Ana Sayfa Blog Sayfa 529

EŞİK’ten siyasi partilere mektup: Eşit temsil lütuf değil, kadınların hakkı!

Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), siyasi partilere eşit temsil olmadan demokrasinin de olamayacağını hatırlattığı bir açık mektup gönderdi:

“Eşit temsil lütuf değil kadınların hakkıdır.
Eşit temsil olmadan demokrasi olamaz”

Eşit temsil: Kritik bir zorunluluk

Platform tarafından yapılan açıklamada, 14 Mayıs’ta gerçekleştirilecek seçimlerde; Meclis’te eşit temsilin sağlanması için kadınların erkeklerle eşit sayıda olmasının, listelerin seçilebilecekleri yerlerine yerleştirilmesinin, fermuar sisteminin uygulanmasının ve kadın adayların kampanyalarının parti bütçelerinden desteklenmesinin her zamankinden daha kritik bir zorunluluk olduğu vurgulandı.

8 Mart, 21. Feminist Gece Yürüyüşü - Fotoğraf: Cansu Acar
8 Mart, 21. Feminist Gece Yürüyüşü – Fotoğraf: Cansu Acar

‘Toplumsal cinsiyet eşitliği merkeze alınmalı’

Bununla birlikte, toplumsal cinsiyet eşitliğinin seçim çalışmalarının merkezine alınması gerektiği belirtilerek “Çünkü bu seçim aynı zamanda laiklik ve hak temelli cinsiyet eşitliği politikalarının oylanacağı bir seçim olacaktır” denildi.

8 Mart, 21. Feminist Gece Yürüyüşü – Fotoğraf: Dilan Ela Pamuk

Konca Kuriş’i işkenceyle katleden Hizbullah’ın uzantısı partinin ittifaka alınması tüm kadınların ürpermesine yetti’

EŞİK tarafından siyasi partilere ayrıca kazanılmış kadın haklarının kadınların elinden alınması yönünde politikaları sürekli gündeme oturan Yeniden Refah Partisi (YRP) ve HÜDA-PAR‘ın Cumhur İttifakı‘na katılmış olmasına ilişkin de mesaj gönderildi:

“İktidarın kadın karşıtı politikaları herkesin malumu iken, siyasal İslam’ın kadın düşmanı iki aşırı ucu ile, siyasi programı İstanbul Sözleşmesi, LGBTİ+ varoluş ve kadın haklarına açık bir saldırı olan bir ittifak oluşturuldu. İttifaka yeni katılanlar, bu saldırılar için oy istediklerini açıklamaktan çekinmediler.

YRP’nin 30 maddelik ittifak şartlarından 5’i doğrudan, birçok maddesi de dolaylı olarak kadın haklarına saldırı içeriyor.

Kadınları ve kız çocuklarını şiddete karşı koruyan İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasaya, çocukları cinsel istismar ve sömürüden koruma amaçlı Lanzarote Sözleşmesi başta olmak üzere uluslararası sözleşmelere, karma eğitime karşı çıkan; kadınlarla ilgili tüm yasalarda kadın kelimesi yerine aile kelimesinin yerleştirilmesi gibi YRP talepleri küçük rötuşlarla kabul edildi.

Oylarına talip oldukları kadınlar da dahil bütün kadınları açık hedef haline getiren ittifak şartlarının kabul edilmesi, özellikle 6284 sayılı yasayı korumak isteyen AKP’li eski ve yeni aile bakanları ile üst düzey siyasetçi kadınların ciddi saldırılara uğraması toplumda şok yarattı. Kendi İslam anlayışına uymayan fikirleri nedeniyle Müslüman feminist Konca Kuriş’i işkenceyle katleden Hizbullah’ın uzantısı partinin ittifaka alınması ise tüm kadınların ürpermesine yetti.”

8 Mart, 21. Feminist Gece Yürüyüşü – Fotoğraf: Dilan Ela Pamuk

Rejim değişikliği hevesinin ilk hedefi: Kadın haklarını ve toplumsal cinsiyet eşitliğini yok etmek

EŞİK tarafından kaleme alınan mektupta ayrıca “Böylelikle, ülkenin içine sürüklendiği rejim değişikliği hevesinin ilk hedefinin, kadın haklarını ve toplumsal cinsiyet eşitliğini yok etmek olduğu bir kez daha ortaya döküldü” denildi ve dünyadan eşitlik ve laikliğe karşı oluşturulmuş iktidarlar örnek gösterildi:

“Kadınları erkeklerin hizmetkarı olarak gören eşitlik ve laiklik karşıtı bu ideolojinin toplumları nereye sürükleyebileceğini, Ortadoğu’da İŞİD, Afrika’da Boko Haram, Afganistan’da Taliban, İran’da molla rejimi bütün dünyaya, en çok da Türkiye’ye göstermişti aslında.

Seçime, kadınların kazanılmış haklarını, kaynağını laiklikten alan Medeni Yasa’yı ve bir bütün olarak kadın erkek eşitliğini tamamen devre dışı bırakma niyetini beyan eden bir ittifak ile gidiliyor.”

8 Mart, 21. Feminist Gece Yürüyüşü – Fotoğraf: Cansu Acar

‘Bu ittifak kadınlara ve LGBTİ+’lara yönellik ciddi bir can güvenliği sorunu haline geldi’

Ayrıca mektupta Cumhur İttifakı’nın, bugün artık dünden de ağır biçimde, erkeklere hizmet ve itaat dayatmasına itiraz eden kadınlara ve varlıkları bile tehdit olarak kodlanan LGBTİ+’lara yönelik ciddi bir can güvenliği sorunu haline geldiğinin altı çizildi.

Zaten göstermelik biçimde uygulanan 6284 sayılı yasanın yeniden ve en üst düzeyde tartışmaya açılmasının, seçimlerin yapılmasına, yasanın değiştirilmesine bile gerek kalmadan bugünden yasayı daha da etkisiz hale getirdiği belirtildi ve şunlar aktarıldı:

Kolluktan yargıya, yasayı uygulamakla yükümlü mekanizmalara çoktan yerleştirilmiş olan eşitlik karşıtlarını, yasayı uygulamamaları için daha da cesaretlendirmiştir. Yeniden yükseltilen nafaka karşıtlığı nedeniyle ülkenin birçok yerinde, yasaya açıkça aykırı olduğu halde, herhangi bir yasa değişikliği beklenmeden bir yıllık, iki yıllık toplu nafaka kararı veren mahkemelerin sayısı artmıştır.”

8 Mart, 21. Feminist Gece Yürüyüşü – Fotoğraf: Dilan Ela Pamuk

‘Kadınların bu direnişi, tahakküm altında tutma siyasetinden çıkışın da güvencesi’

Bugün şiddete maruz bırakılan veya şiddete tanık olan her kadının, 6284 sayılı yasanın etkin uygulanmadığında ne olduğunu, tümden yok edildiğinde ne olacağını çok iyi bildiğine de işaret edildi.

Boşanmak isteyen kadınların, nafakasız kalacağını ya da canından olacağını bildiği vurgulandı.

Metinde ayrıca milyonlarca kadının sessizce kendi hayatlarında direndiğine, binlercesinin ise örgütlülükleri içinde bu gidişata karşı ortak direnişe katıldığına işaret edildi ve şunlar kaydedildi:

“Kadınların bu direnişi, ülkeyi bir bütün olarak tehdit eden; bütün kaynaklarına el koyma, bütün kurumlarını yıkma, insanını haklarından mahrum ederek ve yoksullaştırarak tahakküm altında tutma siyasetinden çıkışın da güvencesidir. Bu nedenle, kadınlar atama ya da seçimle gelinen tüm mekanizmalarda eşit temsili ve ülkeyi birlikte yönetmeyi talep ediyor. Eşit temsil bir lütuf değil, kadınların eşitlikçi yasaların uygulanması için gösterdikleri çabanın, yıllardır sergiledikleri kararlı direnişin hakkıdır.”

8 Mart, 21. Feminist Gece Yürüyüşü - Fotoğraf: Cansu Acar
8 Mart, 21. Feminist Gece Yürüyüşü – Fotoğraf: Cansu Acar

‘Eşit temsil kadınların tarihsel hakkıdır’

Haklarının gasp edilmesinden çocuk istismarına, doğanın talanından emek sömürüsüne, her türlü direnişte en önlerde yer alan kadınların, sadece kendi haklarını değil, bir bütün olarak hayatı savunduğunun ifade edildiği mektupta, “Tarih boyunca tohuma, toprağa, ağaca, evcil hayvana, çocuğa, savaşa gidemeyen yaşlıya, engelliye hastaya sahip çıkan, koruyup kollayan, doyuran kadınlar hayatı üretmekteydiler” denildi ve eklendi:

“Tıpkı günümüzde Covid19 salgınında, salgının kendisi kadar ağırlaşan bakım yükünü ve 6 Şubat depremlerinde çadırlarda, konteynerlerde daha da ağırlaşan bakım yükünü üstlenerek hayatı üretmeye devam ettikleri gibi.

Kadınlar bugün yüzyıllardır değersizleştirilmeye çalışılan bu emeğin eşit paylaşılmasını, sosyal devlet kapsamında kamusallaştırılmasını istiyorlar, bunu sağlamanın bir koşulu olarak da eşit temsili hedefliyorlar. Bu bağlamda, temsilde ve atamada eşitlik bu emeğin değeridir ve adil, demokratik bir toplum olmanın ön şartıdır.”

8 Mart, 21. Feminist Gece Yürüyüşü - Fotoğraf: Dilan Ela Pamuk
8 Mart, 21. Feminist Gece Yürüyüşü – Fotoğraf: Dilan Ela Pamuk

Eşit temsil kadar önemli bir diğer konunun ise kadın erkek fark etmeksizin bütün adayların toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısına sahip olması ve eşitlik politikalarının partilerin ve ittifakların seçim çalışmalarının merkezine konulması olduğu belirtildi.

Eşitliğe dayalı, hak temelli bir toplum kurmanın ve demokratikleşmenin ideolojik bir süreç olduğuna işaret edilen açıklamada geçen yirmi yıla dair şunlar söylendi:

“20 yılda yavaş yavaş yerleştirilen eşitlik ve laiklik karşıtlığının yaygınlığı, köklü ve cesaretli değişim adımlarını zorunlu kılmaktadır. Güçlü bir meclis ve demokrasi isteniyorsa eşitlikçi politikaların bütünlüklü olarak merkeze alınması, gündelik siyasetin kolaylaştırılması uğruna temel hedeflerinden şaşılmaması gerekir. Örneğin Kadın ve Eşitlik Bakanlığı’nın kurulması, İstanbul Sözleşmesi’nin etkin uygulanması gibi hedefler başat konumdadır ve kadın erkek herkesin sahip çıkması gerekir.”

Fotoğraf: Esra Tokat / csgorselarsiv.org

‘En büyük ittifak, kadınların eşitlik ortak hedefinde çoktandır kurdukları ittifaktır’

Kadınların laik, demokratik, insan ve doğa haklarına saygılı, barışın hâkim olduğu bir ülkede; özgür ve eşit yurttaşlar olarak yaşamak amacında buluştuğunun ifade edildiği mektupta ayrıca şunlar aktarıldı:

“Ayrıştıran faktörlere büyük ölçüde direnen Türkiye kadın hareketi, eşitlik yönündeki kazanımları elde ederken de, bu kazanımları savunurken de ortak hedefte buluşmayı eksikleri ve zorlukları ile birlikte genel olarak başarıyor.

Asıl büyük ittifak, ayrımcılığın, şiddetin acısını bilenler olarak eşitlik hayalinde sessizce buluşan milyonlarca kadının ittifakıdır. Bunu gözden kaçıran siyaset toplumun nabzını kaçırmış olacaktır.”

‘Kadın hareketinin adaylarına alan açan her parti, demokrasi konusundaki samimiyetini de göstermiş olacak’

Mektupta ayrıca seçim anketleri kadar şiddetle mücadele ve kadın erkek eşitliğine verilen toplumsal desteği ölçen Kadir Has Üniversitesi 2022 TCE raporu, KONDA Araştırma, Siyasette Kadın Temsili Araştırması gibi çeşitli sosyal araştırmalara da değinildi. Söz konusu araştırmaların eşitlikçi politikalara verilen yüksek toplumsal desteği somut olarak ortaya koyduğu da dile getirildi ve şunlar aktarıldı:

“Eşitlik için en etkin çabayı göstermekte olan kadın hareketinin adaylarına alan açan her parti, toplumun bütününe demokrasi konusundaki samimiyetini de göstermiş olacaktır. Eşit temsil ve toplumsal cinsiyet eşitliği, bir ülkenin demokrasisinin demokrasi olup olmadığını belirleyen önemli göstergelerdendir.”

Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org

Bu ülkenin bir kadın-erkek eşitsizliği sorunu vardır: Acil ve önemlidir

Mektupta bu ülkenin bir kadın-erkek eşitsizliği sorunu olduğuna ve bu sorunun ülkenin sürüklendiği diğer acil sorunlarla eşdeğerde, acil ve önemli olduğuna vurgu yapıldı.

Fotoğraf: Emre Orman/ csgorselarsiv.org

‘Eşitlik mi? Esaret mi?’

Kadın hareketinin bu sorunun çözümü için 40 yıldır gösterdiği çaba ile kurucu gücünü ortaya koyduğunun altının çizildiği mektupta “Eşitlik mi? Esaret mi?” diye soruldu:

“Ülkenin ikinci yüzyılına girerken bu çabanın eşit temsille önünün açılması sonucunda hem siyaset kurumları hem de ülke kazanacaktır. Eşitlik mi? Esaret mi? sorusunun sandıkta verilecek yanıtı sadece kadınların değil bütün toplumun bundan sonra nasıl bir ülkede yaşayacağını belirleyecektir.

EŞİK Platform’da ülkenin her yerinden, her kesiminden buluşan kadınlar olarak, son günlerde medyada gördüğümüz ‘Kadınların Seçimi’ manşetini birkaç ay önce gerçekleştirdiğimiz kadın forumlarında; “Kadınların seçimi net! Laik, demokratik bir ülkede, eşit, özgür, şiddetsiz yaşam” şeklinde atmış, 2020’de belirlediğimiz beş acil talebimizi hatırlatmıştık. Seçimimizin sorumluluğunu alıyoruz ve hakkımız olan eşit temsilden vazgeçmiyoruz.

Daha fazla kadın vekil ve #EşitTemsil istiyoruz.”

İskenderun’u su bastı: Altyapı sorunluydu depremle çöktü

Video haber: Burcu Özkaya GÜNAYDIN

*

Hatay‘ın İskenderun, Samandağ ve merkez Defne ilçesinde iki gündür yoğun yağış ve rüzgar nedeniyle depremzedeler bir yaşam mücadelesi halinde. Dün (30 Mart) gece Samandağ ve Defne’de çadırlar uçtu, bazıları su altında kaldı. Defne’de fırtınadan dolayı elektrikler de kesilince depremzedeler geceyi karanlıkta geçirdi.

İskenderun’da ise sahil kesiminde yer alan Atatürk Bulvarı, Anıt alanı, Mareşal Çakmak Caddesi, Mete Aslan Bulvarı’nda su taşkını nedeniyle birçok esnafın iş yerini su bastı.

‘Taşkının nedeni altyapı’

Uzun yıllardır İskenderun’da yaşayan mimar Ercüment Kimyon, İskenderun’un normal zamanda da ciddi bir altyapı problemi olduğunu, su baskınlarının deniz yükselmesi değil, altyapının tamamen çökmesinden kaynaklı olduğunu vurgulayarak şunları anlattı:

“İskenderun’da depremden önce de aşırı yağış olduğunda su baskınları yaşanıyordu. Depremle birlikte altyapı tamamen çöktü, pompa istasyonları çalışmıyor. Yağan yağmur da yer yüzüne çıktı. Denizle alakalı bir durum yok.”

‘Sahil, deniz seviyesinin altında kaldı’

İskenderunlu Avukat ve gönüllü yardım çalışanı Bülent Akbay ise mahallelerin su altında kalmadığını, sadece sahile yakın üç mahallede su baskını olduğunu; diğer mahallelerde bir sorun olmadığını kaydetti.

İskenderun sahilinin depremde kaydığını ve deniz seviyesinin altında kaldığını aktaran Akbay, “Yağmur olmadan da sahil tarafında su vardı, rüzgarla beraber sahile yakın sokaklara su taşındı. İskenderun su altında kaldı diyemeyiz” dedi.

‘Zemin etütsüz inşaat yapılıyor’

İskenderun’da en büyük sorunun; risk haritası çıkarılmadan, zemin etüdü yapılmadan inşaatlara başlanması olduğunun altını çizen Bülent Akbay, “Sallantılar devam ediyor, zemin kaymış, etüdü yapılmadan inşaatlara başlandı” diye konuştu.

Kaymakam: Altyapı çözülmezse su baskını hep olacak

Konuyla ilgili açıklama yapan İskenderun Kaymakamı Murat Sefa Demiryürek, yaşanan deprem felaketi sonrasında kentin sahil kesiminde ve kanalizasyon altyapısında meydana gelen çökmenin her yağmur ve fırtınada bölgenin sular altında kalmasına neden olduğunu söyledi. Demiryürek, altyapının faal hale getirilmemesi durumunda her yağışta ya da lodosta su baskının yaşanacağını belirtti.

Depremzedeler endişeli

İskenderun’daki altyapı sorunu, Antakya’da da var. Normal zamanda dahi aşırı yağışta kent merkezi ve Asi nehri etrafı su altında kalıyor. Depremle birlikte Antakya merkezde de altyapı çöktü. Nisan ayı Antakya’da yağışlı geçen bir ay. Bu bölgede çadırda kalan depremzedeler, çadır ve sokakların su altında kalmasının endişesini yaşıyor.

‘Boğaziçi’nin köpekleri’ için İstanbullulara çağrı: Seslerini duymayacak mısınız?

Boğaziçi Üniversitesi Hayvan Barınma Merkezi‘nin (BU Paws) tahliye edilmesi üzerine, bakıma muhtaç durumdaki 65 köpek, hem tahliye ve nakliye sürecinde yaşanan zorluklar hem de yeni yaşam koşulları nedeniyle, tahliyenin gerçekleştiği 26 Mart tarihinden bu yana zor günler geçiriyor.

BU Paws gönüllülerinden Berkay Morkan, Hayvan Barınma Merkezi’ne dair son gelişmeleri ve yerinden edilen hayvanların son durumunu Yeşil Gazete’ye anlattı.

‘Kulübeler, yürüteçler, ilaç dolapları buldozerlerle ezildi’

Morkan, 22 yıllık Hayvan Barınma Merkezi’nin iş makineleri ile girilerek talan edildiğine işaret ederek, “Eski barınağımızı buldozerlerle dümdüz ettiler, köpeklerin ahşap kulübeleri, sakatlar için yürüteçler, ilaç dolapları dümdüz oldu” diyor.

Barınakta yürüteçlere aktif olarak ihtiyacı olan sakat bir köpeğin olduğunu paylaşan Morkan, “İlaçları da bir şekilde yeniden temin ettik. O yüzden, okul ne kadar umursamasa da, biz mümkün olduğunca mağduriyetin yaratılmaması için uğraşıyoruz. Biz sonuçta bu köpeklerin bu mağduriyetleri yaşamasını istemiyoruz ve bağışlarla, gönüllülerle bir şekilde bunları temin ediyoruz” ifadelerini kullanıyor.

köpek
Boğaziçi Hayvan Barınma Merkezi’nin iş makineleriyle tahliye edildikten sonraki hali. Fotoğraf: Berkay Morkan

Berkay Morkan, köpeklerin son durumuna dair şunları dile getiriyor.:

Okulda veterinerimiz zaten vardı, o yine ilgilenmeye devam ediyor aynı şekilde. Köpekler için yemek pişirdiğimiz bir ocağımız vardı, o üç gün taşınmadı, ayrıca deepfreeze için de elektrik bağlantısını çekmedikleri için oradaki etlerimiz de bozuldu. Bu süreçte köpekler sadece kuru mamayla beslendiler ama ısrarcı olarak bu sorunları da hallettirdik diyebiliriz.”

“Maalesef, sesimizin daha fazla yayılmasına yardımcı olmak dışında, dışardan yapılabilecek fazla bir şey yok” diyen Morkan, destek olmak isteyen kişilerden yaşananların daha geniş kitlelerce duyulmasını sağlamaları için çağrı yapıyor.

köpek
Bacağı ameliyatlı olduğu için bir ayağının üstüne basamayan ve yürümekte zorlanan köpek ‘Fındık’, kendisi için uygun olmayan engebeli bir arazideki kafeste. Fotoğraf: Berkay Morkan

Yeni alanın yaşam koşulları

Gönüllülerin çektiği fotoğraflarda görüldüğü üzere yeni oluşturulan yaşam alanında köpeklerin yağmurdan sırılsıklam ve çamura bulanmış halde. Bunun sebebi de gerektiği gibi hazır hale getirilmeden hayvanların bu alana “terk edilmesi.”  Morkan, köpeklerin hem eski barınma merkezinden yeni alana taşınma sürecinden hem de yeni alandaki yaşam koşullarından ötürü çaresiz, korkmuş ve soğuktan/yağmurdan titrer halde olduğunu anlatıyor.

Hayvanların tutulduğu kafeslerde ikişer köpek bulunuyor ancak bu kafeslerde tek kulübe yer alıyor.  Bu nedenle yağmurdan ve soğuktan korunmaları için gerekli koşullar yok. Gönüllüler bağışlarla yeni kulübeler satın almak zorunda kalmış:

Ama kulübe sonuçta ilaç gibi çabuk temin edilebilen bir şey olmadığı için ve özellikle üç gündür İstanbul‘da sağanak yağışlı bir hava olduğu için köpeklerin birçoğu soğukta, çamurda, dışarıda kaldı. Hazırladıkları yerde, yerlere rastgele bir sunta tabaka koymuşlar. Köpekler üstüne çıkıyor ama ne soğuktan ne de yağmurdan korunuyor. O yüzden yeni kulübeler aldık. Taşınırken 65 tane köpeğimiz vardı ve kulübeleri olmadığı için hepsi de gerçekten bu yağmurdan, soğuk havadan mağdur oldu.”

Yeni alanda hayvanlara sağlanan içme sularının da temiz olmadığına da dikkati çeken Morkan, yönetime köpeklere yaptıkları yerin yaşama elverişli olmadığını, sakat ve yaşlı hayvanlar için uygun olmadığı iletildiğinde “Biz onlara doğal yaşam alanı hazırladık” savunmasıyla karşılaştıklarını söylüyor.

köpek
Barınaktaki en hareketli iki köpek olan Buz ve Gino oldukça küçük bir kafese yerleştirilmiş durumda. Fotoğraf: Berkay Morkan

‘İki gündür gönüllülerin girişine izin verilmiyor’

Üniversiteden gönderilen yazılı kararlarda barınağın tahliye edilmesi ve yıkılmasını öngören yazılı bir ifade bulunmuyor. Morkan, “Yukarıdan nasıl bir emir gelirse onu uyguluyorlar. Yeni alana iki gündür hiçbir gönüllü alınmıyor. Güvenlik görevlileri ‘Gönüllüleri alamayız’ diyor ve almıyor. Sadece orayla 7/24 ilgilenen gönüllümüz girip çıkabiliyor; sürekli kapıda en az iki güvenlik görevlisi bekliyor” diyor.

Barınaktaki köpeklerin önemli bölümünün bakıma ihtiyacı var, aralarında çok sayıda düzenli olarak ilaç kullanması gerekenler de bulunuyor. Ancak gönüllülerin anlattığına göre, ilaçların verilmesi için bile güvenlik görevlilerince engelleniyorlar.

Gönüllülerin artık barınma merkezine alınmama nedenini ise Morkan şöyle açıklıyor:

“Pazartesi akşamı bir köpeğimiz kafesin arasına sıkışmıştı. Bir arkadaşımız da onu oradan kurtarırken video çekmişti. Video salı günü paylaşılıyor, okul yönetimi de o an barınakta gönüllü var ve video o an çekiliyor sanıyor. Girip içeriyi arıyorlar ve daha sonrasında içeriden görüntü alıyoruz ve kamuoyuyla paylaşıyoruz diye barınağa gönüllü alınmasını istemiyorlar. Bunu yapmaları için ortada hiçbir resmi veya yazılı sebep de yok.”

köpek
İstanbul’da son günlerde etkili olan sağanak yağışlar nedeniyle kafeslerinde yeterli sayıda kulübe olmayan köpekler yağmurdan ıslanmış ve tüyleri çamura bulanmış halde yaşıyor. Fotoğraflar: Berkay Morkan

Hayvanların ruh sağlığı da bozuldu 

Hayvanlar, ruhsal olarak da süreçten olumsuz etkilenmiş. Gönüllüler bazılarının tepkisizleşip herkesten korkar hale geldiğini, bazılarının ise sürekli ağladığını ve feryat ettiğini anlatıyor.

Yeni barınaktaki kapatıldıkları kafeslerden çıkmak için çırpındıklarını belirten Berkay Morkan, buradaki alanın çok kısıtlı olması sebebiyle hayvanların tuvalet ihtiyaçlarını da gereken şekilde gideremediklerini ; ancak barınak dışında yürüyüşe çıkarılmalarına izin verilmediğini söylüyor. Kendilerinin ısrarlı talepleri sonucu kafesten tuvalet ve hareket etme ihtiyaçları için çıkarılan köpeklerin de tekrar kafeslerine dönmek istemediklerini ve kaçmaya çalıştıklarını, zorlukla kafese konulabildiğini anlatan Morkan, durumu anlattığı Twitter paylaşımında “Ben neden bu hayvana bunu yapmak zorunda kalıyorum?” diye soruyor.

köpek
Tahliye ve nakliye sürecinde maruz kalınan muamele ve yeni yaşam alanına alışma sürecindeki zorluklar nedeniyle fiziksel olduğu kadar ruhsal olarak da olumsuz etkilenen köpeklerden bazıları devamlı ağlarken, bazıları ise tepkisizleşerek sinik bir ruh haline bürünüyor. Fotoğraflar: Berkay Morkan

Morkan’ın yaptığı paylaşım şöyle:

Bu büyük mücadeleden sonra Süslü’nün ön patilerini kafese koyup, arka patileri üzerine kalkıp ben kafesten barınağın çıkışına yürüyene kadar bana bakarak ağladığını gördüm. Tüm bunlar yaşanırken diğer köpeklerin havlamalarını, çıkma çabalarını inanın betimleyemem. Yaşadığım çaresizliğin, üzüntünün, haddi hesabı yok. Süslü ve birçoğuna bir şekilde iyi gelebilmek için bunca bürokrasiyle uğraşmak ve o hayvanların gözlerindeki çaresizliği görmek beni paramparça ediyor. Onların acısını içimde çok canlı hissediyorum.

köpek

Ne olmuştu?

Boğaziçi Mezunları Derneği tarafından kurulan ve 22 yıldır kampüste yaşayan hayvanlara yuva olan barınağa, başta “Cumhurbaşkanı kararı”, ardından “devlet kararı” olarak sunulan talimatlar üzerine üniversite yönetimi tarafından el konuldu.

‣ Erdoğan talimat verdi, rektörlük, Boğaziçi Üniversitesi’nin Hayvan Barınma Merkezi’ne el koydu

Yetkililerin barınma merkezine iş makineleriyle girmesi, burada bulunan kulübelerin yanı sıra ilaç dolaplarının ve barınağa getirilen sakat hayvanların ihtiyaç duyabilecekleri yürüteçlerin de kullanılamaz hale gelmesine neden olmuştu.

Hayvanların oluşturulan yeni “doğal yaşam alanı”na tahliyesi sürecinde köpeklere yapılan muamelenin birçok hayvanda korku, panik, güvensizlik ve çaresizlik hislerine yol açtığı sosyal medyaya yansırken, nakliyeyi gerçekleştiren Üsküdar Belediyesi, yetersiz koşullar nedeniyle eleştirilmişti.

‣ Devlet kararıyla, polis zoruyla: Boğaziçi Üniversitesi Hayvan Barınma Merkezi’nde hayvana tahliye, gönüllüye darp

Öte yandan tahliyeye engel olmak isteyen gönüllüler alandan uzaklaştırılmış ve bir gönüllü güvenlik ekiplerince darp edilmişti.

[Seçim Günlüğü] YSK, Erdoğan’ın adaylığına yapılan itirazları reddetti

WWF Türkiye: Afetlere dayanıklı yeni yaşam alanları için ‘yeşil iyileşme’

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), deprem felaketinin ardından enkaz kaldırma çalışmalarından yaşam alanlarının inşasına kadar geçecek süreci değerlendirmek üzere Yeşil İyileşme Forumu düzenledi. Dün (29 Mart) gerçekleştirilen, farklı disiplinlerden uzmanlar, depremden etkilenen illerin belediye başkanları, sivil toplum kuruluşları ve uluslararası işbirliği kuruluşları temsilcilerinin katıldığı forumda, doğayla uyumlu yapılaşma ve yeşil iyileşme için belediyeler özelinde neler yapılabileceği tartışıldı.

Afetlere karşı daha dirençli ve doğayla uyumlu bir gelecek için “Yeşil İyileşme” çağrısı yapan WWF-Türkiye forumu, Şubat ayında yaşanan depremlerin ardından enkaz kaldırma çalışmalarından yeni yaşam alanlarının geliştirilmesine kadar geçecek sürecin nasıl gerçekleştirilmesi gerektiğini değerlendirmek ve karar vericiler için stratejik öneriler seti ortaya koymak üzere düzenledi.

WWF-ABD Çevre ve Afet Programı Kıdemli Direktörü Direktörü Anita van Breda ve yerbilimci Prof. Dr. Naci Görür‘ün de konuşmacı olduğu forumda Adıyaman, Hatay ve Malatya belediye başkanları, Deprem Bölgesi Belediye Başkanları Paneli‘nde bir araya geldi.

Doğayla uyumlu, bilime dayalı Yeşil İyileşme çağrısı

Açılış konuşmasında ülke tarihinin en sarsıcı depremlerinin telafisi olmayan acı kayıpları için üzüntülerini dile getiren WWF-Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Nafiz Karadere, “Bölgede vatandaşlarımız halen zorlu şartlarla mücadele ediyor. 50 bini aşkın vatandaşımızın yaşamına mal olan bu büyük yıkımın iyileşmesi uzun zaman alacak. Bir yandan da önümüzde çok dikkatli tasarlanması gereken bir inşa süreci var. Afetlerden sonra hızla ayağa kalkmak kadar, bir daha benzer yıkımlara maruz kalmayacak, dirençli yaşam alanlarının kurulması şart” dedi ve ekledi:

“Yeşil İyileşme işte tam da bu anlama geliyor: afete dirençli ve doğa pozitif yerleşim ve üretim alanlarını hayata geçirmek. Yaşadıklarımız, yeniden inşa sürecinin, doğayla uyumlu, bilime dayalı, afetlere karşı dirençli olması ve döngüsel bir bütünlük içinde tasarlanması gerektiğini ortaya koydu. Deprem, yangın, sel ve iklim kriziyle birlikte artan aşırı hava olayları gibi tüm doğal afetlere dayanıklı, güvenle yaşayabileceğimiz yaşam alanlarının doğa temelli çözümler ve bilimsel gerçekler gözetilerek kurulması zorunlu.”

WWF-Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Nafiz Karadere

‘Yeniden inşa sürecinde doğayı yanımıza almamız şart’

WWF-ABD Çevre ve Afet Programı Kıdemli Direktörü Direktörü Anita van Breda ise “Kısa süre önce Türkiye ve Suriye‘de yaşanan depremler ve seller, dünyamızın karşı karşıya olduğu çok boyutlu ve bileşik risklerin yürek yakan habercileri adeta” dedi.

Acil durum müdahalesinin rayına oturduğu zaman, dikkatlerin artık yaşam kurtarmak için ivedilikle yapılması gereken acil işlerden, yeniden inşa sürecine ilişkin ihtiyaçlara kaydığına işaret eden Breda, şunları aktardı:

“Yeniden inşa sürecinde doğayı yanımıza alarak onu müttefik olarak konumlandırmamız olası riskleri azaltma ve afetlere dirençli olma konusunda elimizi güçlendirecektir. Buna kısaca Yeşil İyileşme diyoruz; bir başka deyişle herkes için daha güvenli ve yeşil bir gelecek için afetlere dirençli, doğa pozitif yaşam ve üretim alanlarının inşası.”

WWF-ABD Çevre ve Afet Programı Kıdemli Direktörü Direktörü Anita van Breda

Prof Dr. Naci Görür: Geçmişten ders alınması gerekiyor 

Yerbilimci Prof. Dr. Naci Görür de geçmişten ders alınması gerektiğini vurgulayarak “Mikro bölgeleme çalışması yapmadan harekete geçmek, geçmişten ders almamak anlamına geliyor. Bundan sonrasında eski kafayla, aynı görgü ve bilgiyle işe girişirsek doğru başlamamış oluruz” dedi.

Belediyeler için Yeşil İyileşme

TV Habercisi, Gazeteci, yazar Ilgaz Gürsoy‘un moderatörlüğünde gerçekleşen Deprem Bölgesi Belediye Başkanları paneline Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Selahattin Gürkan ve Adıyaman Belediye Başkanı Süleyman Kılınç katıldı.

Adıyaman Belediye Başkanı Süleyman Kılınç, Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Selahattin Gürkan ve Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş,

Panelde şehirlerdeki toparlanma çalışmaları ve şehirlerin ihtiyaçlarının ne olduğu, iklim uyumlu yapılaşma ve yeşil iyileşme için belediyeler özelinde neler yapılabileceği, paydaşlarla nasıl iş birliği modelleri gerçekleştirilebileceği konuşuldu.

Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer-Landrut‘un da video mesajı ile yeşil iyileşmeye verdikleri önemi vurguladığı forumda uluslararası kuruluşların temsilcilerinden GIZ (Gesellschaft für Internationale Zusammenarbeit GmbH)Ekonomik İşbirliği Kıdemli Danışmanı Candost AydınCIC (Crédit Industriel et Commercial) Ülke Direktörü Mehmet Bazyar, AB Türkiye Delegasyonu Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Sektör Müdürü Elif Torcu Özden ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Bölgesel Program Koordinatörü Ekaterina Paniklova yeşil iyileşme için değerlendirilebilecek fon ve işbirliği olanaklarından söz etti.

Forumun ikinci yarısında gerçekleştirilen yuvarlak masa toplantılarında enerji, şehircilik, doğa, tarım, çevre ve yönetişim konuları ayrı ayrı ele alınarak tartışıldı.

Bölgesel farklılıklar gözetilerek çevrenin korunması, yeniden inşa sürecinde sürdürülebilir/yenilenebilir enerji sistemlerine öncelik verilmesi, tarım kooperatiflerinin desteklenmesi, yerel üretimin teşvik edilmesi, bölgedeki şehircilik yaklaşımının yapılandırılması ve zihinsel dönüşüm ihtiyacı gibi sonuçların ortaya çıktığı forumun çıktıları bir kitapçık haline getirilerek belediyeler ve karar vericilerin yararlanabileceği bir kaynak olarak paylaşılacak.

‘Bir afetler kısır döngüsünün içindeyiz’

WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli

Etkinliğin sonunda bir değerlendirme yapan WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli ise konuşmasında, “Sadece depremle değil, kuraklık, seller, yangınlar, salgın hastalıklar, hortumlar gibi afetlerle sınandığımız bir kısır döngünün içindeyiz ve bu mücadelede kolektif bir başarısızlık yaşıyoruz. Bu kısır döngüden çıkış ancak doğayla uyumlu bir yaşam biçimiyle mümkün” dedi ve ekledi:

“Bugün yerel yönetimlerimizin en üst kademesindeki belediye başkanlarımızın ağzından sürdürülebilir şehirler kurmak için ihtiyaçları duyduk. Değerli uzmanlarımızdan daha sürdürülebilir ve dayanıklı bir gelecek inşa etmek için atılması gereken adımları dinledik. Uluslararası kuruluşların temsilcilerinden Yeşil İyileşme prensipleriyle yeniden inşa sürecine fon desteklerinin kapsamı hakkında bilgi aldık. En önemlisi depremin acısını yaşayan ülkemiz için daha iyi bir gelecek yaratma konusundaki kolektif taahhüdümüzü güçlendirdik.”

Yeşil İyileşme nedir?

WWF-Türkiye, deprem sonrasında ayağa kalkma ve yeniden yapılanma sürecinde hayata geçirilmesi gereken Yeşil İyileşme ilkelerini şu başlıklarda topluyor: Daha Güvenli ve Doğayla Uyumlu Yaşam Alanları; Yönetişim; Çevresel Etkiler ve Önlemler; Doğa: Ormanlar, Meralar, Sulak Alanlar, Deniz ve Kıyılar; Su ve Temizlik; Altyapı; Enerji; Tarım ve Gıda.

Su tasarrufu çağrıları sürüyor: Su için daha sıkı kontroller yapılmalı

İnsan kaynaklı faaliyetler sonucunda etkisi artan iklim değişikliği nedeniyle hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üstünde seyretmesi ve kış yağışlarının yetersiz kalması nedeniyle barajlardaki su seviyeleri endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Kuraklık için alarm zilleri çalarken, uzmanlar Türkiye‘yi bekleyen kurak yaz ayları konusunda uyarıyor.

Hürriyet‘ten Ekin Hazal Doğruyusever‘in aktardığına göre; Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, hem vatandaşlara hem de yöneticilere seslenerek yapılması gerekenleri ve çözüm önerilerini şöyle anlattı:

“Sürdürülebilir bir su politikası için öncelikle yapılması gereken iş, eldeki mevcut suyu en verimli şekilde yönetmektir. Su temininde verimliliği arttırmanın en etkili yolu da şebekelerdeki kayıp ve kaçakları mümkün olan en alt seviyeye düşürmektir. Ayrıca çim ve bahçe sulamak gibi uygun yerlerde arıtılmış atık su kullanımını arttırmak gerekiyor. Yerel yönetimler, evlerde su kullanımında verimlilik bilincini arttırmak için bazı mahallelerde pilot proje uygulamaları yapabilir.”

Kaynak: ASKİ (30 Mart 2023 verileri)

 

‘Su israfı yapan işletmeler daha sıkı kontrol altına alınmalı’

Bir bölge veya mahalledeki binalarda suyu verimsiz kullanan su aparatlarının, belediyeler tarafından değiştirilerek su kullanım farkındalığı yaratılıp kullanılan su miktarındaki azalmanın tespit edilebileceğini belirten Dursun Yıldız, “Elde edilen sonuçlar üzerinden bunun yaygınlaştırılmasına yönelik adımlar atılabilir. Ayrıca Ankara dahil büyük kentlerimizde suda talep yönetimine geçilmesi zorunlu oldu. Su israfı yapan işletmeler daha sıkı kontrol altına alınmalı” ifadelerini kullandı.

Suyun azlığı kadar fazlalığını da yönetmek gerektiğini belirten Yıldız, bu kapsamda yerel yönetimlerin özellikle ani ve şiddetli yağışların oluşturduğu şehir sellerine karşı hazırlıklarını artırması gerektiğini vurguladı.

Kaynak: İSKİ (30 Mart 2023 verileri)

‘Değişimleri gerçekleştirerek evsel su kullanımını yüzde 35 oranında azaltmak mümkün’

Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, “Kanalizasyon ve yağmur suyu hatlarını ayırarak yağmur suyu güvenli bir şekilde deşarj edebilmelidir. Ayrıca her kısa süreli ve şiddetli yağışta dolan düşük kotlu bölgelerde, alt geçitlerde suyun güvenli şekilde deşarjı için projeler geliştirmelidir. Evsel su kullanımının yaklaşık yarısı banyo ve tuvalette kullanılıyor. Suyun evsel olarak daha verimli kullanılması için, öncelikle bazı aparatlar ve tuvalet rezervuarları değiştirilerek, banyo ve tuvaletteki su kullanım miktarının azaltılması önemli” diyerek şunları aktardı:

“Bunun yanı sıra bulaşık ve çamaşır makinelerinin tam dolu çalıştırılması, bahçe sulama için depolanan yağmur suyunun kullanılması gibi su kullanım alışkanlıklarımızın düzenlenmesi de önemli. Tüm bu değişimleri gerçekleştirerek evsel su kullanımını yüzde 35 oranında azaltmak mümkün. Ankara’da 2.5 milyondan fazla su abonesi var. Bu abonelerin yarısı bile suyu daha verimli kullansa çok büyük miktarda su tasarrufu sağlanır.”

Kaynak: BUSKİ (30 Mart 2023 verileri)

‘İki ay normal seviyede yağış olsa dahi, eksikliği tamamlamaya yetmeyecek’

Ankara’da bu sene yağışların normalin altında gerçekleştiğini kaydeden Yıldız, “2022-2023 su yılı kurak başladı. Son dönemde düşen yağışlar ise kısa süreli sağanak geçişleri şeklinde oluyor. Ankara’da uzun yıllardır ölçülen aylık toplam yağış miktarı ortalaması değerlerine göre en fazla yağışın nisan ve mayıs aylarında düştüğü biliniyor. Önümüzdeki iki ay yağış ihtimali olsa ve bu yağışlar normal seviyede gerçekleşse bile kış yağışlarındaki eksikliği tamamlamaya yetmeyecektir” dedi.

Son olarak Dursun Yıldız, yağış rejiminde yaşanan düzensizliklerin bu yaz Ankara’daki su yönetimini ve su kullanıcılarını zorlayabileceğini ifade ederek şunları aktardı:

Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (ASKİ) bu konudaki tehlikeyi fark ederek bir ay önce suyun bilinçli kullanılmasına yönelik bir çağrı yaptı. Ankara’da içme ve kullanma suyu barajlarındaki ortalama aktif doluluk oranı bugün itibarıyla (29 Mart 2023) yüzde 22.18. Bu oran Ankara barajlarının depolama hacmi büyük olduğu için mevcut su miktarı olarak düşük gibi görülebilir. Ancak öyle değil. Ankara’nın Kesikköprü Barajı’ndan Kızılırmak suyunu kullanmak gibi bir alternatifi de var. Bu suyun kalitesi düşük olsa da belirli bir oranda kullanıma alınıyor. Halen Ankara’ya verilen suyun yaklaşık üçte biri Kesikköprü’den çekiliyor” diye konuştu.

Depremin ardından: Urfa’da öğrenciler 60 kişilik sınıflarda derse giriyor

Haber: Melek ÇELİK

*

Art arda deprem ve sel felaketlerinin yaşandığı Urfa’da ilkokul, orta okul ve liseler 1 Mart’ta açıldı. Ancak geçen bir aylık süreye rağmen öğrenci ve öğretmenlerin karşı karşıya olduğu riskler devam ediyor.

Bir yandan okulların ve çevresindeki binaların hasarlı durumda olması güvenlik riski doğuruyor. Bir yandan da ağır hasarlı okullardaki öğrencilerin il içindeki başka okullara nakledilmesiyle birlikte öğrenciler 60 kişilik sınıflarda derse girmek zorunda kalıyor.

Okullar kademeli olarak açıl

6 Şubat tarihinde yaşanan deprem felaketinin ardından afet bölgesi dışında kalan 71 ilde ilkokul, ortaokul ve liselerde ikinci dönem olarak bilinen bahar yarıyılı 20 Şubat 2023 tarihinde başlamıştı. Afet bölgesinde kalan okulların ise kademeli olarak açılması kararı alınmıştı.

Birinci kategoride yer alan Kilis, Diyarbakır ve Şanlıurfa’da eğitim 1 Mart’ta, ikinci kategorideki Adana, Gaziantep ve Osmaniye’de 13 Mart’ta başladı. Üçüncü kategorideki Adıyaman, Malatya, Kahramanmaraş ve Hatay’da ise okullar henüz açılmadı. Sel felaketinin ardından Adıyaman ve Urfa’da eğitim ise üç gün daha sekteye uğradı.

Çok sayıda okul binası hasar gördü

Yeşil Gazete’ye konuşan Türk Eğitim-Sen Şanlıurfa Şube Sekreteri ve İdari İşler Başkan Yardımcısı Osman Alkan  “11 ilimizi etkileyen deprem sonrası, Şanlıurfa’daki okullarımızdan bazıları hasar gördü” dedi.

Çevre, Şehircilik ve İklimlendirme İl Müdürlüğü teknik ekiplerinin hasar tespit raporları doğrultusunda ağır hasarlı olan okulların bir kısmının yıkımının gerçekleştirildiği, kalan kısmının da yıkılarak yerine yeni okullar yapılacağı bilgisini veren Alkan, kent genelinde orta hasarlı yaklaşık 28-30 okul bulunduğunu kaydetti:

Türk Eğitim-Sen Şanlıurfa Şube Sekreteri Osman Alkan.

“Ağır ve orta hasarlı okullarda eğitim gören öğrencilerin herhangi bir mağduriyet yaşamaması için, taşıma merkezinde bir okul ise yine taşıma merkezindeki başka bir okula nakilleri yapılarak okula devamları sağlanıyor.”

Az hasarlı olarak tespit edilen 677 okul binasında ise İl Milli Müdürlüğünce tadilat ve onarım çalışması başlatıldı.

Okul çevresindeki binalar da risk oluşturuyor

Eğitim-Sen Urfa Şubesi Başkanı Mahmut Binici ise okul çevresinde yer alan ve henüz yıkımı tamamlanmayan hasarlı binaların da risk oluşturduğuna dikkat çekti.

Kent merkezinde 400 binanın yıkım kararı olduğunu belirten Binici, “Birçoğunun yıkımı tamamlanmadı. Onun yerine etrafına şerit çekip bıraktılar. Yeterli tedbir alınmadı. Haliliye ilçesinde kendiliğinden yıkılan bina oldu. Şans eseri can kaybı yaşanmadı” dedi.

Öğrencilerin bulunduğu okulların güvenli olsa bile, okula gidip gelirken riskli binaların bulunduğu sokakların kullanıldığını anlatan Binici, “İlkokula giden bir çocuktan bahsediyoruz. Yıkılmayan binalar risk teşkil ediyor” uyarısında bulundu.

Velilerden gelen tepkiler üzerine Haliliye ilçesindeki Osman Ertörer Ortaokulu’nun yanındaki ağır hasarlı binanın yıkımı belediye ekiplerince gerçekleştirilmişti. Ancak Binici’ye göre bu durumda olan birçok bina var.

Haliliye ilçesindeki Osman Ertörer Ortaokulu’nun yanındaki ağır hasarlı bina

60 kişilik sınıflar ortaya çıkmaya başladı

Ağır ve orta hasar alan okullardaki öğrencilerin nakilleri başka okullara yapıldı. Urfa’da depremden önce de derslik ve öğretmen sayısının eksik olduğunu aktaran Mahmut Binici, nakillerle birlikte durumun daha da kötüleştiğini söyledi:

“Öğretmen açığı olan okulları birleştirdiğinizde mevcudu 60’ı bulan sınıflar ortaya çıkmaya başladı. Öğrencilerin bu ortamda verimli bir şekilde eğitim alması mümkün değil.”

‘Suya erişim hala sıkıntılı’

Deprem ve selin yaşandığı ilde suya erişime dair sorunlar da çözülebilmiş değil. Suların sık sık kesildiğini ve Belediye’nin musluktan akan suyun kullanılmaması konusunda uyarıları bulunduğunu belirten Binici, şöyle konuştu:

“Tankerlerle birtakım yerlere su dağıtıldı. Ancak tankerlerden akan su dahi çamurluydu. Şişe suların fiyatları gittikçe yükseliyor. Okullarda da yaşanan su sıkıntısı hijyen açısından büyük bir sıkıntı doğuruyor.”

Eğitim-Sen Şanlıurfa Şubesi Başkanı Mahmut Binici

‘İstanbul’daki öğrenciyi Urfa’ya getiriyorsunuz’

İlkokul, ortaokul ve lise düzeyindeki okullarda yüz yüze eğitime geçilirken üniversiteler için alınan uzaktan eğitim kararı ise gelen eleştirilere rağmen geçerliliğini koruyor.

Bu karara Eğitim-Sen olarak en başından bu yana tepki gösterdiklerini belirten Mahmut Binici “Her problemde ilk kurban edilen önce öğrenciler oluyor. Normalde İstanbul’da okuyan öğrenciyi siz bu kararla alıp depremden etkilenen Urfa’ya getiriyorsunuz. Tedbir bunun neresinde?” diye sordu.

Binici kararın siyasi saiklerle alındığı kanısında: “Üniversiteler toplumsal muhalefetin örgütlendiği yerler. Seçim döneminde bunun olmasının önüne geçmek için böyle bir karar aldıklarını düşünüyoruz.”

‘Uzaktan eğitim kararından vazgeçilmeli’

Osman Alkan da tıp fakülteleri ve diş hekimliği dışında kalan fakültelerin uzaktan eğitime geçmesi kararını eleştirdi; konuyla ilgili bir alan çalışması yaptıklarını belirtti:

“Ne öğrenciler ne de üniversite hocaları bu karardan memnun değil. Yüz yüze yapılan eğitim, uzaktan eğitimden daha verimli daha kalıcıdır. En kısa sürede bu yanlıştan vazgeçilmesi temennimizdir.”

AB, enerji ihtiyacında yenilenebilir kaynakların payını 2030’a kadar yüzde 42,5’e çıkarmayı hedefliyor

Avrupa Birliği (AB) Konseyi, üye ülkeler ile Avrupa Parlamentosu (AP) arasında müzakere edilen yenilenebilir enerji yönetmeliği konusunda uzlaşı sağlandığını açıkladı. Böylelikle AB’nin yenilenebilir enerjiye geçişteki yeni hedefi belirlendi.

AB müzakerecileri, yenilenebilir enerji kullanımının toplam enerji ihtiyacındaki payını 2030’a kadar yüzde 42,5’e çıkarma konusunda anlaştı.

AB ülkeleri ve AP’nin rüzgâr ve güneş gibi yenilenebilir kaynakların kullanımı konusunda vardığı anlaşmayı, parlementonun Alman üyelerinden Markus Pieper duyurdu.

Pieper, Twitter‘dan yaptığı paylaşımlarda, AB müzakerecilerinin vardığı anlaşma için “Brüksel‘de beyaz duman” ifadesini kullandı. Koydukları iddialı hedeflerin büyük oranda destek gördüğünü belirten ve “Avrupa‘nın enerji dönüşümünün ancak bu şekilde başarılabileceğini” söyleyen Pieper, anlaşmanın üye devletlerce de tek tek onaylanmasını öngören sürecin bir an önce tamamlanması için çağrıda bulundu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Twitter üzerinde anlaşmaya dair paylaşımında “Daha büyük azim ve yenilenebilir enerji kaynaklarının daha hızlı piyasaya sürülmesi için AP ve Konsey’in yeni kurallarımıza ilişkin vardığı siyasi anlaşmayı memnuniyetle karşılıyorum” dedi.

Leyen, anlaşmanın AB’nin iklim nötrlüğüne doğru ilerlemesine, enerji güvenliğini güçlendirmesine ve rekabet gücünü artırmasına yardımcı olacağını ekledi.

Parlamentonun Çevre Komisyonu Başkanı Fransız Parlemento Üyesi Pascal Canfin, müzakerecilerin iklim savaşını kazanmamızı mümkün kılacak araçları sağlamak için dünyada benzeri görülmemiş kurallar yarattığını söyledi.

Canfin, “Parlamento daha ileri gitmek istese de” varılan anlaşmanın biyokütle kullanımına daha iyi düzenlemeler getirdiğini ve ayrıca “ne yeşil ne de fosil olan nükleer enerjinin özel rolünü” tanıdığını söyledi.

Önceki hedef yüzde 32 idi

Yeni yasa, AB’nin daha önce 2030 yılı için koymuş olduğu yüzde 32 hedefini yukarı taşımış olacak. AB, geçen yıl Ukrayna savaşının ardından Rusya‘ya enerji bağımlılığını azaltmak amacıyla yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırmayı kararlaştırmıştı.

AB, 2021’de toplam enerji ihtiyacının yüzde 22’sini yenilenebilir enerji kaynaklarından sağladı. Ancak yenilenebilir enerjinin payı ülkeden ülkeye ciddi farklılıklar gösterdi. AB üyesi 27 ülke arasında İsveç yüzde 63’le ilk sırada gelirken Lüksemburg, Malta, Hollanda ve İrlanda‘da yenilenebilir kaynakların payı yüzde 13’ün altında kaldı.

‣ AB Yenilenebilir Enerji Planı, Avrupa’daki enerji fiyatlarını nasıl daha makul hale getirebilir?
‣ AB karbon piyasasında uzlaşı sağlandı

Hidrojen, yenilenebilir yakıtlardan sağlanacak

Sanayi, yenilenebilir enerji kullanımını yıllık yüzde 1,6 oranında artıracak. Sanayide kullanılan hidrojenin 2030’a kadar yüzde 42’si, 2035’e kadar da yüzde 60’ı biyolojik olmayan yenilenebilir yakıtlardan sağlanacak.

Karar kapsamında, binaların enerji kullanımı için yenilenebilir enerji hedefleri getirilecek. Yenilenebilir enerji projelerindeki izin süreçleri hızlandırılacak.

AB’nin iklim hedefleri

Yenilenebilir enerjiye geçiş, AB’nin iklim değişikliği hedeflerini tutturabilmesi açısından büyük önem arz ediyor. Bunların başında, sera gazı emisyonlarının 2030’a kadar doksanlı yıllara kıyasla yüzde 55 azaltılmasını öngören ve yasal bağlayıcılığı olan hedef geliyor.

Yenilenebilir enerji hedefleri ayrıca Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası daha da önem kazandı. AB, 2027 yılına kadar Rus fosil yakıtlarına olan bağımlılığını sonlandırmayı planlıyor. AB, bu hedefine kendi üreteceği düşük karbonlu enerjinin yanı sıra rüzgâr ve güneş enerjisi sayesinde ulaşmayı amaçlıyor.

‣ AB, 2030 yenilenebilir enerji hedefini yüzde 45’e yükseltiyor
‣ AB’den sanayisini net sıfır emisyona götürecek iki yasa teklifi

Avrupa Komisyonu, AB ülkelerinin Rus fosil yakıtlarına bağımlılığını sonlandırabilmesi için 2030’a kadar yenilenebilir enerji ve hidrojen altyapısına yönelik 113 milyar euro ek yatırım ihtiyacı olduğunu açıklamıştı.

Söz konusu düzenleme AP ve üye ülkeler tarafından resmen onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek. AB, söz konusu paketi iklim hedeflerini yakalamak için hazırlamış, savaş ve enerji krizi sonrasında pakete ek unsurlar konulmuştu.

Depremzede olmanın ötesi: Afet bölgesinde kadın olmak

6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremler, yaklaşık 13,5 milyon kişiyi etkiledi. Milyonlarca kişinin evsiz kalmasına neden olan yıkımlar, yetersiz kalan çadır ve temel ihtiyaç yardımlarıyla çok sayıda depremzedenin zor yaşam koşullarıyla karşı karşıya kalmasına neden oldu. Öte yandan afet sonrası yapılan araştırmalar, depremin kadınlar ve birçok azınlık grubu üzerinde daha derin etkileri olduğunu ortaya koydu.

Ataerkil toplum yapısının etkisiyle, çocuklar, yaşlılar ve engelliler gibi grupların bakım sorumluluğu yine çoğunlukla kadınlara atfedildi. Bunun yanı sıra beslenme, barınma alanlarının ve çamaşırların hijyeni, yardımların dağıtımı gibi birçok sorumluluk ağırlıklı olarak halihazırda depremzede olan kadınlara düştü.

Kadınlar, ped gibi zaruri ihtiyaçlarının marjinalleştirilmesine de tanık oldu. Seyyar tuvalet ve banyo sayılarının yetersiz olduğu, çadırda konaklayan nüfusun 20’ye yaklaştığı ve güvenlik görevlilerinin yetersiz olduğu bazı çadırkentlerdeki kadınlar, hem kendileri hem de çocuklarına ilişkin güvenlik tehlikesi yaşadığını, tacize uğradığını veya uğramaktan korktuğunu dile getirdi.

Yeşil Gazete olarak bu sorunları ve çözüm önerilerini ilk elden tanık olan insanlardan dinledik. Afet için Feminist Dayanışma ekibinde gönüllü olarak görev alarak Adıyaman’da devlet yardımlarının ulaşmadığı bölgelerde kurulan çadırkentlere destek veren bağımsız feministler Yonca Cingöz ve Elmas Yılan, afet bölgesinde kadın olmayı anlattı:

LGBTİ+’ların 2022’si evde, işte, okulda, sokakta hak ihlallerine maruz kalarak geçti

Kaos GL Derneği, LGBTİ+’ların İnsan Hakları 2022 Raporu’nu yayınladı. “Özgürlüğe Yürüyelim” üst başlığıyla yayınlanan rapor, derneğin 2007’den beri sürdürdüğü insan hakları izleme çalışmalarının bir ürünü.

Medyaya yansıyan ihlaller ile Kaos GL Derneği ve ilişkide olduğu diğer sivil toplum örgütlerine başvurular üzerinden hazırlanan rapor, 2022’de LGBTİ+ haklarının durumunu gözler önüne seriyor.

Rapor dün (29 Mart) İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde düzenlenen toplantıyla kamuoyuna açıklandı.

Kaos GL‘den Yıldız Tar‘ın aktardığına göre;  Toplantıda raporun yazarı Av. Kerem Dikmen ve İnsan Hakları İzleme Uzmanı , 2022 yılını ve raporda öne çıkan sonuçları değerlendirdi.

LGBTİ+,
Kaynak: LGBTİ+’ların İnsan Hakları 2022 Raporu

Polis saldırıları ve fiziksel şiddet…

Türkiye’nin son on yılını da değerlendiren rapora göre, 2022 senesi LGBTİ+ hakları açısından “serbest düşüşün” devam ettiği bir yıl oldu. İhlal sayılarına göre en öne çıkan ise barışçıl eylemlerde polis saldırısı ile gözaltına alınma ve buna eşlik eden fiziksel şiddet.

Rapora göre devlet kurumları ve uygulayıcılarının “LGBTİ+’ları kamusal alandan tasfiye etme” politikası ihlalleri yaratan en önemli etmen. Av. Dikmen, bu durumu toplantıda şöyle açıkladı:

“Fark edildiği üzere 2022 yılında LGBTİ+’lara dönük devlet şiddeti kendini en fazla gözaltı şeklinde gösterdi ki bunların 557’sinde barışçıl eyleme polis saldırısının belirleyici olduğunu görüyoruz. Bunun yanı sıra suç eylemi olarak düzenlenmemesine rağmen fuhuş gerekçesiyle evlere yapılan baskınlarda göz altına alınan kişilerin de bulunduğunu belirtmeliyiz.

Kamu görevlileri veya üçüncü kişilerden yönelen fiziksel şiddet de üçüncü sırada. Yargısal taciz 91 LGBTİ+ açısından ihlal yöntemi oldu. Bunlar savcılar tarafından açılan büyük kısmında sanıkların beraat ettiği ceza davaları.”

‣RTÜK’ten LGBTİ+ düşmanı kamu spotu
‣Kaymakamlığın Onur Haftası’nı yasaklama gerekçesi: Küresel güçler, şer odakları! 
‣Başörtüsü ve aile yapısı diyen Erdoğan’ın asıl hedefi: Topluma LGBT’yi soktular 
Van’daki LGBTİ+’lar anlatıyor: Toplum, beni değiştirip dönüştürmek istiyor
LGBTİ+’ların İnsan Hakları 2022 Raporu
Kaynak: LGBTİ+’ların İnsan Hakları 2022 Raporu

Raporda öne çıkan bazı sonuçlar şöyle:

  • LGBTİ+’lar 2022’de 37 günlerini adliye koridorlarında geçirdi. Bunların bir kısmında şikayetçi olarak ceza davalarını, bir kısmında idari davaları, bir kısmında ise Tarlabaşı Toplum Merkezi örneğinde olduğu gibi LGBTİ+ hakları alanında faaliyet gösteren derneklerin davalarını izlemek için adliyedelerdi.
  • Toplanma yasağından performans yasağına; kitap yasaklamadan sembol yasaklamaya; sansürden yayın yasağına dek birçok alanda LGBTİ+’lar hak kaybına uğratıldı.
  • Kişisel bütünlük hakkı ihlallerinin özellikle şiddet kullanılarak yapılan toplu gözaltı işlemlerinde gerçekleştiği tespit edildi.
‣Onur Yürüyüşü’nde işkenceyle gözaltına alınan muhabir Kılıç’a ‘görevi yaptırmamak için direnmek’ ve ‘hakaret’ davası
LGBTİ+ dernekleri Yeniden Refah’ın kapatma talebine tepkili: Dernek kapatınca hareketin gücü azalmaz
Selin Ciğerci’ye tekbirli linç girişimi: Homofobi ve transfobi insanlık suçudur!
  • Gözaltıların yüksekliği beraberinde kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı alanında da yoğun bir ihlal verisini açığa çıkardı.
  • LGBTİ+’lara üçüncü kişilerden yönelen suç eylemleri cezasız kaldı.
  • İfade özgürlüğü ihlalleri en fazla özel etkinlik yasaklarıyla görünür oldu, bunu ise toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yapılan kolluk müdahaleleri izledi.
  • 2022’de vali ve kaymakamlar en az yedi genel yasaklama kararı aldı. Öte yandan LGBTİ+’ları hedef alan nefret mitingleri 15 şehirde devlet koruması altında yapıldı.
LGBTİ+,
2: Bu sayıya tablodaki toplanma/örgütlenme hakkı, mültecilerin hakları, bilgi edinme hakkı ihlal sayıları dahildir- Kaynak: LGBTİ+’ların İnsan Hakları 2022 Raporu
  • Haziran ayı onur haftalarının yasaklanması ve kolluk şiddetinin artması nedeniyle en fazla ihlalin gerçekleştiği ay oldu.
  • Nefret söylemi bizzat seçilmiş veya atanmış üst düzey kamu yöneticileri eliyle yaygınlaştırıldı.
  • Barınma hakkı, özellikle evden çalışan seks işçileri bakımından başlıca ihlal konusu olmaya devam etti.
  • LGBTİ+’lara dönük bireysel veya örgütlü yağma eylemleri, mülkiyet hakkı ihlallerine yol açtı.
ODTÜ Onur Yürüyüşü soruşturması: Rektör Verşan Kök’ün çağırdığı polislerden çıplak arama tehdidi, darp…
Öldürdüğü trans kadının kendisine küfrettiğini iddia eden katile ‘haksız tahrik’ indirimi
Komisyon görüşmeleri: Cinsel yönelimin bilirkişisi olarak konuşan ürologdan, vekillerin homofobi yarışına…
  • Ankara ve İstanbul’daki toplu ulaşım sistemlerinde cinsiyet geçiş sürecini hukuken tamamlamamış transların karşılaştığı sorunlar, çözümsüz bırakıldı.
  • Tutuklu veya hükümlü LGBTİ+’ları diğer mahkum ve hükümlülerden koruma adı altında tecrite ve tek kişilik koğuşlara mecbur bırakan infaz uygulamaları; cezaevlerindeki sistematik kötü muamelenin kaynağı olmaya 2022’de de devam etti.
  • Sendikaların toplumsal cinsiyet eşitliği temalı etkinlikleri yasaklandı.
  • Üniversiteler ise eğitim sürecinin ögeleri olan ders dışı etkinlikleri yasaklayarak LGBTİ+’ları ders dışı eğitim süreçlerinde diğer öğrencilere göre ayrımcılığa tabi tuttular.
Bakırköy’de hastanede transfobik ayrımcılık: ‘Yüzünüze bakamıyorum’
İzmir’de transfobik nefret cinayeti
İHD’den LGBTİ+ avına karşı açıklama: LGBTİ+ hakları insan haklarıdır
Hande Buse Şeker davasında yine karar çıkmadı: Sonraki duruşma seneye

Her şeye rağmen ‘özgürlük yolu’nda…

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) ve Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (KDK) “insan hakları mekanizması görünümü altında LGBTİ+ varoluşunun ve LGBTİ+ haklarının, temel haklardan olmadığı karşıt anlatısını işlediğini” vurgulayan raporun sonuç bölümünde bütün bu ihlallere rağmen LGBTİ+’ların “özgürlüğe yürüdüğü” belirtiliyor:

“LGBTİ+’lara dönük ihlal raporu, Türkiye’nin insan hakları raporudur ve kısa bir özetidir. Bu kısa özet, önceki yılların ihlal raporlarıyla karşılaştırmalı olarak incelendiğinde görülmektedir ki Türkiye derin bir insan hakları krizi yaşamaktadır, sorunlar artmaktadır ve mağdurlaştırılmış başlıca kimliklerden biri de şüphesiz LGBTİ+ kimliğidir.

Ancak bu ihlallerin artması LGBTİ+ hareketinin kitleselleşerek mobilize olmasına engel olamamıştır. Üstelik bu kitleselleşme süreci, içine diğer toplumsal muhalefet öğelerini katarak gerçekleşmektedir. LGBTİ+’ların hakları konusundaki meşru ısrarı ve inadı, nefret odaklarını asıl öfkelendiren durumdur. Öte yandan Türkiye’nin en muhafazakar kentlerindeki nefret yürüyüşlerine katılım bile belirli bir seviyenin üstüne çıkamamıştır. Özetle baskılar LGBTİ+’ları yıldıramamıştır.”

‣Lubunyalar onurla rak rak rak yürüdü: 373 kişi gözaltına alındı
‣Onur Yürüyüşü’nde yüzlerce LGBTİ+’ya hak ihlali: Fiziksel ve psikolojik şiddet ve diğerleri…