Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremlerin ardından İstanbul’da gündeme gelen bina güvenliği kapsamında sağlık kuruluşlarına ait binalardaki incelemeler devam ediyor.
Dün bazı kısımları kapatılan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin ardından, Kağıthane Devlet Hastanesi‘ndeki incelemeler de tamamlandı. Depreme dayanıksız olduğu tespit edilen binanın taşınmasına karar verildi.
Hastanenin iki hafta içerisinde Şişli Hamidiye Etfal Hastanesi‘nin Seyrantepe binasına taşınması planlanıyor. Karar, hastane çalışanlarına tebliğ edildi.
Yapım tarihi 2005
Kağıthane Devlet Hastanesi, 18 Mayıs 2005 yılında Sağlık Bakanlığı ve İBB arasında imzalanan protokol kapsamında inşa edildi. Aynı yılın kasım ayında da poliklinik hizmetlerine başlandı. hastane poliklinik hizmetine başladı.
Dün de kentin en önemli hastanelerinden Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin binaları incelenmiş; yapılan inceleme sonrası binaların depreme dayanıksız olduğu tespit edilmişti.
İstanbul‘da deprem toplanma ve barınma alanlarının ranta kurban edilmesine itiraz eden kent ve doğa savunucusu sivil toplum kuruluşları Ataşehir‘deki Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü önünde protesto gösterisi yaptı.
Eylemde, “Doğama, ormanıma, yeşilime, yaşam ve deprem toplanma alanlarıma dokunma” pankartı açıldı. Aralarında Aydos Ormanı Savunması, Türkiye Ormancılar Derneği Marmara Şubesi, Ümraniye Kent Savunması, Kuzey Ormanları Savunması, Validebağ Gönüllüleri temsilcilerinin de bulunduğu grup adına yapılan ortak açıklamayı Göktürk Yeşil Kalsın Girişimi Sözcüsü Gülseren Onanç okudu.
‘Barınma alanlarında AVM ve rezidanslar yükseliyor’
Açıklamada “Depremin yarattığı büyük can kaybı ve hasar, deprem sonrası yaşanan koordinasyonsuzluk ve 23 gün geçtiği halde devam eden barınma sorunu 1999 Gölcük Depremi’nden hiçbir ders alınmadığını gösteriyor. Oysa 1999 depremi sonrası AKUT ve Valilik işbirliği ile İstanbul’da binlerce toplanma ve 470 barınma alanın belirlenmiş, kentin her yeri AFAD konteynerleri ile donatılmıştı” denildi. İstanbul’da bugün 470 barınma alanından geriye sadece 77 tanesinin kaldığına dikkat çekilerek 393 barınma alanında bugün AVM, otel ve rezidansların yükseldiği vurgulandı.
Geriye kalan 77 barınma alanın da hala risk altında olduğu kaydedilerek “Avrupa Yakası‘nın en büyük barınma alanı olan Kemerköy‘deki 200 bin metrekare yeşil alan bakanlığınızın ‘rezerv alan’ kararı ile, 100 bin metrekare yeşil alan da Eyüp Sultan Belediyesi‘nin satışı ile betona boğulmaya başlandı. Aynı şekilde Çekmeköy‘deki Anadolu Yakası‘nın en büyük deprem barınma alanları olan park ve askeri arazi de ranta kurban ediliyor. Ayrıca İstanbul’daki eski askeri alanların hepsi birer birer rant projesine dönüştürülüyor” ifadeleri kullanıldı.
‘Kaybedecek bir metrekare yeşil alana bile tahammülümüz yok’
İstanbul’da deprem toplanma alanlarının durumunun da iyi olmadığı belirtilerek “Kent içinde mezarlıklar dışında yeşil alan kalmayınca küçücük parkların yanı sıra, viyadük altı, gökdelen avlusu, benzin istasyonu önü gibi çok riskli yerler toplanma alanı olarak gösteriliyor.
Geçtiğimiz hafta deprem riski nedeniyle tahliye edilen 93 okuldan en az 38’i de deprem toplanma alanları arasında yer alıyor. Oysa, İstanbul’un nüfusu resmi rakamlara göre 16 milyon, aldığı ve deprem sonrası almaya devam ettiği göç ile 20 milyonu aşmış durumda. İstanbul’un çok acil, hemen şimdi amacına uygun nitelikte deprem toplanma ve barınma alanlarına ihtiyacı var. Kaybedecek bir metrekare yeşil alana bile tahammülümüz yok” denildi.
Bakan’a çağrı
Açıklamada Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum‘a “Sizi, bakanlığınızın görev ve sorumluluklarını yerine getirerek, deprem toplanma ve barınma alanlarındaki yağma-talan projelerini derhal durdurmaya, ormanlardaki tahribata son vermeye davet ediyoruz” çağrısı yapıldı. Açıklamada “Aksi takdirde belki de yarın gerçekleşecek olan büyük İstanbul Depremi’ndeki kayıpların bir numaralı sorumlusu siz olacaksınız” denildi.
Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı Deprem Suçları Soruşturma Bürosu, Hatay’da depremlerde yıkılan Rönesans Rezidans‘ın yurt dışında olduğu belirlenen ortağı Hüseyin Yalçın Coşkun için iade talepnamesi ve kırmızı bülten çıkarılması talebini Adalet Bakanlığı’na iletti.
Kahramanmaraş merkezli, 11 ili etkileyen 6 Şubat’taki 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerde yıkılan ve çok sayıda kişinin yaşamını yitirdiği Hatay’daki Rönesans Rezidans’ı yapan inşaat şirketine yönelik soruşturma kapsamında, 10 Şubat’ta İstanbul Havalimanı’nda yakalanan ve 11 Şubat’ta tutuklanan müteahhit Mehmet Yaşar Coşkun‘un kardeşi ve ortağı Hüseyin Yalçın Coşkun’un yurt dışında olduğu belirlendi.
Rezidansın statik proje sorumlusu ve şantiye şefiymiş
Hakkında gıyabi tutuklama kararı verilen Hüseyin Yalçın Coşkun için Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı Deprem Suçları Soruşturma Bürosu tarafından iade talepnamesi ve kırmızı bülten talebi hazırlandı. Talep, Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü’ne iletildi.
Savcılığın Deprem Suçları Soruşturma Bürosu’nun talep yazısında, Hüseyin Yalçın Coşkun’un yıkılan rezidansın statik proje sorumlusu, şantiye şefi ve şirket ortağı olduğu, binanın yıkılmasından da sorumlu tutulduğu belirtildi.
Rönesans Rezidans’ın tutuklanan müteahhidi Mehmet Yaşar Coşkun, verdiği ifadede, “Rönesans Rezidans’ın neden yıkıldığını ben de bilmiyorum. Her ne kadar Karadağ‘a gidişim önceden planlanmış olsa da uçak biletini 8 Şubat günü aldım. Rönesans Rezidans isimli yapının depremden etkilenip yıkılmasıyla benim Karadağ ülkesine gidişim arasında herhangi bir ilişki yoktur” demişti.
Süper Lig‘de Kayserispor ile Fenerbahçe arasında 4 Mart’ta Kayseri‘de oynanacak maça Fenerbahçe taraftarının alınmayacağı açıklandı. Açıklamanın ardından Fenerbahçe Spor Kulübü tarafından yapılan açıklamada “Bu karar kabul edilemez” denildi.
Kayseri İl Güvenlik Kurulu‘nun kararına göre maça sadece ev sahibi takımın taraftarları girecek. Kayserispor-Fenerbahçe maçının bilet satış sayfasında şu açıklamaya yer verildi:
“Kayseri İl Güvenlik Kurulu kararı gereğince; karşılaşmaya Fenerbahçe Misafir takım seyircisi alınmayacaktır. Kayseri İl Güvenlik Kurulu kararı gereğince son 20 gün içerisinde Fenerbahçe logolu Passolig kartını iptal eden kişiler ev sahibi tribünlerden bilet/transfer alamayacaklardır.”
‘Kulübümüzün cezalandırılması dışında hiçbir anlam taşımıyor’
Fenerbahçe SK tarafından yapılan açıklamada ise şu ifadelere yer verildi:
“Takımımızın, 4 Mart 2023 Cumartesi günü deplasmanda Yukatel Kayserispor ile oynayacağı maça, Kayseri İl Güvenlik Kurulu gereğince taraftarımızın alınmayacağını şaşkınlık içinde öğrenmiş bulunuyoruz.
Fenerbahçe Spor Kulübü olarak bu kararı kabul etmemiz hiçbir şekilde mümkün değildir.
Alınan bu karar tarafımızca toplumsal ayrışmayı derinleştirecek boyutta, sportif kriterlerle alakası olmayan garip bir karardır.
Taraftarlarımızın takımımızı destekleme isteklerine engel olma ve Kulübümüzün cezalandırılması dışında hiçbir anlam taşımamaktadır.
Fenerbahçe, Anadolu’nun her yerinde taraftara sahip olan, şehir fark etmeksizin takımını her yerde destekleyen taraftarı olan bir spor kulübüdür.
Birleştirici, bütünleştirici olunması beklenen, ayrıştırıcı olmaktan uzak olunması gereken bu hassas dönemde, taraftarlarımızın hangi gerekçeye dayanarak bu haktan mahrum bırakıldığını bilmek istiyoruz.
Tüm ilgili ve sorumluları bu kararı gözden geçirmeye ve bu yanlıştan dönmeye davet ediyoruz.”
Ne olmuştu?
Fenerbahçe’nin cumartesi günü (25 Şubat) Konyaspor‘la Kadıköy‘de oynadığı maçta Maraş merkezleri depremler nedeniyle “Hükümet istifa” sloganları atılmıştı. Bir gün sonra Beşiktaş tribünlerinde de aynı sloganlar atılmıştı. Tribünlere tepki gösteren MHP lideri Devlet Bahçeli, Beşiktaş üyeliğinden istifa ettiğini açıklamış, slogan atan taraftarların da tespit edilmesini ve maçların seyircisiz oynanmasını istemişti. Bahçeli’nin açıklamalarının ardından Kayserispor, “Devletimizin yanındayız” başlıklı bir açıklama yayınlamıştı.
6 Şubat 2023 tarihinde oluşan ve bugüne değin yaklaşık 45 bin insanın yaşamını kaybetmesine neden olan ve sonuçları açısından çok büyük bir felakete dönüşen Kahramanmaraş (genel olarak Türkiye-Suriye) depremlerinin hemen ardından, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğretim üyeleri bölgede incelemeler yapmak üzere yola çıktı. İnşaat mühendisliği, jeoloji, jeofizik, jeodezi, jeomorfoloji, mimarlık gibi alanlardaki uzman isimlerden oluşan İTÜ’lü bilim insanları, gruplar halinde bölgedeki şehirlerde inceleme ve gözlemlerde bulundular (İTÜ, 2023).[1]
Şekil 1: a) Uydu görüntüsünden yapılan aktif fay izi ve yüzey kırıklarının dağılışı (üstteki); b) MTA diri fay haritası (yeşil) ile yüzey kırığının farklılığı (alttaki) (kırmızı çizgiler). (İTÜ, 2023).
Biraz gecikmeyle de olsa bu haftaki yazımda, Kahramanmaraş depremlerinin bilimsel olarak daha iyi anlaşılması açısından önemsediğim bir ilk çalışmayı özet bir biçimde, yani ana mesajları açısından değerlendireceğim. Buna göre:
1- Depreme ilişkin jeolojik, jeofiziksel, jeomorfolojik ve jeodezik ön tespitler
Jeolojik: Çalışmalarda, Türkiye saati ile 04.17’de ve 13.24’te merkez üssü Pazarcık (Kahramanmaraş) ve Elbistan (Kahramanmaraş) olan iki deprem (aletsel moment büyüklükleri – Mw 7.8 ve Mw 7.7) sonucunda oluşan yüzey kırıkları çok geniş bir alanda uydu görüntülerinde haritalanmış ve arazide fayların belirli kesimlerinde yüzey kırıkları da gözlenmiştir. Bu depremin arazi izleri ve yüzey kırık haritası yepyeni bilgiler içermektedir. Birbiri ile ilişkili segmentlerin atım dağılımı, bölgede aynı anda Amanos Segmenti’nin 2, Çardak Fayı’nın 2, Pazarcık Segmenti’nin 1, Gölbaşı Segmenti’nin 1 bağımsız depremle aynı anda kırıldığını düşündürmektedir.
Bana göre çalışmanın dikkat çekici bulgularından biri, MTA’nın Türkiye aktif (diri) fay haritası ile belirlenen yüzey kırıklarının birbirlerini üzerlemediğinin ve farklı alanlardan geçtiğinin vurgulanmış olmasıdır (Şekil 1). Bu bulgu, özellikle yeni yerleşim alanlarının seçiminde diri fayların geçtiği yerlerin dikkate alınmasında önemli olacaktır. Dahası, MTA diri fay haritasının ivedilikle Kahramanmaraş (6.2.2023), Hatay-Samandağ (20.2.2023) ve Malatya (27.2.2023) depremleri ve diğer en güncel deprem verileri, sismik ölçümler ve daha ileri teknikler kullanılarak yenilenmesi gerektiğini göstermektedir.
Jeofiziksel: Uzak ve yakın alan sismolojik (BB ve SGM) ve jeodetik (GPS) veri ve gözlemlerin ortak ters çözümü ile hesaplanan aletsel büyüklükler arasında uygulanan yönteme ve kullanılan veri setine bağlı olarak çok küçük farkların bulunması beklenebileceği belirtilmiş. Çoklu veri setine bağlı olarak geliştirilen yırtılma-kayma modelleri, oluşan her iki deprem için birden fazla fay segmenti üzerinde yaklaşık 8-10 m arasında değişen ve arazi gözlemleri ile de uyumlu yer değiştirme değerleri vermiştir. Yapılan modelleme sonuçları Mw 7.8 Nurdağı-Pazarcık ve Mw 7.7 Elbistan depremlerinin kırılma sürelerinin sırasıyla yaklaşık olarak 100 sn ve 60 sn olduğunu gösteriyor.
Jeodezik: Türkiye’nin genç tektoniği ve depremselliğinin anlaşılması açısından birinci dereceden önemi olan Anadolu ve Arabistan levhalarının sismik hareketleri, Türkiye’nin sürekli Küresel Navigasyon Uydu Verisi (GNSS) ağı (TUSAGA-Aktif: CORS-TR Türkiye Ulusal Daimî GNSS Ağı-Aktif) tarafından kaydediliyor. Depremler sürecince GNSS verisi toplamayı sürdüren ANTE (Gaziantep), EKZ1 (Ekinözü), MLY1 (Malatya) ve ONIY (Osmaniye) isimli 4 adet sabit GNSS istasyonlarına ait gözlem verileri, ilgili depremlerin ko-sismik etkilerinin jeodezik olarak belirlenmesi için kullanılmış. Yapılan statik değerlendirmeye göre, her iki deprem sonrasında en büyük yatay yer değiştirme 4.7 m ile EKZ1 istasyonunda elde edilmiş; MLY1, ANTE ve ONIY istasyonlarındaki yatay yer değiştirme değerleri ise sırasıyla 69.9 cm, 39.6 cm ve 29.2 cm olarak bulunmuş.
Şekil 2: Yüzey kırığı ve diri faylar ile depremin tetiklediği heyelanların dağılışı (İTÜ, 2023).
Jeomorfolojik: Yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri ve Harita Genel Müdürlüğü’nün farklı günlerde düzenlediği uçuşlarla topladığı yüksek çözünürlüklü hava fotoğraflarına ilişkin incelemeler sonucunda, deprem bölgesinde yaklaşık 3000’in üzerinde kütle hareketinin geliştiği belirlenmiş (Şekil 2). Çok geniş bir alanda dağılım gösteren kütle hareketlerinin büyük bir yüzdesinin kaya düşmeleri tipinde geliştiği, buna karşın bazı alanlarda geniş yüzeysel alanları kaplayan yanal yayılmaların varlığı da belirlenmiş. Bu kütle hareketlerinden Gaziantep, Islahiye’de İdilli Deresi’ni tamamen bloklayan bir heyelan, gerisinde setlediği İdilli Deresi orta çığırında bir göl oluşturmuştur (heyelan set gölü?).
2- Kuvvetli yer hareketlerinin değerlendirilmesi
Deprem sırasında ivme ölçerlerin ve/ya da yerleştirildiği binaların hasar görmesiyle bazı istasyonlardan sağlıklı veri alınamadığı için, AFAD’ın ivme kayıtları kullanılarak hesaplanan spektral ivme, hız ve yer değiştirme büyüklüklerinin, ilerleyen günlerde ivme kayıtlarının ayrıntılı kontrolü yapıldıkça, bazı kayıtların gözden geçirilmesi ve sonuçların güncellenmesinin gerekebileceği belirtilmiş. Çalışmada, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 2018′de “50 yılda aşılma olasılığı % 10 olan (dönüş aralığı 475 yıl) deprem” durumunda ZC, ZD ve ZE zemin sınıfları için tanımlanan tasarım elastik ivme spektrumları, deprem kayıtları için oluşturulan spektral ivme grafikleri ile karşılaştırılmış. Bu kapsamda, 3129 No’lu Hatay İstasyonunda, % 5 sönüm oranı için oluşturulan elastik ivme spektrumunun, geniş periyot bandında DD2 depremi spektral eğrilerinin oldukça üzerinde kaldığına dikkat çekiliyor.
Amanos Segmenti Yeşilyurt mevkii ve Türkoğlu doğusu demiryolu atımları (Foto: S. Akyüz, G. Sunal, C. Zabcı, Havva Neslihan Kiray, Erdem Kırkan, Nurettin Yakupoğlu, Asen Sabuncu)
3- Yapısal hasarların değerlendirilmesi
Raporda, Kahramanmaraş depremlerinde Doğu Anadolu Fay (DAF) kuşağındaki 10 ilde çok sayıda betonarme binanın yıkılarak enkaz haline geldiği hatırlatılarak; yıkılan binaların enkaz haline gelmesi konusunda, başka birçok öğe etkili olmakla birlikte, binaların yaşı, temellerin oturduğu zeminlerin taşıma kapasitelerinin düşük olması, inşaatlarda kullanılan malzeme kalitesinin, kolonlar ve kirişlerin en kesit boyutlarının ve donatı tutarlarının yetersizliği, inşa edildiği yıllarda yürürlükte olan yönetmeliklere uygun taşıyıcı sistem elemanlarının inşa edilmemiş olması, diğer yapım kusurları ile bitişik düzende inşa edilen binaların kat seviyelerinin farklı olmaları vb. gibi etmenler en belirgin yıkım nedenleri olarak belirlenmiş.
Kahramanmaraş ve Adıyaman ilinde enkaz halindeki binaların büyük çoğunluğunun ilk katlarının ya tamamen ya da kısmen kat mekanizma durumuna gelerek tüm katların üst üste sandviç şeklinde ya da yan tarafa doğru toptan ya da kısmen dönerek göçme durumlarının oluştuğu görülmüş. Hatay-Antakya ve Adıyaman-Gölbaşı gibi yörelerde, zemin sıvılaşması etkisiyle binaların temel sistemi özelliklerine bağlı zemine batarak tamamı yana yatarak ya da kısmen sıvılaşan zemine batarak eğik vaziyette göçtüğü de gözlenmiş.
Yönetmeliklere uygun olarak zemin kapasiteleri yüksek olan (sağlam zeminler) yerlerde projelerine azami ölçüde uygun olarak inşa edilen betonarme hastaneler ile bazı kamu binaları, böylesine şiddetli depremler sonucunda binalarda oluşabilecek yapısal hasarların çok sınırlı ölçülerde kalabileceğini bir defa daha göstermiştir. İlgili hasarların önemli bir kısmının, taşıyıcı sistem elemanlarıyla dolgu duvar olarak kullanılan bims beton blok tuğlalar arasındaki bağlantının deprem sırasında deformasyona izin vermeyecek şekilde inşa edilmiş olması nedeniyle oluştuğu da düşünülüyor.
Kahramanmaraş merkez deprem öncesi ve sonrası uydu görüntüleri.
4- Geleceğe dönük çıkarımlar: Planlama ve konut ihtiyacı için inşaat tekniklerinin değerlendirilmesi
Kahramanmaraş depremleri Türkiye’de yaşanan en büyük ikinci ve üçüncü depremler olarak kayıtlara geçmiştir. Raporda, depremlerden etkilenen ve 13.5 milyon kişinin yaşadığı 10 il için, AFAD tarafından 2019-2021 yılları arasında hazırlanan İl Afet Risk Azaltma Planlarında yapılan saptama ve öngörülerde, kentlerin büyük bir kısmının gelişmeye elverişli olmayan zeminlerde olduğu ve bu alanlardaki eski ve zayıf yapı stokunun yenilenmesi gerekliliğinin altı çizilmiş. Başlıca sorunlar, mevcut yerleşim alanlarının yer seçimi kararları ve özellikle son 50-60 yıldaki hızlı şehirleşme sürecinin getirdiği imar ve yapı uygulamaları, imar planlarının hazırlanması ve onaylanması süreçlerindeki yetki ve sorumluluklar, imar aflarının ve ilişkili yüksek riskli yapı stoku ve mevcut yapı denetim problemleri olarak sıralanıyor.
Raporda, bu ana başlık altında, deprem bölgesinin şehircilik ilkeleri ve dinamikleri bakımından deprem öncesi ve sonrası durumu dikkate alınarak, kamu politikaları, mekânsal planlama, yönetim ve toplumsal katılım üzerinden irdeleyen ve sürdürülebilir, güvenli, adil ve yaşanılabilir bir yeniden yapılanma sürecini yönlendiren bazı değerlendirme ve öneriler verilmiş. Özetle:
Bilimsel temele dayanmayan imar affı, imar barışı gibi mühendislik hizmeti almamış, sağlıksız ve güvensiz yapı stokunu yasallaştıran düzenlemelere son verilmeli; doğal eşikler yeniden yapılanma sürecinde esas alınmalı, yeni planlama sürecinde kültür varlıklarında yapılaşmaya izin verilmemelidir.
Depremlerde etkilenen yerlerde kentin yeniden yapılanması sürecini de içerecek şekilde bir “Afet Sonrası İyileştirme ve Kalkınma Planı” hayata geçirilmeli, yeniden yapılanma süreci başlatılmalıdır. Tek tip yapılar yerine depremden zarar gören illerin sosyal ve kültürel yapısının yansıması olan geleneksel kent dokusunun değerlerini referans alan çağdaş mimari tasarımlar önerilmelidir. Yeterli açık alan ve sosyal altyapı alanına sahip, evrensel tasarım normlarında, kültür varlıklarının ve tarihi dokunun depreme karşı dirençliliğini artırmayı hedefleyen, doğaya ve insana saygılı yerleşmeler olarak planlanmalı ve tasarlanmalıdır.
Kentsel dönüşüm/yenileme çalışmalarında, mevzi, parçacıl ve mevcut kentsel dokudaki riskleri artıran “salt emsal artırımına dayalı kaynak yaratma” yaklaşımı terk edilmelidir. Kentsel dönüşüm projeleri, üst ölçekli planlar ile uyumlu olarak yürütülmeli ve alternatif finansman modelleri gözetilerek kurgulanmalıdır.
Kültür, toplumun devamlılığı, kimliğin anlamı ve ekonomik kalkınmadaki değeriyle, afet sonrası “daha iyi” yeniden yapılandırma sürecinde temel bir güç kabul edilmeli ve tüm toplumu kapsayıcı bir kentsel dönüşüm ve topluluk yönetişim modeli geliştirilmelidir.
Yeniden inşa edilecek konutlarda, zemin koşulları vb. birçok farklı etmen dikkate alınarak tünel kalıp tekniğiyle inşa edilen taşıyıcı sistemler, prefabrike betonarme konutlar ve modüler çelik sistemler birlikte değerlendirilmelidir.
Uydu görüntülerinden tespit edilen Hatay-İskenderun’daki yıkık binalar.
Uydu görüntülerinden tespit edilen Hatay-Kırıkhan’daki yıkık binalar.
Tünel kalıp sistemlerle çok katlı bloklardan oluşan toplu konut inşaatlarının hızla inşa edilebilmesi olanaklıdır. Ancak raporda, öncellikle bloklar için belirli tip mimari projeler geliştirilmesi, temel ve bodrum katların konvansiyonel kalıplarla inşa edileceği ve bu sürecin de inşaat süresini uzatacağı, üst yapıların tünel kalıp sistemlerle hızla inşa edilebileceği de dikkate alındığı zaman, temel derinliği ve bodrum kat sayısının sınırlandırılması ya da hafriyat, bodrum kat çevre perde duvarların inşasının belirli bir döngüyle üst kat inşaatlarını olumsuz etkilemeyecek şekilde iyi bir planlama ile yapılması öneriliyor.
Çalışmada, zemin kat ve normal katların her birinin 2 gün/kat hızla inşa edilebileceği; örneğin, zemin kat ve 6 normal kat olmak üzere zemin kat seviyesinin üstünde toplam 7 katlı bir bloğun temel ve bodrum kat inşaat süreleri hariç olmak üzere yaklaşık 15 gün içerisinde inşa edilebileceği öngörülmüş.
5- Çevresel altyapı ve deprem atıkları yönetimi açısından değerlendirme
Depremler altyapılara da zarar vermektedir. Özellikle şebeke ve kanalizasyon boru ağının hasarlanması ile su temini ve atıksuların uzaklaştırılmasında akut problemler yaşanabilmektedir. Deprem sonrasında su yoluyla bulaşma potansiyeli yüksek olan enfeksiyon hastalıkları riski de artmaktadır. Bu nedenle, deprem sonrasında su kaynaklı salgınların önlenebilmesi için güvenli su teminiyle ilgili teknik önlemlerin hızlıca alınması yaşamsal önemdedir. Süzme, kaynatma, çamaşır suyuyla dezenfekte etme yöntemlerinin birinin ya da birkaçının kullanılmasıyla çadır kentler gibi geçici konaklama alanlarında kısa vadede güvenli su temini sağlanmalıdır.
Hastanelerde güvenli su temininde sıkıntı yaşanması durumunda ivedilikle mobil arıtma sistemlerinin sağlanması gerekir. Güvenli su temininin yanı sıra sorunlu altyapıların yeniden işler hale gelmesi için gerekli çözümler, kısa, orta ve uzun vadede olacak şekilde sınıflandırılarak planlanmalı ve uygulanmalıdır. Kısa vadede, özellikle çevre illerdeki SUKİ teknik ekiplerinin iyileştirme çalışmalarına katılması ve mevcut şebeke ve kanalizasyon altyapılarındaki hasar tespit çalışmalarının tamamlanması gerekmektedir. Orta vadeli çözüm için çadır kentler gibi geçici konaklama alanlarında, atıksuların toplanması için foseptik alanlarının oluşturulması gerekmektedir. Uzun vadeli çözümlerde ise gelecekteki depremlerde en az hasar alacak dayanıklı altyapıların tasarlanıp inşa edilmesi gerekmektedir.
Deprem vb. afetlerde hasarın ve etkinin büyük olması durumunda ciddi tutarda ve hacimde afet atığı oluşmaktadır. Depremler sonrasında ÇŞİDB tarafından toplam 13 ilde yürütülen hasar belirleme çalışmaları kapsamında 16 Şubat 2023 itibariyle 61722 binada yer alan 263800 bağımsız birimin acil yıkılması gereken, ağır hasarlı ve yıkık olduğu belirlenmiştir. Buna göre deprem atıkları miktarı ön hesaplamaları yapılarak il bazında oluşacak tahmini atık miktarı hesaplanmıştır. Toplam deprem atıkları miktarının ~50 milyon ton ile ~110 milyon ton aralığında olacağı öngörülmektedir.
Raporda, Deprem atığının en fazla oluşması beklenen illerin depremden en çok etkilenen Hatay, Kahramanmaraş, Malatya, Gaziantep ve Adıyaman olduğu ve o nedenle bu illerde deprem atıkları için gerekli geçici ve nihai depolama alanı ihtiyacı en yüksek düzeyde olduğu belirtiliyor. Oluşan atık tutarına göre bu illeri Osmaniye, Diyarbakır ve Elazığ izliyor. Bu açıdan öncelikli olarak mevcut alanların kalan kapasitesinin belirlenmesi ve gerektiğinde yeni geçici ve nihai depolama alanlarının saptanması isteniyor. Adana, Kayseri, Kilis, Niğde ve Şanlıurfa için, görece düşük deprem atığı miktarı nedeniyle, mevcut sahaların yeterli olabileceği düşünülüyor.
Raporda, binaların yıkımı, atıkların taşınması ve yönetimi sürecinde gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemleri alınmasının önemi vurgulanarak, deprem atıklarının geçici depolama alanlarına taşınması, atıkların içerisindeki malzemelerin ayrılarak büyük oranda yeniden kullanım, geri dönüşüm ve geri kazanımının sağlanması, kalan atıkların ise tehlikelilik derecesine göre ilgili yönetmeliklerde belirtilen hükümler çerçevesinde bertarafının yapılması istenmektedir. Yangın riski için gerekli güvenlik önlemleri alınmalı ve bu risk nedeniyle özellikle geçici depolama alanlarında atıklar belli bir yüksekliğin üzerinde istiflenmemelidir.
Raporda, depremin toplumsal ve sosyo-ekolojik sonuçlarına da değiniliyor. Özetle, raporda ortaya konulan konuların yanı sıra depremlerin toplumlarda psikolojik ve sosyolojik anlamda büyük travmalara neden olduğu; teknik saptamaların yanında bunun da son derece önemli ve hayati olduğu; depremin toplumsal etkilerinin gözetilmesi ve onarılması için kısa ve orta vadede çalışmaların gerekli olduğu; kısa vadedeki çalışmalarda Dünya’da ve Türkiye’de yaşanan çeşitli afet sonrası yardım, iyileştirme ve yeniden yapılanma deneyimlerini inceleyen çalışmalar dikkate alınarak Kahramanmaraş depremlerinin toplumsal etkilerinin onarılması hakkındaki önerilerin yararlı olacağı vurgulanıyor. Orta ve uzun vadedeki deprem sonrası uygulamalarda ise toplumsal değişimin gözetilmesi, sosyo-ekolojik sorunları gidermek için hedefler konulması ve bu doğrultuda kurumsal düzeneklerin oluşturulmasına yönelik katılımcı çalışmaların önemli olduğu belirtiliyor.
Uluslararası hekim ve insan hakları örgütleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yazdıkları mektupta, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyelerine yönelik suçlamaların düşürülmesini istedi.
27 Şubat tarihli mektupta, Dünya Tabipleri Birliği (WMA), Avrupa Hekimleri Daimi Komitesi (CPME), İnsan Hakları İçin Hekimler (PHR) ve The Redress Trust’ın (Redress) imzası var.
Ankara31. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen dava, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınması talebiyle açılmıştı. Üçüncü duruşma bugün görülecek.
‘TTB’nin tıp etiğine şahitlik edebiliriz’
Mektupta, Türkiye’nin anayasal ve insan hakları hukuku çerçevesindeki yükümlülüklerine uyarak Türkiye’nin en büyük hekim örgütünün Merkez Konseyi’ne yönelik suçlamaların düşürülmesi için bugünkü duruşmanın bir fırsat olduğu belirtildi:
“Bizler, TTB’nin tıp etiğine, en yüksek nitelikli sağlık hizmeti sağlamaya ve insan haklarına en yüksek düzeyde bağlılık gösterdiğine şahitlik edebiliriz. TTB Merkez Konseyi üyeleri, Türkiye’deki en saygın hekimler arasında yer alır, ülkede tıp mesleğini temsil etmek ve yönetmek üzere binlerce meslektaşları tarafından seçilerek bu göreve gelmişlerdir.”
Mektupta; TTB’nin 2014’ten bu yana keyfi gözaltılara, mesnetsiz cezai kovuşturmalara ve karalama kampanyalarına karşı mücadele ettiği anımsatıldı.
“TTB’ye yönelik engellenmeyen tacizin; yargı bağımsızlığından ve hukukun egemenliğine saygıdan vazgeçilmesi ve yargı sisteminin otokrasinin siyasi sopası olarak hizmet görmeye indirgenmesi anlamına geleceği” ifade edilen mektup, TTB Merkez Konseyi üyelerine yönelik tüm suçlamaların derhal düşürülmesi çağrısıyla son buldu.
‘Meslek örgütü özerkliği tehdit ediliyor’
Dünya Tabipler Birliği (WMA), Avrupa Hekimleri Daimi Komitesi (CPME), Avrupa Kıdemli Hastane Hekimleri Birliği (AEMH), Avrupa Tıp Örgütleri Konseyi (CEOM), Avrupa Ücretli Hekimler Federasyonu (FEMS), Avrupa Pratisyen Hekimler/Aile Hekimleri Birliği (UEMO), Avrupa Tıp Uzmanları Birliği (UEMS) ve Avrupalı Genç Hekimler (EJD) ayrıca ortak bir basın açıklaması da yayınladı.
Açıklamada, mesleki bağımsızlığı ve meslek örgütü özerkliğini sürekli tehdit eden tacizlerin kaygı uyandırdığı belirtildi.
TTB’nin kamusal sağlık yararına hizmete ve mesleğin etik değerlerine yüksek saygı çerçevesinde hasta ve hekimleri korumaya bağlılığı ile bilindiği ifade edilen açıklamada, mesleki bağımsızlığın ve meslek örgütü özerkliğinin önemine dikkat çekildi. TTB Kanunu’nda yapılması planlanan değişikliğin nitelikli sağlık hizmeti sunumunu tersine çevrilemez derecede bozucu etkiler doğuracağına dikkat çekilen açıklamada, “Tehditlere devam edilmesindense, tavsiyemiz, TTB’nin, halkın yararına, kamusal sağlık önceliklerinin karşılanmasında bağımsız ve yapıcı bir paydaş olarak görülmesidir” dendi.
Açıklama, küresel tıp topluluğunun kanun değişikliği teklifi derhal geri çekme, TTB’nin özerkliğini ve bağımsızlığını koşulsuz olarak koruma ve TTB Merkez Konseyi üyelerine yönelik tüm suçlamaları düşürme çağrısı ile son buldu.
Dünya Bankası,Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinin Türkiye‘de tahminen 34,2 milyar dolarlık (yaklaşık 650 milyar TL) doğrudan fiziksel hasara neden olduğunu açıkladı.
Bu da ülkenin 2021 GSYİH’sının (Gayrisafi Milli Hasıla) yüzde 4’üne eşdeğer.
Hızlı ilk değerlendirmenin yer aldığı, dün yayımlanan Dünya Bankası Afet Değerlendirme Raporu ‘na göre iyileştirme ve yeniden inşa etme maliyetleri, potansiyel olarak bu rakamın iki katını bulacak ve ekonomik aksamalarla ilişkili GSYİH (Gayrisafi Yurtiçi Hasıla) kayıpları da depremlerin maliyetini artıracak.
En yoksul ve mülteci yoğun iller vurgusu
Ayrıca devam eden artçı sarsıntıların da zaman içinde bu hasar tahminine muhtemelen ekleme yapacağını öngören raporda şu ifadeler yer aldı:
“6 Şubat’ta meydana gelen 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki depremler, ardından 7 bin 500’den fazla artçı sarsıntı ve iki deprem daha, Türkiye’nin 80 yılı aşkın süredir başına gelen en büyük felaketiyle sonuçlandı ve Türkiye’nin güneyindeki 11 ilde en ağır hasarı verdi. Bu bölgeler, Türkiye’deki en yüksek yoksulluk oranlarından bazılarına sahiptir ve aynı zamanda 1,7 milyondan fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapmaktadır ki bu, Türkiye’deki toplam Suriyeli mülteci nüfusunun yaklaşık %50’sine tekabül etmektedir.”
Türkiye’deki doğrudan fiziksel hasarlara odaklanan Küresel Hızlı Afet Sonrası Hasar Tahmini (GRADE) Raporu, 1,25 milyon kişinin orta ila şiddetli hasar veya binanın tamamen çökmesi nedeniyle geçici olarak evsiz kaldığını tahmin ediyor. Raporda ayrıca tahmini hasarların yüzde 81’inin yaklaşık 6,45 milyon kişinin (Türkiye’nin toplam nüfusunun yaklaşık yüzde 7,4’ü) yaşadığı Hatay, Maraş, Antep, Malatya ve Adıyaman illerinde meydana geldiği vurgulanıyor.
Dünya Bankası’na göre konut binalarında meydana gelen doğrudan hasarlar toplam hasarın yüzde 53’ünü (18 milyar dolar) oluşturuyor. Toplam hasarın yüzde 28’i (9,7 milyar dolar) sağlık tesisleri, okullar, kamu binaları ve özel sektör binaları gibi konut dışı binalarda. Hasarın yüzde 19’unun (6,4 milyar dolar) ise yol, elektrik ve su gibi altyapı tesislerinde meydana geldiği tahmin ediliyor.
Rapordaki hasar tahminleri iyileştirme ve yeniden inşa maliyetlerini içermiyor.
Banka, 9 Şubat’ta yardım ve iyileştirme çabalarına yardımcı olmak için 1,78 milyar dolarlık bir başlangıç yardım paketi açıklamıştı.
Söz konusu paket, Türkiye’deki mevcut iki proje kapsamındaki Şarta Bağlı Acil Durum Müdahale Bileşenleri (CERC) yoluyla acil olarak sağlanan 780 milyon dolarlık bir yardımdan ve bu afetten etkilenen insanları desteklemeye yönelik hazırlanacak 1 milyar dolarlık yeni bir acil durum iyileştirme projesinden oluşuyor.
Avrupa‘da bu kış yaşanan ortalamanın üzerindeki sıcaklıklar, rekor düzeyde düşük yağış seviyeleri ve şaşırtıcı derecede kar eksikliği kıtadaki nehirleri, kanalları ve göllerde endişe verici düşük seviyeler görünmesine yol açtı. Uzmanlar geçen yıl yaşanan şiddetli kuraklık manzaralarının tekrarlanabileceği uyarısında bulunuyor.
Kurumuş nehir yataklarının ve küçülen göllerin görüntüleri genellikle kışla değil, yazın kavurucu sıcağıyla ilişkilendiriliyor. Ancak yıla olağanüstü sıcak ve kurak başlayan Avrupa’da, orta ve güneybatı Fransa, kuzey İspanya ve kuzey İtalya da dahil olmak üzere kıtanın geniş bir bölümü şimdiden kuraklıkla boğuşuyor.
Bunun su kaynakları için şimdiden alarm verdiği belirtiliyor.
CNN‘den Christian Edwards ve Gabby Gretener’ın aktardığına göre, Avusturya‘daki Graz Teknoloji Üniversitesi‘ndeki araştırmacılar tarafından ocak ayında yayınlanan ve dünyanın yeraltı su kaynaklarını analiz etmek için uydu verilerini kullanan bir çalışma, Avrupa’nın su stoklarının “çok istikrarsız” hale geldiğini ortaya koyuyor.
Araştırmacılardan Torsten Mayer-Gürr, “Bundan birkaç yıl önce, suyun Avrupa’da bir sorun olacağını asla hayal edemezdim” dedi: “Ama burada su kaynaklarıyla ilgili sorunlar yaşıyoruz – bunun üzerine düşünmemiz lazım.”
Fransa’nın güneybatısındaki Montbel Gölü’nün kenarında mahsur kalan bir tekne. Fotoğra: Valentine Chapuis / AFP
Fransa’da kuraklık rekor seviyede
60 yılı aşkın süredir en kurak dönemini yaşayan Fransa’da yakında su kullanım kısıtlamalarının başlayabileceği öngörülüyor.
21 Ocak’tan 21 Şubat’a kadar art arda 32 gün kayda değer bir yağış almayan ülkede, kayıtların tutulmaya başlandığı 1959’dan bu yana en uzun yağışsız dönem yaşanıyor.
CIMA Araştırma Vakfı ise Alplerin normalden yüzde 63 daha az kar yağışı aldığına dikkati çekiyor.
Nehir akışlarının yıl boyu devam edebilmesi büyük ölçüde kar yağışlarına bağlı olduğundan, kışın görülen kar eksikliği, ilkbahar ve yaz aylarında su rezervlerini tehdit edebilecek hale gelebilir.
Ülkenin Ekolojik Geçiş ve Bölgesel Uyum Bakanı Christophe Béchu, kış kuraklığını “benzeri görülmemiş” olarak nitelendirerek ülkenin alarm durumunda olduğuna dair uyarıda bulundu.
Kuzey İtalya’da yer alan Garda Gölü’nde daha önce sular altında olan bir şerit üzerinden San Biagio Adası’na yürünebiliyor. Fotoğraf: Alex Fraser / Reuters
İtalya’da kanallar kuruyor, göl yatakları gün yüzüne çıkıyor
İtalya’da ise ülkenin en ünlü su kütlelerinden bazıları kurumaya devam ediyor. Garda Gölü‘ndeki su seviyeleri o kadar düşük ki, artık açıkta kalan bir göl yatağı şeridinden gölün ortasındaki bir adaya yürüyerek geçilebiliyor.
Yağış olmaması ve gelgitlerin azalması nedeniyle Venedik’teki bazı kanalların su seviyelerindeki düşüş, gondolların geçişini imkansız kılıyor. Uzun süredir sel korkusu yaşayan kent, şimdi ise kuraklık sorunuyla boğuşuyor.
İtalya’nın en uzun nehri olan ve kuzeydeki tarımsal merkezin içinden geçen Po Nehri, yılın bu zamanında normalden yüzde 61 daha az suya sahip.
Geçen yaz İtalyan hükümeti, 70 yılın en kötü kuraklığını yaşayan Po’nun çevresindeki bölge için olağanüstü hal ilan etmişti.
İtalyan çevre grubu Legambiente‘nin genel müdürü Giorgio Zampetti, bir basın açıklamasında durumun daha da kötüleşmesinden korktuğunu söyledi: “2023 daha yeni başladı, ancak aşırı hava olayları ve kuraklık seviyeleri açısından endişe verici sahneler görüyoruz.”
Venedik’teki bazı kanallarda düşük su seviyeleri nedeniyle gondol trafiği durdu. Fotoğraf: Manuel Silvestri / Reuters
İspanya, su kaynakları için endişe duyuyor
Geçen yıl en sıcak yılını yaşayarak rekor kıran İspanya’da da su kaynaklarıyla ilgili endişeler yükseliyor.
Ekolojik Geçiş ve Demografik Sorunlar Bakanı Teresa Ribera “Yalnızca yağmura bel bağlayarak içme suyu veya ekonomik kullanımlar için su teminini garanti edemeyiz” uyarısı yaptı.
Ülke, sanitasyon ve arıtmayı iyileştirme ve sulamayı modernize etme önlemleri de dahil olmak üzere su yönetimine yaklaşık 24 milyar dolarlık yatırım yapma planlarını onaylamıştı.
İspanya’da 1980’den bu yana kullanılabilir ortalama su yüzde 12 azaldı ve 2050’ye kadar yüzde 40’a kadar düşebileceği öngörülüyor.
Fransa’nın güneybatısındaki Serignac-Peboudou yakınlarındaki Graoussettes Gölü’ndeki düşük su seviyesini ortaya koyan su seviyesi göstergeleri. Fotoğraf: Philippe Lopez / AFP
‘Önümüzdeki haftalar kritik öneme sahip’
Avrupa daha önce yaz kuraklıklarıyla sarsılmış olsa da uzmanlar, son iki ayın olağanüstü kuraklığının kısmen yükselen ortalama küresel sıcaklıklardan kaynaklanan yeni bir gerçekliğe işaret edebileceğinden korkuyor.
Euronews’ten Alasdair Sandford’ın aktardığına göre, Fransa’nın güneybatısındaki Lac des Graoussettes kıyılarında düşen su seviyeleri nedeniyle şeridin bitki örtüsüyle kaplandığı görülüyor. Yerel çiftçiler ve balıkçılar tarafından kullanılan 32 hektarlık rezervuarın yalnızca dörtte biri dolu.
Elma, erik, ceviz, fındık, domates, çilek, tahıl ve diğer tohumların yetiştirilmesinin büyük ölçüde yerel rezervuarlardan gelen suya bağlı olduğu bu bölge için yeni bir kuraklığın felaket olabileceği düşünülüyor.
Avrupa Mevcut Kuraklıklar Haritası. Harita: Copernicus İklim Değişikliği Servisi
İspanya’dan Türkiye’ye kadar alarm zilleri çalıyor
Avrupa Komisyonu‘na bağlı Copernicus İklim Değişikliği Servisi, Avrupa’daki mevcut kuraklıkların haritası, ocak ayında güney Avrupa’nın birçok bölgesinde düşük toprak nemine ilişkin uyarılara yer veriyor. Uyarılar, orta ve güneybatı Fransa’dan kuzey İspanya, kuzey İtalya, güney Almanya‘nın yanı sıra kuzey Yunanistan ve güney Bulgaristan’ın önemli bölümleri ile Türkiye‘nin çoğunu kapsıyor.
Yakın zamanda Avrupa çapında görülen ve kuzey Romanya gibi bölgelerde şiddetli sellere neden olan şiddetli yağışlar, kış boyunca uzun süren kurak dönemin yarasına merhem olmuyor.
Türkiye de son 22 yılın en kurak ocak ayı ile yıla kurak bir giriş yaptı. Metrekare başına geçen yıl ocakta 87,3 kilogram olan yağış miktarı, geçen ay 33,2 kilogramda kalarak, son 22 yılın en düşük seviyesini gördü. Türkiye geneli ocak yağışları, normalin ve geçen yılki ocak ayı miktarının altında kaydedildi. Yağışlar, ocak ayı normaline göre yüzde 52, geçen yıl ocak yağışlarına göre yüzde 62 azaldı.
Yağışlı gün sayısı 1991-2020 ortalamasında 11,7 gün olarak hesaplanırken, ocak ayında Türkiye genelinde ortalama 7,3 gün olarak gerçekleşti.
Yağışların azalmasıyla kuraklık da belirgin hale geldi. Üçer aylık dönemler halinde elde edilen meteorolojik kuraklık analizlerine göre, “olağanüstü kuraklık” şeklinde tanımlanan ileri düzey kuraklığın yaklaşık 30 ilde etkisini gösterdiği açıklandı.
Rusya‘nın Ukrayna’yı işgali nedeniyle Avrupa’nın uyguladığı yaptırımlara rağmen, geçen yıl da Almanya‘nın en büyük kömür tedarikçisi olmaya devam ettiği açıklandı.
Alman Bild gazetesinin aktardığına göre, geçen yıl Almanya’nın toplam kömür ithalatı, önceki yıla göre yüzde 8 artarak 44,4 milyon tona ulaştı. Alman Kömür İthalatçıları Derneği’nin verilere göre de, Rusya’dan fosil yakıt ithalatını yasaklayan yaptırımlara rağmen, ülke geçen yıl da Almanya’nın en büyük kömür tedarikçisi oldu.
Almanya’nın Güney Afrika‘dan kömür ithalatı geçen yıl önceki yıla göre yüzde 279 artışla 3,9 milyon tona, Kolombiya‘dan yüzde 210 artışla 7,2 milyon tona, ABD‘den yüzde 32 artışla 9,4 milyon tona ve Avustralya‘dan yüzde 15 artışla 6,3 milyon tona ulaştı.
Ülkenin Rusya’dan kömür ithalatı ise geçen yıl 2021’e göre yüzde 37 azaldı ve 13 milyon ton olarak kayıtlara geçti. Rusya, savaşa ve yaptırımlara rağmen Almanya’nın toplam kömür ithalatının yüzde 29’unu karşılıyor ve böylece ülkenin en büyük kömür tedarikçisi olmaya devam ediyor.
Kapatılması planlanan santraller de devrede
Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası arz yönlü belirsizlikler ve AB’nin Rus enerji ürünlerine uyguladığı ambargo Almanya’daki enerji piyasalarında dengesizliklere yol açmıştı.
Ülke, Moskova‘nın Kuzey Akım 1 doğal gaz boru hattı üzerinden gaz akışını durdurma kararının tetiklediği bir enerji kriziyle karşı karşıya kalmış; hükümet buna rağmen AB yaptırımları kapsamında, 2023’ten itibaren Rus ham petrolü alımını da tamamen durduracağını açıklamıştı.
Enerji krizi sonrasında kömür ve nükleer enerji politikalarını yeniden değerlendiren ülke, 14 termik santral ünitesini çalıştırırken, üç üniteyi de acil durumlarda faaliyete hazır konuma getirdi.
Kış mevsiminde olası bir enerji sıkıntısına karşı daha önce kapanması planlanan üç nükleer santral de acil durum rezervi olarak beklenmeye alındı.
Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Bruegel‘e göre Almanya, toplam 268,1 milyar avro ile Avrupa ülkeleri arasında enerji krizine karşı en fazla kaynak ayıran ülke oldu. Ülkede enerji krizine karşı mali tedbirlerin milli gelire oranı da yüzde 7,5’ine karşılık geliyor.
Depremin üçüncü günü, 9 Şubat’ta, deprem bölgesine götürülerek AFAD tarafından ücretsiz dağıtılması gereken 2 bin 50 çadırı tanesi 22 bin 439 TL’den Ahbap Derneği‘ne sattığı ortaya çıkan Kızılay‘ın Genel Başkanı Kerem Kınık, bir gün önce doğruladığı ve “ahlaki, akılcı ve yasaldır” diyerek savunduğu satışın bir gün sonra kendisinden habersiz gerçekleştirildiğini ileri sürdü ve satışı yapanları eleştirdiğini söyledi.
27 Şubat gecesi CNN Türk‘te Ahmet Hakan‘ın Tarafsız Bölge programında, “2 bin 50 çadırın Ahbap’a satıldığından haberim yoktu, öğrenince arkadaşları eleştirdim,” diyen Kerem Kınık, önceki gün kendi Twitter hesabından paylaştığı bir zincirde şunları ifade etmişti:
“@KizilayCadir Türkiye Kızılay Cemiyetinin bir iştirakidir ve 12 ay kesintisiz üretim yapan dünyanın sayılı afet çadırı üreticilerinden biridir. Öncelikle Kızılayın TAMP çerçevesinde belirlenen asgari çadır stok seviyesini garanti eder. Ayrıca barınma hizmet kümesi sorumlusu olan AFAD’ın kendisinden tedarik etmek için sipariş verdiği sayıda çadırı istenilen zamanda imal eder. Sağlık Bakanlığı, MSB gibi kamu kuruluşlarının ve Birleşmiş Milletler ve diğer Uluslararası kuruluşların taleplerini üretir. Satışlardan elde ettiği gelirleri Kızılay’a aktarır, Kızılay da Afetler için gerekli olan Çadır ve sair insani yardım malzemelerini ürettirerek depolar ve ihtiyaç anında vatandaşlarımıza ücretsiz dağıtır. @ahbap Derneği de Kızılayın yurt dışı bir kuruluş için ürettiği logosuz 2050 çadırı afetin ilk günlerinde @KizilayCadir’dan maliyetine tedarik ederek AFAD’ın gösterdiği yere sevkedip depremzedelerin hizmetine sunmuştur. Kızılay Çadır&Tekstil AŞ’de @Ahbap derneğinden aldığı kaynağı çadır hammadde tedariği için ayırmış ve üretilecek çadırları da Kızılay aracılığı ile ücretsiz olarak depremzedelerin istifadesi için planlamıştır. Kızılay Çadır&Tekstil AŞ gerek günlük~1000 çadır imali gerekse ithalat ve yurtiçi fason imalat ile AFAD’a barınma desteği vermeye devam etmektedir @Ahbap ve @Kizilay’ın işbirliği ahlakidir, akılcıdır, yasaldır. Aksini iddia eden ise ya meseleyi anlamamış ya da kötü niyetlidir.”
Bir gün sonra: Arkadaşlar bana sormadan yapmış, eleştirdim…
Kızılay Genel Başkanı, depremzedelerden, Ahbap’a bağışta bulunanlardan, Kızılay’a bağışta bulunanlardan ve kamuoyunun bütün kesimlerinden yükselen sert eleştirilerden sonra Pazartesi gecesi davet edildiği “Tarafsız Bölge” programında Ahmet Hakan’ın sorularına karşı şunları söyledi:
“[…] Arkadaşlarımızın bir pazarlama ve satış faaliyeti var. Bu faaliyet çerçevesinde ahbap derneği, Kızılay, çadır ve tekstilde ki bizim satış ekibine ulaşmış ve bizim ekibimizin yurt dışına ihraç için tuttuğu üstünde logo olmayan o uluslararası, BM kuruluşu için üretmiş olduğu çadırlar.
“Arkadaşlar demişler ki ‘Biz izah ederiz bunu müşteriye bunu içeriye bir sevk edelim. Ahbap da bunu almak istiyor. Bir barınma ihtiyacı varmış. Bunu biz maliyetine on dokuz bin lira küsur, nakliye gibi bir maliyete Ahbap’a verelim. Bu parayla da hemen kendimiz hammadde alıp üretime geçelim’ diye bir inisiyatife bulunmuşlar bize sormadan.
“Bana sorsalardı yani veya CEO’larına sorsalardı buna bizim yani kurumsal olarak vereceğimiz cevap şu olurdu muhtemelen: ‘Arkadaşlar bakın Ahbap böyle bir yardımda bulunmak istiyor. Tamam, güzel bağış almış çok güzel yani mesela bizim bunun nakliyesine destek versin, yükleyin çadırları. AFAD’ın göstermiş olduğu lokasyonlara sevk etsinler, kurulumlarına da destek olsunlar, sonra bakarız’ derdim ben. Ama arkadaşlar bunun kendi o rutinlerine, her gün yaptığı o işlemlerden bir işlem olarak inisiyatif kullanmışlar. Eleştirdim ben arkadaşlarımızı. Yani bu konuyla alakalı refleksleri yanlış olduğundan eleştirdim. Ama böyle bir işlem yapmışlar […]”
Çadırların AFAD’a ücretsiz verileceğini söyleyen Kınık’a Ahmet Hakan, “Diyorsunuz ki AFAD’a parayla vermeyecektik, Ahbap’a parayla verdiniz. O zaman Ahbap’ın parasını iade edin iş bitsin sorun çözülsün” dedi. Kınık “Bakarız, ona da bakarız” dedi.
İnandırıcı olamadı
Konuk olduğu programda, oldukça hoşgörüyle karşılanmasına ve açıklamalarının fazlaca irdelenmemesine karşılık, Kerem Kınık programın ardından sosyal medyada daha da ağır eleştirilerin hedefi oldu.
‘Goygoycuların lafıyla istifa etmem’
Kınık, “İstifa edecek misiniz?” sorusuna “Ortaya böyle bir başarı konulmuşken goygoycuların lafı ile hareket etmem” diye yanıt verdi.
Ücretsiz dağıtılması gereken konserve gıdalar ile 2 bin 50 çadırı tanesi 22 bin 439 TL’den Ahbap Derneği’ne satan Kızılay’ın Başkanı Kerem Kınık, deprem sonrası yapılanları bir başarı olarak değerlendirdi. İstifayı düşünmediğini söyledi.
Hürriyet’ten Hande Fırat’a konuşan Kınık, vicdanının rahat olup olmadığı, istifa edip etmeyeceği sorusuna “Seçilmiş bir isim olarak görev yapıyorum. Ortaya böyle bir başarı konulmuşken goygoycuların lafı ile hareket etmem” diye yanıt verdi.
Sosyal medyada dolaşan depolardaki çadır görüntülerini de yalanlayan Kınık, AFAD’a toplamda 74 bin çadır verildiğini söyledi:
“Kızılay’a bağlı ve derneğin de satın aldığı şirket, çadır satmak zorunda. Çadır üretiminin bir maliyeti var. Bu maliyeti karşılamak zorundayız. Biz bir derneğiz. Aksi halde kamu zararı olur.
“Derneğin satın aldığı çadırların parası ile de yeni çadırlar üretiliyor. Kızılay Çadır ve Tekstil şu an tam kapasite çalışarak günde yaklaşık bin çadır üretiyor ve üretilen her çadır AFAD’a gidiyor.”
Kızılay için yeni skandal
Cumhuriyet’ten Murat Ağırel’in bugün kaleme aldığı yazısıyla Kızılay’ın bir skandala daha imza attığı ortaya çıktı. Ağırel, Kızılay’ın 2021 faaliyet raporuna dayandırdığı yazısında Kızılay’ın 2019 yılında 1 milyon 2020 yılında 759 bin ikinci el eşya sattığını duyurdu.
Ağırel “Kızılay’ın 2021 faaliyet raporuna göre 2019 yılında 1 milyon 2020 yılında 759 bin ikinci el eşya satmış! Yönetim kurulu üyeliği ile birlikte 98 bin TL maaş alan genel müdür ve 76 bin TL maaş alan genel müdür yardımcılarının yönettiği Kızılay! Çok yazık, çok… Yani AHBAP ya da başka bir yardım kuruluşu yana yakıla çadır aramasa veyahut bu paraları vermese demek ki Kızılay elindeki çadırları satmak için bekletecekti. Gidip kendi gözlerimle gördüğüm ağzı yüzü kanayarak öksüren çocukları umursamayıp çadır göndermeyecekti” ifadelerini kullandı.
Eski Hatay Baro Başkanı’ndan Kızılay yönetimi hakkında suç duyurusu
Eski Hatay Baro Başkanı Ekrem Dönmez, depremin üçüncü gününde Ahbap’a 46 milyon TL karşılığında 2 bin çadır satılması nedeniyle Kınık ve Kızılay yönetimi hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Dönmez, Kınık ve Kızılay yönetiminin Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 220’nci maddesinde düzenlenen “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” suçundan yargılanmalarını istedi.
Dönmez’in Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı suç duyurusunda şu ifadelere yer verildi:
“Türkiye Kızılay Derneğinin depremin 3. gününde Haluk Levent‘in kurucusu olduğu Ahbap Derneği isimli sivil bir kuruluşa 46 milyon lira karşılığında 2050 adet çadır sattığı anlaşılmıştır. Ahbap’ın Kızılay’dan çadır satın almasına ilişkin açıklama yapan Kızılay Başkanı Kerem Kınık, durumun ahlaki, akılcı ve yasal olduğunu ve aksini iddia edenlerin ya durumu anlamadığını ya da ‘kötü niyetli’ olduğunu, ‘Kızılay Tekstil A.Ş.‘nin Ahbap derneğinden aldığı kaynağı çadır hammadde tedariği için ayırdığını ve üretilecek çadırların da Kızılay aracılığı ile ücretsiz olarak depremzedelerin istifadesi için planlandığını açıklamıştır.
‘Çadırları deprem bölgesine sevk etmesi gerekirken satmış’
Elinde bulunan imkanları deprem anından itibaren depremzedeler için kullanmak zorunda olan Kızılay Derneği, deprem felaketinin ortaya çıkmasından sonra derhal ve aceleyle deprem bölgesine sevk etmek zorunda iken para karşılığı elindeki çadırları satmış ve tüzüğün zorunlu kıldığı görevleri zararları en aza indirmek ve tüzükteki amaca uygun olarak ve verimli bir şekilde kullanmamış, barınma sorununu hızla çözmek zorunluluğu varken elindeki stokta bulunan çadırları satmak suretiyle ve yurttaşlarımızın barınma ihtiyacı devam ederken depolarında çadırları bekleterek deprem felaketinden sonraki hareket tarzı itibariyle zincirleme bir çok sorumluluğu gerektirecek şekilde davranmıştır. Yukarıda yer verilen bilgilerden, meydana gelen deprem felaketi sebebiyle kuruluş tüzüğü gereği doğal afet yaralarının sarılması için zorunlu olarak ve bir talimat beklemeden harekete geçmesi gereken dernek başkanı ve sorumlu organları hakkındaki iddialar Türkiye Cumhuriyeti savcılarının derhal ve ivedilikle ve deliller karartılmadan soruşturma yapmalarını gerektirecek düzeyde toplumda infial yaratacak derecede oldukça vahim ve ciddi iddialardır.”
Ne olmuştu?
Gazeteci Murat Ağırel, Cumhuriyet’te 26 Şubat’ta yayımlanan yazısında, Kızılay’ın depremin üçüncü gününde AHBAP’a 46 milyon TL’lik çadır satışı yaptığını duyurdu.
Ahbap Derneği Başkanı Haluk Levent de deprem sonrası Kızılay’dan çadır satın aldıklarını teyit etti. Bunun üzerine açıklama yapan Kızılay Başkanı Kerem Kınık “Ahbap ve Kızılay’ın iş birliği ahlakidir, akılcıdır, yasaldır. Aksini iddia eden ise ya meseleyi anlamamış ya da kötü niyetlidir” şeklinde bir açıklama yaptı.
Bir sonraki gün Haluk Levent, FOX TVİlker Karagöz‘le Çalar Saat programına konuk oldu. Haluk Levent buradaki konuşmasında Kızılay’dan sadece çadır değil gıda ve konserve de aldıklarını söyledi.
Çadır satma tartışması devam ederken Türk Eczacılar Birliği de (TEB) Kızılay’ın kendilerine de çadır sattığını açıkladı. TEB Başkanı Arman Üney, deprem bölgesine sahra eczaneleri kurmak istediklerini ancak çadır bulmakta zorlandıklarını ve Kızılay’a başvurarak tanesi yaklaşık 140 bin TL’den 5 çadır aldıklarını belirtti. Üney, ödemeyi Kızılay’ın bir iştiraki olan Kızılay Çadır ve Tekstil A.Ş.’ye yaptıklarını aktardı.