Ana Sayfa Blog Sayfa 611

Boğaz’a nazır oteller, rezidanslar ve yalılar: Erdoğan’ın imam hatipten arkadaşı projesine başlıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imam hatipten arkadaşı olan ve İstanbul Mecidiyeköy’deki Ali Sami Yen Stadyum arazisi üzerine yaptığı inşaatta 10 işçinin hayatını kaybetmesiyle bilinen Aziz Torun, İstanbul Boğazı’nı katledecek bir rant projesine başlıyor.

Aziz Torun’un sahibi olduğu Torunlar Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO), Beykoz Paşabahçe Mahallesi’nde bulunan ve İstanbul Boğazı’nın en kıymetli bölgeleri arasında sayılan eski Tekel Fabrikası arazisini 2012’de özelleştirmeyle aldı. Torunlar GYO şimdi de İstanbul Boğazı’ndaki bu araziye milyonlarca lira değerinde otel, rezidans ve yalılar inşa edecek.

BirGün‘den İsmail Arı‘nın aktardığına göre; Torunlar GYO’nun hazırlattığı raporda  arazinin güncel değeri yaklaşık iki milyar TL olan araziye en çok üç katlı yapıların inşa edileceği belirtiliyor.

‣Kanal İstanbul çevresini bölüşenler: Erdoğan’ın imam hatipten arkadaşı, Erdoğan Bayraktar…
Kanal İstanbul’daki malikler gizlendi
İmamoğlu: ‘Kanal’ bir emlak projesi, İstanbul bunu kaldıramaz
“Asansör mesai saati dışında kullanılıyordu”

Torunlar’ın yakın zamanda inşaat çalışmalarına başlayacağı arazi ise toplam 70 bin metrekare büyüklüğünde. Araziye yaklaşık 45 bin metrekare alanlı bir otel inşa edilecek. Şirketin hazırlattığı raporda, “Konut olarak tasarlanan bloklardan Boğaz’a cepheli beş adedinin bir bütün halinde yalı olarak, diğer beş blokun ise kat bazında rezidans daireler şeklinde pazarlanacak. Arazinin Boğaz kenarında olması, manzaralarının bulunması ve yüzölçümü büyüklüğü dikkate alındığında ‘otel’ projesi geliştirilmesinin en uygun strateji olduğu düşünülmektedir” denildi. Böylece proje kapsamında yalı ve rezidansların dışında bir de 129 odalı bir otel yapılacak.

Proje inşaatının iki buçuk yıl süreceği, bu yıl yüzde 30’unun, 2024’te yüzde 40’ının, 2025’te ise geri kalan yüzde 30’unun yapılacağı, otelin 2025 yılı ortasında hizmete gireceği ifade edildi. Boğaz’ı betona boğacak bu projenin inşaat ruhsatlarının ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden (İBB) AKP döneminde alındığı öğrenildi.

 

Tuz Gölü’nün su alanı yüzde 10 seviyelerine kadar düştü

Aksaray, Konya ve Ankara arasında yer alan, başta flamingolar olmak üzere binlerce kuşa ev sahipliği yapan Tuz Gölü‘nde son yapılan araştırmayla sadece dokuz bin hektarlık alanın suyla dolu olduğu belirlendi.

Göl alanı, küresel ısınmanın etkisiyle her geçen gün biraz daha daralıyor.

Göl ile ilgili araştırmalar yapan Aksaray Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hatim Elhatip, İç Anadolu Bölgesi’nin Türkiye‘nin en az yağış alan yeri olduğunu söyledi.

‣ Tuz Gölü’ndeki kuraklık uydu görüntülerinde
‣ Tuz Gölü’nde kuraklık: Göl haziran ayından itibaren pembeleşmeye başladı
‣ Tuz Gölü, yüzde 65 oranında çekildi

Aksaray’ın da bu bölgenin içerisinde olduğunu belirten Elhatip, “2021’de bölgemiz bol yağış almıştı. Bu yağışlar hem yer altı hem de yer üstü sularına olumlu etkiler yaptı. Yer altı sularında 30-50 santimetre civarında bir yükselme söz konusu oldu” dedi.

Küresel ısınmadan dolayı bu yıl tamamen kurak bir mevsim geçiriyoruz. Kuraklık analizlerini yaparken 50-60 yılları baz alıyoruz. Aksaray şu anda kuraklığın şiddetli bir şekilde etkisi altında. Ülkemizin birçok bölgesi bu dönemlerde karla dolardı ancak bu yıl yağış çok az. Kayak merkezlerini bile suni karla doldurabiliyoruz.

Elhatip, Türkiye’nin küresel ısınma ve kuraklıkla birlikte su kaynakları kıtlığı yaşanan ülkeler arasına girebileceğine dikkati çekti.

Başta Tuz Gölü olmak üzere kentteki birçok su havzasında ciddi anlamda kuraklık görüldüğünü vurgulayan Elhatip, “Tuz Gölü’nün 30-40 yıl önceki değerlerinde yüzey doluluk alanı 92 bin 652 hektardı. Yani neredeyse alanın hepsi su ile doluydu” diye ekledi.

Elhatip, şöyle devam etti:

“Bu alan iki üç ay öncesine kadar 32 bin 500 hektar alana kadar gerilemişti. Son yaptığımız araştırmalarda Tuz Gölü’nün su dolu alanı yüzde 10 seviyelerine kadar düştü. Yani dokuz bin hektar civarında sulu bir alan kaldı. Bu seviye hem kuraklık hem de yer altı sularının çekilmesiyle ilgili bizlere bilgi veriyor.”

‘2024-2029 döneminde şiddetli kuraklık göreceğiz’

Elhatip, küresel ısınmanın etkilerini çok ciddi anlamda yaşadıklarını, Suudi Arabistan bölgesini sel götürmesinin buna örnek teşkil ettiğini dile getirdi.

Suudi Arabistan’da çöl bölgesi olmasına rağmen taşkınlar ve seller görülmeye başlandığını aktaran Elhatip, şunları kaydetti:

Buzul bölgelerindeki buzların erimesi de bunlara örnektir. Elimizdeki su kaynaklarını artık çok dikkatli kullanmamız gerekiyor. Tarım arazilerini vahşi sulama şeklinde sulamaya devam edersek çok zarar verecek. Şu anda orta derecede kuraklık dönemi yaşıyoruz. 2024-2029 döneminde şiddetli kuraklık göreceğiz. Yani kırmızı alarm vereceğiz.

‘2022’nin ocak ve şubat dönemini bol karlı ve yağışlı geçirmiştik’

Tuz Gölü’nü besleyen Akgöl‘de suların çekilmesiyle küçükbaş hayvanlarını otlatan çoban Hasan Hüseyin Sanşav ise çocukluğunda göl çevresinde birçok su kaynağının olduğunu söyledi.

2000 yılından bu yana kademe kademe Akgöl’deki su miktarında azalma meydana geldiğini ve gölün kuruduğunu belirten Sanşav, “Şu anda meralarda hayvanlarımıza su bulamıyoruz. Hayvanlarımızı bu mevsimde bile otlatmaya çıkartıyoruz. 2022’nin ocak ve şubat dönemini bol karlı ve yağışlı geçirmiştik. Neredeyse şubat ayına girdik ancak ne yağmur var ne kar.” diye ekledi.

Geçen yıl 5 bin 15 kadın acil yardım hattına şiddet çağrısı yaptı

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF), ‘Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı 2022 Yılı Veri ve Analiz Raporu’nu yayınladı. Raporda, “2022 yılında toplam 5 bin 15 çağrı alındı. 2022 yılı boyunca Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’na Türkiye’deki tüm illerden arama alınmıştır. En çok arama İstanbul ilinden geldi” denildi.

Son 16 yılda ev içi şiddet hattına toplam 87 bin 268 çağrı yapılırken, 2022 yılında yapılan çağrılarda şunlar göze çarptı:

  • Ev içi Şiddet Acil Yardım Hattı’na ihbarı gelen ve kayıt açılan 1527 vakanın 1103’ü ev içi şiddet ihbarı oldu.
  • Bu şiddet ihbarlarının 763’ü eş şiddeti ihbarıydı.
  • 232 çağrı sığınma evi talebinde bulundu.
  • 51 vakaya acil müdahale yapıldı.
  • 2022 yılı içerisinde hatta gelen şiddet ihbarlarında belirtilen maruz kalanların yaşları 1-80 arasında değişiklik gösterdi.
  • Acil yardım hattına gelen çağrılar, kadınların en çok en yakınlarındaki erkekler tarafından şiddete uğradığını gösterdi.
‣ Kadına yönelik şiddet araştırma anketi: Sistem kadınların güvenliğini sağlamıyor
‣ Türkiye’nin sadece bir ilinde bile on binlerce kadına yönelik şiddet vakası kayıtlara geçti

Gelen çağrılar, şiddetin en güvenli yer olduğu varsayılan ev içerisinde, kadınların hayatlarını paylaştıkları eşler ve diğer aile bireyleri tarafından uygulandığını gösteriyor.

Saldırganlar içerisinde en geniş grubu, yüzde 55,3 ile eşler oluşturdu.

Eşleri, yüzde 7 ile diğer aile üyeleri takip etti. Mağdurlar ya da ihbarda bulunanlar, aile içerisinde genel anlamda aile, baba, ağabey, abla, kız ve oğlan çocuklarının şiddet uyguladığını bildirdi.

Erkekler duygusal ilişkileri bittikten sonra da kadınlara şiddet uyguladı. Saldırganların yüzde 5,6’sı eski eş, yüzde 1,5’i eski erkek arkadaş oldu.

Greenpeace’den Atlantik’teki Shell platformunda eylem: Sondajı durdur, kirlettiğini öde

Türkiye, Arjantin, ABD ve Birleşik Krallık‘tan Greenpeace iklim adaleti aktivistleri, Atlantik Okyanusu‘nda “Sondajı Durdur, Kirlettiğini Öde” yazılı pankartla Shell’le anlaşmalı bir gemiye çıktı.

Shell’in kar duyurusundan sadece iki gün önce, dört uluslararası Greenpeace gönüllüsü, iklim krizini körükleyen ancak yarattığı kayıp ve hasara karşı tek kuruş  ödemeyi reddeden Shell ve fosil yakıt endüstrisine karşı barışçı bir protesto için Kanarya Adaları’nın kuzey kıyısı açıklarında bulunan “White Marlin” gemisine ulaştı.

İklim adaleti aktivistleri, bugün (31 Ocak), Greenpeace Arctic Sunrise gemisinden denize indirilen üç botla 51.000 tonluk ağır yük gemisine yaklaştılar ve taşınabilir merdivenlerle güverteye tırmandı.

Türkiye’den Yakup Çetinkaya, Arjantin’den Carlos Marcelo Bariggi Amara, ABD’den Usnea Granger ve İngiltere’den Imogen Michel geminin taşıdığı petrol ve gaz platformunun hareketini engellemeyi amaçlıyor.  Diğer iki gönüllü, Filipinli Yeb Saño ve Endonezyalı Waya Pesik Maweru da onlara katılma girişiminde bulundu ancak gemiye çıkmayı başaramadı.

‘Shell artık sondajı durdurmalı’

Platform, Shell’in Penguins North Sea’deki petrol ve gaz sahasındaki sekiz yeni kuyu açmasını sağlayacak üretim ekipmanlarının en önemlisi.

Greenpeace Güneydoğu Asya icra direktörü ve küresel iklim görüşmelerinde Filipinler için başmüzakereci olarak görev yapmış olan Yeb Saño, şunları söyledi:

“Shell, artık sondajı durdurmalı ve ödemeye başlamalı. Bugün harekete geçiyoruz çünkü Shell’in petrol çıkardığı her an, dünya çapında ölümlere, yıkıma ve yer değiştirme dalgalarına neden oluyor, bu kötü sonuçlarsa maalesef  iklim krizinde en az payı olan insanları en derin şekilde etkiliyor.”

Shell ve tüm fosil yakıt endüstrisi, iklim krizini evlerimize, ailelerimize, atmosferimize ve okyanuslarımıza taşıyor.

Bu yüzden; denizde, hissedar toplantılarında, mahkeme salonlarında, çevrimiçi ortamda ve hatta kendi genel merkezlerinde karşılarına çıkacağız. İklim adaleti sağlanana ve kirletenler bedelini ödeyene dek durmayacağız.

On yıllardır iklim adaletsizliğinden kar sağlayan fosil yakıt endüstrisi artık sorumluluk almalı ve neden olduğu kayıp ve hasarı karşılamalı. İklim için, kırılgan toplumlar için, kirli sektörün risk alan emekçileri için ucuz, temiz, yenilenebilir enerjiye doğru hızlı ve adil bir geçiş yapmalı.”

Günde 45 bin varil petrol 

Penguenler alanındaki her bir petrol damlasını çıkartmaya çalışan Shell ile anlaşmalı olan White Marlin gemisi,  bir yeniden geliştirme projesi için yüzer üretim depolama ve taşma [FPSO] ünitesi taşıyor.

Petrol üretim platformu, otuz yıldır Kuzey Denizi’nde faaliyet gösteren Shell için geliştirilen ilk insanlı gemi olma özelliğini taşıyor. Üretimin tepe noktasında projenin günde 45 bin varil petrol getirmesi bekleniyor ve Shell  projenin başka keşif sahaları da açabileceğini ileri sürüyor.

Bugünkü protesto Wael Sawan‘ın Shell’in  yeni CEO’su olarak göreve gelmesinden sadece birkaç hafta sonra gerçekleşti.

Şirketin 2 Şubat Perşembe günü tüm yıl kazançlarını duyurmasının ardından bu hafta, Shell’e karşı kamuoyu baskının daha da artması bekleniyor. Şirket, Putin‘in Ukrayna‘daki çıkardığı savaşın yol açtığı şişirilmiş enerji fiyatları yüzünden şimdiden inanılmaz bir kârlılığa ulaştı.

Yapay zeka hesapladı: Dünya 10 yıl içinde 1.5 derecelik ısınma eşiğini geçecek

Yeni bir araştırmaya göre, dünya kritik 1.5 derece eşiğini aşmanın eşiğinde. Bu da dünyayı küresel ısınmanın en yıkıcı etkilerinden kurtarmak için zamanın fazlasıyla kısaldığını gösteriyor.

Yapay zeka eşikleri belirledi

Çalışmayı atmosfer bilimcisi Elizabeth Barnes ile birlikte yazan Stanford Üniversitesi iklim bilimcisi Noah Diffenbaugh, Guardian’a “Küresel ısınmanın 1C’den farklı ekosistemler üzerindeki etkisine dair çok net kanıtlarımız var. Yeni bir yöntem kullanılarak yapılan bu yeni çalışma, zaten hissettiğimiz etkileri yoğunlaştıran, iklimde devam eden değişikliklerle kesinlikle karşılaşacağımıza dair kanıtlara katkıda bulunuyor” dedi.

Bilim insanları, geniş veri kümeleri arasındaki ilişkileri tanıyan bir yapay zeka türü kullanarak, sistemi çok çeşitli küresel iklim modeli simülasyonlarını analiz edecek şekilde eğitti ve ardından verilen sıcaklık eşikleri için zaman çizelgelerini belirlemesini istedi.

2044-65 yıllarında 2C eşik için olasılık yüzde 70

Model, emisyonlar hızla düşse bile, iki derecelik eşiğin 2044 ile 2065 arasında geçilmesi için yaklaşık yüzde 70 olasılık gösterdi.  Yapay zekanın tahmin yeteneğini kontrol etmek için geçmiş ölçümlere de girildi ve sistemden önceden not edilmiş mevcut ısıtma seviyelerini değerlendirmesi istendi  Buna göre, 1980’den 2021’e kadar olan verileri kullanan yapay zeka, hem 2022’de ulaşılan 1,1°C’lik ısınmaya hem de son on yıllarda gözlemlenen modellere ve hıza doğru bir şekilde odaklanarak testi geçti.

Paris İklim Anlaşması’nda “kriz noktaları” olarak özetlenen iki sıcaklık kriteri, dünya çapında çok farklı sonuçlar üretiyor. Yaklaşık 200 ülke tarafından imzalanan anlaşmada, ısınmayı 2 derecenin oldukça altında tutma sözü verilmiş  ve 1,5C’yi hedeflemenin “iklim değişikliğinin risklerini ve etkilerini önemli ölçüde azaltacağını” kabul edilmişti.

Yarım derecelik bir ısınma çok fazla görünmese de artan etkiler üstel bir nitelik taşıyor ve dünya çapındaki ekosistemler ile bunlara bağımlı insanlar, bitkiler ve hayvanlar için geniş ölçekli olumsuz sonuç doğuruyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli‘ne göre, bir derecelik bir ısınma, Kuzey Kutbu‘ndaki buzsuz yaz sayısını on kat artırıyor. 1.5C ve 2C arasındaki fark ayrıca bitkiler için iki kat, böcekler için üç kat daha fazla yaşam alanı kaybına neden oluyor. Değişiklik aynı zamanda afetlerde tehlikeli bir artışı da tetikliyor. Daha sıcak bir dünya kuraklık ve sel getiriyor ve daha fazla yangın fırtınası ve sel üretiyor.

IPCC’ye göre kavurucu sıcak dalgaları 2C değerlendirmesinde 5,6 kat daha şiddetli ve daha yaygın hale gelecek ve kabaca 1 milyar insan daha büyük bir ölümcül nem ve ısı füzyonu potansiyeliyle karşı karşıya kalacak. En yüksek bedeli ise iklim krizinin ön saflarında yer alan küçük ada ülkeleri dahil olmak üzere birçok gelişmekte olan ülke ödeyecek.

İklim bilimcileri uzun süredir 1.5C’yi geçmenin neredeyse kaçınılmaz olduğu konusunda uyarıda bulunuyor, ancak bu çalışma, önemli eşikleri tahmin etmenin yeni bir yolunu sunarak, emisyonları azaltmak ve halihazırda ortaya çıkmaya başlayan etkilere uyum sağlamak için daha da acil bir durum ortaya koyuyor.

Diffenbaugh, “Yapay zeka modelimiz, net sıfır emisyona ulaşmak bir yarım yüzyıl daha sürerse, 2C’nin aşılacağına dair yeterince ısınma olduğuna oldukça ikna oldu” dedi.

Riskleri etkin şekilde yönetmenin hem sera gazı azaltımı hem de uyum sağlamayı gerektireceğini belirten Diffenbaugh şunları söyledi:

Halihazırda gerçekleşmiş olan küresel ısınmaya adapte olmadık ve kesinlikle gelecekte daha fazla küresel ısınma olacağı kesin olan şeye de adapte olmuş değiliz. Ve daha sürdürülebilir bir geleceğe geçiş konusunda ilerleme kaydedilirken, daha gidilecek çok yol var. İklim sistemini istikrara kavuşturmak net sıfıra ulaşmamız gerekecek. Küresel olarak çok fazla emisyon var ve bu geri dönüşü olmayan büyük bir gemi.”

Belçika 40 yaşındaki Tihange 2 nükleer reaktörünü kapatıyor

Belçika, Huy şehrinde bulunan Tihange 2 nükleer reaktörünün faaliyetini bugün yerel saatle 23.59’da kalıcı olarak durduracağını açıkladı.

Faaliyetine 1983’te başlayan nükleer reaktörün elektrik şebekesine bağlantısı 40 yılın ardından sona erecek.

Belçika’da geçmişteki hükümetlerin aldıkları kararlar doğrultusunda hazırlanan nükleerden çıkış yasası nedeniyle kapatılacak olan Tihange Nükleer Santrali‘nin üç reaktöründen biri olan Tihange 2 reaktörü, yıllık 1055 megavatsaatlik elektrik üretim kapasitesine sahipti.

Belçika’da Hollanda sınırına yakın Doel nükleer santralinde dört adet, Almanya ve Lüksemburg sınırına yakın Tihange nükleer santralinde de üç adet olmak üzere toplam yedi reaktör faaliyet gösteriyordu.

Bu reaktörlerin ürettiği elektrik, normal şartlarda ülke ihtiyacının yaklaşık yarısını karşılıyordu.

‣ Belçika, enerji krizi nedeniyle nükleer santralleri kapatmaktan vazgeçti
‣ Belçika nükleer enerjiyi bırakma kararından Ukrayna’nın işgali sebebiyle vazgeçebilir

Nükleerden çıkışta geri adım

Belçika hükümeti, RusyaUkrayna Savaşı öncesinde nükleer güç santrallerinin faaliyetine 2025’te son verilmesi için plan hazırlamıştı. Geçmiş hükümetlerin kararları uyarınca Doel 3 rektörü geçen yıl eylül ayında kapatılmış, Tihange 2 reaktörünün ise 2023’ün şubat ayında kapatılması kararlaştırılmıştı.

‣ Belçika, 2025 yılında ülkedeki yedi nükleer reaktörü kapatmayı planlıyor

Enerji krizi nedeniyle mevcut hükümet, bu reaktörlerin faaliyet süresinin uzatılması için çalışmalar yapmaya başladı. Reaktörlerin operatörleriyle hükümet arasında yapılan görüşmelerde ise bu aşamada kapatma sürecinin ertelenmesinin teknik ve yasal bakımdan mümkün olmadığı, bunun güvenlik riskleri doğuracağı tespit edildi.

Belçika, savaşın başlamasının ardından enerji arz sıkıntısı yaşamamak için daha önce 2025’te kapatmayı planladığı Doel 4 ve Tihange 3 reaktörlerinin faaliyet süresini 9 Ocak’ta verdiği kararla 10 yıl uzatmıştı.

Faaliyet süreleri uzatılan iki reaktör, ülkenin en son 1985’te inşa ettiği nükleer tesisler olarak biliniyor.

RTÜK Başkanı: Seçimlere yaklaşırken değerlerimize aykırı yayınlara müsaade etmeyeceğiz

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin, seçim öncesi döneme yaklaşıldığını belirterek, “Bugünlerde, yayınları yakından takip ederek kurallara uymayan medya hizmet sağlayıcılar hakkında gerekli yasal işlemleri başlatacağımızı açıkça beyan ediyorum” dedi.

‘Yasal işlem başlatacağız’

İçinde bulunulan günlerde gerçeklikten uzak yayın içerikleri, habercilik etik ilkelerine aykırı manipülatif yalan haberlerin ekranları çokça kapladığını söyleyen Şahin şunları kaydetti:

Halkın haber alma özgürlüğü, doğru bilgi edinilmesi ve sağlıklı kamuoyu oluşumu açısından, gerçekleri yansıtmayan hatta kurgusal olarak dizayn edilen yalan haberlerin izleyici ve dinleyiciye ulaşımı kabul edilemez. Halkımız doğruları öğrenmeyi hak eder, yalan ve yanlış bilgilere seyirciyi maruz bırakmak hiçbir yayıncının hakkı değildir. Yalan haber ve dezenformasyona asla ve asla geçit vermeyeceğiz. Spor ve tartışma programlarında küfür ve hakaretlere varan bilinçli veya bilinç dışı artışları dikkatle takip ediyoruz. Yasamızın 8. maddesinde yer alan yayıncılık ilkelerine uyma noktasında itina gösterilmediği aşikârdır.

Türk aile yapısını zedeleyen, toplumsal ve kültürel değerlerimize saygısız yayınlara, ‘dur’ demek, 6112 sayılı Yasa’nın bize emrettiği görevimizdir.

RTÜK olarak bundan önce olduğu gibi bundan sonra da, bilhassa seçim dönemine yaklaştığımız bugünlerde, yayınları yakından takip ederek kurallara uymayan medya hizmet sağlayıcılar hakkında gerekli yasal işlemleri başlatacağımızı açıkça beyan ediyorum.”

Araştırma: Avrupa yıkıcı bir kuraklık felaketinin eşiğinde

2018 ve 2019 yaz aylarında Orta Avrupa‘da ciddi bir su sıkıntısı yaşandı. O zamandan beri, sürekli olarak düşük kalan yeraltı suyu seviyelerinde önemli bir artış olmadı.

Avusturya‘daki Graz Teknoloji Üniversitesi‘nde yapılan ve ScienceDaily‘de yayımlanan yeni bir çalışma, şiddetli kuraklık nedeniyle doğal yaşam alanlarının zarar gördüğünü, tarımın etkilendiğini ve büyük enerji kıtlığının ortaya çıktığına işaret etti. Bu uzun süreli kuraklığın etkileri Avrupa‘da 2022 yazında daha belirgindi.

‣ ‘Bölgesel kuraklıklar küresel hale geldi’: Dünya alarm veriyor
‣ Avrupa, küresel ortalamanın iki katı daha fazla ısınıyor
‣ Avrupa yanıyor: Ancak iklim krizine karşı harekete geçmek için hala umut var
‣ Patates krizi: Avrupa’da aşırı sıcaklar ve kuraklık, mahsulleri küçülttü

Kuru nehir yatakları ve durgun suların yavaş yavaş kaybolması hem doğayı hem de insanları ciddi şekilde etkiledi.

Çok sayıda su canlısı yaşam alanlarını kaybederken, kuru toprak tarım için birçok soruna neden oldu.

Grafik: Graz Teknoloji Üniversitesi

Su krizi daha büyük boyuta ulaşabilir

Sonuç olarak Avrupa’daki enerji kıtlığı da kötüleşti. Yeterli miktarda soğutma suyu olmadan, Fransa‘daki nükleer santraller yeterli elektrik üretmek için mücadele etti.

Hidroelektrik santraller de susuzluktan dolayı işlevlerini yerine getirmekte zorlandı.

Avusturya Graz Teknoloji Üniversitesi‘nde uydular aracılığıyla yapılan araştırmalar su krizinin önümüzdeki yıllarda daha büyük boyuta gelebileceğini ortaya koydu.

Araştırma sonuçlarına göre, Avrupa’daki su durumu artık çok istikrarsız hale geldi.

Araştırmanın yazarlarından Dr. Torsten Mayer-Gürr, şunları kaydetti:

Birkaç yıl önce, suyun Avrupa’da, özellikle Almanya veya Avusturya‘da bir sorun olacağını asla hayal edemezdim. Aslında burada, su kaynağıyla ilgili sorunlar yaşıyoruz. Bunu düşünmemiz gerekiyor.

Akkuyu NGS’nin soğutma suyu için ÇED davası

Mersin’de inşa edilen Akkuyu Nükleer Santrali’nin faaliyete geçmesi durumunda, Akdeniz’den alınacak soğutma suyunun sıcaklığının santrali soğutmaya yetmeyeceği gerekçesiyle inşaatın durdurulması ve soğutma suyu bakımından Çevresel Etki Değerlendirmesi yapılması için dava açıldı.

Doğa Akdeniz Çevre Dernekleri’ni temsilen davayı açan Av. İsmail Hakkı Atal, “Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en büyük milli güvenlik ve halk sağlığı tehdidi olan Akkuyu nükleer santral projesine karşı , soğutma suyu gerekliliği üzerinden bir ÇED raporu düzenlenmesi ve ÇED çalışması sonuçlanıncaya dek santral inşaatının süresiz olarak durdurulması için ÇŞB’aleyhine Danıştay Başkanlığında dava açtığımızı kamuoyuna saygıyla duyururum” dedi.  

Deniz suyu sıcaklığı 28C’yi geçmemeli

Çok büyük ısı üreten nükleere santrallerin sağlıklı biçimde çalışabilmesi için soğutma suyunun 28C’nin üzerine çıkmaması gerekiyor. Soğutma suyu ve diğer problemler nedeniyle nükleer facia riski barındıran Akkuyu’da olabilecek olası bir kazada Türkiye’nin karşılaşabileceği zarar riskine karşılık, santralin tek sahibi ve tek işletmecisi Rusya sadece 700 milyon Euro sorumluluk üstleniyor.

Fransa, iklim krizi nedeniyle oluşan sıcak dalgaları sonucunda soğutma suyu olarak kullandıkları nehir su sıcaklıklarının 28 C’ nin üzerine çıkması nedeniyle son üç yıldır kaza riski altında bulunuyor.

Akkuyu Nükleer Santrali’nde kullanılabilmesi için 28 C’yi geçmemesi gereken Akkuyu deniz suyu sıcaklığı ise Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre 2022 ağustos ayında 30,5 C olarak ölçüldü. Yapılan bilimsel çalışmalar da Doğu Akdeniz ve Ortadoğu‘da iklim değişikliğine bağlı hava sıcaklığının dünya ortalamasından iki kat daha fazla olduğunu gösteriyor.

İklim kriziyle birlikte gelen hidrolojik -klimatolojik -jeolojik paramatrelerin değişmesinin yarattığı istikrarsızlığın doğrudan ve dolaysız bir milli güvenlik tehditi olduğunu belirten Atal, Anayasa’nın üçüncü maddesinde ifade edilen Türkiye devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” maddesinin, ülkenin doğal, tarihsel ve kültürel değerlerinin azaltılmasını, zedelenmesini ve yok edilmesini yasaklayan bir hüküm olarak anlaşılması gerektiğini kaydetti: “Ülkenin bölünmezliğini” korumak, Devletin temel amaç ve görevi (md.5) olup, bu yükümlülük sadece siyasal anlamda değil, doğal ve ekolojik denge açısından da anlaşılmalıdır. “

En ‘taze’ yeşil yıkama taktikleri neler, nasıl anlarsınız?

Şirketlerin, üretim sırasında çevreye verdikleri zararı albenili reklam kampanyalarıyla gizleme, yani “yeşil yıkama” çabalarının çoğu kişi farkında. Ancak çoğu dev üreticiler de boş durmuyor ve sorumluluklarını yerine getirmek yerine yeni ve yaratıcı pazarlama yöntemleriyle tüketicinin dikkatini başka yerlere çekerek, eski usül üretime devam etmeye çaba gösteriyor.

Kâr amacı gütmeyen finansal düşünce kuruluşu Planet Tracker, “yeşile kayma”dan “yeşil susma”ya kadar dikkat edilmesi gereken altı sinsi yeşil yıkama türü belirledi. Euronews‘in derlediği dünyadan örnekler ve bunların nasıl tespit edileceği ise şöyle sıralandı: 

Greencrowding: Kalabalık içinde saklanma

Greencrowding, bir grup içinde saklanmayı ve sürdürülebilirlik politikalarını en yavaş benimseyen kişinin hızında hareket etmeyi içeriyor. Planet Tracker, Alliance to End Plastic Waste‘i (AEPW) örnek olarak sunuyor.  Amacı “çevredeki plastik atıklara son vermek ve gezegeni korumak” olan küresel ittifaka 65 şirket katıldı.

Ancak üyeleri ExxonMobil ve Shell gibi büyük petrol devlerinden ve Sealed Air gibi plastik ambalaj şirketlerine ve Pepsi gibi en büyük atık üreticilerine kadar uzanıyor. En büyük 20 tek kullanımlık plastik atık üreticisinden sekizi AEPW’nin parçası ve üyelerin çoğu da BM‘nin plastik kirliliğine ilişkin küresel anlaşmasını zayıflatmak için kulis yapan Amerikan Kimya Konseyi‘nde (AAC) bulunuyor.

Hem AEPW hem de ACC , sorunu kaynağında, yani üretimde ele almak yerine plastiğin geri dönüşümüne ve geri kazanmaya odaklanıyor. Ancak uzmanlar, küresel olarak, plastiğin yalnızca yaklaşık yüzde dokuzunun başarıyla geri dönüştürüldüğünü söylüyor.

Planet Tracker, ittifakın yatırım hedeflerinin düşük olduğunu ve faaliyete geçtiği ilk üç yılda ortalama üye katkılarının yüzde 56 düştüğünü ortaya koyuyor.

‣ Yeşil yıkama bu suçları temizler mi? (Hayır!)
‣ AB’den ‘yeşil yıkama’yla mücadele için hamle
‣ Yeşil yıkama şirketler için neye mal olacak?

Greenlighting: Yeşil ışık yakma

Yeşil yıkama bağlamında, greenlighting bir şirketin operasyonlarının veya ürünlerinin özellikle yeşil bir özelliğini öne çıkarması olarak tanımlanıyor. Bu taktik, dikkatleri başka yerlerde yürütülen çevreye zarar veren faaliyetlerden uzaklaştırmayı amaçlıyor.

Bu başlık altında genellikle üretimlerinin çok küçük bir bölümünü oluşturan elektrikli araçların yararlarını öne sürdüğü otomobil endüstrisi özellikle öne çıkıyor.

Örneğin, sıfır emisyonlu araçlar Toyota‘nın 2021’deki toplam satışlarının yalnızca yüzde 0,2’sini oluşturdu ki bu  dünya çapındaki en büyük 10 otomobil üreticisi arasında en düşük oran. Küresel bir kurumsal iklim lobiciliği veri tabanı olan InfluenceMap, şirketi dünya çapında en olumsuz ve etkili 10’uncu şirket olarak sıralıyor.

Yine de ‘Gelecek elektrikte görünüyor’ gibi başlıklarla ‘Sıfırın Ötesinde’ bir sürdürülebilirlik kampanyası yürüten Toyota’nın web sitesinde şöyle yazıyor:

“Hedefimiz sıfır emisyon değil. Bu, engelleri aşmak ve herkes için daha iyi bir gelecek inşa etmek için elektrifikasyon yolculuğumuzda bir başka adım: Emisyonların ötesinde, kısıtlamaların ötesinde, beklentilerin ötesinde ve engellerin ötesinde.”

TotalEnergies de “yeşil ışık yakma” taktikleriyle ilgili inceleme altında. Çevreci gruplar, petrol devinin iklim dostu diye lanse ettiği yatırımlara ilişkin kamuya açık reklamlarının yanıltıcı olduğunu, çünkü petrol ve gaza yaptığı yatırım miktarının onları gölgede bıraktığını savunuyor.

‣ Plastik meselesinde yeşil yıkamalar
‣ AB’den ‘yeşil yıkama’ya karşı yasa tasarısı
‣ Kompostlanabilir etiketli plastikler de ‘yeşil yıkama’

Greenshifting: Yeşile kayma

Planet Tracker, greenshifting’i, “şirketlerin tüketicinin hatalı olduğunu ima etmesi ve suçu onlara yüklemesidir” diye açıklıyor.

Tıpkı BP‘nin “Karbon ayak izinizi bilin” kampanyası gibi.

Bir karbon hesaplayıcısı yaratan petrol devi, müşterileri emisyonları azaltma taahhütlerini paylaşmaya davet etti ve “Emisyonlarınızı azaltmanın ilk adımı  nerede durduğunuzu bilmektir” dedi. Ancak aynı yıl içinde düşük karbonlu enerji ve “daha temiz” doğal gazla ilgili bir reklam kampanyasına da milyonlar harcadı. Çevre yardım kuruluşu ClientEarth‘e göre, gerçekte yıllık harcamalarının çoğunu petrol ve gaz için yaptı. Örgüt 2018’de küresel CO2 emisyonlarının yüzde 89’unun fosil yakıtlardan ve endüstriden geldiğini söylüyor.

Greenlabeling: Yeşil etiketleme

Yeşil etiketleme, pazarlamacıların bir şeyi yeşil veya sürdürülebilir olarak adlandırdığı bir uygulama, ancak daha yakından incelendiğinde bunun yanıltıcı olduğu ortaya çıkıyor.

Bazen ürünler, bitki sembolleri veya aldatıcı ifadelerle yeşil ambalajlarda tanıtılıyor ve bu da tüketicilerin ekolojik bir ürün olduğunu düşünmelerine yol açıyor. Bazen de firmalar asılsız iddialarda bulunuyor veya etiketlerden  ya da reklamlardan çıkarım yapılmasına neden oluyor.

Unilever’in sahip olduğu deterjan markası Persil’in bir reklamı, geçen yıl tam olarak bunu yaptığı için yasaklandı. Markanın “Gezegenimiz için Kinder” kampanyasında ağaç diken ve okyanustan plastik toplayan çocukların görüntüleri üzerine yapılan seslendirmede “Gerçek bir değişimin gerçekleşmesi için kolları sıvayıp kirlenmemiz gerekiyor” deniyor.

Reklamda geri dönüştürülmüş şişelere doldurulan bitki bazlı bir formülü lanse ediyor.

Ancak Birleşik Krallık Reklam Standartları Kurumu (ASA), markanın yeni ürünün bir öncekinden daha sürdürülebilir olduğu yönündeki çevresel iddialarını kanıtlayamadığı gerekçesiyle Persil‘e karşı dava açtı.

Greenrinsing: Yeşil durulama

“Yeşil durulama” bir şirketin Çevresel, Sosyal ve Yönetişim (ÇSY) hedeflerini ulaşılmadan önce düzenli olarak değiştirmesi anlamına geliyor. ÇSY, bir işletmenin toplum ve çevre üzerindeki etkisini, şeffaflığını ve hesap verebilirliğini ölçen standartları ifade ediyor.

Şirketler bu çevresel hedefleri ıskaladıklarında, azalttıklarında veya ertelediklerinde, bu hedeflere gerçekten ulaşmaya mı çalıştıkları yoksa bunları sadece bir pazarlama hilesi olarak mı kullandıkları konusunda şüphe uyandırmaya başlıyor.

Planet Tracker, örnek olarak dünyanın en büyük plastik kirleticilerinden birini sunuyor. Coca-Cola geri dönüşüm hedeflerini kaçırıp taşımasıyla ve bunları uyarılarla doldurmasıyla tanınıyor.

2020 ile 2022 arasında şirket, 2030’a kadar geri dönüştürülmüş ambalaj malzemeleri kullanma hedefini yüzde 50’den yüzde 25’e düşürdü.

Coca-Cola, son sürdürülebilirlik raporunda, ürün güvenliği ve maliyetlerden grev ve obeziteye kadar uzanan ve sürdürülebilirlik hedeflerinin gerçekleştirilememesine yol açan 47 risk bulunduğunu öne sürüyor.

Sonuç? Dünyanın en büyük plastik kirleticisinin inandırıcı geri dönüşüm hedefleri var.

Greenhushing: Yeşil susma

Greenhushing, kuruluşların incelemeden kaçınmak için kasıtlı olarak yeşil veya ÇSY yeterlilik bilgilerini kamuoyuna eksik bildirmesi veya bunları gizlemeyi seçmesi anlamına geliyor.

Greenhushing firmaları, ‘sessizce vicdanlı’ olma, doğru amaçlar için savaşıp duyurmama kisvesi altında saklanabiliyor. Yine de belirsiz kalarak gerçekte olduklarından daha çevreci oldukları izlenimini verebiliyorlar.

Blackrock ve HSBC, geçtiğimiz aylarda yeşil susma ile itham edildi. Varlık yönetimi şirketleri, sadece sürdürülebilir varlıklara yapılan yatırımlar anlamına gelen bir dizi Madde 9 fonunu, çevresel veya sosyal faktörleri destekleyen ancak sürdürülebilir bir sonucu hedefleme zorunluluğu bulunmayan fonları ifade eden Madde 8 kategorisine çevirdi.

HSBC, bunun daha katı AB düzenleyici standartlarına uymak olduğunu ve fonların hedeflerini veya politikalarını değiştirmeyeceğini söylese de Planet Tracker, bunun potansiyel yatırımcı incelemelerinden sıyrılmak için yapıldığını söylüyor.

Ancak gerçekten çevre bilincine sahip şirketlerin sürdürülebilirlik yeterliliklerini eksik bildirmeyi seçmelerinin altında başka nedenler olabilir. Bu nedenler arasında, devamlı artan miktarda veri talep edileceği korkusu olabilir, zira bu durum nispeten küçük şirketlerin kaynakları üzerinde baskı oluşturur. Bazı şirketler yeşil yeterliliklerinin onaylanması için gereken ruhsatlandırma maliyetleri nedeniyle vazgeçebilir.

Bazıları ise, etkilerini açıklamadan önce çevre dostu yeterliliklerini uzun bir süre test ederek, yeşil aklama suçlamaları veya mevzuat cezalarını da içeren denetlemelerden korunmak isteyebilir.

Yeşil aklama taktiklerini önlemek için neler yapılıyor?

Düzenleyiciler ve hükümetler büyüyen yeşil aklama sorunuyla karşı karşıya geliyor.

Birleşik Krallık, sürdürülebilir yatırım fonlarının etiketlenmesi hususunda daha fazla düzenlemeye gitmeyi ve yiyecek, içecek ve banyo malzemeleri üzerindeki “çevresel” etiketler üzerindeki denetimleri artırmayı planlıyor.

Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamındaki yeni bir AB önerisi, şirketlerin belirsiz, özelliksiz ve asılsız çevresel iddialarda bulunmasını yasaklamayı amaçlıyor.

Net-sıfır, doğa yanlısı ekonomi ile uyumlu bir finansal sistemi ön plana çıkarmaya yönelik veriler kullanan Planet Tracker’ın araştırma direktörü John Willis, “Sorunun çözümü için, yeşil aklamaya karşı suçlamayı yönelten kuruluşların ÇSG raporlamasında küresel bir eşdeğerlik oluşturması gerekecek” diyor.

Tüketiciler de şirketlere aldatıcı taktikleri nedeniyle uyarıda bulunarak veya mahkemeye vererek konuya öncülük ediyor.

Reklam karşıtı hareket Brandalizm destekçileri de, protestolarını sokaklara taşıyarak, havayolları ve araba üreticilerinin reklamlarına el koyarak yeşil aklamaya dikkat çekiyor.

Yeşil yıkamaya kanmaktan nasıl kaçınabilirsiniz?

Şirketlerin kullandığı yeşil yıkama taktikleri konusunda bilgili olmanın yanı sıra, aldatmadan kaçınmanın birkaç yolu var.

FairTrade, Global Organik Tekstil Standardı ve EU Ecolabel gibi güvenilir çevre etiketleri, yalnızca iklim dostu olduğunu kanıtlamış ürünlerde kullanılıyor. Almanya‘da Blue Angel, İskandinav ülkelerinde Nordic Swan Ecolabel ve Avusturya Ecolabel gibi devlet organları tarafından yürütülen eşdeğer ulusal ve bölgesel etiketler de mevcut.

Yerel satıcılardan alışveriş yapmak da kurumsal yeşil yıkama programlarına kanma ihtimalinizi azaltacaktır.