İnsan HaklarıLGBTİ+Manşet

LGBTİ+ düşmanı yürüyüşe ailelerden tepki: Koskoca dünyaya sığdıramadılar benim evladımı

0

LGBTİ+ aileleri LGBTİ+’lara yönelik iktidarın baskısını ve kolluk kuvvetlerinin şiddetini hatırlatarak 18 Eylül’de İstanbul Saraçhane’de yapılması planlanan Fikirde Birlik ve Mücadele Platformu’nun LGBTİ+ düşmanı “Büyük Aile Buluşması”na tepki gösterdi.

Akdeniz Antalya Aile Grubu, Denizli LGBTİ+ Aileleri Grubu, GALADER- Ankara Aileleri Derneği, İzmir LGBTİ+ Aileleri Grubu, LİSTAG- LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği LGBTİ+ nefreti yayan ve LGBTİ+’ları düşmanlaştıran yürüyüşe karşı ortak bir açıklama yayınlayarak şunu sordu:

“Çocukları LGBTİ+ olan anne ve babalar olarak biz kimiz ve bu yürüyüşün neresindeyiz?”

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bizler çocuklarını koşulsuz seven, onları şu veya bu nedenden dolayı yanlarından uzaklaştırmayan, kucaklayan, kapsayan, anlamaya çalışan anne ve babalarız, bizler aileleriz.

Bizim çocuklarımız eşcinsel, biseksüel, trans, interseks, hatta tanımlara sığmayan, gün geçtikçe yenisini öğrendiğimiz cinsel yönelim ve/veya kimliklere sahip; insanlık gibi çok renkli, çok çeşitli ve çok coşkulular. Kimin çocuğu değil ki?

Siz, LGBTİ diye bir kısaltma duyuyorsunuz, birileri de kendi kişisel gündemleri, politik çıkarları için bunu ötekileştiriyor, nefret öznesi haline getiriyor, terörize ediyor. Hatta çocuklarımıza karşı yürüyüşlere bile çağırıyorlar.

‘Onlar, bizim çocuklarımız!’

Bizse LGBTİ+ yerine ısrarla eşcinsel, biseksüel, trans, interseks çocuklarımız diyoruz!

Çünkü onlar; bizim çocuklarımız, sizin arkadaşlarınız, komşularınız, bakkalınız, doktorunuz, avukatınız, öğretmeniniz, öğrenciniz, isçiniz hatta vekiliniz. Daha açık söylemek gerekirse, toplumumuzda “kız Mehmet”, “erkek Fatma” diyerek yüzyıllardır birlikte yaşadığımız insanlar, dostlarımız, yurttaşlarımız, kültürümüz, tarihimiz. Bizim çocuklarımız!

Eşcinselleri eşcinseller, transları translar doğurmuyor! Onların anne ve babaları, yakınları bizleriz! Bugün değilsek, bir gün yine bizleriz…
Şimdilerde birileri LGBTİ kısaltmasının açılımının aslında eşcinsel, biseksuel, trans, interseks insanları ifade ettiğini ısrarla söylemiyor ve bu durumu kasıtlı olarak çarpıtıyor.

‘Yürüyeceklermiş, lütfen yürüsünler, sakın yasaklamayın!’

Birlikte yaşadığımız tanışıklarımızı, arkadaşlarımızı, çocuklarımızı bizden uzaklaştırmaya çalışıp, zekâmızla alay ederek, başka sorunumuz yokmuş gibi bize onların topluma ve aile yapısına tehdit olduğunu söylüyor. Oysa hepsi bizim ailelerimizden doğdu, onları bizler doğurduk, onlar da isterlerse kendi ailelerini kurarlar veya kurmazlar ama zaten sayıca azınlıktayken nasıl toplumun aile yapısına tehdit olacaklar, buna anlam veremiyoruz. Hatta biz, çocuklarımıza kendi ailelerini kurmaları için politik, hukuksal, sosyo-ekonomik haklarını vermezsek, nasıl sağlıklı bireyler olarak yetişecekler ve toplumumuzun bir parçası olacaklar, bilemiyoruz.

Yürüyeceklermiş, lütfen yürüsünler, sakın yasaklamayın!

‘Eşcinsel çocuklarımıza karşı nefret, küfür, kıyamet serbest, bunu biliyor muydunuz?’

Yasaklara, yasaklamalara değil, ‘nefret söylemine / suçuna’ varmadığı sürece fikirlerin çarpışmasına ihtiyacımız var. Demokratik kültür böyle kurulur, ancak Nefret Suçları yasamızda eşcinsel, biseksüel, trans, interseks çocuklarımıza karşı nefret, küfür, kıyamet serbest, bunu biliyor muydunuz?

Fotoğraf: Aydın LGBTİ+ Dayanışması

Yürüsünler, yürüsünler ki kim olduklarını görelim. Kim olduklarını hatırlayalım. Toplumsal ve tarihsel hafızamıza kazıyalım. Ne de olsa artık aynılar aynı yere, ayrılar ayrı yere yazılıyor.

Biz bir basın açıklaması bile yapamıyoruz’

Ancak yürümek istediğimizde bizim de demokratik haklarımızı kullanmamıza, yürüyüş ve ifade özgürlüğümüze alan açın, yasaklamayın! 2014’teki İstanbul Onur Haftası Yürüyüşü’nden beri bizler, eşcinsel, biseksüel, trans, interseks çocuklarımızla yürüyemiyor, bir basın açıklaması bile yapamıyoruz. Oysa bizlerin yürüyebildiği Onur Haftası Yürüyüşleri’ne karşı görüşte olanlar da gelir; kolluk kuvvetleri kadar Onur Haftası Komitesi de onları gözetirdi. Bunu en iyi bugün ‘Büyük Aile Buluşması‘nı organize edenler biliyor, biz sadece hatırlatmış olalım.

‘Aileyi koruyacağız derken, kimin ailesini koruyor, kimin kime karşı yürüdüğünü düşünüyorsunuz?’

Şimdi soruyoruz;

  • Aileyi koruyacağız derken, kimin ailesini koruyor, kimin kime karşı yürüdüğünü düşünüyorsunuz? Bizler çocuklarımızı koşulsuz severek onlara aile içinde özgüven ve destek veriyorsak, eğitimlerini tamamlayıp, sağlıklı bireyler olarak yetişmeleri için elimizden geleni yapıyorsak, hangi aile için çalışıyoruz? Konuştuğumuz ‘aile’ aynı aile olmayabilir mi? Sizinki nasıl bir aile?
  • Çocuklarınızın eşcinsel, trans olduğunu öğrendiğinizde onları evden mi kovuyorsunuz, evlatlıktan mı reddediyorsunuz, yoksa çözümü olmayan bir yolda onları şarlatan sözde hekimlere mi sürüklüyorsunuz, yoksa söylemeye dilimizin varmadığı başka şeyler mi yapıyorsunuz?

‘Kolluk kuvvetlerimiz bizim için de var mı?’

  • ‘Büyük Aile Buluşması’na biz eşcinsel, biseksüel, trans, interseks anne ve babaları olarak gelirsek bizleri de koruyacak mısınız? Kolluk kuvvetlerimiz bizim için de var mı?
  • Siyasi irade olarak, LGBTİ+ karşıtı olarak düzenlenen bu yürüyüşe izin veriyorsanız LGBTİ+’ların, kadınların, öğretmenlerin, doktorların vb. demokratik haklarını kullanacakları yürüyüşlere ve gösterilere ne zaman izin vereceksiniz?
  • Vergilerini aldığınız eşcinsel, biseksüel, trans, interseks yurttaşların da bir aileleri olduğunu, onların da anne ve babaları olduğunu, bunlardan birinin de bir gün siz olabileceğinizi, ne zaman kabul edeceksiniz?

Eşcinseller, biseksüeller, translar, interseksler, farklı cinsel yönelimler ve kimlikler hep vardı, hep var olacaklar! Biz sadece onlara farklı isimler verdik ama hep şunu unuttuk, onlar bizim çocuklarımız, kardeşlerimiz, ailelerimiz ya da belki selamlamadıklarımız ama yüz yıllardır birlikte yaşadıklarımız. Eşit olmak istiyorlar, eşitlenmek istiyorlar. Kimseden daha fazlasını istemiyorlar ama artık daha azına da dayanamıyorlar. Kimse dayanamıyor.

‘Dayanamıyoruz…’

Ama bırakın ‘Büyük Aile Buluşması’nı yapsınlar, yürüsünler ki bizler de kalplerini çocuk sevgisine kapatan, çocuklarını olduğu gibi kabul edemeyip, koşullu seven, üstelik bunu yapabilen aileleri, toplumun bir kesimini aşağılayan, dışlayan bu insanların kim olduklarını görelim ve yarın öbür gün kendilerini hatırlayalım.

‘Koskoca dünyaya sığdıramadılar benim evladımı’

Bizlerse, 2010 yılında Bursa’da çocuğu 28 yaşında evinde bıçaklanarak öldürülen Melek Anne‘nin sözlerini hatırlayalım:

‘Benim çocuğum cinsel tercihi (yönelimi) nedeniyle hep toplumdan itildi. Okumak istedi okutmadılar. Koskoca dünyaya sığdıramadılar benim evladımı.’

Ve 2013 yılında içimizden yedi ebeveynin eşcinsel, trans çocuklarını doğdukları andan itibaren anlattığı ‘Benim Çocuğum‘ belgeselimizi izleyelim, eğer o gün yapacak daha iyi bir işiniz yoksa…”

Belgesele Youtube üzerinden ulaşabilirsiniz:

Kategori: İnsan Hakları

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.