Ana Sayfa Blog Sayfa 443

Yunanistan açıklarındaki sığınmacı teknesi faciasında can kaybı 82’ye yükseldi

Yunanistan‘ın güneybatısındaki Mora Yarımadası açıklarında yaklaşık 700 göçmeni taşıdığı tahmin edilen bir balıkçı teknesinin batması sonucu hayatını kaybedenlerin sayısı 82’ye yükseldi.

Yunanistan yerel basınının aktardığına göre, Sahil Güvenlik ekiplerinin Navarin‘in 87 kilometre güneybatısında ulaştığı bir ceset, otopsi için Kalamata‘ya götürüldü.

Mültecileri taşıyan teknenin batması sonucu yasa dışı insan kaçakçılığı suçlamasıyla gözaltına alınan dokuz Mısırlının ifade verme süreci tamamlandı. Gözaltına alınanlardan biri, diğer dört şüphelinin yasa dışı göçmen kaçakçısı olduğunu iddia etti.

Ancak şüpheliler suçlamaları reddederek masum olduklarını belirtti.

Fotoğraf: Reuters

Yakınlarını arayanlar için DNA testi yapılacak

Yunanistan Göç ve İltica Bakanlığından yapılan açıklamada, kurtulan beşi çocuk 86 kişinin Malakasa Kabul ve Kimlik Tespit Merkezi‘ne getirildiği bildirildi.

Açıklamada, Helenik Afet Kurbanları Kimlik Belirleme ekibinin, hayatını kaybedenlerin kimlik tespiti için çalışacağı aktarıldı. Hayatını kaybeden veya kaybolan yakınlarını arayanlardan DNA testi için örnek alınacağı bildirildi.

Faciada hayatını kaybedenlerin yakınlarının DNA örneği vermek üzere ilgili birime başvurabileceği bilgisi paylaşılan açıklamada, Yunanistan Kızılhaçının da kimlik tespiti sürecine katkıda bulunacağı kaydedildi.

Ne olmuştu?

14 Haziran’da Yunanistan’ın Mora Yarımadası’nda bulunan Navarin’den yaklaşık 87 kilometre uzaklıktaki uluslararası sularda Libya‘dan İtalya‘ya gitmeye çalışan sığınmacıları taşıyan balıkçı teknesi alabora olmuş, 79 kişi yaşamını yitirmişti.

Yılın en büyük göçmen faciası olarak kayıtlara geçen olay sonrası 104 sığınmacı kurtarılarak Kalamata kentinde tedavi altına alınmıştı. Göçmenlerden bazıları hipotermi ve ateş gibi şikayetlerle hastaneye kaldırılmıştı.

Teknedeki kişi sayısı tam olarak bilinmemekle birlikte farklı kaynaklar teknede 400 ila 750 kişinin olduğuna işaret etmişti.

Kurtarılan sığınmacılardan bazıları, yaklaşık 100 çocuğun da teknenin güvertesinde bulunduğunu belirtmişti.

Yunan hükümeti yaşanan facia sonrası ülkede üç günlük ulusal yas ilan etmişti.

İnsan kaçakçılığına ilişkin başlatılan soruşturma kapsamında Mısır uyruklu dokuz kişi gözaltına alınmıştı.

Olayın yaşandığı gece AtinaSelanikPatrasKarditsa ve Kalamata kentlerinde yüzlerce Yunanistanlı sokaklara çıkarak ırkçılığı ve yürütülen göçmen politikalarını protesto etmiş, alınan göçmen karşıtı tutumlar nedeniyle ‘Akdeniz‘in ölüler denizine çevrildiğini’ vurgulamıştı.

Protestocular göçmen trajedilerine Batı‘nın emperyalist, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün(NATO) savaşçı, Avrupa Birliği‘nin yanlış göçmen politikalarının neden olduğuna dikkat çekmişti.

Fotoğraf: @antonkelaidon / Twitter

Tekirdağ’da çevresel tahribat yaratacak plastik organize sanayi yapımına yargı ‘dur’ dedi

Haber: Serap Cömertoğlu İşcan

*

Yargı, Tekirdağ’ın Ergene ilçesinde birinci sınıf tarım arazisine yapılması planlanan Plastik İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (PAKOP) için yürütmeyi durdurma kararı aldı.

Karamehmet Mahallesinde yer alan 254 hektarlık birinci sınıf tarım arazisinin tarım dışı amaçla kullanılmasının Tarım ve Orman Bakanlığı‘nca uygun görülmesinin ardından Türk Mühendis ve Mimarlar Odası Birliği (TMMOB) Ziraat Mühendisleri Odası konuya ilişkin dava açmıştı.

Tekirdağ 1’inci İdare Mahkemesi, Plastik İhtisas Organize Sanayi Bölgesi yapılması planlanan tarım arazisinin, tarım dışı kullanıma uygun olmadığına ve hukuka aykırı olduğuna hükmetti. Mahkeme, dava sonuçlanana kadar yürütmeyi durdurma kararı verdi.

‣ Verimli tarım arazisi alanına plastik sanayi tesisi projesi: Çocuklarımıza plastik mi yedireceğiz?

‘Proje, telafisi güç ve imkansız zararlar doğurur’

Kararda, işlemin hukuka aykırı olduğu, söz konusu alanın tarım dışı kullanıma uygun bulunması neticesinde PAKOP projesinin uygulanacağı ve işlemin uygulanması halinde telafisi güç ve imkansız zararlar doğacağı belirtildi.

Mahkeme, dava sonuna kadar, yürütmenin durdurulmasına, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verdi.

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) ve Çevre Düzeni Plan Değişikliğiyle ilgili dava süreci ise devam ediyor.

‣ ‘Tekirdağ’da plastik organize sanayi süreci AKP’li vekillerin yalanını ortaya çıkardı’

Ne olmuştu?

Tekirdağ’da birinci sınıf tarım arazisi niteliğindeki 254 hektarlık alana yapılması planlanan Plastik İhtisas Organize Sanayi Bölgesi için imar planı teklifi sunulmuş, duruma tepki gösteren Tekirdağ Ziraat Mühendisleri Odası, itiraz edeceğini bildirmişti.

‣ Tekirdağ’da tarım alanlarının OSB için ‘heba edilmesi’ planına itiraz

Söz konusu girişime ilişkin Tekirdağ 1’inci İdare Mahkemesi tarafından yürütmeyi durdurma kararı bulunmasına rağmen çalışmalar devam etmişti.

‣ Tekirdağ’da ‘mutlak korunması gereken 1. sınıf tarım arazisi’ne plastik organize sanayi inadı

PAKOP Yönetim Kurulu Başkanlığının başvurusu kapsamında; 1/5000 ve 1/1000 ölçekli nazım ve uygulama imar planı, plan açıklama raporu ve bilgi paftası sanayi.gov.tr adresinde ve Tekirdağ Valiliği’nin uygun gördüğü yerde 26 Nisan 2023 tarihinden itibaren bir hafta süreyle ilan edilmişti.

Bakanlık kararıyla Ergene Havzası Koruma Alanı içerisinde yer alan ve sit alanı olarak da tanımlanan arazi, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu gereği mutlak korunması gereken birinci sınıf tarım arazisi özelliği taşıyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın söz konusu alanın tarım dışı olduğuna ilişkin kararına, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen ÇED olumlu kararının iptaline, 1/100.000 ve 1/25.000 ölçekli planlarda değişikliğe karşı açılan davalarda mahkeme, Bakanlıklar tarafından PAKOP için verilen kararların mevzuatlara, yürürlükteki planlara ve hukuka aykırı olduğuna hükmederek, çalışmaların iptaline karar vermişti.

‣ Bakanlık mahkemeyi tanımadı, Tekirdağ’daki Plastik Sanayi Bölgesi’ne onay verdi

Mahkeme kararlarına rağmen Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın imar planlarının değişikliğine ilişkin ısrarla çalışma yürütmesi dikkatleri çekmişti.

Duruma tepki gösteren Tekirdağ Ziraat Mühendisleri Odası Başkanlığı, imar planı değişikliğine itiraz edeceklerini ve gerektiği taktirde tekrar dava açacaklarını bildirmişti.

‣ Bakanlığın Tekirdağ’daki Plastik Sanayi Bölgesi’ne verdiği onaya itirazlar sunuldu

Yer seçimi 9 Temmuz 2020’de yapılan PAKOP girişimine bölge milletvekilleri, belediye başkanları ve bölge halkı da tepki göstermişti.

‣ Tarım topraklarına OSB girişimine AKP ve CHP’li belediyeler ile sivil toplumdan toplu karşı çıkış

Kazdağı Ekofestivali’ne yeniden yasak: Engelleme ve yasaklamalar bizleri yıldıramayacak

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği‘nin gerçekleştireceği ekosfestival yeniden yasaklandı. Darıdere‘den sonra festivalin Bayramiç‘te yapılması da aynı nedenle engellendi: Yangın tehlikesi.

Dernek tarafından yasaklamaya ilişkin yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

“Ortalığı sellerin götürdüğü yağmurlu haziran günlerinde sözüm ona ‘yangın tehlikesi’yle bir araya gelmemiz engellendi. Geçen sene de aynı gerekçe ileri sürülmüştü. Biz nedenin orman yangını olmadığını biliyoruz. Bu yasaklama, son yıllardaki yaşam alanlarımıza ve haklarımıza yönelik müdahalelerin bir parçasıdır.”

‣Bakanlıktan Kazdağları Ekofest’e beşinci iptal kararı: Bir araya gelmemiz rahatsızlık yaratıyor
‣Yer izni beşinci kez iptal edilen Kazdağı Ekofest Hacıkayyum Yeşil Park’ta yapılacak 

Daha önce Edremit Darıdere Tabiat Parkı’nda yapılması planlanan ancak orman yangını tehdidi gerekçesiyle alan izni iptal edilen ekolojik festivalin Çanakkale‘nin Bayramiç ilçesinde bulunan Hacıkayyum Yeşil Park’ta yapılacağı açıklanmıştı. 9 Mayıs 2023 tarihinde Tarım ve Orman Bakanlığı 2’nci Bölge Müdürlüğü tarafından verilen izin “yangın” gerekçesi ile iptal edilmişti. Festivalin Bayramiç’te yapılması kararlaştırılmış, daha önce 21-25 Haziran olarak belirlenen tarih aralığı 22-24 Haziran olarak güncellenmişti. Dernek yönetim kurulu tarafından yasaklamaya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Ormanlarımızı enerji ve maden şirketlerine peşkeş çeken orman idaresi sözüm ona ormanları bizden koruyor. Sulak alanları korumayan Doğa Koruma ve Milli Parklar, tabiat parkını derneğimizden sakınıyor. Tarikat yurtlarında çocukların tecavüz edilmesine, her gün en az dört kadının öldürülmesine, nefret cinayetlerine ses çıkarmayanlar, konserleri, festivalleri, yasaklayarak, yaşamlarımıza ve en doğal haklarımıza engelleme getiriyor. Bilsinler ki bu engelleme ve yasaklamalar bizleri yıldıramayacak.”

Ne olmuştu?

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nin 2014’ten bu yana Darıdere Fidanlık mevkii, Balıkesir, Mehmetalan köyü, Kuzgun Kamp ve Darıdere Tabiat Parkı’nda düzenlediği Kazdağı Ekofestival’leri  2020 ve 2021 yıllarında pandemi nedeniyle gerçekleştirilememişti.

Temmuz 2022’de planlanan festival, “orman yangınları açısından risk oluşturabilir” gerekçesi ile idarenin son anda uygun bulmaması nedeniyle iptal edilmişti.

2023’te yangın riskini düşünerek festival tarihini Haziran ayına çeken dernek, Darıdere Tabiat Parkı için Tarım ve Orman Bakanlığı 2. Bölge Müdürlüğü’ne 3 Nisan 2023 tarihinde başvuruda bulunmuştu.

Başvuru Tarım ve Orman Bakanlığı 2. Bölge Müdürlüğü’nün 9 Mayıs 2023 tarihli yazısı ile uygun bulunmuştu. Bunun üzerine hazırlıklarına başlayan derneğe Tarım ve Orman Bakanlığı 2. Bölge Müdürlüğü Balıkesir Şube Müdürlüğü’nden 17 Haziran 2023’te bir yazı gönderilerek yangın önlemleri nedeniyle festivalin Darıdere Tabiat Parkı’nda yapılmasının uygun bulunmadığı belirtilmişti.

Dernek tarafından festival süresine çok az bir zaman kalması nedeniyle kısa sürede yer arayışına gidilmiş ve festivalin yeni bir alanda, Bayramiç’te, Hacıkayyum Yeşil Park’da gerçekleştirilmesine karar verilmişti.

Bayramiç Kaymakamlığı’na konu 19 Haziran 2023 tarihinde bildirilmişti. Derneğin festival hazırlık ekibi, düzenlemeler için 20 Haziran’da alanda çalışmaya gitti ancak akşam üzeri gelen yasaklama tebligatı ile alandan ayrıldı.

Tarsuslu köylüler çimento fabrikasına karşı direniyor

Haber: Abidin YAĞMUR

*

Adana merkezli bir şirketin Tarsus’a bağlı Yanıkkışla köyünde çimento fabrikası kurmak ve hammadde sahası açmak istemesi yöre halkının tepkisiyle karşılaştı. Yöredeki 11 köyün çimento fabrikasından etkileneceğini belirten yurttaşlar, köylerinde çimento fabrikası istemediklerini, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) kapsamında gerçekleştirilen halkı bilgilendirme toplantısını bu nedenle yaptırmadıklarını tutanak altına aldı.

Tarsus’ta 11 köyü olumsuz etkileyeceği belirtilen Nutri Gıda A.Ş. tarafından kurulmak istenen çimento fabrikasına karşı halkın direnişi sürüyor.

ÇED Yönetmeliği‘nin dokuzuncu maddesi gereğince halkı yatırım hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere proje sahibi tarafından projenin gerçekleştirileceği yerde halkın katılımı toplantısının düzenleneceği ilan edilmişti.

Bilgilendirme toplantısının Yanıkkışla köy kahvesinde gerçekleştirileceği ilan edilmişti; ancak toplantıya yöre halkının yoğun direnişi damga vurdu.

Tarsus Belediye Başkanı Haluk Bozdoğan, Mersin Barosu Kent ve Çevre Komisyonu Başkanı Derya Demir ve komisyon üyesi avukatlar, MERÇED Başkanı Sabahat Aslan da toplantı için Yanıkkışla köyüne gitti.

Yanıkkışla ve civar köylerde yaşayan yurttaşlar şirket yetkililerini “Çimento değil temiz hava istiyoruz”, “İstihdam değil hayat istiyoruz”, “Temiz çevre, temiz hava, sağlıklı yaşam hakkımızı istiyoruz” yazılı pankartlarla karşıladı.

ÇED toplantısı için köye gelen şirket yetkilileri ile Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü yetkililerine toplantıya katılmayacaklarını ifade eden yurttaşlar, bu taleplerinin tutanak altına alınmasını istedi.

Tarsus Belediye Başkanı Dr. Haluk Bozdoğan ve avukatların da aynı talebi dile getirmesi üzerine toplantının yapılmadığı tutanağa geçirildi.

Tutanakta, çimento fabrikasının yörede telafisi mümkün olmayacak zararlara neden olacağı belirtildi ve halkı bilgilendirme toplantısının yöre halkının projeye karşı olması nedeniyle yapılmadığı kaydedildi.

’11 köyü olumsuz etkileyecek’

Mersin Barosu Çevre Komisyonu Başkanı Derya Demir, “Yapılmak istenen çimento fabrikası tarım ve hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı 11 köyü olumsuz etkileyecek. Orada yaşayan halkın direnişine rağmen bu ısrarı anlayamıyoruz. Yoksullukla mücadele eden köy halkının şimdi de bir çimento fabrikası yüzünden sağlığı tehlikeye atılacak ve halk geçim kaynaklarından mahrum bırakılacak. Oradaki o direniş gösteriyor ki halk sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının peşini bırakmayacak. Mersin Barosu Kent ve Çevre Komisyonu olarak buna sessiz kalamayız, tüm süreci yakından takip edeceğiz ve yöre halkının talepleri doğrultusunda hukuki mücadelelerinde yanlarında olacağız. Temiz hava solumak, toprağının kirlenmemesini istemekten daha doğal bir hak olabilir mi? Halka rağmen, halka karşı yapılan her projeden acilen vazgeçilmelidir” dedi.

‘Halkın yanında olduk’

Tarsus Belediye Başkanı Haluk Bozdoğan da “Yanıkkışla ve çevre mahallelerimizi kapsayan, doğaya telafisi olmayan zararlar verebilecek Çimento Fabrikası ve Hammadde Sahaları Projesi’ne karşı çıkarak halkımızın direnişinin yanında olduk. Bu vesile ile toplantı gerçekleştirilemedi. Çevreye zarar verecek her türlü projenin karşısında olmaya, halkımızın ve doğamızın haklarını korumaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Dört köyün sınırları içinde

İyi Parti Mersin Milletvekili Burhanettin Kocamaz da çimento fabrikası projesini meclis gündemine taşıdı.

Kocamaz, “Ülkeyi 21 yıldır güya yöneten iktidarın maalesef çevre ya da doğa diye bir derdi yok. Yapılan doğa katliamlarını durdurmak bir yana, bilakis teşvik ediyor. Yaşanan o kadar katliam var ki saymakla bitmez. En son katliam girişimi de Tarsus’un Yanıkkışla, Koçmarlı, Çavuşlu ve Çokak köylerinin ortasına çimento fabrikası yapmaya izin vermek istemesi. Bu katliama dur demek zorundayız” dedi.

‘Beş bin dönüm orman arazisini tehdit ediyor’

Avrupa Birliği ülkelerinin kendi ülkelerinde yeni çimento fabrikalarına izin vermediğini ifade eden Kocamaz, “Çimento ihtiyaçlarını da üçüncü dünya ülkelerinden ve Türkiye’den tedarik ediyorlar. Türkiye’de halihazır çimento fabrikası sayısı 77. ve Türkiye çimento ihracatında Avrupa’da 1. Dünyada da 2.sırada. Yani bakmayın topraklarımızdan bir çakıl taşını vermem diyenlere. Taşlar tırlarla, vagonlarla ve devasa gemilerle gidiyor. Lütfen bu fabrikanın yapılmasını ve en az beş bin dönümlük ormanlık alanın yok edilmesine izin vermeyelim. Bölge insanı bu işten oldukça rahatsız. Onlara destek olalım ve hükümetin pervasızca göz yumduğu bu tür günahlarına ortak olmayalım” ifadelerini kullandı.

Araştırma: Fosil yakıt borçları net sıfır hedefini zora sokuyor

ODI tarafından yapılan yeni bir araştırma düşük ve orta gelirli ülkelerdeki fosil yakıt borçluluğunun endişe verici boyutlarına dikkat çekiyor. Çalışma, borçları ödemek için fosil yakıt üretimine aşırı bağımlılığın birçok düşük ve orta gelirli ülkeyi kısır bir döngüye soktuğunu gösteriyor; zira artan borç ödemeleri, ülkeleri borçlarını ödemek için gelir elde etmek üzere petrol ve gaz üretimini artırmaya teşvik ediyor.

Çalışma, iklim finansmanı ve borçların hafifletilmesi konularının ele alınacağı yeni bir küresel finansman anlaşmasına ilişkin Paris Zirvesi‘nden sadece bir hafta önce yapıldı. Düşük ve orta gelirli 21 ülkenin 11 yıllık bir dönemdeki borç seviyelerini inceleyen araştırmacılar, ülkelerin petrol ve gaz fiyatları yüksekken – kredi notlarını ve dolayısıyla uluslararası borç piyasalarında borçlanma kapasitelerini arttırmak için – ve aynı zamanda fiyatlar düşükken – azalan gelirlerin maliyetini vatandaşlarına yüklemekten kaçınmak için – borçlanmayı arttırdıklarını tespit etti. Raporda şu bulgulara yer veriliyor:

  • Küresel ilişkiler düşünce kuruluşu ODI’nin yeni araştırması, düşük ve orta gelirli ülkelerdeki fosil yakıt borçluluğunun endişe verici boyutlarına dikkat çekiyor.
  • Borçları ödemek için fosil yakıt çıkarımına aşırı bağımlılık, petrol ve gaz fiyatlarının yüksek olduğu zamanlarda bile pek çok ülkeyi kısır bir döngüye hapsetmiş durumda.
  • Alacaklılar – kamu ve özel – mali ve iklimsel zorluklarla mücadele eden ülkeler için sistematik borç hafifletme ve borç affını uygulamaya koymadıkça, küresel enerji geçişi için önemli bir risk bulunuyor.
  • ODI, eğer uluslararası toplum iklim değişikliği ve kalkınma sorunlarıyla eş zamanlı olarak mücadele etme konusunda ciddiyse, bunun yaklaşan Yeni Küresel Finansman Paktı Zirvesi için “gündemin kilit konularından biri haline gelmesinin kritik önem taşıdığını” söylüyor.

Küresel ilişkiler düşünce kuruluşu ODI’nin yeni araştırması, düşük ve orta gelirli ülkelerde fosil yakıt üretimiyle bağlantılı kısır bir borç döngüsünün küresel enerji dönüşümünü riske attığını gösteriyor. Borç ödemeleri arttıkça, ülkeler borçlarını ödemek için gelir elde etmek üzere petrol ve gaz üretimini artırmaya teşvik ediliyor. Bu durum küresel iklim hedeflerini tehlikeye atıyor ve yeni petrol ve doğal gazın toprakta bırakılması ihtiyacıyla çelişiyor.

ODI’nin 11 yıllık bir dönem boyunca 21 düşük ve orta gelirli ülkenin borç seviyelerini inceleyen çalışması, ülkelerin petrol ve gaz fiyatları yüksek olduğunda, kredi itibarları arttığı için ve aynı zamanda fiyatlar düşük olduğunda, azalan gelirlerin maliyetini vatandaşlarına yüklemekten kaçınmak için borçlanmayı artırdıklarını gösteriyor.

Çalışma döneminde petrol ve gaz üreticisi ülkelerin çoğunda borç seviyeleri yükseldi. Analiz dönemi boyunca Angola, Gabon, Mozambik, Venezuela ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti‘nde (DRC) borcun GSYH’ye oranı yüzde 50 puanın üzerinde artış gösterdi. İmtiyazlı koşullarla sağlanan borçların oranı azaldı ve özel alacaklılardan alınan borçlar arttı- örneğin Çad ve Bolivya‘da 75 kat artış görüldü.

İklim değişikliği, petrol ve gaz üretimiyle ilgili risklerin, hem daha yüksek ortalama sıcaklıkların yıkıcı etkileri hem de ihracat pazarlarının ortadan kalkma ihtimalinin, ciddi olduğu anlamına geliyor. Ülkeler ayrıca atıl varlıklardan kaynaklanan büyük kayıp riskiyle de karşı karşıya. Fosil yakıtlara yönelik küresel talep azaldıkça ve yenilenebilir enerjinin fiyatı düşmeye devam ettikçe, fosil yakıt varlıklarının değerinin de düşmesi bekleniyor.

Araştırma, zengin ülkelerin borç hafifletme veya borç affı sağlaması, petrol ve gazın aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmasını teşvik eden uluslararası finansman düzenlemelerinin benimsenmesi veya hedeflenen imtiyazlı finansmanın sağlanması gibi zarar verici döngüyü kırabilecek gerçekçi müdahaleler de öneriyor.

Borçlanma ve borç yönetimi için fosil yakıtlara olan bağımlılık, petrol ve gazın küresel anlamda aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmasının önündeki en büyük engel. Fosil yakıt borçluluğunun, Emmanuel Macron ve Mia Mottley tarafından düzenlenen ve iklim ve diğer sürdürülebilirlik hedeflerini desteklemek için finansman konusunda küresel işbirliğinin tartışılacağı yaklaşan Paris Zirvesi‘nin gündeminin en üst sıralarında yer alması bekleniyor.

İklim değişikliğinin tarihsel sorumluluğunun, düşük ve orta gelirli ülkelerin kamu borcunun çoğunu hükümetleri ve finans kuruluşları elinde bulunduran yüksek ve üst-orta gelirli ülkelere ait olduğu düşünüldüğünde, bu kritik önem taşıyor.

ODI Misafir Kıdemli Araştırmacısı, Cape Town Üniversitesi Nelson Mandela Yönetişim Okulu Profesörü ve Afrika İklim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Carlos Lopes, “Bu araştırma, zengin ülkelerin, ülkelerin petrol ve doğalgazdan vazgeçmelerine ve kendilerini özgürleştirmelerine olanak tanıyan kalkınma yollarını teşvik etmeleri gerektiğini açıkça vurguluyor. Adalet enerji dönüşümünün bir özelliği değil, temelidir. Petrol ve gaza bağımlı ülkelerin borçlarının hafifletilmesi veya affedilmesi ve petrol ve gaz zengini ülkelerin üretimlerini artırmak yerine aşamalı olarak azaltmalarını teşvik eden finansman düzenlemelerinin sağlanması, adil ve eşitlikçi bir enerji geçişi için kritik önem taşıyor” diyor.

ODI İklim ve Sürdürülebilirlik Direktör Vekili İpek Gençsü, “Dış borçların ödenmesi için petrol ve doğal gaz ihracat gelirlerine bel bağlanması, ülkelerin borçluluk ve fosil yakıt bağımlılığı döngüsüne girmesi riskini doğuruyor. Bu durum, zamanında ve adil bir enerji dönüşümünü güvence altına alma konusunda zorluk teşkil ediyor. Adil ve temiz bir enerji dönüşümünü desteklemek ve hızlandırmak için yeni ve yenilikçi çözümlerden yararlanmamız gerekiyor ve bu araştırma, karar vericilerin hızla kullanması gereken seçeneklerin mevcut olduğunu gösteriyor” ifadelerini kullanıyor.

ODI Kıdemli Araştırma Görevlisi Shandelle Steadma ise “İklim eylemi için aciliyetin arttığı bir dönemde, araştırmamız incelediğimiz ülkelerde petrol ve gaz gelirlerine olan yüksek bağımlılığın fosil yakıt üretiminin aşamalı olarak durdurulmasını mali açıdan sorumsuz hale getirdiğini gösteriyor. Eğer uluslararası toplum iklim değişikliği ve kalkınma sorunlarıyla aynı anda mücadele etme konusunda ciddiyse, liderler bu ay Paris’te bir araya geldiğinde bu konunun gündemin ana maddelerinden biri haline gelmesi kritik önem taşıyor” diyor.

Rapor: Himalaya buzulları 2100’e kadar yüzde 75’ini kaybedebilir

Katmandu merkezli Uluslararası Entegre Dağ Geliştirme Merkezi (ICIMOD) yayımlanan rapora göre; Asya‘nın Hindukuş Himalaya bölgesindeki buzullar, küresel ısınma nedeniyle yüzyılın sonuna kadar hacimlerinin yüzde 75’ini kaybedebilir. Rapora göre söz konusu erime, dağlık bölgede yaşayan 240 milyon insan için hem tehlikeli seller hem de su kıtlığı anlamına geliyor.

Uluslararası bilim insanlarından oluşan bir ekip, ünlü Everest ve K2 zirvelerine ev sahipliği yapan bölgedeki buz kaybının hızlandığını tespit etti.

Fotoğraf: Reuters

Rapor: 2010’lu yıllarda buzullar önceki on yıldan yüzde 65 daha hızlı eridi

Bölgeyle ilgili hükümetler arası bir bilimsel otorite olan Katmandu merkezli ICIMOD’un değerlendirmesine göre, 2010’larda buzullar önceki on yılda olduğundan yüzde 65 daha hızlı buz kaybetti.

Reuters‘in aktardığına göre; raporun baş yazarı ve çevre bilimcisi ve ICIMOD üyesi Philippus Wester, “Buzulları kaybediyoruz hem de 100 yıl içinde kaybediyoruz” diyor.

Hindukuş Himalaya dağları, Afganistan, Bangladeş, Butan, Çin, Hindistan, Myanmar, Nepal ve Pakistan boyunca 3 bin 500 km uzunluğa sahip.

Rapora göre, sanayi öncesi sıcaklıkların 1,5 santigrat derece veya 2 santigrat derecenin üzerinde ısınması durumunda, tüm bölgedeki buzullar 2100’e kadar hacimlerinin yüzde 30 ila yüzde 50’sini kaybedecek.

Mevcut iklim politikaları da yeterli değil

Ancak buzulların en çok nerede eriyeceği, konuma bağlı. Rapora göre; dünyada mevcut iklim politikalarıyla ilerlenmesi durumunda ulaşılması muhtemel 3 santigrat derecelik bir ısınmada Nepal ve Butan’ın bulunduğu Doğu Himalaya‘daki buzullar buzlarının yüzde 75’ini kaybedecek. 4 santigrat derecelik ısınmada ise bu erime yüzde 80’e kadar yükselecek.

Fotoğraf: Reuters

Bilim insanları, iklim değişikliğinin Hindukuş Himalaya’yı nasıl etkileyeceğini değerlendirmek üzerine çalışsa da Avrupa Alpleri ve Kuzey Amerika‘daki Rocky Dağları‘nın aksine, bu bölgede buzulların büyüyüp küçüldüğünü ortaya koyan saha ölçümlerine ilişkin uzun bir tarihsel kayıt bulunmuyor.

Araştırma ekibinden Wester de bu noktada “Himalaya’da her zaman bir miktar belirsizlik vardı – gerçekten eriyor mu?” diye bir soru ortaya atıyor.

Bundan yalnızca dört yıl önce, 2019’da, Amerika Birleşik Devletleri bölgenin 1970’e kadar uzanan buzullara ilişkin uydu görüntülerinin bulunduğu verilerin gizliliğini kaldırarak yeni bir bilimsel temel sağladı. Ayrıca desteklenen saha çalışmalarının yanı sıra son beş yılda uydu teknolojisindeki ilerleme, bilim insanlarının devam etmekte olan değişiklikleri anlamlandırmalarına katkıda bulundu. Söz konusu rapordaki veriler ise Aralık 2022’ye kadar elde edilen verilere dayanıyor.

Rapora ilişkin değerlendirmede bulunan, Avusturya‘daki Graz Teknoloji Üniversitesi‘nden bir buzulbilimci olan Tobias Bolch, “Himalaya buzulları hakkındaki bilgi hala Alpler kadar iyi olmasa da, artık And Dağları gibi diğer bölgelerle karşılaştırılabilir durumda” diyor.

‘Himalaya’daki bulgulara artık çok daha yüksek bir güven düzeyi var’

Wester ise bölgenin 2019 ICIMOD değerlendirmesiyle karşılaştırıldığında, “Bu bulgulara artık çok daha yüksek bir güven düzeyi var” ifadelerini kullanıyor ve ekliyor:

“Küresel ısınmanın farklı seviyelerinde 2100’e kadar kaybın ne olacağını daha iyi anlıyoruz.”

Öte yandan raporda işaret edilen erime seviyesi, Hindukuş Himalaya’da yaşayan insanlar için ciddi bir endişe yaratıyor.

Rapor, Ganj, İndus ve Mekong dahil olmak üzere bölgenin 12 nehir havzasındaki su akışının yüzyılın ortalarında zirveye ulaşmasının muhtemel olduğunu ortaya koyuyor. Bu durumun söz konusu su kaynağına bağımlı olan 1,6 milyardan daha fazla insanı etkilemesi bekleniyor.

Wester uyarıda bulunarak “Buzullar artan bir oranda eridiği için daha fazla suyumuz olacak gibi görünse de … çok sık olarak, düzenli bir akış yerine sel şeklinde ortaya çıkacak” diyor.

Suyun pik noktasına ulaşmasının ardından ise kaynakların azalmaya başlayacağı belirtiliyor.

Hayvanlar ve ekinler de tehlikede

Ayrıca yüksek dağların olduğu bölgelerde yaşayan birçok toplum, ekinleri sulamak için buzul suyu ve eriyen karları kullanıyor. Ancak karın düştüğü zamanlama daha düzensiz hale gelmiş durumda ve eskisinden daha az kar yağıyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan ve ICIMOD’da geçim kaynakları ve göç konusunda kıdemli bir uzman olan raporun ortak yazarı Amina Maharjan, “Yaz aylarında daha yüksek otlaklara gittikleri için çok sayıda tibet sığırı ölümü yaşadık” diyor

Maharjan, karın erken yağdığı zamanlarda tüm alanın karla kaplı olduğu için tibet sığırlarının otlayacak alanları olmadığını da ekliyor ve şunları aktarıyor:

“İnsanlar artık başka yerlerde gelir elde etmek için dağ topluluklarından uzaklaşıyor.”

Hala umut var!

Öte yandan buzullar erirken bir yandan da uluslararası arenada hükümetlerin ve karar alıcıların iklim krizine karşı harekete geçmesi için vatandaşlar eylemlerini sürdürüyor. Fosil yakıtları destekleyen şirketlerin bu yakıtlardan vazgeçmesi için her gün çabalar veriliyor. Bilim insanları zamanında harekete geçilmesi durumunda gelecek için iklim değişikliğini uyarlamak ve etkisini azaltmak için yeterince şeyin yapılabileceğini vurguluyor. 

İklim krizi: Yaklaşan El Niño ile Kuzey Atlantik’te deniz yüzeyi sıcaklıkları rekor kırdı

Kuzey Atlantik‘teki deniz yüzeyi sıcaklıkları, devamlı olarak günlük rekorlar kırmaya devam ediyor.

Bölgedeki günlük deniz yüzeyi sıcaklıkları anomalileri Mart 2023’ün ilk haftasından bu yana, küresel uydu gözlemlerinin başladığı 1981’den beri kaydedilen sıcaklıkların üzerinde seyrediyor.

Bu ay boyunca, Kuzey Atlantik okyanusundaki deniz yüzeyi sıcaklıkları, haziran ayında kaydedilen önceki en sıcak günlük yüzey sıcaklıklarından yaklaşık 0,5°C daha yüksekti.

sıcaklık
Grafik: Climate Reanalyzer

The Guardian‘ın aktardığına göre, genellikle ağustos ayının sonuna doğru zirve yapan Kuzey Atlantik’teki günlük ortalama deniz yüzeyi sıcaklıkları, iklim bilimciler ve tahminciler tarafından yakından takip ediliyor.

Rekor kıran deniz yüzeyi sıcaklıkları Kuzey Atlantik ile sınırlı kalmadı. Mart ayının sonundan bu yana günlük küresel ortalama deniz yüzeyi sıcaklıkları, kayıtların başlamasından bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Nisan başında 21,2°C ile zirve yapan sıcaklıklar Mart 2016’daki 21°C’lik rekoru geride bıraktı. Şu anki günlük küresel deniz yüzeyi sıcaklık ortalaması, önceki haziran rekorundan 0,2°C üzerinde seyrederek 20,9°C olarak kaydedildi.

sıcaklık

Rekor sıcaklıklarda El Niño’nun payı büyük

Normalden yüksek olan bu küresel ortalama deniz yüzeyi sıcaklıkları, tropikal Pasifik Okyanusu‘nun orta ve doğu kısımlarında ortalamadan daha sıcak deniz yüzeyi sıcaklıklarına yol açan gelişmekte olan El Niño ile bağlantılı.

Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA), bu El Niño’nun yüzde 84 ihtimalle en azından orta şiddetle önümüzdeki kış boyunca devam edeceğini ancak kasım ve ocak ayları arasındaki zirve yaparak yüzde 56 ihtimalle güçleneceğini belirtiyor.

Tropik Kuzey Atlantik üzerinde rüzgarla savrulan Sahra tozu konsantrasyonları, tipik olarak güneşten gelen ışımayı engelliyor. El Niño, küresel ortalama deniz yüzeyi sıcaklıkları eğiliminde yükselişe yol açarken, bazı iklim bilimciler bu konsantrasyonların haziran ayında son 20 yılın en düşük seviyesinde olmasının yerel deniz yüzeyi sıcaklıklarından kısmen sorumlu olduğunu öne sürüyorlar.

İzlanda‘da, iki yerde 28°C’ye yaklaşan hava sıcaklıkları rekor kırdı. Egilsstaðaflugvöllur’da 27,9°C ve Hallormsstaður’da 27,8°C, yaz gün dönümünden önce İzlanda’da kaydedilen en yüksek sıcaklıklar olarak kayda geçti.

Uluslararası Af Örgütü: Pakistan, Afganlara yönelik keyfi gözaltı ve tacizlere son vermeli

Not: Metinde kişilerin gerçek isimleri kimlik bilgilerini gizli tutmak adına kullanılmadı.

*

Uluslararası Af Örgütü, Dünya Mülteciler Günü’nde yayımladığı açıklamada, Pakistan hükümetinin, çoğu Taliban zulmünden kaçan Afgan mültecileri ve sığınmacıları keyfi olarak gözaltına almaya ve taciz etmeye derhal son vermesi gerektiğini belirtti.

Taliban’ın Ağustos 2021’de Afganistan’ın kontrolünü ele geçirmesinin ardından çok sayıda Afgan zulme uğrama korkusuyla Pakistan’a kaçtı. Son yıllarda Pakistan’a sığınan Afganlar belirli dönemlerde planlı olarak uygulanan keyfi gözaltı ve tutuklama işlemleri ile sınır dışı tehditlerine maruz kalıyor. Kayıt sürecindeki uzun süreli gecikmeler nedeniyle, Afgan mültecilere Pakistan’da düzenli olarak kalma hakkı veren kayıt belgelerini çoğu alamadı. Pakistan’a vizeyle düzenli giriş yapanların ise vize süreleri doldu.

Uluslararası Af Örgütü Güney Asya Bölgesel Direktörü Dinushika Dissanayake konu hakkındaki açıklamasında, “Pakistan’daki Afgan mültecilerin durumunun gerekli uluslararası ilgiyi görmemesi son derece kaygı vericidir. Ülkelerine dönemedikleri, Pakistan’da da yerleşemedikleri için çıkışsız bir durumda sıkışıp kaldılar. Yasal statülerinin belirsizliği ve sığınma veya üçüncü ülkede yeniden yerleştirme süreçlerinin zorluğu onları daha da savunmasız kılıyor” dedi.

Uluslararası Af Örgütü, son üç ayda Pakistan’da gözaltına alınan altı kişinin de aralarında olduğu Afganlarla uzaktan dokuz yeni görüşme gerçekleştirdiğini bildirdi. Af Örgütü geçen yıl da Pakistan’daki Afgan mültecilerle çok sayıda görüşme ve devamlı medya takibi yaptığını, resmi belgeleri incelediğini duyurmuştu. Örgüt, Afgan mültecilerin Pakistan polisi ve yetkilileri tarafından tacize maruz bırakılma konusunda ciddi sorunlarını dile getirdiğini bildirmişti.

‘Pakistan’daki hayatımız hayat değil’

Daha önce Afganistan İçişleri Bakanlığı’nda çalışan Hüseyin 2022’de Kabil’de Taliban’dan kıl payı kurtularak ailesiyle birlikte Pakistan’a kaçtı. Yakın bir zamanda Pakistan yetkilileri tarafından başlatılan planlı baskılar kapsamında gözaltına alındı ve tacize maruz kaldı.

Şubat 2023’te polis, İslamabad’da Hüseyin’in ve aynı semtte yaşayan diğer Afgan ailelerin evlerine baskın düzenledi ve arama yaptı. Hüseyin saat 22.00 civarı elleri kelepçelenerek karakola götürüldüğünü ve burada göçmen statüsü, işi ve sosyal çevresi hakkında sorgulandığını belirtti. 20 Afgan daha gözaltına alınmış ve karakola getirilmişti.

‘Geçerli vizeleri olan ve ülkede yasal olarak bulunanları bile alıkoydular’

“Pasaportlarımızı ve cüzdanlarımızı aldılar, ardından defalarca üstümüzü aradılar. Geçerli vizeleri olan ve ülkede yasal olarak bulunanları bile alıkoydular” diyen Hüseyin ertesi sabah 30 bin rupi “ceza” ödedikten sonra serbest bırakıldı; fakat polis, gözaltı gerekçesini açıklayan resmi bir evrak ya da para cezası için makbuz vermeyi reddetti.

‘Pakistan’daki hayatımız hayat değil’

Uluslararası Af Örgütü’nün görüştüğü, alıkonulan diğer beş Afgan da farklı günlerde benzer şeyler yaşadıklarını aktardı. Bu kişiler de 5 bin ila 30 bin rupi arası para cezaları ödemeye zorlanmış ve hiçbirine gözaltı işlemini veya para cezasını doğrulayan bir evrak verilmemişti. Hüseyin, “Pakistan’daki hayatımız hayat değil” ifadelerini kullandı.

Bu vakalar, Pakistan’da yeni bir hayat kurmak ya da Pakistan üzerinden üçüncü bir ülkeye yerleşmek amacıyla bu ülkeye gelerek sığınma talebinde bulunan çok sayıda Afgan’ın yalnızca küçük bir kısmına karşılık geliyor. Üçüncü ülkede yeniden yerleştirme süreçlerindeki gecikmeler ve süresi dolan vizeler onları yasal açıdan daha da savunmasız kıldığı için karşılaştıkları taciz ve tehditler de artıyor.

Kaotik bir süreç

Taliban eliyle zulme uğrama tehlikesi altında olan Afganlara özel yerleştirme programları sunan ABD, Kanada, Birleşik Krallık ve Almanya gibi ülkelerin şu an Afganistan’da diplomatik temsilcilikleri bulunmuyor ve Afganistan içinde vize vermiyorlar.

Öte yandan, Pakistan’da vize verme hâlâ çok karmaşık bir işlem ve aylarca bekleten uzun bir süreç. Örneğin, Ekim 2022’de Almanya, her ay Almanya’ya bin Afgan getirmek üzere, zulüm riski altında olan Afganlar için bir insani kabul programı başlattı. Medya kaynaklarına göre Haziran 2023 itibariyle bu programla hiç kimse Almanya’ya getirilmiş değil ve Almanya yetkilileri tarafından vize işlemleri için Pakistan’a gitmeleri söylenen Afganlar hâlâ Pakistan’da.

Sığınma talep eden Afganların, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nden (BMMYK) kayıt belgesi almak istediklerinde de uzun bir süreçten geçmesi gerekiyor. Pakistan hükümetinin uzun süren vize yenileme işlemleriyle bir arada düşünüldüğünde tüm bu gecikmeler, polisin Afgan mültecileri taciz etmesinin ve diğer yetkililerin onlardan para sızdırmasının önünü açıyor. Sind, Karaçi, Peşaver ve Ketta gibi pek çok şehirde bu tür vakalar bildiriliyor.

Uluslararası Af Örgütü’ne konuşan Afganlar, yasal statülerinin belirsizliği nedeniyle karşılaştıkları zorlukları kamuya açık olarak anlatamadıklarını ve bu açıdan ifade özgürlüğü haklarının ciddi ölçüde kısıtlandığını söyledi. Hem Afganistan’da hem de Pakistan’da ayrımcılığa maruz kalan kadınların ve kız çocukların durumu daha da vahim.

‘Rüşvet ödememiz gerekiyor’

Yasal statülerini kanıtlayan belgeleri olmayan Afganlar kayıtlı işlerde çalışamıyor ve çoğunlukla düşük ücretli işlerde çalışmaya zorlanarak sömürüye açık hale geliyor. Kayıt belgesi veya vize olmadan SIM kart almak veya banka hesabı açmak da zor olduğundan yakınlarından para alamıyorlar. Ayrıca, ev sahipleri de Afgan mültecilerin düzenli statülerini gösteren belgeleri olmamasından yararlanıyor.

Hüseyin, kayıt belgesine atıfla, “Belgen yoksa yasal olarak konut kiralayamazsın, o yüzden aracılara rüşvet ödememiz gerekiyor” dedi.

Son zamanlarda gelenlerin çoğu vizelerini yeniletmek için Afganistan/Pakistan sınırına gitmek zorunda ve bu hem maliyetli hem de tehlikeli bir yolculuk olabiliyor. Görüşülen iki kişi sınır muhafızlarının, geçerli vizeleri olsa bile sınırı geçmelerine izin vermeden önce onlardan rüşvet istediğini belirtti.

Pakistan yetkilileri, ülkedeki Afganları geçerli belgeleri olduğunda bile alıkoymak için genellikle 1946 Yabancılar Kanunu’nu kullanıyor. Yakın zamanda gözaltına alınan Afgan mülteciler, Pakistan’daki insan hakları gruplarıyla iletişim kurmalarına rağmen polis nezaretinde kendilerine hiçbir yasal koruma sağlanmadığını bildirdi. İlaveten, bazı okullar yasal statüleriyle ilgili belirsizlikleri öne sürerek Afgan çocukları kaydetmeyi reddettiği için Afganlar çoğu zaman çocukları için eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimde de zorluk çekiyor. Kadınlar ve kız çocuklar için Pakistan’da okula kaydolmak, toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık nedeniyle bilhassa zor.

Bürokratik engeller

BMMYK sığınma talep eden Afganları kaydetmekle, onlara Kayıt Belgesi vermekle ve mülteci olup olmadıklarını saptamakla yükümlü. BMMYK bu kayıt süreci için Society for Human Rights and Prisoners’ Aid (İnsan Hakları ve Mahpuslara Yardım Cemiyeti – SHARP) ile sözleşme yaptı; fakat Uluslararası Af Örgütü’nün bildirdiğine göre; örgütün görüştüğü kişiler, bir mülakat planlamak istediklerinde SHARP ofislerinde uzun süre bekletildiklerini, telefonla aradıklarında lakayt yanıtlar aldıklarını ve bu durumun yeni gelen Afganların hızlı bir biçimde yasal belgeleri edinmesini neredeyse olanaksız kıldığını söyledi.

Uluslararası Af Örgütü’ne konuşan bir diğer sığınmacı olan Ahmet Kasım 2021’de kayıt belgesi almak için Pakistan’daki BMMYK ofisini aradı. Ağustos 2022’de biyometrik bilgilerini vermesi istendi ancak aradan 10 ay geçtiği halde resmi kayıt belgesini hâlâ alabilmiş değil. Önceki Afgan hükümetinde veya sivil toplumda çalışmış olan ve şu an Pakistan’da bulunan Ahmet, Hüseyin ve diğer Afgan mültecilerin Afganistan’a dönmeleri imkansız.

‘Sığınma talep eden Afganlar önce Taliban sonra da meşakkatli süreçlerle cezalandırıldı’

“Sığınma talep eden Afganlar önce Taliban tarafından cezalandırıldı, şimdi de meşakkatli kayıt, sığınma ve vize süreçleriyle cezalandırılıyor. Uluslararası toplum, başta verilen sözlerin aksine, Afganistan’da zulümden kaçan insanlara yeterli koruma sağlamıyor. Afganların acilen daha fazla desteğe ihtiyacı var” diyen Dinushika Dissanayake sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Uluslararası Af Örgütü BMMYK’yı, Pakistan’da sığınma talep eden Afganların kayıt ve başvuru inceleme süreçlerini hızlandırmaya; Pakistan hükümetini, Afgan mültecilere yönelik keyfi gözaltı ve tacizlere son vermeye ve yurt dışındaki Afganlara yeniden yerleştirme olanağı sunan üçüncü ülkelere vize verme işlemlerini hızlandırmaya çağırmaktadır.”

Öte yandan BMMYK, Taliban’ın iktidarı ele geçirmesinin ardından Afganistan’daki zulüm riski nedeniyle ülkeleri dışında bulunan Afganlar için geri dönmeme uyarısı yayımladı. BMMYK verilerine göre Pakistan’da, ekonomik ve siyasi sebeplerle Afganistan’dan kaçan 3,7 milyon Afgan yaşıyor. Bunların yalnızca 1,4 milyonu resmen kayıtlı.

Uluslararası Af Örgütü 15 Aralık 2022’de Pakistan İslam Cumhuriyeti hükümetine Afgan sığınmacı ve mültecilerin durumuna ilişkin kaygılarını bildirdi.

Karne törenindeki gökkuşağı nedeniyle açığa alınan öğretmen için imza kampanyası

Karne dağıtım töreni sırasında okul bahçesine kurulan süslemelerdeki gökkuşağı nedeniyle hedef gösterilen Sarıyer Emirgan İlkokulu Müdürü Emine Kızıldağ’ın görevine yeniden getirilmesi için imza kampanyası başlatıldı. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin eski Başkanı Melih Gökçek de Emine Öğretmen’i sosyal medyada hedef göstermişti.

“Haksız yere açığa alınan Emine Öğretmen görevine dönsün” talebiyle açılan kampanyaya şu ana kadar yaklaşık bin beş yüz imza atıldı. Orhan Özdemir tarafından açılan kampanyanın açıklama metninde ise şu ifadelere yer verildi:

“Öğretmenimiz bir iftira yüzünden görevinden alındı! 16 Haziran’da Sarıyer Emirgan İlkokulu’nda karne dağıtım töreni sırasında okul bahçesine kurulan ve önünde fotoğraflar çekilen süslemelerdeki renklerin LGBT’yi çağrıştırdığını iddia ederek sosyal medyada bir fotoğraf paylaşıldı ve fotoğraftaki öğretmen hedef gösterildi. Bunun üzerine fotoğrafta yer alan okulun müdiresi Emine Hanım, görevden alındı. Gökkuşağı ne zaman suç oldu? Renkler ne zaman yasaklandı? Emine öğretmen herkesin sevdiği, tanıdığı ve asla bu suçlamalarla işi olmayan bir eğitimci. Haksız yere linç edilen ve görevinden alınan Emine Öğretmen için adalet istiyoruz! Hocamızın yanındayız.”

İmza kampanyasına katılmak için buradan imza atabilirsiniz.

Gökçek, Emine Öğretmen’i şu sözlerle hedef göstermişti:

Türkiye’de hakim iktidar partileri tarafından sürekli dile getirilen LGBTİ+’lara yönelik nefret söylemleri dolayısıyla LGBTİ+ bayraklarında yer alan gökkuşağı dahi bir suç unsuru haline getirildi.

Son dönemde Onur Yürüyüşleri’nde yüzlerce insan gözaltına alınırken 18 Haziran’da gerçekleştirilen 9. Trans Onur Yürüyüşü’nde aktivistler kilometrelerce mesafe boyunca polis tarafından takip edildi ve işkenceyle gözaltına alındı. LGBTİ+ derneklerine yönelik ise sürekli bir kapatılma tehdidi söz konusu.

Salihli’de SANKO’nun ÇED’de gösterilmeyen JES kuyuları hakkında suç duyurusu: Bu hukuksuzluktur!

SANKO A.Ş’nin Salihli’de açmak istediği 17 jeotermal enerji santrali (JES) kuyusuna verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu’na eklenmeyen iki adet JES kuyusu için Salihli Çevre Derneği adına Avukat Yıldıray Çıvgın tarafından suç duyurusunda bulunuldu.

SANKO şirketi ve Manisa İl Çevre Müdürlüğü hakkında çevreyi kasten kirletme ve kamu görevini ihmal suçlarından Salihli Cumhuriyet Başsavcılığı‘na suç duyurusu yapıldı.

‘Bu hukuksuzluktur’

Suç duyurusunun akabinde basın açıklamasında bulunan Avukat Çıvgın, “Bilindiği gibi Sanko A.Ş’nin Salihli’de açmak istediği 17 adet JES kuyusunu İdare Mahkemesi’ne taşımıştık. Bu kuyularla ilgili verilen ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararının iptali için kararı açmıştık” diyerek şirkete faaliyetlere nasıl devam ettiklerini sorduklarında şu yanıtı aldıklarını söyledi:

“Herhangi bir ilan yapılmadan herhangi bir ÇED sürecinden geçirmeden Çevre İl Müdürlüğü’nün ‘olur’ yazısıyla yaptıklarını söylediler. Bu hukuksuzluktur. Halkı tanımamaktır, mahkemeleri tanımamaktır.”

Ne olmuştu?

SANKO A.Ş. şirketinin Salihli’de açmak istediği 17 adet jeotermal santral (JES) kuyusu için Valilik tarafından verilen ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir’ kararına karşı vatandaşlarca ve Salihli Çevre Derneği’nce iptal davası açılmıştı.

İptal davasında 12 Haziran 2023 tarihinde mahkeme heyeti ve bilirkişilerce keşif yapılmıştı.

ÇED Raporu’nda bulunmayan iki farklı yerde çoktan JES kuyusu çalışması başladığı görülmüştü.

Yapılan keşif sırasında, raporda bulunan iki kuyunun yerinin değiştirildiği, bu yer değişikliğinin ÇED raporunda ve mahkemeye sunulan belgeler arasında bulunmadığı ve ayrıca değişikliğe ilişkin resmi makamlarca herhangi bir ilanın yapılmadığı tespit edilmişti.

Bu iki noktada SANKO şirketi tarafından JES kuyusu çalışmalarının başladığı, kuyuların açıldığı da tespit edilmişti.

Davacı vatandaşların ve Salihli Çevre Derneği’nin avukatı Yıldıray Çıvgın şunları söylemişti:

“Keşfe gittiğimizde, davamıza konu edilen raporda hiçbir şekilde bulunan iki yerde yeni kuyu çalışması yapıldığını öğrendik. Bu iki yeni yer için hiçbir şekilde ilan yapılmadığı gibi mahkeme heyeti de keşiften önce bu yerler hakkında bilgilendirilmemiş. Üstelik ÇED raporuna konu edilen yerlerde kuyu çalışmalarına başlanmamışken, mahkemeye ve vatandaşlara bildirilmeyen yeni iki yerde kuyu çalışmaları çoktan başlamış. Bunun nasıl yapıldığını sorduğumuzda Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünden olur alarak yaptıklarını bildirdiler. Bu, kabul edilebilir bir durum değildir. Bu şekilde hem halkın dava açma hakkını fiilen engelledikleri gibi, doğaya zararı bulunan faaliyetlerinin mahkemece denetimini de engellemektedirler. Bu, bölge halkını ve mahkemeyi yok saymaktadır. Bu duruma ilişkin gerekli tüm yasal yollara başvuracağız. Davamızı ve Salihli’nin güzide doğasını korumak için mücadeleye devam edeceğiz.”