Ana Sayfa Blog Sayfa 638

İzmir’de transfobik nefret cinayeti

İzmirAlsancak’ta M.F. isimli erkek, trans kadın Ecem Seçkin‘i öldürdü. 4 Ocak’ta 3.30 sıralarında M.F., Ecem’i çok sayıda bıçak darbesiyle öldürerek ardından bindiği taksi ile olay yerinden kaçtı. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Bindiği taksinin plakası ve gittiği yönü tespit edilen M.F. Torbalı’da yakaladı.

Kaos GL‘nin aktardığına göre; gözaltına alınan M.F., sorgulanmak üzere Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği’ne getirildi. Ecem’in cansız bedeni, savcının incelemesinin ardından otopsi yapılmak üzere İzmir Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Olayla ilgili başlatılan soruşturma sürüyor.

Ecem’in annesi ve Genç LGBTİ+ Derneği’nden aktivistler olayın en yakın takipçisi.

Olayın ardından sosyal medyada vatandaşlar #transcinayetleripolitiktir diyerek homofobik nefret cinayetine tepki gösterdi.

Bu saldırı, İzmir Alsancak’ta son bir ayda yaşanan ikinci nefret saldırısı. Aralık ayında Sokak müzisyeni Melis Yağmur Hanzade, İzmir Alsancak’ta transfobik nefret saldırısına uğradı. “Tebliğci” olduğunu söyleyen bir şahıs, 3 Aralık Cumartesi akşamı Hanzade’ye saldırdı. “Seni bu sokaklardan menedeceğim, sizi vurdurturum” diye tehdit etti.

İzmir Alsancak; Temmuz 2022’de de trans kadınlara sokak ortasında işkence ile gündeme gelmişti. 16 Temmuz gecesi Alsancak’ta köpeklerini gezdirmek için sokağa çıkan iki trans kadının yanına gelen bekçiler, “Burada bekleyemezsiniz” dedi.

Kadınlar, gerekçe sorduğunda bekçi herhangi bir cevap vermedi ve kadınlara saldırmaya başladı. Trans kadınların, “Bunu yapamazsınız, yetkiniz yok” demesi ve bekçilere hukuku hatırlatmasına cevap ise daha fazla şiddet oldu. Bekçinin sokak ortasında işkencesine polisin de eklenmesiyle işkencenin boyutu arttı.

Aynı zamanda Alsancak’ta 2021’de de benzer olaylar gerçekleşmişti. 20 Kasım cumartesi akşamı Alsancak’ta bir erkek bir saat arayla iki trans kadına saldırmış, kadınlar ağır yaralanmıştı. Bu olaydan bir hafta sonra da, 27 Kasım tarihinde Basmane Tren Garı önünde yaşanan saldırıda trans kadın Berrak öldürülmüştü.

ABD hükümeti, bal arıları için dünyanın ilk ‘aşısını’ onayladı

Arı sütüne karıştırılacak

Aşı geliştirme için Dalan ile ortaklık yapan Georgia Üniversitesi’nde böcekbilimci olan Keith Delaplane, “Bu hastalık, arıcıların kolayca tanıyabileceği bir şey çünkü larvaları ekşimsi bir kokuya sahip bu kahverengi yapışkan maddeye indirgiyor” diye konuştu.

Aşı, işçi arılar tarafından kraliçeyi beslemek için sağlanan arı sütüne bakterilerin bir kısmını dahil ederek çalışacak. Kraliçe arı aşılı besini yedikten sonra bir kısmını yumurtalıklarında saklayacak ve gelişmekte olan arı larvaları daha sonra yumurtadan çıktıklarında yavru çürüklüğüne karşı bağışıklığa sahip olacak. Dalan’ın yaptığı araştırmalar bunun hastalıktan kaynaklanan ölüm oranlarını azaltacağını öne sürüyor.

Yeni araştırma: Pestisitlere maruz kalan arıların iyileşmesi nesiller sürebilir
İklim krizi yaban arılarının kanatlarını değiştirdi: 21’inci yüzyılda zor zamanlar geçirecekler
İzmir’de bir ‘böcek okulu’: Öteki’ni tanımak, önyargıları değiştirir mi?

Arı sayıları dramatik olarak düşüyor

Bal arıları, ticarileştirildikleri, nakledildikleri ve tarımsal hizmete dahi edildikleri için çok sayıda koloniyi yok eden ve sayıları yüksek tutmak için arıcıların büyük müdahalelerini gerektiren farklı hastalıklardan oluşan bir kokteyle maruz kalıyor.

Birçok yabani arı türü, habitat kaybı, pestisit kullanımı ve iklim krizi nedeniyle endişe verici bir düşüşte. Bu durum ekosistemleri, insan gıda güvenliğini ve sağlığını tehdit eden böcek sayılarındaki küresel bir krizle ilgili endişeleri artırıyor.

Meteorolojiden kuraklık alarmı: Marmara ve İç Ege’de kritik seviyede

Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi nedeniyle yağışlar azaldığından kuraklık daha da belirgin hale geldi.

Türkiye’de 2 bin 57 gözlem sisteminden elde edilen en az 30 yıllık kesintisiz yağış ve sıcaklık verileri ile üçer aylık dönemler halinde aylık meteorolojik kuraklık analizleri hazırlanıyor. Buna göre, Marmara Bölgesi’nin tamamında, Ege Bölgesi’nin Muğla’nın Bodrum ve Milas ilçeleri hariç diğer kesimlerinde, Akdeniz Bölgesi’nin batısı ile doğu kesimlerinde, İç Anadolu Bölgesi’nin ortası ile batısında, Karadeniz‘in batı, orta ve doğu kesimlerinde, Doğu Anadolu Bölgesi’nin ortası ile kuzey kesimlerinde değişen şiddetlerde kuraklık etkili oldu.

Kuraklık, Marmara ile İç Ege’de ileri düzeylerde hissedildi. Diğer illerde ise kuraklık, orta, hafif ve normal değerlerde verilere yansıdı.

Analizlere göre, “olağanüstü kuraklık”, “çok şiddetli kuraklık” ve “şiddetli kuraklık” diye tanımlanan ileri düzey kuraklık; Marmara ve Ege’de Tekirdağ ve Çanakkale‘nin kıyı kesimleri, İstanbul ve Yalova kıyıları, Edirne ile Burdur ve Uşak çevreleri, Balıkesir, Kütahya ve Bilecik’te, İç Anadolu’da Kırşehir, Çankırı, Konya, Kırıkkale‘de, Karadeniz’de de Sinop ve Trabzon’un iç kesimlerinde etkisini gösterdi.

Karadeniz’de de yağışlar azaldı

Türkiye’de su yılı yağışları, her sene 1 Ekim’den bir sonraki yılın 30 Eylül’e kadar olan dönemi kapsıyor ve bu dönemde Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nce takip edilerek hesaplanıyor.

2023 su yılının 1 Ekim 2022-3 Ocak 2023 döneminde Türkiye genelinde kaydedilen yağışlar, “normali” olarak adlandırılan ve 1991-2021 dönemini kapsayan uzun yıl verilerine göre yüzde 40,6, geçen yıla göre yüzde 31 azalma gösterdi. Bölgesel olarak en fazla azalma yüzde 54 ile Marmara Bölgesi’nde gerçekleşti.

Türkiye’nin en yağışlı bölgesi Karadeniz’de de yağış geçen yıla göre yüzde 17,6 azaldı.

Yağış, Ankara’da yüzde 36,3, İstanbul’da 51,8 azaldı

1 Ekim 2022-3 Ocak 2023 tarihlerinde üç büyük şehirde yağışların azaldığı da verilere yansıdı. Ankara‘da yağışlarda normaline göre yüzde 36,4, İstanbul’da yüzde 51,8, İzmir’de yüzde 41,7 düşüş ölçülürken, Türkiye’nin buğday ambarı olarak nitelendirilen Konya‘da da yüzde 50,3 azalma kaydedildi.

Bu dönemde tüm havzalarda yağışlarda da normaline göre azalma gerçekleşti. Yağışlarda en fazla azalma yüzde 64,6 ile Asi havzasında görüldü. Bu azalmayı yüzde 50,5 ile Marmara havzası, yüzde 47,7 ile Susurluk, yüzde 57,7 ile Kuzey Ege, yüzde 43,5 ile Gediz takip etti.

İklim krizi Avrupa’yı da vurdu: Rekor sıcaklıklar

Türkiye‘nin de dahil olduğu Avrupa kıtasında son haftalarda kış koşullarında olağanüstü sıcaklar hüküm sürüyor. Pazartesi günü, Polonya, Danimarka, Çekya, Hollanda, Beyaz Rusya, Litvanya ve Letonya dahil olmak üzere en az sekiz Avrupa ülkesinde ocak ayının en sıcak günü kaydedildi. Başta İsviçre ve Fransa olmak üzere pek çok kayak merkezi yeterli kar yağmaması nedeniyle kapandı.

Kar ve yağmur yağışının yeterli olmadığı kıtada, kuraklık ve susuzluk endişesi büyürken, iklim uzmanları küresel ısınmanın hızı karşısında endişeli. Prof Bill McGuire, yüksek sıcaklıkların daha kötü şeylerin habercisi olduğunu söyledi: “Bununla ilgili en endişe verici şey, – küresel ısınmanın hızı- artık şaşırtıcı değil. Bunun, sonrası için için kışın birkaç ay kasvetli, nemli ve ılıman bir hava ve don, buz veya kar gibi pek az hava olayının olduğu geleceğe küçük bir bakış olduğunu söyleyebiliriz.”

İklim krizi: Fiji’de köyler taşınmaya başladı

Fiji‘de, iklim krizinin etkileri nedeniyle önümüzdeki beş ila 10 yıl içinde potansiyel yeniden yerleşim için 40’dan fazla köy tespit edildi. Bunlardan altısı şimdiden taşındı ve her yeni iklim felaketi, listeye daha fazla köyün eklenmesi riskini beraberinde getirdiğinden, hükümet köyleri olabildiğince hızlı ve verimli bir şekilde taşımak için yeni bir plan üzerinde çalışıyor.

Son dört yıldır, Fiji hükümetinin özel bir görev gücü, iklim değişikliğinden etkilenen yerleşimlerin yerini nasıl değiştireceğini bulmaya çalışıyor. Deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle, etkilenen yerleşimlerdeki toplulukların nasıl yeniden yerleştirileceğini belirleyen “Planlı Yer Değiştirmeler için Standart İşletim Prosedürleri” adlı bir plan oluşturuldu. Söz konusu planın yakın bir gelecekte hükümet tarafından görüşüleceği ve kısa zamanda uygulamaya konulacağı belirtiliyor.

Halkın çoğu kıyı şeridinde yaşıyor

Güney Pasifik‘te bir takımada olan Fiji, 300’den fazla adaya ve bir milyonun altında bir nüfusa sahip. Bunların yüzde 65’i kıyı şeridinin beş kilometre yakınında yaşıyor.  İklim krizinin etkilerine karşı çok hassas olan ülkeyi 2016’da Winston kasırgası vurmuş ve 44 kişinin ölümüne, 1,4 milyar dolarlık hasara yol açmıştı.

Hükümet, yeni planının yeniden yerleştirme sürecindeki birçok belirsizliği çözeceğini umuyor. Şimdiye kadar, bir köyün taşınmaya uygun olup olmadığı büyük ölçüde köy liderlerinin etkisine bağlıydı. Yeni plana göre süreç standart hale getirilecek.

Çevredeki alanların ıslah edilmesinden nehir yataklarının taranmasına ve evlerin dikmeler üzerinde yükseltilmesine kadar tüm uyum seçeneklerinin göz önüne alındığı planda, tüm alternatif önlemler işe yaramazsa yeniden yerleştirme hayata geçirilecek.

“Yeniden yerleştirme” pahalı bir süreç olduğu ve ne köylülerin ne de hükümetin bunu karşılayamayacağı için hükümet 2019’da iklim nedeniyle yerinden edilen insanlar için dünyanın ilk yeniden yerleştirme güven fonunu başlatmıştı. 2020’de Yeni Zelanda, fona bağışta bulunan ilk uluslararası ortak oldu (1,2 milyon dolar). COP27 İklim Zirvesi’nde de fosil yakıtları yakarak zenginleşen daha zengin ülkelerin bu maliyetlerin bir kısmını iklim değişikliğinden en çok etkilenen gelişmekte olan ülkeler için ödemesi konusunda anlaşmaya varıldı.

BM: İklim göçmenlerinin sayısı artacak

İklim göçü, birisi aşırı hava koşullarından etkilenen bir bölgeden uzaklaşmak zorunda kaldığında ve daha ılıman iklime sahip bölgelere sığındığında gerçekleşiyor.

BM Uluslararası Göç Örgütü önümüzdeki 30 yıl içinde bir milyar iklim göçmeni olabileceğini tahmin ederken, diğer tahminler 2050’de 1,2 milyar ve 2060’ta 1,4 milyarı gösteriyor .

BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, COP27’de  küresel liderleri cesur adımlar atmaya ve iklim krizinin insani sonuçlarıyla mücadele etmeye çağırmıştı. Grandi konuşmasında, “Milyonlarca yerinden edilmiş insanı ve ev sahiplerini değişen iklimin sonuçlarıyla tek başına yüzleşmeye bırakamayız” demişti.

AYM karar verdi: HDP’nin hazine yardımına bloke koyuldu

Mevzuata göre HDP’ye bu sene 179 milyonu 10 Ocak’a kadar olmak üzere 539 milyon TL Hazine yardımı yapılacaktı.

Karar oy çokluğuyla

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, HDP’nin temelli kapatılması istemli davada, “terör örgütü ile organik bağının devam ettiği, Hazine kaynaklarının terör örgütüne aktarıldığı” gerekçesiyle partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına bloke konulmasını istemişti.

Şahin’in bu istemini görüşen Yüksek Mahkeme davanın bu aşamasında, partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına bloke konulması talebini kabul ederek HDP’nin hazine yardımı hesabına geçici olarak bloke konulmasına karar verdi.

Kararın 7 üyeye karşı 8 üyenin oy çokluğuyla alındığı öğrenildi.

HDP:  Demokrasi açısından büyük hayal kırıklığı

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Rüştü Tiryaki, kararın sadece kendileri açısından değil, Türkiye’nin demokrasisi açısından büyük bir hayal kırıklığı olduğunu belirtti. Tiryaki, seçimlere çok daha büyük bir motivasyonla hazırlanacaklarını söyledi.

Süreç nasıl işleyecek?

Bundan sonra gerekçeler HDP’ye gönderilecek, partinin buna ilişkin cevabının ardından karar, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından tekrar ele alınacak. Heyet, gelecek cevabın ardından kararın kaldırılmasına veya tedbir hükmünün devamına karar verebilecek.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun kısa kararının da gün içinde yazılması bekleniyor.

HDP’nin kapatılması istemli davada ceza yargılaması davası prosedürü işleniyor. HDP’nin iddianameye ve ek delillere karşı savunmalarını sunmasının ardından, Bekir Şahin’in sözlü açıklamasını yapması için 10 Ocak 2023 günü belirlenmişti. Başsavcı Şahin’in 10 Ocak 2023’teki sözlü açıklaması ve HDP yetkililerinin sözlü savunmasının ardından davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayacak Anayasa Mahkemesi raportörü, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak.

Raporun, Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılması sonrası mahkeme başkanı toplantı için gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek, kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

Avrupa’daki rekor sıcaklar kayak pistlerinin kapanmasına neden oluyor

Geçeh hafta sonu ünlü Chuenisbärgli parkurunda bir kayak Dünya Kupası etkinliğine ev sahipliği yapan İsviçre’nin tatil beldesi Adelboden, bu yılki yarışın neredeyse tamamının, 2.000 metrede bile donma noktasının üzerinde olan yapay kar üzerinde yapılacağını açıkladı. Kurs direktörü Toni Hadi, ” “İklim değişiyor ama hayatı durduramayız” dedi.

Kış Olimpiyatları ne kadar sürdürülebilir? -Doç. Cenk Demiroğlu *

1.500 metrede uzun süredir “kar için güvenli” olarak kabul edilen İsviçre’nin doğusundaki Splügen tatil beldesi de Pazartesi günü “kar eksikliği, şiddetli yağış ve yüksek sıcaklıklar” nedeniyle 30 km’lik tüm yamaçlarını bir sonraki duyuruya kadar kapattı.

Tesisin yetkilisi Hacher Bernet, bunun nedenini İsviçre TV kameralarına gösterirken, bir avuç dolusu damlayan karı yerden alarak şunları söyledi: “Hava gerçekten çok ıslak, ilkbahardaki gibi. Kayak yapmak için karın bir arada durması gerekiyor. Çok fazla su var.”

Fransa’da da Méteo France, 2022’nin yılın o döneminde şimdiye kadar görülen en yüksek sıcaklıklarla sona erdiğini söyledi. Güney Alpler’de ve kuzeydeki rakımlarda kar yağışının normale yakın olduğu, ancak 2.200 metrenin altında ve Pireneler‘de çok az olduğu belirtildi.

Domaines Skiables de France (DSF) organizasyonu Fransa’daki tüm yamaçların yalnızca yarısının tatil boyunca açık olduğunu ve özellikle Jura’daki birçok tatil yerinin tamamen kapatıldığını açıkladı.

Yamaçların neredeyse %70’inin 2.000 metrenin üzerinde olduğu Les Deux Alpes gibi yüksek irtifadaki Fransız tatil köyleri, zorlu bir sezon ve gelecekle karşı karşıya. Tesislerin bazıları kayakçılar için yürüyüş yolları açmak, çocuklar için at arabasıyla gezintiler düzenlemek gibi alternatifler yaratmak için çabalıyor. Yapay kar sayesinde pistlerinden ikisini açık tutan Portes de Soleil bölgesinin bir parçası olan Les Gets‘de de dağ bisikletleri için bir telesiyej açıldı.

Şu anda köye inen yokuşların hiçbirinin kayak yapmaya uygun olmadığı yakınlardaki Praz‘daki turizm ofisinden Patrice Blanc, Le Monde’a “20 yıldır bu köydeyim ve yılın bu zamanında ilk kez bu kadar az kar görüyorum” dedi. ilk kez bu kadar az şey görüyorum.

Dünya ısındıkça durum kötüleşecek

Uzmanlar, küresel ısınmanın kış turizmini kökten değiştireceğini, yüksek sıcaklıklar ve kar eksikliğinin gelecek kötü haberlerin işareti olduğunu söylüyor. Brüksel Üniversitesi‘nden iklim bilimi profesörü olan Wim Thiery, yüzyılın sonunda “bildiğimiz gibi Alplerde kayak yapmak bitecek. İklim ısındıkça bu sorunlar daha da kötüleşecek” diye konuştu. 

Türkiye‘nin de dahil olduğu Avrupa kıtasında son haftalarda kış koşullarında aşırı sıcaklar hüküm sürüyor. Pazartesi günü, Polonya, Danimarka, Çekya, Hollanda, Beyaz Rusya, Litvanya ve Letonya dahil olmak üzere en az sekiz Avrupa ülkesinde ocak ayının en sıcak günü kaydedildi.

Kar ve yağmur yağışının yeterli olmadığı kıtada, kuraklık ve susuzluk endişesi büyürken, iklim uzmanları küresel ısınmanın hızı karşısında endişeli. Prof Bill McGuire, yüksek sıcaklıkların daha kötü şeylerin habercisi olduğunu söyledi: “Bununla ilgili en endişe verici şey, – küresel ısınmanın hızı- artık şaşırtıcı değil. Bunun, sonrası için için kışın birkaç ay kasvetli, nemli ve ılıman bir hava ve don, buz veya kar gibi pek az hava olayının olduğu geleceğe küçük bir bakış olduğunu söyleyebiliriz.”

Friends of Earth, Birleşik Krallık’ta açılmak istenen Cumbria kömür madenine karşı dava açıyor

Çevre örgütü Friends of the Earth, Birleşik Krallık hükümetinin Cumbria‘da yıllar sonra yeni bir kömür madeni için planlama izni vermesinden sonra karşı yasal işlem başlatacağını söyledi.

Dava, bu ayın sonunda açılacak.

Friends of the Earth’ün avukatlarından Niall Toru “Hükümet, bu kirletici ve tamamen gereksiz kömür madenine onay vererek, yalnızca ekonomimiz ve iklim için yanlış bir karar vermekle kalmadı, aynı zamanda yasa dışı bir işlem yapıyor” dedi.

Sunak hükümetinin yeni kömür madeni girişimine uzmanlardan yanıt: İkiyüzlülük!

‘Mantıklı bir hükümet, kömürü toprakta bırakır’

Halk sağlığı, barınma ve topluluklardan sorumlu Michael Gove‘un bu madenin önemli iklim etkilerini veya çok ihtiyaç duyulan yeşil çelik üretimine geçişin, madenin onayından nasıl etkileneceğini hesaba katamadığını belirten Toru, “Dünya bir iklim acil durumuyla karşı karşıyayken, bu meydan okumayı mahkemeye taşımak zorunda kalmamalıyız. Mantıklı herhangi bir hükümet, kömürü toprakta bırakmayı ve güvenli, temiz ve sürdürülebilir bir geleceğe geçişi hızlandırmayı seçmeli” diye konuştu.

Hukuk firması Leigh Day‘de avukat olarak görev yapan ve davayı açmaya hazırlanan Rowan Smith ise, “Soruşturma sırasında Friends of the Earth tarafından gündeme getirilen kritik bir konu, bir iklim acil durumunun ortasında yeni bir kömür madeni verilmesinin dünyanın geri kalanına göndereceği sinyaldi” dedi.  Friends of the Earth’ün  bunun ne müfettiş ne de dışişleri bakanı tarafından asla gerektiği gibi ele alınmadığına inandığına dikkat çeken Smith, mahkemenin davayı kabul edeceğini umduğunu belirtti.

Üç kez ertelenmişti

Madenle ilgili karar iki yıldan fazla bir süredir ertelenmişti. Bakanlar projeye ilk olarak 2020’de yeşil ışık yakmış; ancak 2021’in başlarında hükümet , Birleşik Krallık’ın COP26 müzakerelerine başkanlık etmesi öncesinde bu kararı eleştirildiği için beklemeye alınmıştı. Maden daha sonra kamu soruşturmasına tabi tutuldu. Bu yaz nihai bir karar bekleniyordu, ancak Muhafazakar Parti‘deki liderlik yarışması sırasında ve geçen ay ülke COP iklim müzakerelerinin başkanlığını Mısır‘a devrederken iki kez daha ertelendi.

Madene yeşil ışık yakılırsa, bu Birleşik Krallık uluslararası sahnede hâlâ “yeşil inceleme” altındayken ve Montreal’de başlayan COP15 Biyoçeşitlilik Zirvesi sırasında olacak. Birleşik Krallık,  2030’a kadar gezegenin yüzde 30’unu yaban hayatı ve doğa korumaya yönelik küresel bir taahhüdü zorlayan önde gelen ülkelerden.

‘Yeni Güney Galler’deki ormanlar, önümüzdeki on yıllarda net karbon yayıcı hale gelebilir’

NSW Doğal Kaynaklar Komisyonu, Perrottet hükümetini, eyalet ormanlarının sağladığı faydaların bozulmakta olduğu ve “büyük bir müdahale” olmaksızın bozulmaya devam edeceği konusunda uyardı. Aralık ayında yayınlanan rapor , hükümeti “her zamanki gibi işleyen yönetim yaklaşımları ve reaktif politika kararları almaktan” kaçınmaya çağırıyor ve bunun “en iyi ihtimalle optimumun altında sonuçlara veya en kötü senaryolarda ekosistem ve endüstrinin çökmesine” yol açacağını söylüyor.

Kamu ve özel arazilerdeki ormanların yönetiminin önümüzdeki mart ayında yapılacak eyalet seçimlerinde gündeme gelmesi bekleniyor.

Seçimlerde yarışaca bazı bağımsız adaylar, yerli ormanlarının kesilmesine son verilmesi çağrısında bulunuyor. Ayrıca Yeşiller ve çevre gruplarından da eyaletin yüksek arazi temizleme oranını ele almak için çağrılar yapıldı.

Guardian‘ın aktardığına göre, NRC raporu, NSW Forestry Corporation’ın sertağaç veya doğal kereste bölümünün 2021-22’de büyük ölçüde kuzey kıyısındaki sel ve orman yangınlarıyla ilgili maliyetler nedeniyle 9 milyon dolar zarar ettiğini gösteren yıllık hesaplarının yayınlanmasının ardından geldi. Rapor, eyalet ormanlarının istilacı türler, nüfus ve ekonomik büyüme ile kentsel ve tarımsal arazi kullanımının yoğunlaşmasının birleşik baskıları nedeniyle artan baskı altında olduğunu söylüyor.

‘Düşüş döngüleri tetiklenebilir’

Ormanların özellikle güney kıyısındaki nehir akışının 30 yıldır azaldığı ve devam eden azalmaların “NSW’de gelecekteki su güvenliği için önemli etkileri” olacağını belirtilen raporda, 2019-20’deki benzeri görülmemiş yangınların “aykırı bir durum olarak kalmayacağı” konusunda da uyarıda bulunuluyor.

Küresel ısınma daha sık yangınları ve kuraklıkları tetiklediğinden, bu durumun ormanların  tam iyileşme kapasitesini azaltarak “orman yenilenmesi ve toprak organik karbonu gibi kilit alanlarda devam eden düşüş döngülerini” tetikleyebilme riski bulunuyordu. Raporda, “Bu durumda, ormanlar önümüzdeki on yıllarda net bir karbon yayıcı haline gelecek ve hükümetin 2050 yılına kadar net sıfır karbon emisyonu elde etme konusundaki temel taahhütlerini baltalayacak” deniliyor.

NRC, yangında atmosfere karışan karbonun, 10 ila 15 yıl içinde toparlanıp yenilendikçe ormanlar tarafından yeniden emileceğinin varsayıldığını ancak kaybolan karbonun ne ölçüde geri kazanabileceklerinin, ormanların tam olarak toparlanma yeteneklerine ve iyileşme döneminde daha fazla bozulma olmamasına bağlı olacağını kaydetti.

Toprak organik karbonu için, yangınlardan sonra geri kazanımın 20 yıl sonra yaklaşık %60 olduğu tahmin ediliyor, ancak bu tahmin, bu süre zarfında ek orman yangınlarını hesaba katmıyor.

Komisyon, “tekrarlanan yangınlar veya otlatma, kereste hasadı veya arazi temizleme gibi diğer tahrip edici faaliyetlerin sürmesi halinde topraktaki organik karbonun azalma döngüsü risk altında olduğunu kaydetti.

“Büyük bir müdahale” çağrısında bulunulan raporda hükümete, iklim krizi ve diğer stres faktörlerini “sistematik olarak ele almak” için kapsayıcı bir ormanlar 2050 stratejisi geliştirmesini tavsiye ediliyor.

Noel’den kısa bir süre önce NSW hükümeti , eyalet seçimlerinde Liberal partinin merkez koltuklarında yarışan bağımsız aday tehdidini savuşturmaya çalışırken, 2035’te %70’lik yeni bir emisyon azaltma hedefi açıklamıştı.

Türkiye’yi sis bastı: Marmara ve Ege bölgeleri hassas, kirli havaya dikkat!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, 2 Ocak Pazartesi günü Trakya, İstanbul, Çanakkale, Balıkesir, Bursa‘nın batısı ve Manisa‘da özellikle gece ve sabah saatlerinde yer yer yoğun olmak üzere sis beklendiği uyarısında bulundu. Bu durumun 5 Ocak öğle saatlerine kadar devam etmesi bekleniyor.

Özellikle kış mevsiminde, yüksek basıncın hakim olduğu sakin gecelerde yeryüzü radyasyon yoluyla ısı kaybı nedeniyle havadan daha çabuk soğuyor ve yere yakın seviyelerde soğuk, yerin biraz üstünde ise sıcak hava bulunuyor. Bu durumda yeryüzündeki soğuk hava hapsoluyor yükselemediği için yer düzeyinde sis oluşmasına neden oluyor. Ayrıca, yeryüzüne yakın havadaki kirleticiler de yükselerek dağılamıyor ve özellikle ulaşımdan, ısınmadan, sanayi tesisleri ve enerji üretim santrallerinden kaynaklanan kirleticiler bu bölgelerde atmosferin soluk aldığımız katmanında yoğunlaşıyor.  Bu hava olayına “inversiyon” deniyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın hava kalitesi izleme ağı verilerine göre 3 Ocak Salı öğle saatleri itibariyle İstanbul Kağıthane, Göztepe, Sancaktepe gibi bazı bölgelerde hava kalitesi “hassas” olarak raporlanmıştı. Esenyurt’ta ise yurttaşlar sağlıksız düzeyde kirli hava soluyorlardı. Özellikle Esenyurt’ta havadaki partikül maddenin (PM10) son 24 saatteki ortalama yoğunluğu Dünya Sağlık Örgütü’nün insan sağlığı için belirlediği metreküpte 5 mikrogram düzeyinin altı katı, Türkiye’deki yürürlükte olan hava kalitesi yönetmeliğinin sınır değerlerinin ise beş katından fazla (265 µg/m3) olduğu gözlemlendi. Düzce’de ince partikül maddelerin (PM2.5) hava içindeki yoğunluğu da Dünya Sağlık Örgütü’nün insan sağlığı için önerdiği üst limitin 10 katı daha yüksek gerçekleşti.

İzmir’de bir haftadır zehir solunuyor

İzmir’de de son bir haftada hava kalitesi değerlerinde kent merkezi de dahil beş ilçede sınır değerler defalarca aşıldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ölçüm istasyonlarından alınan verilere göre Konak, Bornova, Torbalı ve Ödemiş’te hava kalitesi “hassas” değerlere ulaştı.

Bakanlık hava kalitesinin “hassas” olduğu yerlerde açık havada spor yapmak, bisiklet sürmek hatta yürüyüş yapmanın bile uygun olmadığı; kalp ve solunum hastaları gibi hassas gruplar için “sağlık etkileri oluşabilir” uyarısı yaptı.

İzmir’in merkezi Alsancak’ta ise 30 Aralık’ta hava kalite endeksi 150’yi aşarak tamamen “sağlıksız” değerlere ulaştı. Konak’ta da 29 Aralık’ta aynı değerler ölçüldü.

Marmara ve Ege bölgeleri risk altında

5 Ocak Perşembe sabahı itibariyle inversiyon etkisiyle sis ve hava kirliliğinin Marmara bölgesinin güneyine ve Ege’ye indiği gözlemlendi. Bugün de Bursa, Balıkesir, Manisa ve Akhisar, İzmir merkez, Torbalı, Ödemiş, Aydın Nazilli ve Denizli’de hava kalitesi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından “hassas” olarak tanımlandı.

Özellikle PM10 ve ölçülen yerleşimlerde PM2.5 değerlerine bakıldığında partikül maddeler için Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ)nün belirlediği üst sınırların kat kat aşıldığı gözlemleniyor.

Örneğin Bursa, Balıkesir, Manisa ve Denizli’de PM10 (çapı 10 mikron ve daha küçük partikül maddeler) değerinin son 24 saatlik ortalaması  DSÖ kılavuz değerinin 3 katına yakın. Hassas olarak kodlanan diğer yerleşim alanlarında da durum farklı değil.

Temiz Hava Hakkı Platformu‘ndan halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Ali Osman Karababa hava kirliliğinden en çok etkilenebilecekler için uyarılarda bulundu:

“Bu illerde başta çocuklar, yaşlılar ve kronik solunum ve kalp-dolaşım sistemi sağlık sorunu olan  insanların sokağa mümkün olduğunca çıkmamaları, özellikle ısınma için kömür  yakıldığı saatlerde kapalı mekanlarda bulunmalarını öneririz. Bu hava kalitesi koşulları altında sağlıklı insanların da dış ortamda olabildiğince kısa süre kalmaları, fiziksel aktiviteden (örneğin spor için koşu, tempolu yürüyüş vb) uzak durmaları sağlıkları açısından yararlı olacaktır. Sigara içenler ve sanayi işletmelerinde çalışanlar zaten kirli havaya maruz kaldıklarından, bu günlerde sağlıkları açısından çok daha dikkatli olmalılar.”

Hava Kirliliği erken ölümlerin ilk sıradaki çevresel nedeni

Prof. Karababa hava kalitesini olumsuz etkileyen kirleticiler arasında özellikle partikül maddelerin altını çizerek şu bilgileri verdi:

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre dış ortam hava kirliliği her yıl dünyada 4.2 milyon erken ölüme neden olmaktadır. Türkiye’de de durum çok ciddi. Temiz Hava Hakkı Platformu’nun hesaplamalarına göre her yıl hava kirliliğine bağlı 35-40 bin arası erken ölüm vakası yaşanmaktadır. Hava kirliliği başta kalp-damar ve solunum yolu hastalıklarına neden oluyor.  Hava kirliliği, 2013 yılında Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Kanser Ajansı (UKA) tarafından “Grup 1 Kanser Nedeni” olarak tanımlandı. Akciğer kanseri acısından kesin olarak karsinojen olarak sınıflandırıldı, ek olarak mesane kanseri acısından da riski arttırdığı bildirildi. Ayrıca dış ortam hava kirliliğinin ana bileşeni partikül maddeyi (PM) ayrı olarak değerlendirildi. Buna göre DSÖ, partikül maddeyi insanda kanser yapan birinci grup etmenler arasında sınıflandırdı.”

Hava kirliliğini oluşturan önemli kirleticiler arasında bulunan partikül maddenin toplum sağlığına etkileri gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yapılan çalışmalarla çok iyi tanımlanmış durumda. Partikül maddenin solunum sistemi, kalp-dolaşım sistemi ve sinir sistemi etkileri başta olmak üzere sağlık etkileri çok geniş. Bu açıdan, partikül madde kirliliğinin izlenmesi halk sağlığı acısından özel bir önem taşıyor.

Kirli havanın yol açtığı diğer sağlık sorunları ise şöyle:

Solunum sistemi sorunları: Akciğer solunum kapasitesinde azalma, solunum sistemi savunmasının etkisizleşmesi ve solunum sistemi enfeksiyonlarına duyarlılık, solunum sistemi enfeksiyonlarında artış ve iyileşme süresinin uzaması, KOAH (kronik tıkayıcı akciğer hastalığı), astım, KOAH ve astım ataklarının gelişmesi, hastane acil servis başvurularında artış.
Kalp-dolaşım sistemi sorunları: Kanın akışkanlığında azalma, damar sertliği, hipertansiyon, kalp yetmezliği, akut miyokard enfarktüsü, kalp ritim bozukluğu ve buna bağlı ani ölüm.
Sinir sistemiyle ilişkili sağlık sorunları: Baş ağrıları, anksiyete, inmeler (felç), alzheimer hastalığı, parkinson hastalığı, nörogelişimsel hastalıklar.
Çocuk sağlığı sorunları: Düşük doğum ağırlığı, otizm, diyabet (Tip 1), ani bebek ölümü sendromu, astım, KOAH, bronşiolit, bronşit ve zatürre gibi solunum hastalıkları, zeka geriliği.

 

Cennet Koyu’nda yargı kararlarına rağmen devam eden Cengiz Otel inşaatına tepkiler büyüyor

Cengiz İnşaat’ın Cennet Koyu’na yapmak istediği tesis için ‘ÇED gerekli değil’ kararı çıktı
Cengiz İnşaat’tan Bodrum hikayesi: Önce bir firma aldı, sonra biz firmayı aldık, Danıştay kararı bizi etkilemiyor

Şirket Hazine’ye ait 678 bin metrekarelik araziye; 101 apart oda ve 83 süit oda olmak üzere toplam 184 oda yapmayı planlıyor. Projenin yapılacağı alan ise orman ve önemli doğa alanı içerisinde kalıyor. Proje alanı ikinci ve üçüncü sit derecesi içinde kalırken çevresinde birinci derece sit alanları bulunuyor.

Mehmet Cengiz, Cennet Koyu için daha önce iki kez girişimde bulunmuş ancak Danıştay Hazine arazisinin özelleştirme kararını iki kez iptal etmişti. Cengiz İnşaat’ın bu proje için dünyaca ünlü mücevher markası Bulgari ile anlaştığı da kamuoyuna yansımıştı.

Yargı kararlarına rağmen Bodrum Belediyesi,  inşaata ruhsat verdi. 12 Aralık tarihinde onaylanan ruhsat sonrası 14 Aralık Çarşamba günü bölgede sondaj ve yol çalışması başlatıldı.

TMMOB Bodrum İlçe Koordinasyon Kurulu Sözcüsü Mustafa Erdoğan, arazinin özelleştirme kararının iptal edildiğini hatırlatarak, “Şu an Danıştay kararıyla bu alan Cengiz Holding’e verilemez” dedi:

“Köylü Mehmet efendinin tek evlik ruhsatı altı ayda çıkmazken Cengiz İnşaat’a dört günde ruhsat verilmiştir. 6 Aralıkta ‘ÇED gerekli değildir’ kararını alan Cengiz İnşaat 12 Aralıkta inşaat ruhsatını almıştır. Cengiz İnşaat birinci derece arkeolojik sit alanına iş makinaları sokmuştur” diye konuştu.

Bodrumlulardan yapılaşmaya açılan Cennet Koyu için destek çağrısı

Belediye’ye çağrı: Ruhsatı iptal edin

Bodrum Belediyesi’ne inşaat ruhsatının iptali için çağrısında bulunan Erdoğan, şunları dile getirdi:

“Bodrumu yaşanmaz, doğayı, arkeolojiyi, hukuku tahrip eden bu projeye verdiğiniz ‘ÇED olumlu’ kararı alınıncaya malikler belirleninceye kadar ruhsatı derhal iptal edin. İdare hukuktan yana olmalı. Tüm bu idari işlemlerle ilgili gerekli hukuki girişimlerimizi, itirazlarımızı yapmakta olduğumuzu, gerekli suç duyurularımızı yapacağımızı ve süreci her zaman ki gibi Bodrum’un sakini değil sahibi olarak takip edeceğimizi bir kez daha tüm kişi, kurum ve kuruluşlara hatırlatırız. Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi hukuksuzluğa başvururlarsa başvursunlar. Bodrum’da doğa kazanacak.”

MUÇEP Bodrum Eş Sözcüsü Mirbahattin Demir ise, “İklim krizi panelinin yapıldığı bir hafta sonu Belediye Başkanı, süslü cümleler sarf ederken meğerse öteki yandan da imar müdürlüğünde özel hafta sonu mesaisiyle Cengiz’e ruhsat kesiyormuş. Bodrum halkı olarak üzüntülüyüz. MUÇEP olarak hukuki zeminde mücadelemizi sürdürmek için dava açmaya hazırlanıyoruz. Fokların yaşam alanlarından olan Gökburnu’nu Korumaya ve betonlaşmasına karşı duracağımızı buradan deklere ediyoruz” diye konuştu.

Ne olmuştu?

Cengiz İnşaat’ın, daha önce de girişimlerde bulunduğu Bodrum Cennet Koyu’nda otel ve villa inşa etmek için dünyaca ünlü lüks marka Bulgari ile anlaştığı iddia ediliyordu. Cengiz Holding bünyesindeki şirket, kamu arazisini 2012 yılında satın almış; Danıştay, arazinin özelleştirme kararını iki kez iptal etmişti.

 Cengiz Holding, Cennet Koyu’ndan vazgeçmiyor: Otel ve villa projesi için anlaştı

Araziyi satın almak için Ziraat Bankası’ndan çekilen 277 milyon TL krediye usulsüz krediye dair suç duyurusu başlatılmış, fakat takipsizlikle sonuçlanmıştı. Geçen yıl Haziran ayında, projenin diğer ortağı Fettah Tamince’nin şirketi Bodrum bir Turizm Yatırım A.Ş, ayrılmış, şirket Eylül 2021’de Cengiz İnşaat ile birleşti.

Cennet Koyu, Üçüncü Derece Arkeolojik Sit Alanı ve koruma alanı içerisinde bulunuyor. Bölge ayrıca Akdeniz foku, çizgili yunus ve deniz kaplumbağalarının da yaşam alanı.

Şirket Ocak 2021 yılında Cennet Koyu’nda dört adet mendirek yapısıyla iki adet plaj yapmak için ÇED başvurusunda bulunmuş, çevre aktivistleri inşaatın yapılmaması için imza kampanyası başlatmıştı.

 Cennet Koyu’nda yapılacak projeye karşı imza kampanyası başlatıldı