Ana Sayfa Blog Sayfa 689

[Foto Galeri] COP27 bahçesinde halkların adalet talebi yankılandı: Birleşen insanlar yenilmez!

COP27 zirvesinin sona ermesine bir gün kala sivil toplum üyeleri, “Halkların Forumu”nda (People’s Plenary) buluştu. Toplantıda çeşitli gençlik gruplarının, çevre örgütlerinin, yerli halkların, toplumsal cinsiyet ve engelli hakları örgütlerinin temsilcileri coşkulu konuşmalar yaptı.

Konuşmalarda iklim adaleti, insan hakları, kayıp ve zarar mekanizmasının kurulması, iklim finanmsnaı taahhütlerinin yerine getirilmesi, Paris Anlaşması hedeflerine bağlı kalınması giib gündemler öne çıktı.

Kalabalık salonda, “Birleşen insanlar yenilmez” sloganlarının yanında Mısır hükümeti tarafından hapiste tutulan Alaa Abdel-Fattah‘ın ve tüm tutsakların özgür bırakılması için de sloganlar atıldı.

Forumun sonunda tüm katılımcılar salondan ayrılarak COP27’deki ana müzakerelerin gerçekleştiği salonun önündeki büyük bahçeye doğru “İnsanlar iktidara, güç insanlara” sloganıyla  yürüyüşe geçti. Yürüyüşte “Ne istiyoruz? İklim adaleti! Ne zaman istiyoruz? Şimdi! Olmazsa ne olur? O zaman zirveyi dağıtın!” sloganı atıldı.

Grup ayrıca Afrika’daki gaz projelerini temsil eden doğal gaz borusu şeklinde bir balon taşıdı.

Yürüyüşün ardından başlayan oturma eylemi sırasında da “halkların bildirisi” okundu. Bildiride, zirveden çıkacak sonuç metninin taslağında yer almayan kayıp ve zarar finansmanı ve tüm fosil yakıtlrdan çıkış talep edildi; Alaa Abdel-Fattah’ın özgür bırakılması için yapılan çağrı yinelendi.

Paris Anlaşması’nın mimarları, doğa için benzer bir anlaşma talep ediyor

Paris İklim Anlaşması‘nın mimarları, dünya liderlerini yaklaşmakta olan COP15 Biyolojik Çeşitlilik Konferansı‘nda doğa konusunda benzer bir anlaşma sağlamaya çağırdı. Kampanyacılar doğayı korumadan küresel ısınmanın 1.5C ile sınırlandırılamayacağı uyarısında bulundu. 

Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi (COP27)  son günlerine girerken, hükümet yetkilileri, bilim insanları ve kampanyacılar artık gözlerini gelecek ay doğa için yapılacak yüksek riskli toplantıya dikmiş durumda. Daha önce ev sahibi olarak belirlenen Çin‘in Covid-19 salgını nedeniyle dört kez ertelediği zirve, Kanada‘nın Montreal kentinde gerçekleşecek.

Küresel ısınmayı 1.5 ila 2C’de sınırlamayı amaçlayan Paris İklim Anlaşması’nın hazırlayıcıları, zirve öncesinde dünya liderlerini doğa için benzer bir anlaşma sağlamaya çağıran bir bildiri yayımladı. Anlaşmanın tasarlanmasına yardımcı olan Laurent Fabius, Manuel Pulgar-Vidal, Christiana Figueres ve Laurence Tubiana tarafından imzalanan bildiride, “Doğayı koruma ve eski haline getirme konusunda herhangi bir eylemde bulunmadan küresel ısınmayı1.5C ile sınırlamanın hiçbir yolu yok. COP15, doğa kaybının gidişatını tersine çevirmek için benzeri görülmemiş bir fırsat olabilir” deniyor.  

7 -19 Aralık tarihlerinde yapılması planlanan COP15 görüşmelerinde, ulusal delegasyonlar dünya çapında hızla azalan vahşi yaşam popülasyonlarını korumak ve doğal peyzajların devam eden bozulmasını durdurmak için yeni bir küresel anlaşma hazırlayacak.

Tam teşekküllü bir ‘Doğa Anlaşması’ hazırlanmalı

Reuters‘in aktardığına göre, ülkelerin ulusal koruma hedefleri belirledikleri ve bunlara ulaşma konusundaki ilerlemelerini rutin olarak bildirdikleri, tam teşekküllü bir “Doğa için Paris Anlaşması’ çağrısı yapan  çağırıcılar, iklim ve doğa gündeminin kaçınılmaz olarak iç içe geçtiği vurgusunda bulunuyor.

Açıklamada iklim değişikliğinin hızla biyolojik çeşitlilik kaybının birinci itici gücü haline geldiği ve insanlığın hızlanan doğa tahribatının, iklim değişikliğinin hafifletilmesi ve uyum sağlanması dahil çok önemli hizmetleri baltaladığına dikkat çekiliyor.

Hayvan ve bitki türleri, günümüz dünyasında 10 milyon yıldır görülmeyen bir hızla yok oluyor. Dünyadaki vahşi yaşam krizi habitat kaybı ve kirliliğin yanı sıra küresel sıcaklıklar yükseldikçe daha da büyük bir tehdit haline geliyor.  Science dergisinde 2018’de yayınlanan araştırmaya göre, emisyonlarda ciddi kesintiler olmazsa, tüm türlerin yarısına yakını yüzyılın sonuna kadar hayatta kalamayacakları sıcaklık ve koşullarla karşı karşıya kalacak. Göç edemeyen veya uyum sağlayamayanlar yok olacak. Orman ve mercan resiflerinin kaybı da krizi derinleştirecek. 

Göktürk’teki konut projesine yürütmeyi durdurma kararı

Demirören Holding’in ödenmeyen kredi borçlarına karşılık Ziraat Bankası’na devrettiği Göktürk’teki Kemer Country’nin golf sahalarına yapılmak istenen konut projesine yurttaşlar tarafından Eyüpsultan Kaymakamlığı’na açılan davada İstanbul 2. İdare Mahkemesi, yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Cumhuriyet‘ten Şeyda Öztürk‘ün aktardığına göre; Demirören Holding’in, Ziraat Bankası’na olan kredi borçlarından karşılık şirket, sahibi olduğu İstanbul Göktürk’teki Kemer Country’nin golf sahalarını ipotek ettirdi.

Borçları ödenmediği için de Ziraat Bankası’na devredilen araziye ise Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. lüks konut projesi yapmak için adım attı.

Yeşil ve deprem toplanma alanına sahip çıkmak isteyen yurttaşlar, 31 Ekim’de çalışmaların başlayacağı bölgede toplandı.

Bölgeye, çevik kuvvet eşliğinde giren kepçeler ise yaklaşık üç haftadır çalışmaya devam etti. Bunun üzerine Göktürklüler bölgede nöbet tutmaya başladı.

Bir haftada değişen yürütmeyi durdurma kararları

Yurttaşların direnişine birçok siyasi isimden de destek geldi. 1980’den beri yeşil alan olarak kullandıkları bölgeyi kaybetmek istemeyen yurttaşlar birçok kez yürütmenin iptali için dava açtı.

‣Göktürk’e sabah baskını: Yurttaş iş makinelerine karşı direniyor

Kepçelerin alana girdiği gün de Eyüpsultan Kaymakamlığı’na açılan bir davada yürütmeyi durdurma kararı alındı. Ancak bu karar yaklaşık dört gün içerisinde iptal edildi. Bunun üzerine, Eyüpsultan Kaymakamlığı’na açılan bir davada daha yürütmeyi durdurma kararı çıktı.

Göktürk Yeşil Kalsın Girişimi tarafından karara ilişkin yapılan açıklamada “Kaymakamlıkla ilgili dört adet yürütmeyi durdurma talebimiz olmuştu. Bir tanesinde yürütmeyi durdurma almıştık ama üç veya dört gün sonra iptalini sağladılar. Bu kararı da bir hafta sonra değiştirebilirler. Bu süreçte yapılması gereken her hamle çok önem arz ediyor” denildi.

[COP27] Ada ülkeleri: Fon çıkmadan burdan gitmiyoruz!

COP27’den çıkacak sonuç metninin taslağı bugün yayımlandı. Taslakta, zirvenin en önemli gündemi olan kayıp ve hasar finansmanına dair somut bir adım öngörülmedi.

Bugün devam eden müzakerelerde iklim krizinden en adaletsiz şekilde etkilenen gelişmekte olan ülkeler, kayıp-zararlarının tazmini için baskı yapmaya devam edeceklerini bildiriyor.

Marshall Adaları’nın iklim elçisi Kathy Jetn̄il-Kijiner, küçük ada ülkelerinin COP27’nin kayıp ve hasar finansmanı konusunda bir anlaşma olmadan sona ermesini istemediklerini söyledi.

“Bir sonraki COP’u ve hatta COP29’u beklemek bizim için bir seçenek değil. Bu fon olmadan çekip gitmiyoruz. Son derece açık ifade ettik: Fona ihtiyacımız var, şimdi.”

İklim değişikliğinin yükünü taşıyan gelişmekte olan ülkelerin uğradığı zarar ve kayıplar için bir finansman mekanizması fikrinin ivme kazandığını söyleyen Kijiner, “Bu çizgiyi korumak ve azmi zorlamak için elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz” dedi.

Marshall Adaları, Hawaii ile Filipinler arasında, çoğu deniz seviyesinden iki metreden yüksek olmayan bir adalar zinciri. İklim krizi yüzünden yükselen deniz seviyeleri, bu tip ülkelerde yaşamayı imkansız hale getirebilir.

Birlikte çalışmayı öğrenelim

Pakistan iklim bakanı Sherry Rehman da, gelişmekte olan ülkelerin  ‘kayıp ve zararı’ konusunda bir anlaşma için baskı yapmaya devam edeceklerini söyledi. Rehman, başkanı olduğu ülkeler grubu G77 ve Çin’in, küresel ısınmanın etkileri için fakir ülkelere yeni mali yardım sağlayan zengin kirleticiler hakkında “en azından siyasi bir niyet beyanı” istediğini kaydetti.

Rehman, Şarm El-Şeyh’teki toplantıdan “bir yığın finansman” çıkmasını beklemediğini açıkça belirtti, ancak “bu yoldan çıkmaya devam edilirse, bununun iklim adaletinin reddi anlamına geldiğini söyledi.

Bazı ülkelerin “mesuliyet ve hukuki yargılanma konusunda endişeli” olduğunun farkında olduğunu söyleyen Rehman, “Bütün bu endişeleri aşabileceğimizi düşünüyorum” dedi:

“Buradaki fikir, herhangi bir ülkeyi veya ülkeler grubunu rahatsız etmek veya onları düşman bir konuma getirmek değil.”

Öte yandan Rehman, kendi ülkesinde son zamanlarda on milyarlarca dolarlık hasara neden olan yıkıcı sellerin, iklim değişikliğine neden olmak için çok az şey yapan insanların nasıl sert bir şekilde etkilendiğini gösterdiğini de söyleyerek devam etti:

“Bize çoktan gelen bu distopya herkesin kapısına gelecek” dedi. “İş o noktaya gelmeden önce, birlikte çalışmayı öğrenelim ve iklim adaleti ve ortak hedeflere ulaşmak için biraz odaklanalım ve gerçek bir azim gösterelim.”

 

İran: Protestolarda 43’ü çocuk, 342 insan öldü, beş protestocuya idam cezası verildi

İran İnan Hakları Örgütü’nce (IHRNGO) yapılan açıklamada başörtüsünü ‘uygun’ takmadığı gerekçesiyle gözaltına alınmasının ardından hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ardından başlayan protestolarda bugüne kadar 43’ü çocuk olmak üzere en az 342 insan öldürüldü. İngiltere İran’daki yetkililerle ilgili insan hakları ihlalleri nedeniyle yaptırım kararı aldı. İran Dışişleri Bakanı ise İsrail ve Batı’yı suçladı.

IHRNGO tarafından yapılan açıklamada beş kişi için ise idam kararı verildiği bildirildi.

Son iki ayda binlerce kişinin tutuklandığı bildirildi. Norveç merkezli örgüt tarafından yapılan açıklamaya göre tutuklamaların nedenleri arasında Allah’a karşı gelmek (moharebeh) ve yolsuzluk (efsad-fil-arz) bulunuyor. İran Devrim Mahkemesi’nde yargılanan bazı protestocular ise ölüm cezasıyla karşı karşıya.

Fotoğraf: Reuters

İran Dışişleri Bakanı İsrail ve Batı’yı hedef gösterdi

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, bugün (17 Kasım) Twitter hesabından yaptığı paylaşımıyla protestolarla ilgili olarak İsrail’i ve Batı’yı suçladı. 

Abdullahiyan, “İran’a yönelik iç savaş, yıkım ve parçalama planları yapan güvenlik güçleri, sahte İsrail rejimi ve bazı Batılı siyasetçiler bilmelidir ki İran, Libya ya da Sudan değildir” dedi. 

Düşmanların İran’ın bütünlüğünü ve kimliğini hedef aldığını belirten Abdullahiyan, halkın bilgeliğinin düşmanı hayal kırıklığına uğrattığını ifade etti.

İngiltere: İran liderleri başka bir yol seçmeli

İngiltere, İran’a insan hakları ihlalleri nedeniyle  İran İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı İsa Zarepur’un da bulunduğu 24 İranlı yetkiliye yaptırım kararı aldı.

Yaptırım İngiltere’ye seyahat yasağını ve ülkedeki mal varlıklarının dondurulmasını kapsıyor. 

Fotoğraf: Reuters

Yaptırıma ilişkin yazılı açıklamada bugüne kadar “326’dan fazla İranlı hayatını kaybetti ve 14 binden fazla kişi tutuklandı. Geçen hafta bir protestocu için açıklanan ölüm cezası, durumun şok edici bir şekilde kötüleştiğine işaret ediyor. 2022’nin ilk altı ayında İran en az 251 kişiyi idam etti. İran liderleri başka bir yol seçmeli. Artık dış aktörleri suçlamayı bırakmanın, aynayı kaldırıp kendi insanlarının sesine kulak vermenin zamanı geldi” denildi.

20 davadan beşinde idam cezası

İnsan Hakları Örgütünce yapılan açıklamada bugüne kadar açıklanan 20 davadan beşinde idam cezası verildiği bildirildi.

Fotoğraf: AFP Photo

İran İnsan Hakları Örgütü, İslam Cumhuriyeti Yargısı’nın bağımsız olmadığını, baskıcı sistemin bir parçası olduğunu ve cezaların meşruiyetten yoksun olduğunu vurgulayarak, idam cezalarını kınadığını duyurdu.

Örgüt Direktörü Mahmood Amiry-Moghaddam, “Mevcut siyasi ve adli yetkililerin hepsinin 1980’lerde insanlığa karşı suç işleme geçmişi olduğu göz önüne alındığında, bu tür suçların tekrarlanması mümkün görünüyor. Uluslararası toplum, sivil toplum ve insanlar, bu tür vahşetlerin yaşanmaması için infazların siyasi maliyetini artırmalıdır” dedi.

Fotoğraf: Reuters

IHRNGO’nun açıklamasına göre bugüne kadar öldürülen 43 çocuktan üçü Afgan uyruklu. En çok ölüm ise Sünnilerin çoğunlukta olduğu Sistan ve Belucistan eyaletinde gerçekleşti.

IHRNGO ölümlere ve şiddet vakalarına ilişkin elde ettiği verilerin internet kesintilerinin yaşandığı ülkede hala araştırıldığını aktardı. Bu nedenle protestolarda yaşanan can kayıplarının verilen sayıdan daha yüksek olmasının da kuvvetle muhtemel olduğu belirtildi.

Fotoğraf: Reuters

Ne olmuştu?

Ahlak polisinin gözaltına aldığı 22 yaşındaki Mahsa Amini, iki gün sonra, 16 Eylül’de hayatını kaybetti.

Amini başörtüsü kuralına uymaması, saçının görünmesi nedeniyle gözaltına alınmıştı. Genç kadının ölmesiyle ülke çapında kadınlar eylemler başlattı.

Mahsa Amini’nin ölümü bir toplumu ayağa kaldırdı ve uluslararası kamuoyunda yankı buldu. İran’daki eylemlere üniversitelilerin yanısıra liselilerin de katılması protestolara ivme kazandırdı. Protestolarla birlikte kesilmiş saçlar bayrak haline gelerek isyanın sembolü haline geldi.

Fotoğraf: Reuters

Amini için ülkede günlerdir protestolar gerçekleştirilirken birçok ülkede de vatandaşlar sokağa çıkarak kadın mücadelesine destek vererek baskı İslam rejimine tepki gösterdi.

Başörtüleri yakıldı, kadınlar sokaklarda toplumsal cinsiyet eşitliği için yürüdü. Kadın hakları savunucuları ve öğrenciler protesto çağrılarında bulundu.
“Diktatöre ölüm”… Bu slogan İran sokaklarında haykırıldı. Amini’nin Sakkız’da gerçekleşen cenazesinde de aynı sloganlar atılmıştı.

Araştırma: Küresel ısınma La Niña ve El Niño olaylarını daha güçlü hale getirecek

Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmayı yürüten araştırmacılar, küresel ısınmanın mevcut projeksiyonları altında El Niño-Güney Salınımı‘ndaki (Enso) değişiklikleri modellemek için Pasifik Okyanusu’ndaki 70 yıllık güvenilir deniz yüzeyi sıcaklık kayıtlarını analiz etti.

Enso, gezegenin en önemli iklim dalgalanması ve aşırı kuraklık ve sellerin ana itici gücü. Sıcak El Niño, soğuk La Niña ve nötr fazlar arasında salınan Pasifik Okyanusu’ndaki deniz yüzeyi sıcaklıklarındaki farklılıklar tarafından yönlendiriliyor.

‘2070’e kadar tespit edilemez’ denmişti

Bir La Niña olayı sırasında, Pasifik Okyanusu boyunca batıya doğru esen güçlü ticaret rüzgarları tarafından ılık yüzey suyu Asya‘ya ve Avustralya‘nın kuzeyine doğru itiliyor. El Niño’da ise orta veya doğu ekvatoral Pasifik Okyanusu’ndaki deniz yüzeyi sıcaklıkları ortalamanın üzerinde oluyor ve alize rüzgarları zayıflıyor veya tersine dönüyor. Bunun sonucu ise Hindistan, Endonezya ve Kuzey Avustralya‘da azalan yağış miktarı oluyor. 

Guardian‘ın aktardığına göre, önceki araştırmalar, Enso olaylarının iklim değişikliğine dayalı değişkenliğinin 2070 yılına kadar tespit edilemeyeceğini öne sürmüştü. New South Wales Üniversitesi iklim değişikliği araştırma merkezinden çalışmanın ortak yazarı Dr Agus Santoso, “Aslında, bu değişiklikleri önümüzdeki on yılda görmeye başlayabiliriz” dedi.

Enso varyasyonlarını doğu ve orta Pasifik Okyanusu olaylarına ayıran ekip,  bunların iki bölgeyi ayırmayan önceki modelleme tarafından önerilenden yaklaşık 40 yıl önce tespit edilebileceklerini buldu.

‘Uzun süreli kuraklık ve aşırı sellere hazırlıklı olunmalı’

Santoso, Orta Pasifik olaylarından daha güçlü olma eğiliminde olan iklim değişikliğiyle bağlantılı doğu Pasifik El Niño olaylarının daha erken tespit edilebileceğini söyledi.

Araştırmacılara göre, 1982 ve 1997’deki güçlü doğu Pasifik El Niño olayları “deniz ekosistemlerinde önemli bir bozulmaya neden olduğu.” Doğu Pasifik’teki yoğun El Nino’lar da tipik olarak Ekvador ve Peru‘nun bazı bölgelerinde yıkıcı sellerle ilişkilendiriliyor, ancak Orta Pasifik olayları sırasında meydana gelmez.

Gelecekte uzun süreli kuraklıklara ve aşırı sellere karşı daha hazırlıklı olmamız gerektiğini belirten Santoso, “Sel, altyapı açısından muhtemelen kuraklıktan daha yıkıcı, ancak kuraklık tarım açısından çok etkili. Madalyonun her iki tarafında da önemli ekonomik kayıplar var” diye konuştu. 

[COP27] Sonuç metninin taslağı yayımlandı: Kayıp-zarar yok, fosil yakıtlara kapı açık

Mısır‘da yarın sona erecek COP27 müzakerelerinden çıkacak sonuç metninin ilk taslağı bugün yayımlandı.

Taslak metin ülkeler tarafından tartışılarak oluşturulan bir metin değil, Mısır’ın ülkelerle yaptığı istişarelerden derlediklerini yansıtan unsurlardan oluşuyor. Resmi müzakerelere, taslak metindeki unsurlar üzerinden başlanacak.

COP27 Başkanı Sameh Shoukry, taslakla birlikte yayımlanan mektubunda “Zaman bizden yana değil, şimdi bir araya gelip Cuma gününe kadar bu metni teslim edelim” dedi.

Bu COP’un çıktılarına dair en çekişmeli konular, adil bir kayıp-zarar finansmanının sağlanması ve fosil yakıtlardan tamamen çıkışın sağlanması konusunda yeni bir taahhüt.

Hindistan ve AB, bu yıl tüm fosil yakıtları kademeli olarak azaltma sözü verilmesini önermişti. Ancak taslak metinde tüm fosil yakıtların aşamalı olarak azaltılmasına dair bir ifade yer almadı.

Bunun yerine metinde, geçen yıl Glasgow‘da kömür konusunda anlaşmaya varılan ve dün Bali‘de G20 liderleri tarafından yeniden teyit edilen unsurlar tekrar edildi. 

Daha önce hiçbir COP zirvesinin sonuç metninde belirli bir enerji kaynağından bahsedilmemişken COP26’nın sonuç bildirgesinde (Glasgow Paktı) ülkelerin “verimsiz fosil yakıt sübvansiyonlarını kademeli olarak kaldırması ve kömürden kademeli olarak çıkılması” maddeleri yer almıştı.

COP27’de beklenen nihai anlaşmanın 20 sayfalık taslak metninde, geçen yıla göre pek fark olmadı:

Glasgow İklim Paktı’nın ısınmayı 1.5C ile sınırlandırma hedefi tekrarlanırken ve ülkelerden “kömür enerjisini kademeli olarak azaltmaya yönelik önlemleri hızlandırmaları” ve verimsiz fosil yakıt sübvansiyonlarıaşamalı olarak kaldırıp rasyonalize etmeleri” istendi.

Metinde ayrıca, iklim krizi etkilerinin 1,5C limitinde çok daha düşük olacağı “not edildi” ve tüm ülkelerden 2030 iklim planlarını 1,5C’ye uygun olarak yeniden gözden geçirmeleri ve güçlendirmelerini “talep” edilerek “acil, derin, hızlı” emisyon kesintilerine duyulan ihtiyaç vurgulandı.

Metinde, ada ülkeleri ve Afrika ülkeleri gibi iklim açısından en hassas ülkelerden gelen önemli bir talep olan kayıp ve hasar için bir fon başlatmaya ilişkin ayrıntılar da yer almadı.

Buna ilişkin sadece “Tarafların ilk kez kayıp ve hasara yanıt veren finansman düzenlemeleriyle ilgili konuları zirve gündemine dahil etme konusunda anlaşmaya varmasının, “memnuniyetle karşılandığı” belirtildi.

130’dan fazla gelişmekte olan ülkeden oluşan G77+Çin bloğu, aşırı hava felaketlerinin “gelişmekte olan ülkelere ekonomik olmayan ve ekonomik kayıp ve zararnı karşılamaya yardımcı olmak için” özel bir fon çağrısında bulunuyor. Ancak zengin ülkeler, böyle bir anlaşmanın sera gazı emisyonlarına tarihsel katkılarından dolayı kendilerini sonsuz finansal sorumluluğa açabileceği korkusuyla bu fikre uzun zamandır direniyor.

G77-Çin bloku, bugünkü açıklamalarında “COP27, bir finans mekanizması kararı çıkmadan biterse başarısız olacak” diyerek geri adım atmadıklarını vurguladı.

Taslak belge, yaklaşık 200 ülkenin delegelerinin, nihai anlaşmaya dahil etmek için başvurdukları taleplere dayanıyor. Önümüzdeki günlerde metin büyük ölçüde detaylandırılacak ve yeni müzakereler için bir temel oluşturacak.

Taslak metne tepki yağdı

COP27’nin sonuç bildirgesinin taslak metninde tüm fosil yakıtların aşamalı olarak azaltılmasına dair bir ifade yer almaması iklim uzmanları ve aktivistleri hayal kırıklığına uğrattı. 

Tearfund Kıdemli Afrika Politika Danışmanı Fredrick Njehu, dünyanın daha iyisini hak ettiğini söyledi: “Bu, bir uygulama COP’u olarak ilan edildi. Özellikle iklim finansmanı ve fosil yakıtların aşamalı olarak kaldırılması gibi kilit konularda gerçek eylemde bulunma fırsatıydı. Ancak bugünkü taslak metin, eylemsizliğin bedelini hesaplayan ve her zamankinden daha büyük kayıp ve zarar faturalarıyla karşı karşıya kalan en savunmasız ülkelere ihanete işaret ediyor.

Bu metin mevcut haliyle kabul edilirse, iklim krizinin en kötü etkilerinden musdarip olanlar için adaleti sağlamada başarısız olacaktır.”

Ugandalı iklim aktivisti Vanessa Nakete de Mısır’daki dünya liderlerine 30 yıldır tutmadıkları sözlerle ilgili öfkesini dile getirdi.

Mısır’a taslağı yeniden yazma çağrısı

Uluslararası sivil toplum örgütü ActionAid ise Mısır’ı  taslağı geri çekip yeniden yazmaya çağırdı. İklim adaleti için çalışan Teresa Anderson şunları söyledi: “Hindistan tarafından önerilen ve AB ve hatta ABD tarafından desteklenen dili teşvik ettikten sonra, taslakta fosil yakıtların aşamalı olarak kaldırılmasına ilişkin kullanılan dil çok zayıf ve yalnızca ‘azaltılmamış kömür’e atıfta bulunuyor. Dünyanın sıcaklığının 1.5C’nin üzerine çıkmamasını sağlayacaksak, ihtiyacımız olan şey tüm fosil yakıtlardan adil bir aşamaya geçmek, ancak bu plan bunu başaramayacak.”

Taslakta kullanılan dilin finans konusunda da benzer şekilde zayıf olduğunu belirten Anderson, “Küresel iklim krizi, gelişmekte olan ülkelere finansman sağlamak da dahil olmak üzere zengin ülkeler en hızlı şekilde harekete geçmedikçe çözülemez. Acilen cumhurbaşkanlığına bu notu geri alması çağrısında bulunuyoruz” dedi.

Fiji büyükelçisi ve Birleşmiş Milletler daimi temsilcisi Satyendra Prasad da“Fosil yakıtlar aşamalı olarak ortadan kaldırılmalı, nokta,” dedi:  “Aşamalı olarak kaldırılması gerektiğini kim söylüyor? Aşamalı olarak durdurulmaları gerektiğini söyleyenler… Bize söyleyin, ‘aşamalı azaltmanızı’ katlanarak artırdığınız hızı bize gösterin? Bize rakamları gösterin ve ikna edici olmasını sağlayın. O dönem geride kaldı, o zaman geçti ve ihtiyacımız olan tek şey bağlılık, enerji ve hız ve aşamalı olarak çıkmamızı sağlayan küresel dayanışma, nokta.”

Gözlemciler, zirvenin muhtemelen bir anlaşmaya varmak ve belgedeki boşlukları doldurmak amacıyla tüm gece sürecek oturumlarla cuma günü planlanan bitişinin ötesine uzatılacağını söylüyor.

Grantham İklim Değişikliği ve Çevre Araştırma Enstitüsü‘nün politika ve iletişim direktörü Bob Ward, belgenin tüm ülkeler arasında nihai bir anlaşma olmaktan çok uzak olduğunu kaydetti: “Müzakerecilerin, herkesin dayanıklılığını test edecek tüm gece süren oturumlar da dahil olmak üzere yapacak çok işi var. Umarım dünyanın dört bir yanındaki politikacılar ve politika yapıcılar, müzakere ekiplerini COP27’den iddialı ve işbirlikçi bir sonuç almaya zorlayacaklardır . Zamanımız daralıyor ve dünya bu zirvenin başarısız olmasını kaldıramaz.”

COP26 başkanından COP27 başkanına: Hala çok boşluk var

Geçen yıl Glasgow’da yapılan görüşmelere başkanlık eden İngiliz yetkili Alok Sharma, AB’nin iklim sorumlusu Frans Timmermans ve Kanada’nın İklim Bakanı Steven Guilbeault, Mısır Dışişleri Bakanı ve COP27 Başkanı Sameh Shoukry‘ye; taslak kararlarda “hala çok boşluk olduğunu” iletti.

Sharma’nın ofisinden aktarıldığına göre üç yetkili, G20 liderlerinin Bali‘de verdiği son taahhüdün, COP27’de  “tavan değil taban çizgisi olması gerektiğini” söyledi: “Herhangi birimizin isteyeceği en son şey, bu COP’un fikir birliği olmadan sona ermesidir.”

 

Japonya elektrik üretiminde nükleer santralleri yeniden devreye alıyor

Japonya, Fukuşima nükleer felaketinden sonra kullanım dışı bırakılan nükleer enerji santrallerini yeniden aktif hale getiriyor.

Mart 2011’de yaşanan 9 büyüklüğündeki deprem ve sonrasında yaşanan  tsunaminin, Fukuşima Nükleer Santrali‘nde radyoaktif sızıntıya sebep olması sonrasında elektrik üretiminde radikal değişikliğe giden ülkede 2030’a kadar nükleer enerjiden elektrik üretiminin payının yüzde 22’ye çıkarılması hedefleniyor.

Japonya 54 reaktör ve 17 nükleer santrale sahip. Ülkenin nükleer kurulu gücü ise 48,8 gigavat.

Fukuşima felaketi sonrasında reaktörlerin çoğu tedricen kapatılmış ve nükleerden elektrik üretimi 2015 itibarıyla yüzde 1’e kadar düşürülmüştü. Felaketten önce elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 30’u nükleer santrallerden sağlanırken, felaket sonrası kapalı olan reaktörlerden tekrar elektrik üretimine başlanmasıyla 2021 sonunda nükleer enerjinin payı  2020’de yüzde dörde, 2021’de  yaklaşık yüzde 6’ya çıktı.

Elektrik üretimi fosil kaynak ağırlıklı

Japonya’da bu yıl 10 reaktörde aktif elektrik üretimi yapılıyor. 2023 yazına kadar kapalı reaktörlerin yedisinin daha devreye alınmasıyla aktif reaktör sayısının 17’ye çıkarılması planlanıyor. SRZ-1200 olarak adlandırılan 1,2 gigavat elektrik kapasiteli yeni reaktörün, 2030’lu yılların ortalarında devreye alınması hedefleniyor.

Ülkede 2021’de toplam elektrik üretimi 1019,7 teravatsaat olarak gerçekleşti. Bu üretimin 326,1 teravatsaati kömürden, 301,9 teravatsaati doğal gazdan, 207,9 teravatsaati yenilenebilir enerji kaynaklarından, 61,2 teravatsaati nükleer enerjiden, 31,3 teravatsaati petrolden, 91,3 teravaatsaati de diğer kaynaklardan sağlandı.

Geçen sene açıklanan 6. Ulusal Stratejik Enerji Planı’na göre 2030’da elektrik üretiminde, nükleer ve yenilenebilir enerjinin payının artırılması, fosil kaynaklarının payının ise azaltılması öngörülüyor.

Bu kapsamda 2030’da nükleerin elektrik üretimindeki payının yüzde 22, yenilenebilir enerjinin payının yüzde 38’e çıkarılması, LNG’nin payının yüzde 20, kömürün payının yüzde 19, petrolün payının ise yüzde 2’ye düşürülmesi amaçlanıyor. Yenilenebilir enerjide ise güneşin payının yüzde 15, hidroelektriğin payının yüzde 11, rüzgarın payının yüzde 5, biyokütle atığın payının yüzde 5, jeotermal enerjinin payının ise yüzde 1 seviyesinde olması planlanıyor.

LNG ve kömürde Avustralya’ya bağımlılığı artıyor

Fukuşima felaketi ve ardından yaşanan enerji tedarik sorunu nedeniyle fosil kaynaklara yönelen Japonya, LNG ve kömür ihtiyacının büyük bir bölümünü Avustralya‘dan karşılamaya başladı.

Elektrik üretiminin büyük kısmını ithal kömür ve LNG’den sağlayan Tokyo yönetiminin son 10 yıllık LNG ithalatında Avustralya’nın payı yüzde 24’lerden yaklaşık yüzde 40’lara ulaşarak ilk sıraya yerleşmiş durumda.

Japonya 2021’de 101,3 milyar metreküp LNG ithal etti. Tokyo yönetimi bu ithalatın, yüzde 36,3’ünü Avustralya’dan, yüzde 13,9’unu Malezya’dan, yüzde 12,3’ünü Katar‘dan, yüzde 8,8’ini Rusya‘dan kalan kısmını diğer ülkelerden tedarik etti.

İthalat verilerine göre Japonya, Avustralya’dan 2021’de 40,6 milyar metreküp LNG ithal etti. Bu rakam 2013’te 24,4 milyar metreküp seviyesindeydi.

Kömür ithalatı ise 2021’de 186 milyon ton olarak gerçekleşti. İthalatta Avustralya’nın payı 2021’de yaklaşık yüzde 65, Endonezya‘nın yüzde 12,4, Rusya’nın yüzde 10,8 olurken, ithalatın yaklaşık yüzde 10’u da diğer ülkelerden yapıldı.

Japonya, nisanda Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte Moskova yönetiminden kömür ithalatını kademeli şekilde azaltacağını açıklamıştı. Bu yıl Rusya’dan boşalan payı Avustralya’nın doldurması ve bu ülkeden ithalat oranının artması bekleniyor.

Ülkedeki toplam kurulu güç kapasitesi ise 350 gigavatı aşıyor. Nükleer enerjide kurulu güç kapasitesi toplam 48,8 gigavata ulaşsa da reaktörlerin çoğu halen elektrik üretiminde kullanılmıyor. İthal LNG ve kömür de elektrik üretiminde önemli yer tutuyor.

Transları Anma Günü için planlanan film gösterimi de yasaklandı

Türkiye’de son yıllarda şiddeti artan LGBTİ+’lara yönelik nefret söylemleri ve ayrımcı uygulamalarının son örneği İstanbul Üniversitesi Eşitlik Topluluğu’nun film gösteriminin yasaklanması oldu.

Yasaklanan film gösterimi 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü kapsamında dün (16 Kasım) gerçekleştirilecekti.

1980’li yılların sonlarına doğru New York’ta yaşayan LGBTİ+’ların düzenledikleri balolara ilişkin ödüllü bir film olan ‘Paris is Burning’’in gösterimi yasaklama nedeniyle gerçekleştirilemedi.

‣Kaos GL Derneği: Çizgi film karakterlerini de hedef gösterdiler
‣Boğaziçi yönetimi önce LGBTİ+ içerikli filmlere, sonra Sinema Kulübü’ne engel getirdi
‣LGBTİ+ düşmanı yürüyüşe ailelerden tepki

Kadıköy Kaymakamlığı’ndan etkinliği üç saat kala yasaklama

İstanbul Üniversitesi Eşitlik Topluluğu’nun yasaklamaya ilişkin yaptığı açıklamada, Kadıköy Kültür Evi’nde yapılacak gösterimin Kadıköy Kaymakamlığı tarafından üç saat kala yasaklandığı bildirildi. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Yasaklandık!

Bugün yapmayı planladığımız film gösterimi etkinlik saatinden 3 saat kadar önce Kadıköy Kaymakamlığı tarafından nedensiz bir şekilde yasaklandı.”

ODTÜ’lülerden Kılıçdaroğlu’na: Ranta değil, doğaya sahip çıkın

“ODTÜ ormanı parçalanmasın” talebi için aylardır mücadele eden ODTÜ bileşenleri CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘na çağrıda bulundu. ODTÜ’lüler Ankara Büyükşehir Belediyesi‘nin (ABB) meclis oturumuna katılamamış ve belediye binası önünde bir eylem gerçekleştirmiş, olayda güvenlik güçleri ve polisle arbede yaşanmıştı. ODTÜ’lüler bu olayın ardından “CHP’nin de polisi olduğunu yaşayarak gördük” demişti.

Konuya ilişkin açıklama yapan ODTÜ bileşenleri daha önce de olduğu gibi Melih Gökçek yönetimi ile Mansur Yavaş yönetiminin benzediğini ifade ederek eleştiride bulunmuştu. ODTÜ’lüler Kılıçdaroğlu’na Bilkent Üniversitesi’nde yaptığı açıklamayı işaret ederek Yavaş’ın aktarımlarına ilişkin açıklamada bulundu.

‘Alt geçidin ormanı koruması hiçbir şekilde mümkün değil’

Kılıçdaroğlu’nun yaptığı konuşmada “Bu yol daha önce planlanmış” ifadelerini kullandığını öğrendiklerini ifade eden ODTÜ’lüler bunun doğru olmadığını yineledi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Keşke sayın Yavaş’tan ulaşım planını isteyip, planda yolun yerini sorsaydınız; Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılında Başkent Ankara’nın bir ulaşım ana planı olmadığını öğrenmiş olacaktınız. Sayın Yavaş’ın ‘planı’, 2017’de tüm CHP’lilerin karşı çıktığı, mahkemelik olan Bakanlık imar planıdır. Başkent, ulaşım ana planından yoksun olduğu gibi, Belediyenin internet sitesindeki nazım imar planında da bu yol bulunmamaktadır.

Planlama vaadiyle oyumuzu alan CHP’li belediyenin, kendi eleştirdiği plansızlığa aynen devam etmesi, bizi çok üzüyor. Gökçek’in ‘2038 Ankara Çevre Düzeni Planı’ yargı tarafından iptal edilmiş, yeni planlar için ABB 3,5 yıldır bir çaba göstermemiştir. Sayın Yavaş sizi doğru bilgilendirse, ABB’nin Büyükşehir kanunu ve yönetmeliklerin verdiği görevleri yerine getirmediğini de anlatmak zorunda kalacaktı.

Konuşmanızda, ‘arazinin altından geçen tünel yolu bitirmek istiyor‘ diyorsunuz. Yolun 100 hektar alanı ODTÜ ormanından ayıran, 4.5 km uzunluğundaki kısmının 700 metresine yapılacağı söylenen ancak projesi ve bütçesi olmayan, sadece bir görselden ibaret olan alt geçidin ormanı koruması hiçbir şekilde mümkün değildir.”

ODTÜ’lülerden meclis toplantısı açıklaması: CHP’nin de polisi olduğunu yaşayarak gördük
ODTÜ’lüler ‘Rant Yolu Projesi’ne karşı dilekçelerini verdi: ABB elini ODTÜ ormanından çek!
ODTÜ anlattı: ‘Rant Yolu Projesi’ sadece ODTÜ’yü değil Ankara’yı, Türkiye’yi ilgilendiriyor

ODTÜ’lüler dilekçenin işleme alınmadığını söyledi

45 ODTÜ bileşeninin imzaladığı mektupta “Gökçek döneminde bozulan, milletvekillerinizin de katıldığı eylemler sonucu proje durunca beş yıldır kendini yenilemeye başlayan ormanın üzerine asfalt dökmek isteyen ABB, 2020’de imar planı, 2021’de ihale yapmıştır. Ortada böyle bir ihale ve şartname varken, halk takip etmiyor düşüncesiyle size yanlış bilgilerin iletilmesi, bizi kaygılandırmaktadır” denildi. ODTÜ’lüler Kılıçdaroğlu’ndan Kamu İhale Kurumu 2021/425266 numaralı ihale dökümanını uzmanlara inceletmesi yönünde talepte bulundu.

Mektupta ayrıca Ankaralıların imzaladığı bin 731 dilekçenin işleme alınmadığına dikkat çekildi. Dilekçeye ilişkin şunlar söylendi:

“Dilekçenin bir kopyasını, 4 Kasım 2022/7595 numarası ile CHP Genel Merkezine teslim ettik, ona da cevap alamadık. Sizden isteğimiz, bu evrakı istemeniz ve işleme alınmasını sağlamanız. Biz, bu ülkede belediyelere verilen yasal sorumlulukların yerine getirilmesini istiyoruz. ABB’nin kamuoyu ile paylaştığı diğer bilgileri de sorgulamak isterseniz, size hepsi hakkında detaylı bilgi sunmaya ve anlatmaya hazırız.”

‘ODTÜ Ormanı’nı kaybetmek istemiyoruz’

Belediyelere verilen yasal sorumlulukların yerine getirilmesi talebinde olduklarını ifade eden ODTÜ’lüler “AOÇ’yi kaybettik, ODTÜ Ormanı’nı kaybetmek istemiyoruz. Sizleri ranta ve plansız, faydasız yollara değil, bilime, doğaya ve başkente sahip çıkmaya davet ediyoruz” dedi.