Ana Sayfa Blog Sayfa 637

Koruma altındaki büyük camgöz köpekbalığının sonu balıkçı ağları oldu

İzmir’in Urla ilçesinde büyük camgöz (Cetorhinus Maximus) köpekbalığı ağlara takıldı. Korunması gereken bir tür olan büyük camgöz köpekbalığının sonu İzmir oldu.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca 2020-2024 Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen Ticari Tebliğe göre; büyük camgöz koruma altındaki türler arasında bulunuyor. Büyük camgöz aynı zamanda “güneşlenen köpek balığı” olarak da biliniyor. 

DHA’nın aktardığına göre; İskele Su Ürünleri Kooperatifi ortağı balıkçılar, 4 Aralık gecesi, Gelinkaya açıklarına ağ attı. Balıkçılar, sabah kontrol ettikleri ağlarına 10 metre boyunda ‘camgöz’ cinsi köpek balığıyla karşılaştığını aktardı. İki ton ağırlığındaki köpek balığı vinçle sahile getirildi.

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü‘nden Doç. Dr. Ortaç Onmuş, “Korunması gereken bir tür. Genellikle Akdeniz‘in açıklarında yaşar, kıyıya nadiren gelir. Balık sürüsünü takip edip kıyıya gelmiş olabilir. Balıklarla beslendiği için insanlara bir zararı yoktur” dedi.

Sosyal medyada o anın görüntülerini paylaşan deniz hayvanları ekoloji üzerine çalışan biyolog Dr. Mert Gökalp, “Çok yazık olmuş.. koruma altındadır, avlanması, karaya çıkartılması cezaya tabidir…” ifadelerini kullanarak şunları kaydetti:

“Bizim sularımızda ise düğün dernek gelişi kutlanması gereken bir canlı.”

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Öğretim Görevlisi Biyolog Dr. Yasin İlemin ise köpekbalığının öldürülmesine şu sözlerle tepki gösterdi:

“Dünyanın en nadirlerinden, en büyük 2. Köpekbalığı! Sadece ağzını açıp planktonları süzerek ve usulca yüzerek besleniyor. Koruma altında ve bizim balıkçılarımız onu öldürdü. Sahil Güvenlik Komutanlığı @sahilguvkom değerli komutanlarımız ile görüşüyoruz. Ceza için Takipçisiyiz!”

İlemin ayrıca, köpekbalığının inceleme ve tetkikler için İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’ne teslim edildiğini belirterek ağlara takılıp öldüğü üzerinde durulduğunu paylaştı.

Paşa’yı kulübesini yakarak katlettiler

Denizli‘nin Merkezefendi ilçesinde, kulübesinde bağlı olan ‘Paşa’ isimli sahipli üç yaşındaki av köpeği kimliği belirsiz kişi ya da kişiler tarafından yanıcı madde dökülerek diri diri yakıldı.

DHA‘nın haberine göre yanarak ölen köpeği sabah yiyecek vermek için gelen sahipleri buldu. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Olay bu sabah (6 Ocak) yaşandı. Doğukan Kandemir, ‘Paşa’ isimli av köpeğini beslemek için evinin arkasında balkon altında daha önce yaptıkları kulübesine gitti. Kulübenin içinden dumanlar çıktığını gören Kandemir, köpeğini yanmış halde buldu. Kandemir 112’yi arayarak olay yerine polis çağırdı. İhbar üzerine olay yerine polis ve itfaiye ekipleri sevk edildi. İtfaiye ekibi köpeğin yanarak öldüğü alanda inceleme yaptı. Yapılan ilk belirlemelere göre, yangının kasten çıkarıldığı tespit edilirken, köpeğin üzerine ve kulübesine yanıcı madde dökülerek yakıldığı sanılıyor.

Konya Barınağı’ndaki köpeği kürekle öldüren sanıkların tahliyesine itiraz
Mardin’de boğaya işkence davası görüldü: İlk duruşmada tahliye
Hayvan hakları için tek yürek oldular: Sahipsiz değiller!
İzmit’te köpeklerin uyuşturucu iğneyle ölümü davasında beraat

Olayla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında Denizli Emniyet Müdürlüğü Hayvan Polisi ekipleri de olay yerine gelerek inceleme yaptı. Kimliği belirsiz kişi ya da kişilerin sabaha karşı apartmanın bahçesine girip, köpeğin üzerine ve kulübesine yanıcı madde döküp ateşe verdikten sonra kaçtıkları sanılıyor. Alevleri ise kulübenin apartmanın arkasında ve balkonun altında olduğu için kimsenin fark etmediği öğrenildi. Yanarak ölen köpeğin cansız bedeni otopsi için Denizli Büyükşehir Belediyesi Sokak Hayvanları Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi‘ne götürüldü.

Olayla ilgili polis ekipleri köpeği katleden kişi ya da kişileri tespit etmek için çalışma başlattı.

Komşu Hikmet Kaya, “Köpeğin sesi soluğu çıkmıyordu. Sahipli bir köpek ve kulübesinde bağlı şekilde yaşıyor. Başıboş da gezmiyor. Böyle vahşet olmaz, bunu hayvana yapan insana ne yapmaz ki, bunu yapanın vicdanı olamaz. Bu vahşeti yapan bir an önce bulunmalıdır” dedi.

 

Ardı ardına sıcaklık rekorları kaydedilirken kışa ne oldu?

Kasım ve Aralık ayından sonra kuraklığın hakimiyetiyle kapattığımız 2022’nin ardından 2023 de ilk haftasında aşırı sıcak rekorları kırıldı. Aralık’ta Kuzey Amerika fırtınalarla boğuşurken Ocak başında Avrupa sıcaklık rekorlarına koştu. Türkiye‘de ise günler oldukça güneşli ve birçok bölgede kuraklık hakim.

Nasa ise son on yılda, modern kayıtların başladığı 1880’lerden bu yana en sıcak 10 yılın sekizinin kaydedildiğini bildirdi.   Met Office, yıllık ortalama sıcaklığın ilk kez 10C’yi geçmesiyle 2022’nin Britanya’nın rekor düzeydeki en sıcak yılı olduğunu ve iklim krizinin sıcaklık rekorunun kırılma olasılığını 160 kat artırdığını duyurdu.

İklim bilimci Maximiliano Herrera’nın geçtiğimiz günlerde ortaya koyduğu verilere göre en az sekiz Avrupa ülkesinde en sıcak Ocak ayı yaşanıyor. Bu ülkeler arasında Polonya, Danimarka, Çekya, Hollanda, Belarus, Litvanya ve Letonya bulunuyor.

‣Avrupa’daki rekor sıcaklar kayak pistlerinin kapanmasına neden oluyor 
sıcaklık
İspanya, Noel döneminde mevsim normallerinin üzerinde sıcaklar yaşadı. Fotoğraf: EPA

Ocak başında İspanya’nın kuzeyinde bulunan Bilbao’da sıcaklık 24,9 dereceydi. Polonya’nın Korbielów bölgesinde kaydedilen sıcaklık 19 dereceyken, Çekya’nın Javornik bölgesinde 19,6 derecelik sıcaklık kaydedildi.

Bunun Avrupa tarihinin en aşırı olayı olarak değerlendirilebileceğini belirten Herrera, Avrupa’da yaşanan aşırı bir hava durumu olayının ilk defa Kuzey Amerika’daki en aşırı hava durumu olaylarıyla karşılaştırılabilecek boyutta olduğunu aktardı.

‣ Kış Olimpiyatları ne kadar sürdürülebilir? -Doç. Cenk Demiroğlu *
Ocak rekorları – Kaynak: BBC

Kuzey Amerika’da yıkıp geçen fırtınalar

Kuzey Amerika’da da 20 Aralık haftası aşırı soğuklar görüldü. ABD ve Kanada‘da Kuzey Kutbu üzerinden gelen aşırı soğuk ve kar fırtınası hayatı felç etti. Bir milyonu aşkın ev ve işyeri elektriksiz kaldı, birçok eyalette acil durum ve olağanüstü hal ilan edildi.

New York Valisi Kathy Hochul, 1977’deki büyük fırtınadan sonra Buffalo’nun tarihindeki gördüğü en şiddetli fırtınayı yaşadığını söyledi. Vali, bu fırtınanın tarihe geçeceğini vurgulayarak şehrin, “bir savaş bölgesine dönüştüğünü” aktardı.

‘Çok sıcak bir kış geçiriyor olmamızın iklim krizinden başka bir açıklaması yok’

Türkiye‘de ise derin bir kuraklık hakim. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre; Türkiye’nin birçok bölgesinde Eylül, Ekim ve Kasım’da şiddetli bir kuraklık yaşandı. Kasım’da bu kuraklık derinleşti. Aralık’ta ise Türkiye son 52 yılın en sıcak Aralık’ını yaşadı. Birçok baraj dip seviyesini gördü ve mevcut durumda İstanbul‘un suyunu karşılayan barajların doluluk oranları gün geçtikçe düşmeye devam ediyor:

Kaynak: İSKİ

Türkiye’de kış mevsiminde hakim olan olağan dışı sıcaklıkları İstanbul Politikalar Merkezi İklim Direktörü ve Yeşil Gazete yazarı Ümit Şahin ve İstanbul Teknik Üniversitesi, Meteoroloji Mühendisliği bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Barış Önol‘la konuştuk.

Ümit Şahin, “Çok sıcak bir kış geçiriyor olmamızın iklim krizinden başka bir açıklaması yok” diyerek aşırı hava olaylarının iklim değişikliğiyle, sıcaklıkların artmasıyla görülme olasılığının çok daha fazla artan olaylar olduğunu belirtiyor.

Avusturya, Salzburg yakınlarındaki kayak pistinde seyrek kar yağışı – Avrupa’nın büyük bölümünde hakim olan mevsim normalleri üzerindeki sıcak havanın bir sonucu. Fotoğraf: Matthias Schräder/AP

Şahin, on yılda bir görülen sıcaklık dalgasının şu anda beş yılda bir görülür hale geldiğini hatırlatarak IPCC raporuna işaret ediyor.

IPCC Raporu: Acil eylem için zaman daralıyor 

IPCC’nin altıncı değerlendirme raporunda kuraklığa ilişkin küresel çapta çok dikkat çeken uyarılar yapılmıştı. Raporda dünyanın hızla karbondan arındırılması durumunda dahi, halihazırda atmosferde bulunan sera gazları ve mevcut emisyon trendlerinin, 2040’a kadar bazı çok önemli iklim etkilerini kaçınılmaz hale getireceği belirtilmişti:

Küresel ısınma, gıda güvenliğini tehlikeye atacak ve ayrıca sıcaklıklara bağlı ölüm, kalp hastalığı ve zihinsel sağlık sorunlarının görülme sıklığı da artacak.

Ümit Şahin de 50 yılda bir görünen sıcak dalgasının 10 yılda bir yaşanmaya başlandığına dikkat çekiyor. Şahin bunun ilave bir risk oluşturduğunu söyleyerek “Bu ilave risk iklim değişikliğinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla bu tür sıcaklıkların görülme olasılığı artıyor” diyor.

‘Yazılı tarihin en sıcak yılı’

İskoçyalı meteorolojist Scott Duncan ise 2022’inin yüz milyonlarca Avrupalı için yazılı tarihin en sıcak yılı olduğunu belirterek yılın sıcaklık anomalisinin haritasını paylaştı:

‘Rekorların kırılması anormallikler taşıyor’

Doç. Dr. Barış Önol ise kış ayının daha geç gelmesi veya kış ayına girdiğimiz aralık ayının sıcak geçmesinin çok anormal olmadığını ama günlük ekstremlerin bu kadar yüksek olmasının ve rekorların 3-5 derece birden kırılmasının aslında anormallikler taşıdığını aktarıyor.

Hava koşullarını oluşturan birçok dinamik sistemin aynı anda işlediğini aktaran Önol, “Biz bugün Kuzey Atlantik’te, Arktik bölgede ne olduğunu takip ediyoruz. Hatta şu an Pasifik’te La Nina serisi devam ediyor. Son üç beş senedir üst üste La Nina serisi yaşıyoruz. Bütün bunlar aslında doğal değişkenlik içinde devam eden olaylar. Bunların hepsi bir araya gelip o günkü hava şartlarını oluşturuyor. Bir yandan da iklim değişikliği var. Hepsini birden değerlendirmek lazım” diyor.

Meteorolojiden kuraklık alarmı: Marmara ve İç Ege’de kritik seviyede 

Van – Fotoğraf: Necat Hazar – Anadolu Ajansı

Aynı ay içinde çok ciddi rekorların kırılmasının olağandışı olduğunu vurgulayan Önol, “Ama şunu da söylemek lazım; hemen aralık ayının başında, ilk on günde, Avrupa da aşırı soğuktu. Kar yağdı, ciddi soğuklar yaşandı. ABD’de de bir hafta önce aynı şekilde aşırı soğuklar, eksi kırk derece soğuklar görüldü” ifadelerini kullanıyor ve sıcaklığın konumla ilişkisine dair şunları aktarıyor:

Kuzey Arktik havanın çok soğuk olduğu bir bölge. Biz tam orta enlemlerdeyiz. Arktik bölgeyle, Sahra Çölü arasında bir yerdeyiz. Bazen daha güney yönlü akımlar kuvvetli olduğunda Sahra’dan bize çok ciddi anlamda sıcak hava ulaşımı oluyor. Daha sonra dalganın hareketine göre bu sefer soğuk olan kısmına giriyoruz dalganın ve daha Arktik havayı alıyoruz ve bu salınım devam ediyor. Bu salınım ne kadar derinleşirse biz de soğuk veya sıcak havayı o kadar kuvvetli şekilde hissediyoruz.”

‘Kurak bir dönem geçiriyoruz’

Son yıllarda, kuzey kutbu üzerinde oluşan büyük, soğuk alçak basınç bölgesini tanımlamak için kullanılan bir terim olan kutup girdabının (Polar vortex) yavaşladığı ve Arktik havanın daha aşağı bölgelere doğru indiğine ilişkin söylemlere işaret eden Önol, girdap yavaşladığında soğuğun daha aşağı bölgelere kaydığını, Avrupa’da kaydedilen sıcaklıkların da bununla ilgili olduğunu belirtiyor:

Bu geçen hafta olan olay da o. Bütün güneyli sıcak hava bu enlemlere doğru taşındı; Polonya’ya, Litvanya’ya kadar bir sürü yerde aşırı sıcak havalar yaşandı. Bütün o ayın tüm zamanların rekorları kırıldı. Bu arada biz de tam Avrupa’nın doğusunda olduğumuz için bunlardan hem etkileniyoruz hem de kendi atmosferik şartlarımızı yaşıyoruz. Kurak bir dönem geçiriyoruz. Aralık ayı da bizim için çok sıcak geçti.”

Su kaynakları dip seviyeleri gördü

Meteoroloji Genel Müdürlüğü‘nün verilerine göre; eylül, ekim ve kasım 2022 Türkiye’nin birçok bölgesinde şiddetli kuraklık hakimdi. Ülkenin su kaynakları 2022’de dip seviyeleri görmüştü.

Van Gölü’nde oluşumu binlerce yıl süren ve ‘su altı peribacaları’ olarak nitelendirilen dikitler gün yüzüne çıktı. Van Gölü’nde kuraklık uydu görüntülerine yansıdı, gölün sınırları değişti.

Kuraklığın, artan sıcakların, insan kaynaklı kirliliğin vurduğu tek su kaynağı elbette Van Gölü olmadı. Burdur Gölü’nde alg patlaması görüldü, Arin Gölü yok olmanın eşeğine geldi. İznik Gölü’ndeki bazilika kıyıyla birleşti. Akşehir ve Karataş Gölü meraya dönüştü. Barajlarda da su seviyeleri dibi gördü.

Kaynak: Meteoroloji Genel Müdürlüğü

İklim değişikliğiyle harmanlanmış mevsim normalleri

Mevsim normallerini sorduğumuz Önol, Dünya Meteoroloji Örgütü‘nün son 30 yılın ortalamasını alarak bu normalleri ortaya koyduğunu ve mevcut “mevsim normalleri” dediğimiz rakamların 1990 ile 2020 aralığı olduğunu belirterek bu aralığın son 20 yılının zaten iklim değişikliği altında olduğunu ifade ediyor.

Sonuç olarak bugünkü mevsim normalleri zaten iklim değişikliğinin yüksek oranlarıyla oluşturulmuş rakamlara işaret ediyor. Önol şunları aktarıyor:

“O normaller dediğimiz şeyin içinde iklim değişikliği de var artık. Normal dediğimiz şeyin içinde zaten iklim değişikliği de olduğu için, iklim değişikliğinin etkisi altında olduğumuz için, zaten daha yüksek sıcaklıklardan çıkartıyoruz sayıyı. Sıcak ortalamadan çıkartıyoruz günümüzü. Ama mesela geçmiş ortalamalar 1951 -1980, 1960-1990 dönemlerine bakacak olursak; hava çok çok daha sıcak.”

Gökçe Barajı- Fotoğraf: DHA

‘Beklenmedik sıcakların, yağışların, fırtınaların daha fazla olduğu bir döneme girdik’

Ümit Şahin Avrupa ve Kuzey Amerika’da kaydedilen aşırı sıcak ve soğuk havalar da dahil olmak üzere küresel sıcaklıklara ilişkin şu değerlendirmelerde bulunuyor:

“Küresel sıcaklıklar arttığında değişkenlik de artar. Çünkü varyans da artıyor. Değişkenlik de artıyor. En basit örneği şudur; mesela dinozorlar zamanında küresel sıcaklıklar bugünkünden 7 ila 8 derece daha sıcaktı. O zaman çok daha sıcak olduğu için atmosferde, çok daha devasa seller, yağışlar, fırtınalar görülüyordu yani bugün bizim hiç görmediğimiz, alışık olmadığımız şekilde büyük fırtınalar görülüyordu. Çünkü değişkenlik ve şiddetli hava olayları ısınan atmosferde daha çok artar, soğuduğunda daha durgun hava koşulları olur.

Biz de atmosfer ısındıkça, küresel ısınma artıkça değişkenliğin arttığı, bu tür beklenmedik sıcakların, beklenmedik yağışların, beklenmedik fırtınaların daha fazla olduğu bir döneme girdik.”

İklim değişikliği: Kuzey Amerika’daki şiddetli kar fırtınası, Batı Avrupa’da da görülebilir
ABD-Kanada sınırındaki Ontario Gölüne dökülen Horseshoe (Atnalı), American ve Bridal Veils adlı şelalelerin oluşturduğu Niagara Şelaleleri soğuk havanın etkisiyle kısmen dondu. Fotoğraf: Lokman Vural Elibol – Anadolu Ajansı )

Sıcaklık artarken… Ufukta yağış var mı?

Önol’a gelecek günlerde bizi nasıl hava koşullarının beklediğini soruyoruz:

“İstanbul’a, ülkeye soğuk havalar genelde şubat ayında geliyor. Karlı zamanlar şubat ayında oluyor. Kar yüksekliği mart başında, şubat sonunda en yüksek noktaya ulaşıyor. O yüzden kuraklık için daha ‘tehlike çanları çalıyor’ demek için erken.

Geçen sene de son yılların en soğuk mart ayıydı. arla birlikte soğuk hava bizi etkiledi ama yağış almamız için de bunlar bize lazım. O yüzden de şu an için daha erken ama kurak gidiyoruz. Zaten kurak bir dönemden geldik. Geçen seneden itibaren… Ama daha önümüzde şubat, mart var. Nisan yağışları var. Bu yağışları görmek lazım.”

Hala umut var

Hava koşullarının ekstrem seyretmesi can kayıplarına, yerinden edilmelere, iklim göçlerine, ekinlerin zarar görmesine, kültür miraslarının tahribatına, mali kayıplara ve kaygılara yol açıyor. Bu başlıkların her biri kendi özelinde dünya ve üzerinde barınan canlılar için oldukça ağır etkilere sahip. Ancak ekstrem hava koşullarının sıklığını ve yoğunluğunu artıran iklim krizine karşı geri dönüş için hala umut var.

İklim krizinin etkisiyle sıklığı ve şiddeti artan aşırı hava olayları ve kuraklık gibi dünyayı tehdit eden olaylara rağmen bilim insanları iklim krizine karşı harekete geçmek için hala zamanın olduğunu ve iklim eylemleriyle önlenebilecek bir krizin söz konusu olduğunu belirtiyorlar. Politika yapıcıların iklim krizine karşı taahhütlerini yerine getirmeleri için ve fosil yakıtı finanse eden şirketlere karşı harekete geçmek için küresel bir eylemlilik ve baskı da söz konusu.

İklim krizi: Dünya okyanuslarının karbondioksit emme kapasitesi düşüyor

Kaliforniya Üniversitesi‘ndeki Irvine Koleji‘nde (ICU) görev yapan iklim bilimi uzmanlarına göre, deniz suyunun iklim kaynaklı ısınması Atlantik ve Güney okyanuslarındaki “derin sirkülasyon modellerinin” yavaşlamasına neden oluyor ve bu süreç devam ederse, okyanusun karbondioksiti atmosferden çıkarma yeteneği ciddi şekilde sınırlanacak, bu da küresel ısınmayı daha da şiddetlendirecek.

Nature Climate Change‘de yayımlanan yakın tarihli bir çalışmada, araştırmacılar üç düzine iklim modelinden tahminleri analiz ettiler ve her iki okyanustaki “devrilme sirkülasyonunun” 2100 yılına kadar yüzde 42’ye kadar yavaşlayacağını, hatta su akımının Güney okyanusunda 2300’e kadar tamamen durabileceğini buldu.

ICU’da dünya sistem bilimi üzerine çalışan Prof. J. Keith Moore, ” Bir dizi iklim senaryosu ve 36 dünya sistemi modelinde elde edilen tahminlerin analizi,  kontrolsüz küresel ısınmanın okyanusun derin dolaşımının durmasına yol açabileceğini gösteriyor. Bu, karadaki buz tabakalarının tamamen erimesine benzer büyüklükte bir iklim felaketi olacaktır” dedi. 

Okyanus sirkülasyonu nasıl işler? 

Atlantik’te  ılık su yüzeyde kuzeye doğru akarken soğuyor ve buharlaşarak onu daha tuzlu ve yoğun hale getiriyor. Bu daha “ağır su” derin okyanusa gidiyor ve deniz ekosistemlerinin temeli olan besinleri derinliklerden taşıyarak sonunda tekrar yükseldiği güneye doğru ilerliyor. 

Tüm dünyayı kapsayan okyanus sirkülasyonu, atmosferik karbondioksitin işlenmesi için de hayati önemdi. Deniz suyu ve hava arasındaki fiziksel ve kimyasal etkileşim -Moore ve meslektaşlarının “çözünürlük pompası” olarak adlandırdığı şey- CO2’yi okyanusa çekiyor. Okyanus sirkülasyonu bir miktar karbonu gökyüzüne geri gönderirken, net miktar okyanusun derinliklerinde tutuluyor.

Ek olarak, fitoplanktonlar fotosentez ve karbonat kabukları oluştururken CO2 kullandığından bir “biyolojik pompa” oluşuyor.  Planktonlar ve daha büyük hayvanlar öldüklerinde batar;  yavaşça ayrışır ve derinlere karbon ve besin salarlar. Bunların bazıları dolaşım ve yükselme ile geri gelir, ancak bir kısmı dalgaların altında kalır.

Moore, “Okyanus dolaşımındaki bir kesinti, onun atmosferden karbondioksit alımını azaltacak, sıcak iklim koşullarını yoğunlaştıracak ve uzatacaktır. Zamanla deniz ekosistemlerini destekleyen besinler derin okyanusta giderek daha fazla sıkışıp kalacak ve bu da küresel okyanusun biyolojik üretkenliğinin azalmasına yol açacaktır” diye konuştu. 

Moore’a göre insanların, fosil yakıt yakma, yanlış arazi kullanım uygulamaları ve diğer faaliyetler yoluyla havaya yayılan CO2’nin bir kısmının çıkarılmasına yardımcı olmak için çözünürlük pompasına ve biyolojik pompaya ihtiyacı var:  “Analizimiz, sera gazı emisyonlarını şimdi, hemen azaltmanın, gelecekte derin sirkülasyonun tamamen yok olmasını önleyeceğini gösteriyor.”   

Metro açılışı yapan İmamoğlu: İstanbul için adalet, Türkiye için adalet

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla 2 yıl 7 hapis cezası verilen ve siyasi yasak kararı getirilen, ardından da İçişleri Bakanlığı tarafından başlatılan ‘terör’ soruşturması nedeniyle kayyım tehdidi altıda tutulan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Dudullu-Bostancı metro hattının açılışını gerçekleştirdi.

Altılı Masa’dan üç lider; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da açılışa katılarak, İmamoğlu’na destek verdi.

‘Yaratmak istedikleri tam bir demokrasi krizi’

Açılışta ilk konuşmayı yapan İmamoğlu, yerine kayyım atama girişimleri için “Milletin seçtiği kişi olarak millete efendilik yapmaya kalkarsan İstanbul’un bu halis yönetimine el koymak adına her türlü kumpası yapmaya kalkarsınız. Yaratmak istedikleri tam bir demokrasi krizidir. Bunu yapmaya çalışırsın, yapmak istersin, belki o ahlakın parçası olabilirsin ama buradan söylüyorum. Milletimiz bunu sana yaptırmaz” dedi.

190’INCI PROJE: Ağustos 2022’de başlattığımız 150 günde 150 projenin final açılışındayız. Gerçi biraz hızlı gitmişiz; 150’nci değil 190’ıncı projenin açılışını beraber yapıyoruz. İBB’nin en önemli sınavı metro sınavıdır. O nedenle göreve gelir gelmez metro yapmayı İstanbul için bir onur meselesi haline getirdik. Ne dünyadan ne Avrupa’dan bu konuda geri kalamazdık, o nedenle görevde kaldığımız sürenin yarısını metroya ayırdık. Hayata geçirdiğimiz metro 46,2 kilometreye ulaştı, daha fazlasının yapımına da devam ediliyor. Bu 46 kilometrede emeği bulunan bizden önceki başkanlara, müteahhitlere, çalışanlara dolu dolu teşekkür ediyorum.

KUMPASA MİLLET İZİN VERMEZ: Hizmetin partisi olmaz, şu parti yaptı, bu partinin projesi diye bir kavram asla olmaz. Milletimizin vergilerini, milletimizin seçtiği yöneticiler en verimli, en ahlaklı, en hesap verebilir şekilde değerlendirme zorunluluğumuz vardır. Bize milletin verdiği görev bu kadar yalın ve anlaşılırdır. İşte bu yalın yetkiyi sindiremez, milletin seçtiği kişi olarak millete efendilik yapmaya kalkarsan İstanbul’un bu halis yönetimine el koymak adına her türlü kumpası yapmaya kalkarsınız. Yaratmak istedikleri tam bir demokrasi krizidir. Bunu yapmaya çalışırsın, yapmak istersin, belki o ahlakın parçası olabilirsin ama buradan söylüyorum. Milletimiz bunu sana yaptırmaz.

31 MART, 6 MAYIS VE 23 HAZİRAN’DAKİ SÜRECİ HATIRLAYIN: Tam da burada milletimizin cevabını hatırlamak isteyenler 31 Mart, 6 Mayıs ve 23 Haziran’daki süreci hatırlasın. Benim bahsettiğim gökkubbeyi başınıza yıkmanın tasviri budur, onu başka yere çekmeye çalışanlar bunu anlasınlar. Milletin seçtiğini ancak millet değiştirir! Buradan haykırıyorum, İstanbul için adalet, Türkiye için adalet diyorum.

Davutoğlu: Yargıyı siyasallaştıranların karşısındayız

İmamoğlu’nda sonra kürsüye gelen Ahmet Davutoğlu, mahkumiyet kararı sonrası Saraçhane‘de de bir araya geldiklerini hatırlatarak, “Bakın, İmamoğlu’na görevi veren millettir. Bu İstanbulluların iradesidir. Kimse bu iradeyi tanımıyorum diyemez. Saraçhane’de bir ses yükselttik. Yargıyı siyasallaştıranların dimdik karşısındayız, ne olursa olsun karşısındayız” dedi.

Altılı Masa olarak dün 10 saatlik bir toplantı yaptıklarını belirten Davutoğlu, konuşmasında şu noktalara değindi:

ORTAK BİR DEMOKRASİ İNŞA ETMEKTE KARARLIYIZ: Dün bir araya geldik başkanlarımızla 10 saat kadar. Onlar ne senaryo yazarlarsa yazsın, milletin kaderinde altılı masa var. Dünkü buluşmamızda da İmamoğlu’nun yanında olduğumuzu tekrar gösterdik. Kimse bu milletin iradesine ipotek koyamaz.

İNFAZ ÇETELERİ: Türkiye’nin Sinan Ateş cinayetinde olduğu gibi infaz çetelerinin elinde kalmasına izin vermeyeceğiz. Toplumun her kesimine siyasi ahlakı inşa etmek üzere yola çıktık ve bu taahhüdü yerine getireceğiz.

Akşener: Korkuyorlar

Meral Akşener ise konuşmasında, seçimde sandıklara sahip çıkılmasının önemine değindi:

İMAMOĞLU VE CANAN HANIMA TEŞEKKÜR EDİYORUM: Bugün buradan bir açılış için beraberiz ama sıradan değil. Birilerini gıcık edeyim mi biraz? İşte bu açılışlara gıcık oldukları için belediye başkanı arkadaşımıza yasak geliyor. Biz bunu değiştireceğiz. O yüzden korkuyorlar. Hem başkanımız İmamoğlu’na hem Canan Hanım‘a çok teşekkür ediyorum. O sandıklara o insanları koymasaydınız, ıslak imzaları almasaydınız böyle olmazdı.

HADİ BEN DE AHMAK DEDİM: 13 bin 500 oy farkını halledemediler, seçimi iptal ettiler. Sonra güzelim İstanbul 828 bin oy farkıyla seçti başkanı. Ahmaklara bakın ahmaklara! Ondan sonra da ahmaklığa ahmaklık deyince kızıyorlar. Hadi ben de dedim. Dokunulmazlığım falan yok. Bekleriz.

İMAMOĞLU’NUN ARKASINDAYIZ: Neler gördük, ama yargının böylesini görmedik. Demek ki neymiş, yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı için kazanmak zorundaymışız. Burada sonrası için bir yolculuk başlayacak. Ben bir İstanbulluyum. Oy vermiş biri olarak söylüyorum ki, eğer biz İmamoğlu’na verilen haksız karara karşı mücadele vermezsek, haksızlığa karşı dimdik duramazsak yuh olsun bize. Biz hukuksuzlukları birebir yaşamış, işkenceleri yaşamış bir nesiliz. O yüzden İmamoğlu’nun arkasında mutlaka duracağız.

Kılıçdaroğlu’ndan adalet vurgusu

Kemal Kılıçdaroğlu ise konuşmasında adalet vurgusu yaparak, “Bu ülkenin ilk ihtiyacı adalet. Adalet için mücadele etmek zorundayız, aksi halde insanlığımızı kaybederiz” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun konuşması özetle şöyle:

BU YOLA GİRERLERSE CEHENNEMİN KAPILARINI AÇARLAR:  Eğer bir kişi kendi beldesine hizmet ediyorsa o kişinin hakkını alacak güç o kişiyi başa getirendir, yani İstanbulludur. Görüşümüz, kimliğimiz ne olursa olsun birlikte mücadele etmek zorundayız. Ekrem İmamoğlu’nun kılını dahi teslim etmeyeceğiz. Söyledim, bu yola girerlerse cehennemin kapılarını açmış olurlar. Bu kadar mert ve erkekçe söylüyorum.

ONLARI SİYASETTEN EMEKLİ EDECEĞİZ: Bizim mücadelemiz hak mücadelesidir. Geldikleri gibi gidecekler. Ama sadece gitmeyecekler, siyasetten emekli edeceğiz onları. Yetkiyi veren de İstanbulludur, yetkiyi alacak da İstanbulludur. Ekrem başkan İstanbul’u dünyanın incisi haline getirecek. Bunu hep beraber yapacağız. Adalet için, hak için, hukuk için mücadele edeceğiz.

AYM’den iki Ermeni Vakfı’nın el konulan mülkleri için iade kararı

Hatay Samandağ Vakıflı Köyü Ermeni Ortodoks Kilisesi Vakfı ile Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı yıllardır verdikleri hukuk mücadelesini kazandı.

Anayasa Mahkemesi (AYM) her iki vakfın Hazine adına kaydedilen taşınmazlarının iade edilmemesinin “mülkiyet hakkı ihlali” olduğuna hükmetti. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için de yeniden yargılama yapılmasını istedi. Kararlar Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Geçen aralık ayında da Ağa Mıgırdiç Sanasaryan’ın 1901’de yoksul Ermeni öğrencilerin eğitim ihtiyaçları için yaptırdığı ve Ermeni cemaatine ait vakıf olarak tescil edilen Sirkeci’deki Sanasaryan Han davasından da 92 yıl sonra ‘mülkiyet’ kararı çıkmış; 1930’da İstanbul İl Özel İdaresi‘nin el koyduğu han için AYM mülkün devlete geçişini hukuksuz bulmuştu.

AYM bugünkü kararında, başvuru konusu taşınmazların Hazine adına tescil edilmesinin temel gerekçesinin, cemaat vakıflarının vasiyet yoluyla bile olsa mülk edinememesi yönündeki düzenleme olduğu ifade etti. Kararda, “Yargıtayın 1974’teki kararının hak ihlallerine neden olduğu” yönünde tartışmalarının daha önce gündeme geldiği ifade edilerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) de Türkiye Cumhuriyeti aleyhine ihlal kararı verilmesine yol açtığına işaret edildi.

Konuyla ilgili 2008’deki yasal düzenlemenin hedeflerinden birinin, vasiyetnamelerin geçersiz sayılması nedeniyle Hazineye intikal eden taşınmazların iadesini sağlamak olduğunu belirten AYM kararda şunları dedi:

“Yargıtayın bu yorumu, kanun koyucunun amacıyla açıkça çelişmektedir. Bir ihlalin giderilmesi amacıyla çıkarılan ve hak bahşeden bir kanunun ısdar edilme amacıyla açıkça çelişecek biçimde yoruma tabi tutulması öngörülebilirlik ilkesiyle çelişmektedir. Anayasa Mahkemesi, açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.”

Bireysel başvuru yapılmıştı

Bir Ermeni vatandaşın 1968’de Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı’na bağışladığı taşınmaz için Yargıtay’ın, 1974’te cemaat vakıflarının vasiyet yoluyla taşınmaz edinmelerinin hukuken mümkün olamayacağına karar vermiş; Ermeni vatandaş A.H, bunun üzerine taşınmazını iki kişiye satmıştı.

A.H’nin 1976’da ölümü üzerine Hazine, satışın muvazzalı (danışıklı) olduğunu ileri sürerek, taşınmazın Hazine adına tescillenmesi için dava açtı. Mahkeme, Hazinenin açtığı davanın kabulüne karar verdi.

2008’de çıkan kanunla cemaat vakıflarına vasiyet edilen veya bağışlandığı halde mal edinememe gerekçesiyle Hazine adına kayıtlı malların vakıflarına iadesinin mümkün olması üzerine vakıf Hazine’ye tapu iptali ve tescil davası açtıysa da İstanbul 15. Asliye Hukuk Mahkemesi, davanın reddine karar verdi.

Karar üzerine Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı, AYM’ye bireysel başvuru yaptı.

Başvuruyu görüşen Yüksek Mahkeme, Anayasa’nın 35’inci maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Karar örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için mahkemeye gönderilmesi kararlaştırıldı.

Kararda, “Yargıtayın vasiyetnamenin iptal edilmiş olmasından hareketle yaptığı yorumunun söz konusu imkanın getiriliş amacıyla açık bir çelişki içinde olduğunu ifade etmek gerekir” denildi.

İran Huzistan’da bir günde 600’e yakın kişi hava kirliliği nedeniyle hastanelik oldu

İran‘ın güneybatısındaki Huzistan eyaletinde hava kirliliğine bağlı rahatsızlıklar nedeniyle bir günde 578 kişi hastaneye başvurdu.

İran’ın resmi haber ajansı IRNA‘ya konuşan ağlık Bilimleri Üniversitesi Rektör Yardımcısı Dr. Habib Hayber, “Huzistan’da hava kirliliğine bağlı olarak son 24 saatte kalp ve solunum rahatsızlıkları şikayetiyle 578 kişi hastanelere müracaat etti” dedi.

Söz konusu hastalardan 512’sinin ayakta, 66’sının ise yatarak tedavi gördüğünü aktaran Hayber, solunum yolları rahatsızlığı bulunanların, havanın kirli olduğu günlerde zorunlu olmadıkça evden çıkmaması gerektiği uyarısını yaptı.

Hava kirliliği nedeniyle başta Tahran olmak üzere birçok eyalette sık sık okullar tatil ediliyor, dış mekanlarda spor yapmak yasaklanıyor ve araç trafiğine çeşitli kısıtlamalar getirilip inşaatlar geçici olarak durduruluyor.

2021’de 42 bin kişi yaşamını yitirdi

Tahran’ın yanı sıra Elborz, İsfahan, Doğu Azerbaycan, Kazvin, Kum ve Huzistan eyaletlerinin birçok bölgesinde eğitim birkaç haftadır çevrim içi yapılıyor, riskli grupta bulunan vatandaşlar da izinli sayılıyor.

İran Meclis Çevre Grubu Başkanı Sümeyye Rafii, 2021’de ülkede 41 bin 700’den fazla kişinin hava kirliliği nedeniyle hayatını kaybettiğini belirtmiş;  “Ne yazık ki bu yıl Tahranlılar iki gün, İsfahan, Kerec, Ahvaz ve Arak halkı ise sadece birer günü temiz hava ile geçirdi” demişti.

İran’ın yarı resmi Fars Haber Ajansı, dünyada hava kirliliği sıralamasında ilk üç kent arasında yer alan Tahran’da bugün hava kalite endeksinin ortalama 179 olarak ölçüldüğünü, şehrin bazı bölgelerinde bunun 200’ü de geçtiğini aktardı.

Bazı şehirlere ilişkin bilgilerin de verildiği haberde, hava kalite endeksinin Hemedan’da 152, Yezd’de 152, Dezful’da 152, Arak’ta 159, Kerec’de 159, Kazvin’de 163, Tebriz’de 164, İsfahan’da 167, Mahşehr’de 170 olduğu paylaşıldı. Huzistan’ın merkez kenti Ahvaz‘da ise hava kirliliğinin 178 olarak ölçüldüğü kaydedildi.

Hava kalitesi endeksinde bir metreküp hava içindeki partikül maddeye (PM10) göre belirlenen değerler şöyle sıralanıyor: “0-50 arası “temiz hava” (yeşil), 51-100 “orta” (sarı), 101-150 “hassas” (turuncu), 151-200 “sağlıksız” (kırmızı), 201-300 “çok sağlıksız” (mor), 301-500 “tehlikeli” (kahverengi)”

Sübvansiyonlar ve eski araçlar en büyük sorun

İran’da otomobillerin çoğu kurşunlu benzin kullanıyor ve emisyonları kontrol edecek bir denetleme mekanizması bulunmuyor. Dünyanın en kirli şehirlerinden biri olan Tahran’da gelecekte mevcut toplu taşıma filosunun yerini doğal gazla çalışan otobüs ve otomobillerin alması planlanıyor ancak ülkede süren protestolar ve ambargolar nedeniyle henüz bu konuda somut bir adım atılmış değil. Doğal gazın da kirletici bir fosil yakıt olması nedeniyle bu önlemin kirliliğe çare olacağı da düşünülmüyor.

Ülkedeki enerji fiyatları da devlet sübvansiyonları yoluyla düşük tutulduğu için verimsiz ve kirletici fosil yakıt kullanımı azalmıyor. Artan solunum yolu hastalıkları tablosu Tahran ve Arak şehir yönetimlerini de hava kirliliği kontrol programları başlatmaya sevk etti. Bununla atmosfere salınan sera gazı ve zararlı kimyasalların miktarını kademeli olarak azaltmayı planlıyorlar.

Dünya Bankası, hava kirliliğinin neden olduğu ölümler nedeniyle İran ekonomisinin yılda 700 milyon dolara yakın zarar gördüğünü tahmin ediyor. Hava kirliliği kaynaklı hastalıklar ise İran ekonomisinde yılda 300 milyon dolarlık kayba neden oluyor.

Putin 36 saatlik ateşkes ilan etti, Ukrayna reddetti

Ukrayna lideri Volodimir Zelenski, bu ateşkesin cephedeki ilerlemelerini durdurmak için ilan edildiğini savundu. Bir video mesaj yayınlayan Zelenskiy, Rusya’nın ateşkesi kullanarak cepheye daha fazla asker ve silah taşımayı hedeflediğini söyledi. BBC‘ye konuşan danışmanı Mikhailo Podolyak da Rusya işgal ettiği topraklardan çekilmeden geçici bir ateşkes olamayacağını söyledi ve bunun bir propaganda adımı olduğunu ekledi.

ABD lideri Joe Biden da Zelenski’yi destekleyerek Putin’in “nefes almak için böyle bir hamle yaptığını” belirtti.

Ortodoks Hristiyanlar Noel’i 7 Ocak’ta kutluyor.

Kayıp veren Rusya Kiev’i barış istememekle suçlayacak

Ukrayna’nın bu öneriyi reddetmesiyle birlikte Kremlin’in Rus halkına karşı “Kiev barış istemiyor ve inançlılara saygısı yok” argümanını kullanması bekleniyor.

Rus ordusu yılbaşında büyük bir kayıp vermiş, Ukrayna’nın roketli saldırısında Rusya’nın açıkladığı rakamlara göre 89 asker ölmüştü. Siyasi analist Tatyana Stanovaya, Kremlin’in Noel döneminde de benzer bir kayıp vermekten imtina etmek için böylesi bir adım atmış olabileceğini söyledi: “Putin kesinlikle Noel’de de aynı şeyin yaşanmasını istemiyor.”

 

ABD, köpekbalığı yüzgeci ticaretini yasaklamaya hazırlanıyor

Aktivistler memnun, bilim insanları şüpheli

Okyanus koruma Grubu Oceana‘nın kampanya direktörü Gib Brogan, kararı memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, “Limanlarımız artık  köpekbalığı yüzgeçleri için ticarete açık değil. Bu karar, onları tedarik zincirinden çıkaracak ve bunun küresel ‘yüzgeç pazarını’ bozmasını bekliyoruz.”

“Yanlış insanları balıkçılıktan uzaklaştırıyor, yanlış şekilde yapanlar için daha fazla pazar payına sahip olma fırsatları yaratıyor. İnsanlar bunun sorunları çözeceğini düşünüyor ama öyle olmayacak.”

Köpekbalıkları sadece yüzgeçleri için öldürülmüyor. Etleri, çeneleri ve derisi için de avlanıyorlar. Ancak hayvanların yüzgeçleri, diğer “parçalarına” göre özellikle Asya ülkelerine ihracatta çok daha fazla gelir getiriyor. Köpekbalığının türüne bağlı olarak, bir kilo yüzgeç yüzlerce dolara satılıyor,  bu da onu ağırlık olarak en pahalı “deniz ürünleri”nden biri yapıyor. 

The İndependent‘e konuşan New Jersey merkezli bir köpekbalığı avcısı olan Kevin Wark, yeni kuralların kendi gibi balıkçıları işsiz bırakacağını söyledi: Güney Çin Denizi‘nde ve dünyanın her yerinde çok sayıda yasadışı balıkçılık olabileceğini ve ABD’de birkaç olay olabileceğini anlıyorum, ancak burada çok sayıda çalışkan, dürüst adam var.” 

Bununla birlikte korumacılar, tıpkı ülkenin fildişi ticaretini yasaklamasının Afrika fillerini korumada çok önemli olması gibi, ABD’nin diğer ülkeleri benzer adımlar atmaya teşvik etmek için güçlü bir şekilde hareket etmesini savunuyor . İlk olarak 2017’de iki partiden bir grup milletvekili tarafından ortaya atılan yüzgeç avcılığı yasağı, hali hazırda Kanada’da da uygulanıyor. 

500’den fazla köpekbalığı türünün üçte birinden fazlası yok olabilir

Aşırı avlanma, 1970’lerden bu yana köpekbalığı türlerinde %71’lik bir düşüşe yol açtı. Yaban hayatı popülasyonlarını izleyen İsviçre merkezli bir grup olan Uluslararası Doğayı Koruma Birliği, dünyadaki 500’den fazla köpekbalığı türünün üçte birinden fazlasının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu tahmin ediyor.

Geçen ay Panama‘da düzenlenen uluslararası vahşi yaşam konferansında, hükümetler, yalnızca yüzgeçleri için değil, aynı zamanda bazıları evcil hayvan mamasına dönüşen etleri için de giderek daha fazla avlanan 90’dan fazla köpekbalığı türüne yönelik ticaret kısıtlamalarını genişletmişti. 

Van’da son yılların en kurak kışı: Aşırı sıcaklar ve soğuklar yaşayabiliriz

Van‘ın en çok kar alan ilçelerinden Bahçesaray‘da geçmişte kar kalınlığının iş makinelerinin boyunu aştığı üç bin rakımlı Karabet Geçidi‘nde kar kalınlığı şimdi en düşük seviyede. Genellikle bu dönemde karlardan yolların kapandığı, okulların tatil edildiği Van’da geçen yıl besicilerin biriktirdikleri otu kızaklarla taşıdığı kırsal bölgelerde, bu yıl çobanlar meralarda hayvanları otlatmaya devam ediyor.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu ise iklim değişikliğinin her geçen gün hayata nüfuz ettiğini söylüyor.

Van'da son yılların en kurak kışı: Seller, aşırı sıcaklar ve soğuklar yaşayabiliriz
Fotoğraf: Necat Hazar – Anadolu Ajansı

‘Van Gölü kıyılarında çekilmeye tanıklık ediyoruz’

AA‘dan Necat Hazar‘ın aktardığına göre; son zamanlarda dünyanın birçok noktasında ve Van Gölü Havzası‘nda sıcaklığın kendini daha fazla hissettirdiğini anlatan Alaeddinoğlu, düşen yağışın şeklinde ve miktarında da farklılıklar oluşturduğunu ifade etti.

‣Van Gölü’nün sınırları değişiyor

Ocak ayında yüksek kesimlere dahi çok az kar düştüğüne şahitlik ettiklerini belirten Alaeddinoğlu, “Belki insanlar için iyi görünebilir maalesef uzun vadede karşımıza kullanma suyu, içme suyu, daha sonra kuraklık sorunu olarak çıkacak. Türkiye’de kış aylarında yağışın düştüğünü biliyoruz. Ocak ayındayız henüz gerçek anlamda yağışı alamadık. Bundan sonraki aylarda durumun aynı olacağına dönük hiçbir bulgu yok. Umarım önümüzdeki aylarda yağış düşer, şayet düşmezse havzanın ekosistemi büyük ölçüde etkilenecek. Akarsuların büyük ölçüde kuruması, küçük göllerin tamamen kuruması, büyük göllerin de alan kaybetmesine yol açacak. Van Gölü kıyılarında çekilmeye tanıklık ediyoruz” diye konuştu.

Fotoğraf: Necat Hazar – Anadolu Ajansı

 ‘Şimdi gerçekleşmeyen o yağışlar önümüzdeki yılları da etkileyecek’

Kar şeklinde düşen yağışların büyük bir kısmının toprağa sızdığını, bunun da insanların ihtiyaç duyduğu sulama ve içme suyunu karşıladığını ifade eden Alaeddinoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Şimdi gerçekleşmeyen o yağışlar önümüzdeki yılları da etkileyecek. Zaten sürecin evrildiğini biliyoruz. Hava sıcaklığı artacak buharlaşma da ona göre artacak. Biz tanıklık etmedik ama geçmişte yaşanan salınımlar var. Kuraklık yaşanmış bir süre sonra yağış olmuş. Bugün içinde olduğumuz durum farklı, artık salınım değil. Bu, küresel ısınmanın beraberinde getirdiği ve artık birkaç yılı içeren değil bundan sonra tablonun daha olumsuza doğru evrileceği bir süreç olacak. Bugün düşmeyen kar, aslında önümüzdeki yıllarda ihtiyaç duyacağımız içme ya da kullanma suyunun azalması anlamına geliyor. Şu anki durum alışageldiğimiz bir durum değil, yerde belli bir ölçüde kar olması gerekiyor. Havalar ısındıkça yağış kar şeklinde düşmez. Hava sıcaklığı düşmediği sürece kar gerçekleşmeyecek, kar yağmadıkça yerde kalmayacak, dolayısıyla toprağa sızmayacak.”

‘Bölgesel kuraklıklar küresel hale geldi’: Dünya alarm veriyor

‘Seller, taşkınlar, aşırı sıcaklar ve aşırı soğuklar da yaşayabiliriz’

Güneşin artık Kuzey Yarımküre’ye döndüğünü, bundan sonra daha iyi hava şartlarıyla karşılaşacaklarını anlatan Alaeddinoğlu, bunun da karın yağmasının ve yerde kalmasının kısıtlanması anlamına geldiğini dile getirdi.

Fotoğraf: Necat Hazar – Anadolu Ajansı

Hava olaylarının belli olmadığını, tahminlerin ötesinde durumlarla karşılaşılabileceğini belirten Alaedinoğlu, “Seller, taşkınlar, aşırı sıcaklar ve aşırı soğuklar da yaşayabiliriz. Kar yağışı bundan sonra düşse de geçmişte olduğu gibi verimli olmayacak. Yağan karın yerde kalma süresi azalacak bu da toprağa sızmasının azalmasına neden olacak” dedi.

Geleceğin en büyük iki sorunu, iklim krizi ve kuraklık

‘Hayatımda ilk defa bu ayda yolda kar olmadığını görüyorum’

Bahçesaraylı Zahir Toktaş ise bu yıl çok az kar yağdığını hatırlatarak, “Sadece bir kez kar yağdı. Daha önce Karabet bölgesinde 3-4 metre kar olurdu, yollar kapanırdı. Şimdi görüldüğü gibi yollar açık ve çok az kar var” dedi.

Minibüs şoförü Doğan Özhan da hayatında ilk kez bu dönemde bölgede kar olmadığına tanıklık ettiğini anlattı.

Bu duruma alışık olmadıklarını belirten Özhan, “Hayatımda ilk defa bu ayda yolda kar olmadığını görüyorum. Önceki yıllarda Bahçesaray yolu özelikle Karabet Geçidi kapanıyordu. Açık olduğu dönemde zincirsiz çıkamazdık buraları. 6-7 metre kar olan yolda şimdi toz kalkıyor” diye konuştu.

Fotoğraf: Necat Hazar – Anadolu Ajansı
Kuraklık: Van Gölü’ndeki binlerce yıllık mikrobiyalitler yok oluyor

Kar küreme aracı operatörü Miraç Duru ise Karabet Geçidi‘nin karla mücadelede en zorlu yerlerden biri olduğunu kaydederek, “Geçen sene ocak ayında kar vardı ve ekipler arkadaşlarımızla 24 saat çalışıyorduk. Bu yıl aynı aydayız ama kar yok, buzlanmaları kontrol ediyoruz. Beklenen yağışlar yağmazsa çok zor bir yıl olacak. Allah insanlara yardım etsin” ifadelerini kullandı.

Çoban Aziz Gezgen de “Geçen yıl bu ayda yerde iki metreye yakın kar vardı. Bu sene kar yok. Hayvanları dışarıda otlatıyoruz. Kar yağmazsa yazın ot bitmez hayvanların yiyeceği ot olmaz” dedi.

‣Meteorolojiden kuraklık alarmı

2022’de su kaynakları dip seviyeleri gördü

Ülkenin su kaynakları 2022’de dip seviyeleri görmüştü.

Van Gölü derinlerinde bulunan araba lastiğinden pet şişeye her türlü plastikler, 2022’de yağışların azalması ve artan sıcaklar nedeniyle hızlı buharlaşması sebebiyle içindeki sakladıklarını dışarı vurmak zorunda kaldı. Gölde oluşumu binlerce yıl süren ve ‘su altı peribacaları’ olarak nitelendirilen dikitler gün yüzüne çıktı. Van Gölü’nde kuraklık uydu görüntülerine yansıdı, gölün sınırları değişti.

Kuraklığın, artan sıcakların, insan kaynaklı kirliliğin vurduğu tek su kaynağı elbette Van Gölü olmadı. Burdur Gölü’nde alı patlaması görüldü, Arin Gölü yok olmanın eşeğine geldi. İznik Gölü’ndeki bazilika kıyıyla birleşti. Akşehir ve Karataş Gölü meraya dönüştü. Barajlarda da su seviyeleri dibi gördü.