söyleyen Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, sosyal medya hesabında, fotoğraflarla birlikte,  “Hem belediye başkanı hem de bu şehirde yaşayan bir Konyalı olarak ‘LGBT Dayatmasına Karşı Büyük Aile Yürüyüşü‘ne katıldım. Küresel dayatmalara karşı Konya’mızın duruşu her zaman nettir, bellidir” sözlerini paylaştı.

Büyükşehir Belediye Başkanı ile birlikte yürüyüşe katılan AKP Konya Milletvekili Ahmet Sorgun, sosyal medya hesabında, gene fotoğraflarla birlikte, “İnsanlık onuru ve ahlakını tehdit eden LGBT Dayatmasına karşı büyük aile yürüyüşümüzü gerçekleştirdik” paylaşımı yaptı.

AKP Genel Başkan Yardımcısı/İnsan Hakları Başkanı ve Konya Milletvekili Dr. Leyla Şahin Usta ise “Aile kurumunu korumak hepimizin görevi. LGBT sapkınlığına karşı ailenin yanında olmak için STK’larımızın öncülüğünde düzenlenen Büyük Aile Yürüyüşü” paylaşımıyla, “Haydi Konya, hep birlikte ailecek BüyükAileYürüyüşü’ne!” çağrısı paylaştı.

AKP Karatay İlçe Başkanlığı sosyal medya hesabından, yürüyüşten fotoğraflarla birlikte, “Konya Bugün ailemiz için tek ses oldu. LGBT sapkınlığına karşı ailenin yanında olmak için STKlarımızın öncülüğünde düzenlenen Büyük Aile Yürüyüşü’ne katılım sağladık. Aile mefhumunu korumak en asli görevimizdir” paylaşımı yapıldı.

Hizmet-İş Sendikası Konya 2 Nolu Şube Başkanı Hüseyin Keçeci, “Neslimizi ifsad edecek tüm çalışmaların karşında olduğumuzu haykırdık”; Eğitim-Bir-Sen Konya Üniversite Şube Başkanı Şenol Metin, “İstanbul Sözleşmesi’ni tarihin çöplüğüne atan bu millet, LGBT dayatmalarına karşı da direnecektir” daveti ve yürüyüşün ardından, “Yeni dünya düzeninin insanının yeni kimliğini kabullenmesinde en önemli engel hafıza üreten, bağlılık üreten aile, vatan, din gibi kutsiyetin tasfiyesidir. Dün yaptığımız yürüyüş, bu tasfiyeye Anadolu irfanının izin vermeyeceğine dairdir” paylaşımı yaptı.

Konya Sivil Kadın Platformu, “Konya halkı, LGBT Dayatmasına Karşı Büyük Aile Yürüyüşü’nde tek yürek oldu” paylaşımı yaptı.

Necmettin Erbakan Üniversitesi öğretim görevlisi Salih Zeki Keş, “şeytanın, LGBT yandaşlarıyla saldırıda” olduğunu söylerken, “modern ifsat ve sapkınlık hareketi LGBT” paylaşımı yaptı.

Anadolu Gençlik Derneği (AGD) Konya Şubesi, “Büyük Aile Yürüyüşü”ne destek verdiğini duyurdu.

“Aile Yürüyüşü”nde taşınan dövizleri Anadolu Ajansı aktardı:

“Aileme Dokunma”, “LGBT Zorbalığına Hayır”, “Gökkuşağımı Kirletme”, “Ailemiz Son Sığınağımız”, “Küreselci Dayatmaya Hayır”, “Fıtratımız Kimliğimizdir”

Valilik önünde son bulan yürüyüş, yerel basında, “Konya’da LGBT dayatmasına karşı ‘Büyük Aile Yürüyüşü’” başlığıyla verildi. Kontv, Konya Postası ve Konya’nın Nabzı sayfalarında da “aile yürüyüşü” yer aldı.

“Ailenin korunması için” birçok ilde yürüyüş düzenleneceğini duyuran bir diğer isim Abdurrahman Dilipak oldu.

Ankara Sivil Toplum Platformu (ASTP) Başkanı Mustafa Kır, “cinsi sapkınlıklara” karşı Ankara’da yürüyüş yapacaklarını duyurdu.

Nefret söylemi nedir?

Kaos GL, sosyal medya ortamları ile internet yayıncılığında cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve cinsiyet ifadesi ile LGBTİ+ varoluşlara yönelik ayrımcı yaklaşım, homofobik ve transfobik söylem içeren haber ve gelişmeleri takibe alıyor.

Ayrımcı, ırkçı, homofobik, transfobik unsurlar taşıyan ifadelere nefret söylemi denilmektedir. Bir gruba ya da o gruba üyeliği nedeniyle bir kişiye yönelik düşmanlıktan kaynaklanan ve o gruba yönelik düşmanlığı gösteren veya cesaretlendiren ifade biçimleridir. Nefret söylemi, nefret suçuna teşvik ya da eşlik edebileceği için, bu iki kavram birbiriyle bağlantılıdır.

Nefret söylemi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tavsiye kararında, “nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren her tür ifade biçimi” olarak tanımlanıyor.

Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks (LGBTİ+) terimleri ile tanımlarını, LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılık ideolojileri ve anlamlarını, insan hakları ve ayrımcılıkla ilgili terimler ve tanımlarını ve daha fazlasını, Kaos GL Derneğince yayınlanmış “LGBTİ Hakkında Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları” kitapçığında bulabilirsiniz.

Berkin Elvan’ın ailesi ‘cumhurbaşkanına hakaret’ten üçüncü kez hakim karşısına çıktı

Gezi Parkı eylemleri sırasında polisin attığı gaz kapsülü nedeniyle, uzun süre yoğun bakımda kaldıktan sonra yaşamını yitiren Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan’la babası Sami Elvan’a Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettikleri iddiasıyla açılan davanın üçüncü duruşması bugün İstanbul 43’üncü Asliye Ceza Mahkemesi‘nde görüldü.

Elvan ailesinin avukatlarından Can Atalay, Gezi Davası kapsamında 6 aydır tutuklu olduğu için bugünkü duruşmaya katılamadı.

Duruşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatı, şikayetlerinin devam ettiğini belirterek Sami ve Gülsüm Elvan’ın üzerine atılı suçtan cezalandırılmalarını istedi.

Daha önceki sözlerinin arkasında durduğunu belirten Gülsüm Elvan, “Bir sonraki duruşmaya avukatım Can Atalay ile katılmak istiyorum” dedi ve suçlamaları kabul etmediklerini belirtti:
Ben çocuğumu kaybettim. Hakarete uğrayan da benim.

Elvan çiftinin, Berkin Elvan’ı öldüren gaz kapsülünü atan polis Fatih Dalgalı’nın yargılandığı davadan sonra yaptıkları açıklamalar delil olarak gösterilerek ayrı ayrı dokuz yıl dört aya kadar hapisleri isteniyor.

Gezi Parkı eylemleri sırasında o dönem başbakan olan Erdoğan, “Herkes ‘Polise emri kim verdi’ diye soruyor. Açıklıyorum, emri ben verdim” demişti.

Mahkeme, bugün görülen üçüncü duruşmanın sonunda esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vererek davayı 16 Mart’a erteledi.

Gülsüm ve Sami Elvan, Erdoğan’ın söz konusu açıklamaları nedeniyle, Berkin Elvan davasının 23 Eylül 2020 ve 29 Ocak 2021’deki duruşmaların sonrasında adliye önünde yaptıkları açıklamalarda oğullarının öldürülmesinde Erdoğan’ın sorumluluğunun bulunduğunu vurgulamıştı.

Ardından Kağıthane Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Büro Amirliği’ne bağlı polislerher iki duruşmanın sonrasında yapılan açıklamaları savcılığa bildirmiş ve  üzerine Elvan çifti hakkında soruşturma başlatılmış; “cumhurbaşkanına hakaret’ suçlaması yönünden yeterli şüphe olduğu iddia edilerek haklarında iddianame düzenlenmişti.

Erdoğan, Elvan’ı ölümünden üç gün sonra “Terör örgütlerinin içine aldığı, terör örgütlerinin içinde yüzü poşulu, eline sapan verilmiş, cebinde demir bilyelerle olan bir çocuk” diye tanımlamış, annesi Gülsüm Elvan’ı da miting alanında yuhalatmıştı.

Berkin Elvan’ın ölümüne sebep olmaktan yargılanan polis Fatih Dalgalı hala görevde.

Mahkeme, Dalgalı‘yı “olası kastla öldürmek” suçunu işlediğinin sabit olduğu gerekçesiyle 16 yıl 8 ay hapse mahkum etmiş ancak tutuklamamış, yurtdışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakmıştı.

 

 

 

 

Çatladı, çöktü, müteahhidi kaçtı: 32 yıl sonra Melen Barajı’nın hal-i pür melali

Video haber: Ufuk ÇERİ

*

İstanbul’un nüfusu 2022 yılı Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 15 milyon 840 bini aştı. Türkiye toplam nüfusunun yüzde 18,71’inin yaşadığı İstanbul’un su sorunu kurulduğu günden beri devam ediyor.

İstanbul’un su hikayesi

Hızlı ve plansız bir şekilde büyüyen İstanbul, ilk kurulduğu yıllarda su ihtiyacını yeraltı kaynak sularından sağlıyordu. Roma döneminde kentin su ihtiyacı artınca çevreden merkeze doğru su taşınması için kemerler yapıldı.

Bu dönemde sur dışındaki kaynaklardan suyu taşıyabilmek için Bozdoğan ve Mazul Kemeri inşa edildi. Aynı zamanda sarnıçlar inşa edilerek su depolandı. Şehir Osmanlı’ya geçince de su sorunu devam etti.

Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul da inşa edilen büyük kamu binaları, saraylar, nüfusun artması ve hamamlar su ihtiyacını artırıyordu.

Göreve gelen birçok padişah su yollarına yeni kollar ilave etti. Mimar Sinan Kırkçeşme su tesisini inşa ederek, Sarıyer’deki Belgrad Ormanları’ndan suyu şehir merkezine taşıdı.

Boğaz kıyılarında inşa edilen yeni köşkler ve yerleşim yerleriyle Kasımpaşa, Galata, Beyoğlu, Fındıklı, Beşiktaş ve Ortaköy’ün kalabalıklaşması sonucunda İstanbul’un Pera şimdiki adıyla Beyoğlu’nda su sorunu başladı. 1732’de yapılmış Taksim Suyu Tesisleri ile su sorun çözülmeye çalışıldı.

Hızlı şehirleşmesi nedeniyle su sorunu devam eden İstanbul’da, Sultan II. Abdülhamid, Terno Bey’e imtiyaz fermânı vererek ve şirket kurmasını istiyor. Terno Bey, Dersaâdet Su Şirketi’ni (Compagniedes Eaux de Constantinople) kuruyor.

Dersaâdet Su Şirketi, 1885 yılında Terkos Pompa İstasyonu aracılığıyla, 600 mm çapında döküm boru iletim hattı, 37 km kagir galeri hattı ile şehre ilk basınçlı su vermeye başladı. Su şirketlerinin yetersiz kalmasıyla su sorununun şirketler aracılığıyla çözüme kavuşamayacağı anlayışı üzerine Terkos Şirketi 1932 yılında satın alınarak, İstanbul Sular İdaresi (İSİ)’ne devrediliyor.

İstanbul’un su sorunu çözmek için II. Abdülhamit’in emriyle Hamidiye Su Membası kuruldu. Hamidiye Su, küçük kaynak sularının şehir merkezi ve kamu binalarına ulaştırılması için inşa edildi. 86 bölgede bulunan çeşmelere ek olarak Yıldız Sarayı’nda 30, Beşiktaş Sarayı’nda 10 olmak üzere toplam 126 çeşmeden su verilere, ayrıca isale hattı üzerindeki yedi çeşmeyle birlikte toplam 133 çeşmeden su dağıtıldı.

İstanbul’un sürekli ve kesintisiz artan nüfusu nedeniyle, temiz su hep sorun olmaya devam etti.

1950’li yıllarla beraber artan kentli nüfus, daha fazla suya ihtiyaç duydu.

1990’a gelindiğinde ise su İstanbul’un temel sorunu haline gelmişti. Alibey Barajı, Istranca dereleri regülatör projesi gibi projeler yapılsa da İstanbul’un su sorunu devam etti.

‘Büyük Melen Projesi’

İstanbul’daki su sorunların önüne geçmek için Büyük Melen Projesi’yle Melen Çayı suyunun İstanbul’a taşınması gündeme geldi. Projenin yapılması için 15 Ağustos 1990’da Bakanlar Kurulu kararı alındı.

İstanbul’un 170 km doğusunda Karadeniz’e dökülen Büyük Melen Çayı’nın yıllık su potansiyeli 51 m3/s olup Büyük Melen Barajı’nın düzenlenmesi ile İstanbul’a yılda ortalama 38 m3/s suyun verilmesi planlandı. Bu miktar ile 2040’ta nüfusu 17 milyon olması beklenen İstanbul’un içme ve kullanma suyu ihtiyacı, diğer kaynaklarla beraber Büyük Melen Çayı tarafından karşılanacaktı.

1991’de Melen Sistemi‘nin fizibilitesi DSİ-Nippon Koei Co. ortak çalışması ile ortaya çıktı. Projeye JBIC (Japan Bank for International Cooperation-Japonya Uluslararası İşbirliği Bankası) tarafından bir milyar dolar karşılığı 94,8 milyar Japon yeni kredi açıldı.

Baraj yapılacağı en uygun yerin Melen Çayı‘nın döküldüğü Karadeniz’in yaklaşık yedi km güneyinde Çayüstü Tepesi ile Dikenli Tepe arasındaki alan olmasına karar verildi.

Barajın fiziksel özellikleri ve kapasitesi ilgili teknik ayrıntılar belirlendi. Baraj gövdesi ön yüzü beton kaplamalı kaya dolgu tipi, gövde uzunluğu 709 metre, gövde genişliği 12 metre, minimum su düzeyi 37 metre, minimum işletme su düzeyi 55 metre, aktif göl hacmi 577 milyon ton olacaktı.

 

Kullanım ömrü 50 yıl olarak hesaplanan Melen Barajı’ndan İstanbul’a yılda 1,1 milyar ton su verilmesi planlanıyordu.

Melen Barajı projesi planlanan dört aşamadan oluşuyor:

  • I. Aşama: Büyük Melen Çayı üzerinde bir regülatör inşa ederek 8,5 m3/s (yılda 268 milyon m3) debiyi çevirmek, pompa ve 185 km boru ve tünel sistemi ile 720.000 m3/gün kapasiteli Arıtma Tesisi ile arıtılmış suyu Boğaziçi Su Tüneli ile Avrupa yakasına iletmek.
  • II. Aşama: Büyük Melen Barajı ve ikinci boru hattı ile yılda 307 milyon m3 su iletme; pompa kapasitesi artırılacak ve yeni bir arıtma tesisi yapılması.
  • III. Aşama: Üçüncü boru hattı ile yılda 307 hm3 su iletme; pompa kapasitesinin artırılması ve yeni bir arıtma tesisi ilavesi.
  • IV. Aşama: İlave 308 hm3 su iletme için pompa istasyonlarına, arıtma tesisine (800 000 m3/gün ilave kapasiteli) ve enerji temin sistemine yapılacak ilaveler

Projeyle bin 180 milyon metreküp su, İstanbul’a taşınacak ve 2040’a kadar İstanbul’un su ihtiyacı karşılanacaktı.

Planlanan aşamalardan sadece birincisi hayata geçti. 2007’de İstanbul’da yaşanan kuraklık sebebiyle inşaatı bitirilen Melen regülatörü ile çekilen su, döşenen boru hattı ile 20 Ekim 2007 tarihi itibariyle İstanbul’a verilmeye başlandı. Baraj tamamlanmamasına rağmen Melen Çayı’ndan İstanbul’a su geliyor. Melen Çayı’ndan borularla getirilen su İstanbul’da mevcut tesislerde arıtılmakta ve kullanıma sunulmakta.

Proje kapsamında yapılan Avrupa yakasına su verebilmek için Boğaziçi Su Tüneli inşa edildi. Tünel, toplam 5 bin 551 metre uzunluğunda olup, su yüzeyinin 135 m derinliğinde yer alıyor. Çapı dört metre olan tünelin üç milyon m3/gün kapasitesi bulunuyor.

Projenin şu ana kadar sadece birinci ayağı tamamlandı.

17 Aralık 2012’de Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) ile Tur Şirketler Grubu ve Yöntaş İnşaat İş Ortaklığı ile Melen Barajı inşaat işi sözleşmesi imzalandı. İhaleyi alan şirket zeminin baraj gövde beton ağırlığını taşıyacak özellikleri olup olmadığının saptanması için sahada 14 adet 735 metre araştırma sondajı talep etti. Ancak DSİ 14. Bölge Müdürlüğü 1 Mart 2013 tarihli yazısında talep edilen sondajların yapılmasını uygun bulmadı.

2009 yılında DSİ’ye sunulan ÇED raporunda ve 2012’de İTÜ’de yapılan yüksek lisans tezinde yapılan araştırmalarda barajın yapılacağı yerde zemin sorunları olduğu belirtilmişti.

Yıllar süren inşaat ve vaatler

Melen Barajı’nın temeli 6 Mart 2014’te atıldı. Törende konuşan dönemin Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Barajın 7 Aralık 2016 saat 13.59’da bitirilmesini istedi.

Baraj Aralık 2016 ya gelindiğinde bitirilmedi. Dönemin Bakanı Eroğlu yeni tarih olarak 12 Mayıs 2017’yi verdi.

Aralık 2016’da baraj gövdesinin 666’ncı metresinde ilk çatlağa rastlandı.

DSİ, Ağustos 2017’de konuyla ilgili araştırma yapmak üzere biri yerli diğeri yabancı iki şirketten talepte bulundu. 26 Ağustos 2017’de barajın beton gövdesi tamamlandı.

12 Mayıs 2017’de Melen Barajı bitirilmedi. Dönemin Devlet Su İşleri (DSİ) 14. Bölge Müdürü Sedat Özpınar, barajın 11 Ağustos 2018 tarihinden resmen bitirileceğini duyurdu.

Baraj bu tarihte de bitirilmedi.

Baraj çatlaklar nedeniyle su tutamayacağı için güçlendirme ihalesi yapıldı.

DSİ 14. Bölge Müdürlüğü Melen Barajı güçlendirme inşaatı için 28 Şubat 2020 tarihinde ihale düzenledi. 412 milyon 151 bin 148 TL’lik teklifin sahibi Everest Madencilik İnşaat Nakliye Sanayi ve Ticaret A.Ş ihaleyi kazandı.

Şirket, beklenmeyen fiyat artışları nedeniyle projeyi tasfiye kararı aldı. DSİ tasfiye talebini kabul etti ve 8 Temmuz 2022’de çalışmalar durdu.

İmamoğlu: Şu anda Melen’de çalışan müteahhit yok

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu 1 Ağustos 2022 de Melen Barajı’yla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“İstanbul’un neredeyse bir yıllık suyunu garanti altına alacak bir barajdan bahsediyoruz. O dönemin Bakanının verdiği günden ve saatten bu yana, tam altı yıl geçti. Ve şu anda akıbeti belli olmayan, geleceği belli olmayan, çatlamış bir barajla karşı karşıyayız. Göreve gelir gelmez, biz bunu gündeme getirdiğimizde anladık ki, devletimizin bundan haberi yok. Devletimizi yönetenin de bundan haberi yok.

Biz bunu gündeme getirince tekrar ihale sürecini devreye aldılar ve ihale yaptılar 2020’nin Şubat’ında. ‘2023’te biz burayı açacağız’ diye de o zaman deklare ettiler. Şu an gelinen noktayı söyleyeyim size. O günden bugüne, şantiyede yüzde sekiz oranında ilerleme yapılmış. Yeni çıkarttıkları genelgeden de müteahhit faydalanarak, sözleşmeyi fesheden bir müteahhit.

Yani şu anda Melen’de çalışan müteahhit yok. Yani ‘İstanbul’un suyunu garanti altına alacağız’ deyip, 20 yıllık Türkiye yönetimi ve 20 yıllık İBB yönetimi, her iki alanda da kendi iradelerinde olmasına rağmen, ‘Bizim göz bebeğimiz, bizim aşkımız’ dedikleri İstanbul’un en hayati sorununu dahi çözmekte başarısız olan bir iktidar süreci.”

‘Rehabilite ne kadar olabilir?’

Konuyla ilgili konuştuğumuz İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Gökhan Gümüşdağ, “Melen Çayı çok kıymetli bir su. Melen suyu kullanılmadan deşarj alan bir suyumuz. Bolu Dağları’nda doğan bu su, kar sularından besleniyor. Kendi doğal akışıyla beraber Karadeniz‘e dökülüyor. Güzel bir proje. Güzel düşünülmüş ve o güzel suyu da boşu boşuna kullanmadan Karadeniz’e vermek de bir israf” dedi.

Bitme sürecine kısa bir süre kala barajın çatladığını belirten Gümüşdağ, “Maalesef yumuşak bir zemin üzerine yapılıyor. Tam devreye alınma sürecinde baraj, çatlıyor. Yaklaşık iki yıl önce de barajın tekrar rehabilite edilmesi konusunda bir ihale yapıldı. Tabii rehabilite ne kadar olabilir? O da ayrı bir soru işareti” şeklinde konuştu.

‘Bu iş artık ‘kevgire’ döndü’

İhaleyi alan şirketin de Temmuz ayında işi bitirmeden ayrıldığını söyleyen Gümüşdağ, “Bu iş artık ‘kevgire’ döndü. Bir ileri, bir geri ama bir an önce tamamlanması gereken bir proje. Hayati bir proje” dedi.

İktidar siyasi kaygılarla hareket etti

Bölgede yaşayan ve Gazeteci Şerif Sarı, “İktidar bir an önce İstanbul’a su yetiştirilmesi ve bunun siyasi getirisinden de faydalanma gayesiyle zemin etütleri yeteri kadar yapılmadan bir karara vardı. Bugün geldiğimiz noktada çatlaklar üzerine yeniden bir ihale oluşturuldu. İhaleyi alan firma artan fiyatlarla ilgili ödenek taleplerinin hükümetçe karşılanmaması üzerine mevcut şartnameye uyarak kendini bu işten çekme yönüne gitti. Bugün bu Melen Baraj gövdesinin yenilenmesi ya da güçlendirilmesiyle ilgili yapılan çalışmada son bulmuş vaziyette. Yeni bir ihale ya da yeni bir süreç gerekiyor” dedi.

‘Melen Barajı, İstanbul’un su güvenliğinin sigortasıdır’

Konuyla ilgili görüşlerini aldığımız DSİ eski yöneticisi ve Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, “Melen Barajı, İstanbul Büyük Melen su temin sisteminin en önemli parçası ve İstanbul’un su güvenliğinin sigortasıdır” dedi.

Barajın altı yıl önce bitirilmesi planlandığını belirten Yıldız, şöyle konuştu:

“Barajın işletme dışı olması İstanbul’un su güvenliğini tehdit ettiği gibi su temin planını da bozuyor ve enerji üretimini engelliyor. Melen Barajı bitmiş olsaydı kendi enerjisinin bir bölümünü, aynı barajdan hidroelektrik enerji olarak üretebilecekti. Baraj bitmediği için büyük pompalarla su İstanbul’a basılıyor. Bu da İstanbul’da su temininin birim enerji maliyetini büyük oranda arttırıyor.”

DSİ Genel Müdürlüğünün geçmiş deneyimlerinin bu tür sorunları çözebileceğini vurgulayan Yıldız, Melen Barajı olmuyorsa mevcut baraj yeri dışında yeni bir aks üzerinde yeni bir barajın inşa edilmesi çalışmalarına hızla başlanmasının birçok açıdan faydalı olabileceğini söyledi.

‘Havzalar arası su transferi en son yöntem olmalı’

Havzalar arası su transferinin en son başvurulması gereken bir su temini yöntemi olması gerektiğini belirten Yıldız, şunları söyledi:

“İstanbul esas itibariyle sürekli su temin edilmesi gereken su temini konusunda sürekli aç olan bir kentimiz haline geldi. Çünkü artan nüfus ve buna bağlı olarak artan su talebi İstanbul’un bütün çevresindeki suyun İstanbul’a taşınması ihtiyacını doğurdu.”

İstanbul’da mevcut suyun en verimli ve en planlı şekilde kullanılması gerektiğini söyleyen Dursun Yıldız, “Çünkü eğer siz İstanbul gibi büyük metropolün su teminini en kısa zamanda sağlamayı bir politika olarak benimserseniz İstanbul artık kendi çevresinin çok çok daha ötesinden su talebini arttırmaya devam edecektir. Bu da sürdürülebilir bir çözüm olmaz. Bu nedenle İstanbul su temini, suyun arzının yönetimi yanı sıra suyu talep edenlerin de talebinin yönetimine yönelik bir politikaya acilen ihtiyaç duymaktadır” dedi.

‘Suyun başka bir yere taşınması ekolojik dengeyi etkiler’

Prof. Dr. Halim Orta da Melen Projesi’nin yani havzalar arası su naklinin doğru bulmadığını belirtti. İstanbul’u rahatlatırken Melen Havzası’na zarar verileceğini belirten Orta, “Su taşımak petrol taşımaya benzemez. Yani petrolü başka bir yere taşır satar pazarlarsınız ama suyu o havzanın dışına çıkardığınızda o havzadaki ekosistemi kökünden zedelersiniz yaralarsınız. O ekosistemin en büyük parçasıdır su” dedi.

‘Fındık üretimi etkileniyor’

Gazeteci ve barajın yapılacağı bölgede yaşayan Şerif Sarı da “Melen Baraj bölgesindeki fındık üreticilerinin yavaş yavaş yaşadıkları sorunlar var. Su havzasında görülen sis dediğimiz bulut sabahları soğukla birleştiği zaman fındık üretimine üretim kalitesine ve verimine yüzde yetmişlerde olumsuz etki yapıyor. Bir durumla karşı karşıyayız. İşin bu boyutu üreticiyi ilgilendiren yani bölgemizi ilgilendiren bir konu. Bununla ilgili maalesef hiçbir çalışmaya ya da vatandaşı bilgilendirme yönünde ilgili bakanlık tarafından bir açıklama, bir kamuoyunu bilgilendirme yapılmadı” ifadelerini kullandı.

Aktivistler, fosil yakıt lobicilerinin merkezi olan binaya boya püskürttü

Son haftalarda sıklıkla boya ve yemek fırlatma protestoları yapan İngiltere merkezli iklim aktivisti Just Stop Oil üyeleri, Westminister’da bir dizi sağcı düşünce kuruluşuna ve fosil yakıt lobisine ev sahipliği yapan 55 Tufton Caddesi‘ne turuncu boya püskürttüler.

Önce yolda oturma eylemi yaparak ve kendilerini yola yapıştırarak trafiği kapatan eylemcilerden biri daha sonra Küresel Isınma Politikası Vakfı ve diğer fosil yakıt lobi gruplarına ev sahipliği yapan rezidansın girişine turuncu boya sıktı.

Boyayı sıkan eylemci, “Ben sadece Güney Londra’dan sıradan bir adamım. Bunu çocuklarım ve torunlarım için yapıyorum. Bugün petrol devleri ile savaşmak için buradayız. Kıtlık, salgın hastalık, savaş bu binadaki insanların umurunda değil” diye konuştu.

Söz konusu kuruluşların, geçen hafta istifa eden eski başbakan Liz Truss‘un politikalarını iklim eylemlerini engelleyecek şekilde şekillendirmede etkili olduğu düşünülüyor.

Grup, açıklamasında şunları kaydetti:

“Politika çiğnendi. Burada, Tufton Sokağı’nda, iktidar koridorlarını kolaçan eden karanlık lobiciler tarafından çiğnendi. Liz Truss’un zehirli petrol yanlısı politikaları, kariyerinin sonunu getirdi ve biz de bu politikaları terk etmezsek, bizim de sonumuzu getirecek…”

Just Stop Oil, sık sık benzer protestolarla iklim krizinin aciliyetine dikkat çekmeye çalışıyor.

Dün grup üyeleri Britanya Kralı III. Charles‘ın Londra Madame Tussauds Müzesi’ndeki balmumu heykelinin suratına çikolatalı pasta fırlattı. 

Daha önce 14 Ekim’de Londra’daki Ulusal Galeri‘de sergilenen Vincent van Gogh‘un Ayçiçekleri tablolarından birinin üzerine domates çorbası fırlatılmıştı.

17 Ekim’de aynı grup, iklim eylemlerini durdurmak üzere geçirilmek istenen yeni bir yasa tasarısını protesto etmek için spor araba markası Aston Martin‘in Londra merkezindeki showroomunun girişine turuncu boya püskürtmüştü.

Almanya merkezli iklim aktivisti grup Letzte Generation, Potsdam’da sergilenen Monet’nin Les Meules eserine patates püresi fırlatarak eylem yapmıştı.

Türkiye’deki bankaların iklim karnesi: Ulaşılamıyor…

İklim İçin 350.org “Türkiye’deki Bankaların İklim Değişikliğine Yaklaşımı” raporunu yayımladı. Raporda bankalara başta kömür olmak üzere fosil yakıtlı yatırımlara finansman sağlamamaları çağrısında bulunuldu.

Türkiye’deki Bankaların İklim Değişikliğine Yaklaşımı raporu Türkiye’nin en büyük 17 bankasını iklim değişikliğiyle ilgili beş kriterde değerlendirdi:

  • Fosil yakıt varlıkları/yatırımları,
  • Temiz enerji yatırımları,
  • “Net Sıfır”,
  • Karbon ayak izi ve “Karbon Nötr” için hedef belirlenmesi,
  • ESG (Çevresel, Sosyal, Yönetişimsel uygulamalar) ve benzer derecelendirmeler.

Sekiz banka kömürü finanse etmeyeceğini açıkladı

Rapora göre, Türkiye’de sekiz banka kömürü finanse etmeyeceğini açıklarken, geri kalanların böyle bir beyanı bulunmuyor.

Bankaların yaklaşık yarısı “karbon nötr” ve/veya “net sıfır” olmak yönünde hedef belirlemişken, geri kalanların bir tarih belirleyip belirlemediğine ilişkin bilgiye ulaşılamıyor.

Hedef belirlemiş bankaların ise uzun vadeli bu hedeflerini destekleyici kısa vadeli planlamalarının bilgisi bulunmuyor.

Rapor, hemen hemen her bankada farklı isimler altında kurulmuş olan “Sürdürülebilirlik Komite”lerinin bu alanda çalışmalarını gayretle sürdürdüğüne, ancak bu komitelerce hazırlanan sürdürülebilirlik raporlarının tekdüze olmadığına ve farklı metriklere göre hazırlanmış olduğuna dikkat çekiyor.

Aynı zamanda yayınlanan raporların ve/veya yapılan bilgilendirmelerin denetiminin nasıl yapıldığına dair ise yeterli veri bulunmadığı ortaya konuyor.

İklim İçin 350 Derneği’nden Efe Baysal, iklim kriziyle mücadelede adil bir ekonomi ve yaşanabilir bir yeryüzü için bankalara büyük sorumluluk düştüğünü belirtiyor:

“Bankaların başta kömür olmak üzere fosil yakıtlara finansal kaynak sağlamaktan vazgeçmesi, iklim krizine sebep olan, havayı, suyu, toprağı kirleten projelerin durması için çok önemli bir adım. Aynı zamanda Türkiye’nin 2053 net-sıfır hedefine giden yol, emisyonlarda en büyük paya sahip enerji sektörünün dönüşümü için finansal sistemlerde yapılacak köklü değişikliklerden geçiyor.”

Bireylerden Bankalara: Birikimlerimizle iklim krizini fonlamayın!

İklim İçin 350 Derneği tarafından geçen aylarda başlatılan “Dumansız Para Sahası” imza kampanyası bankalarda bulunan bireysel mevduatların gücünü hatırlatmayı amaçlıyor.

Banka müşterilerinin bireysel mevduat hesaplarının toplam finansman gücünün farkına varmasını ve bankalarından kömürden çıkış için bir adım atması için talepte bulunmalarını sağlıyor. Baysal şöyle devam ediyor:

“Banka müşterilerinin, birikimlerinin gelecek nesillere yaşanılabilir bir dünya bırakmak için kullanılmasını talep etme hakkı var. Bireyler, bankalarının iklim krizini fonlamasını durdurabilecek güce sahip. Bu kampanya ile öncelikle henüz kömürden çıkışla ilgili bir adım atmamış bankaların net taahhüt vermesini istiyoruz. Sonrasında, mevcut fosil yakıt yatırımlarını sonlandırmalarını, net sıfır için hedef tarihlerini ilan etmelerini ve hem uzun hem kısa vadeli tüm planlarını ölçülebilir ve denetlenebilir olarak açıklamalarını bekliyoruz.”

Paris Anlaşması

TBMM, 6 Ekim 2021’de Paris Anlaşması’nı onayladı ve böylelikle Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf 197 ülkeden 192’sini bir araya getiren Paris Anlaşması’na taraf oldu.

Türkiye bankacılık sektörü ise, 2009’’dan beri, “İklim Değişikliği” olgusuna ve çevresel hassasiyete dair eylemlilik göstermeye başlamıştı.

2009’da Türkiye Sınai Kalkınma Bankası tarafından yayınlanan sürdürülebilirlik raporu finans sektöründe bir ilk olurken; 2010’da Akbank, Karbon Açıklama Projesi (Carbon Disclosure Project – CDP) gibi uluslararası saygın çevresel girişimleri destekler şekilde, çevresel farkındalık ve cevap verebilirliği vurgulamak için ilk sürdürülebilirlik raporunu yayınlamıştı.

Raporda verilen bilgilere göre bankaların iklim karneleri:

Akbank

Akbank, 2030’a kadar kredi portföyünde yüksek iklim değişikliği etkisi olan projeleri azaltma ve 2050’de net sıfır bir banka olma taahhüdünde bulundu.

2020 sonu itibarıyla, Akbank’ın proje finansmanı portföyünde fosil yakıt enerji projelerinin oranı yüzde 24 idi.

Akbank’ın 74 milyon TL ve üzeri büyüklükteki yenilenebilir enerji projelerine sağladığı kredi hacmi 11 milyar TL’ye ulaştı.

Akbank 2020’da sadece yenilenebilir enerji projelerine finansman sağladı.

2020 yıl sonu itibarıyla, enerji portföyünün 2.697 MW’ı HES, 955 MW’ı RES, 320 MW’ı JES, 181 MW’ı GES ve 9 MW’ı biyo-kütle projeleriydi.

Akbank, 2021 yılında yeni kömür santrali projelerini “Kredilendirilmeyecek Faaliyetler Listesi’ne” ekledi.

Denizbank

Denizbank’ın net sıfır ve karbon ayak izi ile karbon nötr için hedef tarihi belli değil.

Yatırım kredisi alamayacak faaliyet alanları; biyo-kütlenin fosil yakıtlarla birlikte yakılması, turfa ve zararlı atıklar (ahşap koruyucu kimyasallarla işlenmiş atık odun dahil), asıl olarak yağmur ormanı olan tropik ormanlardan veya doğal orman projeleri olarak belirlenmiştir.

Garanti BBVA

Garanti BBVA, 2016’dan beri Bilim Temelli Hedefler girişiminin (Science Based Targets initiative – SBTI) imzacısıdır ve bu doğrultuda 2025 yılına kadar karbon salımlarını yüzde 29, 2035 yılına kadar yüzde 71 oranında azaltmayı hedeflediğini açıkladı.

Garanti BBVA, kredi ve yatırım portföylerini 2050 yılında net sıfır ile uyumlu bir hâle getirmeyi taahhüt etti.

Garanti BBVA, iklim değişikliği konusunda kararlılığını teyid etmek üzere yeni kömür santrallerine ve madenlerine finansman sağlamayı Mart 2021 itibarıyla bırakacağını açıkladı.

En geç 2040’a kadar, Kamu Finansman (PF) kredileri dahil kömürle alakalı tüm faaliyetler kapatılmış olacağı belirtildi.

Garanti BBVA hâlihazırda karbon nötr.

2020’de, Bankaya ait 809 şube ve 46 binanın ihtiyacı olan 73G Wh elektrik, tamamen yenilenebilir kaynaklardan edinildi; böylece referans yıla (2012) göre karbon emisyonları yüzde 75 azaltıldı ve geriye kalan salım karşılığı karbon kredisi alınarak nötralize edildi ve karbon nötr bir banka oldu.

HSBC

HSBC Grubu 2050 yılında net sıfır hedefine ulaşmayı planlıyor ve bunu başarmak için 750 milyar USD ile 1 trilyon USD müşteri finansmanı planlanıyor.

HSBC karbon ayak izi azaltım projeleri uygulamakta ve grubun hedefi 2030’da kurumsal olarak karbon nötr olmak.

Aynı zamanda 2030’a kadar, 2019 baz alındığında, enerji tüketimini yüzde 50 azaltmayı hedefliyor.

Banka, iklim değişikliği çabalarıyla uyumlu bir şekilde, kömürden çıkış politikasını yayınladı.

Bu kararda, aynı zamanda, 2030’a kadar AB/ OECD piyasalarında ve 2040’a kadar diğer piyasalarda kömürlü termik santrallerin ve termik amaçlı kömür madenciliğinin finansmanını aşamalı olarak devre dışı bırakmak için bir politika yayınlama taahhüdü de bulunuyordu.

ICBC

ICBC’nin fosil yakıt varlık ve yatırımlarıyla etkileşim seviyesine, net sıfır, karbon ayak izi ve karbon nötr için hedef tarihlerine ulaşılamadı.

ING

ING yeni petrol ve gaz sahalarına finansman sağlamama ve 2025’e kadar grubun kömürlü termik santrallerle olan ilişkisini sıfıra yakına indirme kararı aldı.

ING Grubu 2050’ye kadar net sıfır salıma erişmeyi amaçlıyor.

Banka kullandığı enerjinin yüzde 80’inin yenilenebilir enerji kaynaklarından temin ediyor ve tüm enerji arzını uluslararası kabul görür sertifika aracılığıyla edinmeyi planlıyor.

İş Bankası

İş Bankası, 2050 yılında net sıfır ile uyumlu bir banka olmayı taahhüt etti.

2020’de “kömür ve doğalgaz yakıtlı termik santrallerin sıfırdan yatırımlarının (greenfield) finansmanına yönelik krediler” ile 2021 yıl sonunda “yeni kömür madeni yatırımları” ve “siyanürlü altın madenciliği faaliyetleri” finanse edilmeyecek faaliyetler listesine eklendi.

İş Bankası, yenilenebilir olmayan enerji üretimi, kara taşımacılığı, çimento üretimi vs. gibi yüksek iklim riski içeren sektörlere kredi limitleri tanımlayarak iklim değişikliğini kabul edilebilir risk hesaplama çerçevesine dahil etmeyi planlıyor.

Kabul edilebilir risk ve tolere edilebilir risk sınırları Risk Yönetimi Bölümü ve Risk Yönetimi Başkanı(CRO) tarafından denetlenecek.

Banka, 2025’e kadar operasyonel salımları yüzde 38, 2030’a kadar yüzde 65, 2035’e kadar da yüzde 100 oranında bertaraf ederek karbon-nötr bir banka olmayı amaçlıyor.

2020 sonu itibarıyla, salım azaltma stratejisi sayesinde bankaca kullanılan elektriğin yenilenebilir kaynaklardan edinilme oranı yüzde 84’tür.

Şekerbank

Şekerbank’ın Net Sıfır için bir hedef tarihine ulaşılamadı.

Şekerbank’ın, enerji sektörü kredi portföyüne dair veriye ulaşılamadı. Banka tarihsel olarak tarımsal ve KOBİ kredilerine yoğunlaşıyor.

İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında, Şekerbank kendi faaliyetlerinden kaynaklanan karbon ayak izini 2010’dan beri ölçmekte ve CDP İklim Değişikliği Programı kapsamında, karbon emisyon oranını 2023’e kadar 2018 salımlarını baz alarak yüzde 5 azaltmayı hedefliyor.

QNB Finansbank

QNB Finansbank’ın Net Sıfır için bir hedef tarihine ulaşılamadı.

Banka, 2022 Haziran ayında yeni kömür yatırımlarını finanse etmeyeceğine dair taahhüdünü açıkladı.

2020’de QNB Finansbank elektrik tüketiminin yüzde 23’ünü yenilenebilir kaynaklardan edindi.

Gelecekteki azaltımlar için özel bir hedef henüz yayınlanmış değil.

Türk Ekonomi Bankası (TEB)

TEB’in fosil yakıt varlık ve yatırımlarıyla etkileşim seviyesine, net sıfır, karbon ayak izi ve karbon nötr için hedef tarihlerine ulaşılamadı.

Yapı Kredi Bankası

YKB, yeni kömürlü termik santral ve kömür madencilik tesisleriyle alakalı tüm kredi başvuralarını reddedeceğini 2021 yılında ilan etti.

YKB’de, 10 milyon USD’nın üstünde tüm yeni yatırımların potansiyel ESG riski Çevresel ve Sosyal Risk Değerlendirmesi sistemi kapsamında değerlendirilir.

Koç Grubu’nun bir parçası olan YKB, 2050’de net sıfır olma hedefini Koç Grubu’yla uyumlu olarak taahhüt ediyor.

2020’de Genel Merkez binasında enerji tüketimini 2015’e kıyasla yüzde 5 azaltmayı hedeflediğini paylaşmış ancak sonrasında bir veriye ulaşılamadı.

Türkiye Halk Bankası (Halkbank)

Halkbank, Birleşmiş Milletler Net-Sıfır Bankacılık Birliği’ne (UN NZBA) katıldı. Birlik’le işbirliği kapsamında tüm kredi ve yatırım portföyünü 2050 yılına kadar net sıfır emisyon hedefiyle uyumlu hale getirme taahhüdü verdi.

Banka daha çok KOBİ ve tüketici kredilerine yöneldiği için, kredi portföyünün yüzde 7’si enerji projelerinde kullanıldı. Fosil yakıt varlık/yatırımlarına dair özel bilgi ve Banka’nın bunlara dair politikasına yönelik bir bilgiye ulaşılamadı.

2021’de bankanın toplam operasyonlarından 812 ton CO2 salımı hesaplandı ve PAS 2060 standartlarında karbon kredisi satın alınarak sıfırlandı. Efektif olarak, banka 2021 sonunda karbon nötr oldu.

Türkiye Vakıflar Bankası (Vakıfbank)

Vakıfbank’ın net sıfır için hedef tarihine ulaşılamadı.

2020’de Vakıfbank temiz enerji kaynaklarından üretilmiş 55.000 Karbon Birimi satın aldı ve 2019 için hesaplanan salımlarından fazlasını ofset’liyerek karbon negatif bir şirket oldu.

2020 sonu itibarıyla, çimento, enerji ve demir çelik sektörlerine verilen kredilerin nakit karşılığı 16 milyar TL ve ticari kredi portföyünün yüzde 5,14’ünü teşkil ediyor.

Fosil yakıt varlık/yatırımlarına dair özel bilgi ve Banka’nın bunlara dair politikasına yönelik bir bilgiye ulaşılamadı.

Ziraat Bankası

Ziraat Bankası her ne kadar kredi değerlendirme sürecinde çevreye özel ilgi gösterildiğini ifade etse de, fosil yakıt varlık/yatırımlarına dair özel bilgi ve Banka’nın bunlara dair politikasına yönelik bir bilgiye ulaşılamadı.

Bankanın fosil yakıt varlık ve yatırımlarıyla etkileşim seviyesine, net sıfır, karbon ayak izi ve karbon nötr için hedef tarihlerine ulaşılamadı.

Endüstri Bölgeleri teklifi yasalaştı: Hazine arazileri ‘yatırımcıya’ açıldı, ÇED zorunluluğu kalktı

Haber: Yeliz DOĞAN

*

Endüstri Bölgeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, muhalefetin tüm itirazlarına rağmen TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı.

Düzenleme ile, Endüstri Bölgeleri’nde inşa edilecek alanlar için ÇED süreci devre dışı bırakıldı.

Bakanlıkça belirlenen alanlarda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan endüstri bölgelerinin kurulmasına veya alan ilavesine izin verebilecek.

Teklifle Hazine arazileri de ‘yatırımcılara’ açıldı: Düzenleme ile, endüstri bölgesi olarak ilan edilen alanlardaki araziler kamulaştırılacak. Hazine adına tescil edilecek bölgenin yatırıma hazır hale getirilmesi için gerekli kamulaştırma bedeli ve etüt, harita, plan, proje dahil altyapı ile ilgili tüm giderler de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından karşılanacak.

Teklifle Bakanlık, kurum ve kuruluşların veya yönetici şirketin başvurusuna istinaden veya resen yer seçimi yapmak suretiyle endüstri bölgeleri kurulu bölgelere, ilave alan önerisinde bulunabilecek.

ÇED zorunluluğu kalktı

“Bakanlık tarafından ihtiyaç ve günün koşullarına göre sürekli güncel tutulması” gerekçeleriyle Endüstri Bölgeleri Kanunu’ndaki “Çevresel etki değerlendirme (ÇED) Süreci” başlıklı düzenleme, yürürlükten kaldırıldı.

Bu bölgelerde yer alacak alanlar, ÇED sürecinde zorunlu tutulan incelemeler ve uygunluk değerlendirme komisyonu aşamasından muaf sayılacak. ÇED süreci olmadığı için çevre katliamına yol açabilecek inşaatlar, engellenemeyecek.

Yetki Cumhurbaşkanında

Bakanlıkça belirlenen alanlarda, Cumhurbaşkanınca endüstri bölgelerinin kurulmasına veya alan ilavesine izin verilebilecek.

İlan edilen endüstri bölgesi alanından büyük olmamak kaydıyla bölgeye ilave
edilecek alanlara Bakanlıkça karar verilecek ve yeni sınırlar Resmi
Gazete’de yayımlanacak.

Bakanlık kamulaştırabilecek

Endüstri bölgesi ilan edilen alanlardaki araziler, Kamulaştırma Kanunu hükümleri uyarınca Bakanlıkça kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilecek; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca endüstri bölgesi olarak kullanılmak üzere Bakanlığa tahsisi yapılacak.

Yatırımcılara ve yönetici şirkete, endüstri bölgelerinde yatırımların tamamlanması şartıyla mülkiyet devri imkanı sağlanacak. Hazine arazilerine bu yolla sahip olacak şirketler, mülkiyet devrinden hemen sonra bu alanları satabilecek ya da kiraya verebilecek.

Ön yer tahsisi

Endüstri bölgelerinde yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı gerçek
ve tüzel kişilerin, Bakanlığa veya yönetici şirkete başvurusu üzerine,
yönetmelikte düzenlenen esaslar çerçevesinde yönetici şirket ve
Bakanlık tarafından belirlenen yatırımcılara Bakanlıkça ön yer tahsisi
yapılacak.

Metrekare şartı değişti

Özel endüstri bölgeleri için kurulu alanlarda 150 bin metrekare şartı 100 bin metrekareye, boş alanlarda 200 bin metrekare şartı 150 bin metrekareye düşürülecek.

Düzenleme bununla da sınırlı değil.

Yatırımcıların ihtiyacı olan elektrik, su, kanalizasyon, doğalgaz, arıtma tesisi, yol, haberleşme, spor tesisleri ve benzeri altyapı ve genel hizmet tesislerini kurma ve işletme, kamu ve özel kuruluşlardan satın alarak dağıtım ve satışını yapma, endüstri bölgelerinin yönetilmesi ve işletilmesinden sorumlu tüzel kişinin yetki ve sorumluluğunda olacak.

Muhalefetten iktidara: Siz bir tek doların yeşilini seversiniz!

Teklifin görüşmelerinde muhalefet ise düzenlemenin çevre katliamına
yol açabileceğini belirterek TBMM Genel Kurulu’ndan
çekilmesini talep etti.

Muhalefet milletvekilleri kürsüden söz alarak iktidara, “Siz bir tek yeşili seversiniz, o da doların yeşili” suçlamasını yöneltti.

İşte muhalefet üyelerinin teklif görüşmelerinde dile getirdiği
düzenlemeye ilişkin itirazları:

CHP Antalya Milletvekili Aydın Özer:

“AKP iktidarlarınız boyunca en önemli özelliğiniz yaşanılan sorunlardan hiç ders almamış olmanız. Dünya çok ciddi bir iklim kriziyle karşı karşıya, bir pandemi süreci yaşadık, bu ülkede ve dünyada bir gıda krizi ve doğa kriziyle karşı karşıya olduğumuz gerçeği ortada ama siz, zaten bugüne kadarki iktidarlarınız boyunca ÇED konusunu, ÇED raporlarını her seferinde kuşa çevirdiniz..

Zaten bir yerde doğa katliamı yapmayı kafanıza koyduysanız ÇED raporlarını bugüne kadar usulüne uyduruyordunuz ama bu getirdiğiniz maddeyle artık usulüne uydurma ihtiyacı bile hissetmiyorsunuz.

Eğer bir yerde doğa katliamını kafanıza koyduysanız buna hiçbir engel tanımıyorsunuz.

Tabii, şunu da ifade edeyim: Bu, sizin siyaset anlayışınızla tutarlı çünkü biliyoruz ki AKP doğayı, yeşil olanı, iyi olanı, güzel olanı hiçbir şeyi sevmez; tek bir yeşili seversiniz siz, o da doların yeşilini seversiniz.”

Halk baypas edilecek

CHP Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş:

“Bu madde kabul edilirse “Yatırımcının önünü açıyoruz” diyerek, bu kılıf altında tam bir çevre katliamına sebep olabilecek yeni bir kuralsızlığa daha evet demiş olacağız. Çünkü bu maddeyle Endüstri Bölgeleri Kanunu’ndaki ÇED süreci ortadan kaldırılmaktadır.

Bu maddeyle endüstri bölgelerindeki ÇED süreci 2872 sayılı Çevre Kanunu’na ve bu kanuna bağlı olarak çıkarılan ÇED Yönetmeliğine tabi olacaktır ve Bakanlık isterse “ÇED Gerekli Değildir” diyebilecek ve halkı baypas edebilecektir ve halkın katılım toplantısını yapmayacaktır ve kâğıt üzerinde de “ÇED Olumlu” kararı verilebilecektir.”

Yatırımcı riskleri kendi almak yerine vatandaşa yükleyecek

İYİ Parti Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz:

“Cumhurbaşkanınca özel endüstri bölgelerine tanınan ek teşviklerin, endüstri bölgelerinin geneli için de geçerli olması öngörülüyor ancak Cumhurbaşkanının ek teşvikleri kimlere, hangi kriterler çerçevesinde vereceği belirtilmemiştir. Şeffaf ve sistemli bir teşvik sistemi önerilmediğinden keyfî uygulamalara yol açacağı kanaatindeyiz. Bizim önerimiz, teşvik verilirken katma değeri yüksek ürünler üreten firmaların birinci derecede dikkate alınmasıdır.

5’inci maddenin dördüncü paragrafıyla endüstri bölgelerini, mülkiyet talep eden yatırımcılar için daha cazip hâle getirmek gerekçesiyle, yatırımcılara Hazine adına tescilli taşınmazlarda mülkiyet hakkı verilmek isteniyor. Yönetici şirkete de mülkiyet devri yapabilmesi sağlanarak yatırıma hazır sanayi alanı oluşturulması cazip hâle getirilmektedir. Daha sonrasında ise bu mülkiyet hakkı sahiplerinin satış ve kiralama yapabilmesinin önünün açılması planlanıyor.”

Öyle anlaşılıyor ki vatandaşın ve devletin malı yatırımcıya bankadan kredi çekebilsin diye tahsis ediliyor.

Sonuç itibarıyla, yatırımcı şirket risk almadan, Hazine arazisini teminat göstererek krediye başvurabilecektir. Dolayısıyla riskleri kendileri almak yerine bankalara ve dolayısıyla da vatandaşlara aktarmış olacaklardır, bunu kabul etmiyoruz.”

Ekolojik yıkımları önleyen ÇED süreci artık ‘bürokrasi’ diye adlandırılıyor

HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay:

“Bu kanun teklifiyle kurulmuş veya kurulacak olan endüstri bölgelerinde yatırımın ve üretimin artırılması için yerli ve yabancı yatırımcıları teşvik edecek -altını çizerek söylüyorum- bürokratik süreçleri kolaylaştırılacak birtakım düzenlemelerin getirileceği söylenmektedir. Buradan şunu anlıyoruz: Ekolojik yıkımları engelleyen ÇED süreçleri artık bir bürokratik sürece dönüştürülmüş, bürokrasi olarak adlandırılmaktadır.”

Bu kanun teklifi doğanın sömürüsünün hızlandırılma kanun teklifi olmaktadır.

Zaten çevre etki değerlendirmede hukukun etrafından dolanmayı çok iyi biliyorsunuz. Şirketlerin ricasıyla bu zahmetten de yani bu ÇED süreçleri zahmetinden de kurtulunmak istenmektedir. Çevresel etki değerlendirme çalışmalarını bürokrasi olarak gören anlayış, doğayı sınırsız sömüren kapitalist zihniyetin ta kendisidir, neoliberal sömürü anlayışıdır, toplum yararını değil, şirketleri ve kârı önceler. Ekoloji ve çevrenin etkilenme koşulları öngörülmeden atılacak adımların doğada nasıl bir tahribat yarattığı düşünülmez.

Örneğin, Ergene Nehri neden zehir akmaktadır, Marmara Denizi neden müsilaj olmuştur, Rize‘de sel felaketinde neden insanlar yaşamını yitirmiştir, Dilovası‘nda neden kanser patlaması yaşanmaktadır, İkitelli‘de -geçen gün söylendi- işçiler neden işe giderken araçlarında boğulmuşlardır, servis aracında selde boğulmuşlardır?

Yani sanayi üretiminin yaşam alanlarını, tarım alanlarını yok etmesi, buna yol açması hiç göz önünde bulundurulmamaktadır, kamu faydası asla düşünülmemektedir ve tarım ve gıda konusunda yaşanacak olumsuz etkiler göz önünde bulundurulmamaktadır, varsa yoksa kâr edelim, varsa yoksa doğayı yağmalayalım zihniyeti egemen olmaktadır.

Bu yasa talan yasasıdır, talanın hızlandırılma yasasıdır.

“ÇED Gerekli Değildir” kararları yargıdan döndüğünde yargı kararlarını bile dinlemiyorsunuz.

“Ekonomi büyüyor” diyorsunuz ama aslında büyüyen sermaye. Halkın kamusal ihtiyaçları, kamunun kârları ya da kamunun çıkarları ise her geçen gün küçülmektedir.”

İŞTE O TEKLİF:

AK Parti Gaziantep Milletvekili Mehmet Erdoğan ve AK Partili 61 Milletvekilinin Endüstri Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ile teklifin genel gerekçesi şöyle:

Genel Gerekçe

“4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu 19/1/2002 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 1/7/2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Üretim Reform Paketi” olarak adlandırılan Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile endüstri bölgelerine yönetici şirket modeli, özel endüstri bölgeleri gibi yeni uygulamalar getirilmiştir.

Yapılan değişiklikler ile endüstri bölgeleri oldukça cazip hale getirilmiş olup, 2018 yılına kadar yalnızca 6 endüstri bölgesi ilan edilmişken son 4 yılda, 15’i özel endüstri bölgesi olmak üzere bu sayı bugün itibariyle 28’e çıkmıştır.

Son durumda bir bölümü tam kapasite ile faaliyette bulunan ve bir bölümü de proje ve inşaat aşamasında olan endüstri bölgeleri yönetimlerinden ve yatırımcılarından gelen talepler doğrultusunda 4737 sayılı Kanunun bazı hükümlerinin değiştirilmesine ve ilave hükümlerin getirilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Sahadan gelen geri dönüşler ve Bakanlığın endüstri bölgeleri uygulamalarından edindiği tecrübeler ile oluşturulan Teklif çerçevesinde, büyük ölçekli, stratejik ve entegre yatırımlar için uygun bir yatırım ortamı sağlayan endüstri bölgelerinin daha işlevsel hale getirilmesi, Ülke ekonomisine katkı sağlayacak, istihdam ve üretim merkezi olan sanayi alanlarının oluşturulması ve söz konusu alanlara nitelikli yatırımcıları hızlı bir şekilde çekmek amaçlanmaktadır.

Bu amaçlar çerçevesinde, endüstri bölgeleri uygulamalarında sadeleştirmeye gidilerek benzer kuruluş, ilan vb. süreçlere tabi olan, karma, ihtisas, münferit ve özel endüstri bölgesi türleri “endüstri bölgesi” ve “özel endüstri bölgesi” olarak iki tür olarak yeniden düzenlenmektedir. İhtisas endüstri bölgesi ve münferit yatırım yerine ilişkin hükümler kaldırılarak mevzuat sadeleştirilmektedir.

Yatırımcılar ve altyapının geliştirilmesinden sorumlu yönetici şirketlerden gelen talepler doğrultusunda, yine endüstri bölgelerinde yatırımları daha cazip hale getirebilmek amacıyla, taahhüt edilen yatırımların belli bir sürede tamamlanması şartıyla, uzun dönem tahsis edilen alanların mülkiyetinin devri mümkün kılınmaktadır. Bu sayede üretim taahhütlerini yerine getirip istihdam ve ihracata katkı sağlayan sanayicilerin talepleri halinde yapmış oldukları tesislerin mülkiyetini alabilmesine imkân sağlanmaktadır.

Endüstri bölgelerinde yer alacak yatırımcıların organize sanayi bölgelerinde olduğu gibi özellikle elektrik, doğalgaz, su vb. altyapı ihtiyaçlarını tek durak ofis mantığı ile doğrudan endüstri bölgesi yönetimleri aracılığıyla karşılayabilmesi, daha uygun fiyatla, daha sağlıklı ve sürekli enerji temin edebilmesi için düzenleme yapılmaktadır.

Mevcut endüstri bölgelerinin ilave alan talepleri, kamulaştırma, ÇED süreci, altyapı vb. konularda düzenleme yapılarak uygulamaya ilişkin hususlara açıklık getirilmiş, bürokrasinin azaltılarak uygulanabilirliğin arttırılması amaçlanmaktadır.”

Kanun değişikliğinin madde gerekçeleri de şöyle sıralanıyor:

Madde 1– 703 sayılı KHK’nın 198 inci maddesi ile “Endüstri Bölgeleri Koordinasyon Kurulu”nun oluşumuna ilişkin hükümler kaldırılmıştır. Bu doğrultuda madde ile ihtiyaç duyulmayan “Kurul” tanımı kaldırılmakta, Bakanlığın adı Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak revize edilmektedir.

Madde 2- Madde ile 4737 sayılı Kanunun “Endüstri bölgelerinin kuruluşu ve ilânı” başlıklı 3 üncü maddesinde yapılan değişiklikler ile ilan edilen endüstri bölgelerine ilave edilecek alanlara ilişkin hususlar düzenlenmektedir. Cumhurbaşkanlığının iş yükünün ve bürokrasinin azaltılması, iş ve işlemlerin hızlandırılarak sanayi alanlarının bir an önce üretime kazandırılması amacıyla ilave alanın mevcut ilan edilen endüstri bölgesinden büyük olmaması kaydıyla Bakanlıkça belirlenebilmesi sağlanmaktadır. Ayrıca yapılan değişiklik ile endüstri bölgelerinde altyapı ve kamulaştırma harcamalarının öncelikle yönetici şirket ve/veya yatırımcılar tarafından karşılanması sağlanarak kamu bütçesine ek bir yük getirmeden sanayi alanlarının oluşturulması hedeflenmektedir.

Madde 3– Madde ile 4737 sayılı Kanunun “Yatırım izni” başlıklı 3/A maddesinde, yatırımcıların yönetici şirket ile koordinasyon içerisinde belirlenmesine yönelik düzenleme yapılmakta, irtifak hakkının nitelikleri belirlenmekte, yatırımcıların yükümlükleri netleştirilmekte, taahhüt ettiği yatırımı gerçekleştirmeyen yatırımcılara Bakanlık tarafından ilave süre verilebilmesidüzenlenmekte, bu süre içinde yükümlülüğü yerine getirmeyenler hakkında irtifak hakkı sözleşmesinin fesih edilebilmesi sağlanmaktadır. Ayrıca, ruhsat ve izinlerin Bakanlık tarafından verileceği hususu Teklifin 6 ncı maddesinde düzenlendiğinden dolayı tekrar eden hükümler çıkarılmakta ve endüstri bölgelerinden atık su bedeli alınmamasına ilişkin hüküm güncellenerek endüstri bölgelerinin bu kapsamdaki yükümlülüğü netleştirilmektedir.

Madde 4- Madde ile 4737 sayılı Kanunun “ÇED Süreci” başlıklı 3/B
maddesi, ÇED sürecinin ÇED mevzuatında detaylı bir şekilde yer alması
ve bu nedenle ÇED sürecine yönelik ek bir maddeye ihtiyaç olmadığından dolayı mülga edilmektedir. ÇED mevzuatı ilgili Bakanlık tarafından ihtiyaç ve günün koşullarına göre sürekli güncel tutulmaktadır. Bu sebeple 3/B maddesi uygulamada karışıklığa neden olmaktadır.

Madde 5- Madde ile 4737 sayılı Kanunun “Teşvik tedbirleri” başlıklı 4’üncü maddesinde, mevcut durumda yalnızca özel endüstri bölgelerine
tanınan Cumhurbaşkanınca ek teşvikler belirlenebilmesi durumunun endüstri bölgelerinin geneli için geçerli olması sağlanmaktadır.

Cumhurbaşkanınca, endüstri bölgelerindeki yatırımlara özel olarak yatırım teşvik kararnamesinde yer alan destek ve teşviklere ek yeni ve farklı destek ve teşviklerin belirlenebilmesi ile bu bölgelere stratejik öneme sahip yerli ve yabancı yatırımların çekilmesi hedeflenmektedir.

Endüstri bölgelerinde yatırımların tamamlanmasışartıyla yatırımcılarımıza, mülkiyet devri olanağı sağlanmaktadır. Böylece mülkiyet talep eden yatırımcılar için de endüstri bölgeleri cazip hale getirilmektedir.

Yönetici şirkete de mülkiyet devri yapılabilmesi sağlanarak yönetici şirketin bütçesinden karşılanarak yatırıma hazır sanayi alanı oluşturulması cazip hale getirilmektedir. Ayrıca yönetici şirketin mülkiyet devrinden sonra satış ve kiralama yapabilmesi mümkün kılınmıştır.

Madde 6- Madde ile 4737 sayılı Kanunun “İmar plânları” başlıklı 4/A maddesinin başlığına “altyapı” ifadesi de eklenerek altyapıya ilişkin hükümlere yer verilmektedir. 2644 sayılı Tapu Kanununun 21 inci maddesi gereği kadastral yolların ve kapanan imar yollarının ihdası Belediyeler adına yapılmaktadır. Belediyelerin endüstri bölgeleri sınırları içerisinde tasarruf yetkisinin bulunmaması, endüstri bölgeleri sınırları içerisindeki arazilerin kamulaştırılarak Hazine adına tescil edilmesi nedeniyle endüstri bölgeleri sınırları içerisindeki kadastral yolların ve kapanan imar yollarının ihdasının da Hazine adına tescil olması sağlanmaktadır. Endüstri bölgelerinin imar ve ruhsat yetkisi Bakanlığa ait olduğundan uygulamada ortaya çıkacak yetki karmaşasını sonlandırmak için 3194 sayılı İmar Kanununun 32 nci ve 42 nci maddelerindeki ruhsatsız yapıların tespiti ve yıkımı, idari para cezası kesilmesi hakkında hükümler eklenmektedir.  Endüstri bölgelerindeki proje ve inşaat işlemlerinin kontrolörlük faaliyetlerinin kimin tarafından yapılacağı hususunda düzenleme yapılmaktadır. Endüstri bölgesi ‒ 11 ‒ Türkiye Büyük Millet Meclisi (Sıra Sayısı: 341) yönetiminin ve yatırımcıların sanayi alanları dışında ihtiyaç duyacağı teknik, idari ve ticari hizmetler için alan oluşturulmasına imkan sağlanmaktadır. Endüstri bölgelerinde yer alacak yatırımcıların organize sanayi bölgelerinde olduğu gibi elektrik, su, doğalgaz vb. altyapı ihtiyaçlarını tek durak ofis mantığı ile doğrudan endüstri bölgesi yönetimleri aracılığıyla karşılayabilmesi, daha uygun fiyatla, daha sağlıklı ve sürekli enerji temin edebilmesi için düzenleme yapılmaktadır. Diğer yandan endüstri bölgesi yönetiminin ve yatırımcıların ihtiyacı olan elektriği üretebilmelerinin önü
açılmaktadır.

Madde 7- Madde ile 4737 sayılı Kanunun “İhtisas endüstri bölgeleri” başlıklı 4/B maddesi; ihtisas endüstri bölgeleri uygulamalarının Kanunun 3 üncü maddesine göre kurulan endüstri bölgeleri ile aynı kuruluş, ilan vb. süreçlere tabi olması ve bu nedenle ihtisas endüstri bölgelerine ilişkin ayrıca bir düzenlemeye ihtiyaç bulunmamasından dolayı mülga edilmektedir. Böylece 4737 sayılı Kanunun Teklifle; endüstri bölgesi ve özel endüstri bölgesi olmak üzere iki tür esas alınarak düzenlenerek sadeleştirilmesi amaçlanmaktadır.

Madde 8- Madde ile 4737 sayılı Kanunun “Münferit yatırımlar” başlıklı
4/C maddesi; münferit yatırım yeri uygulamalarının Kanunun 3 üncü
maddesine göre kurulan endüstri bölgeleri ile aynı kuruluş, ilan vb.
süreçlere tabi olması ve bu nedenle münferit yatırım yerine ilişkin
ayrıca bir düzenlemeye ihtiyaç bulunmamasından dolayı mülga
edilmektedir. Böylece 4737 sayılı Kanunun Teklifle; endüstri bölgesi
ve özel endüstri bölgesi olmak üzere 2 tür esas alınarak düzenlenerek
sadeleştirilmesi amaçlanmaktadır.

Madde 9- Madde ile özel endüstri bölgesi ilan şartlarından biri olan kurulu alanlardaki yüzelli bin metrekare şartı yüz bine, boş alanlardaki iki yüz bin metrekare şartı yüz elli bine düşürülerek, özellikle daha küçük alanlarda yüksek teknolojili, stratejik, katma değerli, ihracat potansiyeli yüksek yatırımların da özel endüstri bölgesi imkanlarından faydalanması sağlanmaktadır. Özel endüstri bölgesi ilan edilen alan içerisinde başvuru sahibinin talep etmesi, özel mülkiyete konu arazi maliklerinin sanayi yatırımı yapmayı taahhüt etmesi şartıyla söz konusu özel mülkiyete konu arazinin kamulaştırılmaması yönünde düzenleme yapılmaktadır. Böylece sanayi yatırımlarının kamulaştırmadan kaynaklı bürokratik süreçlerden etkilenmemesi, sanayicilerin kendi mülkiyetleri üzerinde özel endüstri bölgesi olanaklarından faydalanarak yatırım yapabilmesi amaçlanmaktadır. Özel endüstri bölgelerindeki kamulaştırma ve altyapı harcamalarının başvuru sahibi tarafından karşılanacağı hususu netleştirilmektedir. Birden fazla yatırımcının yer aldığı özel endüstri bölgelerinde yönetim, işletme ve diğer hizmet masraflarına bölgede yer alan yatırımcıların katılmasına ilişkin düzenleme yapılmaktadır. Teşviklere ilişkin düzenlemeler 4 üncü maddede ve ruhsat ve izinlere ilişkin düzenlemeler 4/A maddesinde yer aldığından tekrar eden hükümler çıkarılmaktadır. Özel endüstri bölgelerinde yer alacak yatırımcıların belirlenmesi aşamasında Bakanlıktan uygun görüş alınması şartı getirilmektedir.

Madde 10- Madde ile 4737 sayılı Kanunun “Yönetici şirket” başlıklı 4/D maddesinde Bakanlıkça resen yapılan endüstri bölgesi çalışmalarında yönetici şirketin nasıl belirleneceği hususu düzenlenmektedir. Yönetici şirketin yetki ve sorumluluklarına ilişkin yeni düzenlemeler eklenmektedir. Ayrıca sorumluluklarını yerine getirmeyen yönetici şirket görevlilerine para cezası verilebilmesine ilişkin hüküm düzenlenmektedir.

Madde 11- Madde ile 4737 sayılı Kanunun “Yönetmelik” başlıklı 5 inci
maddesi sadeleştirilmektedir.

Madde 12- Teklif ile Endüstri Bölgeleri Koordinasyon Kurulunun teşkiline yönelik tüm hükümlerin Kanun metninden çıkarılmasından dolayı madde mülga edilmektedir.

Madde 13- Madde ile Teklifin 7 nci ve 8 inci maddeleri ile ihtisas
endüstri bölgesi ve münferit yatırım yerine ilişkin hükümler
yürürlükten kaldırıldığından dolayı Teklifin yürürlüğe girdiği
tarihten önce münferit yatırım yeri olarak tahsis edilen alanlar ile
ilan edilen ihtisas endüstri bölgelerinin 3 üncü maddeye göre kurulan
endüstri bölgesi olarak kabul edileceği düzenlenmektedir.

 

 

Boğaziçi’nde direnişin 660’ıncı günü

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, bugün de atanmış rektör ve üniversite yönetimine karşı 660’ıncı kez bir araya geldi.

Bugün Boğaziçi Üniversitesi’nde direnişin 22’nci ayı, 95’inci haftası devam ediyor. Direnişlerini sürdüren akademisyenler 446’ıncı kez rektörlük binasına sırt çevirdi.

Fotoğraf: Ayfer Bartu Candan

Bugün, Naci İnci’nin Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanmasının 425’inci, 30 Temmuz günü gerçekleştirilen destek oylamasında akademisyenlerin yüzde 95 oranında rektör adaylığına karşı olduğu açıklanan İnci’nin Matematik Bölümü tam zamanlı öğretim üyesi Mohan Ravichandran’ı hiçbir gerekçe göstermeden dönem ortasında görevden almasının ise 344’üncü gününe gelindi.

Fotoğraf: Ayfer Bartu Candan

Ayrıca Batı Dilleri ve Edebiyatları bölümü Öğretim Görevlisi Can Candan’ı ikinci kez görevden alınmasının 102’inci, Candan’ın İnci’nin talimatıyla tekrar kampüse alınmayışının ise 71’inci günü oldu.

Fotoğraf: Ayfer Bartu Candan

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri haftanın her iş günü olduğu gibi bugün de 12:15’te #KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz diyerek arkalarını 446’ıncı kez rektörlük binasına döndü.

Fotoğraf: Ayfer Bartu Candan

Akademisyenler nöbet boyunca ellerinde “Özerk, Özgür, Demokratik Üniversite”, “Kabul Etmiyoruz” ve “Vazgeçmiyoruz” yazan dövizler ve üzerinde #KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz” yazan, derslerine son verilen Özcan Vardar fotoğrafı taşıdı.

Gazeteciler baskınla, işkenceyle gözaltına alındı: Emniyet görüntüleri müzikle paylaştı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen ve ne olduğu henüz açıklanmayan  soruşturma kapsamında, Jin News ve Mezopotamya Ajansı muhabirleri sabah saatlerinde farklı şehirlerde evlerine yapılan baskınlarla gözaltına alındı.

Dokuz ilde yapılan ev baskınlarında Mezopotamya Ajansı’nın (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA muhabirleri Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Zemo Ağgöz, Berivan Altan, Hakan Yalçın, Emrullah Acar ve Ceylan Şahinli ile JINNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznur Değer’in de aralarında olduğu 11 gazeteci gözaltına alındı.

Polisler, evlerine baskın düzenledikleri gazetecilere silah doğrulttuktan sonra ters kelepçeli bir şekilde yere yatırıp üzerlerine oturdu.

Müzikli ‘terörle mücadele’ videosu!

Emniyet Genel Müdürlüğü, gözaltına alınan gazetecilerin “PKK/TCK terör örgütünün basın komitesi altında faaliyet gösterdiğini” söylediği açıklamada, yakalama kararı çıkan 14 kişiden 11’inin gözaltına alındığını söyledi. ve 11 gazetecinin “halkı kin ve düşmanlığa sevk edici içerikte haber yaptıkları” iddiasıyla gözaltına alındığını kaydetti.

Açıklamada, el konulan kamera, fotoğraf makinası, not defterleri ve kitapların ise, “örgütsel kitap/doküman” olduğu iddia edildi.

Ankara EGM Twitter hesabından gazetecilerin silah zoruyla ve başı eğdirilerek, ters kelepçeyle götürüldüğü görüntüler, arkaya bir müziğin yerleştirildiği bir videoyla, “terörle mücadele” etiketleriyle paylaşıldı:

Emniyet, ayrıca gözaltına alınan Berivan Altan ve Deniz Nazlım’ın görüntülerini yayınladı. Polis şiddeti yayınlanan görüntülere de yansıdı.
Polisler, ters kelepçe takarak gözaltına aldığı gazetecilere “baş eğdirmek” istedi. Ancak gazeteciler buna karşı direndi. Polislerin direnen Berivan Altan’ın yaka paça polis aracına bindirildiği de görüntülere yansıdı.https://twitter.com/altansancarr/status/1584845321682944000?s=20&t=JqmPvESThNZNixvAA7kuow

Faşizmin ulaştığı kuralsızlığı gösteriyor

Türkiye Gazeteciler Sendikası ve çeşitli basın eslek örgütleri avukatlarıyla gazetecilerin durumunun takip edildiğini açıklarken, siyasiler ve basın mensupları duruma tepki gösterdi.

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği: Derneğimizin üyeleri olan Mezopotamya Ajansı ve Jinnews muhabirleri sabah saatlerinde evlerine yapılan baskınla gözaltına alındı. MA Ankara bürosu da operasyon kapsamında basıldı. Gazetecileri susturmaya yönelik bu operasyonu kınıyoruz. Özgür basın bu saldırılarla yılmayacak.

DİSK Basın-İş: Aralarında üyelerimizin de olduğu çok sayıda JINNEWS ve Mezopotamya Ajansı çalışanları bu sabah ev baskınıyla gözaltına alındı. Şu ana kadar en az 7 gazeteci gözaltında. Süreci takip ediyoruz. Gazetecilik suç değildir, arkadaşlarımızı derhal serbest bırakın!

Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP): Bu sabah saatlerinde Ankara merkezli yürütülen bir soruşturma kapsamında yapılan ev baskınlarında JINNEWS ve MA muhabirleri gözaltına alındı. Basına dönük sindirme politikaları her koldan gazetecileri baskı altına almaya çalışıyor. Dün de söyledik bugün de söylüyoruz: Gazetecileri susturamazsınız. Bu baskı ve sindirme politikaları amacına ulaşamayacaktır. Gerçekleri yazmaktan vazgeçmeyeceğiz. Gazeteciler üzerinden elinizi çekin. Yasalarınız ve tutuklamalarınız kadın gazetecilere geri adım attırmayacak.
Türkiye Gazeteciler Sendikası: Sansür yasasının yürürlüğe girdiği günlerde çok sayıda gazeteci evleri basılarak, şafak operasyonlarıyla gözaltına alındı. Büroları da aranan meslektaşlarımıza avukat kısıtlaması getirildi. Bu uygulamalarla gazeteciliği krimlinalize edemeyeceksiniz!
Kadın Gazeteciler Koalisyonu (CFWIJ): Özgür basına yönelik keyfi uygulamaların derhal son bulmasını ve gazetecilerin serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

HDP Genel Merkez’inden yapılan açıklamada “MA ve JİNNEWS muhabirlerine yönelik hukuksuz gözaltılar faşizminin ulaştığı kuralsızlığı gösteriyor. Özgür basın emekçilerine dönük bu saldırıları en sert biçimde kınıyoruz; gazetecileri derhal serbest bırakın. Bu saldırılar dün sonuç vermedi bugün de sonuç almayacak!” denildi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi Eş Başkanı Sevil Turgut “Muhalif gazetecileri suçlulaştıramazsınız! Selman Güzelyüz, Habibe Eren, Derya Ren, Diren Yurtsever, Zemo Ağgöz, Deniz Nazlım, Hakan Yalçın, Öznur Değer, Emrullah Acar, Ceylan Şahinli ve Berivan Altan bu sabah gözaltına alındı. Derhal serbest bırakın. Gazetecilik Suç Değildir!” paylaşımında bulundu.

Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Mersin Şubesi, “Basına yönelik bu operasyon, aynı zamanda toplumun haber alma hakkına yöneliktir. Özgür Basın Susturulamaz” dedi.

 

Singapur 2030 yılı için öngördüğü karbon emisyonunu düşürdü: Emisyonlarını 2030’dan önce azaltacak

Singapur Uluslararası Enerji Haftası‘nda konuşan Başbakan Yardımcısı Lawrence Wong, Singapur’un karbon emisyonu tahminini azalttığını ve şehir devletinin 2050 yılına kadar net sıfıra ulaşmaya çalıştığı için emisyonlarda bundan daha erken bir zirveye ulaşacağını söyledi.

Yani Singapur, emisyonlarını daha erken bir tarihten itibaren azaltmaya başlamaya hazırlanıyor.

Wong, konferansında yaptığı açıklamada, Singapur’un 2030 için karbon emisyon hedefini 60 milyon ton karbondioksite (CO2) düşürmeyi planladığını söyledi. Ülke daha önce emisyonların 2030’da 65 milyon ton CO2 eşdeğeriyle zirveye ulaşmasını hedefliyordu.

Wong, “Artık emisyonlarımızı daha erken zirveye çıkarmayı ve 2030’da emisyonlarımızı yaklaşık 60 milyon ton CO2 eşdeğerine indirmeyi hedefleyeceğiz” dedi:

“Bu 5 milyon tonluk iyileştirme, mevcut nakliye emisyonlarımızı üçte iki oranında azaltmaya eşdeğer olduğu için önemlidir.”

Wong, konuşmasında Singapur’un karbon emisyonlarının hangi yılda zirve yapacağını belirtmedi, ancak erkene çektiklerini belirtti.

Singapur Ulusal İklim Değişikliği Sekreterliği‘nden bir sözcü, kesin en yüksek emisyon seviyesinin ve yılının, kullanılan teknolojiden ve vatandaşların ve işletmelerin katkılarından etkilenecek olan ülkenin karbondan arındırma çabalarına bağlı olacağını söyledi.

Karbon zirvesi, sera gazı emisyonlarının, güvenli olduğunu düşünülen emisyon seviyelerine ulaşana kadar takip eden her yıl azalacağı zaman noktasını ifade ediyor.

Son IPCC raporuna göre, iklim değişikliğinin en şiddetli etkilerini önlemek için emisyonların 2025 yılına kadar zirve yapması, yani bu tarihten itibaren düşüşe geçmesi gerekiyor.

2030’a kadar küresel emisyonlar azalmaya başlaması küresel ısınmanın 2 dereceden fazla yükselmesini önlemek için yeterli değil.

1950’de dünya 6 milyar ton CO2 saldı, 1990’a gelindiğinde bu, neredeyse dört katına çıkarak 22 milyar tonun üzerine çıktı.

Emisyonlar hızla büyümeye devam etti ve küresel sera gazı emisyonu her yıl 34 milyar tona ulaştı. Emisyon büyümesi son birkaç yılda yavaşlasa da henüz zirveye ulaşmadı.

Emisyon zirvesine ulaşmak için hızlıca alınabilecek önlemlerden başlıcası, yeni fosil yakıt altyapısının yasaklanması yeni kömürle çalışan enerji santralleri, yeni petrol ve gaz operasyonları ve havalimanı genişletmelerinin iptali; özünde, fosil yakıtların yayılmasının önlenmesi. Mevcut kömür santralleri, güneş ve rüzgar santralleri gibi yenilenebilir enerji kaynaklarıyla hızla değiştirilebilir.

İklim krizi ve küresel piyasaların Somali’ye etkisi: Çaresizlik

Somali, son 40 yılın en kötü kuraklığını yaşayan Afrika Boynuzu ülkeleri arasında yer alıyor.

Dünya Gıda Programı kapsamında ülkenin Körfez bölgesindeki Baidoa ve Burhakaba’da gelecek aylar için öngörülen kıtlığa karşı hayat kurtarmak için zamana karşı yarışılıyor.

Dünya Gıda Programı (WFP) Somali Ülke Direktör Yardımcısı Laura Turner, Somali’deki krizin boyutunu anlatıyor. Galkayo kasabasında, silahlı bir refakatçisi  olan Turner, “Şu an henüz gerçekleşmemiş yağmurlu bir mevsimin ortasındayız” diyor.

Fotoğraf: WFP/Geneva Costopulos

Başka bir ekim ve hasat döngüsünün daha atlandığını aktaran Laura Turner, kaçırılan her döngünün yardım ulaştırılamayan insanlar için işlerin çok daha kötüye gitmesine sebebiyet verdiğini söylüyor. 

 WFP ile geçen ay 4,1 milyon kişiye gıda ve nakit yardımının ulaştırıldığını aktaran Turner, “Bununla birlikte yetersiz beslenme katlanarak artıyor, ölüm oranları da önemli ölçüde artıyor. Şu anda bizi bir kıtlık beyanından alıkoyan tek şey gerçekten gıdanın mevcudiyeti ve bu, WFP ve Gıda Güvenliği Kümesi ortakları tarafından sağlanan destek sayesinde” diyor. 

Yerinden edilen Somalililer 2019’da Abuwaq’taki Gaxandhale kampında su topluyor – kuraklık ülkede uzun süredir devam eden bir sorun. Fotoğraf: WFP/Kevin Ouma

Laura Turner, 2011’de kıtlık ilan edildiğinde kaydedilen ölümlerin yarısından fazlasının 5 yaşın altındaki çocuklar olduğunu söylüyor.

Şu anda, WFP yardım ve kurtarma faaliyetleri yoluyla ülke geneline ayda yaklaşık 60 milyon ABD doları sağlıyor.

 Yardımın kurumlar arası müdahalede muazzam bir fark yarattığını aktaran Turner, yıl sonunda kaynakların büyük ölçüde tükeneceğini de ekliyor. 

Laura Turner, Somali’de nesillerdir güvenliğin olmadığını belirterek iklim değişikliğinin ve küresel piyasadaki oynaklığın bugün yaşanan kıtlığa ve kuraklığa çok büyük katkısı olduğunu söylüyor. 

Somali, Baidoa, 12 Ekim 2022
Baidoa’daki WFP destekli bir kampta insanlar yardım için sırada bekliyor. Fotoğraf: WFP/Geneva Constapulos

Somali savaşta olan bir ülke. Çatışmalar merkezi yönetimin 30 yıl önce çökmesinin ardından farklı görünümlerde devam ediyor ve ülkenin her kesimini etkilemeyi sürdürüyor. Erkekleri, bir dizi silahlı grup adına savaşmak için ailelerinden kopartıyor.

Bazı tahminlere göre, şu andaki kuraklıktan etkilenenlerin yarısından fazlası Eş Şebab’ın denetimindeki yerlerde. Terör örgütü ilan edilen grupların faydalanabileceği yerlere yardım yapılmasını engelleyen sıkı Amerikan kuralları, birçok umutsuz topluluğa ulaşma çabalarını daha da karmaşıklaştırmış durumda.

Yeni bir araştırmaya göre Güneydoğu’ya, kıyıya ve Somali’nin başkenti Mogadişu’ya doğru uzanan yolda, kamplardaki küçük çocuklar ve hamile kadınların neredeyse üçte ikisi akut yetersiz beslenmeyle karşı karşıya. Yüksek ölüm oranıyla birleştiğinde bu durum, ülkede açlık yaşandığının resmen ilan edilmesinde geç kalındığına işaret edebilir.

BBC’den Andrew Harding’in Somali’de kuraklık ve kıtlığa karşı mücadele veren insanların ifadelerine yer verdiği haberde, iklim krizinin dezavantajlı topluluklar için şimdiden bir ölüm kalım savaşına dönüştüğü ve krizin boyutu gözler önüne serilmişti.

Somali’de kuraklık, kıtlık ve çatışmaların gölgesi altında ölüm kalım savaşı veren ve üç yaşındaki kızı ölen bir anne krizin boyutunu şu cümlelere sığdırmıştı:

“ Onu 10 gün boyunca taşıdım. Yolun kenarına bırakmak zorunda kaldık. Gömecek takatimiz yoktu. Sırtlanların yaklaştığını duyabiliyorduk.”